Hitit University
Anabilim Dalı

Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Hitit University

5

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

5 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

DEAŞ ve PKK/KCK'nın 2015-2020 yılları arasında Türkiye'ye yönelik algı yönetimi faaliyetlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Terörizm kavramı korku, ideoloji, strateji ve güç kullanımı gibi olgular ekseninde geniş bir tanım yelpazesine sahiptir. Terörizm ve insanlığın terör algısı tarih boyunca çeşitli değişimler ve dönüşümler geçirmiştir. Terör ve terörizm kavramlarında yaşanan tanım çeşitliliği terör örgütlerinin küresel ölçekte faaliyet yürütmelerine zemin hazırlamış ve terörizmin etki alanının sınırlandırılması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Terör örgütlerinin yapıları, farklı ideolojileri benimsemiş olmalarına rağmen genel anlamda benzerlik göstermektedir. Tarihsel süreç içerisinde terör örgütlerinin ideoloji ve yapılarının yanı sıra motif olarak kullandıkları yöntemler de oldukça benzerlik göstermektedir. Çeşitli ideolojik ve siyasal nedenlerle eylemlerini faaliyete geçiren terör örgütleri algı yönetimi faaliyetlerini propaganda aracılığıyla yürütmektedirler. Türkiye kuruluşundan itibaren terörizm tehdidine maruz kalmıştır. Jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle her dönem farklı amaçlarla varlığını sürdüren terörizm tehdidine karşı önlemler alarak güvenlik politikalarını şekillendirmektedir. Terör örgütlerinin uygulamış olduğu algı yönetimi faaliyetleriyle taraftar toplamak ve aynı zamanda kendilerini kamuoyu huzurunda meşru göstermek amaçlanmaktadır. Bu çalışmada terörizm, algı yönetimi ve propaganda kavramları detaylı olarak ele alınmış ve terörizmin tarihsel arka planı araştırılmıştır. Çalışma boyunca terör örgütlerinin yapısı incelenerek PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin 2015-2020 yılları arasında Türkiye üzerinde gerçekleştirdikleri propaganda faaliyetleri açıklanmıştır. Bu kapsamda terör örgütlerinin propaganda faaliyetlerine karşı Türkiye'nin terörle mücadele yöntemleri incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, 2015-2020 yılları arasında PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin Türkiye'ye yönelik algı yönetimi faaliyetlerinin analizini incelemek ve karşılaştırmaktadır. Çalışmanın önemini ise PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin fiziksel saldırılarının yanı sıra algı yönetimi faaliyetlerini kullanması sonucunda Türkiye üzerinde bırakılan etkileri ortaya koymak ve Türkiye'nin mücadelesinin ortaya koyulması oluşturmaktadır. Sonuç olarak terör eylemlerinin tamamlayıcısı olarak gerçekleştirilen propaganda faaliyetlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılacaktır.

Algı yönetimiIŞİDKCK+6
Çağrı Buğra Çoban
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir barış çerçevesinde BM barış koruma güçlerinin yapısal ve fonksiyonel dönüşümü

Uluslararası İlişkiler disiplini, 20. Yüzyılın başlarında temel olarak savaş ve barış kavramları üzerine kurulmuş bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıç yıllarında disiplinin temel amacı, Birinci Dünya Savaşı'na neden olan devletlerarası uyuşmazlıkların ve sorunların barış çerçevesinde çözüme kavuşturulması için yol haritasının belirlenmesi olmuştur. Ancak ortaya konulan çabalar İkinci Dünya Savaşı'na engel olamamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ise uluslararası barış ve güvenliğin temini için Birleşmiş Milletler hayata geçirilmiştir. BM, kuruluşundan itibaren uluslararası düzeni oluşturan birey, toplum, grup ve devletler arasında ortaya çıkan uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden uyuşmazlıkların tarafı olmaktadır. BM taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümü için BM Antlaşması'nda yer alan barışçıl ve müdahaleci yöntemleri kullanmaktadır. Müdahaleci yöntemlerden en çok başvurduğu yöntem ise doğrudan BM Antlaşmasında lafzı geçmeyen barış koruma operasyonlarıdır. 1948 yılından günümüze kadar uluslararası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için pek çok barış koruma operasyonu icra edilmiştir. İcra edilen barış koruma operasyonları farklı unsur ve görevlerle icra edilmektedir. Barış koruma operasyonlarının farklı unsur ve görevlerle icra edilmesinin birden çok nedeni olmasına rağmen bu nedenlerin başında BM gündemine sürdürülebilir barış kavramının alınması yer almaktadır. Sürdürülebilir barış kavramı devam eden barış operasyonlarını ve yeni başlatılacak barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümüne neden olmuştur. Bu bağlamda bu çalışmanın konusu ve temel amacı sürdürülebilir barış çerçevesinde barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümünün ortaya konulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. İlk bölümde barış kavramının kavramsal ve kuramsal altyapısı irdelenerek sürdürebilir barış kavramının tanımı ortaya konulmaktadır. Müteakiben BM barış koruma operasyonlarının oluşturulma süreci, yetkileri, görevleri ve yapısı ele alınarak barış koruma operasyonları çok yönlü irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise BM'nin barış koruma operasyonu icra ettiği Kıbrıs, Haiti ve Mali uyuşmazlıkları üzerinden BM barış koruma güçlerinin sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal dönüşümü incelenmektedir. Üçüncü bölümde irdelenen barış operasyonlarında askeri unsurların yanında polis ve sivil unsurların da görevlendirildiği, asker sayılarının azaldığı, barış koruma güçlerine sosyo-ekonomik düzenin tesis edilmesi, demokrasinin yayılması, gençlere yönelik faaliyetlerin yapılması gibi görevlerin verildiği tespit edilmiştir. Yine barış operasyonlarında geleneksel barış anlayışından farklı olarak sadece silahlı çatışma boyutu için adımların atılmadığı, sürdürülebilir barış anlayışının tesis edilmesi maksadıyla çatışmaya neden olan kültürel, yapısal, ekonomik ve sosyal nedenlerin çözümü için de görevler yüklenmiştir. Bu tespitler doğrultusunda çalışmada barış operasyonlarının sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal olarak dönüşüm geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

BarışBarış gücüBirleşmiş Milletler+2
Uğur Gürsoy
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ilişkiler bağlamında siber güvenliğin İnsansız Hava Aracı (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) üzerinden değerlendirilmesi

Uluslararası ilişkilerde var olan güç mücadelesi, 21 yy. ile fiziksel sınırları aşarak siber boyuta taşınmıştır. Siber uzayda bu alanlardan biridir. Fiziksel bir sınırın olmadığı küresel bir alandır. Siber alanda amaçlar doğrultusunda farklı aktörler bulunmaktadır. Aktörler tek başlarına bile siber alanda kendilerine yer edinebilirken, devlet ve devlet dışı aktörler tarafından da kullanılmaktadır. Kişi, kurum ve kuruluşlar gibi birçok aktör bulunmaktadır. Bu alanda aktör fazlalığının çok olması güvensizlik ortamını arttırmış ve etki alanını genişletmiştir. Devletler bu yüzden ulusal güvenliğin sağlanması konusunda ciddi önlemler almalıdır. Siber alan ile oluşan evrensel tehdit algısı artık devlet sınırlarının ötesindedir. Bu tehditi devletler ancak iş birliği yaparak çözebilir. Çünkü, uluslararası ilişkilerde tek bir güç olabileceği fikri gerçekliğe aykırıdır. Bilişim sistemlerinin gelişmesiyle birlikte siber alan aktif kullanılmaya başlanmıştır. Aktif kullanılmasından dolayı siber alanda devletler güvenliklerini sağlamak için kendini tehdit unsurlarına karşı güçlendirmişlerdir. Devletler güvenlikleri için kendi yerli ağ bağlantılarını güvence altına almış, siber alan konusunda uzmanlaşmış kişiler veya kurumları ile iş birliği içerisinde olmuştur. Tehdit unsurlarının teknolojinin gelişmesiyle zaman içinde farklılaşmış ve artışlar olmuştur. Bu tehdit unsurların farklılaşmasına karşı yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip eden devletler diğer devletlere karşı yarış içerisinde olmayı başarabilmişlerdir. Özellikle; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, İsrail, İran, Çin, Japonya, Birleşik Krallık, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde bu alanda çalışmalar yapmaktadırlar. Bu siber saldırılara karşı Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi gibi kuruluşlarda siber alan ve tehditler konusunda gelişme içerisindedirler. Uluslararası ilişkilerde devletlerin barış algısını etkileyen siber saldırlar, güvenlik açısından istenmeyen ve dönüşü olmayan sorunlar yaratmaktadır. Çünkü devletler siber alanda kendilerine güç katarken, teknolojide yeniliği benimsemeyen, kendilerini siber alanda geliştirmeyen devletler siyasi ve askeri alanda güç kaybedilmesine neden olacaktır. İnsansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) gibi teknolojilerin önemi dijitalleşme ile birlikte devletler için artmıştır. Burada kullanılan teknolojiler ile düşman birliklerin izlenebilmesi, anlık müdahale gibi süreçlerin yapılabilmesi, günümüz savaş sistemlerin eskiye göre artık daha otonom olduğunun göstergesidir. İHA ve SİHA teknolojileri ise bu alanda son zamanların en dikkat çekici teknolojik gelişmeleri arasındadır. Bu gelişmeler sayesinde siber alanda yaşanılacak herhangi bir durumda İHA ve SİHA gibi araçlara sahip devletler, saldırının türüne göre bu araçların kullanılmasını sağlayabileceklerdir. Bu tez çalışmasında, uluslararası ilişkiler bağlamında siber alan, siber güvenlik ve tehdit unsurlarının kavramsal anlatımlarının yanı sıra yeni nesil bilişim teknolojilerden, İHA ve SİHA' nın devletler için anlam ve önemini anlatılmaya çalışılmıştır. Bu gibi yeni nesil savunma sistemlerinin uluslararası alandaki dönüşümüne ve gelecekteki katkısına değinilmiştir.

GüvenlikSiber güvenlikSiber saldırı+7
Çağrı Gürboğa
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsansız hava araçlarının Türkiye'nin güvenlik konseptinin belirlenmesindeki etkileri

Bu çalışma, yeni yüzyılın gelişen askeri teknoloji ürünlerinden birisi olan silahlı ve silahsız insansız hava araçlarının (SİHA ve İHA), zaman içerisinde konvansiyonel silahların yerini almaya başlamasıyla birlikte gelinen noktada önemini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Bu amacın belirlenmesinde Türkiye'nin ve üçüncü taraf ülkelerin gerçekleştirdiği operasyonlar kapsamında S/İHA'ların terörle mücadelede, Suriye Operasyonlarında (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekatları), Akdeniz ve Ege Denizi'nde, Libya İç Savaşı'nda, II. Karabağ Savaşı'nda ve Ukrayna Savaşı'ndaki kullanımları ile birlikte genel kabule göre elde ettikleri başarılı sonuçlar etkili olmuştur. Bu bağlamda tezin araştırma konusu, Türkiye'nin güvenlik konseptinin Neorealizmin güç ve güvenliğe bakış açısıyla incelenmesidir. Belirlenen ihtiyacın giderilmesi adına nasıl bir süreç izlenildiği ve bu sürecin sonunda geliştirilen S/İHA'ların, yeni güvenlik konsepti kapsamında hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığı ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Buna göre, Türkiye'nin yeni yüzyıl ile birlikte güvenliğini sağlamak adına geliştirdiği askeri teknolojinin dış politikasına da etki ettiği iddia edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi olarak çok sayıda çatışma noktasında bulunması nedeniyle güç ve güvenlik temelinde askeri kapasitesini üst düzeyde tutma zorunluluğu bulunmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan inceleme neticesinde Türkiye'nin öncelikle askeri kapasite artırımı için S/İHA gibi teknolojik askeri araçları, müttefikleri aracılığıyla temin etmek istediği tespit edilmiştir. Ancak bu ihtiyaç Türkiye'nin müttefikleri tarafından çeşitli askeri, politik ve ekonomik nedenlerden dolayı giderilememiştir. Bu nedenle kendi iç kaynakları ile bu ihtiyacı karşılamak zorunda kalmış ve başarılı sonuçlar elde etmiştir. Nihayetinde, Türkiye'nin kendi imkanları ile başta S/İHA tekonolojisi olmak üzere askeri kapasite artırımını sağlaması, güvenlik konseptinde anlamlı bir değişime yol açmış ve yeni konseptin ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilebileceği bu çalışma kapsamında elde edilen temel bulgu olmuştur.

GüvenlikGüçKonsept belirleme+4
Fatih Alper Turan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)

Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriDış politikaNeo-klasik realist+6
Mehmet Alperen Önal
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00