Hitit University
Discipline

Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Hitit University

12

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

12 Theses
Master'sOpen AccessTR

DEAŞ ve PKK/KCK'nın 2015-2020 yılları arasında Türkiye'ye yönelik algı yönetimi faaliyetlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Terörizm kavramı korku, ideoloji, strateji ve güç kullanımı gibi olgular ekseninde geniş bir tanım yelpazesine sahiptir. Terörizm ve insanlığın terör algısı tarih boyunca çeşitli değişimler ve dönüşümler geçirmiştir. Terör ve terörizm kavramlarında yaşanan tanım çeşitliliği terör örgütlerinin küresel ölçekte faaliyet yürütmelerine zemin hazırlamış ve terörizmin etki alanının sınırlandırılması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Terör örgütlerinin yapıları, farklı ideolojileri benimsemiş olmalarına rağmen genel anlamda benzerlik göstermektedir. Tarihsel süreç içerisinde terör örgütlerinin ideoloji ve yapılarının yanı sıra motif olarak kullandıkları yöntemler de oldukça benzerlik göstermektedir. Çeşitli ideolojik ve siyasal nedenlerle eylemlerini faaliyete geçiren terör örgütleri algı yönetimi faaliyetlerini propaganda aracılığıyla yürütmektedirler. Türkiye kuruluşundan itibaren terörizm tehdidine maruz kalmıştır. Jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle her dönem farklı amaçlarla varlığını sürdüren terörizm tehdidine karşı önlemler alarak güvenlik politikalarını şekillendirmektedir. Terör örgütlerinin uygulamış olduğu algı yönetimi faaliyetleriyle taraftar toplamak ve aynı zamanda kendilerini kamuoyu huzurunda meşru göstermek amaçlanmaktadır. Bu çalışmada terörizm, algı yönetimi ve propaganda kavramları detaylı olarak ele alınmış ve terörizmin tarihsel arka planı araştırılmıştır. Çalışma boyunca terör örgütlerinin yapısı incelenerek PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin 2015-2020 yılları arasında Türkiye üzerinde gerçekleştirdikleri propaganda faaliyetleri açıklanmıştır. Bu kapsamda terör örgütlerinin propaganda faaliyetlerine karşı Türkiye'nin terörle mücadele yöntemleri incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, 2015-2020 yılları arasında PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin Türkiye'ye yönelik algı yönetimi faaliyetlerinin analizini incelemek ve karşılaştırmaktadır. Çalışmanın önemini ise PKK/KCK ve DEAŞ terör örgütlerinin fiziksel saldırılarının yanı sıra algı yönetimi faaliyetlerini kullanması sonucunda Türkiye üzerinde bırakılan etkileri ortaya koymak ve Türkiye'nin mücadelesinin ortaya koyulması oluşturmaktadır. Sonuç olarak terör eylemlerinin tamamlayıcısı olarak gerçekleştirilen propaganda faaliyetlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılacaktır.

Algı yönetimiIŞİDKCK+6
Çağrı Buğra Çoban
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir barış çerçevesinde BM barış koruma güçlerinin yapısal ve fonksiyonel dönüşümü

Uluslararası İlişkiler disiplini, 20. Yüzyılın başlarında temel olarak savaş ve barış kavramları üzerine kurulmuş bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıç yıllarında disiplinin temel amacı, Birinci Dünya Savaşı'na neden olan devletlerarası uyuşmazlıkların ve sorunların barış çerçevesinde çözüme kavuşturulması için yol haritasının belirlenmesi olmuştur. Ancak ortaya konulan çabalar İkinci Dünya Savaşı'na engel olamamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ise uluslararası barış ve güvenliğin temini için Birleşmiş Milletler hayata geçirilmiştir. BM, kuruluşundan itibaren uluslararası düzeni oluşturan birey, toplum, grup ve devletler arasında ortaya çıkan uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden uyuşmazlıkların tarafı olmaktadır. BM taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümü için BM Antlaşması'nda yer alan barışçıl ve müdahaleci yöntemleri kullanmaktadır. Müdahaleci yöntemlerden en çok başvurduğu yöntem ise doğrudan BM Antlaşmasında lafzı geçmeyen barış koruma operasyonlarıdır. 1948 yılından günümüze kadar uluslararası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için pek çok barış koruma operasyonu icra edilmiştir. İcra edilen barış koruma operasyonları farklı unsur ve görevlerle icra edilmektedir. Barış koruma operasyonlarının farklı unsur ve görevlerle icra edilmesinin birden çok nedeni olmasına rağmen bu nedenlerin başında BM gündemine sürdürülebilir barış kavramının alınması yer almaktadır. Sürdürülebilir barış kavramı devam eden barış operasyonlarını ve yeni başlatılacak barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümüne neden olmuştur. Bu bağlamda bu çalışmanın konusu ve temel amacı sürdürülebilir barış çerçevesinde barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümünün ortaya konulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. İlk bölümde barış kavramının kavramsal ve kuramsal altyapısı irdelenerek sürdürebilir barış kavramının tanımı ortaya konulmaktadır. Müteakiben BM barış koruma operasyonlarının oluşturulma süreci, yetkileri, görevleri ve yapısı ele alınarak barış koruma operasyonları çok yönlü irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise BM'nin barış koruma operasyonu icra ettiği Kıbrıs, Haiti ve Mali uyuşmazlıkları üzerinden BM barış koruma güçlerinin sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal dönüşümü incelenmektedir. Üçüncü bölümde irdelenen barış operasyonlarında askeri unsurların yanında polis ve sivil unsurların da görevlendirildiği, asker sayılarının azaldığı, barış koruma güçlerine sosyo-ekonomik düzenin tesis edilmesi, demokrasinin yayılması, gençlere yönelik faaliyetlerin yapılması gibi görevlerin verildiği tespit edilmiştir. Yine barış operasyonlarında geleneksel barış anlayışından farklı olarak sadece silahlı çatışma boyutu için adımların atılmadığı, sürdürülebilir barış anlayışının tesis edilmesi maksadıyla çatışmaya neden olan kültürel, yapısal, ekonomik ve sosyal nedenlerin çözümü için de görevler yüklenmiştir. Bu tespitler doğrultusunda çalışmada barış operasyonlarının sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal olarak dönüşüm geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

BarışBarış gücüBirleşmiş Milletler+2
Uğur Gürsoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkiler bağlamında siber güvenliğin İnsansız Hava Aracı (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) üzerinden değerlendirilmesi

Uluslararası ilişkilerde var olan güç mücadelesi, 21 yy. ile fiziksel sınırları aşarak siber boyuta taşınmıştır. Siber uzayda bu alanlardan biridir. Fiziksel bir sınırın olmadığı küresel bir alandır. Siber alanda amaçlar doğrultusunda farklı aktörler bulunmaktadır. Aktörler tek başlarına bile siber alanda kendilerine yer edinebilirken, devlet ve devlet dışı aktörler tarafından da kullanılmaktadır. Kişi, kurum ve kuruluşlar gibi birçok aktör bulunmaktadır. Bu alanda aktör fazlalığının çok olması güvensizlik ortamını arttırmış ve etki alanını genişletmiştir. Devletler bu yüzden ulusal güvenliğin sağlanması konusunda ciddi önlemler almalıdır. Siber alan ile oluşan evrensel tehdit algısı artık devlet sınırlarının ötesindedir. Bu tehditi devletler ancak iş birliği yaparak çözebilir. Çünkü, uluslararası ilişkilerde tek bir güç olabileceği fikri gerçekliğe aykırıdır. Bilişim sistemlerinin gelişmesiyle birlikte siber alan aktif kullanılmaya başlanmıştır. Aktif kullanılmasından dolayı siber alanda devletler güvenliklerini sağlamak için kendini tehdit unsurlarına karşı güçlendirmişlerdir. Devletler güvenlikleri için kendi yerli ağ bağlantılarını güvence altına almış, siber alan konusunda uzmanlaşmış kişiler veya kurumları ile iş birliği içerisinde olmuştur. Tehdit unsurlarının teknolojinin gelişmesiyle zaman içinde farklılaşmış ve artışlar olmuştur. Bu tehdit unsurların farklılaşmasına karşı yenilikleri ve teknolojiyi yakından takip eden devletler diğer devletlere karşı yarış içerisinde olmayı başarabilmişlerdir. Özellikle; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, İsrail, İran, Çin, Japonya, Birleşik Krallık, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde bu alanda çalışmalar yapmaktadırlar. Bu siber saldırılara karşı Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO), Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi gibi kuruluşlarda siber alan ve tehditler konusunda gelişme içerisindedirler. Uluslararası ilişkilerde devletlerin barış algısını etkileyen siber saldırlar, güvenlik açısından istenmeyen ve dönüşü olmayan sorunlar yaratmaktadır. Çünkü devletler siber alanda kendilerine güç katarken, teknolojide yeniliği benimsemeyen, kendilerini siber alanda geliştirmeyen devletler siyasi ve askeri alanda güç kaybedilmesine neden olacaktır. İnsansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) gibi teknolojilerin önemi dijitalleşme ile birlikte devletler için artmıştır. Burada kullanılan teknolojiler ile düşman birliklerin izlenebilmesi, anlık müdahale gibi süreçlerin yapılabilmesi, günümüz savaş sistemlerin eskiye göre artık daha otonom olduğunun göstergesidir. İHA ve SİHA teknolojileri ise bu alanda son zamanların en dikkat çekici teknolojik gelişmeleri arasındadır. Bu gelişmeler sayesinde siber alanda yaşanılacak herhangi bir durumda İHA ve SİHA gibi araçlara sahip devletler, saldırının türüne göre bu araçların kullanılmasını sağlayabileceklerdir. Bu tez çalışmasında, uluslararası ilişkiler bağlamında siber alan, siber güvenlik ve tehdit unsurlarının kavramsal anlatımlarının yanı sıra yeni nesil bilişim teknolojilerden, İHA ve SİHA' nın devletler için anlam ve önemini anlatılmaya çalışılmıştır. Bu gibi yeni nesil savunma sistemlerinin uluslararası alandaki dönüşümüne ve gelecekteki katkısına değinilmiştir.

GüvenlikSiber güvenlikSiber saldırı+7
Çağrı Gürboğa
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arabuluculuğun zamanlaması: Suriye iç savaşı'nda karşılıklı zarar veren çıkmaz ve ötesi

Bu çalışmanın amacı, Suriye İç Savaşı'nı, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz teorileri bağlamında ele almaktır. Söz konusu teoriler, literatürde uzun süren iç savaşları açıklamak için kullanılmaktadır. Bu tez, teorik nosyonları Suriye İç Savaşı ile test ederek bir vaka çalışması sunmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz kavramlarının teorik çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde, Suriye İç Savaşı tarihsel bağlamda incelenmiş ve güncel durum aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, barış adına yapılan girişimler ve görüşmeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş, teoriler bağlamında ele alınmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çatışmanın, tarafları karşılıklı olarak acı veren bir çıkmaza sürükleyerek olgun bir ana ulaştığı görülmektedir. Çalışma, bu sonucu teorik nosyonlar ile ispatlamıştır. Literatürde Suriye İç Savaşı barış çalışmaları kapsamında ele alınsa da, söz konusu teoriler ile alakalı bir vaka çalışması bulunmamaktadır. Çalışma, literatürdeki bu açığı azaltmayı ummaktadır.

ArabuluculukBarışKarşılıklı acı veren çıkmaz+3
Oğuzhan Aksoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnsansız hava araçlarının Türkiye'nin güvenlik konseptinin belirlenmesindeki etkileri

Bu çalışma, yeni yüzyılın gelişen askeri teknoloji ürünlerinden birisi olan silahlı ve silahsız insansız hava araçlarının (SİHA ve İHA), zaman içerisinde konvansiyonel silahların yerini almaya başlamasıyla birlikte gelinen noktada önemini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Bu amacın belirlenmesinde Türkiye'nin ve üçüncü taraf ülkelerin gerçekleştirdiği operasyonlar kapsamında S/İHA'ların terörle mücadelede, Suriye Operasyonlarında (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekatları), Akdeniz ve Ege Denizi'nde, Libya İç Savaşı'nda, II. Karabağ Savaşı'nda ve Ukrayna Savaşı'ndaki kullanımları ile birlikte genel kabule göre elde ettikleri başarılı sonuçlar etkili olmuştur. Bu bağlamda tezin araştırma konusu, Türkiye'nin güvenlik konseptinin Neorealizmin güç ve güvenliğe bakış açısıyla incelenmesidir. Belirlenen ihtiyacın giderilmesi adına nasıl bir süreç izlenildiği ve bu sürecin sonunda geliştirilen S/İHA'ların, yeni güvenlik konsepti kapsamında hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığı ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Buna göre, Türkiye'nin yeni yüzyıl ile birlikte güvenliğini sağlamak adına geliştirdiği askeri teknolojinin dış politikasına da etki ettiği iddia edilmektedir. Türkiye'nin coğrafi olarak çok sayıda çatışma noktasında bulunması nedeniyle güç ve güvenlik temelinde askeri kapasitesini üst düzeyde tutma zorunluluğu bulunmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan inceleme neticesinde Türkiye'nin öncelikle askeri kapasite artırımı için S/İHA gibi teknolojik askeri araçları, müttefikleri aracılığıyla temin etmek istediği tespit edilmiştir. Ancak bu ihtiyaç Türkiye'nin müttefikleri tarafından çeşitli askeri, politik ve ekonomik nedenlerden dolayı giderilememiştir. Bu nedenle kendi iç kaynakları ile bu ihtiyacı karşılamak zorunda kalmış ve başarılı sonuçlar elde etmiştir. Nihayetinde, Türkiye'nin kendi imkanları ile başta S/İHA tekonolojisi olmak üzere askeri kapasite artırımını sağlaması, güvenlik konseptinde anlamlı bir değişime yol açmış ve yeni konseptin ofansif neorealist bakış açısıyla değerlendirilebileceği bu çalışma kapsamında elde edilen temel bulgu olmuştur.

GüvenlikGüçKonsept belirleme+4
Fatih Alper Turan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)

Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriDış politikaNeo-klasik realist+6
Mehmet Alperen Önal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dış politikasının Türkiye ile patron-bağımlı devlet ilişkileri çerçevesinden incelenmesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) bağımsız bir devlet olarak rüştünü ispat etme çabasında iken uluslararası literatürde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hâkim olmadığı bölge olarak geçmesi, gerek Kıbrıs Türklerini gerekse Türkiye Cumhuriyeti'ni zora sokmaktadır. Ekonomik ve politik olarak dış dünyadan izole bir varlık sürdüren KKTC'nin dışa açılan penceresi Türkiye'dir. 1959 tarihli kurucu Londra- Zürih Anlaşmaları ile Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Britanya ve Yunanistan garantör devlet olmuşlardır. 1974 Barış Harekâtını gerçekleştiren Türkiye bu hakkı Kurucu Anlaşmalardan aldığını her fırsatta dile getirmiştir. 1983 yılında KKTC'nin kurulması ise Ada'daki bölünmenin kalıcılığına neden olmuştur. Bu süreçten sonra Ada'nın kuzeyine başta Birleşmiş Milletler olmak üzere pek çok uluslararası oluşum tarafından ambargo uygulanmıştır. Bu çalışmada Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile ilişkileri, patron-bağımlı devlet ilişkileri bağlamında incelenmektedir. Kıbrıs Türk Cemaatini uluslararası alanda temsil eden kişi ise KKTC Cumhurbaşkanı'dır. KKTC Cumhurbaşkanları halkoylaması ile seçildiği için, halkın iradesini ve o döneme ait halk düşüncelerini temsil ettikleri söylenebilir. Bu çalışma Kıbrıs Türk Cemaatinde liderliğin önemi dikkate almış ve lider merkezli bir inceleme ortaya koymuştur. Kıbrıs Türklerinin Cumhurbaşkanı hem dış politika yapıcısı ve uygulayıcısı hem de uluslararası sisteme göre Kıbrıs Türk Cemaati lideridir. KKTC'yi bir devlet olarak tanıyan tek devletin Türkiye olduğu göz önüne alındığında, KKTC'nin dış ilişkilerinin Türkiye ile bağlantılı gitmesi söz konusu olmaktadır. Bu çalışma KKTC dış politikasını, KKTC cumhurbaşkanı değişkeni temelinde, Türkiye ile ilişkileri bağlamına oturtarak "patron-bağımlı devlet" çerçevesinden incelemektedir. Türkçe literatürde (özellikle lisansüstü tez çalışmalarında) Türkiye ve KKTC ilişkilerini, iki ayrı egemen devlet kabulüyle özel olarak irdeleyen çalışma eksikliği dikkate değerdir. Bu tez, bilhassa literatürdeki bu boşluğu doldurmayı hedeflemekte ve KKTC dış ilişkilerinde Türkiye'nin rolünün anlaşılması açısından sonuçlar ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye-KKTC arasında bir patron-bağımlı devlet ilişkisinin varlığının aranması ve KKTC'nin Türkiye'den ne kadar özerk hareket edebildiğini göstermek çalışmanın temel amacıdır. Bir diğer amaç ise liderle birlikte dış politika hamlelerinin değişmesinin söz konusu olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışma, KKTC'de devlet başkanlığının dış politikada bir bağımsız değişken olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda da fikir verecektir. Bir diğer açıdan da çalışma, Rauf Denktaş sonrası KKTC Cumhurbaşkanlarının dış politika adımlarının toplu olarak yer aldığı bütüncül bir siyasi tarih kaynağı oluşturmayı amaçlamaktadır. Nihayetinde çalışma Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Analizi alanlarının Türkçe literatürüne patron-bağımlı devlet perspektifini açıklayarak katkı yapmayı amaçladığı gibi, her bir KKTC liderinin dış ilişkiler adımlarını bir arada kronolojik olarak ortaya koyarak da katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

Çiğdem Çetin Günay
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin organize suçlulukla mücadele anlayışının Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Europol ilişkileri üzerinden değerlendirilmesi: 2005-2020

Günümüzde organize suçlar ülkelere özgü suçlar olmaktan çıkmış, uluslararası ağlar sayesinde pek çok ülkeyi aynı anda ilgilendiren bir hal almıştır. Bu haliyle sınıraşan suçlar olarak nitelendirilen organize suçlar, içinde çok farklı suçları barındırmakta, suçu işleyenler teknolojiyi çok yakından takip etmekte ve her türlü teknik gelişme suç işlemek amacıyla kullanılabilmektedir. Suç örgütlerinin geliştirdikleri ülkelerarası ağlar, bir ülkenin tek başına mücadelesini yetersiz kılmakta ve ülkelerarasında sıkı bir iş birliğini gerekli hale getirmektedir. Organize suçlarla mücadele alanında ülkelerarası iş birliğini sağlayan İnterpol'ün belli alanlarda yetersiz kalması, Avrupa Birliği'ni bölgesel bir polis örgütü kurmaya sevk etmiştir. Bu anlamda Europol, AB üyesi ve aday devletlerin üye olduğu ve üyeler arasında geniş bir iş birliğini gözeterek, birçok suç türü ile mücadele için kurulmuştur. Türkiye' de AB adaylık sürecinde Europol üyesi olmuş ve 2005'ten bu yana sıkı iş birliğini sürdürmeye devam etmiştir. Türkiye'nin organize suçları özel bir mücadele alanı kabul ederek, özel bir birimle mücadelesine devam etmesi ise 1981 yılında Kaçakçılık Daire Başkanlığı adıyla kurulması ve bu birimin 1995 yılında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığına dönüştürülmesiyle olmuştur. Bu tezin amacı, Türkiye'nin organize suçlarla mücadelede Europol iş birliğinin etkililiğini tartışmaktır. Türkiye'nin Europol üyesi olduktan sonra organize suçla mücadelede stratejik anlamda ne gibi yenilikler yaptığı ve bunun sonuçları üzerine değerlendirme yapılacaktır.

Melike Yıldırım Kaygılı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Realist ittifak teorileri bakış açısından Doğu Akdeniz meselesine yönelik Türk dış politikasının analizi

Doğu Akdeniz, tarih boyunca stratejik bir deniz havzası olma özelliğini korumuştur. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren bölgede keşfedilen zengin enerji kaynakları, Doğu Akdeniz'i, son yıllarda enerji açısından büyük bir öneme sahip hale gelmiştir. Bu bölge, zengin doğal gaz ve petrol rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle Kıbrıs adası çevresi, Mısır, İsrail ve Lübnan açıklarında büyük doğal gaz ve petrol rezervlerini barındırmaktadır. Ancak bu enerji kaynaklarının keşfi ve çıkarılması, bölge ülkeleri arasında hem avantajları hem de güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda enerji kaynaklarının çıkarılması için kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının belirlenmesi gerekmektedir. Ancak bu konu bölge ülkeleri arasında anlaşmazlıklar yaşanmasına neden olmaktadır. Özellikle GKRY ve Türkiye arasındaki kıta sahanlığı sınırları konusunda ciddi anlaşmazlık mevcuttur. Enerji kaynaklarının paylaşılması ve uluslararası pazarlara aktarılması noktasında bölge ülkeleri arasında çıkar çatışmaları yaşanmaktadır. Her ülke, kendi enerji kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak istemesi bölge ülkeleri arasında hem iş birliği fırsatlarına hem de çatışma risklerine yol açmaktadır. Bu çalışma, 2018 ile 2021 yılları arasında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e yönelik dış politikasındaki dönüşümün sebeplerini tehdit dengesi teorisi çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sert güç temelli dönüşümünün nedenleri ve Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de Libya ile ittifak kurmaya iten faktörler analiz edilmektedir. Bu bağlamda, ittifak kavramının literatürdeki tanımları incelenmiş ve realist ittifak teorilerinin bu kavramı nasıl değerlendirdiği açıklanmıştır. Stephen Walt'un tehdit dengesi teorisi, Türkiye'nin dış politikasındaki dönüşümü açıklamada eksiklikler olduğu görülmüş ve bu eksiklikler İnşacı ve Neoliberal teorilerden faydalanılarak tamamlanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e yönelik dış politikasındaki dönüşüm, bölgede oluşan ittifaklarla paralel olarak tehdit algısına yönelik bir dengeleme davranışı geliştirdiği gözlemlenmiştir

Doğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesi
Ceyda Kurt
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İstihbarat örgütlerinin denetlenebilirliği: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) incelemesi

Demokratik ülkelerde şeffaflık ve hesap verebilirlik kamu yönetiminde temel ilkelerdendir. Ancak idari teşkilat içinde gizlilik ilkesince faaliyetlerde bulunan istihbarat örgütlerinin şeffaflığı ve hesap verebilirliği tartışmaya açıktır. Zira gizlilik ilkesince yürütülen faaliyetlerin şeffaflık ve hesap verebilirlik bağlamında denetime açık olması söz konusu faaliyetlerin gizliliğini tehlikeye düşürme riski barındırmaktadır. Bu argümanın aksi bir yaklaşımla, denetimden muaf istihbarat örgütlerinin gizlilik ilkesince yürüttükleri faaliyetlerin demokratik değerlere ne derece bağlı kalacağı meçhuldür. Nitekim istisnai yetkilere sahip olan istihbarat örgütlerinin gizlilik ilkesince yürüteceği faaliyetleri süresince kamu menfaatinden ziyade, şahsi menfaatlerin ön plana çıkması yüksekle muhtemeldir. Bu sebeple gizlilik ilkesince faaliyetlerde bulunan istihbarat örgütlerinin demokratik değerler bağlamında denetlenebilirliğinin tesis edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinden muaf kamu kurumlarının yer aldığı ülkelerin demokratiklikleri tartışmaya açıktır. Demokratik ülkelerde kamu yönetiminde temel ilkelerden biri de hukuk devleti ilkesidir. Hukuk devleti ilkesi genel olarak hukuka dayalı bir idari sistemi ve yönetimi ifade eden devlet sistemidir. Dolayısıyla demokratik ülkelerde kaynağını hukuktan alan bir devlet sisteminin ve yasal mevzuat üzerinde inşa edilen bir yönetim sisteminin olması elzemdir. Bu bağlamda idari teşkilatın bir üyesi olan istihbarat örgütlerinin hukuk sisteminden aldığı dayanak ile kurulmaları ve görev ve yetkilerinin yasal mevzuat ile net bir şekilde belirlenmesi demokratik yönetimlerin gereğidir. Böylelikle istihbarat örgütlerinin ve faaliyetlerinin denetlenebilirliği hukuk devleti ilkesince tesis edilmiş olmaktadır. Bu veçhile çalışmada gelişmiş demokrasiye sahip ülkelerdeki denetleme mekanizmaları resmi kaynaklardan hareketle ele alınmaya çalışılmış, akabinde Türkiye'deki denetleme mekanizmaların gelişimi yasal mevzuat çerçevesinde irdelenmiştir. Böylelikle istihbarat örgütlerinin ve faaliyetlerinin denetlenebilirliğinin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Çalışmadaki amaç ise istihbarat örgütlerinin ve faaliyetlerinin denetlenebilirliğini yasal mevzuatlar bağlamında incelemektir.

Furkan Avcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığı: Geri gönderme merkezlerindeki görüşmeler üzerinden durum değerlendirmesi

Göç, insanların bir yerden başka bir yere yer değiştirme hareketidir. Küreselleşmenin de etkisiyle uzak coğrafyalardaki imkanları gören insanlar kendi ülkelerinde sahip olamadıkları imkanlara sahip olabilecekleri düşüncesiyle göç etme kararı alabilmektedir. Devletler, ülkelerine yabancıların göç edebilmesi için yasal prosedürler getirmektedir ve bu yasal prosedürlere uygun olarak yapılan göç düzenli göç iken yasal prosedürler ihlal edilerek yasal olmayan yollarla yapılan göç ise düzensiz göç olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan düzenli göçmen olarak ülkeye giriş yaptıktan sonra yasal kalış haklarının bitmesine rağmen çıkış yapmayan veya çalışma izni almadan çalışan göçmenler ise düzenli göçmen iken düzensiz göçmen halini almaktadır. Bunun yanında ülkelerinde yaşanan çatışmalar veya yaşadıkları baskılar nedeniyle düzensiz yollarla göç etmek zorunda kalan insanlarda vardır. Devletler, düzenli göçü teşvik edici uygulamalarının yanında düzensiz göçü engelleyici de önlemler almaktadır. Özellikle çatışma bölgelerine komşu veya yakın konumdaki ülkeler savaş bölgesinden gelen yabancı terörist savaşçıların yaptığı eylemlerle sarsılmaktadır ve ülkeler için büyük bir güvenlik sorunu halini almaktadır. Devletlerin sınırlarında güvenlik tedbirlerini arttırması düzensiz göçmenlerin sınırları aşmaya çalışırken zorluklar yaşamasına sebep olmaktadır. Bu zorlukları kendi imkanları ile aşamayan düzensiz göçmenler ise ücreti karşılığında göçmen kaçakçıları ile anlaşmaktadır. Türkiye ise gelişmiş Avrupa ülkelerine komşu olması nedeniyle Avrupa'ya göç etmek isteyen göçmenler için transit ülke konumunda iken Avrupa'ya geçemeyen ve çatışma bölgelerine yakınlığı nedeniyle hedef ülke olarak da görülmektedir. Bu yüzden Türkiye'de düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığı ile mücadele etmek için sınırlarında olağanüstü tedbirler almaktadır. Bu çalışmada düzensiz göç ve göçmen kaçakçılığının Türkiye'deki etkilerinin güvenlik perspektifinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Türkiye'ye sadece yasadışı yollardan gelen düzensiz göçmenlerle sınırlandırılmıştır. Bu minvalde Adana, Ağrı, Ankara, İzmir, Kayseri, Kocaeli ve Şanlıurfa Geri Gönderme Merkezlerinde idari gözetim altında kalan düzensiz göçmenlerle görüşmeler yapılıp, görüşmeler sırasında ise açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan anket uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre düzensiz göçmenlerin düzensiz göç yolculuğu sırasında insan hakları ihlallerine uğradığı, göçmen kaçakçılarının yolculuk boyunca değiştiğinden uluslararası bir organizasyon olduğu, göçmen kaçakçılığının kontrolünün zayıf olması nedeniyle silah, uyuşturucu ve diğer kaçakçılıkları kolaylaştırdığı ve bölgelerde güçlü olan terör örgütlerine de finansman sağladığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca düzensiz göçmenlerin, düzensiz göç yolcuğuna hazırlık süreci, yolculuk sırasında ve yolculuk sonrasında yaşadıkları güvenlik sorunları, kullandıkları rotalar ve düzensiz yollarla göç etme nedenleri üzerine veriler de elde edilmiştir. Çalışmanın bu haliyle akademik literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Kasım Erkut Gökgül
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddet içeren aşırıcılık ve radikalleşme süreçlerinde çevrimiçi ortamların etkisinin terörizm incelemesi üzerinden tartışılması

Radikalleşme ve aşırıcılık devletlerin oluşturduğu düzeni sarsmakta ve toplum içerisinde kutuplaşmaları artırarak nefret söylemlerini yükseltmektedir. Geleneksel radikalleşme yüz yüze iletişimin kurularak bireylerin radikalleşme sürecine yönlendirilmesini ifade etmektedir. Günümüzde internetin getirdiği gelişmeler radikalleşme süreçlerini etkilemiş ve yeni radikalleşme süreçlerini gündeme getirmiştir. Çevrimiçi ortamlar bireylerin sanal dünyada daha çok vakit geçirmelerinin ve aşırıcı içerikleri daha çok tüketmelerinin önünü açarak çevrimiçi radikalleşebilmenin görünürlüğünü artırmıştır. Geleneksel radikalleşmeden çevrimiçi radikalleşmeye geçiş, radikal bireylerin veya grupların stratejilerinde de dönüşümlere neden olmuş; mücadelede yeni ve karmaşık sorunları beraberinde getirmiştir. Bu çalışma şiddet içeren aşırıcılık ve radikalleşme süreçlerinde çevrimiçi ortamların rolünü ve bu süreçlerin terörizmle bağlantısını incelemektedir. Çalışmada çevrimiçi radikalleşmenin geleneksel radikalleşmenin yerini alıp almadığı; şiddet içeren aşırıcılık ve radikalleşme süreçlerinde çevrimiçi ortamların etkilerinin neler olduğu; şiddet içeren aşırıcılık ve radikalleşmeyle mücadele yöntemlerinin neler olduğu incelenmiştir. Bu doğrultuda ilgili literatür, ulusal ve uluslararası raporlar, politika belgeleri, terör örgütlerinin dijital faaliyetlerine ilişkin analizler, güvenlik kurumlarının yayınladığı veriler ve haber kaynakları incelenmiştir. Bulgular geleneksel radikalleşme ortamlarının teknolojik gelişmelerle çevrimiçi ortamlara evrildiğini; şiddet içeren aşırıcılık ve radikalleşme süreçlerinde çevrimiçi ortamların radikalleşme süreçlerini hızlandırdığını ve geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırdığını ortaya koymuştur. Ayrıca radikalleşme süreçlerinin bir sonucu olan terörizm olgusunda çevrimiçi ortamların aktif olarak kullanıldığı ve birey veya grupların radikalleşmesinde, propaganda faaliyetlerinde, etkileşim ve iletişim aracı olarak kullanıldığı görülmüştür. Son olarak radikalleşmeyle mücadele yöntemlerine değinilerek mücadelenin daha etkin yürütülebilmesi adına önerilerde bulunulmuştur.

Yaşar Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00