Ibn Haldun University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Ibn Haldun University

1.739

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirket pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı

Günümüz ekonomik hayatını şekillendiren en önemli ticaret şirketlerinden biri olan anonim şirketlerde, modern şirketler hukuku anlayışının da etkisiyle şirket yönetiminin pay sahiplerinden ziyade uzman profesyonel kimselere bırakılması eğilimi söz konusudur. Bu durum pay sahiplerinin şirkete yabancılaşmalarına sebep olmakta ve şirket yönetimine karşı korunmalarını da gerektirmektedir. Bu koruma bakımından önemli bir fonksiyon icra eden bilgi alma ve inceleme hakkı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Hak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 437.maddesi çerçevesinde ele alınmıştır.

Betül Bozkır
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma

Kısa çalışma uygulaması, işçinin ve dolayısıyla istihdamın korunması amacıyla düzenlenmiş bir esnek çalışma yöntemidir. Kısa çalışma işyerinin bir genel, sektörel veya bölgesel kriz ya da zorlayıcı sebep nedeniyle, biriken iş gücünün işverene getirdiği ekonomik yükün aşılması amacıyla, İŞKUR onayı ile uygulanabilir. Çalışmamızda öncelikle, kısa çalışmaya imkân veren hallerden biri olan 'zorlayıcı sebep' incelenmiştir. Ardından kısa çalışma kavramı tanıtılmış olup son olarak zorlayıcı sebeplerle kısa çalışma uygulamasının hüküm ve sonuçları açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Esnek Çalışma, Kısa Çalışma, Kısa Çalışma Ödeneği, Mücbir Sebep, Zorlayıcı Sebep

Esnek çalışmaKısa çalışmaKısa çalışma ödeneği+2
Sümeyye Elgörmüş
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Markaların anonim şirketlere sermaye olarak konulması

Markaların anonim şirketlere sermaye olarak konulması, sermaye taahhüdünün ve ifasının konusunu oluşturmaktadır. Dolayısıyla markaların öncelikle doğrudan düzenlendiği sınai mülkiyet mevzuatı açısından hak niteliğinin tanımlanması ve konumlandırılması gerekir. Sonrasında anonim şirketler hukuku açısından sermaye yeterliliklerini taşıyıp taşımadığı ve hangi tür sermayenin prosedürlerine tabi olacağı çalışmamızda incelenecektir. Buna binaen, markaların sermaye olarak taahhüt edilmesi, maddi değerinin hesaplanması, sermaye borcunun ifası ile yerine getirilmemesinin sonuçları tezimizde değerlendirilmektedir.

Nureddin Ali Dizman
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6098 sayılı kanun çerçevesinde kefilin alacaklıya karşı sahip olduğu savunma imkanları

Kişisel teminat sözleşmelerinden biri olan kefalet sözleşmesi taraflar arasındaki hukuki ilişkiden beklenen menfaatin yerine getirileceği teminatını veren ve uygulamada sıklıkla akdedilen bir sözleşmedir. Asıl borç ilişkisinin borçlusu alacaklısı ve kefil arasında geçen bir nevi üçlü ilişkiden yalnızca kefil ile alacalı arasındaki bağ incelenerek kefilin alacaklının ifa talebini hangi gerekçelerle reddedebileceği açıklanacaktır 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle 818 sayılı eski Borçlar Kanunundaki kefilin alacaklıya karşı sahip olduğu defilere dair hükümlere birtakım yenilikler eklenmiştir. Çalışmada öncelikle kefalet sözleşmesinin özelliklerinden bahsedilecek akabinde kefilin asıl borçlunun sahip olduğu defiler ve kefalet sözleşmesinden doğan ve yalnızca kefilin kullanabileceği defiler sırayla ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Alacaklı, Asıl Borçlu, Def'i, İtiraz, Kefalet, Kefil.

Esranur Erdoğdu
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle sona ermesi

Barınma ve işyeri ihtiyacı insanlığın en temel ihtiyaçlarındandır. Bazıları bir gayrimenkulü edinerek bu ihtiyacını karşılarken, bazıları ise bir başka kişinin taşınmazını belirli bir ücret karşılığında kullanarak karşılamaktadır. Barınma ve işyeri ihtiyacını karşılarken gayrimenkul sahibi ile bu gayrimenkulü hem kullanma hem de yararlanma karşılığında ücret veren kişinin arasındaki ilişkiye kira ilişkisi denmektedir. Kira konusu insanlık tarihi boyunca gündemi sürekli meşgul eden bir konu olmuştur. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kira ilişkisinin tarafları olan kiraya veren ve kiracı arasındaki sözleşmenin sona erdirilmesi konusu ciddi problemler doğurmaktadır. Kiraya veren ve kiracı tarafın kanundan ve sözleşmeden doğan haklarını yeterince bilmediği hallerde hukuk dışı yöntemlere başvurulabilmekte ve bu durum da genel kamu düzenini bozmaktadır. Biz de bu çalışmamızda 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlemeleri bulunan Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları başlığı altında konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi sebeplerini inceleyeceğiz.

KiraKira sözleşmesiTürk Borçlar Kanunu
Ömer Başbuğ
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk hukukunda sosyal medya reklamları

Sosyal medya platformlarının hayatımızdaki yeri ve etkisinin her geçen gün artması reklam anlayışının da dönüşüm yaşamasına sebep olmuştur. Bu platformlardaki reklamlar günden güne yeni türler ve yöntemler ile karşımıza çıkmaya devam etmektedir. Ancak, reklam alanındaki hukuki düzenlemelerin bu değişimleri geriden takip ediyor oluşu, bir takım hukuki sorunları ve soruları beraberinde getirmektedir. Çalışmamızda, sosyal medya reklamlarından kaynaklı hukuki sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerine yer verilmiştir. Bu bağlamda öncelikle, reklamın mahiyeti ve hukuki yapısı ele alınmış, devamında sosyal medyanın kendine has yapısı izah edilerek genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Son olarak önümüzde bulunan sorunların neler olduğu ortaya konulmaya ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinde bulunulmaya gayret edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, sosyal medya platformlarında yer alan reklamların, klasik reklamlar ile benzeştiği ve ayrıştığı noktalara da değinerek, kendine has yapısını analiz ederek ve sosyal medya reklamlarına ilişkin düzenlemeleri inceleyerek, hukuken sorunlu görünen noktaların çözümü için önemli ipuçları sunmaktadır.

Abdurrahman Hamza Tüzgen
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edinilmiş mallara katılma rejimi ve sağ kalan eşin bu kapsamdaki hakları

Edinilmiş mallara katılma rejimi 01.01.2002 tarihinden itibaren hukukumuzda yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi ile birlikte eşlerin evlilik birliğinin devamı boyunca emek karşılığı edindikleri malvarlığı değerlerinde, diğer eşin de hakkı olacağı vurgulanmış ve eşler arası eşitlik ve dayanışma duygusu sağlanmaya çalışılmıştır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle birlikte mal rejiminin tasfiyesi gündeme gelecektir. Mal rejiminin eşlerden birinin ölümüyle sona ermesi durumunda, sağ kalan eşin hem miras hem de mal rejiminden kaynaklanan hakları talep edilebilir hale gelir. Sağ kalan eşin miras hakkı, beraber mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik gösterir. Uygulamada sağ kalan eşin hem mal rejiminden kaynaklı haklarını hem de miras hukuku kaynaklı haklarını eksiksiz alabilmesi için öncelikle mal rejimi tasfiyesinin yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmada edinilmiş mallara katılma rejimi ve bu rejimin eşlerden birinin ölümü ile sonlanması halinde sağ kalan eşin talepleri ele alınacaktır. Bunun yanı sıra edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde tartışmaya sebebiyet veren hususlar, doktrin görüşleri ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir.

Merve Sümeyye Bulut
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bankanın mevduat sözleşmesinden doğan hukuki sorumluluğu

Banka nezdinde hesap açılmak suretiyle mevduat sahibine ait paranın saklanmasını ve talep yahut vade tarihinde söz konusu paranın iadesini konu alan mevduat sözleşmesi, uygulamada en sık karşılaşılan banka sözleşmesidir. Bu sözleşme ilişkisi; bankanın asli yükümlülüğü olarak mevduatı iade borcunu doğurur. Uygulamada en çok ihlalin, mevduatın iadesi aşamasında gerçekleştiği görülmektedir. Özellikle banka nezdindeki mevduatlara yönelik üçüncü kişilerin yetkisiz ve hukuka aykırı işlemleri, mevduatı iade borcunun kapsamını detaylı incelemeyi gerektirmektedir. Zira mevduata yönelik haksız eylemlerden doğan zarar "banka zararı" olarak değerlendirilse de mevduat sahibinin sözleşmeye veya genel işlem koşullarına uygun davranıp davranmadığı hususu sorumluluğun tespitinde önem arz eder. Bunun yanı sıra mevduat sözleşmesi bankaya; sır saklama, müşteriyi bilgilendirme ve müşteri talimatlarına uyma gibi pek çok yan yükümlülük yükler. Banka, "güven kurumu" niteliği dolayısıyla bu yükümlülüklerini yerine getirirken ağırlaştırılmış özen borcu altındadır. Bu durum, mevduat sözleşmesindeki genel işlem koşulları, sorumsuzluk klozları, bankanın asli ve yan yükümlülüklerini ifa ederken göstermesi beklenen özen seviyesi gibi hususların özel olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Öte yandan bankanın mevduat sözleşmesi kapsamında doğan yükümlülükleri, özellikle gelişen teknoloji ve finans uygulamaları bağlamında incelenmeli ve bir güven kurumu olan bankanın sorumluluk sınırları çizilmelidir. Söz gelimi internet bankacılığı veya dijital bankacılık uygulamasında mevduatı veya müşteri sırrını koruma yükümlülüğünün, geleneksel bankacılığa kıyasla daha ağırlaştırılmış olduğu kabul edilmelidir. Bu sebeple bankanın mevduat sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ortaya koymak ve gittikçe daha yakın ve katmanlı bir yapı arz eden müşteri-banka ilişkisi çerçevesinde bu yükümlülüklerin ihlali hallerini irdelemek önemlidir.

Meryem Solmaz Bilici
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Party-appointed experts in international arbitration: Impact on proceedings, problems and solutions

In this thesis, experts, both tribunal-appointed and party-appointed experts, confronted in international commercial and investment arbitration will be examined and explained in depth. The thesis aims to achieve to determine the underlying reasons that lead to problems in practice originating from the use of party-appointed experts, suggest solutions to the problems in practice originating from the use of party-appointed experts, and consequently, prevent recourse against arbitral awards and the denial of recognition and enforcement of arbitral awards, due to issues relating to party-appointed experts. In this study, more than one research method such as theoretical, comparative and qualitative research will be used. In this context, sources and elements of international arbitration proceedings like statutes of states, international arbitration rules, court and arbitration decisions, guidelines, surveys and doctrinal works will be used. After analysing all these data sets, the problems and the elements that will serve a more effective and efficient use of experts will be determined theoretically and practically. In the first chapter, the subject matter, the aim of the thesis, its scope and limits as well as the research methodology and literature review will be explained. In the second chapter, the use, importance and impact of both tribunal-appointed and partyappointed experts in the realm of international arbitration proceedings will be stated. In the third chapter, party-appointed experts will be analysed in depth. In the fourth chapter, the problems resulting out of the use of party-appointed experts in international arbitration proceedings will be identified. In the last chapter, already proposed solutions to the problems will be analysed and critically assessed. Solutions to shortcomings encountered in practice that led to inefficiency of the proceedings will be pointed out. Last but not least, the thesis will conclude by asserting that adherence to a code of conduct and a pre-agreed procedural flow for the creation of the partyappointed expert opinion and concurrent examination is necessary to overcome the flaws resulting from the use of party-appointed experts that lead to the inefficiency of the proceedings.

Commercial arbitration
Ömer Faruk Kafalı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ICSID yatırım tahkiminde Avrupa Komisyonu'nun Amicus Curıae müdahalelerinin etkileri

Bu tez, Avrupa Komisyonu'nun ICSID yatırım tahkiminde amicus curiae müdahalelerinin etkilerini incelemektedir. Amicus curiae, "mahkemenin dostu" olarak, mahkemeye veya hakem heyetine tarafsız ve uzman görüşü sunarak yardımcı olan kişi veya kurumları ifade eder. Tezde, Avrupa Komisyonu'nun AB içi yatırım uyuşmazlıklarında amicus curiae olarak müdahil olmasının hukuki ve pratik sonuçları ele alınmaktadır. Tez, Komisyon'un müdahalelerinin AB içi yatırım uyuşmazlıklarının çözümünde nasıl bir rol oynadığını ve AB hukukunun uluslararası yatırım tahkimine entegrasyonunu sağlama amacını analiz etmektedir. Avrupa Komisyonu, 2006 yılında Eastern Sugar davası ile başlayan ve Electrabel v. Hungary gibi önemli davalarda devam eden müdahaleleri ile AB içi yatırım anlaşmalarındaki yatırımcı-devlet uyuşmazlık çözüm hükümlerinin geçersiz olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, ABAD'ın Achmea ve Komstroy kararları, AB içi yatırım tahkim mahkemelerinin yargı yetkisini geçersiz kılarak, AB hukukunun üstünlüğünü vurgulamaktadır. Araştırma, doküman analizi ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri ile yürütülmüştür. Tez, Komisyon'un amicus curiae müdahalelerinin ICSID yatırım tahkimi üzerindeki hukuki ve ekonomik etkilerini değerlendirmekte ve hakem heyetlerinin bu müdahalelere verdiği tepkileri incelemektedir. Özellikle, AB içi yatırım tahkim süreçlerinde hukuki belirsizliklerin giderilmesi ve AB hukukunun uygulanabilirliğinin artırılması için öneriler sunulmaktadır. Sonuç olarak, Avrupa Komisyonu'nun ICSID yatırım tahkimi mekanizmasındaki amicus curiae müdahaleleri, AB içi uyuşmazlıklarda AB hukukunun üstünlüğünü sağlama stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu müdahaleler, AB içi yatırım tahkim süreçlerinin daha şeffaf ve öngörülebilir olmasına katkı sağlamakta, ancak aynı zamanda uluslararası yatırımcılar ve AB üyesi devletler arasında hukuki ihtilaflara ve yatırım akışlarında belirsizliklere yol açmaktadır. Bu bağlamda, daha açık ve net yasal düzenlemeler yapılması ve uluslararası yatırımcıların haklarını koruma konusunda etkili mekanizmaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Avrupa Topluluğu hukukuICSID
Mustafa Cihad Çevik
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnfluencer sözleşmesi

Çalışmanın temel amacı, reklam verenler ile sosyal medya hesaplarında paylaştığı ürün veya hizmet deneyimleriyle takipçi çevresinin satın alma davranışını reklam veren lehine değiştirme potansiyelini haiz popüler kişiler olarak bilinen "influencer"lar arasında akdedilen "influencer sözleşmesi"nin hukuki niteliğini tespit etmek ve bu sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, reklam kavramı ve reklamın hukuki niteliği üzerinde durulmuş, ardından sosyal medya reklamı kavramı ve sosyal medya reklamlarının hukuki niteliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmanın esasını teşkil eden "influencer sözleşmesi"nin tanımı, konusu, tarafları ve özellikleri incelenmiş ve en nihayetinde sözleşmenin Borçlar Hukuku'ndaki yeri değerlendirilmiştir. Son bölümde ise, reklam veren ile "influencer"ın borçları ve "influencer sözleşmesi"nin sona erme şekilleri ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İnfluencer, İnfluencer Marketing, İnfluencer Sözleşmesi, Reklam, Sosyal Medya, Sosyal Medya Reklamları.

Nüfuz pazarlamasıReklamlarSatınalma davranışı+3
Gülenda Atay
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk medeni hukukuna göre zürri vakıflarda galle üzerinde hak sahipliği

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğüyle birlikte bu kanunun yürürlüğünden önce kurulan vakıflar ile sonra kurulan vakıflar ayrı hukuki düzenlemelere tabi tutulmuştur. Söz konusu kanunun yürürlüğünden sonra kurulan vakıflar yeni vakıf olarak tabir edilmiştir. Bu vakıfların hukuki esasları ilk olarak 743 sayılı Kanuna, bu kanunun ilgasından sonra ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleriyle birlikte 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine tabi tutulmuştur. 743 sayılı kanunun yürürlüğünden önce kurulan vakıflar eski vakıf olarak ifade edilmiş ve öncelikle 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, bu kanunun ilgasından sonra ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine tabi tutulmuştur. Eski vakıflar, İslam/Osmanlı hukuk düzeninden Türk hukuk düzenine intikal etmiş vakıflar niteliğindedir. Zürri vakıflar, bu nitelikte bir eski vakıftır. Bu vakıflar 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na göre mazbut ya da mülhak vakıf niteliğindedir. Zürri vakıflarda vakıf malvarlığının gallesi anlamına gelen geliri, vakfedenle kan bağı ilişkisi içinde olan birtakım kimselere şart koşulmaktadır. Bu kimselerin lehlerine şart koşulan galleden yararlanması ise Türk hukukunda dava açma şartına bağlanmıştır. Bu davaya uygulamada galleye müstehak vakıf evladiyetinin tespiti davası denmekle birlikte çalışmamızda bu dava galle üzerinde hak sahipliği davası olarak isimlendirilmiştir. Bu dava, çalışmamızda zürri vakıflar temelinde inceleme konusu yapılmıştır. Bu kapsamda çalışmamızın ilk temel araştırması zürri vakfın hukuki yapısı üzerinde olmuştur. Bu doğrultuda zürri vakıf kavramı, hukuki niteliği, kuruluşu ve unsurları bu vakıfların kaynağı olan İslam hukukuna görev incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ana araştırması vakfın gallesi ve Türk hukukunda bu galleden yararlanma şartları üzerinde yapılmıştır. Bu kapsamda ayrıca galleden yararlanma kapsamındaki vakfiye şartları değerlendirilmiş ve bu bağlamda vakfiyenin yorumu ele alınmıştır. Çalışmamız kapsamındaki son ana inceleme ise galle üzerinde hak sahipliği davası üzerinde yapılmıştır. Bu dava hukuki nitelik, konu, taraflar, deliller, esasa ilişkin inceleme, hüküm ve sonuçlar bakımından incelenmiştir.

Medeni hukuk
Şevval Tunç
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edinilmiş mallara katılma rejimi ve denkleştirme

Edinilmiş mallara katılma rejimi 01.01.2002 yürürlük tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile eşler arasında uygulanacak yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu rejim, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin seçilmesi, boşanma, evliliğin iptali ya da mahkeme kararı ile mal ayrılığına geçilmesi hâlinde sona ermektedir. Rejimin sona ermesiyle birlikte eşler arasında malvarlığının tasfiyesine geçilmektedir. Tasfiye sürecinde katılma alacağı, değer artış payı ve denkleştirme gibi hesaplamalara dayalı hukuki mekanizmalar gündeme gelmektedir. Bu çalışmada, edinilmiş mallara katılma rejiminin temel esasları açıklandıktan sonra, özellikle tasfiye sırasında önemli bir rol oynayan denkleştirme müessesesi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Türk Medeni Kanunu m. 230 uyarınca düzenlenen bu kurum, bir eşin malvarlığı grupları arasında gerçekleşen katkı ve borç ödemeleri nedeniyle ortaya çıkan değer geçişlerinin dengelenmesini amaçlamaktadır. Kişisel maldan edinilmiş mala ya da tersi yönde yapılan aktarımların tasfiye sırasında katılma alacağı hesabına hakkaniyete uygun şekilde yansıtılması denkleştirme sayesinde mümkün olmaktadır. Tez çalışmasında denkleştirmenin hukuki niteliği, hesaplama yöntemleri, klasik ve değişken denkleştirme ayrımı, elden çıkarılan malların değerlendirilmesi, faiz ve zamanaşımı konuları ile Yargıtay kararları ışığında irdelenmiştir. Denkleştirme ile değer artış payı alacağı arasındaki farklar açık biçimde ortaya konmuş, kavramların karıştırıldığı içtihatla ele alınmıştır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, edinilmiş mallara katılma rejimi ve denkleştirme alacağı konularında, hukuki ve pratik sorunların anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Denkleştirme, Edinilmiş Mal, Kişisel Mal, Mal Rejimi.

Ayşe Nesibe Bayer Budak
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasarruf finansman sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların tahkim ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile çözümü (Tüketici hukuku bağlamında)

Bu çalışma, tasarruf finansman sözleşmesinden doğan tüketici uyuşmazlıklarının tahkim ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözümünü incelemektedir. Tasarruf finansman sistemi, uzun vadeli birikim ve konut finansmanı sağlamada önemli bir rol oynarken, bu sistemden doğan uyuşmazlıkların etkin bir şekilde çözülmesi hem tüketiciler hem de finansal kuruluşlar açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye'de tüketici uyuşmazlıklarında mevcut çözüm yolları, tüketici hakem heyetler, dava şartı arabuluculuk ve mahkemeye başvuru süreçleri ile sınırlıdır. Ancak, bu mekanizmalarda taraf iradesi ön planda değildir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki çözüm yollarının yeterliliğini sorgulamak ve bu alanda daha etkin çözüm mekanizmaları geliştirilmesi için alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulanabilirliğini incelemektir. Ayrıca, bu araştırma, diğer ülkelerdeki, özellikle tüketici finansmanından doğan uyuşmazlıkların, çözüm yöntemleri hakkındaki benzer düzenlemeleri de inceleyerek Türkiye'deki çözüm mekanizmalarının geliştirilmesi için öneriler sunmaktadır. Çalışma kapsamında, tüketici uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği konusu, Almanya, İsviçre, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Hukuku ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Türkiye'de mevcut Yargıtay'ın görüşü, tüketici uyuşmazlıklarının tahkime elverişli olmadığı yönünde olsa da diğer ülkelerde tüketici dostu tahkim uygulamaları geliştirilmiştir. Örneğin, Almanya'da tüketici uyuşmazlıklarına ilişkin tahkim sözleşmesi ayrı bir belgede düzenlenmelidir. İsviçre'de ise tüketici uyuşmazlıklarına ilişkin tahkim sözleşmesi ancak ihtilaf ortaya çıktıktan sonra akdedilebilirken, Birleşik Krallık'ta belirli parasal sınırların altındaki tahkim sözleşmeleri, "haksız şart" olarak değerlendirilmektedir. Amerika'da ise tahkim uygulaması federal eyaletlerde ufak nüans farklılıkları göstermekte, fakat yaygın olarak uygulanmaktadır. Ayrıca çalışmada, Türkiye'de tüketici uyuşmazlıklarında sektör bazlı alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının geliştirilmesi önerilmiştir. Bu bağlamda, gerekli hukuki altyapının sağlanması halinde, tasarruf finansman sektörüne özgü, tasarruf finansman şirketlerinin bünyesinde bulunduğu meslek kuruluşu ile bir tahkim merkezi anlaşma yapabilir ve merkez bünyesinde seri tahkim kurallarının uygulanacağı bir hakem müessesi kurulabilir. Önerilen model hem tüketici haklarını koruyacak hem de finansal uyuşmazlıkların daha hızlı ve düşük maliyetle çözülmesini sağlayacaktır.

Hüseyin Yağızhan Kol
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tele çalışmada izleme ve gözetleme araçlarının kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında değerlendirilmesi

Bu tezde, tele çalışma ilişkilerinde kullanılan izleme ve gözetleme araçları, kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında incelenmektedir. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte yaygınlaşan tele çalışma uygulamaları, çalışma ilişkilerinde önemli değişimlere yol açmış; bu durum, işverenlerin yönetim hakkı ile çalışanların kişisel verilerinin korunması arasındaki dengenin kurulmasını hukuki ve teknik açılardan karmaşıklaştırmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk bölümünde, tele çalışmanın tarihsel gelişimi, tanımı ve hukuki çerçevesi, uluslararası düzenlemeler ile Avrupa Birliği ve Türk hukuku karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde, tele çalışma süreçlerinde kullanılan fiziksel, elektronik, biyometrik ve yapay zekâ tabanlı izleme yöntemleri sistematik olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise elde edilen kişisel verilerin işlenmesinin hukuki sonuçları, hukuka uygunluk şartları, veri sorumlularının yükümlülükleri ve çalışanların hakları ayrıntılı biçimde açıklanarak, veri güvenliğine ilişkin teknik ve idari tedbirler sunulmuştur. Çalışma, disiplinler arası bir yaklaşımla, işverenlerin yönetimsel menfaatleri ile çalışanların özel hayat ve kişisel veri koruma hakları arasında ölçülü ve dengeli bir hukuki çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir.

Abdülmecit Güldağı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkma ve çıkarılma

Ülkemizde kuruluşunun kolaylığı, diğer bazı şirketlere nazaran kuruluşunun daha masrafsız oluşu, sınırlı sorumluluk ilkesi gereğince limited şirketin borçlarından ortakların sınırlı olarak sorumlu olması gibi sebeplerden ötürü limited şirketler, diğer şirketlerle kıyaslandığında daha çok tercih edilmektedir. Limited şirketler, her ne kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 124/2. maddesinde sermaye şirketi olarak sayılsa da tipik bir sermaye şirketi niteliği taşımamaktadır. Limited şirket, bir sermaye şirketi olan anonim şirketlerden farklı olarak, şirket ortaklarının şahsi özelliklerinin öne çıktığı bir sermaye şirketidir. Limited şirkette, şahıs şirketine yaklaşan bir özellik olarak ortaklar arasındaki bağ daha sıkıdır ve güven unsuru önem arz etmektedir. Şirket ilişkisi şirket ve ortaklar arasında bir hukuki bağ teşkil etmekle birlikte şirketin menfaati bakımından önem arz eden durumlarda bazen ortakla şirket arasındaki ilişki sonlandırılabilmektedir. Bu nedenle ortağın şirketten ayrılması ile sorunun çözülebileceği hâllerde ortağın şirketten ayrılmasıyla şirketin iktisadi hayatta devamlılığı ve şirketin ayakta tutulması sağlanır. Şirketler hukukunda "ayrılma", şirketin feshine veya infisahına neden olmaksızın ortağın şirketle bağının kesildiği ve ortağın ortaklığa ilişkin hak ve yükümlülüklerinin sona erdiği bütün halleri kapsayan bir üst kavram niteliğindedir. Dolayısıyla ayrılma; çıkma ve çıkarılmayı da kapsar. Çalışmamızın konusunu oluşturan çıkma ve çıkarılma halleri ayrılmanın birer türü olarak düşünülebilir. Çalışmamızda Türk Ticaret Kanunu'nda sona erme ve ayrılma bölümü altında düzenlenen ortaklıktan çıkma ve çıkarılma hakkı, çıkma ve çıkarılma halleri, çıkmaya katılma hakkı ile çıkma ve çıkarılmanın sonuçlarıyla birlikte ayrılma akçesi incelenecektir.

Limited şirketlerOrtaklıktan çıkarılmaOrtaklıktan çıkma+1
Aybüke Erdem
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklıkta pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı

Anonim ortaklıkta her pay sahibi genel kurulda, yönetim kurulundan şirketin işleri; denetçilerden ise denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi alma talebinde bulunma hakkına sahiptir. Ayrıca her pay sahibinin şirketin ticari defterlerini ve yazışmalarını, sorusunu ilgilendiren kısımları ile sınırlı olarak inceleyebilme hakkı bulunmakla birlikte, bunun için genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu hususta kararı gereklidir. Pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkının reddi, talep edilen bilginin şirket sırlarının açıklanmasına veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girmesine neden olabilecek ise söz konusu olabilir. Bilgi alma ve inceleme talebinin cevapsız bırakılması, haksız olarak reddedilmesi, ertelenmesi veya pay sahibinin kanunda düzenlendiği şekilde bilgi alamaması halinde, hakkın açılacak bir dava ile mahkeme aracılığıyla kullanılması da mümkündür. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde bilgi alma ve inceleme hakkının genel nitelikleri ile karşılaştırmalı hukuktaki düzenlenme şekli; ikinci bölümde hakkı etkileyen ilkeler ve hakkın düzenlenme amacı; üçüncü bölümde bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması ve hakkın sınırları; dördüncü ve son bölümde ise hakkın ihlalinin hukuki sonuçları ele alınmıştır.

Anonim ortaklıklarBilgi alma ve inceleme hakkıPay sahipleri+2
Burak Sümer
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ve İsviçre hukukunda karşılaştırmalı olarak yoksulluk nafakası

Hukukumuzda aile özel bir öneme sahiptir. Kanun koyucu aileye vermiş olduğu büyük önemi, Medeni Kanunda aile kurumuna ayrıntılı yer vererek açıkça göstermiştir. Aile, temelde evlilik akdinin kurulmasıyla oluşan bir yapıdır. Toplumda ve hukuk düzeninde arzu edilen evliliklerin ömür boyu sürmesidir. Ancak, her evlilik umulanın aksine ölümle sona ermeyebilir. Eşlerin artık devam ettirmek istemedikleri bir evliliğe mahkûm kalmalarını engellemek için Medeni Kanun'da boşanma kurumuna yer verilmiştir. Evliliğin sona ermesiyle birlikte eşler arasındaki manevi ve maddi ilişki sona erer. Boşanmanın mali sonuçlarından biri ise, yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'nun Yoksulluk Nafakası başlığı taşıyan 175'inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek olan taraf, boşanmada daha ağır kusurlu olmamak şartıyla karşı tarafın ekonomik gücü nazarında süresiz nafaka isteme hakkına sahiptir. Yoksulluk nafakası düzenlemesi, sürekli olarak uygulama ve öğretide eleştirilerin odağında olmuştur ve halende varlığı, amacı ve süresi tartışılmaktadır. Yoksulluk nafakası temellerini İsviçre Medeni Kanunu'nun 125'inci maddesinden almaktadır. Yoksulluk nafakasının Türk ve İsviçre hukukundaki düzenleniş şekilleri karşılaştırmalı olarak incelenerek, nafaka bakımından ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar irdelenecektir.

Medeni usul hukukuTürk Medeni KanunuTürk hukuku+3
Kübra Yıldız
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel Verilerin Korunması Hukukunda ticari elektronik ileti

Ticari elektronik iletiler, istenmeyen iletilerin en yaygın türlerinden biridir. Elektronik ticaretin büyümesi, iletileri daha da yaygınlaştırmıştır. Elektronik ticaret hukuku, ticari elektronik ileti gönderimini ve içeriğini belirli kurallara bağlamıştır. Ticari elektronik ileti gönderimi aynı zamanda kişisel veri işleme faaliyeti teşkil eder. Dolayısıyla ileti gönderiminde kişisel verilerin korunması hukukunun normları da dikkate alınmalıdır. Fakat her iki hukuk dalının faaliyet için olumlu irade beyanı araması ve konunun disiplinler arası niteliği karışıklığa sebep olmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada ticari elektronik ileti gönderimi kişisel verilerin korunması hukukunun bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Söz konusu sorunun çözümü için öncelikle kişisel verilerin korunması hukuku incelenmiştir. İkinci olarak ticari elektronik ileti ile ilgili kavram ve müesseselerin kişisel verilerin korunması hukuku bakımından ne anlam ifade ettiği belirlenmiştir. Daha sonra iki hukuk dalına ait normların ticari elektronik ileti gönderimine nasıl uygulanacağı tespit edilmiştir. Böylece ticari elektronik ileti gönderiminin kişisel verilerin korunması hukuku bakımından nasıl incelenmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Bu bağlamda elektronik ticaret hukukunun ticari elektronik ileti göndermeye cevaz veren kurumları kişisel verilerin korunması hukukundaki veri işleme şartlarını sağladığı saptanmıştır. Bu sayede kişisel verilerin korunması hukukunun veri işleme şartı dışındaki gerekliliklerine alanın ruhuna daha uygun meşru bir zemin bulunmuştur. Aynı zamanda tek bir faaliyet için iki ayrı olumlu irade beyanına gerek olmadığı tespit edilmiştir.

Elektronik haberleşme hukukuKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+5
Ramazan Furkan Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Önleyici, koruyucu faaliyetler ve meşru menfaatler bağlamında işçiye ait kişisel verilerin işlenmesi

İşçi ve işveren ilişkisinde, işçi hem hukuki hem de ekonomik açıdan işverene bağımlıdır. Bu durumun bir sonucu olarak, işveren tarafından işçinin kişisel verilerinin hukuka aykırı olarak işlenme ihtimali yüksektir. 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu, 07.04.2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda, genel düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak, işçinin kişisel verilerinin ne şekilde korunacağına ilişkin doğrudan özel bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle, çalışmamızda Uluslararası düzenlemelere de değinilerek 6698 Sayılı Kanun'un iş ilişkilerine ne şekilde etki edeceği irdelenmiştir. Bu çalışmada, 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun'un madde 5/2'nin f bendinde ifade edilen meşru menfaat kavramının ve madde 28/1'in ç bendinde belirtilen kamusal yararı gerektiren hallerde uygulanan önleyici koruyucu faaliyetlerin, iş ilişkilerinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, Kanun'da belirtilen söz konusu genel hükümler, uygulamadaki örneklerle somutlaştırılmaya çalışılmıştır. 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nun madde 5/2'nin f bendini ve madde 28/1'in ç bendini içeren hükümlerin iş hayatında uygulanabilirliği, emsal mahkeme kararları ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları ışığında incelenmiştir.

Kanunlar 6698 sayılıKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+4
Büşra Fiş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk vatandaşlığının istisnai yoldan kazanılması

Vatandaşlık, gerçek kişi ile devlet arasında kurulan hukuki ve siyasi bağ olarak ifade edilmektedir. Vatandaşlık, kişilerin bir devlete olan aidiyetini belirlemektedir. Ancak vatandaşın bir devlete olan aidiyeti değiştirilemez nitelikte değildir. Devletler, kendi vatandaşlığının kazanılma ve kaybedilme yolları ile bir kişinin kendi vatandaşı olup olmadığını milli hukukuna göre tespit etmektedir. Türk hukukunda Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin temel düzenleme 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK)'da yer almaktadır. Vatandaşlığının sonradan kazanılması TVK'nın 9. maddesi gereğince yetkili makam kararı, evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşmektedir. Yetkili makam kararıyla vatandaşlığın kazanılması ise bir yabancının vatandaşlığını kazanmak istediği ülkenin kanunlarında belirtilen şartları gerçekleştirerek o ülkenin vatandaşlığını sonradan kazanmasıdır. Türk vatandaşlığının istisnai yoldan kazanılması ise yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kazanılması türlerinden biridir. Birçok devlet özel nitelikleri bulunan bazı yabancılara vatandaşlık kanunlarında getirdikleri düzenlemeler ile kolay yoldan vatandaşlık kazanma imkânı sağlamaktadır. TVK'nın 12. maddesinde de bazı yabancılara, yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında aranan genel şartlar aranmaksızın, Türk vatandaşlığının istisnai yoldan daha kolay bir şekilde kazanılması olanağı tanınmıştır. "İstisnai Yoldan Türk Vatandaşlığının Kazanılması" başlıklı çalışmamızda istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılması, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilecek ve karşılaştırmalı hukukta istisnai yoldan vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin düzenlemeler incelenecektir. Bu kapsamda istisnai yoldan vatandaşlık kazanabilecek kişilerin mevzuatta ne şekilde düzenlendiği ve düzenlemenin uygulamada ortaya çıkarabileceği belirsizlikler üzerinde durulacaktır.

Kamu hukukuMüktesep vatandaşlıkTürk hukuku+4
Gülser Banu Uslu Yiğit
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşletme çalışanlarının haksız rekabet eylemleri

işletmeler ile iş görme edimi yüklenen kişiler arasındaki ilişkinin yoğunluğu nedeni ile işletmeye ilişkin bilgileri ve sırları öğrenen çalışanların haksız rekabet eylemi oluşturabileceği kuşkusuzdur. Bu bakımdan işletme çalışanı kavramı, sadakat yükümlülüğü ve iş görme edimi temelinde geniş yorumlanarak haksız rekabet eylemleri incelenmiştir. Özellikle bu kavramın seçilmesinde iş ilişkilerinin çok çeşitliliği gözetilerek işçi, çırak, stajyer ve bağımlı tacir yardımcılarını kapsama gayreti etkili olmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda haksız rekabet hükümleri m. 54 ve devamında düzenlenmiştir. TTK m.54 genel hüküm niteliğinde olup m.55 ise haksız rekabet hallerini örnek niteliğinde düzenlemiştir. TTK'de sayılan haksız rekabet örnekleri temelde altı kategoride toplanmıştır. Bunlar: Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri, sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek, iş şartlarına uymamak, dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak şeklinde belirtilmiştir. Çalışmamızın konu ve kapsamı değerlendirilerek tez konumuzda işletme çalışanlarının fail olduğu veya araç olduğu haller daha çok sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanmak, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek olduğundan bu haller ile genel hüküm kapsamında değerlendirilebilecek haller ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Diğer haksız rekabet hallerine çalışmanın kapsamı gözetilerek ve tekrara düşmemek adına yer verilmemiştir. işletme çalışanlarının iş ilişkisi devam ederken meydana gelen eylemleri ile iş ilişkisi sona erdikten sonra meydana gelen eylemlerine yönelik adam çalıştıranın sorumluluğu, rekabet yasağı sözleşmesi gibi kavramlar da irdelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise açılabilecek hukuk davaları ile talep edilebilecek tedbirler yer almaktadır.

Haksız rekabetRekabetTürk Ticaret Kanunu+3
Deniz Açıkgöz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigorta hukukunda arabuluculuk ve tahkim

Türkiye'de tahkim, mevzuatta bulunmasına karşın sigorta hukukuna ilişkin uygulaması 21. yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkmıştır. Bunun yanında ikinci on yılda arabuluculuk uygulaması, bütün uyuşmazlıklarla birlikte sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklara da uygulanmaya başlamıştır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklara ilişkin önce iş hukukunda, daha sonra ticaret ve tüketici hukukunda dava şartı arabuluculuk uygulamaları sırasıyla yürürlüğe girmiştir. Türk Ticaret Kanunun Altıncı Kitabı olan sigorta hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulamasının, yalnızca ticaret hukuku uzman arabulucuları tarafından çözülmesi mümkün değildir. Hukuk Uyuşmazlıkları Arabuluculuk Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda dava şartı arabuluculuk düzenlenmiş olmasına karşın, sigorta uyuşmazlıklarının arabuluculuk yolu ile nasıl çözüleceğine ilişkin net bir düzenleme yapılmamıştır. Dava şartı arabuluculuğun tahkim için geçerli olmadığı tahkimin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olduğu ortadadır. Sigorta Tahkim Komisyonun herhangi bir şekilde iradilikten uzak olacak şekilde mahkemelere erişimi engellememesi gerekir. Sigorta uyuşmazlıklarında tahkime başvurunun kolaylaştırılması ve başvurucunun tercih imkânının genişletilmesi gerekmektedir. İradi olan tahkim ile iradi olan arabuluculuğun bir araya gelerek iki yolun da olumlu yanlarını uyuşmazlıkların çözümünde kullanmak, uzmanlaşmış kişiler tarafından kamu düzenine uygun kararlar ortaya çıkarmak açısından Arabuluculuk-Tahkim uygulaması Sigorta Tahkim Komisyonu bünyesinde hayata geçirilmelidir.

Alternatif uyuşmazlıkArabuluculukSigorta hukuku+3
Mustafa Özgen
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda çağrı üzerine çalışma

Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan, işçinin tek bir işverene bağlı olmak suretiyle tam zamanlı olarak iş görmesini öngören tipik iş sözleşmeleri, zaman içerisinde iş sözleşmesinin taraflarının ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayamaz hale gelmiş ve "atipik" istihdam biçimleri geliştirilmiştir. Küreselleşme, ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler ile rekabet koşullarının katılaşması gibi çeşitli nedenlerle işyerlerinde esneklik ihtiyacı artmış ve bu ihtiyacı karşılamak üzere çalışma sürelerinde ve istihdam biçimlerinde çeşitli esneklik uygulamaları gündeme gelmeye başlamıştır. Bu kapsamda çağrı üzerine çalışmaya dayalı iş ilişkisi, çalışma sürelerinde esneklik sağlayan bir atipik istihdam türü olarak uygulanmaya başlamıştır. 1475 sayılı Kanun döneminde uygulamasına rastlanıyor olmakla birlikte herhangi bir düzenlemede yer almayan çağrı üzerine çalışma, 4857 sayılı İş Kanunu ile yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur. Kanunun 14. maddesi ile kısmi süreli çalışmanın özel bir türü olarak düzenlenen çağrı üzerine çalışmaya ilişkin getirilen düzenlemelerin niteliği öğretide tartışmalıdır. Ayrıca, esnek çalışma biçimlerine yer veriyor olmakla beraber, tam süreli çalışma temel alınarak düzenlenmiş olan İş Kanunu kapsamında çağrı üzerine çalışan işçilerin haklarına ilişkin belirsizlikler bulunmaktadır. Buradan hareketle bu çalışmada, öncelikle çağrı üzerine çalışma kavramı esneklik ve kısmi süreli çalışma kavramlarıyla birlikte ele alınarak gelişimi, türleri, uygulanış amacı, diğer çalışma türleriyle farklılıkları açıklanmış, sonrasında işçinin bireysel iş hukuku, toplu iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku bakımından sahip olduğu haklar incelenmiş ve İş Kanunu m. 14'te yer alan hükümlerin niteliğine ilişkin tartışmalar başta olmak üzere çağrı üzerine çalışmaya ilişkin öğreti görüşleri ve yargı kararlarına yer verilerek uygulama sorunlarına dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.

Esnek çalışmaTürk iş hukukuÇağrı+3
Damla Kaynar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Basın İş Hukukunda uzaktan çalışma ve dijitalleşme

Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler, her alanda olduğu gibi basın alanında çalışanların koşullarında da önemli değişikliklere ve dönüşümlere neden olmuştur. Dijitalleşmenin basın alanındaki haberin hazırlanması ve sunumu aşamasında getirdiği yenilikler, sektörel rekabet, teknolojik araçlar sayesinde zaman ve yer kavramının genişlemesi; çalışma hayatında esnekleşme kavramına duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Esneklik, işçinin korunması ve sosyal adaletin sağlanması gereğince, güvenceli esneklik olarak ilk kez uluslararası hukuk kaynaklarında; akabinde Türk hukukunda kendine yer bulmuştur. Güncel ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler ve çalışma hayatındaki esnekleşme, uzaktan çalışma modeline rağbeti arttırmıştır. Özellikle Covid-19 pandemisi, işyeri ve kalabalık çalışma grupları dışında çalışma ortamlarına gereksinimi doğurmuştur. Yeni iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklar da basın alanında uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasına hizmet etmiştir. Ancak, 13.06.1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun; emek sürecindeki dijitalleşmeyi, gazetecilik kavramının dönüşümünü ve çalışma kapsamının değişimini yakalayamamıştır. Uzaktan çalışma ve dijitalleşme, gazeteciliğin dinamik yapısına katkı sunmaktadır. Bu çalışmada; esnek çalışma modellerinden uzaktan çalışma ve gazeteciliğin dijitalleşme süreci üzerinde durularak; dijitalleşme ve uzaktan çalışmanın basın iş hukukuna etkisi değerlendirilecektir.

Basın hukukuBasın İş KanunuEsnek çalışma+7
Ceren Fırat
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekimlerin kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukları

Tıbbi kötü uygulama kavramı varlığını asırlardır sürdüren, ancak gelişimini son iki yüzyılda hızlandırmış bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Amerika'ya kıyasla Türkiye'de, bireylerin tıbbi kötü uygulama ile karşı karşıya kalmaları halinde hangi hukuki yollara başvurulacağına ilişkin bilinç zayıf kalmaktadır. Bu nedenle, hem tıbbi kötü uygulama kavramının hukuki boyutundaki gelişim yavaşlamakta hem de gerçekten tıbbi kötü uygulama nedeniyle mağduriyete uğrayan bireylerin haklarına kavuşması zorlaşmaktadır. Sosyal ve kültürel açıdan incelenmesi gereken bu husus hakkında ayrıca hukuki açıdan nasıl değerlendirmeler yapılması gerektiğine ilişkin de derinlemesine inceleme yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda, genel anlamda tıbbi kötü uygulamanın açıklanması yeterli olmayıp, uzmanlık alanlarına göre hekimler ve diğer sağlık çalışanlarına ilişkin çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenle tezimizde öncelikle genel anlamda tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacak olup, akabinde özel olarak kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacaktır. Son olarak ise tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukların ne olduğu açıklanacaktır.

Cezai sorumlulukDoktorlarHasta hakları+6
Tevfik Keleştemur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması

Alım ve satıma yönelik ticari faaliyetlerin çevrimiçi ağlar üzerinden gerçekleşmesi olarak tanımlanan elektronik ticaret, genel ticaret hacmindeki payını günden güne arttırmaktadır. İnternet, zaman ve mekân algısını ortadan kaldırarak, tüketici ve satıcıyı her daim elektronik ortamda buluşturabilen elektronik pazaryerlerinin doğmasına sebep olmuştur. Elektronik pazaryerlerinin kendine özgü yapısı, bu pazarların geleneksel pazarlara alternatif bir satış kanalı olarak mı ayrı bir pazar olarak mı tanımlanacağı, pazarın coğrafi sınırlarının nasıl çizileceği, bu pazarlarda hakim durum tespitinin nasıl yapılacağı sorularına cevap aranması gerekliliğini doğurmuştur. Ticaretin yeni gelişmeye başladığı dönemlerden beri kartelleşmeyi yasaklayarak iktisadi refahı ön planla tutan rekabet hukuku kapsamında günden güne işlem hacmi ve pazar payını artıran büyük teknoloji şirketleri bakımından yeni rekabetçi endişeler doğmuştur. Atlantik'in her iki yakasındaki rekabet otoriteleri, büyük pazar payına sahip olan bu şirketlerin davranışlarını mercek altına almıştır. Bu kapsamda, son yıllarda Google, Microsoft, Amazon, Facebook, Apple, Booking, Yemeksepeti, Sahibinden.com gibi faaliyet gösterdikleri elektronik pazaryerlerinde hakim durumdaki teşebbüslerin eylemleri kötüye kullanma bakımından incelemeye tabi tutulmuştur. Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması davranışlarına odaklanan çalışmamızda birinci bölümde elektronik ticaret kavramı, ikinci bölümde hakim durumun kötüye kullanılması kavramı genel hatlarıyla ve son olarak üçüncü bölümde, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması ele alınmıştır. Bu kapsamdaki uyuşmazlıklara, ulusal rekabet otoriteleri, Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları temelinde getirilen çözümler ile ABD'de mevcut yaklaşımlar birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç itibarıyla, ticaretin elektronik ortama taşınması arama ve zaman maliyetlerinin düşmesine yol açmış, üretici ile tüketici doğrudan buluşabilme imkânına sahip olmuştur. Bu durum ekonomik anlamda etkinlik ve verimlilik artışına ortam hazırlamıştır. Elektronik ticaretin olumlu katkılarının sağlamış olduğu fayda ise, rekabet otoriteleri ve yargı organlarının önlerine gelen uyuşmazlıklarda, elektronik ticaretin kendi dinamikleriyle uyumlu, ihtiyaçlara hızla cevap veren ve sektördeki inovasyon hızını kesmeyecek hassas bir yaklaşım sergilemesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Anahtar Sözcükler Elektronik ticaret, hakim durumun kötüye kullanılması, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması.

Elektronik ticaretHakim durumKötüye kullanma+3
Nergiz Büşra Taşdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim şirket pay sahiplerinin vazgeçilemez nitelikteki hakları ve bu hakların ihlalinin hukuki neticeleri

Anonim şirket pay sahiplerinin vazgeçilemez nitelikteki hakları, bu terim açıkça kullanılarak ilk defa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda esas sözleşmenin değiştirilmesinin sınırı bağlamında (m. 452) ve yönetim kurulu (m. 391/1.c) ile genel kurul kararlarının butlanını (m. 447/1.a ve b) gerektiren sebepler arasında düzenlenmiştir. Ne var ki anonim şirketler hukukuna özgü butlan sebeplerinin, daha özelde vazgeçilemez hakların, numerus clauses sayılmamış olması, hukuk güvenliği endişelerini de beraberinde getirmiştir. Butlan yaptırımının anonim şirketler hukukunda doğurabileceği ağır sonuçlar dikkate alındığında, vazgeçilemez hakların bütünsel olarak incelenmesi ve bu hakların ihlalinde özellik arz eden durumların tartışılması gerekmektedir. Anılan haklar her ne kadar her iki organ kararı bakımından "butlan" sebepleri arasında sayılmışsa da, temel olarak İsviçre öğretisince geliştirilen ve Türk hukukunda da yaygın olarak kabul edilen "nitelikli ihlal" öğretisi uyarınca, bu hakların yalnızca nitelikli ihlallerinde butlan yaptırımının uygulanması ve bu şartın da, "soyut-genel" içerikli bir kararın varlığı durumunda karşılanmış olacağı savunulmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, vazgeçilemez hakların, özellikle müktesep haklarla ilişkisi çerçevesinde, pay sahipliği hakları arasındaki konumu tespit edilmiş ve bu hakların anonim şirketler hukukunun temel ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, mevzuatta karmaşık bir görünüme sahip vazgeçilemez haklar, sistematik olarak incelenmiş ve "diğer" vazgeçilemez hakların tespitine ilişkin ölçütler ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde ise, "vazgeçilemez hakların nitelikli ihlali" öğretisi uyarınca, bu hakların her iki organ eliyle ihlalinde özellik arz eden hususlar ve bu anlamda butlan ile iptal edilebilirlik yaptırımları arasındaki sınır, Türk ve İsviçre yargı kararları ışığında tartışılmıştır.

Anonim şirketlerButlanHak+5
Utku Topcan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk İş Hukukunda özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi

Bilim ve teknolojide yaşanan gelişmeler ile haberleşme, ulaşım ve sanayileşme hız kazanmış, bu durum küreselleşmeyi beraberinde getirmiştir. Küreselleşme sürecinde, işverenler üzerindeki maliyet baskısı artmış ve rekabet koşulları sertleşmiştir. İş hukukunun değişen dünyaya ayak uyduramadığı ve esnekleşmesi gerektiği ifade edilmiş, bunun sonucunda atipik iş ilişkileri ortaya çıkmıştır. Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi de atipik iş ilişkilerinden biridir. Kurum hukukumuza ilk defa 4857 sayılı İş Kanunu'nun 7. Maddesinin 6715 sayılı Kanun ile değiştirilmesi ile girmiştir. Düzenleme yapılmadan önce hukukumuzda yeterince tartışılmamış, bu durum düzenleme ile amaçlanan hedeflerin ulaşılabilirliği hakkında soru işaretleri doğurmuştur. Keza düzenleme metni, aceleyle ve özensiz hazırlanmış görünmekte metindeki hatalar; metnin anlaşılmasını zorlaştırmakta ve hukuki sorunlara davetiye çıkarmaktadır. Ancak düzenlemede, geçici iş ilişkisine dair olumlu olduğunu düşündüğümüz hükümler de bulunmaktadır. Bunlar, geçici iş ilişkisi kurulabilecek hallerin tahdidi olarak belirtilmesi, her bir halin süre sınırı ile sınırlandırılması, geçici iş ilişkisi kurulması yasak olan hallerin hükme bağlanması ve taraflara eşit davranma yükümlülüğü getirilmesidir. Anahtar Sözcükler: Geçici iş ilişkisi, meslek edinilmiş geçici iş ilişkisi, özel istihdam bürosu, geçici işveren, esnekleşme, atipik iş ilişkisi, üç taraflı iş ilişkisi

Geçici işTürk iş hukukuÖzel istihdam büroları+2
Ali Baran Çetiz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel İş Hukukunda emredicilik ilkesi ve dava şartı olarak arabuluculuk

7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile bireysel iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmiştir. Böylece bireysel iş uyuşmazlıklarının çoğu bakımından mahkemeye başvurmadan önce arabuluculuk yolunun tüketilmesi zorunlu hale gelmiştir. Arabuluculuğun bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu hale getirilmesi hak arama özgürlüğüne ve iradilik ilkesine müdahale olarak görülmüş ve daha başka pek çok yönden eleştirilmiştir. Arabuluculuğun işçinin korunması ilkesine uygun olmadığı yönünde endişeler de ifade edilmiştir. Bu çalışmada zorunlu arabuluculuğun iş hukukunun temel ilkelerine ve özellikle emredicilik ilkesine uygunluğu sorunu ele alınmıştır. Bu nedenle öncelikle iş hukukunda emredicilik ilkesi ayrıntıları ile incelenmiştir. Sonrasında bireysel iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk düzenlemesi değerlendirilmiştir. Özellikle, arabuluculuk sonunda kanunun emredici hükümlerine aykırı anlaşmalar yapılmasının mümkün olup olmadığı konusu ele alınmıştır. İş hukukunun temel ilkeleri kapsamında bireysel iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Arabulucu, Emredici Kurallar, Dava Şartı, Emredicilik İlkesi, Zorunlu Arabuluculuk, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu

ArabuluculukDava şartıEmredici norm+3
Cansu Kılıç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirkette rüçhan hakkı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile anonim şirketlerde pay sahibine, dış kaynaklı sermaye artırımı sonucu ortaya çıkacak yeni paylardan öncelikli olarak alma hakkı tanıyan rüçhan hakkı düzenlenmiştir. Hem mali hem de kişisel haklar sağlayan rüçhan hakkı ile sermaye artırımı sonucu, yeni payların üçüncü kişilere satılmasının önüne geçilerek, pay sahiplerinin zarara uğramaları engellenmiş olmaktadır. Rüçhan hakkı kural olarak pay sahiplerine tanınmakla birlikte esas sözleşme veya genel kurul kararıyla diğer kişilere de tanınabilir. Mutlak nitelikte bir müktesep hak sağlamayan rüçhan hakkı esas sermaye sistemini kabul eden anonim şirketlerde genel kurul, kayıtlı sermaye sistemini kabul eden anonim şirketlerde ise yönetim kurulu tarafından sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Rüçhan hakkının kısıtlanabilmesi için haklı bir sebebin bulunmasının yanında kanunda yer alan diğer şartların da gerçekleşmesi gerekir. Anahtar Sözcükler: Rüçhan hakkı, sınırlama veya kaldırma, haklı sebep, müktesep hak, mali hak, kişisel hak, esas sermaye sistemi, kayıtlı sermaye sistemi

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerHaklı neden+4
Onuralp Atay
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketici işlemi olarak vekalet sözleşmesi

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un kabul edilmesi ile tüketici işlemi olarak kabul edilen sözleşmelerin uygulama alanı oldukça genişlemiştir. Kanun'da tüketici işlemi tanımlanırken vekâlet sözleşmesi de açık olarak belirtilmek suretiyle Kanun kapsamında kabul edilmiştir. Bu doğrultuda tüketici işlemi sayılan vekâlet sözleşmelerine Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile getirilen düzenlemeler uygulanmalıdır. Vekâlet sözleşmesi hükümlerinin uygulanabileceği tüm sözleşmelerde ayıp hükümlerinin ve haksız şart düzenlemelerinin uygulanması gibi sorunların vekâlet sözleşmesinin niteliğine uygun olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda uygulamada sıklıkla karşılaşılan avukatlık sözleşmesi, teşhis ve tedavi sözleşmesi, kurs sözleşmesi gibi bazı özel sözleşme türlerinden de ayrıca bahsedilmiştir. Avukatlık sözleşmesinde vekâlet verenin tüketici olması hâlinde özel kanun niteliğindeki Avukatlık Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere Kanun hükümleri uygulama bulmalıdır. Burada vekâlet veren yönünden inceleme yapılırken vekâlet verenin bu sözleşmeyi mesleki bir amaç ya da ticarî faaliyetleri ile ilgili yapmamış olması gerekmektedir. Teşhis ve tedavi sözleşmelerinde de kamu hastaneleri yönünden Kanun'un uygulama alanı bulmamakta, ancak bunun dışındaki tüm özel sağlık kuruluşlarında Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Kurs sözleşmesine ilişkin özel düzenlemeler dikkate alınarak konu incelenmiş ve kurs sözleşmesinin de Kanun kapsamında vekâlet sözleşmesi olarak kabul edileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tüketici, Vekâlet Sözleşmesi, Tüketici İşlemi, Avukatlık Sözleşmesi, Kurs Sözleşmesi, Teşhis Tedavi Sözleşmesi

SözleşmelerTüketicilerVekalet sözleşmesi
Çisem Alparslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Apartman ve site yönetiminden doğan hukuki sorumluluk

Değişen ve gelişen yeni dünya düzenindeki toplu yaşamın zorunluluğu ile birlikte çok katlı ve toplu yapıların oluşması; bu yapılarda toplu halde yaşayan, sosyo-kültürel ve ekonomik bakımdan farklı insanların bir arada yaşamasını zorunlu kılmıştır. Bireylerin olduğu her ortamda mutlu ve huzurlu bir yaşam için uyulması gereken toplumsal ve hukuki kuralların gerekli olması karşısında, toplu ve çok katlı yapıların hukuki temeli bulunan bir kurallar bütünü dahilinde yönetilmesini ve diğer konut sakinlerinin de bu kurallara ve yönetimin idaresine uymasını; buna karşın, yapı yönetimlerinin de söz konusu kurallar dahilinde yapı yönetimini gerçekleştirmesini gündeme getirmiş ve gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda; öncelikle, çok katlı yapılara hukuki nitelik kazandırmak; bu yapılarda yaşayan bireylerin statülerini ortaya koymak; gerek bu bireyler arasındaki ortak yaşamdan doğan ilişkileri gerekse bu bireyler ile ortak yaşamın, söz konusu yapılarda düzen ve idare anlayışını tesis etmek için zorunlu kıldığı yapı yönetimleri arasındaki ilişkileri yani hak, görev ve sorumlulukları düzenlemek maksadıyla 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Medeni Kanundaki taşınmaz mallara ilişkin genel hükümlerden ayrı ve özel olarak, 2 Ocak 1966 tarihli mer'i 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu pozitif hukuk sistemimizde yerini almıştır. Günümüze kadar gelişen süreçte, hızla artan kırdan kente göçün ve ülke nüfusunun doğurduğu konut ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak tek parseli aşan birden çok yapı ve blok yapıların yapılması karşısında, tek parseli aşan bu yapıların yönetiminde de sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu durum ise kat mülkiyeti ve kat irtifakı kavramlarının tekrar ele alınmasını da gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda, tek parseli aşan site (toplu yapı) kavramı, 634 sayılı Kanuna 14.11.2007 tarihli 5711 sayılı Kanunla eklenen "Dokuzuncu Bölüm" başlığı altında "Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler" ile hukuki nitelik kazanmış ve toplu yapılarda ortaya çıkan sorunların çözümü için tek parsel üzerinde kurulan tek yapıdan (apartman) ayrılan toplu yapılara özgü özel hükümler getirilmiştir.

ApartmanHukuki sorumlulukSiteler+2
Muhammed Uluşen
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirketlerde pay devri

"Limited Şirketlerde Pay Devri" işlemi, kişisel ögelerin daha yoğun olduğu ve ülkemizde kurulması en çok tercih edilen bir sermaye şirketi türü olan limited şirketlerin mevzuatta pay devri ile ilgili olan hükümleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesi sonucu birçok yönden önemli değişikliğe uğramıştır. Kanun koyucu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin kendine özgü yapısını, her ne kadar anonim şirketin yapısına yakınlaştırsa da yine de söz konusu bu özgün yapıyı korumak istemiş, bu anlayış limited şirkette pay devri konusuna da aynı ölçüde etki etmiştir. Çalışmamın ilk bölümünde limited şirketlerde pay kavramı ve payın temel özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde ise taahhüt işlemi ve bu işlem özelinde uygulamada sık rastlanılmayan bir sözleşme türü olarak pay devri vaadi sözleşmesi birçok yönden ele alınmıştır. Son bölümde ise; tasarruf işlemi, pay devri sözleşmesi ve ortaklığın pay devri ile kazanılması süreci değerlendirilmiştir. Bölümleri ve içeriklerini oluştururken doktrinde tartışmalı noktalara değinilmiş, karşıt görüşlere de yer verilmiştir. Aynı zamanda Yargıtay'ın da limited şirketlerde pay devri konusunda vermiş olduğu çeşitli kararlara vurgu yapılmıştır. Çalışmada, konuların birbiriyle olan sıkı bağı ve ihtimaller üzerine ortaya çıkabilecek farklı sonuçlar irdelenmiştir. Özellikle limited şirketlerde pay devrine dair getirilen şekil şartı, esas sözleşmeye eklenebilecek hükümler ile ilgili devrin sınırlandırılması, şirket genel kurulunun devir işlemindeki rolü ve devrin onaylanmaması halinde ilgili ortağın hakları gibi pay devri işlemini direkt etkileyen konular üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmuştur.

DevirKanunlar 6102 sayılıLimited şirketler+5
Kemal Çağrı Derekaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde denetimin konusu ve kapsamı

Tezde, anonim şirketlerde denetimin konusu ve kapsamını incelenmektedir. Denetim; konusu ve kıstasları, denetçi niteliği, süreçleri, hak ve yükümlülükleri, sorumlulukları ile somutlaştırılmış hukuki bir kurumdur. Denetime ilişkin düzenlemelerin düşünsel temellerini, evrensel nitelikteki kurumsal yönetim ilkeleri ile pozitif hukukun parçası olan dürüst resim ilkesi oluşturmaktadır. Denetimin amacı, mesleki standartlara dayanarak finansal tabloların, hukuk ve muhasebe ölçüleri karşısındaki güvenilirliğine ilişkin güvence elde etmektir. Denetimin konu ve kıstası ile oluşturduğu bütüncül yapıda kapsamı doğru belirlenmezse öncelikle denetim ve buna bağlı olarak finansal tablolar sakatlanır. Tez denetimin konusunu ve kapsamını, denetimin bütüncül yapısı ve muhasebe yönü dışında hukuki boyutu ile konu edinmektedir.

Anonim şirketlerDenetimDenetçiler+2
Derviş Altınok
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigortalı eşyalar üzerindeki rehin hakkı

Bir hukuki ilişki kapsamında doğan alacağın teminat altına alınması noktasında en çok başvurulan yollardan biri de rehin tesis etmektir. Bir alacağı teminat altına almak amacıyla rehne başvurulan pek çok durumda sigorta da fonksiyon göstermektedir. Zira alacaklının ve rehne konu olan eşya malikinin, rehinli eşyaya ilişkin menfaatlerin sigortalanmasında çıkarı vardır. Malik ve alacaklı, rehne konu eşyaya ilişkin menfaatlerini ayrı sigorta sözleşmeleri ile güvence altına alabilirler. Böyle hallerde aşkın sigorta söz konusu olmayacaktır. Bu noktada malik menfaatinin sigortalandığı haller ayrı bir önem arz etmektedir. Rehne konu olan eşyaya ilişkin malik menfaatinin sigortalandığı hallerde, söz konusu menfaat zarara uğramış ve malik lehine bir sigorta tazminatı doğmuşsa, rehin hakkı sigorta tazminatı üzerinde devam edecektir. Rehin hakkının sigorta tazminatı üzerinde devam ettiği durumlarda, rehin hakkının varlığını bilen ya da bilmesi gereken sigortacı, sigorta tazminatı üzerinde rehin hakları devam eden alacaklıların rızasını almaksızın malike yaptığı ödeme ile borcundan kurtulamayacaktır. Böyle hallerde malik, ek güvence göstermek ve rehne konu eşyayı eski haline getirmek şartıyla sigorta tazminatının ödenmesini talep edebilir. Fakat rizikoya maruz kalmış olmasına rağmen rehne konu eşya hala yeterli bir teminat teşkil ediyorsa, rehinli eşya malikinin sigorta tazminatının kendisine ödenmesini isteme yetkisinin olduğunun kabulü gerekir. Sigorta poliçelerinde yer alan dain-i mürtehin kaydı ise rehnin varlığını sağlayan bir hukuki belge değildir. Bu sebeple sadece sigorta poliçesindeki kayıtlara dayanarak sigorta tazminatı üzerinde rehin hakkının devamını kabul etmek doğru olmayacaktır. Sigorta tazminatı üzerinde rehin devam etse bile talep ve dava hakkı yine malikte olacaktır. Ayrıca rehinli alacaklıya riziko gerçekleşmeden önce de sigorta korumasının devamını sağlamaya dönük belirli imkanlar tanımıştır. Söz konusu imkanları sağlayan düzenlemeler ise sigorta sözleşmesinin sona ermesinden önce ve sonra olmak üzere iki ana ayrım etrafında yapılmıştır.

EşyalarRehinRehin hakkı+3
Oğuzhan Ünsal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marka hukukunda kullanım ispatı

Tescil edilmiş bir marka, sahibinin tekelindedir ve tescilden doğan hakların devam etmesi için markanın kullanımı gerekmektedir. Hukuki nitelik bakımından külfet olarak nitelendirilebilecek marka kullanımı başta TRIPS ve Paris Konvansiyonu olmak üzere pek çok uluslararası düzenlemeye konu olmuştur. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu da AB Marka Tüzük ve Direktiflerine bağlı olarak markanın kullanılmasını düzenlemiş ve kullanılmamasına çeşitli sonuçlar bağlamıştır. Buna göre, markanın ciddi olarak, Türkiye'de, tescil edildiği mallar ve/veya hizmetlerde ve tescil edildikten sonra beş yıl içinde kullanılması gerekmektedir. Markanın kullanımı olarak kabul edilen hükümler ve kullanılmama için haklı sebebin bulunması istisnaî niteliktedir. Markanın öngörülen şekilde kullanılmaması üç aşamada ileri sürülebilmektedir. Bunların birincisi, başvurunun yayımlanmasından sonraki itiraz sürecinde, ikincisi markanın hükümsüzlüğü davasında ve sonuncusu marka hakkına tecavüz davasındadır. Her üç aşamada da kullanmama savunmasının ileri sürülebilmesi için; en az beş yıldır tescilli bir markanın bulunması, bir talebin varlığı ve bu talebinin SMK 6'ncı maddenin 1'inci fıkrası uyarınca karıştırılma ihtimaline dayanması gerekmektedir.

Marka hukukuMarkanın kullanılmamasıMarkanın kullanılması+1
Elanur Tamer
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş hukukunda ibra sözleşmesi

İbra sözleşmesi, taraflar arasındaki bir borç ilişkisinin alacaklı tarafından borçlu lehine sona erdirilmesidir. İbra sözleşmesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde kanuni olarak düzenlenmemiş, uygulanması öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır. 818 sayılı Kanun döneminde ibra sözleşmesinin tabi olacağı kurallar temelde 1911 tarihli İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki ibraya ilişkin hükümlerden yararlanılarak belirlenmiştir. İbra sözleşmesi ilk kez, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile hüküm altına alınmış ve kanuni olarak düzenlenmiştir. İş hukuku açısından ibra sözleşmesi, "ibraname" olarak anılmaktadır. İş ilişkilerinde ibraname, genel olarak işçinin işverenden olan alacaklarına yönelik işvereni borçtan kurtarması olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmamızda, ibranamenin 818 sayılı Kanun ve 6098 sayılı Kanun dönemindeki uygulama biçimleri öğreti ve yargı kararları ile ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Türk Borçlar KanunuTürk iş hukukuİbra sözleşmesi+1
Gülendam Öncü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organ ve doku naklinde "rıza"

Yüzlerce yıl önceye dayanan organ ve doku nakli denemeleri, özellikle son yarım yüzyılda oldukça başarılı bir konuma gelmiştir. Tıp biliminin organ ve doku naklindeki bu başarısının ardından, naklin hukuki bir zemine kavuşturulması ihtiyacı doğmuştur. Bu amaçla hukuk düzenleri tarafından naklin şartları düzenleme altına alınmıştır. Bununla birlikte organ ve doku nakli konusu, uluslararası alanda da pek çok düzenlemeye konu olmuştur. Bu düzenlemelerden en önemlisi ise İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi'dir. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan "Organ ve Doku Naklinde Rıza" başlıklı çalışmamızda, organ ve doku nakillerine rıza penceresinden bakılacaktır. Bu kapsamda organ ve doku nakline ilişkin temel düzenleme olan 1979 tarihli 2238 sayılı Kanun'un rıza hükümleri incelenecektir. Kanun'daki eksikliklerin daha iyi anlaşılabilmesi adına Biyotıp Sözleşmesi ve diğer ülkelerin kanuni düzenlemelerine de yeri geldikçe değinilecektir.

Aydınlatılmış onamDoku nakliKanunlar 2238 sayılı+3
Elif Rumeysa Gürbüz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma hukukunda ibra işlemi (acceptilatio) ve alacağı talep etmeme taahhüdü (pactum de non petendo)

Acceptilatio, Roma Hukuku'nda alacaklı ile borçlunun borcun ödenmeyeceği konusunda anlaşmaları başka bir tabirle alacaklının alacağından vazgeçmesi durumunda Ius Civile açısından borç ilişkisini sona erdiren bir ibra işlemidir. Bu işlem aynı zamanda modern hukuklardaki ibra sözleşmesinin de temelini oluşturmaktadır. Acceptilatio; asıl borç ile birlikte rehin, kefalet, faiz veya ceza koşulu gibi fer'i borçları da başka bir işlem yapılmasına gerek olmaksızın doğrudan doğruya sona erdirmektedir. Ius Civile tarafından tanınan bu işlemin geçerli olarak yapılabilmesi için borçlunun da ibraya rıza göstermesi gerekir. Roma Hukuku'nda acceptilatio ile bir ibra işlemi yapabilmek için borçlunun iradesini sözlü ve şekli kelimeler içeren bir soru sorarak beyan etmesi ve alacaklının da borçluya aynı şekli kelimeleri kullanarak cevap vermesi zorunludur. Bu sebeple ibra işleminin Roma Hukuku'nda şekle bağlı kalınmadan yapılabilmesi mümkün değildir. Pactum de non petendo ise borçlu ve alacaklı arasında alacağın geçici bir süreliğine veya hiçbir zaman talep edilmeyeceğine dair yapılan şekilsiz bir anlaşmadır. Fakat bu anlaşma, borcu, acceptilatio'da olduğu gibi Ius Civile açısından değil yalnızca Ius Honorarium kapsamında ve borçlu tarafından yargılama sırasında bir def'i (exceptio) ileri sürülmesi koşuluyla sona erdirmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak pactum de non petendo ile geniş anlamda borç ilişkisi değil yalnızca anlaşma konusu olan tekil borç ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca taraflar arasında bu anlaşmanın yapılması halinde borç, yalnızca anlaşmaya taraf olan kişiler açısından sona ermekte fakat kefil, müteselsil borçlu veya müteselsil alacaklılar açısından geçerli bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla pactum de non petendo hem Roma Hukuku hem de çağdaş hukuklarda teknik anlamda bir ibra işlemi değil fakat ihlali halinde def'i tanınan şekilsiz bir anlaşmadır.

Alacağı talep etmeme taahhüdüRoma hukukuİbra
Mehmet Mert Özyıldırım
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamında toplu yapılar

Çalışmamızda, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu 66-74'üncü maddeler arasında düzenlenen toplu yapılar tüm yönleri ile incelenmiştir. Bu kapsamda, bir veya birden fazla imar parseli üzerinde, onaylı yerleşim planına göre kurulan veya kurulacak olan birden çok yapının, ortak yer, tesis ve alanlar ile bağlantılı yönetiminden oluşan toplu yapılar kavramı üzerinde durulmuştur. Toplu yapılar kavramı ve unsurları, toplu yapıların kurulması, yönetimi, yönetiminde yer alan kurullar, kurullar arası ilişki, ortak yer ve tesisler, kurul kararları alınmasındaki usul ve esaslar, kurul kararlarına karşı kanun yolları ve sona erme çalışmamızın temel konularını oluşturmaktadır.

Kat Mülkiyeti KanunuKat mülkiyetiToplu yapı+2
Pınar Alkım Bekar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel sağlık verilerinin korunması

Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişilere ait olan her türlü bilgiye kişisel veri denmektedir. Kişisel sağlık verisi ise, kimliği belirli ya da belirlenebilir olan gerçek kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığına ilişkin her türlü bilgidir. Kişisel sağlık verileri, hassas nitelikli kişisel verilerdir. Hassas nitelikte olmasının nedeni, bu bilgilerin açıklanması halinde kişinin özel, sosyal ve ekonomik hayatı bakımından telafisi güç veya imkansız zararlar doğmasının yüksek olasılıkta olmasıdır. Kişisel sağlık verilerinin, kişinin maddi ve manevi varlığını sürdürmesi açısından hayati önem taşıması dolayısıyla bu verilerin işlenmesi, kural olarak, yasaktır. İşleme, ancak istisnai hallerde söz konusudur. Bu istisnai haller, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda düzenlenmiştir. İstisnai hallerde gerçekleştirilen işleme faaliyeti, kişisel verilerin işlenmesine dair ilkelere uygun olmalıdır. Veri sahibi, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen haklarını kullanarak kişisel sağlık verilerini koruyabilir. Kişisel sağlık verilerinin işlenmesine yönelik genel işlem koşulu niteliğinde hükümler içeren sözleşmeler bakımından ise Türk Borçlar Kanununun 20 ile 25. maddeleri arasındaki genel işlem koşullarını düzenleyen hükümlere başvurulabilir. Kişisel sağlık verilerinin hukuka aykırı işlenmesi sonucunda kişilik hakları ihlal edilen bireyler, Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde sayılan davaları açmak suretiyle kişiliklerini koruma imkanına sahiptirler. Ayrıca 23. madde uyarınca kişileri, hukuka veya ahlaka aykırı sayılan hukuki işlemlerinden korumak mümkündür. Anahtar Sözcükler kişisel veriler, kişisel sağlık verileri, kişisel verilerin korunması, kişisel sağlık verilerinin korunması

Hukuki sorumlulukHukuksal korunmaKişisel Verilerin Korunması Kanunu+5
Beşir Orak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adi iş, ticari iş ve tüketici işlemlerinde faiz

Faiz, para borçlarında alacağından mahrum kaldığı süre için ve bu süreyle orantılı şekilde alacaklıya ödenmesi gereken medenî semere olarak tanımlanabilir. Faiz hükümleri, hukukumuzda dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Faiz alacağının doğumuna ve oranına ilişkin temel kurallar, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yer almaktadır. Bir işlemin adi iş, ticarî iş veya tüketici işlemi olarak nitelendirilmesi, söz konusu işleme uygulanacak faiz hükümlerini etkileyecektir. Dolayısıyla, faiz hükümlerinin uygulanmasından önce, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğinin tespit edilmesi gerekir. Çalışmamızda; adi iş, ticari iş ve tüketici işlemleri ayrımı ele alınarak her biri için uygulanacak faiz hükümleri doktrin görüşleri ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir.

Adi şirketFaizFaiz politikaları+7
Turan Tunç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müteselsil sorumlulukta zarar verenlerin birbirine karşı rücu ilişkisi

Birden fazla kişinin aynı zarara sebebiyet vermesi durumunda, zarar veren kimseler bu zararın tamamından birlikte sorumlu olurlar. Müteselsil sorumluluk kavramını ifade eden bu durum Türk Borçlar Kanununun 61. ve 62. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu kural birden fazla zarar verene karşı zarar görenin durumunu güçlendirmek ve zararın giderilmesinde kolaylık sağlamak amacıyla kanunda haksız fiil düzenlemesinden farklı bir düzenleme olarak yer almıştır. Müteselsil sorumluluk ile birlikte zarar gören, dilediği zarar verene zararının tazmin edilmesi amacıyla başvurma hakkına sahip olmakla birlikte, zararının tamamı tazmin edilinceye kadar da tüm sorumluların sorumluluklarının devam etmesini sağlamaktadır. Bu ilişki müteselsil sorumlulukta zarar gören ile zarar verenler arasındaki dış ilişkiyi ifade etmektedir. Zararın tamamı tazmin edildikten sonra, tazminatın zarar verenler arasında paylaştırılması meselesi gündeme gelir ve bu da zarar verenler arasındaki iç ilişkinin konusunu oluşturur. İç ilişki esasen rücu düzeni ile ilgilidir ve kendi payından fazlasını ödeyen zarar verenin, fazla ödediği kısmı diğer zarar verenlerden yine onların payları oranında talep etmesini ve bundan kaynaklanan paylaşım düzenini ifade etmektedir. İç ilişkinin amacı tazminatın zarar verenler arasında adil bir şekilde paylaştırılmasıdır. Bu çalışma ile müteselsil sorumlulukta zarar verenler arasındaki iç ilişki kapsamında rücu ilişkisi, doktrin ve Yargıtay görüşleri de belirtilerek ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Sözcükler Borçlar Hukuku, Borçlar Kanunu, Müteselsil Sorumluluk, Haksız Fiil Sorumluluğu, Rücu İlişkisi.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHaksız fiil+5
Sebanur Aşık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Borçlar Hukukunda reklam yapım sözleşmesi

Çalışmanın temel amacı, reklam yapım sözleşmesinin niteliğini tespit etmek ve bu sözleş-meye uygulanacak hükümleri saptamaktır. Bu bağlamda konu üç farklı bölümde incelen-miştir. Birinci bölümde genel olarak reklam kavramı üzerinde durulmuş, reklamın unsurla-rı, niteliği ve çeşitli hukuk dallarının reklama yaklaşımı, bilhassa reklamın fikir ve sanat eseri niteliği ele alınmıştır. Çalışmanın esasını teşkil eden ikinci bölümde reklam yapım sözleşmesinin tanımı, tarafları, unsurları, hukukî niteliği ve diğer iş görme sözleşmelerin-den farkları irdelenmiştir. Nihayet, üçüncü bölümde reklam veren ile reklam ajansının borçları ve sözleşmenin sona erme hâlleri tespit edilmiştir.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuReklam sektörü+4
Abdurrahim Altun
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketici işlemlerinde kefalet sözleşmesi

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile tüketici işleminin kapsamı genişletilmiş ve tüm tüketici işlemlerine uygulanacak temel ilkeler düzenlenmiştir. Bu ilkelerden biri de tüketici işlemleri için verilen tüm şahsi teminatların kefalet olarak kabul edilmesidir. Tüketici işlemleri için verilen şahsi teminatlar kefalet sözleşmesi olarak sonuç doğuracaktır. Kefalet sözleşmesi kefil olan kişinin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği, fer'i ve tali nitelikli bir sözleşmedir. Söz konusu ilke ile tüketicinin borçları için verilen her türlü şahsi teminatın adi kefalet sayılması zorunluluğu getirilmiş, böylece tüketici işlemlerine kefil olmayı teşvik etmek ve kefili korumak amaçlanmıştır. Tüketicinin alacakları için verilen şahsi teminatların ise müteselsil kefalet sayılması kuralı getirilerek ve bu kez tüketiciyi koruyucu bir düzenleme yapılması amaçlanmıştır.

Kanunlar 6502 sayılıKefaletKefalet sözleşmesi+4
Sumru Özlem Türkoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Markanın kullanılması zorunluluğu ve kullanılmamasına bağlı sonuçları

Marka bir teşebbüse ait mal veya hizmetin diğer teşebbüse ait mal veya hizmetten ayırt edilmesini sağlayan işaretlerdir. Markanın SMK tarafından korunabilmesi esasen tescil edilmesine bağlıdır. Markanın tescili ile beraber kanunen korunan marka, uygun şekilde kullanılmadığı takdirde çeşitli sonuçlarla karşılaşılacaktır. Markanın kullanılmasının kanun tarafından zorunluluk hâline getirilmesinin sebebi, gerçek kullanımı teşvik etmek, markaların sicilde boş yere istiflenmesini engellemektir. Bu amaçla tescilli bir marka, işlevine uygun, ciddi olarak Türkiye'de tescil olunduğu mal veya hizmetler için marka sahibi tarafından kullanılmadır. Marka hoşgörü süresi içerisinde belirtilen şekilde kullanılmaması veya kullanılmamasına haklı bir sebep gösterilmemesi hâlinde iptal edilebilecektir. İptal müessesi yeni düzenlemelerle idari süreç olarak kabul edilse de ilgili hükümler yürürlüğe girmemiştir. Ayrıca marka başvurusunda yayıma itiraz aşamasında, başvuru sahibi markanın kullanıldığının ispatını talep edebilir. Markanın kullanılmamasının diğer bir sonucu ise def'î olarak ileri sürülebilmesidir. Söz konusu hükümler gereği hükümsüzlük ve tecavüz davalarında markanın kullanılmaması davalı tarafından def'î olarak ileri sürülebilir. Anahtar kelimeler: Marka, markanın kullanılması, iptal, ciddi kullanım, def'i

Hukuki sonuçHükümsüzlükMarka+4
Begüm Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66)

Bu çalışmanın amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğunun incelenmesidir. Bir kusursuz haksız fiil sorumluluğu teşkil eden bu sorumluluk, bir kimsenin, kendisi ile bağımlılık (tâbiiyet) arz eden bir çalıştırma ilişkisi içerisinde iş gören yardımcı kişinin işini görürken hukuka aykırı fiili ile üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumlu tutulmasını ifade eder. Bu çalışmada; adam çalıştıranın sorumluluğunun hukuki niteliği, işlevleri, tarihsel kökeni incelenmiş; karşılaştırmalı bakış açısıyla başlıca yabancı ülke hukuklarında adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiş ve sorumluluğun temel kavramlarının anlamı doktrin ve içtihatlar ışığında belirlenmek suretiyle sorumluluğun şartları ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Ayrıca, adam çalıştıranın sorumluluğu ile başlıca diğer sorumluluk hâlleri arasındaki uygulama ilişkisi incelenmek suretiyle adam çalıştıranın sorumluluğunun uygulama alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHukuki sorumluluk+6
Dila Okyar Karaosmanoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adi ortaklıkta iç ilişkiler

Adi ortaklık sözleşmesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ila 645. Madde hükümleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin, emeklerini veya mallarını müşterek bir amaç uğruna bir araya getirmek suretiyle, bu amacı gerçekleştirmek uğruna birlikte çaba göstermeyi bir sözleşme çerçevesinde taahhüt ettikleri kişi birliğidir. Tüm bu esaslı unsurlar üzerinde vücut bulan adi ortaklıkta, ortaklar arası ilişkiler sözleşme serbestisinin genişçe uygulandığı bir sahadır. Bunun yanında, Kanunun emredici hükümleri yoluyla da, ortaklık sözleşmesinin özü ve ortaklar arasındaki menfaat dengesi koruma altına alınmaktadır. Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin olmaması hususu, ortaklardan bağımsız bir hak ehliyetinin oluşmamasının yanında taraf ehliyetinin yokluğu gibi önemli sonuçları beraberinde getirmektedir. Doğuştan idarecilik kavramının hâkim olduğu adi ortaklıkta ortakların, yönetim hususunu etkileyen önemli hakları ve borçları bulunmaktadır. Adi ortaklığın yönetimi yetkisi ortaklardan veya üçüncü kişilerden bir veya daha çoğuna tevdi edilebilir. Ortaklığın müşterek amacı çerçevesinde, olağan ve olağanüstü işlerin gerçekleştirilmesi noktasında, yönetim yetkisi ve ortaklık kararları birlikte rol almaktadır. Bu bağlamda, ortakların hak ve borçlarının yanında yöneticinin hak ve borçları da söz konusu olacaktır. Nihayet, adi ortaklıkta çıkma ve çıkarılma hususları yasal düzleme mevcut Kanunla getirilmiş ve detayları düzenlenmiştir.

Adi şirketKanunlar 6098 sayılıSözleşmeler+2
Ömer Faruk Öğütcü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda anonim ortaklıkta denetim komitesi ve denetimin işlevi

Türk Anonim Şirketler Hukuku'nda monist yapılı bir yönetim kurulu yapısının belirlenmesinin sonucunda ve globalleşen kurumsal yönetim kavramı çerçevesinde ortaya çıkan denetim komitesi ve denetim işlevi; Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası düzenlemeleri, Türk Bankacılık hukuku ile birlikte diğer hukuk sistemleriyle karşılaştırılarak ele alınmaktadır. Bu kapsamda öncelikle yönetim kurulu sistemleri ve yönetim kurulunun şirket ile ilişkileri ele alınmış, sonrasında kurumsal yönetim kavramı ve temel ilkeleri incelenmiştir. İşbu Çalışmanın ana konusu olan denetim komitesinin tarihsel süreçteki ortaya çıkışından günümüzdeki konumuna kadarki süreç ve konumu, diğer hukuk sistemleri ile birlikte değerlendirilmekte olup en son bölümde ise seçilen on farklı şirketin denetim komitesi çalışma yönergeleri karşılaştırılarak ideal çalışma yönergesinin nasıl olması gerektiği tartışılmaktadır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerBağımsız denetim+6
Nihan Ece Hasarpa
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00