Isparta University of Applied Sciences
Anabilim Dalı

Bitki Koruma Anabilim Dalı

Isparta University of Applied Sciences

976

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yağ gülü koşnili rhodococcus perornatus cockerell & parrott (hemiptera: coccidae)'un popülasyon değişiminin ve bazı bitki koruma ürünlerinin etkinliğinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, Isparta ili yağ gülü üretim alanlarında ekonomik açıdan zarara neden olan Rhodococcus perornatus Cockerell & Parrott'un popülasyon değişiminin belirlenmesine yönelik çalışmalar 2016-2017 yıllarında Isparta Merkez Yakaören'de yer alan iki farklı yağ gülü bahçesinde Mart-Ekim ayları arasında haftalık olarak tesadüfi olarak seçilen 40 adet 10 cm uzunluğundaki 2 yıllık dallar toplanarak gerçekleştirilmiştir. Alınan dal örneklerinde zararlının I. ve II. dönem nimfleri, ergin erkek bireyleri, dişilerin yumurta oluşturma öncesi (pre-ovipozisyon) ve yumurtalı bireyleri sayılmış, ayrıca sayımlar sırasında ölü ve canlı bireyleri kaydedimiştir. Ayrıca, yumurtalı dişilerden seçilen 10 adet bireye ait yumurta sayımı yapılmıştır. Popülasyon grafikleri incelendiğinde II. dönem nimflere ait popülasyonun Mart ayının son günlerinde aktif olmaya başladıkları gözlenmiş ve Nisan ayında gelişimini hızlandırdığı saptanmıştır. Çalışmada ayrıca bazı bitki koruma ürünlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacıyla laboratuvar ortamında zararlının I. ve II. dönem niftlerine karşı Azadirachtin (Nimbecidine), Lecanicillium lecanii (Nibortem), Beauveria bassiana (Nostalgist) ve Mineral yağın etkinliği belirlenmiştir. Nibortem, Nimbecidine, Nostalgist, yağ ve yağ+azadirachtin ilaçlarının sayım zamanları (1. 3. 5. 7. gün) uygulama sonuçları arasında önemli bulunmuştur. Kontrol uygulamasında sayım zamanlarında 1. günde en düşük ortalama görülürken 3. 5. 7. sayım günleri arasında ortalamalar arasında bir fark bulunmamıştır. I. ve II. nimf döneminde sayım günleri arasında istatistiki anlamda birbirlerinden farklı oldukları belirlenmiş olup en yüksek ölüm ortalamaları 7. günde elde edilmiştir.

Yararlı böceklerZararlı böcekler
Sultan Tanrıverdi
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı bitki ekstraktlarının tetranychus urticae koch (acari: tetranychidae) ile predatörü neoseiulus californicus (mcgregor) (acari: phytoseiidae)'a karşı toksik etkileri

Son yıllarda birçok bitkide zarar meydana getiren fitofag akarların kontrolünde alternatif mücadele yöntemleri arasında bitki ekstraktlarının kullanımı önem kazanmıştır. Özellikle örtüaltı üretimde bitki ekstraktları ve predatör akarların kombine şekilde kullanılmasının akar mücadelesinde başarıyı arttıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmada lavanta (Lavandula intermedia Emeric ex Loisel.), çördük otu (Hyssopus officinalis L.), fesleğen (Ocimum basilicum L.), kekik (Thymus vulgaris) ve nane (Mentha spicata) bitki ekstraktlarının Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) ve önemli predatör akar Neoseiulus californicus (McGregor) (Acari: Phytoseiidae)'a karşıtoksik ve repellent etkileri araştırılmıştır. Toksik etki çalışmalarında yaprak disk- spray tower yöntemi kullanılmıştır. Denemelerde bitki ekstraktlarının %1, 3, 6, 12 konsatrasyonları predatör akarın yumurta, nimf ve ergin dönemlerine ayrı ayrı uygulanarak toksik etkileri belirlenmiştir. Toksik etki çalışmalarında, ölü canlı sayımları 24, 48 ve 72. saatlerde yapılmıştır. Repellent etki çalışmalarında ise, bitki ekstraktlarının 0.1, 1, 5 ve 10 ml/l konsantrasyonları kullanılmıştır. Repellent etki çalışmalarında, 24 ve 48 ve 72. saatlerde yaprak disklerinin kontrol ve bitki ekstraktı uygulanmış kısımlarındaki bireyler sayılarak bitki ekstraktlarının repellent etkileri belirlenmiştir. T. urticae'nin nimf /ergin dönemlerinde en yüksek ölüm oranı kekik ekstratlarının % 12'lik konsantrasyonlarında belirlenmiştir. Bu konsantrasyonda kekik ekstraktı için nimf ve erginlerde % 85 ve % 89 ölüm oranı belirlenmiştir. Aynı şekilde kekik ekstraktının zararlı üzerinde ovisidal etkisinin de bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, Tetranychus urticae ile mücadelede kekik ekstraktlarının da pestisitlere alternatif bir teknik olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Repellent etki denemelerinde 72. Saat sonunda bitki ekstraktlarının T. urticae erginleri üzerindeki en yüksek etki 10ml/l konsantrasyonda %83 çördük otu ekstraktı belirlenirken en düşük etki lavanta olduğu belirlenmiştir. Bitki ekstraktlarının T. urticae nimfleri üzerindeki en yüksek etki 10ml/l konsantrasyonda %73.36 kekik ekstraktı belirlenirken en düşük etki %62.56 lavanta olduğu belirlenmiştir. Bitki ekstraktların Neoceilus californicus ergin ve nimfler üzerindeki en yüksek toksik etki kekik ve nanede belirlenmiş, fakat bu etkiler de çok yüksek bulunmamıştır. Çalışmada kullanılan beş bitki ekstraktının en yüksek konsantrasyonlarında predatör akar yumurtalarının yarısına yakın kısmının açılmadığı gözlemlenmiştir. Bitki ekstraktlarının yumurta açılımı üzerindeki en yüksek etkisi %59.58 ile nane ekstraktında belirlenirken en düşük etki %51.56 ile fesleğen olduğu belirlenmiştir.

Semiha Sarıtaş
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili yağlık güllerden toplanan tetranychus urticae (Koch) (Acarı: Tetranychidae) popülasyonlarında spirodiclofene karşı direnç, sinerjist ve detoksifikasyon enzimlerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Isparta ili ve ilçelerinden 2018 yılındaki yağ gülü üretim sezonunda toplanan Tetranychus urticae (Koch) (Acari:Tetranychidae) popülasyonlarında, spirodiclofen direnç gelişimi biyoassay ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılmıştır. Isparta ilinde yoğun olarak gül üretimi yapılan Deregümü ilçesinden 3, Ardıçlı ilçesinden 3, Atabey ilçesinden 2, Gönen ilçesinden 2 olmak üzere 10 adet T. urticae popülasyonu toplanmıştır. Popülasyonların direnç düzeylerinin belirlenmesi için yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi kullanılmıştır. Denemelerde 7 insektisit dozu+1 kontrol grubu kullanılmıştır, her grup 3 tekerrürden oluşmuştur. Her tekerrürde 25 adet ergin kırmızıörümcek bireyi bulunmaktadır. Spirodiclofen uygulaması ilaçlama kulesi kullanılarak 1 bar basınçta yaprak yüzeyine 2 mL uygulanmıştır. Çalışma sonucunda Deregümü-1, Deregümü-2, Deregümü-3, Atabey-1, Atabey-2, Ardıçlı-1, Ardıçlı-2, Ardıçlı-3, Gönen-1, Gönen-2 popülasyonları için spirodiclofen direnç oranları sırasıyla 1.91, 1.17, 1.17, 1.37, 1.71, 1.61, 2.02, 1.97, 1.91, 1.91 kat olarak belirlenmiştir. Aynı popülasyonlar için esteraz enzim ektiviteleri sırasıyla; 10.98, 11.00, 10.89, 11.15, 11.80, 11.46, 11.40, 10.25, 11.71, 10.98 mOD min-1mg-1; GST enzim aktiviteleri ise 2.08, 2.05, 2.00, 2.15, 2.09, 2.18, 2.26, 2.12, 2.05, 2.01 mOD min-1mg-1 olarak belirlenmiştir. Hassas popülasyonda esteraz ve Glutathione-S-Transferase (GST) enzim aktiviteleri sırasıyla 11.20 ve 2.30 mOD min-1mg-1 olarak bulunmuştur. Yağlık güllerden toplanan T. urticae popülasyonlarında belirlenen esteraz ve GST enzim seviyeleri ile hassas popülasyonda belirlenen esteraz ve GST enzim seviyeleri arasında istatistiki olarak fark belirlenmemiştir. Esteraz inhibitörü S-Benzyl-O,O-diisopropyl phoshorothiate (IBP) ve GST inhibitörü diethylmaleate (DEM) sinerjistleri ile yapılan çalışmalarda sinerjistik etkilerin çok yüksek olmadığı bulunmuştur. Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde yağlık gül alanlarından toplanan T. urticae'nin tarla popülasyonlarında düşük oranda spirodiclofen gelişimi buna bağlı olarak detoksifikasyon enzimlerinde artış olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tetranychus urticae, direnç, spirodiclofen, sinerjist, detoksifikasyon enzimleri, yağ gülü 2019, 33 sayfa

Selçuk Çiftci
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kekik suyunun topraktaki pythium yoğunluğu ve çökerten hastalığına etkileri

Pythium cinsi; birçok bitkide kök çürüklüğü ve çökerten hastalıklarıyla kayıplara neden olan önemli toprak kökenli bitki patojenlerini içermektedir. Pythium türlerinin mücadelesinde çoğunlukla fungisitler kullanılmaktadır, ancak çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinden dolayı alternatif yöntem ve kimyasallar üzerindeki araştırmalar önem kazanmıştır. Bitkisel ekstrakt veya uçucu yağlar daha güvenli kimyasallar arasındadır. Kekik bitkisi hastalık etmenlerine karşı etkinliği yüksek bileşenler içermektedir. Bu çalışmada, kekik suyunun ülkemizde en virülent türlerden biri olan P. deliense'ye karşı kullanılabilirliği incelenmiştir. Araştırmada, Origanum onites türüne ait kekik suyu; %100, 80, 60, 40, 20, 10 ve 5 oranlarında saf su ile seyreltilerek toprağa uygulanmış, P. deliense'nin topraktaki yoğunluğu ve buna bağlı olarak fasulye bitkilerinde çökerten hastalığı şiddeti üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Uygulamalardan sonra üç günde bir alınan toprak örneklerinde %10'un üzerinde kekik suyu içeren tüm uygulamalar patojen yoğunluğunu önemli seviyede azaltmış, en düşük inokulum yoğunluğu ise daima seyreltilmeden uygulanan kekik suyu ile elde edilmiştir. Uygulamalardan 24 gün sonra kontrol uygulamasında bir gram topraktaki ortalama inokulum yoğunluğu 808.67 iken %100 kekik suyu uygulamasında 367 olarak bulunmuştur. Aynı şekilde, patojen uygulamasında fide çıkış oranı %20 iken, kekik suyunun artan dozlarına bağlı olarak çıkış oranları da artmış ve seyreltilmemiş kekik suyu uygulamasında bu oran %76.67 olarak belirlenmiştir. Hastalık şiddeti değerlendirmelerinde de, sadece patojen inokulasyonu yapılan uygulamada kök ve hipokotil çürüklüğü şiddeti sırasıyla %98 ve %99.33 iken, seyreltilmeden uygulanan kekik suyu çözeltisinde bu oranlar %52.67 ve 46.67 olarak saptanmıştır. Ayrıca kekik suyu uygulaması patojenin bitki gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini de azaltarak sürgün ve kök gelişimini desteklemiştir.

Emine Demirbaş
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı sıcaklıkların Leptinotarsa decemlineata (Say.) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme miktarı üzerine etkisi

Bu çalışmada Leptinotarsa decemlineata (Say.) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme miktarına sıcaklığın etkisi araştırılmıştır. Böceğin hangi sıcaklıklarda ve hangi biyolojik döneminde daha fazla miktarda beslendiği incelenmiştir. Ayrıca sıcaklığın zararlının beslenme miktarı üzerine etkisi, Logan-10 modeli kullanılarak açıklanmıştır. Bu amaçla, patates bitkisinden alınan yapraklı dal parçası, zararlının 24 saatlik beslenmesinden önce ve sonra tartılarak eksilen ağırlık miktarı belirlenmiştir. Aynı koşullarda yapraklı dal parçasının 24 saat içerisindeki su kaybı miktarı da belirlenmiş ve zararlının net tüketim miktarı hesaplanmıştır. Denemeler 2°C'lik artışlarla 17°C ile 35°C arasında olacak şekilde 10 farklı sıcaklıkta gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre zararlının en yüksek tüketim miktarı 1,507.10 mg olarak 29°C'de II. dönem larvalarda ve en düşük tüketim miktarı 199.80 mg olarak 17°C'de IV. dönem larvalarda görülmüştür. Ayrıca zararlının tüketim miktarları üzerine uygulanan Logan-10 modeli eğrisine ve parametrelerine göre, zararlının tükettiği patates bitkisinin yapraklı dal parçası miktarı, belli bir sıcaklığa kadar artış göstermiş ve optimum sıcaklığa (27.99-28.81°C) ulaştıktan sonra tüketim miktarının azalarak sıfıra kadar (37.18-37.87°C) düştüğü belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, zararlının beslenme miktarı üzerine hem biyolojik dönemin hem de sıcaklığın doğrusal olmayan bir etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca zararlının popülasyonundaki ve zarar miktarındaki mevsimsel değişimler ve dolayısıyla bu zararlıya karşı uygulanacak mücadele yöntemleri üzerine yapılacak ileriki çalışmalar için önemli veriler elde edildiği düşünülmektedir.

Büşra Betül Çınar
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) popülasyonlarında pirimicarb direnci ve asetilkolinesteraz mutasyon ilişkisi

Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) üretim alanları içerisinde fitofag akarların kontrolünde kullanılan önemli bir doğal düşmandır. Ancak bitkisel üretimde aşırı insektisit uygulamaları biyolojik mücadelede başarı şansınız azaltmaktadır. Bununla birlikte bazen av ve avcı aynı mekanizma ile insektisitlere karşı direnç geliştirebilmektedir. Bu tez çalışmasında predatör akar N. californicus'da pirimicarb etken maddeli insektisite karşı direnç gelişimi, asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktivitesi ve hedef bölgedeki mutasyon ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla N. californicus' un seleksiyon ve arazi popülasyonlarında pirimicarb direnç düzeyleri yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi ile belirlenmiştir. Bioassay denemeler 7 doz +1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için N. californicus' un en hassas dönemi olan larva dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 7. günün sonunda yapılmış ve direnç oranları belirlenmiştir. N. californicus'un seleksiyon popülasyonında 68.8 kat, arazi popülasyonlarında ise 2.4 ile 27 kat arasında pirimicarb direnci belirlenmiştir. Tezde tüm N. californicus popülasyonlarında AChE enzim aktiviteleri hassas popülasyona göre yüksek bulunmuştur. Seleksiyonu gerçekleştirilen ve araziden toplanan tüm popülasyonlarda pirimicarb direnci ile bağlantılı olabileceği düşünülen F331W mutasyonu ilk defa N. californicus predatör akarında tespit edilmiştir.

Tuba Albayrak
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spiromesifen+abamectin ile selekte edilen Tetranychus urticae koch popülasyonunda direnç gelişimi, biyokimyasal direnç mekanizması ve çapraz direnç

Bu çalışmada spiromesifen+abamectin karışım formülasyonu ile selekte edilen Tetranychus urticae popülasyonunda spiromesifen+abamectin karışım formülasyonuna direnç gelişimi, spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin'e çapraz direnç oranları belirlenmiştir. Buna ilaveten spiromesifen+abamectin direnç mekanizmaları biyokimyasal yöntemlerle ortaya konmuştur. Çalışma üç farklı aşamada gerçekleştirilmiştir. Birince aşamada T. urticae'nin hassas (GSS) popülasyonunda spiromesifen+abamectin karışımının LC50 ve 90 değeri belirlenmiştir. Hassas popülasyonun LC90 değeri ayırıcı doz olarak kabul edilmiştir ve bu dozla seleksiyon çalışmasına başlanmıştır. İkinci aşamada spiromesifen+abamectin ile selekte edilen popülasyonda spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin'e çapraz direnç gelişip gelişmediği belirlenmiştir. Üçüncü aşamada ise spiromesifen+abamectin ile selekte edilmiş popülasyonda bazı detoksifikasyon enzim (esteraz, glutation-S-transferaz (GST) ve sitokrom P450 (P450)) aktiviteleri incelenmiştir. T. urticae hassas (GSS) popülasyonunda spiromesifen+abamectin LC50 ve LC90 değeri sırasıyla 0.222 μL/100 mL ve 1.107 μL/ 100mL su olarak bulunmuştur. Selekte edilen ve IR olarak isimlendirilen popülasyonda LC50 değeri 266.874 μl/100 mL suya yükselmiş ve direnç oranı 1199 kat olmuştur. Çapraz direnç çalışmalarında, LC50 direnç oranları spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin için sırasıyla 226609, 224, 1759, 40, 1069 kat olarak bulunmuştur. Biyokimyasal çalışmalarda ise hassas popülasyona oranla seleksiyon popülasyonunda (IR) esteraz, GST ve P450 enzimleri sırasıyla 1.71, 2.57 ve 2.58 kat artmıştır.

Safiye Alsay
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili elma bahçelerinde zararlı Tetranychus urticae koch (Acarina: Tetranychidae) populasyonlarının spiromesifen+abamectin, spirodiclofen, milbemectin direnç düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Isparta ili ve ilçelerinden yoğun elma üretimi yapılan alanlardan toplanan 10 farklı Tetranychus urticae Koch (Acarina: Tetranychidae) populasyonun spiromesifen+abamectin, spirodiclofen ve milbemectin'e karşı direnç oranları belirlenmiştir. Bu populasyonların spiromesifen+abamectin, spirodiclofen ve milbemectin'e karşı direnç olup olmadığını belirlemek için öncelikle T. urticae 'nin hassas (GSS) populasyonun LC50 ve LC90 değerleri ilaçlama kulesi- yaprak disk yöntemi ile belirlenmiştir. Hassas populasyon belirlenen LC90 değeri ayırıcı doz olarak kabul edilmiş ve toplanan T. urticae populasyonlarına uygulanarak direnç olup olmadığını belirlenmiştir. Ayrıcı dozda %80'den daha az ölüm olan populasyonlar dirençli kabul edilmiş ve LC50 değerleri belirlenmiştir. Bu bahçe populasyonlarının LC50 değerleri hassas populasyonun LC50 değerine oranlanarak direnç oranları bulunmuştur. Bu bahçe populasyonlarının spiromesifen+abamectin'e karşı göstermiş oldukları direnç oranları 1.888-315.308 kat; spirodiclofen'e 6.485-13.001 kat; mibemectin'e 2.976-5.891 kat arasında değişmiştir.

Kevser Ulukaya
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoseiulus californicus McGregor (Acarı: Phytoseiidae)'da pyridaben direnci, kalıtımı ve hedef bölge mutasyonlarının belirlenmesi

Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) tarımsal üretim alanları içerisinde fitofag akar kontrolünde kullanılan önemli bir doğal düşmandır. Bu çalışmada, Neoseiulus californicus'da laboratuar koşullarında seleksiyon baskısı sonucunda pyridaben direnç gelişimi, predatör akarda pyridaben direnç kalıtımı ve direncin hedef bölge mutasyonlarıyla olan ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla N. californicus' da pyridaben direnç düzeyleri yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi ile belirlenmiştir. Bioassay denemeler 7 doz+1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için N.californicus' un ergin dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 24 saat sonunda yapılarak LC değerleri ve direnç oranları belirlenmiştir. N. californicus'da yedi kez seleksiyon sonucunda 270 kat pyridaben direnci belirlenmiştir. Direnç kalıtım çalışmaları sonucunda; F1 dişilerinde pyridaben direncinin eksik baskın ve eşeye bağlı olduğu bulunmuştur. N.californicus'un pyridaben dirençli ve başlangıç popülasyonda monoksigenaz enzim seviyelerinde önemli bir farklılık olmadığı ve istatistik olarak aynı grup içerisinde yer aldıkları belirlenmiştir. N.californicus' un pyridaben dirençli ve başlangıç popülasyonunda hedef yeri mutasyonların PCR ile belirlenmesi sonucunda herhangi bir aminoasit değişikliği belirlenmemiştir. Bu nedenle seleksiyon popülasyonunda artan pyridaben direncinin hedef yeri mutasyonları dışındaki mekanizmalardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca bu çalışma N. californicus'ta pyridaben direnç kalıtım ve hedef bölge mutasyonlarının pyridaben direnci ile olan ilişkilerinin belirlenmesi adına yapılan ilk çalışma özelliği taşımaktadır.

AkarlarDayanımKalıtım+1
Nevriye Özkan
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Isparta Eğirdir bölgesi elma bahçelerinde Akdeniz meyvesineği Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae)'ne karşı bazı entomopatojen fungusların laboratuvar ve arazi koşullarında uygulanarak etkinliklerinin belirlenmesi

Akdeniz meyve sineği (AMS), Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera; Tephritidae çok sayıda önemli ticari meyve türlerinde zarar yapan ve ihracatta tolerans gösterilmeyen bir zararlı türüdür. Kimyasal mücadelenin olumsuzluklarının sık konuşulduğu bu dönemde biyolojik mücadele araştırmaları hız kazanmıştır. Böceklere bulaşarak popülasyonlarını baskı altında tutan entomopatojen funguslar üzerinde araştırmalar her geçen gün artmaktadır. Bu araştırma; Akdeniz meyve sineğinin son larva döneminin toprakta pupa olma özelliğinden faydalanarak, topraktan izole edilmiş yerel entomopatojen fungusların son dönem larvalar üzerindeki ölüm oranlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Denemede yerel olarak izole edilen 2 adet Beauveria bassiana izolatı ve 1 adet Isaria fumosorasea izolatı ve bunların 5 farklı dozu kullanılmıştır. 3. dönem Akdeniz meyve sineği larvalarına laboratuvar ortamında petri kaplarında ve steril toprak ortamında 5 farklı doz uygulanmıştır. Deneme verileri değerlendirildiğinde IFR isimli Isaria fumosorasea izolatı ile LD.2016 isimli Beauveria bassiana izolatının M6-4 izolatına oranla daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Bazı dozların döl verimini etkilediği görülmüştür. Yarı doğal arazi çalışmaları IFR ve LD.2016'nın en yüksek 3 dozu ile çalışılmıştır. Isparta ili Eğirdir ilçesinde zararlının biyolojisi takip edilemediği için sadece Antalya ilindeki 2020 ve 2021 yıllarında kurulan deneme alanından alınan veriler değerlendirilmiştir. 2020 yılında, IFR ve LD.2016 izolatlarının 108 konidi/mL konsantrasyonundaki ölüm oranları sırasıyla %65 ve %62, 107 konidi/mL ise , %60, %55 ve 106 konidi/mL ise %42 ve %35 olmuştur. 2021 yılı IFR ve LD.2016 izolatlarının 108 konidi/mL ölüm oranları sırasıyla, %60 ve %60 olurken, 107 konidi/mL ,%56 ve %55 ve 106 konidi/mL ise %40 ve %34 olmuştur. Yerel izolatların Akdeniz meyve sineği mücadelesinde kullanılabilme yeteneğinin olduğu düşünülmektedir.

Akdeniz meyve sineğiBeauveria bassianaElma+2
Mehmet Sedat Sevinç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae)'de spirodiclofen direnci ve endosimbiyont Wolbachia arasındaki ilişki

İki noktalı kırmızıörümcek, Tetranychus urticae Koch (Acari:Tetranychidae) dünyada birçok kültür bitkisi çeşidinde ekonomik kayıplara neden olan önemli bir zararlıdır. T. urticae'nin mücadelesinde, uygulamasının kolay olması ve kısa sürede etki göstermesi nedeniyle kimyasal mücadele ilk sırada tercih edilmektedir. Ancak T. urticae'nin fitofag yapısı, üreme potansiyelinin yüksek ve yaşam döngüsünün kısa olması gibi faktörler birkaç uygulamadan sonra akarisitlere direnç geliştirmesini kolaylaştırmaktadır. Endosimbiyont Wolbachia akarlarında içinde bulunduğu birçok zararlıda bulunmaktadır. Zararlıda insektisit direnci ile endosimbiyont arasındaki etkileşimlerin altında yatan mekanizma, hala net olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada T. urticae'de gelişen spirodiclofen direnci ile Wolbachia varlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle T. urticae'nin Wolbachia enfekteli ve enfektesiz iki popülasyonunda eş zamanlı olarak spirodiclofen seleksiyonu yapılmıştır. T. urticae'de LC değerlerinin belirlenmesi amacıyla kuru rezidü yöntemi kullanılmıştır. Bioassay denemeler 7 doz +1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için akarınen hassas dönemi olan larva dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 7. günün sonunda yapılmış ve direnç oranları belirlenmiştir. T. urticae'nin Wolbachia enfekteli en son seleksiyonunda 23 kat, Wolbachia enfektesiz son seleksiyonunda ise 103 kat spirodiclofen direnci belirlenmiştir. Her iki seleksiyon popülasyonunda Wolbachia varlığı ve frekans yoğunluğu kontrol edilmiştir. Ayrıca akarda spirodiclofen direncinin detoksifikasyon enzimleri ile olan ilişkisi de incelenmiştir. Sonuç olarak, Tetranychus urticae'de spirodiclofen direnci ve endosimbiyont Wolbachia arasında negatif bir ilişki oolabileceği, bu ilişki kapsamında direnç gelişimi üzerinde de esteraz enziminin etkisinin bulunabileceği düşünülmektedir.

DayanımEnzimlerTetranychus urticae+1
Betül Bal
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Phalaenopsis orkide üretiminde sorun olan fungal hastalıkların belirlenmesi ve biyolojik mücadele olanaklarının araştırılması

Bu çalışmada Türkiye'de süs bitkisi alanında saksı ve kesme çiçek olarak örtüaltı yetiştiriciliği yapılan Phalaenopsis orkidede sorun oluşturan fungal hastalıkların belirlenmesi ve bu etmenlerin biyolojik mücadele yöntemleri kullanılarak etkinliğinin azaltılması amaçlanmıştır. Çalışmada Mersin, İstanbul, Yalova ve Antalya illerindeki seralardan hastalık belirtisi gösteren bitkilerden izolasyon yapılmıştır. İzolasyonlar sonucunda 5 cinse ait 11 fungus türü teşhis edilmiştir. En fazla yaygınlık oranına sahip cins, %14 – 64.4 ile Fusarium olurken tür bazında bütün bölgelerden izole edilen en sık rastlan tür %6.5-16.3 yaygınlık oranı ile F. oxysporum (F.o)' dur. İzolasyon sonuçlarına göre diğer tespit edilen cins ve türler, Pythium sp., Sclerotinia sclerotiorum, Macrophomina phaseolina, Rhizoctonia solani, F. acutatum, F. chlamydoporum, F. poae, F. proliferatum, F. solani, F. redolens ve F. verticilloides' dir. Çalışmada biyolojik mücadele olanaklarının değerlendirilmesi amacıyla bitki örneklerinin izolasyonu ile elde edilen Trichoderma spp. ele alınmıştır. Tür bazında T. harzianum, T. virens, T. koningii ve T. atroviride olduğu tespit edilmiştir. %68.1 yaygınlık oranı ile tüm bölgelerde en sık rastlanan tür T. harzianum olurken en az rastlanan tür %2.2 yaygınlık oranı ile T. atroviride'dir. Saksı denemelerinde T. harzianum'un orkide izolatı ve ticari preparatı F.oxysporum'un hastalık şiddetini sırasıyla %77.3 ve % 81.8 oranında azaltmıştır. Her iki uygulama orkide bitkilerinde kök uzunluğu, kök ve sürgün yaş ağırlığını kontrol ve sadece patojen uygulamalarına kıyasla arttırmıştır.

Biyolojik mücadeleFungal hastalıklarFusarium oxysporum+3
Serap Güner
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effect of different spores and metabolites of Beauveria bassiana on larvae of Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)

Tomato leaf miner, Tuta absoluta Meyrick (Lepidoptera: Gelechiidae) is so challenging in tomato farming. Its control depends on use of synthetic pesticides rather than biological control methods. Currently, entomopathogenic organisms are main focus in controlling crucial agricultural pests. B. bassiana is an essential candidate in T. absoluta control. However, its spores are limited in terms of viability and lifespan. The current work expanded B. bassiana activity spectrum by testing conidia, blastospores, extracellular enzymes and secondary metabolites against T. absoluta. Mass rearing of T. absoluta was achieved by growing tomato plants and feeding them inside of climatic chambers. Culturing of B. bassiana was conducted on the PDA medium. Blastospores, extracellular enzymes and secondary metabolites were obtained by submerged culture methods. Conidiospores and blastospores were counted with Thoma hemocytometer and light microscope. Metabolites were obtained by ultrafiltration and centrifugations. Their supernatants were split into separate dilutes and mix formulations. All biopesticide formulations were applied by spraying on each of 4 larval stages of T. absoluta under CRBD type. Data pertaining to larval mortality were collected, evaluated with Abbott formula and Microsoft and analyzed with SPSS ver.22. Larval mean mortalities were separated with Tukey's HSD test (P≤0.05). Control sprays consisted of water and Tween-80 and caused almost zero mortality. Generally, all formulations were significantly effective against T. absoluta larvae. Blastospores showed high effectivity to older larval stages. The mixed formulations of extracellular enzymes are more toxic to T. absoluta larvae than separate formulations. B. bassiana M6-4 isolate is a potential candidate for sustainable control of T. absoluta.

Beauveria bassianaLarvaLepidoptera+2
Jean Claude Ndayıragıje
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Antalya ili meyve bahçelerinde Drosophila Suzukii (Matsumura, 1931) (Diptera: Drosophilidae)'nin yayılışı, kiraz bahçelerindeki popülasyon değişimi, zarar oranı ve tuzaklara yönelimleri ile ilgili araştırmalar

Drosophila suzukii Matsumura (Diptera: Drosophilidae), dünyada hızlı bir yayılış göstererek önemli ekonomik zararlara neden olan istilacı bir türdür. Geniş konukçu aralığına sahip olan zararlı, olgunlaşmakta olan meyvelerde zarar yaparak ürünlerin pazar değerinde kayıplara neden olur. Zararlı ülkemize 2014 yılında giriş yapmış günümüze kadar birçok ilde ve üründe kaydedilmiştir. Zararlının ülkemizde ve Antalya'da yeni olması, çiftçilerin zararlıyı tanımaması nedeniyle mücadelesi hakkında sınırlı bilgi vardır. Bu tez çalışması 2020-2022 yılları arasında 3 yıl süreyle yürütülmüştür. Antalya ilinde zararlının yayılışını belirlemek için 18 ilçede toplam 68 bahçede sörveyler yapılmış, 17 ilçede 37 bahçe zararlı ile bulaşık kabul edilmiştir. Konukçuları belirlemek üzere meyve bahçelerinden bulaşık meyveler incelenmiştir. Kiraz, vişne, kayısı ve şeftali örneklerinde D. suzukii türüne ait farklı biyolojik dönemler tespit edilmiş ve konukçu olarak değerlendirilmiştir. Korkuteli ve Konyaaltı'ndaki birer kiraz bahçesinde iki yıl süreyle tuzaklar ile 2-3 günde bir kontroller yapılmıştır. Konyaaltı ilçesinde ilk ergin çıkış zamanı 2021 yılında 27 Mayıs 2022 yılında 26 Mayıs, Korkuteli ilçesinde sırasıyla 27 Mayıs ve 9 Haziran olarak tespit edilmiştir. Aynı bahçelerde haftalık sayımlar değerlendirilmiş olup en yüksek popülasyona Konyaaltı'nda 2021 yılında 2 Temmuz'da, 2022 yılında 24 Haziran'da, Korkuteli'nde ise sırasıyla 18 Haziran'da ve 24 Haziran'da ulaşılmıştır. Tuzaklarda son görülme tarihleri ise Konyaaltı'nda 2021 yılında 13 Ağustos, 2022 yılında 1 Ağustos iken Korkuteli'nde sırasıyla 25 Haziran, 1 Temmuz olarak tespit edilmiştir. Zarar oranı çalışmaları ile Antalya ili ilçelerindeki kiraz bahçelerinde belirlenen zarar ortalama %16.6 olarak belirlenmiştir. Cezbedici sirkelerin laboratuvar ve arazi koşullarında denemeye alınması sonucu en etkili sirke kiraz sirkesi olarak tespit edilmiştir.

AntalyaCezbedici pazarlamaMeyve bahçeleri+3
Tuba Kahraman
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya susam alanlarında susam güvesi Antigastra catalaunalis Dup. (Lepidoptera: Pyralidae) ve tütün beyaz sinek Bemisia tabaci (Hemiptera: Aleyrodidae) üzerinde biyolojik mücadele olanakları

Susam güvesi ve Beyaz sinek susam bitkisinde çok önemli zarara sebep olmaktadır. Özellikle ikinci dönem susam ekim alanlarında erken müdahale yapılmazsa önemli ölçüde zarara sebep olmaktadırlar. Bu durum verimi çok düşürmektedir. Ülkemizde bu zararlılar için genel olarak kimyasal mücadele tercih edilmektedir. Günümüzde kimyasal mücadelenin kullanımı birçok zararlı sonuçlar meydana getirmektedir. Bundan dolayı, çalışmamızda kimyasal mücadeleye alternatif olması için biyolojik mücadele etmenleri ve preparatlarının kullanımı amaçlanmıştır. Bu çalışmada %1.5 Beauveria bassiana strain Bb-1 1x108 kob/mil min sporları içeren Nostalgist Bl biyolojik insektisidi, 0.3 g/L Azadirachtin etken maddesi içeren Nimbecidine biyolojik insektisiti ve yumurta parazitoiti olan Trichogramma evanescens Westwood (Hymenoptera: Trichogrammatidae) uygulamaları yapılmış ve etkinlikleri belirlenmiştir. Uygulama alanı (2000 m2) 3 bloğa ayrılmış, her blok A, B ve C harfleri ile isimlendirilmiştir. Her blok 4 parsele ayrılmıştır. Her blokta kontrol parselleri olmak üzere her parselde ayrı ayrı yukarıdaki etmenlerin ve biyolojik insektisitlerin uygulaması yapılmıştır. Yapılan çalışmada A3, B3, C3 parsellerine toplam 20 000 adet T. evanescens ergini Susam güvesi yumurtası için salınmıştır. A1 Nimbecidine, A2 Nostalgist, B1 Nostalgist, B2 Nimbecidine, C1 Nimbecidine, C2 Nostalgist şeklinde uygulamalar yapılmıştır. A4, B4, C4 parselleri kontrol parselleri yapılmıştır. Uygulama sonuçlarına göre yapılan sayımlarda yaprak yüzeyinde beyaz sinek yumurtası ve nimfinde önemli ölçüde azalma olmuştur. Susam güvesi larva sayımlarında bitki başına düşen populasyonlarda çok önemli düşüş gözlenmiştir. En fazla verim Nimbecidine ve Nostaljist uygulamalarında elde edilmiştir. Parazitoid uygulaması yapılan parsellerde verim orta düzeyde olmuştur.

AntalyaAzadirachtinBeauveria bassiana+3
Hasan Part
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili elma bahçelerinden toplanan Panonychus ulmi (Koch) (Acari: Tetranychidae) popülasyonlarının acequınocyl ve bifenazate direnç oranlarının belirlenmesi

Isparta Türkiye'nin önemli elma üretim merkezlerinden birisidir. Ispartada üretim gerçekleştirilen elma bahçelerinde anahtar zararlılardan birisi de Avrupa kırmızı örümceği, Panonychus ulmi (Koch) (Acari: Tetranychidae)'dir. Çiftçiler elma bahçelerinde kırmızı örümcek mücadelesinde genellikle kimyasal savaşımı tercih etmektedirler. Akarisitlerin yoğun kullanımı kırmızı örümceklerde direnç gelişimine neden olurken faydalı türlerede olumsuz etkisi olmaktadır. Bu çalışmada Isparta ili elma bahçelerinde zararlı olan Avrupa kırmız örümceğinin bifenazate ve acequinocyl'e duyarlılık düzeyleri belirlenmiştir. Akarsitlerin kırmızı örümceklere uygulanmasında ilaçlama kulesi yaprak disk töntemi kullanılmıştır. Isparta ilinde bulunan elma bahçlerinden toplanan Yalvaç, Gelendost 1, Gelendost 2, Gelendost 3, Marem, Tepeli, Balkırı ve Çünür popülasyonlarının hassas popülasyona göre bifenazate karşı direnç oranları sırasıyla; 0.45, 1.34, 1.67, 2.24, 1.30, 1.46, 0.97, 0.84 olarak belirlenmiştir. Bifenazate'e karşı en düşük direnç oranı Yalvaç, en yüksek ise Gelendost 3 popülasyonunda belirlenmiştir. Hassas popülasyona göre acequinocyl direnç oranları sırasıyla; 1.72, 0.47, 1.44, 0.87, 1.14, 1.18, 1.03, 0.80 olarak belirlenmiş olup en düşük direnç oranı Gelendost 1, en yüksek direnç oranı ise Yalvaç popülasyonunda belirlenmiştir. Bütün popülasyonlar her iki ilaca da ya hassas popülasyonla aynı derecede ya da düşük oranda direnç göstermiştir.

Alper Yaman
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur ili bağ alanlarındaki böcek faunasının saptanması

Tarım ürünlerinin üretimi sırasında ekonomik kayıp oluşturan zararlı türlerle etkili bir mücadele yapmak için zararlı faunasının bilinmesi önemlidir. Bu çalışma kapsamında 2021-2022 yılları arasında, Burdur ilinde bağcılığın yaygın olarak yapıldığı Kuruçay, Akyaka, Yassıgüme, Hacılar, Yazıköy ve Düğer köylerindeki bağ alanlarındaki zararlı olan türler belirlenmiştir. Çalışmada böcekleri yakalamada gözle kontrol yöntemi, elle toplama yöntemi ve feromon tuzağı kullanılmıştır. Belirtilen bölgede Insecta sınıfına ait 32 tür ve 11 avcı tür olmak üzere toplam 43 tür saptanmıştır. Bunlardan bağlarda ekonomik düzeyde zararlı olan türler; Tortricidae familyasından Lobesia botrana, Chrysomelidae familyasımdan Empoasca decipiens, Coccidae familyasından Parthenoleconium corni, Cydnidae familyasından Trigomaster bicolor, Scarabaeidae familyasından Tropinota hirta, Melolanthidae familyasından Polyphylo fulla, Curculionidae familyasından Otiorrhynchus sp., Cerambycidae familyasından Chlorophorus varius, Tenebrionidae familyasından Opatrum sabulasum, Zophosis punctata ve Pimelia verrucifera' dır. Lobesia botrana Burdur ilinde tuzakların asıldığı Kuruçay, Yassıgüme, Hacılar ve Yazıköy olmak üzere 4 köyde de saptanmıştır. Çalışmada, Burdur' da bağcılığın yoğun yapıldığı alanlardaki böcekler saptanarak ortaya konulmuştur. Burdur ili bağ alanlarında zararlı türler ile doğru bir mücadele stratejisi oluşturmak için temel veriler elde edilmiştir.

Fahriye Nur Göksel
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Antalya ili domates üretim alanlarında kök ve kök boğazı çürüklüğüne neden olan Phytophthora türlerinin ve bazı domates genotiplerinin önemli türlere karşı reaksiyonlarının belirlenmesi

Bu çalışmada, ülkemiz domates üretiminin yarıdan fazlasının yapıldığı Antalya ilinde, Phytophthora türlerinin neden olduğu kök ve kök boğazı çürüklüğünün yaygınlık ve oranı ile hastalığa neden olan türlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen sürveylerde 170 adet domates serasında inceleme yapılmış, kök ve kök boğazında çürüme, gövdede yanıklık ve kuruma gibi belirtiler gözlenen alanlardan bitki ve toprak örnekleri alınmıştır. Araştırmada hastalığın Antalya ilindeki ortalama yaygınlığı %25.88, hastalık oranı ise %4.87 olarak belirlenmiştir. Demre ve Kepez ilçelerinde incelenen seralarda Phytophthora belirtisi gösteren bitkiye rastlanmazken, Elmalı ilçesi %75 yaygınlık oranı ile hastalığın en yaygın olduğu ilçe olarak belirlenmiştir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerden ve topraktan seçici ortam kullanılarak yapılan izolasyonlarda 84 Phytophthora izolatı elde edilmiştir. Morfolojik özelliklerine ve ITS bölgelerinin baz dizilerine dayanılarak yapılan teşhislerde, 80 izolat P. nicotianae, geriye kalan 4 izolat ise P. capsici olarak belirlenmiştir. Kesilmiş gövde ucu inokulasyonu yöntemi ile yapılan patojenisite testinde, tüm izolatlar domates bitkisinde patojen olarak belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca bazı domates genotiplerinin, en yaygın tür olarak belirlenen P. nicotianae'ya karşı duyarlılıkları incelenmiştir. Çeşit reaksiyon denemesinde, BATEM domates ıslah çalışmalarında kullanılan gen havuzundaki 22 adet domates genotipi (DT-7, DT-9, DT-15, DT-31, DT-50, DT-62, DT-90, DT-233, DT-253, DT-257, DT-284, DT-289, DT-296, DT-630, BH-4, TY-83, TY-84, YS-580, YS-583, FHG-470, A-286, Batem Özçelik) kullanılmıştır. Denemede elde edilen verilerle yapılan istatistiki değerlendirme sonucunda, domates genotiplerinin patojene karşı duyarlılıkları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. DT-9 ve DT-15 genotipleri en duyarlı, A-286 genotipi ise en dayanıklı genotipler olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın ıslah çalışmalarına temel oluşturarak entegre mücadeleye katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

DirençlilikPatojeniteSolanum lycopersicum
Emine Gümrükcü
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur ili farklı anason (Pimpinella anisum L.) ve rezene (Foeniculum vulgare mill.) agro-ekosistemlerinde epigean hexapoda türlerinin biyolojik çeşitlilik parametrelerinin hesaplanması

Bu çalışma farklı coğrafik koşullara sahip üç farklı bölgede epigean böcek türlerinin biyolojik çeşitlilik parametrelerinin hesaplanması amacıyla 2022 yılında yapılmıştır. Çalışma alanı olarak 3 farklı rakıma sahip bölge seçilmiştir. Bu bölgelerdeki anason ve rezene agro-ekosistemlerine çukur tuzaklar yerleştirilmiştir. Tuzaklar haftalık olarak kontrol edilmiş ve içerisine düşen türler toplanmıştır. Çalışma boyunca Carabidae (Coleoptera) familyası ağırlıklı olmak üzere 117 epigean böcek türene ait toplam 2086 birey saptanmıştır. Shannon-Wiener çeşitliliğinin sonuçları en yüksek 2.7893 ile Ta'da, en düşük 2.1775 ile Çaylı Dağ Köyü'nde anason ekili tarla (Ca)'da belirlenmiştir. Simpson çeşitlilik sonuçları da Shannon-Wiener çeşitlilik indeks sonuçlarına paralel olarak 0.9196 ile en yüksek Ta'da ve 0.7813 ile en düşük Ca'da hesaplanmıştır. Simpson dominantlık hesaplamasına göre Ca 0.2187 ile en yüksek dominantlığa sahip agro-ekosistem olarak bulunmuştur. Hem Shannon hem de Simpson popülasyon yoğunluk ilişkisi hesaplamaları Beyköy Ovası'nda rezene (Br) ve anason (Ba) ekili tarlalarda örneklenen epigean hexapod türlerinin popülasyon yoğunluklarının diğer tarımsal ekosistemlere göre daha dengeli olduğunu göstermiştir. Beklenenin aksine yüzde benzerlik analizi bitki deseni ayırt etmeksizin farklı coğrafi bölgelerde seçilen agro-ekosistemlerin birbirlerine benzer olduklarını göstermiştir. Epigean hexapod türlerinin bitki desenine göre dağılım göstermedikleri ve bitkilerle doğrudan ilişkili olmadıkları görülmüştür. Örneklenen epigean hexapod türlerinin rakım farkından etkilendikleri görülmüştür.

Şükrü Erden Ergene
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tomato brown rugose fruit virus kılıf protein geninin Agrobacterıum aracılığıyla domatese aktarılması

Domates kahverengi buruşukluk meyve virüsü (ToBRFV) son yıllarda dünyada ve Türkiye'de domates üretim alanlarında yaygınlaşmıştır. ToBRFV mekanik olarak kolayca bulaşmaktadır ve diğer Tobamovirüslere karşı direnç sağlayan Tm22 dayanıklılığını kırabilmektedir. Ticari çeşitlerde geleneksel ıslah yöntemleri ile ToBRFV'ye karşı bir direnç henüz geliştirilmediği için alternatif direnç yöntemlerinin geliştirilmek araştırılmalıdır. Bu çalışmada, ToBRFV'ye karşı alternatif bir direnç olarak patojen kaynaklı kılıf proteinine dayalı direnç geliştirmek için araştırmalar yapılmıştır. Bu amaçla, ToBRFV-CP geni ilk olarak RT-PCR ile çoğaltılmıştır ve gen kasetini oluşturmak için CaMV 35S promotörü ve terminatör arasında klonlanmıştır. Daha sonra, gen kaseti pCAMBIA0380 ikili vektörünün T-DNA bölgesine klonlanlanarak ve Agrobacterium tumefaciens'e aktarılmıştır. In vitro koşullarda çimlenmiş domates tohumlarından elde edilen yaklaşık 1970 hipokotil ve 1300 kotiledon parçasına Agrobacterium aracılığıyla transformasyon yapılmıştır. BAP ile desteklenmiş besi yerinde transformasyon yapılan eksplantlerden yaklaşık olarak 350 sürgün elde edilmiştir ve hayatta kalan 140 sürgün köklenme ortamına aktarılmıştır. Köklenen sürgünlerin 41 tanesinden elde edilen 22 adet bitki, toprağa adaptasyonu için sıvı MS besi yeri ile desteklenmiş steril toprak içeren cam kavanozlara aktarılmıştır. Toprağa adapte olmuş 9 bitkiden genomik DNA izole edilerek ve ToBRFV-CP genine ve gen kasetine özgü primerler kullanılarak PCR yöntemi ile test edilmiştir. PCR analizi sonucunda her iki primer ile pozitif sonuç veren dört bitkinin genomlarında ToBRFV-CP geni içerdiğini göstermiştir. Daha sonra potansiyel transgenik bitkilerden RNA izolasyonu yapılarak RT-qPCR yöntemleri ToBRFV-CP geninin transgenik bitkilerde ekspresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan ekspresyon analizleri sonucunda test edilen dört transgenik ToBRFV-CP geninin ifade edildiği ve iki transgenik bitkide yüksek düzeyde ekspresyon gösterdiği belirlenmiştir.

İlkem Tutku Türkmen
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İç Batı Anadolu bölgesinde örtü altı alanlarda yetiştirilen domateslerde görülen virüslerin tespiti ve moleküler karakterizasyonu

Ülkemiz ekonomisinde çok önemli bir yeri olan domates, çiftçilerin önemli gelir kaynaklarındandır. Örtü altı domates yetiştiriciliği faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı kıyı bölgelerde aşırı sıcaklar nedeniyle üretimin bittiği yaz döneminde bir boşluk oluşmaktadır. Bu dönemde ekonomik açıdan üretimin devamlılığını sağlamak için son yıllarda yayla koşullarında seralarda domates yetiştiriciliği yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada yayla seracılığı yapılan Afyonkarahisar, Burdur, Denizli, Isparta, Kütahya, Uşak illerinde domates seralarından arazi çalışması yapılmış, virüs belirtileri gösteren 282 örnek toplanmıştır. Örnekler SYBR Green bazlı iki aşamalı RT-qPCR yöntemi ile 18 farklı virüs için ayrı ayrı test edilerek domates virüslerinin tanılaması yapılmıştır. Test edilen örneklerden 224'ünün virüsle bulaşık olduğu ve örneklerden 98 tanesinin birden fazla virüs ile karışık enfeksiyon içerdiği tespit edilmiştir. Çalışma alanları içerisinde en çok virüs bulunan bölge Burdur olurken en çok bulunan virüsler ise TSWV, ToBRFV, ToMV, TMV, PVY ve PepMV olarak belirlenmiştir. Daha sonra RT-qPCR sonucunda pozitif olduğu tespit edilen virüsleri ve farklı örnekleme alanlarını temsil eden 4 izolat seçilmiştir. Seçilen TSWV ve ToBRFV virüslerinin kılıf protein (CP) genlerinin tamamı iki aşamalı RT-PCR yöntemi ile çoğaltılmış, saflaştırılmış, klonlanarak CP gen dizilimleri belirlenip moleküler karakterizasyonları yapılmıştır. Bu diziler analiz edilerek farklı bölgelerden elde edilen virüs izolatlarının CP gen dizilimleri genbankası veri tabanından alınan, dünyanın farklı üretim bölgelerinden elde edilen virüs izolatlarının CP genleriyle karşılaştırılarak benzerlik oranları ve filogenetik ilişkileri ortaya konmuştur. Ayrıca 4 virüsün tanılanmasına yönelik TSWV, ToMV, ToBRFV ve PVY virüslerinin hassas, güvenilir ve hızlı bir şekilde eş zamanlı olarak aynı reaksiyon içerisinde tespit edilmesine olanak sağlayan TaqMan probe bazlı multipleks one-step RT-qPCR yöntemi geliştirilmiştir.

Tuğba Uslu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tomato brown rugose fruit virus (ToBRFV) İzolatlarının Moleküler Karakterizasyonu ve Bazı Domates Savunma Genlerinin Virüs Enfeksiyonuna Karşı Tepkilerinin Belirlenmesi

Tomato brown rugose fruit virus (ToBRFV) 2019 yılından bu yana ülkemizde bulunan ve önemli ekonomik kayıplara neden olan bir virüstür. Tezin ilk aşamasında ülkemizin en önemli domates üretim bölgesi Antalya'da ToBRFV'nin tespiti yapılarak elde edilen izolatların moleküler karakterizasyonları yapılmıştır. Bu amaçla Antalya ilinde önemli domates üretim bölgelerinden 172 örnek toplanmış ve real-time RT-PCR yöntemleriyle virüsün varlığı ve yaygınlığı tespit edilmiştir. İzolatlardan 10 tanesi seçilerek kılıf protein (CP) geni RT-PCR ile çoğaltılarak klonlanmıştır. Klonlanan CP genlerinin dizilimi belirlenerek nükleotid ve amino asit dizileri birbirleriyle ve uluslararası izolatlarla karşılaştırılıp ToBRFV izolatları arasındaki genetik çeşitlilik ve filogenetik ilişkiler belirlenmiştir. Bu izolatlardan biri seçilerek tüm genomu 6 parça şeklinde çoğaltılıp klonlandıktan sonra tüm genomu dizilenerek analiz edilmiştir. Tezin ikinci aşamasında ToBRFV enfeksiyonu sırasında domates savunma genlerinin ekspresyon analizleri yapılarak ToBRFV-domates etkileşimleri moleküler düzeyde araştırılmıştır. Öncelikle beş tane Tm-2² geni içeren Torry ve içermeyen Ofri domates çeşidinin fidelerine ToBRFV enfekte edilmiş ve beş tanesi ise virüs içermeyen yalancı inokülasyon yapılarak kontrol olarak kullanılmıştır. Bu bitkilerden enfeksiyondan 1, 7, 14 ve 21 gün sonra yaprak örnekleri alınmıştır. Seçilen 12 domates savunma geninin ekspresyonu enfekteli ve kontrol bitkilerinde analiz edilerek ToBRFV enfeksiyonu sırasında uyarılan ve/veya baskılanan savunma genleri belirlenmiştir. Analizler sonucunda ROS eliminasyonunda görev alan CAT ve POX genleri, patogenezle ilgili PR5 ve PR6 genleri ile salisilik asitle uyarılan NPR1 geni ve jasmonik asit ile uyarılan JAZ geninin ve ARF8 ve SCL genlerinin ekspresyonlarının uyarıldığı belirlenmiştir. ToBRFV enfeksiyonu sırasında savunma genlerinin ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörlerini kodlayan ve gen susturmada görev alan AGO1 geninin ekspresyonu önemli ölçüde artmıştır.

Gözde Erkış Güngör
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karaman'da elma depolarında görülen önemli fungal hastalıklar ve biyolojik mücadelesi

Karaman ili ülkemizde elma üretiminin yanı sıra depolanması açısından da önemli bir yere sahiptir. Elma depolama sürecinde karşılaşılan fungal hastalıklara yönelik kimyasal uygulamalara alternatif mücadele arayışları giderek hız kazanmaktadır. Bu çalışmada, Karaman ili soğuk hava depolarındaki elmalarda görülen fungal hastalıkların tespiti yapılarak, en sık rastlanılan patojene karşı yine elmadan izole edilen epifitik antagonist etmenlerle biyolojik mücadelesi araştırılmıştır. Bu amaçla 2018-2019'da soğuk hava depolarına surveyler gerçekleştirilmiştir. Depolardan alınan çürümüş meyvelerden izole edilen etmenler arasında en sık karşılaşılan Penicillium spp. olmuş, bunu Botrytis cinerea ve Alternaria alternata takip etmiştir. Penicillium türlerinin morfolojik olarak tanılamaları yapılarak, P. digitatum, P. expansum ve P. italicum türleri olduğu saptanmıştır. Moleküler tanılama ile ITS ve β-tubulin genomik bölgelerine göre dizi analizleri gerçekleştirilerek türler doğrulanmıştır. Çalışmada kullanılan epifitik antagonistler soğuk hava depolarından alınan elmalardan izole edilmiş ve bu üç hastalık etmenine karşı in vitro etkinlikleri belirlenmiştir. Üç patojene de etkili bulunan iki epifitik antagonist seçilmiş, Aureobasidium pullulans ve Pantoea agglomerans olarak belirlenmiş ve antagonistlerin in vivo çalışmalarla etkinlikleri değerlendirilmiştir. A. pullulans üç Penicillium türüne karşı etkili olmakla birlikte lezyon gelişimini engellemede istatistiksel olarak fark görülmemiştir. P. agglomerans, P. italicum'un lezyon çapını azaltmada daha başarılı olmuştur. Sonuç olarak, in vivo denemeler sonucunda A. pullulans'ın Penicillium türlerinin meyvede meydana getirmiş olduğu lezyon çapını azatmada daha başarılı olduğu sonucuna varılmıştır.

Biyolojik mücadeleElmaPenicillium
Tuğba Çakır
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Isparta ili elma bahçelerinde zararlı olan Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera: Tortricidae) populasyonlarının bazı insektisitlere karşı duyarlılık düzeylerinin ve biyokimyasal mekanizmalarının belirlenmesi

Bu çalışma ile ülkemizde Cydia pomonella'nın indoxacarb, deltamethrin ve emamectin benzoate karşı direnç durumu ve direnç mekanizmaları ilk kez araştırılmıştır. Isparta iline ait Tepeli (Eğirdir), MAREM (Eğirdir), Yalvaç, Gelendost, Aksu, Gönen ve Gölcük lokasyonlarından toplanan son dönem larvalara topikal aplikasyon bioassay metotu ile söz konusu insektisitlerin direnç oranları belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan insektisitlere direnç oranı 10 katı geçen MAREM ve Tepeli popülasyonlarında PBO, TPP ve DEM sinerjistleri uygulanmıştır. Esteraz, Glutatyon S Transferaz ve Sitokrom P-450 monooksigenaz enzim seviyeleri biyokimyasal çalışmalar ile belirlenmiştir. Tepeli, MAREM, Yalvaç, Gelendost, Aksu ve Gönen popülasyonları deltamethrine'e sırasıyla 22.37, 21.9, 8.54, 4.46, 3.38 ve 6.68 kat; indoxacarb'a sırasıyla 29.87, 23.1, 4.9, 8.7, 5.67 ve 7.35 kat; emamectin benzoate ise sırasıyla 1.46, 2.03, 3.05, 2.12, 2.61 ve 3.85 kat direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Biyokimyasal analizler sonucu Tepeli, MAREM, Yalvaç, Gelendost, Aksu ve Gönen popülasyonlarının esteraz enzim değeri sırasıyla 0.53, 0.61, 0.94, 0.8, 0.78 ve 0.51 mOD/min/mg protein; P-450 enzim değeri sırasıyla 0.7, 0.78, 0.53, 0.63, 0.58 ve 0.59 RFU/30 min/mg protein ve GST enzim değeri sırasıyla 0.77, 0.79, 1.03, 0.9, 0.88 ve 1.29 mOD/min/mg protein belirlenmiştir. MAREM ve Tepeli popülasyonlarının deltamethrin ile indoxacarb'a orta düzeyde direnç geliştirdiği Gelondost, Gönen, Aksu ve Yalvaç popülasyonlarının ise düşük seviyede direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Tüm popülasyonların emamectin benzoate'e düşük seviyede direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Tepeli ve MAREM popülasyonlarının deltamethrin ve indoxacarb'a direnç geliştirmesinde P-450 ve esteraz enzimlerinin aktiviteleri rol oynayabileceği ve ayrıca MAREM popülasyonunda yapılan moleküler çalışma sonuçlarına göre sodyum kanallarında deltamethrin direnci ile ilişkili olan kdr nokta mutasyonu belirlenmiştir.

Cydia pomonellaDetoksifikasyonElma içkurdu
Mustafa Murat Yeşilırmak
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili geleneksel soğuk hava depolarında oda atmosferindeki fungal etmenlerin ve elma meyve bulaşıklığı ile ilişkilerinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, Isparta iline bağlı Eğirdir, Gelendost ve Senirkent ilçelerindeki iki farklı soğuk hava deposunun iki farklı oda atmosferindeki fungal mikrofloranın ve elma çürüklük oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, depo oda atmosferindeki funguslar tuzak besiyeri yöntemiyle yakalanmış ve cins düzeyinde koloni sayıları belirlenmiştir. Her ilçedeki depo odalarında, kasalara konan Golden Delicious çeşidi meyvelerindeki çürüklük sayıları ve çürüklük oranları (%) belirlenmiştir. Sayımı yapılan fungus cinsleri sırasıyla Penicillium spp., Botrytis spp., Alternaria spp., Aspergillus spp., Geotrichum sp. ve bazı maya türleri olmuştur. Elma depo atmosferindeki fungus cinslerinin oranları ilçeler ve depolar arasında değişmiştir. Depo odalarında en yaygın izole edilen fungus Penicillium spp olmuştur. Buna bağlı olarak depoya konan elma meyvelerindeki çürüklük oranları da değişkenlik göstermiştir. Çalışma sonucunda bu değişimin sebeplerinin depoya konan elma çeşidi ve depolarda sezon başı ve sonunda yapılan hijyen ve sanitasyon önlemlerine bağlı olduğu sonucuna varılmıştır.

Süleyman Cengizhan Yüceer
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Isparta ili elma bahçelerinden toplanan Panonychus ulmi Koch (Acari: Tetranychidae) populasyonlarının abamectin+spiromesifen karışımına direnç düzeyleri, çapraz direnç ve direnç mekanizmalarının belirlenmesi

Isparta ili elma bahçelerinden toplanan ve S+A karışımı ile selekte edilen Panonychus ulmi popülasyonlarında S+A karışım formülasyonunda direnç olup olmadığı, dirençli popülasyonlarda spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin için çapraz direncin varlığı ve S+A direnç mekanizmaları biyokimyasal ve moleküler yöntemlerle belirlenmiştir. Bahçe popülasyonlarının S+A için direnç oranları 3.12, 4.44 ve 7.66 kat olmuştur. IR popülasyonunun LC50 değeri HS popülasyona göre 23.24 kat olmuştur. G-2, M-1 ve T-2'de spiromesifen ve spirodiclofene sırasıyla 3.92 ve 2.82; 1.03 ve 2.90; 1.40 ve 3.20 kat bulunmuştur. IR popülasyonunun spiromesifen, spirodiclofen, spirodiclofen+abamectin, abamectin ve milbemectin çapraz direnç oranları sırasıyla 19.16, 13.84, 10.58, 32.21 ve 61.06 kat kaydedilmiştir. M-1, IR ve HS'da LC10 değeri DEM+S+A, TPP+S+A ve PBO+S+A sinerjistlerinde % etki sırasıyla 96.93, 94.15 ve 92.40; 69.76, 76.74 ve 83.72; 37.93, 42.19 ve 53.45 olarak belirlenmiştir. Esteraz en yüksek G-2 popülasyonunda, GST IR popülasyonunda ve P450 enzimi M-1 popülasyonunda bulunmuştur. GIuCI 1'de G314D mutasyonu ve GluCl 3'de I321T ve G326E nokta mutasyonları HS ve bütün dirençli popülasyonlarda taranmıştır. GIuCI 1'de G314D nokta mutasyonu IR ve M-1; GIuCI 3'de I321T nokta mutasyonu tüm bahçe ve IR popülasyonunda belirlenmiştir. G326E mutasyonu klasik PCR ile yapılmış ve Genius programı ile analiz edilmiş ancak hiçbir popülasyonda belirlenememiştir. BC bölgesinde HS popülasyona göre IR'da N41Y ve R87M, T-2'de Y29D, R87M, A174S, M-1'de Y29D ve R87M, G-2'de R87M mutasyonları bulunmuştur. CT bölgesinde HS popülasyona göre G-2'de P1877S, T-2'de I1862M, E1864V, S1865P, S1889N ve T2030K, M-1'de T2030K mutasyonları belirlenmiştir. CT bölgesinde IR popülasyonunda hiçbir mutasyona rastlanmamıştır.

Mutasyon
Burcu Yaman
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Domateste Phenacoccus solenopsis (Hemiptera: Pseudococcidae)'e karşı farklı refakatçi bitkilerin etkisi

Bu tez çalışması domates üretim sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak için bitki koruma ve besleme uygulamalarını fonksiyonel biyoçeşitliliği geliştirmek ve bitki savunmasını teşvik etmek için refakatçi bitkilerin kullanılabilirliğini ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Refakatçi bitkiler, zararlı böceklerin konukçu bitki seçimini ve popülasyon dinamiklerini etkileyerek, doğal düşmanların barınması ve beslenmesi için uygun ortam sağlayarak mücadelede rol oynamaktadır.Çalışmada tagetes, susam, semizotu, bakla, lavanta ve dereotu olmak üzere 6 refakatçi bitki kullanılmıştır. Bu bitkilerin domates bitkisinin gelişmesi ve pamuk unlubitine karşı etkisi incelenmiştir. Çalışmada laboratuvar çalışmaları, arazi çalışmaları ve olfaktometre denemeleri yapılmıştır. Tez çalışmaları sonucunda susam bitkisi zararlıya karşı cezbedici etkisi olduğu, lavanta ve dereotu bitkilerinin diğer bitkilere göre hem bitki gelişimine olumlu etkisi, hem de zararlıya karşı engelleyici etkisi gözlenmiştir. Sonuç olarak susam bitkisi tuzak bitki, dereotu ve lavanta bitkileri refakatçi bitki olarak kullanılabileceği kanaaitine varılmıştır.

BaklaDereotuLavanta+2
Hacer Çevik
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae)'nin Antalya ili nar ve turunçgil bahçelerinde popülasyon gelişimi

Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae), ülkemizde nar ve turunçgillerin önemli bir zararlısıdır. Bu çalışma Antalya ili Kepez ilçesi nar ve turunçgil bahçelerinde popülasyon gelişimlerini belirlemek amacıyla 2018-2023 yılları arasında yürütülmüştür. Zararlının popülasyonu Kepez ilçesinde bulunan Başköy, Duraliler, Odabaşı ve Kızıllı mahallelerinde bulunan bahçelerde delta tipi tuzak kullanılarak takip edilmiştir. Söz konusu tuzaklar turunçgil asıldığı tarihten itibaren haftada bir kontrol edilerek yakalanan Akdeniz meyve sineği erginleri kaydedilmiştir. Feromonlar 8 haftada bir yenilenmiştir. Haftalık kontroller çalışmaların yürütüldüğü bahçelerin hasat dönemi sonuna kadar sürdürülmüş olup popülasyon takibi yıl boyu devam etmiştir. Sıcaklık değerleri her 6 yılda da temmuz ve ağustos aylarında en yüksek olarak kaydedilmiştir. Sıcaklık değeri en düşük 2022 yılının Ağustos ayında (29.83°C), en yüksek olarak da 2023 yılının Temmuz ayında (32.72°C) ölçülmüştür. Bu çerçevede tüm yıllarda portakal bahçelerinde Akdeniz meyve sineği nar bahçelerinden daha önce ortaya çıkmış olup daha önce önlem alınması gerekmektedir. Tüm yıllarda yapılan sayım sonuçlarına göre portakal ve nar bahçelerinde haftalık ortalama ve yıllık toplam Akdeniz meyve sineği sayıları incelendiğinde ilk dört yılda narda sayılar daha fazla bulunurken, son iki yılda tam tersi bir durum ortaya çıkmıştır. Portakal bahçelerinde ise tam tersi durum ortaya çıkmış ve son iki yılda Akdeniz meyve sineği sayılarında artış olmuştur.

Gülçin Kumru Özcan
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Antalya'da avokado üretim alanlarında görülen fungal hastalıkların belirlenmesi

Bu çalışmada, avokado yetiştiriciliğinin hızla arttığı Doğu Antalya'da (Alanya, Gazipaşa, Manavgat) fungal hastalıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Avokado (Persea americana), anavatanı Orta Meksika olan Lauraceae (Defnegiller) familyasına ait subtropik bir meyvedir. Tropik iklime sahip bölgeler yanında Akdeniz iklimine sahip çeşitli bölgelerde de yetiştirilmektedir. Dünyada en fazla avokado üretimi yapılan ülkeler sırasıyla Meksika, Kolombiya, Peru, Dominik Cumhuriyeti ve Endonezya'dır. Türkiye'de ilk avokado üretimi denemeleri 1970 yılında California'dan ülkemize getirilen 4 önemli kültür çeşidinin (Hass, Fuerte, Bacon, Zutano) Antalya, Mersin, Muğla, Hatay ve Adana'ya adaptasyon çalışmaları ile başlamıştır. Türkiye avokado yetiştiriciliğinde ilk sırada gelen Antalya ilinde üretimi yapılan çeşitler Fuerte ve Hass'dır. 2023 yılı itibariyle Türkiye'de 47.205 da alanda 38.462 ton avokado üretimi gerçekleştirilmiştir. Tüm dünyada avokadoda üretimini sınırlayan önemli fungal hastalıklar ve abiyotik faktörler nedeniyle ekonomik kayıplar dikkat çekmektedir. Çalışmada Doğu Antalya'daki survey yapılan alanlardan hasta bitki örnekleri toplanmış; meyve, yaprak, sürgün ve kök bölgelerinden rutin mikolojik izolasyonlar yapılarak klasik tanı yöntemleri ile cins veya tür düzeyinde fungal hastalıklar belirlenmiştir. Çalışma sonucunda en yaygın izole edilen fungal hastalık etmeni Fusarium spp. (F. oxysporum, Fusarium verticilloides, Fusarium poae) olarak belirlenmiştir. İzole edilen diğer fungus ve fungus benzeri cins veya türler Rhizoctonia solani, Alternaria sp.,Pestalotiopsis sp.,Verticillium sp., Phytophthora sp., Pythium hordeum, Cylindrocarpon sp., Aspergillus spp., olarak kaydedilmiştir. Ülkemizin elverişli iklimi ve özellikle Akdeniz kıyılarında yetiştiriciliğin artacağı göz önünde bulundurulduğunda yüksek verimli avokado üretimi için fungal hastalıkların belirlenmesi ve hastalıkların yayılmasına engel olacak önlemler alınması önemli olacaktır.

AvokadoPatojenler
İzel Şanlı
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Isparta ili elma bahçelerinde Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) popülasyonlarında pyridaben direncinin biyokimyasal ve moleküler mekanizması ile Wolbachia endosimbiyontu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Polifag bir tür olan Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) elma ağaçlarında önemli zararlılar arasındadır. Uygulamasının kolay olması ve kısa sürede etki göstermesi sebebiyle zararlının mücadelesinde ilk olarak kimyasal mücadele tercih edilmektedir. T. urticae bazı genetik ve biyolojik özellikleri sebebiyle birçok akarisite direnç geliştirmiş durumdadır. Bu çalışmada, Türkiye'de elma yetiştiriciliğinde en önemli bölgelerden biri olan Isparta ili elma bahçelerinden toplanan T. urticae popülasyonlarında pyridaben LC değerleri, direnç oranları, detoksifikasyon enzim aktiviteleri, sinerjizm testleri, hedef bölgede H92R mutasyonu ve Wolbachia endosimbiyont varlığı araştırılmıştır. GSS ve bahçe popülasyonlarının LC değerleri ilaçlama kulesi-yaprak disk yöntemi ile belirlenmiştir. 2023 yaz sezonunda toplanan T. urticae popülasyonlarının pyridaben direnç oranları hassas popülasyonunun LC50 değerlerine göre 1.5 ile 14.8 kat arasında değişen oranlarda belirlenmiştir. Yapılan sinejizm testleri, P450 sinerjisti olan PBO'nun pyridaben toksisitesini arttırdığını göstermektedir. Mikro plaka okuyucusu kullanılarak ölçülen sitokrom P450 monooksijenaz enzim aktiviteleri 0.0037 ile 0.0072 mOD/min/mg protein arasında değişiklik göstermiştir. Toplanan popülasyonlar arasında sadece GO popülasyonunda H92R mutasyonu belirlenmiştir. Pestisit metabolizmasında rol oynayabileceği düşünülen Wolbachia tüm popülasyonlarda tespit edilmiş ve bireylerin yaklaşık %63'ü pozitif bulunmuştur; ayrıca, T. urticae popülasyonlarında pyridaben direnci ile Wolbachia varlığı arasındaki olası ilişki incelenmiştir. T. urticae'nin 2024 yaz sezonu toplanan popülasyonlarının birleştirilmesiyle oluşturan hibrit popülasyon üzerine 13 kez yapılan seleksiyon sonucu 46.01 kat pyridaben direnci belirlenmiş ve H92R mutasyonu başlangıç popülasyonun frekans oranı yaklaşık %27 iken Sel-13 popülasyonunda bu mutasyon oranı %100 olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, Isparta elma üretim alanlarındaki T. urticae popülasyonlarında pyridaben direnci, genetik özellikleri ve Wolbachia ilişkisi üzerine önemli veriler sunarak, sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Detoksifikasyon
Gizem Berber Tortop
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili kiraz bahçelerinde ve soğuk hava depolarında meyve çürüklüğüne neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Tüm tarımsal ürünlerde olduğu gibi kiraz üretiminde de çeşitli hastalıklar ürün ve kalite kayıplarına neden olmaktadır. Hem bahçe hem de depo koşullarında önemli kayıplara neden olan meyve çürüklüğü kirazda görülen en yaygın hastalıklardan biridir. Türkiye'nin önemli meyvecilik merkezlerinden biri olan Isparta ili kiraz üretimi bakımından da ülkemizde dördüncü sırada bulunmaktadır. Bu çalışmada, Isparta ili kiraz bahçelerinde ve hasattan sonra soğuk hava depolarında meyve çürüklüğüne neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Isparta ilinde kiraz üretimi yapılan ilçelerde rastgele seçilen 76 bahçede ve kiraz depolayan 4 soğuk hava deposunda hastalıklı ve sağlıklı meyve örnekleri alınmıştır. Yapılan izolasyonlar sonucunda meyve örneklerinde en yaygın bulunan etmenler sırasıyla; Alternaria alternata, Monilinia laxa, Botrytis cinerea, Penicillium commune olarak belirlenmiştir. Hastalık belirtisi göstermeyen meyvelerdeki latent enfeksiyonlardan ise; A. alternata, Aspergillus sp., B. cinerea, Cladosporium cladosporioides, Fusarium oxysporum ve M. laxa izole edilmiştir. Soğuk hava depolarındaki hastalıklı meyvelerden en yaygın izole edilen etmenler sırasıyla; A. alternata, Trichoderma spp., P. expansum, P. glabrum ve B. cinerea olmuş, sağlıklı görünen meyvelerden ise A. alternata izole edilmiştir. Patojenite denemesinde P. expansum, Rhizopus stolonifer, P. fimorum, B. cinerea ve P. commune en virülent türler olarak belirlenirken, Stemphylium botryosum ve Fusarium lateritium virülensi en düşük türler olmuştur. Bu çalışmada elde edilen Penicillium cinsine ait türlerden P. commune, P. fimorum ve P. steckii ile F. lateritium ve Trichothecium roseum dünyada ve ülkemizde ilk kez kirazda meyve çürüklük etmeni olarak bildirilmektedir. Bunların yanısıra Aspergillus spp., F. oxysporum, Geotrichum candidum, Sclerotinia sclerotiorum, S. botryosum ve Trichoderma spp. ülkemizde ilk kayıt olarak belirlenmiştir.

Bitki hastalıkları
Nuran Karatağ
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ili biber üretim alanlarında Patates Y virüsü'nün belirlenmesi

Bu çalışma, Isparta ili biber üretim alanlarında bulunan Patates Y virüsü (Potato Y Virus: PVY)'nün belirlenmesi amacıyla 2022-2023 yılları arasında yürütülmüştür. Tanılama çalışmalarında, mekanik inokulasyon, DAS-ELISA (Double Antibody Sandwich Enzyme Linked Immunosorbent Assay) ve RT-PCR (Reverse Transcriptase Polimerase Chain Reaction) yöntemleri kullanılmıştır. Arazi çalışmalarında 184 biber örneği toplanmış ve bütün örnekler PVY'ye spesific antiserumlar kullanılarak DAS-ELISA yöntemiyle testlenmiştir. Testlenen bitki örneklerinin 33 adedinin PVY ile enfekteli olduğu tespit edilmiştir. Testlenen örneklerdeki hastalık oranı ise %17.93 olarak belirlenmiştir. DAS-ELISA testinde PVY ile pozitif çıkan yaprak örnekleri mekanik inokulasyon, total RNA izolasyonu ve RT-PCR çalışmalarında kullanılmıştır. Hassas test bitkilerine mekanik inokulasyon sonucunda PVY için tipik belirtiler gözlemlenmiştir. RT-PCR çalışmalarında, PVY'ye özgün primer çiftleri kullanılmış ve PVY'nin 801 bp'lik kılıf protein gen bölgesi çoğaltılarak agaroz jelde UV altında görüntülenmiştir. Agaroz jel elektroforezde PVY'ye özgü beklenen seviyede bant gözlemlenmiştir. Bu çalışma ile, Isparta ili biber üretim alanlarında PVY'nin varlığı ilk kez ortaya konulmuştur.

BiberTeşhisVirüsler
Emre Yağcıoğlu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Antalya ili armut bahçelerinde Cacopsylla pyri L. (Hemiptera: Psyllidae)'nin yayılma, bulaşıklık oranı ve popülasyon dalgalanmasının saptanması

Antalya toplam armut üretiminde Türkiye'de ikinci sırada yer almaktadır. Üretimin bu denli yoğun olmasından dolayı üreticiler yetiştiricilikte ürün kayıplarına neden olan zararlı ve hastalıklarla karşılaşmaktadır. Bu kapsamda, armutun ana zararlısı Cacopsylla pyri'nin Antalya ili ve ilçelerindeki yayılış alanları ve bulaşıklık oranının saptanması amacıyla armut üretiminin yoğun olduğu yerlerde çalışmalar yürütülmüştür. Bulaşıklık oranını saptamak için survey çalışmalarında bitkinin tamamını kapsayacak şekilde ağacın dört yönünden de 100 adet sürgün incelenmiştir. İncelenen sürgünlerde birey veya tatlımsı madde akıntısı görülen sürgünler bulaşık olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, Elmalı ilçesinde zararlının popülasyon dalgalanmasını saptamak için sarı yapışkan tuzaklar asılmış ve düzenli olarak tuzaklardaki ergin bireyler sayılmıştır. C. pyri'nin Antalya ilindeki yayılış alanlarının belirlenmesi amacıyla yürütülen denemelerde, zararlının armut üretiminin yoğun olduğu Korkuteli ve Elmalı başta olmak üzere Alanya, Kaş, Gazipaşa, Serik ve Manavgat ilçelerinde yayılmış olduğu belirlenmiştir. Döşemealtı ilçesinde ise zararlının görülmediği saptanmıştır. C. pyri'nin bulaşıklık oranları Antalya iline bağlı Korkuteli, Elmalı, Alanya, Kaş, Gazipaşa, Serik ve Manavgat ilçelerinde sırasıyla %52.06, 69.67, 48.37, 19.88, 28.55, 21.71 ve 1.60 olarak bulunmuştur. 2022 yılında C. pyri'nin popülasyon dalgalanmasının belirlenmesi amacıyla asılan sarı yapışkan tuzaklarda görülen ergin birey sayısı bahçelerde haziran ayının sonlarında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. 2023 yılında ise bahçelere göre değişiklik göstermiştir. Sonuç olarak, mücadeleye başlama zamanının çok önemli olduğu ve zararlının popülasyon takibi yapılarak nisan ayı içerisinde mücadeleye başlanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Ayrıca, yoğun kimyasal mücadele nedeniyle zararlının doğal düşman popülasyonlarının düşük olduğu ve zararlıyı baskı altına alamadığı görülmüştür.

Hasan Bilgiç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Domates üretiminde kurşuni küf hastalığına kimyasal ve biyolojik ürünlerin etkinliklerinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, saksı ve sera koşullarında domates bitkilerinde ve kontrollü koşullarda domates meyvelerinde Botrytis cinerea'ya karşı bazı kimyasal ve biyolojik ürünlerin etkinliği araştırılmıştır. Çalışmada etkinliği araştırılan etken maddeler arasında %26.7 Boscalid + %6.7 Pyraclostrobin, %37.5 Cyprodinil + %25 Fludioxonil, %1.34 Bacillus subtilis ve 224.6 g/L Reynoutria spp. bulunmaktadır. Saksı denemesinde, Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil B. cinerea'ya karşı sırasıyla %92.3 ve %87.2 oranında etkinlik göstermiştir. Biyolojik ürünler olan Bacillus subtilis ve Reynoutria spp. ise B. cinerea'nın hastalık şiddetini sırasıyla %76.9 ve %82.1 oranlarında azatmıştır. Kontrollü koşullarda meyve denemelerinde Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil hastalık şiddetini sırasıyla %88.2 ve %80.4 oranlarında azalmıştır. Sera denemesinde ise hastalık şiddeti üzerine en yüksek etkiyi Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil uygulamaları göstermiş ve etki oranları sırasıyla %87.9 ve %81.2 olmuştur. Sonuç olarak, kimyasal fungisitlerin etkinlikleri sera, saksı ve meyve denemelerinde B. cinerea'ya karşı yüksek etkinlik göstermiştir. Bu bulgular, entegre hastalık yönetimi stratejilerinde fungisit seçiminin önemini vurgulamakta ve biyolojik fungisitlerin kullanım potansiyelini göstermektedir.

Hastalık
Hamdi Genç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı insektisitlerin Bombus terrestris L. ana, erkek ve işçi arılarının besin tüketimleri üzerindeki etkilerinin araştırılması

Zararlı böceklere karşı mücadelede kullanılan pestisitlerin hedef canlıların yanı sıra tozlaşma için önemli olan Bombus terrestris L. (Apidae: Hymenoptera) gibi arılara da olumsuz etkileri vardır. Bu çalışmada, son yıllarda yeni insektisitler olarak kullanıma sunulan Terpenoid içerikli QRD 460 TBQ 152.3 g/ l (Requiem EC, BAYER)'in ve Flupyradifurone (Sivanto SL 200, BAYER)'nin farklı dozlarının B. terrestris'in işçi, ana ve erkek arı bireylerinin beslenmelerine olan etkileri araştırılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, arı kast grupları arasında Flupyradifurone 60 ve 120 mg/l su dozlarına maruz kalan işçi arıların, ana ve erkek arılara göre daha fazla ve anlamlı derecede farklı besin tükettikleri ancak, kontrol grubuna göre daha az besin tüketimi gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. Terpenoid'in farklı dozlarının uygulandığı deneylerde ise kastların besin tüketimleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamasına rağmen, kontrol grubuna göre daha az besin tükettikleri belirlenmiştir. Her iki insektisitin yüksek doz uygulamalarında ana arıların besin tüketimlerinin, erkek ve işçilere göre daha az etkilendiği ve ana arıların besin tüketimlerini en az etkileyen uygulamanın Terpenoid'in 383 mg/l su doz uygulaması olduğu, işçi arıların Terpenoid'in 383 ve 766 mg/l su dozlarında kontrol'den sonraki en yüksek tüketim miktarlarına ulaştıkları belirlenmiştir.

Yaşar Çetin
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimEN

Fungal diseases and biological control possibilities in the lavender fields of the turkish lakes region

In this thesis, fungal diseases and biological control options were investigated in the Lakes District of Turkey, which produces the highest amount of lavender (%42: Isparta, Denizli, Afyonkarahisar, Burdur). Various pathogens threatening production, including Fusarium, Epicoccum, and Rhizoctonia species, were identified using morphological and molecular methods. In pot experiments with the susceptible Lavandula angustifolia 'Sevtopolis' variety, the combined effects of the antagonist fungus Trichoderma harzianum and the mycorrhizal fungus Rhizophagus intraradices from our collection were compared with commercial preparations T-22 Planter Box and Shubhodaya against the highly virulent pathogens Rhizoctonia solani (80%) and Fusarium oxysporum (73.3%). In growth parameters, the synergistic effect of the collection Trichoderma (Kt) + collection mycorrhiza (Km) application was prominent, while the commercial mycorrhiza (Tm) + commercial Trichoderma (Tt) application was the most effective in reducing disease severity. Among the induced resistance mechanisms in plants, the highest increase in total phenolic content was observed with the Km application. Levels of important phenolic compounds analyzed by HPLC showed differences across treatments. Km was the most effective in increasing the levels of p-coumaric and rosmarinic acids. Aromatic compounds in lavender were analyzed by GC-MS SPME. In the presence of F. oxysporum, treatments increased the production of defense compounds such as camphor, 1,8-cineole, and borneol, while fluctuations were observed in their amounts in the presence of R. solani, with reductions in linalyl acetate and linalool levels.

Biological controlLakes regionMycorrhiza+1
Aliye Altunışık Alıc
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Domateste kurşuni küf (botrytıs cınerea) hastalığına karşı entomopatojen fungusların etkinliğinin belirlenmesi

Domates yetiştiriciliğinde verim ve kaliteyi ciddi derecede etkileyen başlıca fungal hastalıklardan birisi Botrytis cinerea'nın neden oldugu kurşuni küf hastalığıdır. Botrytis cinerea'nın fungisit direncine yatkınlığı ve yüksek genetik varyasyona sahip olmasından dolayı son yıllarda bu hastalığa karşı kimyasal mücadele zorlaşmaktadır. Bu sebeplerden dolayı ve ayrıca insanların sağlığını korumak ve çevreye zararın en aza indirgenmesi için alternatif yöntemler araştırılmaktadır. Bu çalışmada, entomopatojen funguslar Beauveria bassiana (BY2 ve BIM), Beauveria varroa, Metarhizium robertsii, Purpureocillium lilacinum, Fusarium subglutinans (FS12 ve FS8) türlerinin B. cinerea'ya karşı etkinliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Her bir entomopatojen fungustan elde edilen kültür filtratlarının farklı konsantrasyonlarının üç farklı yöntemle in vitro ortamda antifungal etkisi değerlendirilmiştir. In vitro deneylerden elde edilen sonuçlardan en etkili fungusların kültür filtratlarının domates bitkilerine kök, gövde enjeksiyonu ve yaprak uygulaması yapılarak B. cinerea'ya karşı etkinliği incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre in vitro çalışmalarında en etkili B. bassiana BIM ve F. subglutinans FS12 izolatlarına ait kültür filtratlarının %50 konsantrasyonu B. cinerea misel gelişimini engellediği belirlenmiştir. Domates bitkilerinde B. bassiana BIM ve F. subglutinans FS12 kültür filtratlarının %50 ve üzeri konsantrasyonları test edilmiştir ve B. cinerea hastalık etmenini baskıladığı, en düşük B. cinerea hastalık şiddeti, entomopatojen kültür filtratlarının yaprak ve gövde (enjeksiyon) uygulamasında belirlenmiştir. Ortaya çıkan sonuçlar, entomopatojen fungusların B. cinerea' ya karşı kullanılabileceği konusunda umut verici olmuştur.

Melike Yıldırım
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vermikompost ve vermikompost çayının fasulyede beyaz çürüklük hastalığı (sclerotınıa sclerotıorum) ve bitki gelişimi üzerine etkisi

Bu tez çalışmasının amacı, vermikompost (VK) ve vermikompost çayının (VKÇ) fasulyede (Phaseolus vulgaris L.) beyaz çürüklük etmeni Sclerotinia sclerotiorum (Lib.) de Bary üzerindeki etkilerini ve bitki gelişimine katkılarını araştırmaktır. Araştırma, in vitro ve iklim odasında saksı denemeleri olmak üzere iki aşamada yürütülmüştür. In vitro testlerin birinci aşamasında, soğuk sterilizasyon yöntemiyle süzülerek hazırlanan VKÇ, farklı konsantrasyonlarda (%0.25, %0.5, %1.0, %1.5, %2.0) besiyerine ilave edilmiştir. İkinci aşamada ise VKÇ'nin karşılıklı ekim ile S. sclerotiorum'un misel gelişimine doğrudan etkileri belirlenmiştir. Soğuk sterilize edilmiş VKÇ'nin, S. sclerotiorum'un misel gelişimini doz bağımlı olarak anlamlı şekilde azalttığı tespit edilmiştir. VKÇ'nin %2 konsantrasyonu patojenin misel gelişimini %79.2 oranında baskılamıştır. VKÇ ve S. sclerotiorum'un karşılıklı ekim yapıldığı durumda çay içerisindeki bakteriler patojenin misel gelişimini %47.4 baskılamıştır. Saksı denemelerinde ise VK ve VKÇ farklı dozlarda (VK, %1, %2, %3; VKÇ, %0.5, %1, %1.5), hem tek başına hem de patojenle birlikte uygulanmıştır. Patojen inokulasyonu doğrudan kök bölgesine yapılmıştır. Elde edilen bulgular, VK ve VKÇ uygulamalarının doz artışıyla birlikte hastalık şiddetini azalttığını göstermiştir. VK %1-3 oranlarda yetiştirme ortamına eklendiğinde hastalık şiddetini %44.9-73.5 oranlarında azaltmıştır. Benzer şekilde VKÇ'nin %0.5-1.5 dozları hastalık şiddetini %51.1-65.3 oranlarında azaltmıştır. Bitki gelişimi üzerinde en yüksek olumlu etki, %1.5 konsantrasyonda uygulanan VKÇ ile elde edilmiştir. Bu uygulama, hem biyokütle artışı hem de bitki ve kök uzunluğu bakımından en yüksek değerleri vermiştir. Bulgular genel olarak VC ve VCT kullanımının hastalık şiddetini azaltabileceğini ve bitki gelişimini destekleyebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, VK ve VKÇ'nin uygun dozlarda kullanımı, biyolojik mücadele ve sürdürülebilir tarım uygulamaları açısından çevre dostu ve etkili alternatifler olarak değerlendirilebilir.

Bitki gelişimiBiyolojik mücadeleSclerotinia sclerotiorum+1
Abdalla Mahmoud Mohamed Elsherbını Badawı
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Isparta ilinde yetiştirilen biberlerde biber hafif benek virüsü'nün (PMMoV) serolojik ve moleküler olarak tanılanması

Bu tez çalışması 2023-2024 yılları arasında vejetasyon döneminde Isparta ilindeki biber üretim arazilerinde biber hafif benek virüsü (pepper mild mottle virus: PMMoV)'nün belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Simptomatolojik olarak PMMoV ile enfekteli olduğundan şüphelenilen 200 bitki örneği alınmıştır. İlk olarak bütün örnekler PMMoV'ne özgü antiserumlar kullanılarak DAS-ELISA (Double Antibody Sandwich Enzyme Linked Assay) yöntemiyle testlenmiştir. DAS-ELISA sonucunda 200 örneğin 19 adedinin PMMoV ile enfekteli olduğu bulunmuştur. DAS-ELISA yönteminde, pozitif çıkan 19 örnek IC-RT-PCR (Immunocapture reverse trankskripsiyon polimeraz zincir reaksiyonu) çalışmalarında kullanılmıştır. PCR çalışmalarında, PMMoV'nün 836 bp'lik RdRp (RNA dependent RNA polimeraz) gen bölgesi çoğaltılarak agaroz jelde virüse özgü beklenen seviyede bant gözlemlenmiştir. Bu çalışma ile Isparta ilindeki biber üretim alanlarında PMMoV'nün varlığı serolojik ve moleküler olarak ilk kez tespit edilmiştir.

BiberVirüsler
Melek Selda Akgün
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eskişehir ili buğday alanlarındaki patojen ve mikoparazit pythıum türleri ile bunların patojenite ve enzim aktivitelerinin belirlenmesi

Buğday, dünya nüfusunun yaklaşık %35'i için temel besin kaynağıdır ve küresel ekili alanların %32'sinde, 102 ülkede yetiştirilmektedir. Buğdayda kök çürüklüğü etmeni olan Pythium türleri, erken dönemde embriyo ve kök enfeksiyonları oluşturarak verim kayıplarına yol açmakta, bu nedenle dünya çapında önemli toprak kökenli patojenler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Eskişehir ilindeki buğday alanlarından toplanan bitki ve toprak örneklerinden elde edilen Pythium izolatlarının morfolojik ve moleküler yöntemlerle tanıları yapılarak patojeniteleri ve enzim aktiviteleri incelenmiştir. Toprak örneklerinden toplam 219 Pythium izolatı elde edilmiş; bu izolatlar morfolojik özelliklerine göre sadece hif şişkinliği oluşturanlar, düz ve dikenli duvarlı oogonium oluşturanlar olmak üzere üç ana grupta toplanmıştır. Moleküler analizler sonucunda izolatların kesin tanıları yapılmış ve bunların P. heterothallicum, P. oligandrum, P. paroecandrum, P. rhizosaccharum, P. sp. hordeum ve P. ultimum var. ultimum türlerine ait olduğu belirlenmiştir. Bu türlerden özellikle P. heterothallicum ve P. ultimum var. ultimum, patojenite denemelerinde buğday bitkilerinde çimlenme oranını düşürmüş ve şiddetli çökerten hastalığına sebep olmuştur. Buna karşılık düşük ya da orta düzeyde virülense sahip olan P. oligandrum ve P. paroecandrum izolatları mikoparazitik özellik göstermiştir. Enzim analizlerinde ise P. heterothallicum izolatlarında en yüksek selülaz, kitinaz ve β-1,3-glukanaz aktiviteleri belirlenirken, P. ultimum izolatları yüksek poligalakturonaz aktivitesiyle öne çıkmıştır. İkili kültür ve in vivo denemelerde mikoparazit izolatlar, özellikle P. ultimum üzerine engelleyici etki göstermiş; patojenden önce uygulandıklarında çökerten hastalığı şiddetini azaltmıştır. Elde edilen bulgular, mikoparazit Pythium türlerinin biyolojik mücadele etmeni olarak kullanılabilirliğini desteklemekte; ancak bu etmenlerin etkinliklerinin artırılmasına ve pratik tarla koşullarında uygulanabilirliğinin sağlanmasına yönelik daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Biyolojik mücadele
Şehnaz Mertoğlu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı fungisit ve glomus iranicum var. Tenuihypharum kombinasyonlarının fasulyede macrophomina phaseolina ve bitki gelişimine etkileri

Bu tez çalışmasında, bazı fungisit (thiram, thiram + tolclophos methyl ve hymexazol) ve arbüsküler mikorizal fungus Glomus iranicum var. tenuihypharum kombinasyonlarının fasulyede kömür çürüklüğü etmeni Macrophomina phaseolina'nın hastalık şiddeti ve bitki gelişim parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mikorizal fungus G. iranicum var. tenuihypharum fasulye köklerinde %75.2 oranında kolonize olmuştur. Mikorizal fungusun fungisit ile birlikte uygulandığı bitki köklerinde mikorizal kolonizasyon oranları belirli düzeylerde azalmıştır. Mikorizal fungus ve thiram uygulanan bitki köklerinde kolonizasyonda yüksek oranda azalma gözlemlenmiştir. M. phaseolina iki aylık deneme süresi sonunda fasulyede %82.7 oranında hastalık şiddeti meydana getirmiştir. Fungisit, mikorizal fungus ve bunların kombinasyon halinde uygulanmaları, patojenin hastalık şiddetini %53.2-83.9 oranlarında azaltmıştır. Hastalık şiddeti üzerine en yüksek etkiyi hymexazol ve mikorizal fungus ile kombinasyonu göstermiştir. Fungisit ve/veya mikorizal fungus kombinasyonlarının patojen inokulasyonu yapıldığı ve yapılmadığı durumda bitki gelişim parametreleri (bitki boyu, kök uzunluğu, sürgün-kök yaş ağırlığı, sürgün-kök kuru ağırlığı) üzerine etkileri belirlenmiş ve bu uygulamalar tüm bitki gelişim parametrelerini kontrol ve patojene kıyasla önemli düzeyde arttırmıştır. Sadece mikorizal fungus uygulaması tüm bitki büyüme parametrelerinin artışında en etkili uygulama olmuştur. Çalışma sonucunda mikorizal fungus ve fungisit kombinasyonlarının fasulyede bitki gelişiminin arttırılması ve kömür çürüklüğünün hastalık şiddetinin azaltılmasında önemli etkileri olduğu belirlenmiştir.

Phaseolus vulgaris
Durmuş Gürkan Sevinç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak ekin saparısı [Cephus pygmeus (L.) (hymenoptera: cephidae)]'nın potansiyel dağılım alanlarının belirlenmesi

Ekin saparısı [Cephus pygmeus (Linnaeus, 1767)], dünya genelinde buğday verimine olumsuz etkileri olan önemli bir zararlıdır. İklim değişikliğinin farklı zararlı türlerinin dağılımı üzerinde önemli etkileri olması beklenmektedir. Bu çalışma, MaxEnt modelini kullanarak ekin saparısının küresel yaşama ortamı uygunluğunu tahmin etmek için yapılmıştır. Bu zararlı türün küresel dağılış kayıtları GBIF ve çeşitli diğer kaynaklardan toplanmıştır. Zararlının küresel dağılımı ile ilgili kayıtlar farklı veri tabanları ve özellikle GBIF'den alınmış, yanlış kayıtlar silinerek 641 adet kayıt modelde kullanılmıştır.İklim değişkeninin 19 farklı değerleri nihai yayılım kayıtlarından çıkarılmış ve çıkarılan değerler arasındaki korelasyon hesaplanmıştır. Korelasyon değeri >0.70 olan değişkenler elenmiştir. Ancak, modele daha fazla katkı sağlayan ve korelasyon katsayısı >0.70 olan iklim değişkenleri korunmuştur. Toplamda 10 iklim değişkeni (bio3, bio4, bio5, bio6, bio8, bio11, bio13, bio14, bio16 ve bio19), C. pygmeus'un yaşama ortamının mevcut ve gelecekteki iklim koşullarında uygunluğunu tahmin etmek için kullanılmıştır. Ayrıca türün gelecekteki yaşama ortamı uygunluğu, düşük karbon emisyon senaryosu olan SSP1-2.6 ve yüksek karbon emisyon senaryosu olan SSP5-8.5 altında tahmin edilmiştir. Model verilerin %70'inde eğitilmiş ve kalan %30'unda test edilmiştir. Sonuçlar, MaxEnt modelinin bu zararlının habitat uygunluğunu yüksek doğrulukla tahmin ettiğini göstermiştir (ROC = 0.97). Model, Avrupa'nın (Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika), Birleşik Krallık, Türkiye ve Kazakistan'ın mevcut ve gelecekteki iklim koşullarında en uygun alanlara sahip olduğunu tahmin etmiştir. Model, ılıman iklim değişikliği senaryosu altında C. pygmeus'un habitat uygunluğunun sırasıyla 2021-2040, 2041-2060, 2061-2080 ve 2081-2100 dönemlerinde %6.20, %17.61, %3.28 ve %20.56 oranında azalacağını tahmin etmiştir. Benzer şekilde, şiddetli iklim değişikliği senaryosu altında zararlının habitat uygunluğunun, 2021-2040 döneminde %31.70 ve 2061-2080 döneminde %27.97 oranında azalacağını tahmin etmiştir. Bunu aksine, şiddetli iklim değişikliği senaryosu altında C. pygmeus'un uygun yaşam alanının 2041-2060 döneminde %2.10 ve 2081-2100 döneminde %3.09 oranında artış olabileceği tahmin edilmiştir. Genel olarak, zararlının uygun yaşam alanı küresel olarak daralacağı, ancak nadiren de olsa popülasyonda bazı kaymalar olabileceği tahmin edilmiştir. Model, Türkiye'nin Güneydoğu kısmının bu zararlı için mevcut ve gelecekteki iklim koşullarında en uygun yaşama ortamına sahip olacağını göstermiştir. Ayrıca model, ekin saparısının yüksek yoğunlukta bir popülasyon düzeyinde kayma yaşamayacağını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu zararlıya karşı kontrol amaçlı zararlı yönetim stratejilerinin zararlıya en uygun yaşama ortamına sahip alanlarda yoğunlaştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Zararlılarİklimİklim değişikliği+1
Mehmet Başak
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Botrytis cinerea'nın neden olduğu gri çürüklük hastalığının hasat sonrası çilek meyvelerinde takibi

Hasat edilen çilek meyveleri, oda sıcaklığında ve buzdolabında hızlıca bozulabilen yapıya sahip üzümsü meyvelerdendir. Bu meyvelerin en çok maruz kaldığı hastalık etmeni "gri çürüklük" olarak bilinen Botrytis cinerea tarafından oluşturulan hastalıktır. Hastalığın mücadelesine yönelik olarak kimyasal kontroller dışında başka bir seçenek bulunmamaktadır. Hastalık etmeni hasat öncesi ve sonrası önemli ürün kaybına neden olmaktadır. Ancak hastalık aşamasında ve sonrasında kalite kaybına ilişkin değerlendirmeler, patolojik açıdan çok fazla ele alınmamıştır. Bu çalışmada, hastalık etmeninin, meyvenin vitamin, aminoasit ve antikanserojen madde olarak bilinen likopen içeriğine olan etkisi belirlenmiş, farklı depolama (oda sıcaklığı ve buzdolabı) koşullarında bu parametrelerin durumu ortaya konmuştur. İnkübasyon süresince elde edilen verilere göre hastalıklı gruplarda kalitede düşüş, meyve ağırlığında ve çapında kontrol gruplarına göre azalmalar görülmüştür. Bu azalmalar istatistik olarak önemli bulunmuştur, p<0.05. Simptom indeks, lezyon çapında ve meyve çürüklüğünde ise artış meydana gelmiştir. Bu artış ve azalışların hızları enfekteli meyve gruplarından buzdolabında +4°C derecede olanlarda daha yavaş gerçekleşmiştir. Kalite parametrelerinde önemli kayıplara rastlanmıştır. Brix (TSS) değeri, meyve sertliği, EC (%) değeri ve pH günden güne azalmıştır. Fenol miktarı toplamı, MDA, proline değerleri ise günden güne artmıştır.

Ayşe Hümeyra Göçer
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa ilindeki nar bahçelerinde yapay kışlama barınaklarında kışlayan böcek (Arthropoda:Insecta) faunasının belirlenmesi

Çok yıllık subtropik ve tropik iklim meyvelerinden biri olan nar, Punica granatum L. (Myrtales: Punicaceae) dünyada ekonomik öneme sahip bir kültür bitkisidir. Hindistan, İran, Çin ve Türkiye dünyada en fazla nar üreten ülkelerdir. Genel itibariyle taze tüketilmesinin yanında meyve suyu, nar pekmezi, nar ekşisi, nar konsantresi, marmelat, sirke, boya, sitrik asit, hayvan yemi üretimi ve ilaç sanayi için ham madde teşkil etmesi açısından ekonomik öneme sahiptir. Nar bahçelerinde üretimi olumsuz yönde etkileyen birçok hastalık ve zararlı bulunmaktadır. Insecta sınıfına mensup böceklerden bazı zararlılar nar bahçelerinde önemli kalite ve kantine kayıplarına neden olmaktadır. Bu zararlıların yanı sıra nar bahçelerinde predatör veya parazitoit olarak çok sayıda yararlı böcek türü de bulunmaktadır. Zararlıları baskı altında tutmak için biyolojik mücadele kapsamında bu yararlı böceklerin tanınması ve korunması oldukça önemlidir. Bu çalışma, 2021-2022 yıllarında Şanlıurfa ili nar bahçelerinde keten telis kumaşı (jüt) ve oluklu mukavva kartonlardan oluşan yapay kışlama barınaklarının kullanılarak arthropoda şubesi Insecta sınıfında bulunan böcek faunasının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Böylelikle nar bahçelerinde bulunan zararlı ve faydalı türlerden taksonlarına göre hangilerinin kışladığı ve daha yoğun popülasyonlara sahip olduğu, hangi takım ve familyaya ait hangi türlerin hangi yükseklikte ve ne tür kışlama barınaklarını tercih ettiği belirlenmiştir. Çalışma sonucunda 9 takıma ait 26 familyadan 45 böcek türü belirlenmiştir. Şanlıurfa ilindeki nar bahçelerinde Oenopia conglobata (Linnaeus, 1758), Hippodamia variegata (Goeze, 1777), Hyperaspis quadrimaculata (Redtenbacher 1844), Sitona lineatus (Linnaeus, 1758) (Coleoptera: Curculionidae), Capnodis cariosa (Pallas, 1776) (Coleoptera: Buprestidae), Tribolium confusum (J. du. Val) (Coleoptera: Tenebrionidae), Lasioderma serricorne (F.) (Coleoptera: Anobiidae), Deraeocoris flavilinea (A. Costa, 1862), Deraeocoris serenus (Douglas & Scott, 1868) (Hemiptera: Miridae), (Piezodorus lituratus (Fabricus, 1794), Dolycoris baccarum (Linnaeus, 1758), Acrosternum milierii (Mulsant & Rey, 1866), Acrosternum heegeri (Fieber, 1860), Graphosoma sp. (de Laporte, 1832) (Hemiptera,: Pentatomidae), Liohryssus hyalinus (Fabricus, 1794) (Hemiptera: Rhopolidae), Nagusta goedelii (Kolenati, 1857) (Hemiptera: Reduviidae) Geocoris luridus (Fieber, 1844), Geocoris putonianus (Bergroth, 1892), Geocoris megacephalus (Rossi, 1790), Lygaeus equestris (Linnaeus, 1758), Oxycarenus pallens (Herrich-Schaeffer, 1850), Nysius cymoides (Spinola, 1837) (Hemiptera: Lygaeidae), Chrysoperla carnea (Stephens, 1836) (Neuroptera: Chrysopidae), Schistocerca gregaria (Forskol, 1775) (Orthoptera: Acrididae), Dysgonia torrida (Guenee, 1852) (Lepidoptera: Erebidae), Forficula auricularia (Linnaeus, 1758) (Dermaptera: Forficulidae) türleri belirlenmiştir. Teşhisi yapılan türlerin 10 adedinin (O. conglobata, H. variegata, H. quadrimaculata, C. carnea, F. auricularia, D. flavilinea, D. serenus, G. luridus, G. putonianus ve G. megacephalus) biyolojik mücadele açısından önem arz eden predatör doğal düşmanlardan olduğu belirlenmiştir. Genel olarak oluklu mukavva kartonlardan kurulan yapay kışlama barınakları telis kullanılarak oluşturulan kışlaklara oranla daha çok tercih edildiği belirlenmiş, faydalı böcek biyoçeşitliliğinin desteklenmesi için oluklu mukavva kartonlardan yapaykışlakların kurulması nar üreticilerine önerilmektedir.

Gurbet Yeleç
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şanlıurfa ili yonca alanlarında fitoplazma etmenlerinin moleküler yöntemler ile saptanması, karakterizasyonu ve konukçusunda oluşturduğu biyokimyasal değişiklikler

Dünya da olduğu gibi Türkiye'de de en önemli yem bitkilerinden biri olan yonca bitkisinde son 8 yıl içerisinde fitoplazmaların neden olduğu simptomlara benzer (küçük yaprak, sararma, kızarıklık, bodurluk, cadı süpürgesi gibi) simptomlar gözlemlenmiştir. Bu çalışma 2018-2021 yılları arasında Şanlıurfa ilinde yonca yetiştiriciliği yapılan arazilerde küçük yaprak, sararma, kızarıklık, bodurluk ve cadı süpürgesi gibi simptomlar gösteren bitkiler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan bir dizi moleküler testler (DNA izolasyonu, DNA dizileme, Direkt-PCR ve Nested-PCR) sonucunda etmenin Canditatus Phytoplasma australasia (16SrII-D) ile %99.92 oranında ilişkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca etmenin bitkinin fizyolojisinde meydana getirdiği biyokimyasal değişiklikler araştırılmıştır. Dokuz farklı parametre üzerinde yapılan araştırma sonucunda; infekteli bitkilerin sağlıklı bitkilere kıyasla klorofil ve protein içeriklerinin oldukça düşük olduğu, ancak Fenol, Prolin, MDA (lipit peroksidaz aktivitesi), CAT (katalaz aktivitesi), POX (peroksidaz aktivitesi) ve JA (jasmonik asit) içeriklerinin oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir (P≤0.05). İnfekteli bitkilerin sağlıklı bitkilere kıyasla SA (salisilik asit) içeriğinin ise yüksek olduğu ancak istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir(P≤0.05). Diğer yandan etmenin sağlıklı bitkilere taşınma yolları ve yabancı ot konukçuları araştırılmıştır. Sonuç olarak; Sonchus asper (Dikenli eşek marulu) %98.7, Convolvulus arvensis (Tarla sarmaşığı) %98.7, Cuscuta spp. (Küsküt) %98.7, Lolium perenne (İngiliz çimi) %98.7ve Orobanche spp. (Canavar otu) %98.6 oranında Ca. P. australasia ile ilişkili olduğu belirlenmiştir.

Hümeyra Ayvacı
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa ili peyzaj alanlarında bulunan güllerde fitoplazma etmeninin karakterizasyonu

Şanlıurfa ili peyzaj alanlarında Mart-Ağustos, 2023 yılı boyunca yapılan surveylerde gül bitkilerinin yapraklarında sararma, incelme, kıvrılma, boğum aralarının kısalması ve genel olarak bitkide bodurlaşma biçiminde fitoplazma etmeni kaynaklı olabileceği düşünülen simptomlar görülmüştür. Bu çalışma gül bitkilerinde fitoplazma etmenini saptamak amacıyla yürütülmüştür. Söz konusu simptom gösteren bitkilerin genç yapraklarının orta damarları kullanılarak CTAB buffer temelli yöntem ile total nükleik asit (tNA) izolasyonu yapılmıştır. Elde edilen tNA'ler 2 tur Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) ile testlenmiştir. İlk turda 16SrRNA geni üzerinde 1.400 bp lik bölgeyi çoğaltan R16F1/R16R0 üniversal ve nested PZR'dada 1.250 bp lik PZR ürünü çoğaltan R16F2n/R16R2 üniversal primer çiftleri kullanılmıştır. Nested PZR çalışması sonucunda simptom gösteren örneklerden beklenen 1.250 bp PZR ürünü elde edilmiştir. Nested PCR ürünlerinin çift yönlü sekans analizi yapılarak, 16SrDNA sekanslar MEGAX programında birleştirilmiş ve NCBI vasıtasıyla BLAST analiziyle kıyaslanmıştır. Filogenetik analizler gülde saptanan fitoplazma etmeninin 16SrII-B alt grubu ''Candidatus Phyoplasma aurantifolia'' ile %98.8 oranında ilişkili olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Zuhal Tokdemir
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Buğday ıslahında ikili stres koşullarında Zymoseptoria tritici'ye dayanıklı bitkilerin seçiminde kullanılabilecek fizyolojik, biyokimyasal ve moleküler parametrelerin belirlenmesi

Bu çalışma, 2020-2023 yıllarında Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü ile Diyarbakır Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü sera, iklim odası ve laboratuvarlarında yürütülmüştür. Zymoseptoria tritici'ye karşı hassas Nurkent ve dayanıklı olarak karakterize edilen Ceyhan-99 buğday çeşitlerinin NaCl stresi altındaki performansları tohum, çimlenme ve çimlenme sonrası gelişme dönemlerinde değerlendirilmiştir. Z. tritici enfeksiyonuna karşı Ceyhan-99 çeşidinden daha hassas olarak değerlendirilen Nurkent çeşidi, NaCl stresine de Ceyhan-99 çeşidinden daha hassas tepki vermiştir. Farklı NaCl (0, 40, 75 ve 155 mmol L-1) konsantrasyonlarda Z. tritici'ye hassas Nurkent ve dayanıklı olarak kabul edilen Ceyhan-99 buğday genotiplerinin çimlenme ve fide döneminde nasıl etki ettiğini ve bitkilerin fizyolojik ve morfolojik gelişimini nasıl etkilediğini belirlemek amacı ile kök sayısı, kök uzunluğu, kök kuru ağırlığı, kök yaş ağırlığı, gövde yaş ağırlığı, gövde yaş ağırlığı, gövde uzunluğu, çimlenme süresi ve çimlenme yüzdesi indeksine ilişkin veriler incelenmiştir. Artan NaCl konsantrasyonları ile birlikte her iki çeşitte çimlenme süresi artarken diğer tüm parametreler azalmıştır. Patojenin biyokimyasal parametrelerine bakıldığında 75 mmol L-1 ve üstü NaCl koşullarına strese girmesine rağmen ki bu durum H2O2, MDA, prolin artışı ile gösterilmiş, ancak proteaz ve lakkaz gibi yıkıcı enzim seviyelerinin de arttığı ve dolayısı ile patojenin aktif olduğu görülmüştür. Zymoseptoria tritici ve NaCl (tuz) stresinin ayrı ve birlikte etkilerinin Triticum aestivum (buğday) bitkisinin gelişme döneminde Nurkent (hassas) Ceyhan-99 (dayanıklı) çeşitlerinin savunma sistemi üzerinde oynadığı rol, fizyolojik (yaprak alanı vb.), biyokimyasal açıdan 0.gün, 7.gün ve 14. günlerde değerlendirilmiş bitkilerin H2O2, MDA, protein, prolin, Peroksidaz, Superoksit dismutase, Katalaz, Jasmonik asit, Salisilik asit, toplam fenol ve PAL enzimi ve metabolitleri ve moleküler parametreler ölçülerek, bitkilerin tepkileri ortaya konmuştur. Buna göre stres metabolit kriterleri olarak kabul edilen H2O2 ve MDA kontrol bitkilerinde yaşa bağlı olarak artmış, ancak strese maruz kalan bitkilerde önemli derecede artış göstermiştir. Kombine strese maruz kalan buğday çeşitleri farklı NaCl konsantrasyonlarında stres metabolitlerini sentezleyerek tepki vermişler, kombine stresin daha fazla stres metabolitlerinin birikimine yol açtığı belirlenmiş, çeşitlerin benzer tepkiler verdiği tespit edilmiştir. Hastalık etmenine hassas Nurkent ve dayanıklı Ceyhan-99 buğday çeşitlerinin protein farklı NaCl seviyeleri ve bu koşullarda patojen ile kombinasyonları sonucu 26 farklı genin farklı seviyelerde ekspres oldukları tespit edilmiştir. SOD genlerinin hem NaCl hem patojen hem de NaCl+patojen koşullarında tepkileri belirlenmiş burada aktivite gösteren 7 adet genin (SOD1, SOD6, SOD8, SOD13, SOD16, SOD20 ve SOD21) tepkileri NaCl, patojen ve NaCl+patojen koşullarında ortaya konmuştur. Bu çalışmada, gen ve metabolitlerinin patojen, NaCl, ve patojen + NaCl koşullarında oluşturdukları stres buğday çeşitleri üzerinde test edilmiştir. Burada kullanılan marker enzim, metabolit ve genlerin ve moleküler analizlerin kombine strese karşı çeşit geliştirmede önemli kriterler oldukları tespit edilmiştir.

Behzat Baran
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zeytin (olea europaea L.) ağaçlarında yaprak ucu yanıklığına sebep olan sordaria macrospora'nın karakterizasyonu, mücadele olanaklarının araştırılması ve bitki savunma tepkilerinin belirlenmesi

Oleaceae familyasının bir üyesi olan zeytin (Olea europaea L.), ağırlıklı olarak Akdeniz iklimine uyum sağlamış önemli bir tarım ürünüdür. Son zamanlarda Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zeytin ağaçlarında yaprak ucu yanıklığı, sürgün kuruması ve geriye doğru ölüm belirtileri görülmüştür. Bu çalışmada, yapılan surveyler sonucunda çok sayıda fungal tür izole edilmiş olup bu izolatlardan 6 tanesi makroskobik ve mikroskobik incelemeler sonucunda Sordaria macrospora türü ile benzerlik göstermiştir. Bu izolatların, ITS (ITS4/ITS6), LSU (NL1/NL4), β-tubulin (Bt2a/Bt2b) ve Tef-1α (EF728F/EF986R) gen bölgeleri ile PCR amplifikasyonları yapılmıştır. Elde edilen sekanslar, NCBI veri tabanında kaydedilmiş ve izolatların S. macrospora ile %99–100 oranında benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Patojenin dünyadaki diğer türler ile benzerliği, filogenetik ağaç oluşturularak belirlenmiştir. Seçilen temsili izolat ile patojenisite testleri yapılmış ve başarı ile yapılan reizolasyon sonucunda etmenin patojenik olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca, fungusun proteaz ve lakkaz enzimleri analiz edilerek bu enzim aktivitelerinin in vitro ortamda patojenik özellikler sergilediği ortaya konulmuştur. Çoklu stres çalışmasında iki zeytin çeşidi (Manzanilla ve Arbequina) üzerinde farklı tuz konsantrasyonları (50 mM ve 100 mM) ve patojen (S. macrospora) varlığında oluşan simptom şiddeti ve stress ile ilişkili fizyolojik parametreler incelenmiştir. Deneme sonucunda tuz dozu arttıkça hastalık şiddetinin de arttığı, patojen varlığında bu etkinin daha da şiddetlendiği ve bu durumun fizyolojik parametre değerlerinde azalmalar ile paralellik gösterdiği belirlenmiştir. Çeşitlerin duyarlılıkları ise parametrelere göre değişiklik göstermiştir. Ayrıca, hastalıkla mücadele kapsamında 7 farklı fungisit ile bir biyolojik ajan olan Trichoderma harzianum'un S. macrospora üzerindeki etkinlikleri değerlendirilmiştir. Denemeler sonucunda dört fungisitin fungisidal, bir fungisitin ise fungistatik etki gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmada, 200 g/L Azoxystrobin + 80 g/L Cyproconazole (Amistar Xtra), 250 g/L Prochloraz + 75 g/L Trifloxystrobin + 50 g/L Cyproconazole (Basking), 200 g/L Azoxystrobin + 125 g/L Difenoconazole (Aquatis) ve %25,2 Boscalid + %12,8 Pyraclostrobin (Bellis) içeren formulasyonların fungisidal etki göstererek misel gelişimini tamamen durdurduğu tespit edilmiştir. Pyraclostrobin + Fluxapyroxad (Priaxor) ise fungistatik etki göstermiştir. Buna karşılık, 300 g/L Phosphorous Acid + 75 g/L Ametoctradin (Privest) ve 500 g/L Metrafenone (Vivando) içeren formulasyonlar misel gelişimini engelleyememiştir. Ayrıca, Trichoderma harzianum uygulamasının önemli düzeyde antagonist etki gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma, Sordaria macrospora'nın zeytin ağaçlarında bir patojen olarak ilk kez tespit edildiği ve biyolojisinin, konukçu-tepki ilişkilerinin ve mücadele olanaklarının kapsamlı biçimde ortaya konduğu öncü bir araştırma niteliğindedir.

KarakterizasyonPatojeniteZeytin
Berfin Kılınç
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alternaria ile infekteli patates bitkilerinin NaCl stresi altindaki biyokimyasal tepkileri

Patates birçok abiotik ve biotik stres faktörlerine maruz kalmaktadır. Aşırı sıcaklık ve fazla sulama ile toprakta tuz birikimi artmakta, bu nedenle biotik stres faktörlerinin yıkıcı etkisi daha şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada, patates tarlasından izole edilen Alternaria altarnata etmeni yapay olarak bulaştırılan patates bitkilerinin tepkisi suni olarak oluşturulmuş NaCl stresi altında incelenmiştir. Çalışma Alternaria etmeni ile bulaştırılan bitkilerde tesadüf parselleri deneme desenine göre dört grupta altı tekerrürlü olacak şekilde yürütülmüştür. Bu gruplar; a) kontrol, b) Alternaria ile infekteli bitkiler, c) 100 mmol L-1 NaCI uygulaması yapılan sağlıklı bitkiler, d) 100 mmol L-1 NaCl uygulanan Alternaria ile infekteli bitkilerden oluşmuştur. Her grupta yer alan bitkiler beş hafta boyunca 2-3 gün ara ile su ve tuz çözeltisi içeren suyla ihtiyaca göre sulanmıştır. Uygulamalar sonucunda yapraklardan alınan örneklerden klorofil, katalaz (CAT), jasmonik asit (JA), salisilik asit (SA), protein ve peroksidaz (POX) analizleri yapılmıştır. 100 mmol L-1 NaCl uygulanan bitkilere kıyasla Alternaria ile enfekteli patates yapraklarında JA, SA, CAT ve POX enzim içerikleri azalış gösterirken protein ve klorofil içerikleri yüksek bulunmuştur (P<0.05). Bu çalışma, tuz stresi ve Alternaria enfeksiyonunun patates bitkisinde klorofil içeriği ile antioksidan enzim düzeylerinde meydana getirdiği değişimleri birlikte ele alan ilk araştırmalardan biridir. Elde edilen bulgular, tuz uygulamasının bitkideki patojenik baskıyı artırdığını ortaya koymaktadır. Tuz stresi koşullarında Alternaria etmenine karşı bitkinin gösterdiği biyokimyasal yanıtların anlaşılması, patatesin hastalıklara karşı dayanıklılık mekanizmalarının aydınlatılmasına ve etkili mücadele stratejilerinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Patates virüsleriSalisilik asit
Sevde Güldür
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa ilinde tarihi yapılar üzerinde bulunan yabancı ot türleri

Mevcut çalışma, tarihi geçmişe sahip Şanlıurfa'nın tarihi yapılarının üzerindeki yabancı ot türlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Sürvey çalışmaları Şanlıurfa'nın farklı ilçe ve mahallelerinde bulunan ve büyük çoğunluğu korunmuş veya restore edilmiş olan 19 tarihi yapıda gerçekleştirilmiştir. İncelenen yapılar arasında Balıklıgöl, Şanlıurfa Kalesi, Harran Evleri, Eski Harran Üniversitesi, Selahaddin Eyyubi Camii ve Roma Hamamı gibi önemli tarihi yerler bulunmaktadır. Tarihi yapıların üzerindeki bitkiler tek tek fotoğraflanmış ve Flora of Turkey and East Aegean Islands gibi kaynaklardan yararlanılarak teşhis edilmiştir. Bitkilerin türleri, EPPO kodları ve yaşam formları kaydedilmiştir. Temel Bileşen Analizi (PCA) kullanılarak yabancı ot türlerinin yapı bazındaki dağılımı analiz edilmiştir. Sürvey çalışmaları sonucunda 17 farklı familyaya ait 45 yabancı ot türü tespit edilmiştir. En fazla türe sahip familyalar, toplam türlerin %60'ını oluşturan Asteraceae (papatyagiller) ve Poaceae (buğdaygiller) olmuştur. Az rastlanan familyalar arasında Bryaceae (yosunlar) ve Nitrariceae yer almıştır. Türlerin %75'i tek yıllık, %20'si çok yıllık, %5'i ise iki yıllık bitkilerden oluşmaktadır. Raunkiær sınıflandırmasına göre Terofit (tek yıllık bitkiler) ve Hemikriptofit (kökleri toprak yüzeyine yakın olan bitkiler) formları baskın bulunmuştur. Parietaria judaica L. en sık rastlanan tür olmuş (%47.37) ve nemli, gölgeli alanlarda yoğunlaşmıştır. Sinapis alba L. (%42.11) açık alanlarda ve güneş alan bölgelerde yaygın olarak bulunmuştur. Az rastlanan türler arasında Fumaria officinalis L. ve Setaria verticillata (L.) P. Beauv. yer almıştır. Yabancı otlar, tarihi yapı taşlarının arasındaki çatlaklarda veya gözeneklerde kök salarak taşların ayrışmasına ve yapıların dayanıklılığının azalmasına neden olmaktadır. Özellikle çok yıllık türler, derin kök sistemleri ile tarihi yapıların daha hızlı yıpranmasına yol açmaktadır. Örneğin, Ficus carica L. (incir) gibi ağaçsı bitkiler, taşlar arasında geniş çatlaklar oluşturmaktadır. Tarihi yapıların korunması için düzenli bakım yapılması ve bu alanlardaki yabancı ot türlerinin kontrollü bir şekilde temizlenmesi gerekmektedir. Çalışma, tarihi yapıların uzun vadeli korunması için yabancı otların kontrol edilmesinin gerekliliğini vurgularken bu bitkilerin bazı durumlarda ekolojik faydalar sağlayabileceğini de göstermiştir. Araştırma, tarihi yapıların korunmasında ekolojik yönetim ve sürdürülebilir bakım stratejilerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.

SurveyTarihi yapılarYabancı otlar+1
Adem Gür
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00