İstanbul 29 MayIs University
Anabilim Dalı

Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı

İstanbul 29 MayIs University

4.607

Arşivlenen Tez

27

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fıtrat-kader ikileminde bezm-i elest

"Fıtrat Kader İkileminde Bezm-i Elest" adını taşıyan araştırmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmakta olup girişte konunun kapsamına, amacına, yöntemine ve kaynaklarına dair bilgi verdik. Birinci bölümde meselenin kavramsal çerçevesini ele aldık, "mîsâk, ahid, fıtrat, kâlû belâ" terimlerinin lügavi ve terim anlamlarını verdik. "İslâmî literatürde mîsâk" başlığını taşıyan ikinci bölümde ise tefsir, hadis, kelam, tasavvuf ve felsefe disiplinlerinin konuya yaklaşımını ele aldık. Her ilim dalı içinde önemli bir yerde durmakta olan mîsâk meselesi yanıtlanması gereken birçok soruyu içinde barındırmaktadır. Biz de meseleyi daha net anlayabilmek için interdisipliner bir çalışma yapmayı tercih ettik. Sonuç ve değerlendirme kısmında ise araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuç ve görüşleri ifade etmeye çalıştık. Anahtar Sözcükler: Fıtrat, Kader, Bezm-i Elest, Mîsâk, Kâlû Belâ.

Bezm-i elestFıtratKader+7
Zeynep Büşra Özdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmalarında kullanılan tenkit kavramları ve delâletleri

Bu çalışma Ehl-i hadîs ekolü ile Mu'tezile mezhebinin genel tartışma konularını ve bu tartışmalarda birbirleri için kullandıkları tenkit kavramlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ehl-i hadîs-Mu'tezile tartışmaları, her iki tarafa da mensup âlimlerin görüşlerinden yola çıkılarak ana hatlarıyla ele alınmıştır. Bu bölümde iki taraf arasında yaşanan itikâdî tartışmalar ve hadîs alanındaki tartışmalar değerlendirilmektedir. İkinci bölüm ise bu tartışmalarda kullanılan tenkit kavramlarına ayrılmıştır. Her iki tarafın da birbirlerini niteledikleri kavramlar çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanmış, bu kavramların kullanımlarına dair örnekler verilmiştir. Bu tarafların dışında kalan müelliflerin, her iki taraf hakkında kullandıkları kavramlar da ayrıca aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ehl-i hadîs, Mu'tezile, isimlendirme, tenkit kavramları.

Ehl-i hadisHadisKur'an-ı Kerim+2
Ubeydullah Efe
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahreddin er-Râzî'de ilâhî sözün delâleti ve tevili

Bu tezde İmam Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) ilâhî sözün delâleti ve tevilinde nasıl bir yöntem izlediği araştırılmaktadır. Başta tefsir olmak üzere birçok ilmi ilgilendiren ilâhî sözün delâleti meselesi, Müslümanların ihtilaf ettiği en mühim meselelerden biridir. Lafzî delillerin zannîlliği, muhkem-müteşabih ayrımı ve akıl-nakil ilişkisi gibi tartışmalı konularla da ilintili olan ilâhî sözün delâleti ve tevili meselesinde, Râzî'nin sonrakilerce kendisine olumlu veya olumsuz pek çok atıf yapılmasına sebep olan görüşler beyan etmesi, onun bu meselede durduğu noktayı açığa çıkarmayı önemli hale getirmektedir. Bu amaçla Râzî'nin yol haritası izlenerek çeşitli alanlardaki eserlerinden istifade etmek suretiyle birinci bölümde ona göre mutlak olarak sözün mahiyeti ve delâleti incelenmiş, ikinci bölümde ise ilâhi sözün delâleti ve tevili ele alınmıştır. Birinci bölüm içerisinde vaz' teorisine, lafzî-nefsî söz ayrımına, dilsel delâletin imkânı ve mahiyeti meselelerine, ikinci bölüm içerisinde muhkem-müteşabih ayrımına, Râzî'nin tevil yöntemine ve Mefâtîh esas alınarak ru'yetullah ve kulların fiilleri meseleleriyle ilgili seçilen bazı ayetlerin tevillerine yer verilmiştir. Araştırmada Râzî'nin biçim açısından Mu'tezile'ye benzer bir tevil yöntemi izlemekle birlikte Eş'ariyye'nin ilkelerine bağlılığını sürdürdüğü neticesine ulaşılmıştır.

DelaletKur'an-ı KerimMüteşabih+4
Nesibe Büşra Tokuş
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dâvûdî'nin (V. 402/1011) Kitâbü'l-Emvâl'i çerçevesinde kamu maliyesi

Bu çalışma, İslam hukuk literatürünün önemli bir kısmını teşkil eden harâc ve emvâl kitaplarının klasik dönemde iyi bir örneği sayılan Ebû Ca'fer Ahmed b. Nasr ed-Dâvûdî'ye ait Kitâbü'l-Emvâl'i esas alarak, kamu maliyesinin belli başlı konularını incelemeyi ve bu konularda zaman içerisinde meydana gelen görüş farklılıklarını izlemeyi hedeflemektedir.

Ebu Ca'fer Ahmed b. Nasr ed-DavudiFatimi DevletiKamu harcamaları+3
Esra Taşkesen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmında beşerî duyguların Allah'a nisbeti meselesi

Bu tez, sevgi, öfke, hoşnutluk, gücenme, acıma gibi beşerî duyguların Allah'a nisbeti –yani antropopatizm– meselesini mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmını merkeze alarak incelemektedir. İslâm inanç esaslarına yönelik mâkul açıklamalar sunma işlevini üstlenen kelâm ilmi –ve kelâmın da bilhassa ilâhiyât sahası– Allah'ın insanlar gibi birtakım duygulanımlara sahip olup olmadığını ve bu hususun ilâhî aşkınlık çerçevesinde nasıl açıklanacağı sorularıyla ilâhî sıfatlar konusu çerçevesinde ilgilenmektedir. Kur'ân ve hadislerden oluşan dinî metinlerde Allah'ın birtakım beşerî duygulara sahip olduğu çağrışımını yapan ifadelere rastlanması bu meselenin kelâm ilmi açısından hem yorumsal hem de teolojik boyutlar taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma bir taraftan söz konusu dinî metinlerin farklı kelâmî yaklaşımlar içerisinde nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı sorusuyla ilgilenmekte, diğer taraftan beşerî duyguların ilâhî sıfatlar sistemi içerisinde konumlandığı yeri tespit etmektedir. Bu soruların ilki bağlamında tez, dinî metinlerdeki beşerî çağrışımların yorumlanması ve ilâhî sıfatların mahiyetlerinin açıklanması hususunda teşbîh, ta'tîl ve tenzîh yaklaşımlarını ve dayandıkları argümanları ele almaktadır. Beşerî duyguların ilâhî sıfatlarla ilişkisi söz konusu olduğundaysa Allah'ın irade sıfatı ve yaratma fiilinin âlem içerisindeki tezâhürü konuları öne çıkmaktadır. Tarihî bağlam itibariyle tez, teşekkül öncesi dönemden itibaren Eş'arî kelâm mezhebinin temsilcilerinin konu ile alakalı görüşleri bu arkaplan ışığında incelemektedir. Buna göre mezhebin kurucu ismi Ebu'l-Ḥasan el-Eş'arî, kendisinden önceki tartışmaları göz önünde bulundururarak kendi yaklaşımını ortaya koymuş ve duygusal durumları Allah'ın iradesine irca etmiştir. Eş'arî sonrasında onun kelâmî çizgisini takip eden kelâmcılar esasta aynı yaklaşımı benimsemişler ancak detaylarda ve üslupta birtakım farklılıklar sergilemişlerdir. Eş'arîlik içerisindeki baskın görüş sevgi, öfke, acıma, gücenme gibi duygusal durumların ezelî iradeye irca edilmesi iken bazı kelâmcılar bunları ilâhî fiillere irca etmeye yönelmişlerdir. İmâmu'l-Ḥarameyn el-Cüveynî, ilâhî aşkınlığı muhafaza etmek maksadıyla Allah'ın sevgisinin iradeye indirgenmesine ilâveten insanın Allah'a yönelik sevgisinin de hakikî anlamda anlaşılamayacağı kanaatindedir. Nihayet Gazzâlî bu aşırı tutumdan uzak durmakta ve tasavvufî yöneliminin de etkisiyle kulun Allah'a yönelik sevgisinin mecazî değil hakikî olduğunu düşünmektedir. Böylece bir taraftan Allah'ın kula yönelik sevgisi ilâhî iradeyle açıklanmakta, kulun Rabbine yönelik sevgisi söz konusu olduğundaysa samimi bir dindarın manevî hâli göz önünde bulundurulmaktadır.

Allah`ın sıfatlarıDuyguEş`ari+5
Mehmet Emin Güleçyüz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mevkuf hadisin Merfû rivâyet edilmesi ile ilgili Müslim'e yöneltilen eleştiriler (Tetebbuʿ özelinde)

Dârekutnî Tetebbuʿ adlı eserinde Müslim'in Sahîh'ini illetli hadisler içerdiği gerekçesiyle eleştirmiştir. Dârekutnî'nin eleştirilerinin çoğu hadislerin senedlerine yöneliktir. Bu çalışma en çok karşılaşılan illet nedenlerinden biri olan mevkuf hadisin merfû olarak rivâyet edilmesi ile ilgili Tetebbuʿda Müslim'e yöneltilen eleştirileri ele almıştır. Öncelikle Dârekutnî'nin Tetebbuʿdaki genel yöntemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonra onun hem merfû hem de mevkuf olarak rivâyet edilen hadisler arasında tercih metodu tespit edilmiştir. Son olarak da söz konusu eleştirilerin Müslim'in kitabınının sahihliğine zarar verebilecek nitelikte olup olmadığı değerlendirilmiştir.

DarekutniEleştiriHadis+5
Elif Sönmez
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tecrîdü'l-itikâd şârihlerinde imâmet: İsfahânî ve Ali Kuşçu örneği

Klasik dönemde yazılmış birçok kelâm kitabında yer alan imâmet meselesi, kelâm-siyaset ilişkisini tespit noktasında önemli bilgiler içermektedir. Hz. Peygamber'in vefatının ardından İslâm devletinin yöneticisinin seçimi hususunda ilk halifelerden başlayan sürecin teolojik mahiyeti hakkında mezhepler farklı görüşler ileri sürmüştür. Şiî-İmâmî anlayış, insanlara bırakılan bu alanı "nas"lar ile düzenlemeye çalışmış ve bu husustaki görüşlerini temellendirmek için salah-aslah, lütuf gibi birtakım Mu'tezile kökenli teorilere başvurmuştur. Şiîlerin bu yaklaşımı, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'den (ö. 324/935-36) itibaren Sünnî kelâm eserlerinin sonuna imâmet bölümü eklenmesini beraberinde getirmiştir. İlgili bölümde nas iddiasında bulunan Şiî anlayış eleştirilerek temelde fıkhî bir mesele olan imâmetin, kelâmî yönü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Müteahhir dönem kelâm âlimi Nasîrüddîn et-Tûsî (ö. 672/1274) de Şiî-İmâmî imâmet teorisini benimsemiş ve yazdığı Tecrîd'ül-i'tikâd adlı kitabının imâmet bölümünü bu teori doğrultusunda şekillendirmiştir. Hz. Ali ve evlâdından onbir kişinin seçilmiş imâm olduğunu ispatlamak ve ilk halifelerin Hz. Ali'nin hakkını gaspettikleri iddiasını desteklemek yönünde birtakım görüş ve ithamları içeren Tecrîd'in beşinci bölümü olan "imâmet", bilimsel kimliğinin getirdiği saygınlık sebebiyle Tûsî'ye yakıştırılamamış ve kimileri tarafından, öğrencisi İbnü'l-Mutahhar el-Hillî'ye (ö. 726/1325) nisbet edilmiştir. Ebü's-Senâ el-İsfahânî (ö. 749/1349) ve Ali Kuşçu (ö. 879/1474), Tecrîd'e şerh yazarak imâmet bölümünde ana metin yazarını dikkatli bir eleştiriye tabi tutmuşlardır. Bu tez çalışmasında Sünnî âlimlerin, şerh telif etme sebeplerinden biri olan "Tecrîd'in imâmet bölümündeki iddialar", İsfahânî ve Kuşçu şerhleri bağlamında incelenmiş ve ilgili metinlere yansıyan Şiî-Sünnî tartışmasında tarafların argümanlarının tahlil edilmesi hedeflenmiştir.

Ali KuşçuEbu's-Sena Şemseddin el-İsfahaniEhl-i sünnet+7
Muhammed Osman Doğan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Celâleddîn Devvânî'de isbât-ı vâcib tartışmaları: Teselsülün iptali örneği

Düşünce tarihindeki en önemli konulardan biri, "kendi zâtı ile kaim ve her şeyden müstağnî olan zorunlu varlığı" delillendirmek mânasına gelen "isbât-ı vâcib" tartışmalarıdır. Nazarî düşünce geleneğinde oldukça büyük bir öneme sahip olan isbât-ı vâcib konusu, güncel kelâm ve felsefe tartışmaları arasında da ilk sırada yer almaktadır. Özellikle müteahhir dönem âlimleri tarafından detaylı bir şekilde ele alınan bu konuda, çoğunluğu spekülatif ve polemik metinlerden oluşan oldukça zengin bir literatür bulunmaktadır. Söz konusu literatür incelendiğinde, "imkân" ve "hudûs" delillerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu deliller, biçim ve muhteva açısından birtakım farklılıklar içerse de, "teselsül" problemine karşı aynı eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla "teselsül" problemi de en az isbât-ı vâcib konusu kadar önemli ve onun kadar güncel bir yapıya sahiptir. Geç dönem Eş'ârî bilginlerinden Celâleddîn ed-Devvânî (ö. 908/1502), isbât-ı vâcib konusunu, tevarüs ettiği eklektik kelâm geleneği doğrultusunda çözümlemeci bir yaklaşımla ele almış ve bu konuya dair kendisinden önceki âlimlerin farkına varamadığı birtakım hususlara dikkat çekmiştir. Özellikle teselsül konusunu ve imkân delilinin farklı versiyonlarını geniş bir şekilde analiz eden Devvânî, bu iki konuda diğer İslâm bilginleri ile diyalektik bir ilişki içerisine girmiştir. Bu bağlamda düşünür, tatbîk delilini diğer delillere nispeten daha geniş bir şekilde ele almış ve söz konusu delilin sonsuzluk tartışmalarındaki önemine vurgu yapmıştır. Devvânî, sonsuzluk probleminin isbât-ı vâcib konusundaki yeri hususunda ise hayatının değişik dönemlerinde iki farklı yaklaşım sergilemiştir. Bu çalışma, "isbât-ı vâcib" konusu ve "teselsül" problemi özelinde Devvânî'nin entelektüel eğilimlerini inceleyerek onun düşünce yapısının fikrî uzantılarını bütün yönleri ile ele almaya çalışacaktır.

Celaleddin ed-DevvaniKelamTeselsül+2
Mehmet Necmeddin Beşikci
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahreddin er-Râzî'nin i'câz ve tefsir anlayışında nazım

Kur'an'ın i'cazını açıklamak üzere geliştirilen nazım nazariyesi, en verimli uygulamasını tefsir literatüründe bulmuş ve kendisinden sonraki dil, belagat ve tefsir çalışmalarına yön vermiştir. Bu tezde, nazariyenin seyri açısından önemli bir noktada duran Fahreddin er-Razi'nin (ö. 606/1210) nazım anlayışı, onun tefsir, i'caz ve belagat alanındaki düşünceleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Nazım kavramının Razi'den önceki seyrinin incelendiği birinci bölümde, kavramın bir nazariye ölçeğinde ilk defa Abdülkahir el-Cürcani (ö. 471/1078) tarafından ele alındığı, Cürcani ile Razi arasındaki süreçte nazariyenin belagat ve i'caz literatüründe ciddi bir karşılık bulmadığı, onu ilk defa Razi'nin farklı alanlarda yazdığı eserlerde hem nazari hem uygulama düzeyinde yeniden gündeme getirdiği gösterilmektedir. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Razi'nin nazım kavramını söz konusu ettiği üç eseri tarihsel sırasıyla incelenmektedir. Bu minvalde, Nihayetü'l-icaz'da Cürcani'nin nazım anlayışına yönelik önemli müdahaleler, Nihayetü'l-ukul'de kavramın yeniden tanımlanması, Mefatihü'l-gayb'da ise çok anlamlı olarak kullanılması ortaya konulmaktadır. Çalışmada, Cürcani tarafından Kur'an'ın her bir suresindeki i'cazı açıklamak üzere ortaya konan nazım nazariyesinin, Razi tarafından temel meseleleri ve kavramsal vurguları bir yana konularak araçsal şekilde üstlenildiği sonucuna ulaşılmıştır.

BelagatKur'an-ı KerimNazım şekilleri+3
Ahmet Aytep
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rical kaynağı olarak şehir tarihleri (Hicri ilk dört asır)

Hicri üçüncü asrın ortalarında telif edilmeye başlanan şehir tarihleri, telif edildikleri dönemde başvurulan önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Eserleri telif eden kişilerin yaşadıkları yeri bir başkasından daha iyi bilmeleri onlarla aynı yerde yaşamış veya orayı ziyaret etmiş kişiler hakkında daha ayrıntılı bilgi vermelerini mümkün kılmıştır. Eserlerde, diğer ricâl eserlerine nazaran daha az ricâl tenkidine dair ifadeler kullanmaları onların aslında bu isimleri kayıt altına alıp ve bu kişilerin sadece kim olduklarına dair bilgiler vermeyi amaçladıklarını söylemeyi mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada şehir tarihi müelliflerinin eserleri hakkında genel olarak bilgi sunulacak ve onların eserlerinde kullandıları ricâl değerlendirmelerine yer verilerek eserlerde kullanılan ricâl değerlendirmeri açısından bir oran yakalanmaya çalışılacaktır.

HadisKent tarihiRical ilmi+2
İsmail Çelik
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İllet sebebi olarak teferrüd el-İlelü'l-Kebîr özelinde

Râvinin hadis rivâyetinde tek kalması hadis ilminde "teferrüd" olarak ifade edilir. Râvinin tek kalması âlimler tarafından şüpheyle karşılanan bir durumdur. Teferrüd, hadislerdeki illetlerin tespitinde önemli bir unsur olarak kabul edilmiştir. İlel kitaplarında teferrüd sebebiyle ta'lîl edilen pek çok hadis mevcuttur. Zayıf râvinin teferrüdünün kabul edilmeyeceği konusunda âlimler görüş birliği içindedir. Güvenilir (sika) râvinin teferrüdü meselesi ise bu şekilde net değildir. Sika râvinin teferrüd ettiği bazı hadisler âlimler tarafından sahîh kabul edilirken bazıları da illetli olmaları sebebiyle reddedilmiştir. Âlimlerin ta'lîl ettikleri bu hadisler incelendiğinde, sika râvinin teferrüdünün müstakil olarak bir illet sebebi olmadığı ve râvinin teferrüdüne eşlik eden bazı durumların hadisin muallel kabul edilmesinde etkili olduğu görülür. Bu çalışmada, Tirmizî'nin el-'İlelü'l-kebîr isimli eserinde Buhârî'nin sika râvinin teferrüdüyle ta'lîl ettiği hadisler özelinde, sika râvinin teferrüdü meselesi ele alınmış ve râvinin tek kalmasının reddedilmesini gerektiren hususlar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: illet, teferrüd, sika, el-'İlelü'l-kebîr, Tirmizî, Buhârî

BuhariHadisNedensellik+4
Ayşe Güler
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin el-Fıkhu'l-Ekber risâlesine yapılan şerhler Ve Mehmet Emin el-Üsküdârî'nin Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber'i

Son dönem Osmanlı Âlimlerinden olan Mehmed Emîn el-Üsküdarî'nin Ebû Hanîfe'nin el-Fıkhu'l-ekber isimli eserine yazmış olduğu Şerhu'l Fıkhi'l-ekber isimli şerhini ele aldığımız bu çalışma, bir giriş, üç bölüm, sonuç ve ekler kısmından oluşmaktadır. Kelâm ilminin oluşum sürecinde yazılmış olan el-Fıkhu'l-ekber isimli risâleye şerh olması münasebetiyle Giriş kısmında kelâm ilminin oluşum sürecine ve şerhlerin kısaca tanıtımına yer verdik. Birinci bölümde Ebû Hanîfe'nin hayatı, ilmi kişiliği ve el-Fıkhu'l-ekber isimli eserin tanıtımına; ikinci bölümde Mehmed Emîn el-Üsküdarî'nin tanıtımı ve eserlerine; üçüncü bölümde ise Şerhu'l-Fıkhu'l-ekber'in latinizesi ve değerlendirmesine yer verdik. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.

Ebu HanifeFıkh-ı EkberMehmed Emin el-Üsküdari+2
Sara Arıkan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam borçlar hukukunda temel hukuk ilkeleri – (Mebsût örneği)

İslam hukukundaki temel hukuk prensipleri birçok çalışmaya konu olmuştur. Elinizdeki bu çalışmada dağınık halde ele alınan hukuk prensipleri bir araya getirilmiş olup borçlar hukuku için benimsenmiş temel prensiplerin Mebsût özelinde nasıl ele alındığı, hangi kavramlarla ifade edildiği değerlendirilmiştir. Nitekim borçlar hukuku için benimsenmiş temel ilkeler ile Mebsût'ta borçlar hukukunu ele alan bölümlerdeki temel yaklaşımlar benzerlik bakımından birbirleriyle paralellik göstermektedir. Prensip kelimesinin geçmişten günümüze kadar hangi kavramlarla ele alındığına da yer verilen çalışmada, modern hukuktaki borçlar nazariyesi ile kazuistik yöntemin benimsendiği İslam hukukundaki borçlar nazariyesi arasındaki farklılıklar mukayese edilmiştir.

Mebsutİlkeİslam borçlar hukuku+1
Osman Nuri Ünsal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Necmeddin en-Nesefî ve hadis ilmindeki yeri (Es-Seb`iyyât-es-Sem`iyyât isimli yazma eseri özelinde)

Tasnif dönemiyle birlikte zenginleşen hadis literatürünün bir türü de fezâil-i âmâl hadislerini içeren "Amelü'l-yevm ve'l-leyle" tarzı eserlerdir. Kelâm ilmiyle temâyüz etmiş önemli bir âlim olan Necmeddin en-Nesefî de bu türe ait bir eser telif etmiştir. es-Seb`iyyât-es`Sem`iyyât ismiyle anılan bu eser içerisinde (hicrî senede) her güne bir hadis denk gelecek şekilde 360 hadis müellife ulaşan isnadlarıyla birlikte kaydedilmiştir. Tek nüsha halinde bulunabilen Seb`iyyât-es`Sem`iyyât müellifin birçok eserinin bir araya toplandığı ansiklopedi mahiyetindeki "Matla`un-nucûm ve mecme`u'l-ulûm" isimli eserin içerisinde yer almaktadır. Müellifine ve yaşadığı döneme dair önemli ipuçları barındıran söz konusu mahtûta İSAM Tahkikli Neşir Esasları dikkate alınarak tahkik edilmiştir. Eserin özellikle isnadlarından yola çıkılarak Nesefî'nin hadisçiliği hususunda birtakım tespitler ortaya konulmuş ve bazı âlimlerin bu bağlamda Nesefî'ye yönelik eleştirileri de değerlendirilmiştir.

HadisKur'an-ı KerimNecmü'd-Din Ömer En-Nesefi+2
Mehmet Bozkırlı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sekûnî'nin Temyîz'inde i'tizâl eleştirisi: Fâtiha ve Bakara sûreleri örneğinde bir inceleme

Bu tezde Eş'arî kelâmcısı Ebû Ali es-Sekûnî'nin Temyîz adlı eserinde Mu'tezilî Zemahşerî'ye yönelttiği eleştiriler incelenmektedir. Sekûnî, Endülüs topraklarında yetişmiş daha sonra Mağrib'e göç etmiş ilmiyye sınıfından bir aileye mensuptur. Kelâm ilminde bir dönüm noktası olan Fahreddîn er-Râzî sonrasında yaşamasına rağmen döneminde yaygın olan Râzi mektebini eleştiriye tâbi tutmuş, daha çok mütekaddim kelâmcılarını özellikle de Bâkıllânî'yi takip etmiştir. Yazıldığı günden itibaren geniş bir etki alanına sahip olmuş Keşşâf, barındırdığı i'tizâlî düşünceler nedeniyle birçok Ehl-i sünnet kelâmcısı gibi Sekûnî'nin de tepkisini çekmiş ve kendisinin Temyîz isimli Keşşâf eleştirisini kaleme almasına sebep olmuştur. Temyîz başında müstakil bir kelâm eseri sayılabilecek uzunca bir mukaddime içermektedir. Sekûnî bu mukaddimede kelâm ilminin temel kaidelerini vaz etmiş, daha sonra eleştirilerini bu ilkelere büyük ölçüde riayet ederek gerçekleştirmiştir. Fâtiha'dan başlayıp Nâs'a kadar her sûrede i'tizâl tespit etmeyi başaran Sekûnî, bazı hususlarda Hanefîler ile Mu'tezile arasındaki ortak görüşleri de sadece Mu'tezile'ye nispet etmiştir. Sekûnî gerek yaptığı i'tizâl tespitleriyle –ki Keşşâf'a Temyîz'den daha geniş bir i'tizâl eleştirisi yazılmamıştır- gerekse Zemahşerî'nin düşüncelerine karşı kullandığı delillerle başarılı bir Mu'tezile eleştirmenidir. Tezde onun i'tizâl eleştirileri ağırlıklı olarak Fâtihâ ve Bakara sûresinden seçilen örnekler üzerinden ele alınmıştır.

Bakara suresiFatiha suresiKur'an-ı Kerim+3
Mustafa Özbakır
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Acîbe'nin el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde Meşîet kavramı

Kelam ve tefsir başta olmak üzere İslâmî ilimlerin birçoğunun ilgi alanında olan ilâhî meşîet karşısında kulların dilemesi meselesi, Müslümanların ihtilaf ettiği önemli meselelerden biridir. İrade ve meşîet kavramlarının Kur'ân'daki kullanım biçimlerinin farklı yönleriyle konu edildiği bu tez çalışmasında, Ehl-i sünnet mezhebine mensup sûfî bir müfessir olan İbn Acîbe'nin (ö.1224/1809) rivâyet, dirâyet ve işârî tefsir olma özelliğini taşıyan el-Bahru'l-medîd adlı tefsirinde meşîet kavramıyla ilgili âyetleri nasıl tefsir ettiği araştırılmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde İbn Acîbe'nin otobiyografi olarak kaleme aldığı el-Fehrese adlı eseri ve hayatıyla ilgili bilgiler içeren diğer kaynaklar incelenmiş ve yaşadığı dönemin ilmî, siyasî ve sosyo-kültürel durumu dikkate alınarak hayatı ve eserlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise meşîet kavramının ve bununla bağlantılı olan "ilim", "irade", "ihtiyar", "hüküm", "emir" ve "hikmet" kavramlarının anlamlarına ve aralarındaki kavramsal ilişkiye yer verilmiştir. Bununla birlikte bu kavramlarla ilgili Kur'ân'dan örnekler verilerek konu izah edilmeye çalışılmıştır. Diğer yandan bu konudaki tartışmaların gündeminde olan Ehl-i sünnet kelamcılarının görüşleri esas alınarak Mu'tezile kelamcıları ile neden farklılaştıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın esas bölümünü teşkil eden üçüncü bölümde ise, İbn Acîbe'ye ait olan el-Bahru'l-medîd adlı tefsirde meşîet kavramı ilâhî meşîet ve kulların meşîeti olarak ele alınmıştır. Nihaî olarak çalışmada İbn Acîbe'nin Ehl-i sünnet ilkelerine bağlı olarak ilâhî meşîetle ilgili âyetleri Allah'ın kudreti kapsamında tefsir ettiği tespit edilmiştir.

Kur'an-ı KerimMeşietTefsir+2
Aişe Berire Dağlı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Kemal tefsirinin el-Keşşâf geleneğindeki yeri: Dil ve belâgat ilimleri çerçevesinde mukayeseli bir inceleme

Zemahşerî (ö. 538/1144), Abdülkâhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078) Kur'an'ın i'câzını açıklamak üzere geliştirdiği nazım teorisini tefsir ile buluşturmuş, tefsir literatürü içerisinde belâgat yönteminin oluşmasına öncülük etmiştir. Zemahşerî sonrası müfessirlerin tefsir teliflerinde yöntem ve içerik açısından el-Keşşâf'ı esas almaları ve bu çerçevede şerh ve hâşiye yazmaları ile daha özelde el-Keşşâf geleneği teşekkül etmiştir. Osmanlı dönemi Şeyhülislâmlarından İbn Kemal Paşa (ö. 940/1534) bu yöntem ve geleneği takip ederek tefsir telif eden müfessirlerden biridir. Bu tez, İbn Kemal tefsirinin el-Keşşâf geleneğindeki yerini, dil ve belâgat ilimleri bağlamında tespit etmeyi amaçlamaktadır. Tez, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İbn Kemal'in tefsir alanındaki çalışmaları kategorize edilip tanıtılmış, tezin ana konusunu oluşturan müstakil tefsiri hakkında ulaşılabilen veriler değerlendirilerek tefsirin yazılış amacı, yazım tarihi, yöntem ve içeriği hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tezin asıl konusunu oluşturan ikinci bölümde ise dil ve belâgat ilimlerinin alt disiplinlerini oluşturan her konu için önce İbn Kemal'in bu konulara genel yaklaşımı ele alınmış, ardından Besmele, Fâtiha ve Bakara sûresi ilk altı âyeti özelinde İbn Kemal tefsiri; el-Keşşâf ve doğrudan el-Keşşâf takip edilerek yazılmış telif eserler olan Envâr ve Medârik ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Sonuçta dil ve belâgat konularında onun, yöntem açısından el-Keşşâf ve Envâr'ı takip ettiği, içerik açısından ise bu iki tefsiri tahkik tavrı ile yeni bir okumaya tabi tutarak el-Keşşâf çizgisine önemli katkılar sağladığı tespit edilmiştir.

ArapçaBelagatDil bilgisi+6
Rabia Hacer Bahçeci
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radıyyüddin es-Sagânî ve ed-Dürrü'l-Mültekat adlı eserinin değerlendirilmesi

Sagânî, Kudâî'nin Müsnedü'ş-Şihâb ve Uklîşî'nin en-Necm adlı eserlerinden mevzû olduğunu söylediği rivayetleri, halk arasında meşhur mevzû rivayetleri, tamamı mevzû rivayetlerden oluşan kitapların adları ve bu kitapların ilk rivayetlerini ed-Dürrü'l-mültekat adlı eserinde derlemiştir. Bunun yanında hadis uydurma konusunda meşhur olmuş bazı kişilerin isimlerini de zikretmiştir. Sagânî, sahih, hasen ve zayıf rivayetlere mevzû hükmü vermesi sebebiyle âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Irâkî itirazlarını bir reddiye ile ifade etmiştir. Bu çalışmada Sagânî'nin tespitlerine karşı yapılan itirazlar dikkate alınarak rivayetler değerlendirilmiştir. Karşılaştırılmalı bir yol izlenerek Sagânî'nin hükümlerindeki temel sâikler ve hükümlerinde isabetli olup olmadığı tespit edilmiştir.

Ebü'l-Hasan es-SaganiHadisKur'an-ı Kerim+1
Ayşe Yanık
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nasr Hâmid Ebû Zeyd'in Ulûmu'l-Kur'ân eleştirisi

Çağdaş dönemde yaşanan dönüşüm neticesinde İslamî olanı anlama konusundaki yeni girişimlerin ortak noktası, sahabe devrinden itibaren kurumsallaşmaya başlayan İslamî ilimlerin ve bu ilimlerin oluşturduğu iç sistematiğin problemli olduğu düşüncesidir. İlahî hitabın olması gerektiği gibi anlaşılmadığı ve Kur'ân'ın merkeze alınması gerektiği söylemlerinin de etkisiyle bu dönüşümden en çok etkilenen ilim dalı tefsir olmuştur. Bu tezde, Kur'ân'ı doğru anlamanın şartını edebî yöntemin tatbiki olarak belirleyen çağdaş düşünür Nasr Hâmid Ebû Zeyd'in ulûmu'l-Kur'ân eleştirisinin kökenleri ve argümanları incelenmiştir. Eleştirinin muhatabı olan gelenek âlimlerinin görüşleri Zerkeşî dönüm noktası alınarak birinci bölümde betimleyici bir üslupta ele alınmış, klasik dönemdeki Kur'ân âlimlerinin yoruma yardımcı olacak bilgileri derlediğine dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde ise çağdaş dönemdeki usûl arayışları "geleneksel yönelim" ve "çağdaşçı yönelim" olarak iki başlık altında mercek altına alınmıştır. Çağdaşçı yönelimin temsilcisi olan ve ilk defa bütüncül bir ulûmu'l-Kur'ân eleştirisi yapan Ebû Zeyd'in fikirleri Mefhûmü'n-nas: Dirâse fî ʿulûmi'l-Kurʾân başlıklı eserinde serdettiği görüşlerine ve önerilerine referansta bulunarak ele alınmıştır.

Ebu Zeyd, Nasr HamidEleştiriKur'an-ı Kerim+3
Muhammed Furkan Cinisli
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şiî müfessir İbn Şehrâşûb'un Müteşâbihü'l-Kurʾân adlı eserinin usûlü'd-dîn açısından değerlendirilmesi

Kur'an'da anlamı konusunda net bir tayinde bulunulamayan söz ve anlatımlar için kullanılan müteşâbihât kavramı, erken dönemde tefsir ve kelâm disiplinlerinin tartışılagelen en önemli başlıklarından birisidir. Müteşâbih lafız veya ifadelerin dil ve yorum düzeyinde tanıdığı farklı anlaşılma imkânı, müteşâbihlerin tarihî süreçte tefsir sahasının en çok yorumlanan âyet grubunu kılmıştır. Obje olarak sözcük ve ifadenin temel kodlarında bulunan yapısal örtüklük farklı anlaşılmalara kapı araladığı gibi özne konumundaki müfessirin ait olduğu mezhebî aidiyet de bu alandaki farklı temâyüllerin arka planındaki başlıca saiklerden biri olarak durmaktadır. Bu tezde dinî düşünce geleneğinde iki önemli damardan birisi olarak İsnâaşeriyye Şiâsının önemli bir müfesssir sîması İbn Şehrâşûb el-Mâzenderânî'nin (ö. 588/1192) Müteşâbihu'l-Kur'an ve'l-Muhtelefû Fîh adlı eseri, muhtevâ yönünden incelenmiştir. Tez, Şiâ'nın itikâdi ve düşünce evreninden bir müfessir olan İbn Şehrâşûb'un âyetlere ilişkin yaklaşımında sahip olduğu Şiî kimliğinin, müteşâbih âyetlerin te'vilinde etkisi ve bu etkinin boyutunu ortaya koymayı amaçlamıştır. İbn Şehrâşûb özelinde yapılan bu çalışmanın nihai bir amacı da müteaddit Kur'an pasajlarını, imâmetle ilişkilendiren Şiâ'nın müteşâbihât algısını ortaya koymak ve genelde Şiâ'nın Mu'tezile ile özelde de İbn Şehrâşûb'un Zemâhşeri gibi mezhebin kendi dönemindeki aktif isimleriyle karşılaşmasının tefsirin önemli alt disiplinlerinden müteşâbihata yaklaşımda etki ve oranını, temel ilgi alanı Kur'an ve tefsir olan bir âlim özelinde tespit etmeye çalışmaktır. Bu çalışma nihaî olarak mezhebî paradigmaların Kur'an'ın yorumlanması aktivitesi içerisinde müfessir üzerindeki etkisinin sonuçları hakkında bir örneklem mesabesindedir. Buna ek olarak te'vil ameliyesinin temel enstrümanları akıl, dil, yorum gibi farklı unsurlar çerçevesinde verilen bu çabanın, kelâmî bir etkilenim yaşamış Şiî bir müfessirin, rivâyet ile te'vili başarılı bir biçimde mezcetmesi ile otantik bir hal almıştır.

Kur'an-ı KerimMüfessirlerMüteşabih+5
Muhammed Doğan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi kelâmi görüşleri ve kelâma dair eserleri

Osmanlı'nın son dönem devlet adamlarından ve âlimlerinden Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi (ö. 1931)'nin Kenzü'l-Akaid adlı eseri, dinî ilimler hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yanında ilim meclislerinde tartışmalara farklı camialardan katılan kişilerin de aradığı bir eserdir. Bu eserin muhatap kitlesinin değişmesi ve önceki zamanlara nazaran da genişlemesi; entelektüel çevre denilen bu kesimin bazılarının Arapça dilini bilmemesi, bazılarının da Arapça diline verilmesi gereken önemi vermemesi gibi nedenlerin dışında devletin bekası ve muhafazasının ancak dine bağlılıkla olabileceği düşüncesinin etkisiyle eserin telif edilmesi ihtiyacı doğmuştur. Aynı şekilde esere muhatap olan kitlenin Müslüman olsun ya da olmasın İslâm'a ait ve bilhassa ortak bir mezhep üzerinden ittifak olunan inanç esasları belirten meseleleri ve dinin usulünde asıl öğrenilmesi gereken esasları öğretebilme ve aktarabilme çabası içerisindedir. Süleyman Sırrı'nın kendi zamanında ortaya çıkan akımlara karşı cevap mahiyetinde değil de iman sahiplerinin imanlarını tahkik ve muhafaza ettirebilmek amacıyla naklî deliller üzerinden meseleleri anlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bunu yaparken de yeni eğitim sistemine geçişin ve modern düşüncenin itikadi esaslara yansıyan izlerini görmek mümkündür. "Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi Kelâmi Görüşleri ve Kelâma Dair Eserleri" adlı tez çalışması üç temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi'nin hayatı ve eserleri tanıtıldı, ikinci bölümde kaleme aldığı akaid eserlerinden Kenzü'l-Akaid adlı eseri değerlendirildi. Son kısımda ise günümüze ulaşan matbû nüshalardan hareketle Osmanlıca metnine ve çevirim yazısına yer verdik.

KelamKur'an-ı KerimSüleyman Sırrı Efendi+1
Gülsüm Merve Arazlı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hicrî ilk iki asır kûfe kadılarının hadisle ilişkisi

Hicrî 17 yılında bir ordugah şehri olarak kurulan Kûfe zamanla stratejik öneminin yanında ilmî ve siyasî açıdan da önemli bir konuma gelmiştir. Pek çok ilmî ve fikrî hareketi bünyesinde barındıran Kûfe, hadis ve fıkıh ilimleri ve bunların gelişimi bakımından araştırılmaya layık pek çok hususu içermektedir. Görevi gereği doğrudan fıkıhla ilgili olan kadıların hadisle ilişkisini tespit etmek hadis ve fıkıh ilimlerinin birbirlerine göre konumu ve etkileşimleri açısından incelenmeye layıktır. Bu doğrultuda bu çalışmada ilk iki asır Kûfe kadıları hadis rivayetiyle ilişkileri bakımından ele alınmıştır. Kadılar, cerh-ta'dîl durumu, rivayet sayısı, fetva-rivayet ilişkisi ve kadıların birbirleriyle ilişkisi bakımından, râvî kimlikleri dikkate alınarak incelenmiştir. Bunun yanında kadılar, kadı kimlikleri dikkate alınarak siyasetle ilişki, fıkhî müktesebat ve ilmî ehliyet bakımından da değerlendirilmiştir.

17. yüzyılHadisIrak-Küfe+3
Elif Koç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hicrî ilk üç asırda mekke kâdılarının hadis ilmi ile ilişkileri

Kâbe'nin Mekke'de yer alması ve kutsal kabul edilmesi sebebiyle Mekke İslâm öncesinde ve sonrasında Arap yarımadasında önemli bir konuma sahip olmuştur. Hz. Peygamber'in tebliğinden sonra, Müslümanlar ve müşrikler arasındaki mücadele sonucunda Müslümanlar Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir. Fakat Mekke'ye olan ilgi, Kabe'nin orada olması sebebi ile değişmemiştir. Müslümanlar için büyük bir öneme sahip olan Mekke'nin ilmî yapısının önemli bir parçası olan kâdıların hadis ilmiyle ilişkilerini ve bu ilme katkılarını tespit etmek önem arz etmektedir. Bu sebeple Mekke'nin hicrî ilk üç asırda görev yapmış olan kâdıları incelenmiş ve 44 kâdı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kâdıların hadis ilmine olan katkılarını ortaya koyabilmek için hadis ilmiyle ilişkisi olanlar araştırılmış ve 20 kâdıya ulaşılmıştır. Bu kâdılar öncelikle hadis rivâyetindeki güvenilirlikleri bakımından taksim edilmiştir. Sonrasında ise beş zayıf râvi, kâdılık ve hadisçilikleri açısından öne çıkmış olan dört güvenilir râvinin cerh-ta'dil durumları, rivâyetleri, kâdılık ve fıkhî yetkinlikleri detaylı olarak araştırılmıştır. Hadis ilmiyle ilişkisi olan diğer 11 kâdı ise sadece cerh-ta'dil durumları açısından araştırılmıştır. Elde edilen bilgiler kâdıların hadis rivâyetiyle ilişkileri ve kâdılıkları olarak değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Son olarak da râvilerin rivâyetleri üzerinden oryantalistlerin kâdıların hadis uydurmalarına dair iddiaları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mekke, Kâdı, Hadis, Fıkıh, İlk Üç Asır

HadisKadıKur'an-ı Kerim+3
Şeyma Nur Baytar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin kelâma dair eserlerinde Eş'arîliğe nispet edilen görüşlerin tespit ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Mâtürîdî ekol içinde hayli önemi haiz olan ve İmam Mâtürîdî'nin en büyük yorumcusu kabul edilen mütekellim Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin kelâma dair eserleri incelenmiş, bu eserlerde Eş'arîliğe nispet edilen görüşler tespit edilmiş ve ilgili başlıklar altında sunulmuştur. Çalışmada, Nesefî'nin kelâma dair yazdığı eserlerinde Eş'arî mezhebine veya Eş'arî mütekellimlere nispet ettiği görüşler ve onlara yaptığı atıflar, klasik kelâm kitaplarının takip ettiği metoda benzer şekilde tasnif edilmiştir. Böylelikle bu tez, birinci bölümde "Bilgi ve Varlık Bahisleri", ikinci bölümde "Ulûhiyet Bahisleri", son bölümde ise "İman, İmâmet ve Nübüvvet Bahisleri" başlıkları altında Nesefî'nin Eş'arîler'e nispet ettiği görüşleri iki ekol arasında mukayeseli bir şekilde sunmaktadır. Çalışmanın "Değerlendirme ve Sonuç" bölümünde ise Nesefî'nin, kitaplarında Eş'arîler'i zikrediş şekilleri, Eş'arîliğe karşı tutumu ve onun eserlerinden Eş'arîlik hakkında çıkartılabilecek yargılar değerlendirilmiştir.

Ebu`l-Muin en-NesefiEş`ariKelam+3
Ayşe Nur Meylani
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (7-11. fasıllar)

On yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihi olan Nişancızâde, Şeyh Bedreddin'in muamelat ve yargılama hukukuna dair olan ve gayr-i resmi bir kanun olarak uzun yıllar mahkemelerde kullanılan eseri Câmi'u'l Fusûleyn'i ıslah etme amacıyla Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'u'l Fusûleyn'i kaleme almıştır. Bu tez, Nûru'l-'Ayn ile Câmi'u'l Fusûleyn'in 7-11. fasıllarının mukayesesi ile ilk eserin zikredilen fasıllarının tahlilini içermektedir. Yapılan mukayese ve tahlil, esas itibarıyla Nişancızâde'nin tasarruflarının tespitine yöneliktir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde fasılların muhtevası hakkında bilgi verilmiş, iki eser arasındaki üslup ve telif tarzından kaynaklanan farklılıklar ele alınmıştır. Ayrıca Nişancızâde'nin tercih ve tenkitleri ile Nûru'l-'Ayn'a eklediği ya da dahil etmediği mesele ve görüşlere yer verilmiştir. İkinci bölümde müellif hatlı iki yazma nüsha esas alınarak bu fasıllar tahkik edilmiştir.

Nişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Aynİslam hukuku+2
Meryem Yılmaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken dönem kelâmında teşbih ve tenzih doktrinleri: Müşebbihe ve Cehmiyye örneği

Bu çalışmada, kelâm ilminin mihenk taşı mesabesinde bulunan ulûhiyet tasavvuru konusu, birbirine zıt iki uç nokta olan teşbîhçi ve tenzîhçi doktrin öncüleri Müşebbihe ve Cehmiyye çerçevesinde araştırılmıştır. Tez giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. "Giriş" kısmında araştırmanın konusu, önemi ve yöntemi, esas alınan başlıca kaynaklarla beraber açıklanmıştır. Birinci bölümde "Ulûhiyet Tasavvurları", "İslam öncesi dönemde Ulûhiyet Tasavvuru" ve "İslam'da Ulûhiyet Tasavvuru" olmak suretiyle iki kısımda ele alınarak konu hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde "Teşbîh Doktrini/Müşebbihe'nin Ulûhiyet Tasavvuru", Teşbîh'in sözlük ve ilm-i kelâm ıstılahı açısından anlamına değinilmesinin ardından, "Teşbîh Doktrininde Müşebbihe Örneği"nin alt başlıklarıyla açıklanmasının yanı sıra "Teşbîh Doktrinine Yöneltilen Eleştiriler"e yer verilmiştir. Üçüncü bölümde "Tenzîh Doktrini/Cehmiyye'nin Ulûhiyet Tasavvuru", teşbîhte olduğu gibi tenzîhin sözlük ve ilm-i kelâm ıstılahındaki kavramsal anlamıyla ele alınmıştır. Ayrıca "Tenzîhe Dayalı Ulûhiyet Tasavvurunda Cehmiyye Örneği" ve "Tenzîh Doktrinine Yöneltilen Eleştiriler hakkında izahlarda bulunulmuştur. "Sonuç" kısmında ise, Müşebbihe ve Cehmiyye'nin görüşleri mukayese edilerek değenlendirmeye tâbi tutulmuş, iki aşırı uç noktada duran ulûhiyet tasavvurunun kelâmî açıdan sonuçları açıklanmış, ifrat ve tefrit dışında mutedil tavır ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

BenzetmeCehmiyyeKelam+4
Melek Büşra Tokatlıoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-ʻAyn adlı eserinin tahkik ve tahlili (34-39. fasıllar)

On yedinci yüzyılda yaşayan Nişancızâde, on beşinci yüzyıl fakihi Şeyh Bedreddin'in yargılama usûlü ve muamelata dair telif ettiği ve uzun yıllar mahkemelerde başvuru kaynağı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l-fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'ayn fi ıslâhi Câmi'u'l-fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasıllarının Câmi'u'l-fusûleyn ile incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Nûru'l-'ayn'daki 34-39. fasıllar birbirinden farklı altı konuyu kapsamaktadır. Bu fasılların konuları Câmi'u'l-fusûleyn'le ortakken, muhtevaları farklılık arzetmektedir. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eserdeki bu fasılların muhtevası üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin yaptığı eklemeler ile fasıllardan çıkardığı meseleler ve son olarak kaynaklardan yararlanma üslubu incelenmiştir. Böylece Nişancızâde'nin Câmiʿu'l-fusûleyn'i nasıl ve hangi yöntemlerle ıslah ettiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasılları, iki farklı müellif nüshasına dayanarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılNişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Ayn+4
Süheyla Akçay Biçen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (12- 19.fasıllar)

Nişancızâde, on yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihidir. O, Nûru'l-'Ayn fi Islahî Câmi'u'l-Fusûleyn adlı bir eser kaleme almış ve bu eserde Şeyh Bedreddin'e ait olan Câmiû'l-Fusûleyn'e yönelik iyileştirici çalışmalar gerçekleştirmiştir. Nişancızâde bu eserinde Şeyh Bedreddin'in muâmelât ve yargılama hukukunda uzun yıllar kullanılan Câmi'û'l-Fusûleyn adlı eserini düzenlemiş, ilave başlıklar koymuş, bazı başlıkları çıkarmış, yer yer de Şeyh Bedreddin'i eleştirip alternatif fetvalar nakletmiştir. Biz de yaptığımız çalışmada Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eseri yazma sebebi olan iyileştirici çalışmaları ön plana aldık. Osmanlı döneminde kâdılık, müderrislik hatta kazaskerlik yapan çok yönlü bir alimin kendi döneminde kâdılar tarafından kullanılan eserinin ilim dünyasına kazandırılmasını hedefledik. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında Nûru'l-'Ayn'ın 12-19. Fasılları ile Câmi'û'l-Fusûleyn'ın 12-19. Fasılları arasını üslup ve telif tarzı yönüyle karşılaştırdık. Bu bölümde özellikle Nişancızâde'nin Şeyh Bedreddin'den farklı bir metot izlediği tasarruflarına odaklandık. İkinci bölümde tahkik çalışması gerçekleştirdik. Bu bölümde müellif hatlı Topkapı Sarayı nüshası ile Âşır Efendi nüshasını temel aldık.

17. yüzyılKadıMuamelat+7
Esra Karadeniz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (32. fasıl)

Bedreddin Simâvî'nin (ö. 823/1420), Üsrûşenî'nin (ö. 632/1235) el-Fusûl fi'l-Muʿâmelât'ı ile Zeynüddin el-Merginânî'nin (ö. 670/1271) Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm'ını birleştirerek kaleme aldığı Câmiʿu'l-Fusûleyn isimli eseri, karşılaştıkları meselelerde kendilerinden önceki hükümlere bakma gereksinimi duyan kadıların el kitabı haline gelmiştir. Nişancızâde Muhyiddin Mehmed (ö.1031/1621), Câmiʿu'l-Fusûleyn isimli eserden daha iyi faydalanılabilmesi için, eserin tamamını düzenleyerek Nûru'l-ʿayn fî Islâhi Câmiʿi'l-Fusûleyn'î telif etmiştir. Bu çalışmada, Nûru'l-ʿayn fî Islâhi Câmiʿi'l-Fusûleyn'in 32. faslının tahkik ve tahlili yapılarak bu fasıl özelinde, Nişancızâde'nin iyileştirme çabası incelenmektedir. Bu çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Nûru'l-ʿayn'ın 32. faslında tazminat konularına yer verildiği için "damân" terimi incelenmiş ve faslın içerdiği başlıkların her biri kısaca tanıtılmıştır. İkinci bölümde, incelenen fasıl açısından Nişancızâde'nin, ne gibi iyileştirmeler ve düzenlemeler gerçekleştirmiş olduğuna dair tespitler sistematik biçimde sunulmaya çalışılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Nûru'l-ʿayn'ın 32. faslı iki farklı müellif nüshası esas alınarak tahkik edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nişancızâde, Nûru'l-'ayn, Şeyh Bedreddin, Câmiʿu'l-Fusûleyn, Tazminat, Damân

Cemiu'l-FusuleynNişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Ayn+2
Betül Aktaş
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadri Paşa'nın (Ö. 1888) el-Ahkâmü'ş-şer'iyye'si ile Hukûk-ı Aile Kararnâmesi'nin nikâh bölümü çerçevesinde mukayesesi

Bu çalışma, 19. yüzyıl Mısır'ında kanunlaştırma alanındaki çalışmalarıyla tanınan ve bürokratik olarak önemli vazifelerde bulunan Muhammed Kadri Paşa'nın (ö. 1888) İslâm aile hukuku alanında ilk kanunlaştırma teşebbüsü olan el-Ahkâmü'ş-şer'iyye fî'l-ahvâli'ş-şahsiyye (AŞ) adlı eseri ile Osmanlı Devleti'nde Tanzimat sonrasındaki kanunlaştırma faaliyetlerinin son halkası sayılan ve İslâm aile hukukunda ilk kanun metni kabul edilen 1917 tarihli Hukûk-ı Âile Kararnâmesi'nin (HAK) mukayesesi üzerine binâ edilmiştir. Mezkûr iki metnin, aile hukuku konularını içermesi ve muhtevalarının kapsamlı olması hasebiyle söz konusu mukayese, "nikâh" bahsi özelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; önce 19. yüzyılda Mısır'daki kanunlaştırma hareketlerinin oluşumunu etkileyen faktörler, AŞ'nin müellifi Muhammed Kadri Paşa ve zikredilen eseri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından mukayeseye konu olan HAK'nin içeriğinden ve özelliklerinden bahsedilmiştir. Bölüm sonunda ise yazıldıkları dönem, metot, sistematik yapı ve muhteva açısından bu iki metnin karşılaştırması yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan ikinci bölümde; Kadri Paşa'nın nikâh bölümünde yer verdiği konular çerçevesinde AŞ ve HAK'de mukayeseye uygun maddeler tespit edilerek bunların ayrıntılı değerlendirmesi yapılmıştır. Bölüm içerisinde yer alan başlıklarda konuyla ilgili giriş bilgileri verildikten sonra ayrıntılı karşılaştırma tabloları sunulmuş, devamında ise söz konusu metinlerdeki maddelerin mukayese ve değerlendirmeleri bu tablolardan hareketle gerçekleştirilmiştir.

19. yüzyılAile hukukuEl-Ahkamü’ş-şer‘iyye+7
Ayşe Betül Yılmaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manzum kelam metni Silkü'd-Dürr'ün tahkik ve değerlendirmesi

Bu çalışmada kolay ezberlenmesi ve öz bilgiler içermesi sebebiyle tercih edilen türlerden birisi olan kaside nazım şekli ile yazılmış Silkü'd-Dürr isimli manzum kelam metninin kelâm ve edebiyat geleneği içerisinde nerede durduğu tespit ve tahlil edilmeye çalışılmıştır. İslâmî ilimler tedris edilmeye başlandığı ilk yüzyıllardan itibaren farklı telif türlerinde kaleme alınarak aktarılmıştır. İlk olarak nesir ile başlayan bu sürece daha sonra nazımlar da eşlik etmiştir. Kolay ezberlenmesi, akılda kalması, mûcez olması ve benzeri sebeplerle nazım telif türü çokça tercih edilir olmuştur. Nazım türleri içerisinde en çok kaside ve urcûze türü ön plana çıkmıştır. Bu teze konu olan Silkü'd-Dürr de kaside türünde kaleme alınmış bir kelam metnidir. İlk bölümde Silkü'd-Dürr'ün aidiyeti, nüshaları, nüshalar arasındaki farklar ve metnin ortaya çıkarılmasında takip edilen yöntem üzerinde durulmuştur. Nüshalardan birinin zahriyesinde yer alan ve Silkü'd-Dürr'ün Molla Hayâlî'ye ait olduğunu ifade eden kayda binaen öncelikle ona ait olup olmadığı araştırılmıştır. Bu araştırma yapılırken Molla Hayâlî'nin hayatı farklı kaynaklardan yola çıkılarak incelenmiştir. Eserleri arasında Silkü'd-Dürr olup olmadığı bilgisine ulaşmak için kütüphanelerden ve bibliyografik eserlerden hareketle ona ait olan ve ait olmadığı halde ona nispet edilen eserler tespit edilmiştir. Bunun yanında Molla Hayâlî'nin eserleri ile Silkü'd-Dürr arasındaki benzerlik oranı incelenmiştir. Daha sonra Silkü'd-Dürr'ün Amasya Beyazıt Kütüphanesi ve Süleymaniye Kütüphanesi Laleli koleksiyonunda yer alan nüshaları tavsif edilmiştir. Nüshalar arasındaki farklılıklara değinilmiş, eksik olan kısımlar belirlenmiştir. Bu bölüm sona erdirilmeden tahkikte kullanılacak yöntem ve tahkik esaslarına değinilmiştir. Tezin omurgasını oluşturan ikinci bölümde kelâm literatürü içerisinde Silkü'd-Dürr'ün yeri tespit edilmeye çalışılmış ve muhteva tahlili yapılmıştır. Bu bağlamda öncelikle mensur kelâm eserlerinin ilk örnekleri tespit edilmiştir. Daha sonra kaside nazım türünün gelişimi ile kaside türünde kaleme alınmış ilk kelâm metinleri, en meşhur kelâm kasideleri, Osmanlı Devleti zamanında telif edilmiş ama az bilinen kelâm kasideleri akademik yayınlardan yola çıkılarak anlatılmıştır. Muhteva tahlilinde ise Silkü'd-Dürr' de yer alan görüşler üzerinden ilerlenmiştir. Tüm görüşlerin incelenmesi bu tezi aşacağından ve gereksiz tekrar olacağından dikkat çeken görüşlere bunların delillerine ve itirazlarına yer verilmiştir. Daha önce kelâm geleneğinde kimler tarafından zikredildiği de belirlenmeye çalışılmıştır. Bu noktada Şerhu'l-Mevâkıf ve Şerhu'l-Makâsıd gibi klasik eserlerden yararlanılmıştır. Silkü'd-Dürr'ün tahkikinin yer aldığı son bölüm ile teze nokta konulmuştur. Tahkik esnasında İsam Tahkikli Neşir Kılavuzu esas alınmıştır.

KasideKelamNazım+1
Ziya Çetintaş
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zehebî'nin Mîzânü'l-i'tidâl'inde Kaderî râviler

Hz. Peygamber'in hadislerinin taşıyıcıları olmaları sebebiyle râvilerin güvenilirlikleri muhaddislerin dikkatle araştırdıkları hususlardan biridir. Bu araştırmanın ürünü olan cerh ta'dil ilmi dinin temel kaynaklarından kabul edilen hadislerin sıhhatinin tespitine imkan sağlaması bakımından oldukça önemlidir. Râvilerin durumunu tespit amacıyla yapılan cerh ve ta'dil faaliyetlerinin daha sonra bir araya getirildiği eserlerin bir türü de zayıf râvileri konu edinen eserlerdir. Zehebî'nin "Mîzânü'l-i'tidâl fî nakdi'r-ricâl" adlı eseri de bu tarz eserlerin en önemlilerinden biridir. Bu çalışmada, Mîzânü'l-i'tidâl'de Kaderî olduğu söylenen râviler tespit edilmiş ve bu râviler arasında Zehebî'nin sika kabul ettiği şahıslar incelenmiştir. Kaderiyye'nin bid'at ehli fırkalardan olması sebebiyle ehl-i bid'at olarak kabul edilen bu şahışlar incelenerek, adaleti itibarıyla kusurlu Kaderî râvilere ve rivayetlerine yaklaşımın pratikte nasıl olduğuna dair birtakım tespitler ortaya konulmuştur.

HadisKaderilerMizanü`l-İtidal+4
Muhammed Ali Büyüksoylu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahreddin er-Râzî'de Mârifetullaha götüren nazar

"Fahreddin er-Râzî'de Mârifetullaha Götüren Nazar" isimli bu tez, erken dönemde imân mevzûsu ile ilişkili olarak tartışılan, ilerleyen süreçte ise yöntemsel bir veche kazanan Tanrı bilgisine ulaştıran nazar konusunun Fahreddin er-Râzî'nin düşünce sisteminde nereye konumlandığını ve nasıl yorumlandığını tartışmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde mârifetullahın kulun mükellefiyet dairesine ilk olarak hangi ekol tarafından dâhil edildiği ve yöntemsel manada nazarın bu bilgiye ulaşma sadedinde kullanımının ne zaman ortaya çıktığı araştırılmaktadır. Bunun yanı sıra mârifetullaha ulaştıran nazarın hareket noktasının cevher-araz teorisi olarak tayin edilmesinin nasıl gerçekleştiği açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca mârifetullaha götüren nazar konusunun tarihsel gelişimi ile birlikte Râzî'ye kadar olan süreçteki kırılma noktaları belirtilip erken dönemdeki düşünürler ile Fahreddin er-Râzî'nin görüşlerinin benzeştiği yerlere işâret edilmiştir. İkinci bölümde ise Râzî'nin felsefî sisteminde mârifetullahı nasıl anlamlandırdığı ve nereye konumlandırdığı açıklanmış, nazar ve istidlâl metodunun metafizik bir yapıya sahip olan Tanrı bilgisi bağlamındaki yeterliliği anlatılmıştır. Mârifetullaha ulaşma noktasında kullanılan delîlin mâhiyeti ve ne olduğu sorunları Râzî'nin kurmuş olduğu sistem bağlamında tartışılmıştır. Ayrıca Râzî'nin istidlâl yöntemine alternatif olan müşâhede ve ta'lîm yöntemleri sadedindeki görüşleri açıklanmış ve yöntemler bağlamındaki bakış açısı izâh edilmiştir. Mârifetullaha ulaştıran nazar konusunun teklîfle de irtibâtı olması dolayısıyla insan fiilleri ve bu bağlamda Râzî'nin nazarla mükellefiyeti nasıl temellendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır.

BilgiMarifetullahNazar+2
Ahmet Koca
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cerh-ta'dîl açısından zâhidler: Kuşeyrî Risâle'si özelinde

Rivâyet asrı içerisinde telakki edilen h. II, III ve IV. asırlarda sûfîlerin hadis rivâyet faaliyetlerine katıldıkları bilinmektedir. Diğer yandan ilgili asırlar erken dönem zühd hayatının etkin biçimde yaşandığı ve önde gelen zâhidlerin temâyüz ettiği döneme tekâbül etmektedir. Erken dönem zühd hareketinin hadis rivâyet faaliyetlerine etkisi ise merak konusudur. Zâhidlerin yer yer hadis uydurmacılığıyla anılan bir grup olması, bu faaliyetlerin hadis âlimleri nazarında hangi konumda bulunduklarının tespitini önemli kılmaktadır. Nitekim sûfîlerin hadis ilmiyle ilişkisine dair iddiaların isabetli olup olmadığını anlayabilmek, hadis âlimlerinin değerlendirmelerini tespit etmekle mümkün olacaktır. Bu çalışma hem tasavvuf hem hadis âlimi olan Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî'nin (ö. 465/1072) er-Risâle'sini temel alarak ilgili risâlede biyografisi kaydedilen 83 sûfînin hadis ilmindeki yerini ve cerh-ta'dîl durumlarını incelemeyi hedeflemektedir. Bu amaçla er-Risâle'de yer alan 83 sûfî arasından hadis rivâyetiyle meşgul olanlar tespit edilmiş, ardından ilgili sûfîler ikincil bir incelemeye tâbî tutularak hadis âlimlerinin haklarında cerh-ta'dîl hükmü zikrettiği sûfî-râvîlerin zühd hayatı ve hadis ilmindeki yeri incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda sûfî-râvilerin hadis ilmine yaklaşımına ve zühd hayatının hadis rivâyet faaliyetlerine etkisine dair bazı tespitler sunulmuştur.

Cerh-tadil yöntemiHadisKuşeyri+4
Seher Öztoprak
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsmâil el-Konevî'nin Beyzâvî Hâşiyesi ve hâşiyenin özgünlük değeri: Lafzatullah tefsiri örneğinde bir inceleme

Beyzâvî'nin (ö. 691/1291) Envârû't-tenzîl isimli tefsiri Osmanlı medrese müfredatında asırlaca takip edilen temel eserlerdendir. Envâr üzerine yapılan şerh, hâşiye ve ta'lik çalışmaları bir yorum geleneği oluşturmuştur. Bu tezde Envâr yorum geleneğinin önemli halkalarından biri olan İsmâil el-Konevî'nin (ö. 1194/1781) Envâr hâşiyesi konu edilmiştir. Çalışmanın temel amacı Konevî hâşiyesinin muhteva ve üslup özelliklerini kaynaklarıyla ilişkisini de açığa çıkaracak şekilde ortaya koymak ve eserin özgünlük değerini tespit etmektir. Bunun için çalışmada besmeledeki "Allah" lafzı örneklem olarak seçilmiş ve bu lafzın tefsiri kronolojik ve mukayeseli olarak tefsir literatüründe incelenmiştir. Konevî'nin lafzın tefsirine dair izahları şerh-hâşiye literatürüyle mukayese edilerek eserin kaynakları ve katkıları tespit edilmiştir.

BeyzaviBiyografiHaşiye+6
Sümeyra Hatice Sandıkçı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ṭîbî'nin Futûḥu'l-ġayb'ına kaynaklık etmesi açısından Kuṭbuddîn el-Fâlî'nin et-Taḳrîb fi't-tefsîr'i

Cârullâh ez-Zemaḫşerî'nin (ö. 538/1144) el-Keşşâf 'an ḥaḳâ'iḳi't-tenzîl ve 'uyûni'l-eḳâvîl fî vucûhi't-te'vîl adlı tefsiri, yazıldığı dönemden itibaren kendisinden doğrudan ya da dolaylı olarak istifade edilen ve ondan faydalanmamış bir tefsir yok denecek kadar az olan bir eserdir. Şerafuddîn eṭ-Ṭîbî'nin (ö. 743/1343) Futûḥu'l-ġayb fi'l-keşfi 'an ḳinâ'i'rrayb adlı şerhi ise bu kitap üzerine yazılmış şerh-hâşiye literatürünün en kapsamlı eserlerindendir. Bu tezde, literatüre dâhil olan Ḳuṭbuddîn el-Fâlî'nin (ö. 721/1321-22) et-Taḳrîb fi't-tefsîr adlı hâşiyesinin Futûḥu'l-ġayb'a kaynaklığı incelenmiş ve Ṭîbî'nin kendinden önceki kaynaklardan faydalanma biçimi, et-Taḳrîb özelinde ortaya konulmuştur. Ayrıca Ṭîbî'nin atıfları incelenmek suretiyle, muhtasar içerikli hâşiyelerden sayılan et-Taḳrîb'in değeri ve şerh-hâşiye literatürüne katkısı açıklanmaya çalışılmış, muhtasar hâşiyeler hakkında okuyucunun bir fikir edinmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: el-Keşşâf, Fâlî, Muhtasar hâşiye, Ṭîbî, Futûḥu'l-ġayb, et-Taḳrîb fi't-tefsîr

El-KeşşafEt-Takrib fi't-tefsirEt-Tıbi+6
Ahmet Şehit Tuna
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İllet sebebi olarak idrac İbn Ebî Hâtim'in İlelü'l-hadîs özelinde

Bir ravinin, ayırt etmeksizin, hadisin senedi veya metnine aslında olmayan bir ilave yapması "idrac" olarak isimlendirilmektedir. İlel kitaplarında idracın bir illet sebebi olarak kabul edildiği söylenebilir. Bu çalışmada idrac bir illet gerekçesi olarak İbn Ebî Hâtim'in İlelü'l-hadîs adlı eseri üzerinden incelenmiştir.

Rahmat Asharı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hicri ilk üç asırda yazılan akîde risâleleri ve bu risâlelerde ele alınan temel meseleler

Akâid risâleleri İslâmî ilimlerin inanç esasları konusunda kaleme alınmış önemli klasiklerdendir. Çeşitli inanç ve fikir akımlarına karşı savunma hattını belirleyen tezler akâid risâlelerinde işlenmiştir. Akâid risâlelerinin yalnızca yabancı inançlara karşı savunma amaçlı olmadığı, İslâm'ın inanç esaslarını ortaya koyma gayesiyle te'lif edildikleri çeşitli tabakat kitaplarında ve İbnü'n-Nedîm'in Fihrist'inde ilk dönem müelliflerine nisbet edilen eserlerde görülmektedir. Özellikle ilk üç asırda yazılan bu risâleler, İslâmî fikriyatın teşekkülünde oldukça önemli bir yere sahiptir. "Hicri İlk Üç Asırda Yazılan Akîde Risâleleri ve Bu Risâlelerde Ele Alınan Temel Meseleler" adlı tez çalışmasında evvelâ inanca dair yazılan ancak günümüze ulaşmayan metinler çeşitli tesbit edilmiş ve zikredilmiştir. Daha sonra hicrî ilk üç asırda yazılmış risâlelerden günümüze ulaşanlar tespit edilerek te'lif/tasnif türlerine ve mezhebî oluşuma göre sınıflandırılmıştır. Hicri ilk üç asırda kaleme alınmış risâlelerde işlenen konular bâtıl inanç ve fırkalara karşı yazılan reddiyeler, Kitâbü'l-Îmân, Kitâbü's-Sünne türü eserler, Kitâbü't-Tevhîd, Fıkh-ı Ekber Risâleleri, Mu'tezilî, Mürciî, Şiî, Hâricî akâid risâleleri, hadis, tefsir ve tasavvuf literatüründe akâide açılan bölümler çerçevesinde incelenmiştir. Tespit edilen risâlelerin öncelikle yazarının hayatından kısaca bahsedilmiş, ardından eserin kendi dönemindeki yeri ve ele aldığı meselelerin tematik değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci bölümde ise söz konusu metinlerde ele alınan kelâmî meseleler izah edilmiştir. Meseleler, günümüz perspektifinden yaklaşılarak ulûhiyyet, nübüvvet, sem'iyyât, insan fiilleri, imâmet ve iman başlıkları altında ele alınmıştır. Bilhassa dönemlere göre risâlelerde meydana gelen çerçeve genişlemesi ve bunun arka planı çalışmamızın mihenk taşı mahiyetindedir. Anahtar Kelimeler: Hicri ilk üç asır, akâid, risâle, literatür, tefsir, hadis, tasavvuf, ilahiyyat, nübüvvet, sem'iyyât, insan fiilleri, iman, imâmet

Akaid risalesiHadisRisale+7
Beyzanur Yaya
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elmalılı Hamdi Yazır'da mefhum-mâsadak ayrımı ve anlamın olguya bağlı olarak açılması

Elmalılı Hamdi Yazır (1878-1942) Hak Dini Kur'ân Dili adlı tefsiriyle kendisinden sonra önemli bir etki alanı oluşturmuştur. Bu etki, Elmalılı'nın İslamî ilimlerin çoğunda sahip olduğu derinliğin tefsirine de yansımasının bir sonucudur. Bu çalışmada Elmalılı'nın söz konusu tefsiri, yaptığı mefhum-mâsadak ayrımı göz önüne alınarak incelenmiştir. Hem mantık hem de fıkıh ûsulü ilimlerinde ele alınan bu kavramların, Elmalılı tarafından tefsir ilminde de ele alındığı tespit edilmiştir. Elmalılı yaptığı bu ayrımla, bir ayetin tefsiri bağlamında dile getirilen ifadeleri üst bir söylemde birleştirme imkânı elde etmiştir. Elmalılı, anlamları zamanla ortaya çıkan bazı ayetleri de yine bu ayrım bağlamında ele almış, böylece ayetleri her dâim canlı tutmayı başarmıştır. Elmalılı Hak Dini Kur'ân Dili'nde özellikle de mefhum tespitinde İslamî ilimlerdeki birçok disiplini etkin bir şekilde kullanmış, tefsirin interdisipliner yapısını gözler önüne sermiştir. Elmalılı'nın tespit ettiği mefhumlara tarih içinden mâsadaklar arayışı ise Kur'ân'ın anlamının her daim etkisini sürdürdüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Bu çalışma, Elmalılı'nın mefhum-mâsadak ayrımıyla ne kastettiğini önce teorik daha sonra ise Hak Dini Kur'ân Dili'ndeki pratik örnekler üzerinden ele alacaktır.

Hak Dini Kur`an DiliKur'an-ı KerimMasadak+4
Mahmut Sayılgan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbâdî fıkhının tarihsel gelişimi (Umman örneği)

Fitne dönemi sonrasında ortaya çıkan ve Hâricîlerin Ehl-i sünnete en yakın fırkası olarak bilinen İbâdiyye mezhebi gerek fiziksel uzaklığı gerek düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla detaylı olarak araştırılmamıştır. İslam dünyasında yapılan çalışmalarda mezkûr mezhebin itikadî boyutu araştırma konusu olmuş; ancak fıkhî/amelî boyutu yeterince araştırılmamıştır. Halbuki İbâdiyye mezhebinde azımsanmayacak derecede geniş bir fürû fıkıh literatürü bulunmaktadır. Bu literatürün oluşumu mezhebin kurucu imamı Câbir b. Zeyd (v.93) ile İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Mezhep; Umman, Libya, Tunus, Cezayir, Zengibar gibi günümüz İslam coğrafyasının farklı yerlerinde varlığını devam ettirdiği için literatür oluşumu da günümüze kadar devam etmiş ve hali hazırda da devam etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırma eksikliğinden ötürü, bu çalışmada öncelikle mezhebin günümüzdeki temsilcisi konumunda olan en çok Umman hakkında ve İbâdiyye mezhebinin doğuşu ile itikadi görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akabinde ise İbâdî fıkhını tanıtıcı bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda önce İbâdî fıkhının kurucu isimleri, mezhebin fıkıh usulü anlayışı ve farklı fürû görüşleri ele alınmıştır. Müteakip bölümde ise İbâdiyye mezhebinin fıkhî boyutunun tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler, her asırda yaşamış İbâdî fukaha ve onların kaleme aldıkları fıkıh eserleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemle hem İbâdî fıkıh literatürüne dair bilgiler edinilmiş hem de mezhebin fıkıh tarihi incelenerek İbâdî fıkhının teşekkül süreci ve bu süreçte etkili olan durumlar ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

MezheplerMezhepler tarihiUmman+4
Ahmet Faruk Göksün
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik tefsirlerde Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresi

Tefsir literatürünün önemli bir kısmını oluşturan peygamber kıssalarından bir tanesi de Hz. Süleyman kıssasıdır. Bu tezde, klasik tefsirler bağlamında Neml sûresinde geçen Hz. Süleyman kıssasının hayvanlarla muhavere kısmı ele alınmaktadır. Öncelikle tezin birinci bölümünde Hz. Süleyman kıssasının Kur'an'da nasıl ele alındığı ve hangi bağlamlarda aktarıldığı incelenmekte ve farklı sûrelerde yer alan Hz. Süleyman kıssasının ihtiva ettiği tüm konular klasik tefsirler nazarından ayrıntıya çok girilmeden aktarılmaktadır. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresinin nasıl yorumlandığına dair ilk tefsir olarak nitelenen Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr-i Kebîr isimli tefsirinden İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137/1725) Rûhu'l-Beyân adlı tefsirine kadar belirlenen yaklaşık otuz klasik tefsir tarihsel sırayla birbirleriyle mukayeseli olarak incelenmektedir. Söz konusu hayvanlarla muhavere üzerinden klasik tefsirlerde tarihi süreç içerisinde rivayet malzemesi, yorum ve görüş bakımından oluşan paralellikler ve farklılıklar ve tefsir metodundaki kırılmalar ortaya çıkarılmaktadır.

HayvanlarHz. SüleymanKur'an-ı Kerim+4
Cavit Hondı
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üsmendî'nin Bezlü'n-Nazar adlı eseri

Hicrî VI. yüzyılda yaşamış Semerkantlı âlim Ebü'l-Feth Alâüddîn Muhammed b. Abdilhamîd b. Hüseyn el-Üsmendî'nin Bezlü'n-nazar fi'l-usûl adlı eseri Hanefî usul literatüründe farklı bir yerde durmaktadır. Üsmendî Bezlü'n-nazar'ın yazımında mütekellimîn metodunun temel eserlerinden biri olan Mu'tezilî âlim Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'nin el-Mu'temed'ini merkeze almış, onu gerek içerik gerek tasnif, zaman zaman da usul meselelerindeki görüşlerinde takip etmiştir. Bu çalışmada Bezlü'n-nazar tasnif, yöntem ve içerik bakımından ele alınmış, el-Mu'temed adlı eserden hangi noktalarda ayrıldığı, ne oranda onu takip ettiği ve Hanefî usul literatüründe nerede bulunduğuna dair tespitler yapılmaya çalışılmıştır.

Alauddin el-ÜsmendiBezlü'n-NazarEbu'l-Hüseyin el-Basri+5
Kader Karacan Yılmaz
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet kavramları ile ilgili eserler ve muhteva incelemesi

"Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur, Muhammed O'nun elçisidir" anlamına gelen kelime-i tevhîd, İslâm dininin beş temel esasından birincisi ve en önemlisidir. Çok kısa bir söz olmasına rağmen içerisinde bir mükellefin Allah Teâlâ ve Resûlü hakkında bilmesi gereken iman akidelerinin tümünü barındırmaktadır. Bu sebepledir ki İslâm âlimleri tarafından konuyla alakalı birçok eser telif edilmiş ve kelime-i tevhîd farklı boyutları ile ele alınmıştır. Mevzuyu bütüncül bir şekilde ortaya koyabilmek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma, "kelime", "tevhîd" ve "şehâdet" sözcüklerinin etimolojik açıdan incelendiği, kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdetin kavramsal tahlillerinin yapıldığı birinci bölüm ile konuyla ilgili olduğu tespit edilen matbû ve mahtût eserlerin incelendiği ikinci bölüm olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir.

Dini eserlerHz. MuhammedKelime-i tevhid+3
Hacer Pınar Er
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıbt İbnü'l-Cevzî ve Îsâru'l-İnsâf fî Asâri'l-Hilâf adlı eseri

İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 597/1201) kızdan torunu olması sebebiyle 'Sıbt İbnü'l-Cevzî' olarak meşhur olan Ebü'l-Muzaffer Şemsüddîn Yûsuf b. Kızoğlu (ö. 654/1256), VII/XIII. yüzyılda yaşamış Hanefî bir muhaddistir. Eserleri arasında bulunan Îsâru'l-insâf fî âsâri'l-hilâf, ayrı bir öneme sahiptir. Bu eserinde o, Hanefîler tarafından kullanılan ahkâm hadislerini toplamış, diğer fıkıh mezheplerinin delil olarak kullandıkları hadislerle karşılaştırmış ve Hanefîlerin onlarla neden amel etmediğine temas etmiştir. Bu eser, sadece Hanefîlerin hangi hadislerle amel ettiklerinin tesbiti değil, aynı zamanda onların hadisler karşısındaki tavırlarını belirleme ve Hanefî hadis usûlünün nasıl uygulanıp pratiğe yansıtıldığı açısından da önem kazanmaktadır. Ayrıca eser, Hanefî hadis usûlü kaidelerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli ipuçları vermektedir.

Ebu'l-Ferec İbnü'l-CevziHadisHadis usulü+2
Furkan Koçpınar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an ilimleri ve fıkıh usûlü ilişkisi: Zerkeşî'nin el-Burhân ve el-Bahru'l-Muhît adlı eserlerinde nesih

Tefsir ilminde müstakil bir usûlün/metodolojinin bulunup bulunmadığı ve bununla bağlantılı olarak tefsir ilminin müstakil bir ilim olarak kabul edilip edilemeyeceği son dönemde çokça tartışılan bir konudur. İslâmî ilimler manzûmesinde tefsir faaliyeti için metodolojik bilgi sunan ulûmu'l-Kur'an/tefsir usûlü ile fıkıh usûlü alanları öne çıkmaktadır. Bu iki alanda ortak olarak ele alınan konulardan birisi nesih konusudur. Bu çalışmada Bedreddin ez-Zerkeşî'nin (ö. 794/1392) ulûmu'l-Kur'an alanında kaleme aldığı el-Burhân fî ulûmi'l-kur'ân isimli eseri ile fıkıh usûlünde kaleme aldığı el-Bahru'l-muhît fî usûli'l-fikh adlı eserlerindeki nesih bölümleri mukayese edilererk bu konu özelinde ulûmu'l-Kur'an ile fıkıh usûlü arasındaki ortaklıklar ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Böylece ulûmu'l-Kur'an ile fıkıh usûlünün mahiyeti, kapsamı, sınırı ve işlevsel değeri hakkında önemli ipuçları elde edilmesi hedeflenmiştir.

Bedreddin ZerkeşiEl-Bahru`l-MuhitEl-Burhan+7
Abdüs Samed Altın
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı hukukunda küçüğün velâyeti (16-19. yüzyıllar)

Tarihi vesikalara dayanılarak yapılan araştırmalar, fıkhın salt teorik düzlemde geliştiği ve hukukun güncel uygulamalarının ondan bağımsız bir şekilde varlığını sürdürdüğü yönündeki iddiaların hukuk tarihi verileri ışığında analizler yapılarak değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Klasik fıkıh kitapları, fetvâ mecmuaları ve kadı sicillerini mercek altına alarak küçüğün velâyeti konusunu inceleyen bu çalışma, Osmanlı'da 16-19. yüzyıllar arasında İslam hukukunun nasıl uygulandığının, değişim gösterip göstermediğinin, teorik ve pratik alanın birbiriyle örtüşüp örtüşmeyen yönlerinin neler olduğunun, hukukun uygulanmasında fıkhın ne derecede payının olduğunun tespit edilmesine -belirli bir çerçevede- katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde küçüğün şahsı üzerindeki velâyet, ikinci bölümünde küçüğün malı üzerinde velâyet, üçüncü bölümünde ise küçüğün bakım ve terbiyesi (hidâne) ele alınarak konu, teori ve uygulama yönüyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Osmanlı DevletiOsmanlı hukukuVasi+3
Kübra Özdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

El-Fetâvâ'l-Velvâliciyye'nin Hanefî Nevâzil literatüründeki yeri (Bey' akdinin şartları çerçevesinde)

Irak'ta başlayan Hanefî mezhebi, 3/9. asırda Ebû Hanîfe'nin öğrencilerinin Mâverünne-hir'e gelişiyle birlikte bu coğrafyada tanınıp kabul görmeye başlamıştır. Ancak Ebû Hanîfe ve onun fıkıh akademisi tarafından ortaya konan hükümler, Irak kültür ve şartları ışığında şekillendiğinden, bu hükümleri yeni bir coğrafyaya entegre etmek, beraberinde bazı uyum sorunları da doğurmuştur. İşte tam da bu noktada nevâzil, vâkıât ya da fetâvâ şeklinde isimlendirilen, doktrini besleyen önemli bir kaynak haline gelmiş yeni bir litera-tür ortaya çıkmıştır. 4/10. asırda Mâverâünnehir'de oluşmaya başlayan bu zengin litera-tür, Moğol istilasına kadarki süreçte kendini geliştirip normatif bir yapı kazanmış, sonraki dönemde de içtihadın parametlerini belirleyen yönüyle Bağdat, Şam, Anadolu gibi coğ-rafyalarda kaynak olarak kullanılmış, eğitim müfradatlarında yardımcı kaynak vazifesi görmüş, hatta Osmanlı Hukuk düşüncesinin şekillenmesine katkı sağlamıştır. Nevâzil li-teratürü ile bir yandan karşılaşılan sorunlara yeni çözümler üretilirken, bir yandan da Ebû Hanîfe ve akademisi tarafından üretilen ilk fıkhî birikimi daha iyi anlama ve onu rehber edinme yoluna gidilmiştir. Bunun sonucunda, kurucu imamların görüşleri kurucu, nevâzil ise boşluk doldurucu bir işleve sahip olmuştur. Bu tez, kapsamlı bir nevâzil eseri olan ve farklı bölgelerden mesâilin derlendiği Fetâvâ-i Velvâliciyye'nin Hanefî nevâzil literatü-ründeki yerini konu almaktadır. Bir şeyin konumunu tayin etmek o şeyin bulunduğu yeri tanımakla mümkün olacağından, ilk bölümde Hanefî nevâzil literatürü hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Fetâvâ-i Velvâliciyye'nin muhtevâ, yöntem, üslûp ve kaynaklık değeri gibi açılardan literatür içindeki yeri incelenmiş, son bölümde ise nevâzil literatürü hakkında somut bir örnek oluşturmak ve bir nevâzil eserinde meselelerin ele alınış tarzını göstermek amacıyla Fetâvâ-i Velvâliciyye'den örnekler sıralanmıştır.

El-FetavaFetava-i VelvaliciyyeHanefiler+3
Esra Tavşan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefi mezhep içi tercih usûlü çerçevesinde Mültekâ'l-Ebhur'daki tercih ifadelerinin değerlendirilmesi (Büyû' ve icâre örneği)

Mezheplerin teşekkül süreçlerini tamamlamaları ile birlikte mezhep birikiminin değerlendirilip, mezhep içerisinde tercihe şayan görüşün seçilmesi işlemi fukahânın sıklıkla başvurduğu bir hüküm aktarma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman içerisinde belli bir sistematiğe oturtulan bu yöntem esnasında kullanılan lafız ve kalıplar aynı süreçte terimleşmiş ve "alâmâtü'l-fetvâ/sıyağu't-tercih" adı altında mezhep terminolojisi içerisindeki yerini almıştır. Osmanlı âlimlerinin önde gelen isimlerinden biri olan İbrâhîm el-Halebî de (v. 956/1549) Mültekâ'l-ebhur isimli eserinde mezhepte tercih edilen hükmü öne çıkarırken muhtelif tercih lafızları kullanma yolunu seçmiştir. Mezkûr eserdeki râcih görüşlerin Hanefi mezhep içi tercih usûlüne uygunluğu bağlamında incelendiği bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın öneminden, amacından, kapsamından ve kaynaklarından bahsedilmektedir. Birinci bölümde, çalışmanın ana konusuyla direkt bağlantısı bulunan Hanefilerde mezhep içi tercih usûlü ile ilgili genel bir çerçeve sunulmaya çalışılmaktadır. Bu itibarla evvela mezhep içi tercihin tanımı ve kısımlarından bahsedilip daha sonra sarih tercih lafızları, iltizami tercih metotları ve sarih tercih lafızları arasındaki hiyerarşiye değinilmektedir. İkinci bölümde öncelikle Halebî'nin hayatı ve eserleri ile birlikte bilhassa çalışmanın konusu olan Mültekâ hakkındaki bilgilere yer verilmektedir. Daha sonra Mültekâ'nın büyû' ve icâre kitabında yer alan sarih tercih lafızları mezhep içi tercih usulü bağlamında değerlendirilmektedir. Ayrıca Halebî'nin Mültekâ'yı telifi esnasında yararlandığı eserlerin kendi aralarındaki tercih farklılıklarına ve bu eserlerde yer alan müftâ bih kalıpların müellif tarafından ne şekilde kullanıldığı hususuna temas edilmeye çalışılmaktadır. Sonuç kısmında ise çalışmamız neticesinde elde edilen veriler sıralanarak tercih lafızlarına dair bilgilerin tablo halinde sunumu yapılmaktadır.

HanefilerMezheplerMülteka+4
Ahmet Uyanık
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taberî Tefsiri'nin meânî yöntemi açısından incelenmesi

Tefsir tarihinin en önemli eserlerinden biri hicri üçüncü yüzyılda İbn Cerîr et-Taberî tarafından yazılan Câmiu'l-Beyân An Te'vili Âyi'l-Kur'ân'dır. Bu tezde, erken dönemde yazılması ve içerisinde çok sayıda ilmi barından bir eser olması sebebiyle önemli bir konumda bulunan Taberî Tefsiri belâgatın üç ana disiplininden biri olan meânî ilmini bir yöntem olarak tefsirde kullanması açısından ele alınmaktadır. Taberî'nin dil ilimlerindeki yetkinliğinin yer aldığı ilk bölümde meânî disiplininin bir ilim olarak tarihsel gelişimi cahiliye döneminden başlatılarak hicri beşinci yüzyıla Abdülkâhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078) Delâilü'l-i'câz eseri ile nazım teorisinin teşşekül süreci ve akabinde bu teorinin Kur'ân'ın başından sonuna kadar uygulandığı ilk tefsir eseri olan Zemahşerî'nin (ö. 538/1144) el-Keşşâf adlı eseri ve klasik manada meânî ilmine son şeklini veren Sekkâkî (ö. 626/1229)'ye kadar olan süreç kronolojik olarak verilmekte ve meânî ilmi içerisinde ele alınan konular ve tartışılan meseleler incelenmektedir. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise, Taberî Tefsiri anahatlarıyla incelenmektedir. Bu minvalde Taberî Tefsiri'nde i'câz, belâgat ve meânî ilimlerine bakış tespit edilmektedir. Taberî Tefsiri'nden seçilen sınırlı sayıda örnek üzerinden kendisinin meânî ilmini nasıl ele aldığı belirlenmeye çalışılmaktadır. Çalışmada meânî ilminin bir ilim olarak teşekkülünün gerçekleşmediği bir dönemde yazılan Taberî Tefsiri'nin ayetlerde yer alan meânî uygulamalarını bazen belâgat terimlerini kullanarak ancak daha çok anlamsal çerçeve doğrultusunda vermeye çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır.

BelagatCamiu`l BeyanKur'an-ı Kerim+4
Fatma Sena Çalışkan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslâm hukukunda ve Türk hukukunda adam çalıştıranın sorumluluğu

Adam çalıştıranın sorumluluğu konusu Türk hukukunda çokça işlenmiş olmasına rağmen, İslâm hukuku bakımından konunun farklı akit türlerindeki örneklerini kuşatan ve bunu modern hukukla mukayese eden bir yaklaşımla ele alan bir çalışmaya rastlayamadık. Türk hukukundaki çalışmalarda, oldukça sınırlı bir ölçüde ve genellikle de Mecelle üzerinden konu aktarılmaya çalışılmıştır. Ancak temel kavramlar üzerinde İslâm hukuk doktrininde de ortak bir kanaat bulunmadığından, yalnızca Mecelle'ye dayalı bu açıklamalar İslâm sorumluluk hukuku rejimini yansıtmak hususunda çeşitli açılardan yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bu çalışmada hem İslâm sorumluluk hukukunun temel kavramları verilmekte hem gerekçeleriyle birlikte konuya dair teorik bir çerçeve çizilmekte; adam çalıştıranın sorumluluğu, çizilen bu teorik çerçeve içerisinde izah edilmektedir. Adam çalıştıranın sorumluluğu öncelikle mukayeseli olarak İslâm hukukunda ve Türk hukukunda konunun teorisi üzerinden ele alınmakta, sonrasında bu sorumluluğun doğduğu haller bölümünde verilen örnek olaylar üzerinden konu somutlaştırılmaktadır.

Hukuki sorumlulukObjektif sorumlulukSorumluluk+5
Emrah Gökmen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00