1,120

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Franz Kafka'nın eserlerinde tanınma ve yabancılaşma problemi üzerine bir inceleme

Bu çalışma Franz Kafka'nın eserlerindeki tanınma ve yabancılaşma problemlerinin sosyolojik bir bakış açısıyla incelenmesini konu edinmiştir. Çalışmada öncelikle tanınma, yabancılaşma ve sosyal onay kavramlarının tanımına ve ilgili kuramcıların görüşlerine yer verilmiştir. Yazıları yaşantısının birer aynası olma niteliğine sahip olduğu için ikinci bölümde Kafka'nın yaşamı, kişiliği ve edebi yönü ele alınmıştır. Kafka eserlerinde mevcut toplumsal düzen içerisinde sistemin dışında kalan bireyin nasıl kabul görmediğini ve dışlandığını çarpıcı bir biçimde dile getiren bir yazardır. Kafka bireylerin belirli kalıplar içerisine alınmaya çalışıldığı, aynılaştırıldığı bir toplumda özellikle Yahudi kimliği ile kendi olma mücadelesi vermiştir. Bu mücadele kendini insanlardan ve toplumdan uzaklaştırdığı, kendi içine dönerek yazılarına sığındığı bir mücadeledir. Ayrıca aile ilişkilerinin duygusal bağdan yoksunluğu ve babası ile kurmuş olduğu negatif bağ da tanınma ve yabancılaşma problemleri yaşamasına zemin hazırlamıştır. Üçüncü bölümde ise Kafka'nın eserlerinden örnekler verilerek tanınma ve yabancılaşma problemlerinin nasıl yansıtıldığı ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda "Babaya Mektup" ve "Günlükler" adlı eserlerine özellikle ağırlık verilmiştir. Babaya Mektup, babası ile olan ilişkileri ve tanınma problemi açısından; Günlükler ise diğer sosyal ilişkileri ve yabancılaşmanın birey üzerindeki olumsuz etkilerini anlama açısından önemlidir. Çalışma tüm bu yönleri ile Kafka'nın eserlerinde tanınma ve yabancılaşma sorunsalı üzerinde durarak özellikle tanınma bağlamında ilgili literatüre katkı sağlamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Franz Kafka, Tanınma, Yabancılaşma, Sosyal Onay

Fransız edebiyatıKafka, FranzSosyal onay ihtiyacı+2
Meliha Ünal
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır örneğinde göç ve kadın

Bu çalışmada "Diyarbakır örneğinde Göç ve Kadın" ilişkisi tartışılmaktadır. Kadının Diyarbakır'a yerleştikten sonra hane içinde ve hane dışında yaşamış olduğu toplumsal değişim göç kuramlarıyla ve yaşanılan yerin toplumsal yapısıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada kadınların etnik, dini, coğrafi kökeni, iş hayatı ayrımı yapılmaksızın Diyarbakır'daki kent yaşamının kadınlar üzerindeki etkilerinin incelemesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Diyarbakır'a sonradan yerleşen 108 kadın ile görüşme yapılmış. Bu görüşmeler sonucunda elde edilen verilerin analizine bağlı olarak araştırma sonuçlandırılmıştır. Anahtar sözcükler: Göç, Kadın, Göçmen, Diyarbakır'da Göç, Kadın Göçü

DiyarbakırGöçlerGöçmenler+1
Nezahat Peker
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da suça sürüklenen çocuklar üzerine sosyolojik bir inceleme: Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi örneği

Bu çalışmanın amacı, Diyarbakır ilinde suça sürüklenen çocuklar kapsamında sosyolojik bir inceleme yapmaktır. Bu amaç çerçevesinde Diyarbakır'da Çocuk Ağır Ceza mahkemesi kapsamına girmiş olan suça sürüklenen çocukların sosyodemografik bilgilerini araştırıp, farklı suç tiplerindeki çocukların aile, eğitim, sosyal yaşamlarının farklılık ve benzerlikleri ortaya konulmuştur. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi dosyaları kapsamında 2015-2018 yılları arasında sosyal inceleme raporu alınmış çocukların raporları araştırma verisi olarak kullanılmıştır. Suça sürüklenen toplam 250 çocuğun verileri araştırmaya dahil edilmiştir. Bu veriler SPSS istatistik programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonuçları kapsamında yaş, cinsiyet, eğitim, çalışma durumu, yaşanan ilçe, sosyal çevre, aile türü, babanın çalışma durumu, gelir düzeyi ve aile içinde olumlu bir rol modelin olma durumunun çocuklarda suça sürüklenmeyi etkileyen faktörler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Çocuk Suçlu, Çocuk Suçluluğu, Suça Sürüklenme, Sosyal İnceleme Raporu

Ceza mahkemesiDiyarbakırMahkemeler+4
Dilek Demir Yıldırım
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokullarda iş sağlığı ve güvenliği kültürü üzerine sosyolojik bir inceleme: Diyarbakır örneği

Bu tez çalışmasında okullarda iş sağlığı ve güvenliği konusu Diyarbakır örneğinde ele alınmıştır. Okullarda iş sağlığı ve güvenliği, öğrencilerin yaşadıkları kazalar, öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki tutum-davranışları incelenmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin, kaza ve hastalıklardan korunmada taşıdığı önem tartışılmazdır. İş sağlığı ve güvenliği, çocukların okullarda karşılaştıkları tehlikeler, yaşadıkları kazalar sonucu okullarda uygulanmaya başlamıştır. Yaşanan bu gelişmelere rağmen okul kazalarının halen meydana geliyor olması, konunun önemini göstermektedir. Okullardaki iş sağlığı ve güvenliği konusunu ele alırken, öğrencilerin bu konudaki görüşleri değerlendirilmiştir Araştırmanın yöntemi, tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, araştırmada nicel araştırma tekniklerinden, anket tekniği uygulanmıştır. Anket çalışması Diyarbakır İli'ndeki ortaokul düzeyindeki öğrencilerle yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre okullarda uygulanan iş sağlığı ve güvenliği önlemleri yetersizdir. Okul ve okul çevresi çocuklar için her türlü koruyucu önlemin alındığı güvenli ortamlar olmalıdır. Çocuklar kaza ve güvenlik kavramlarını bilmemektedir. İş sağlığı ve güvenliğine dair materyaller okullarda bulunmamakta ve öğrenciler bunların anlamlarını bilmemektedir. İş sağlığı ve güvenliği bilincinin artırılması ve güvenlik kültürünün oluşturulması gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliğinde eğitimin önemi göz ardı edilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin okullarda ders olarak müfredatta yer alması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Okul, iş sağlığı ve güvenliği, kaza, çocuk, güvenlik kültürü

DiyarbakırGüvenlikGüvenlik kültürü+5
Ferda Öz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Samir Amin'de emperyalizm ve az gelişmişlik

1960'larda modernleşme teorilerine karşı çıkan Bağımlılık Ekol'ününün güncel temsilcileri arasında bulunan Samir Amin'in düşünceleri, az gelişmişlik ve emperyalizm konularının anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik konusundaki düşüncelerini ele almak ve bu düşüncelerin günümüz dünyasındaki geçerliliğini sorgulamak amaçlanmıştır. Amin de diğer Bağımlılık kuramcıları gibi az gelişmişliğin nedenlerini kapitalist sistem ile beliren iş bölümü olgusu ile, bu ülkelerin dünya sisteminde aldıkları rollerle açıklamıştır. Çalışmada da emperyalizm ve az gelişmişlik olgularının oluşumunda etkili olan XVI. yüzyılda bir dünya sistemi olarak beliren kapitalizmin genişleme süreci içersinde geçirdiği değişimlerin, bu olgular üzerindeki etkileri sorgulanmıştır. Amin'in düşünceleri bugün yaşanan sorunların temel nedenlerinin geçmişte yattığını ileri sürmesi ve bunları ana hatları ile ortaya koyması açısından önem taşır. Çalışmanın cevap aradığı ana sorular, az gelişmişlik ve emperyalizm olguları XVI. yüzyılda merkantilist aşama ile şekillenen kapitalist üretim şeklinin ortaya çıkmasıyla mı oluştu? Kapitalist üretim sisteminin dışına çıkılmadan, bağımlılık ilişkisi kopmadan üçüncü dünya ülkeleri emperyalizm ve az gelişmişlikten çıkabilirler mi? Merkez ve çevre ülkelerin bir araya gelerek kapitalist sistemin dışına çıkmak için oluşturdukları entarnasyonalizmin inşası mümkün müdür? Bu sorular Amin'in düşünceleri çerçevesinde ele alındı. Öncelikle emperyalizm ve az gelişmişlik kuramlarını anlama yoluna gidildi. Bu kuramlardaki düşünceler çerçevesinde bir bütün olarak bu olgular değerlendirildi. Sonuç olarak Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik modeli günümüz dünyasındaki gerçeklikler dikkate alındığında eksik kalmaktadır. Genel olarak emperyalizm ve az gelişmişlik olgularının bir üretim şekli ile belirlenmediği, üçüncü dünya ülkelerinin de kapitalist üretim sisteminin dışına çıkamayacağı, kapitalist üretim ilişkisi içinde gelişmelerinin sağlanacağı ve merkez-çevre ülkelerinin birleşerek oluşturacağı enternasyonalizm inşasının oluşturulamadığı sonucuna varıldı. Bu çalışmada, Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik açıklamalarında kullandığı yedi kavram bu tez çalışmasının konusunu oluşturur. Emperyalizm ve az gelişmişliğin temel nedeni olarak ele aldığı kapitalizm, kapitalist sisteme bağlı olarak oluşan merkez-çevre, kapitalist sisteme karşı çıkabilmek için merkez ve çevre halklarının birleşimine dayanarak inşa ettiği enternasyonalizm, merkez ve çevre ülkeler arasında ücret farklılığını ele aldığı eşitsiz mübadele, ABD, Avrupa Birliği Japonya'nın birleşimini esas alan TRIAD1, Hindistan, Rusya, Çin işbirliğini ele alan Avrasya Projesi, az gelişmiş ülkelerin az gelişmişlikten çıkabilmelerine yönelik önerdiği kopuş kavramıdır. Çalışmada bu kavramlar etrafında az gelişmişlik ve emperyalizm olguları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Samir Amin, Emperyalizm, Az Gelişmişlik, Bağımlılık Ekolü, Kapitalizm

Amin, SamirAzgelişmişlikEmperyalizm+1
Nesiba Kurbanoğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş ve göç ilişkisinin sosyolojik yorumlanması: 2023 yılı İstanbul Sultanahmet Bölgesi örneği

"Savaş ve Göç İlişkisinin Sosyolojik Yorumlanması: 2023 Yılı İstanbul Sultanahmet Bölgesi Örneği" tez çalışması kapsamında son yıllarda Ortadoğu coğrafyasında meydana gelen savaşlar nedeniyle ortaya çıkan kitlesel göç hareketleri için merkezi konumunda olan Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Suriyeli mültecilerin yerleştiği İstanbul ili, Fatih İlçesinin Sultanahmet semtindeki göç olgusu ve göçmenlerin çalışma hayatları araştırılacaktır. Göçün oluşma zemininin altında yatan birçok etki vardır ve etkileri bağlamında göçmenin karar alma durumu değişip dönüşebilmektedir. Göç etme kararı, göç etme sürecinde oluşabilecek riskler ve mekân seçimleri göçmenin verdiği karar ile ya da göçmenin kararları dışında gelişebilmektedir. Bu çalışma da oluşan mekânsal yönelimi irdelemek, dolayısıyla mekânın seçiminin altında yatan tarihsel, sosyo-kültürel ve politik kısımların etki düzeylerini atlamadan göç ile meydana gelen kitlesel göç, transit göç (transit migration) ve sığınmacı (refuge) gibi göç tiplerine ve "geçici sığınmacı" statüsünde olan Suriyelilerin çalışma hayatlarına değinilmektedir. Dolayısıyla araştırmada savaş nedeniyle ortaya çıkan göç hareketlerini, göçmenlerin ve göçülen ülke vatandaşlarının göç olgusunu algılama şekillerini, göç etme ve yeni yerleşilen bölgeye adaptasyon süreçleri ve çalışma hayatlarına odaklanılacaktır. Böylelikle Sultanahmet bölgesinde Suriyeli çalışanların bölgenin sosyolojik yapısında yarattıkları değişim ve dönüşüm irdelenecektir.

Hayrettin Erkan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fayton tartışmaları çerçevesinde 1980'lerden günümüze Büyükada'da değişim ve dönüşüm

İstanbul'un Adaları 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren faytonlarıyla sembolleşmiştir. Adalardaki faytonlarda 1980 sonrası problemler oluşmaya başlamıştır. Problemleri çözümlenemeyen faytonları, atların zulme uğradığı gerekçesiyle hayvan hakları savunucuları öncülüğündeki toplumsal hareket 2010'la birlikte kamuoyuna taşımış, 2014 sonrası eylem ve kampanyalarıyla kamuoyunun önemli meselesi haline getirmiştir. Toplumsal hareketin 2019 sonunda başladığı Yaşam Nöbeti eylemi sırasında 2020 yılı başında Adalarda fayton kullanımı son bulmuştur. Bu araştırma Adalarda fayton kullanımının nasıl son bulduğunu hayvan hakları savunucuları öncülüğündeki toplumsal hareket üzerinden 1980 sonrası Büyükada'ya odaklanarak analiz etmeyi hedeflemiştir. Nitel yöntemle verilerini derleyen araştırma analizinde hayvan haklarının kuramsal ve kavramsal araçlarıyla diyalog kurularak toplumsal hareket kuramlarından siyasi fırsat yaklaşımının analitik çerçevesiyle yol alınmış, kültürel yaklaşımın kuramsal ve kavramsal araçlarından yararlanılmıştır. Araştırma bulguları toplumsal hareketin ittifakları, strateji ve taktikleriyle kararlılıkla verdiği mücadele ve 2019 yılında ortaya çıkan siyasi bağlamı kullanma becerisi göstererek Adalardaki faytonların kaldırılması hedefine ulaştığını ancak atları zulme uğramaktan kurtarmayı başaramadığını ortaya koymaktadır.

İpek Böke
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüzünde farklı olmanın sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: David Le Breton'un Yüz Teorisi kapsamında niteliksel bir çalışma

Bu tez, yüz ve sakatlık meselelerine odaklanarak, yüzünde sakatlığı taşıyan kişilerin sosyal ilişkilerini, kurumsal deneyimlerini, hayatı değerlendirme biçimlerini ve duygularını David Le Breton'un teorileri ışığında incelemektedir. Tezin verisinin dayandığı alan araştırması, 2020-2023 yılları arasında niteliksel araştırma yöntemlerinin iki deseni olan fenomenolojik desen ve netnografik desen kullanılarak tamamlanmıştır. Araştırma yüzde sakatlığı taşımak ile ilgili beş önemli bulguyu ortaya çıkarmıştır. Birincisi yüz kimlik kurucu bir öğedir ve yüzdeki sakatlık tüm bedeni etkileyen bir sakatlık olarak deneyimlenmektedir. İkincisi yüzünde sakatlığı bulunan kişiler sosyo-ekonomik aidiyetleri bakımından eğitime, işe ve tedaviye erişimde farklı zorluklar yaşamaktadır. Üçüncüsü yüzünde sakatlık olan kişiler sadece üzüntü, karamsarlık, mutsuzluk gibi olumsuz duyguları deneyimlemezler. Özellikle benzer deneyimler yaşayan kişilerle bir arada bulunduklarında ve dayanışma ağlarına katıldıklarında neşe, iyimserlik gibi daha olumlu duyguları da deneyimlerler. Dördüncüsü yüzünde sakatlık olan kişiler hayata aktif olarak katılmayı, kendi ayaklarının üstünde durmayı ve bağımlı olmadan bir hayat sürdürmeyi talep etmektedirler. Beşincisi hem sakatlık hem de duygular toplumsal etkileşimler, yapılar, beğenilerle birlikte yeniden üretilen dinamikler olduğundan, yüzünde sakatlık olan kişiler toplumsal alanda dışlanmaktan rahatsızdırlar ve buna karşın sıradan biri olmak hakkını talep ederler.

Nur Özer
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın kooperatiflerine aktif üyeliğin kadınların güçlendirilmesindeki rolü: İstanbul kadın kooperatifleri örneği

Köklü bir tarihi olan kooperatifler, dayanışma duygusuyla hizmet vererek ekonomiye katkı sağlamasından dolayı toplumsal kalkınma modeli olarak görülmektedir. Kooperatifin yapısı ve kadın kooperatiflerine verilen devlet desteği ile kadın kooperatiflerine duyulan ilgi artmaktadır. Buradan hareket eden bu araştırma, kadınların kooperatife dahil olduktan sonra sosyal, ekonomik ve politik alanlarda neler deneyimledikleri ve kadınların bu alanlarda yaşadığı sorunlara çözüm sağlayıp sağlamadığını değerlendirmek amaçlanmaktadır. Araştırmada, İstanbul ilinde faaliyet veren kadın kooperatiflerine aktif üye olan kadınların deneyimlerine başvurulmuştur. Araştırmaya, 33-66 yaş aralığında on dört kadın katılmış olup, yarı yapılandırılmış görüşme rehber formu ile derinlemesine görüşme tekniği uygulanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, kategori ve kod ile içerik analizi uygulanarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda; kadınların elde edilen gelirle ihtiyaçlarını karşılayabildikleri ve özgür bir şekilde harcayabildikleri görülmüştür. Kooperatifte verilen eğitimlerle kendilerini geliştirebildikleri ve farklı faaliyetlere katılabilmeleri ile sosyalleşmişlerdir. Kooperatif içerisinde alınan kararlara katıldıkları, yönetici olabilme imkanları ve dayanışma içerisinde olmaları ile kendilerini daha faydalı ve saygın görmüşlerdir. Bu anlamda kooperatifin, ekonomik, sosyal ve politik alanlardaki etkisi sorgulanmış olup, anlamlı ilişki tespit edilmiştir.

Nuray Şakırgün
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Anlam arayışı, alternatif kutsallıklar, ihtiyaca uyarlanmış itikatler: Türkiye'de yeni çağ inanışları ve pratikleri

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Yeni Çağ İnanışları alanında eğitim veren, faaliyetler düzenleyen kurumların incelenmesi ve bu kurumlara kimlerin hangi nedenlerle katıldığının anlaşılmasıdır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile derinlemesine mülakat ve katılımlı gözlem tekniklerinden yararlanılarak yürütülmüştür. Bir yıldan fazla süren saha araştırması boyunca 15'den fazla eğitime katılınmış, 250'den fazla kişiyle görüşülmüş, 76 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Bu noktada Yeni Çağ İnanışları ile ilgili eğitim ve faaliyetlere katılan kişilerin çoğunluğunun 35-45 yaş aralığında, orta ve üst gelir düzeyine sahip, iyi eğitimli bireylerden oluştuğu ve kadın katılımcı oranının daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların hayatlarına anlam katma, sorularına yanıt, sorunlarına çözüm bulma, kendilerine maddi-manevi bir fayda sağlama amaçlarıyla bu eğitim ve faaliyetlere katıldıkları sonucuna varılmıştır. Öte yandan grup katılımlarının kişilere sosyalleşme imkânı verdiği anlaşılmıştır. Bu noktada konunun geniş bir çerçeveden anlaşılabilmesi için Goffman'ın Dramatürjik yaklaşımı ile Bourdieu'nün habitus, alan, sermaye, oyun ve illusio kavramlarından yararlanılmıştır. Literatürün zaman zaman işaret ettiği, Yeni Çağ İnanışlarının oluşup gelişmesinde en önemli etkenlerin başında insanların hem bireysel hem toplumsal olarak dinden uzaklaşmaları olduğunu savunan sekülerleşme kuramı söyleminin aksine katılımcıların Yeni Çağ İnanışlarına dini bir anlam yüklemedikleri, bunların mevcut kurumsal inançlarıyla çeliştiğini düşünmedikleri ve Yeni Çağ İnanışlarını kültürel bir pratik olarak değerlendirdikleri belirlenmiştir. Diğer taraftan Yeni Çağ İnanışları ile ilgili eğitim ve faaliyet düzenleyen kurumların ticari bir boyutu olduğu, ticari kuruluşlara benzer biçimde bir kurumsal kimlik ve yönetim şekli sergileme çabasında oldukları gözlemlenmiştir. Katılımcıların çok büyük bir oranının ileride bu alanda meslek sahibi olmak istemeleri ve bunun için sertifika veren kurumları tercih etmeleri Yeni Çağ İnanışlarının bir Pazar olarak gelişim göstermekte olduğuna işaret etmektedir.

Burcu Doğan Koçak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul'da kör bireylerin ilişkisel deneyimlerinin Elizabeth Grozs'un uçucu bedenler düşüncesi ile incelenmesine dair niteliksel bir çalışma

Körler dünyada ve Türkiye'de de genel nüfusun yaklaşık %0,3'lük hatırı sayılır bir kesimini oluşturmaktadır. Türkiye'de körlerle ilgili çalışmalar ise özellikle Cumhuriyet dönemiyle engellilere yönelik bilimsel yaklaşımla gerçekleştirilen eğitim süreçleriyle başlamıştır. Günümüze varan süreçte ise çalışmanın sınırları açısından sivil toplum örgütlerinin eşit, erişilebilir ve engelsiz hayat talepleriyle özetlenebilecek mücadelelerle genç kuşaklarca devralınmış ve dijital ve teknolojik olanakların desteğiyle dönüşerek devam etmektedir. Bu çalışma niteliksel yöntemle yapılmıştır. Körlerin yaşamda karşılaştıkları körlük, kör hareketi mücadelesi, erişilebilirlik, Braille, baston, bilişim ve gelecek hakkındaki deneyimlerine ve görüşlerine odaklanmaktadır. Bu açıdan bu tez çalışmasıyla körlerin toplumsal hareketlerde, erişilebilirlikte yaşadıkları süreç ve zorlukların, körlükle ilgili teknolojik-dijital araç ve olanaklarla erişim ve kısıtlılıkların nasıl değiştirdiğine odaklanmaktadır. Tez körlerin ve körlük konusunun akademik görünürlüğü arttırmayı, disiplinler arası olarak sakatlık çalışmaları, toplumsal hareketler ve beden sosyolojisi literatürlerine katkı yapmayı amaçlamaktadır. Çalışmada İstanbul'da yaşamakta olan ya da daha önce yaşamış on iki kör katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'de körlerin deneyimleri konusunda toplumsal mücadele alanının, erişilebilirlik koşullarını ve yeni gelişen dijital ve teknolojik olanakların mevcut alanlardaki ilişkiselliği nasıl değiştirdiğine dair sonuçlara ulaşılmıştır.

Batuhan Avşaroğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrası depreme bakış ve sonuçları anlamlandırmada kuşaklar arası farklar: Osmaniye örneği

Bu çalışma, farklı kuşaklardan depremzedelerin geçirdikleri büyük bir afeti başta kader olmak üzere hangi çerçevelerden anlamlandırdıklarını, bu açıdan depremin yıkıcı sonuçlarıyla nasıl başa çıktıklarını, afetlere bakışta benimsedikleri çerçevenin toplumsal dayanıklılık ve kırılganlık açısından nasıl değerlendirebileceğini araştırmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda risk kültürü ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılık/kırılganlık üzerine kuramsal, kavramsal tartışmalardan yararlanılmış, Osmaniye ilinde 2024 yılında bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri ardından Osmaniye'de gerçekleştirilen saha çalışmasında elde edilen bulgular şunlardır: Depremden önce katılımcıların herhangi bir afet planı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İleri yaş grubun depremi kader olarak algılamaktadır. Kuşaklar arası fikir ayrılıkları olduğu söylenebilir. Bulgular risk kültürü ve afetlere yönelik dayanıklılık konusunda anlayış düzeyinde ileri yaş grupları başta olmak üzere kırılganlıklara işaret etmiştir. Afetlere yönelik toplumsal dayanıklılık açısından farklı yaş grupları çerçevesinde değişimin önemli olduğu sonucuna varılabilir.

Büşra Bacak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerin mesleki edimlerinin yorumlanmasında mekân, denetleme ve dramaturjinin sinemaya yansımaları: Vurun Kahpeye (1973), Kuru Otlar Üstüne (2023), Öğretmenler Odası (2023)

Bu araştırma, Erving Goffman'ın Dramaturjik Teorisi ve teori kapsamındaki kavramlar doğrultusunda öğretmenlerin çalışma mekânlarında sergiledikleri rol oynama davranışları ile mekânsal aidiyetlerini; sinema eserlerini analiz ederek incelemeyi amaçlamaktadır. Mekânın yalnızca fiziksel boyutu olan bir kavram olmaması ve toplumsal süreçleri etkileyip dönüştüren canlı yapısı nedeniyle öğretmenlerin mekâna aidiyetleri ve mekândaki yaşantıları, toplumsal rollerinin şekillenmesi ve mekânın bu anlamda ne gibi bir aracılık ettiğini araştırmak hatta mekânda üretilip sergilenen öğretmen kimliğini incelemek önem arz etmektedir. Goffman'ın "Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu" adlı eserinde yer alan kavramlarla oluşturulan tema ve kodlar; öğretmenin meslek sunumunu gerçekleştirirken sergilediği performansı açıklamak için kullanılmaktadır ve seçilen üç sinema filmi de bu incelemeyi gerçekleştirmek için gerekli veriyi sağlamaktadır. Bununla beraber çalışmada, kontrol ve denetim mekanizmalarının öğretmenin çalışma mekânı içindeki yaşantısına etkisi, öğretmenlerin çalışma mekânına aidiyetleri ve rol yapma davranışlarına varsa etkisi ve boyutlarının incelenmesi hedeflenmektedir. Bu noktada Michel Foucault'nun disiplin ve kontrol mekanizmaları, dramaturjik yaklaşım doğrultusunda gerçekleşen rol oynama davranışında ve benlik sunumunda, öğretmenin mekândaki aidiyetini etkileyebilecek faktör olarak araştırmaya dâhil edilmektedir.

DramaturjiErkek öğretmenlerKadın öğretmenler+4
Zeynep Tuğçe Güzel
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Goffman'ın dramaturjik yaklaşımı bağlamında Instagram'da iş hayatına dair eleştirel içerik üretiminin incelenmesi

Teknolojik gelişmelerin hız kazanmasıyla birlikte 20.yüzyılının sonlarından itibaren dijital alanlar toplumsal ilişkileri, emek ilişkilerini, kültürü ve birçok başka unsuru kökten değişimlere uğratırken sosyolojinin toplumu ele alma biçimlerini değiştirmiştir. Bu çerçevede sosyoloji literatürün de kaçınılmaz bir şekilde dijital alanda üretilen her türlü içeriğin toplumsal olana etkisine yoğunlaşmıştır. Diğer bir yandan ekonomik ve sosyal anlamda düzen değişikliklerinin beyaz yakalı çalışanların toplumsal konumlarında ortaya çıkardığı sosyolojik değişim sosyal medyayı bu değişime hem tanıklık ettiği hem de yeni iş alanları ortaya çıkararak dönüştürdüğü bir alan olarak karşımıza çıkarmıştır. Bu çerçevede bu tez çalışması kapsamında sosyal medya kanallarından biri olan Instagram da iş hayatına yönelik eleştirel içeriklerin gündelik hayat pratiklerine yansımasını sosyolojik olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede Goffman'ın benliğin sunum biçimlerini tariflerken kullandığı dramaturji yaklaşımının sunduğu kuramsal zeminde Instagram da üretilen içerikler incelenmiştir. Tez çalışmasının araştırması için içerik analizi yöntemi seçilmiş sınırlılıklar belirlenerek toplanan Instagram reels ve fotoğraf paylaşımlarından oluşan içerik analiz edilmiştir.

Zeynep Beyza Yeneröz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çukurova Bölgesi'nde aile çiftliklerinde nesiller arası habitus ve sermaye aktarımı

Bu doktora tezi, Türkiye'nin en verimli tarımsal alanlarından Çukurova'da faaliyet gösteren büyük aile çiftliklerinde, nesiller arası devamlılığı mümkün kılan toplumsal, kültürel ve ekonomik dinamikleri sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışma, Pierre Bourdieu'nün habitus ve sermaye kavramları (ekonomik, sosyal, kültürel, simgesel) temel alınarak, maliyet artışları, piyasa dalgalanmaları, iklim değişikliği, genç nüfusun tarımdan uzaklaşması ve ekonomik belirsizlik gibi çoklu baskılara rağmen Çukurova'daki aile çiftliklerinin varlığını sürdürmesinin yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, aile çiftçiliğinin ekonomik rasyonalitenin ötesinde, toplumsal ve kültürel olarak nasıl yeniden üretildiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada iki kuşağa mensup 25 çiftçi ailesiyle yapılan derinlemesine görüşmeler, tarımsal yaşamın ekonomik olduğu kadar toplumsal roller, değer aktarımı, aidiyet biçimleri ve temsil mücadeleleriyle de şekillendiğini göstermektedir. Habitusun kuşaklar arası dönüşümü, sermaye türlerinin aktarımı, ekonomik stratejilerin değişimi, toprağa yüklenen anlamlar ve "iyi çiftçi" kimliğinin kuşaklar arası aktarımı analiz edilmiştir. Bulgular, genç kuşakların çiftçiliği sadece ekonomik bir zorunluluk değil; ailevi sorumluluk, yerel itibar, etik bağlılık ve yaşam biçimi olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Böylece aile çiftçiliği, üretim temelli bir faaliyet olmaktan çıkarak kuşaktan kuşağa aktarılan çok boyutlu bir toplumsal pratik haline gelmektedir.

İlhan Karmutoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hipodromdan beyaz perdeye: Sinema filmlerinde at yarışlarının boş zaman sosyolojisi bağlamında analizi

Bu çalışma, at yarışlarını boş zaman ve kumar sosyolojisi bağlamında ele alarak, bu pratiğin sinema filmlerindeki temsillerini eleştirel söylem analiziyle incelemeyi amaçlamaktadır. Boş zaman, modern toplumda yalnızca dinlenme ya da eğlenme amacıyla tüketilen bir alan olmanın ötesine geçerek; bireyin kimliğini kurduğu, sınıfsal aidiyetlerini ifade ettiği ve kültürel anlamlar ürettiği sosyolojik bir kategoriye dönüşmüştür. At yarışları, bu bağlamda hem serbest zaman etkinliği hem de risk, şans ve rekabet gibi kavramları içeren bir kumar biçimi olarak özgül bir toplumsal pratik oluşturur. Tezde, at yarışları toplumsal bir etkinlik ve kültürel bir temsil nesnesi olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda seçilen sinema filmleri üzerinden yapılan eleştirel söylem analizi, at yarışlarının sinemada nasıl kurgulandığını, hangi toplumsal anlamlarla yüklendiğini, karakter temsilleri aracılığıyla hangi sınıfsal ve ideolojik mesajları taşıdığını ortaya koymaktadır. Temsil edilen at yarışları; şans, kader, kayıp, umut, bağımlılık, yükselme ve düşüş gibi temalar etrafında şekillenmekte, boş zamanın bireysel ve toplumsal boyutlarını yeniden üretmektedir. Çalışma, boş zamanın nötr bir kategori olmadığını; aksine ekonomik yapılar, kültürel normlar ve ideolojik süreçlerle biçimlendiğini savunmaktadır. Sinema ise bu süreçlerin yansıtıldığı ve yeniden üretildiği güçlü bir görsel söylem alanı olarak işlev görmektedir. Bu yönüyle tez, hem boş zaman sosyolojisine hem de sinema temsilleri üzerinden kültürel analizlere katkı sunmayı hedeflemektedir.

Melek Emir
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyona sosyolojik bir bakış: A Mouthful Of Air (2021), Baby Blues (2008), Tully (2018) ve The Witches (2024) filmlerinde annelik temsilleri analizi

Bu tez, postpartum depresyonu sinema aracılığıyla inceleyerek, anneliğe dair toplumsal ve kültürel beklentilerin, kadınlar üzerindeki psikososyal etkilerini anlamaya yönelik sosyolojik ve feminist bir analiz sunmaktadır. Tully (2018), A Mouthful Of Air (2021), Baby Blues (2008) ve The Witches (2024) adlı dört film, postpartum depresyonun temsili, normatif annelik kalıpları, sistemik destek eksiklikleri, sessizlik ve utanç kültürü, sınıf, ırk ve mesleki kimlik gibi kesişen toplumsal etkenler bağlamında ele alınmıştır. Bu kapsamda, kadınların yaşadıkları kırılmaların sinemada temsil edildiğini, nasıl estetikleştirildiği, toplumsal olarak görünmezleştirildiği ya da dayanışma aracılığıyla görünür kılındığı irdelenmiştir. Çalışma, filmlerdeki anlatıların toplumsal cinsiyet rolleri, kurumsal yetersizlikler ve medikal epistemik adaletsizlik üzerinden annelik deneyimlerini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne sererken, kadınların bu koşullar altında özne olarak nasıl var olabildiklerini de sorgulamaktadır. Feminist film kuramı ve söylem analizi yöntemleriyle gerçekleştirilen bu karşılaştırmalı analiz, postpartum depresyonun bireysel bir sorun değil, toplumsal olarak şekillenen bir deneyim olduğunu ortaya koymaktadır.

Depresyon-postpartum
Sumru Özarslan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çocuk eğitimevleri / ceza infaz kurumlarında sunulan eğitim hizmetlerinin tutuklu ve hükümlü çocuklar ile kurum öğretmenleri açısından değerlendirilmesi

İnsanlık tarihi kadar eski olan suç olgusu, toplumun her kesiminde görülen, geneli kapsayan bir sorundur. Suç herhangi bir ülkeye veya topluma özgü değil; aksine tarihin her döneminde hemen hemen tüm toplumlarda görülen yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Zaman içerisinde suçun yalnızca nitelik ve niceliği değişmektedir. Türkiye'de suç işleyen çocuk sayısının son yıllarda arttığına tanık olunmaktadır. Bu durum Türkiye açısından da çocuk suçluluğunun araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Çocuk suçluluğu hukuksal bir olgudan ziyade sosyal faktörleri de içinde barındırması sebebiyle sosyolojik bir olgudur. Tutuklu ve hükümlü çocukların çocuk eğitimevlerinde ve ceza infaz kurumlarında kaldıkları süreçte ortamları, birbirleriyle ve diğer ilgili kişilerle iletişim ve etkileşimleri, kurumlardaki yaşam deneyimleri ileri yaşlarda çocuğun hayatını tamamen etkileme ve hatta değiştirebilme potansiyeline sahiptir. Özellikle okul çağında iken söz konusu kurumlarda bulunan çocukların eğitim yaşantılarına dair aldıkları mesafenin ya da nasıl bir eğitim sürecinden geçtiklerinin, ne tür eğitsel kazanımlar elde ettiklerinin bilinmesi, gelecekte bu çocukların kendilerine ne yönde bir yol çizmeye çalıştıklarının da bir göstergesi olabilmektedir. Eğitim hakkının temel bir insan hakkı olduğu kabulünden hareketle, bu hakkın ceza infaz kurumlarında bulunan insanlar için de geçerliliği bulunmaktadır. Özellikle, bugün çocuk eğitimevlerinde/ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların eğitim ihtiyaçlarını dile getirmek, bu ihtiyaçların karşılanmasının ve en iyi şekilde yerine getirilmesinin önemine dikkat çekmek, bu araştırmanın ortaya çıkış gerekçeleridir. Türkiye'de çocuk eğitimevlerinde/ceza infaz kurumlarında sunulan eğitim hizmetlerinin tutuklu ve hükümlü çocuklar ile kurum öğretmenleri açısından değerlendirilmesi bu araştırmanın inceleme alanını oluşturmaktadır. Suç ve eğitim sosyolojisinin sınırları içinde bu süreç anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Ankara ve İstanbul illerinde bulunan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumları ile Çocuk Eğitimevlerinde kalan tutuklu ve hükümlü çocuklar arasından seçilen 280 çocuk ile anket çalışması yapılmıştır. Yine bu kurumlarda görev yapan 8 kurum öğretmeni ile mülakat yapılmıştır. Mevcut birincil ve ikincil bilgi kaynaklarından toplanan veriler ve yapılan görüşmeler neticesinde Türkiye'de çocuk eğitimevlerinde/ceza infaz kurumlarında kalan çocukların genel görünümleri, sunulan eğitim hizmetlerinin mevcut durumu, uygulamaların aksayan ve eksik yönleri ortaya konmuş, araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan hareketle önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocuk Ceza İnfaz Kurumu, Çocuk Eğitimevi, Suç, Çocuk Suçluluğu, Kurum Öğretmeni, Eğitim

Ceza infaz kurumlarıEğitimEğitim faaliyetleri+6
İremnur Güdek
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türk ev işçisi kadınların ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Özbek ev işçisi kadınların çalışma hayatı: Ankara'daki rezidanslar üzerinden bir çalışma

Bu çalışmaya, ev hizmeti sektöründe çalışan Özbek ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kadın iş gücünü, yeni Ankara yerleşim modelinde; sahada yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler ile iş bulma, işe alım süreçleri ve çalışma koşulları, işe uyum sağlama süreçleri gibi konulardaki farklarının temel alınıp prekarya kavramı ile ilintili bir şekilde değerlendirilmesi temel argümanı ile yola çıkılmıştır. Ev işçisi olarak çalışan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Özbek kadınların, zorlu çalışma koşullarının ve hayatta kalma stratejilerinin kesişimsel olarak nasıl biçimlendiği, benzeyen ve farklılaşan boyutlarının neler olduğu bu çalışmanın araştırma sorusudur. Bu soruyu prekarya kavramı ile ilintili olarak anlamlandırmayı hedefleyen çalışma, Türkiye'de ev işçisi kadınların etkin bir sosyal korumadan yoksunluğunun beraberinde getirdiği güvencesiz/ kırılgan (vulnerability), kayıt dışı çalışma koşullarına odaklanmaktadır. Öte yandan, ev hizmetinde çalışan Özbek çalışan kadınların çalışma koşullarıyla ilintili olarak karşılaştıkları sorunları anlamak amacıyla yararlanılan bir diğer analitik araç ise farklı tahakküm hatlarının nasıl kesiştiğini, üst üste bindiğini ya da iç içe geçtiğini trafikteki dörtyol/kavşak (intersection) metaforundan yola çıkarak ortaya koyan kesişimsellik paradigmasıdır. Bu araştırmanın alan çalışması iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk olarak masa başı çalışma aşamasında ev işçiliği, ev işçiliğinde çalışan yabancı kadınlar, yerli ve yabancı kadınların kesişimsel perspektiften yaşadıkları ayrımcılık alanlarına dair literatür taraması yapılmıştır. Literatür taramasının ikinci bölümünü ev işçiliğine dair Türkiye'deki ve Özbekistan'daki yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi ve Türkiye'ye gerçekleştirilen göç ile bağıntısının incelenmesine dair çalışmalar oluşturmaktadır. Araştırmanın ikinci aşamasını saha çalışması oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasının saha araştırması 2021 bahar dönemi 2022 güz dönemi boyunca devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kadın işçilerle Özbekistanlı kadın işçilerin çalışma hayatlarında deneyimledikleri ekonomik, kültürel, sosyal kırılganlıkların benzerlik ve farklılıkların anlaşılabilmesi ve kişilere ilişkin daha geniş ve betimsel bir veri sunması açısından nicel ve nitel araştırma yönteminin birlikte kullanılmasının daha elverişli olduğu kabul edilmiştir. Yerli ve Özbek ev işçisi kadınları kapsayan bu çalışmada; nitel ve nicel araştırma yönteminin benimsenmesi, heterojen bir grup hakkında elde edilebilecek daha detaylı ve deneyimin yüz yüze, doğrudan yaşayan kişi tarafından anlatılabilmesine olanak sağlamaktadır. Araştırma öznesinin yerli ve Özbek ev işçisi kadınların olduğu bu çalışmada, betimleyici sosyolojik içerik analizi benimsenmiştir. Betimleyici sosyolojik içerik analizi, kişisel anlamın ve deneyimin detaylı bir şekilde sunulmasına ve keşfedilmesine olanak sağlamıştır. Çalışmanın örneklemini Ankara ilinin yeni yerleşim yerlerini temsil eden; 'rezidans' oluşumları meydana getirmektedir. Ankara'da bulunan rezidans yerleşim yerleri içerisinden 23 Özbekistanlı anahtar kişiye ulaşılmıştır. Anahtar kişiler aracılığı ile 52 kişiye ulaşılmıştır. Özbekistanlı 52 kadın ev hizmeti işçisi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Rezidans konutları içerisinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 11 kadın ev hizmeti işçisine ulaşılmış ve anahtar 11 kişi yardımı ile derinlemesine görüşme yapılan işçi sayısı 49 olmuştur. Bu aşamada kartopu yöntemiyle ulaşılan örneklemle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeden elde edilen sosyo demografik bulgular betimleyici içerik analizi ile derinlemesine yorumlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Özbek kadın ev işçilerinin deneyimleri karşılaştırıldığında farklılıkları ve benzerlikleri Jürgen Habermas 'ın kamusal/özel alan kuramı çerçevesinde bulgulayan çalışma; prekarya kavramı temelinde, enformel sektörlerden biri olan ev işçiliği sektöründe güvencesizliğin nasıl yapılandırıldığını incelemeye almıştır. Tartışma bölümünde elde edilen bulgular betimleyici içerik analizi ile değerlendirilirken ve sonuç bölümünde ise, elde edilen sonuçlar analitik genelleme yaklaşımı ekseninde Pierre Bourdieu'nun mekânsal/zamansal analizi kullanılarak ve sermaye biçimleri temel alınarak yorumlanmış ve müzayede sistemi metaforundan yola çıkarak ev işçisi kadınların sosyoekonomik bakımdan güçlenmesine dair yapılacak olan yeni çalışmalara yol gösterici olmuştur. Anahtar Kelimeler : Ev işçiliği, Göçmenlik, Kesişimsellik, Toplumsal Cinsiyet, Prekarya

AyrımcılıkEv hizmeti sektörüEvde bakım hizmetleri+7
Merve Özyüksel
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dini sembol ve pratikler düzleminde kuşakların dindarlık yorumunda algı farkları: Trabzon ili örneği

Dindarlık, kişinin hayatında dinin önemini, dine inanma ve bağlanma düzeyini ifade eden bir kavramdır. Her din, toplum, tabaka ve hatta yaşam tarzı içerisinde farklı dindarlık biçimleri bulunmakta ve buna bağlı olarak farklı dindarlık yorumları söz konusu olabilmektedir. Bu anlamda kişilerin içinde bulunmuş olduğu kuşak ve zaman dilimi de, dindarlık yorumlarında dini pratiklere ve dini sembollere yükledikleri anlamlarda farklılıkları beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada dini sembol ve pratikler düzleminde kuşakların dindarlık yorumundaki algı farkları araştırılmıştır. Araştırma, insanların diğer insanları eylemsel, kişisel, davranışsal olmak üzere hangi dini pratiklere ve bedensel, mekânsal olmak üzere hangi dini sembollere göre dindar olarak tanımlayıp tanımlamadıklarını, kuşaklar arasında dindarlık tanımlamasındaki olası farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koyma amacı taşımaktadır. Araştırma kapsamında toplumun bir üyesi olarak insanların birbirleriyle iletişim kurarak ve etkileşim içerisine girerek din ve dindarlık alanına yönelik gündelik hayat içerisinde inşa etmiş oldukları anlamın; kişilerin yaşamış oldukları döneme, koşullara, birbirleriyle olan etkileşimlerine göre değişip değişmediği, insanlar tarafından oluşturulan anlamda zaman içerisinde eski ve yeni kuşaklar arasında bir farklılığın yaşanıp yaşanmadığının araştırılmak istenmesi sebebiyle teorik zemin Peter Berger ve Thomas Luckmann'ın gerçekliğin sosyal inşası kuramına dayandırılarak tasarlanmıştır. Bu çerçevede araştırma mekânı olarak Trabzon ili seçilmiştir. Kuşaklar arasındaki farklılıklara dair bilgileri daha açık ve anlaşılır bir şekilde sunması açısından çalışma grubu ise, Bebek Patlaması Kuşağı ve Y Kuşağı üyelerinden oluşmaktadır. Kuşakların dindarlık yorumundaki algı farklarını ortaya koymayı amaçlayan çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Tabakalı amaçsal örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 katılımcı (10 Bebek Patlaması Kuşağı ve 10 Y Kuşağı) ile yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Mülakatlar sonucunda elde edilen veriler ise, betimsel analiz tekniğiyle yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda kişilerin dindarlık tanımı, dindar kişi tasnifi, önem verdikleri dini semboller ile ilgili Bebek Patlaması Kuşağı ve Y Kuşağı arasında bir farklılığın bulunmadığı, buna karşın söz konusu iki kuşağın kişilerin dindarlığının belirlenmesi hususunda dini semboller ve pratikler üzerinden gerçekleştirdikleri dindarlık yorumlarında ise birtakım farklılıkların bulunduğu görülmektedir.

Din sosyolojisiDindarlıkDini semboller+3
İleyda Şen
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Düzensiz göçmenler ile geçici koruma altında bulunan bireyler tarafından jandarma sorumluluk bölgesinde işlenen asayiş suçlarına ilişkin bir analiz

Bireyler varoluşlarından bu yana çeşitli etmenlerin etkisiyle daha refah bir yaşam kurmak, ekonomik yeterliliklerini sağlamak ve daha güvenli bir ortamda yaşamlarını sürdürmek amacıyla sürekli göç etmişlerdir. Ancak göç olgusu sadece fiziksel bir hareketten ibaret değildir. Hem göç eden bireylerde hem de göç edilen topluluklarda önemli sosyal ve kültürel değişimler meydana getirmektedir. Göç sürecinde en fazla etkilenen bireyler olduğundan yeni topluma uyum süreçleri de kolay olmamaktadır. Bireyler, kimliklerini yansıtan geleneklerini, değerlerini ve normlarını da beraberlerinde getirerek yeni toplumlarında yaşamaya çalışmaktadırlar. Göç sürecinin bu özelliği, bireylerin yeni toplumlarıyla uyumsuzluk seviyesinin artmasına ve entegrasyonun yavaş ilerlemesine yol açmaktadır. Bu durum, göç eden bireylerin toplumdan soyutlanmasına, dışlanmasına ve etiketlenmesine neden olmaktadır. Entegrasyon sürecinin uzaması, bireylerin sapmış veya suç davranışlarını göstermesini sağlayabilmektedir. Bu kapsamda, 2011 yılından itibaren Orta Doğu bölgesinde meydana gelen kaos ve kargaşa ortamı özellikle Suriye'de yaşayan bireylerin kitlesel göçüne yol açmıştır. Bununla birlikte, Güney Doğu Asya ile Afrika ülkelerinde yaşayan bireyler ekonomik, siyasal ve güvenlik sebepleriyle Türkiye'ye göç etmeye devam etmiştir. Her iki göçmen grubunun Türkiye'yi transit ülke olarak görmeyip hedef ülke kapsamında değerlendirmesi nedeniyle ülke genelinde önemli sosyal, ekonomik ve güvenlik alanlarında sorunlar yaşanmasını sağlamıştır. Bu temel çerçeveden hareketle, düzensiz göçmenler ile geçici koruma statüsünde bulunan Suriyelilerin 2012-2021 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığının sorumluluk bölgesinde işledikleri asayiş suçları analiz edilmiştir. İşlenen suçların asayiş suç verilerine yansıması, suçların kaynağındaki etmenler ve toplum genelinde oluşturdukları etkiler kültürel özellikler ve sosyal yapı unsurları doğrultusunda incelenmiştir. Yapılan analiz neticesinde, göçmen grupların toplum genelinde algılandığı gibi çok yüksek suç oranlarına sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Ancak her iki grup tarafından işlenen asayiş suç miktarlarının, yıllara sari olacak şekilde yükseliş eğiliminde olduğu ifade edilmelidir. Bununla beraber, geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin ekonomik yeterliliklerini sürdürmek ve kazanmak amacıyla ekonomik temelli suçları işledikleri tespit edilmiştir. Ekonomik yetersizliğin neden olduğu gerilimler nedeniyle şiddet esaslı suçları da işledikleri saptanmıştır. Diğer taraftan Güney Doğu Asya ülkelerinden gelen düzensiz göçmenlerin, kültürel faktörlerin etkisiyle cinsel suçlar ile daha fazla ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Tespit edilen bu sonuçlar doğrultusunda, suç oranlarındaki artışın durdurulması ve azaltılması amacıyla toplumsal odaklı ve kırık camlar temelli kolluk stratejileri ile compStat türü analizlerin uygulanması yönünde önerilerde bulunulmuştur.

Düzensiz göçEkonomik suçlarMala karşı suçlar+3
Murat Koçanlı
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel ve modern toplumlar bağlamında farklı kuşaklarda büyü algısı: Baby Boomer kuşağı ve Z kuşağı örneği

Büyü, geleneksel toplum yapısı içerisinde Şamanizm inancıyla birlikte toplumlarda varlığını ve etkinliğini koruyarak günümüz modern toplum yapısına kadar etkisini devam ettirmiştir. Büyü, Şamanizm inancında Şaman aracılığıyla uygulanan ritüellerle toplum içinde problemlerin çözümünde bir umut oluşturmuştur. İslamiyet'in kabulüyle büyü yasaklanmışlar arasına girmiş olmasına rağmen etkisini devam ettirmiştir. Gelişen ve değişen toplum yapısında artan teknolojik gelişmeler, bilimsel çalışmalarla yaşam içinde oluşan rekabetçi süreç, büyünün etkisini azaltmış olsa da varlığını yok etmemiştir. Bu araştırma da geleneksel toplumdan modern topluma geçişle birlikte büyünün algı durumu araştırılmıştır. Aynı zamanda büyünün değişen toplum yapısında ne kadar etkin olduğu ve inanç boyutu olarak ne derece etkili olup olmadığı da araştırılmıştır. Yapılan araştırmanın teorik zeminini, James Frazer'in büyü-din arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmasında Benzerlik Kanunu ve Bulaşma (Temas) Kanunu Teorisi oluşturmaktadır. Araştırmanın mekânsal sınırı olarak Trabzon ili belirlenmiştir. Çalışma grubu, 20-30 yaş arası bireylerle 60 yaş ve üzeri bireylerden olan 20 kişiden oluşmaktadır. Araştırma süreci boyunca daha geniş verilere ulaşabilmek için nitel yöntem tercih edilmiş ve fenomenolojik yaklaşım esas alınmıştır. Araştırma verileri, ölçüt örnekleme tekniğiyle hedeflenmiş olan 20 katılımcıya yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat yapılarak elde edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen veriler betimsel analiz tekniği kullanılarak yorumlanmıştır. Geleneksel toplumdan modern topluma geçişle birlikte büyüye olan inancın etkisinin kırıldığı ve uygulanan büyü işlemlerinin azaldığı sonucu elde edilmiştir.

BüyüRitüelŞamanizm
Neslihan Şen
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital dünyada etkileşim formları ve siber suç mağdurları: Bursa ili örneği

Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan internet ile birlikte dünya çapında büyük bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaya başlanmıştır. İnternetin keşfinin getirdiği dijitalleşme ile birlikte küreselleşme hız kazanmış ve alışılagelmiş olan kültürel yapıların, rutin aktivitelerin, suç ve benzeri olguların da dijitale dönüşümüne yol açmıştır. Suç olgusunun sanal ortama taşınması, mağdurlarını da beraberinde getirmiştir. Bu araştırmada sanal ortama taşınan ve siber suç olarak tanımlanan suçlardan etkilenen mağdurların ortak yönleri araştırılmıştır. Aynı zamanda mağdurların belirli özelliklerinin mağduriyet yaşamalarında etkili olup olmadıkları da araştırılmıştır. Yapılan araştırmanın teorik zeminini Lawrance Cohen ve Marcus Felson'un üzerine çalışmış oldukları Rutin Aktiviteler Teorisi oluşturmaktadır. Araştırmanın mekansal sınırı olarak Bursa ili belirlenmiştir. Çalışma grubu, siber suç mağduriyeti yaşamış olan 20 kişiden oluşmaktadır. Mağdurların yaşadıkları süreci daha iyi anlayabilmek açısından nitel yöntemin tercih edilmiş olduğu bu araştırmada fenomenolojik yaklaşım esas alınmıştır. Araştırma verileri; ölçüt örnekleme tekniği ile belirlenmiş olan 20 katılımcıya yarı yapılandırılmış mülakat yapılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler betimsel analiz tekniği kullanılarak yorumlanmıştır. Bireylerin rutin internet kullanım alışkanlıklarının mağduriyet yaşamalarına sebebiyet vermekte olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, Suç, Siber Suç, Mağdur, Rutin Aktiviteler Teorisi

Siber suç
Buket Cansu Uludağ
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal yapı ve eşitsizlikler: Toz Bezi, Parazit ve Las Ninas Bien filmleri üzerine bir analiz

Bu tez, sinema ve sosyoloji arasındaki ilişkiyi inceleyerek toplumsal eşitsizliklerin, sınıfsal ayrışmaların ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi temaların sinemadaki temsillerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, Güney Kore yapımı Parazit (2019), Meksika yapımı Las Ninas Bien (2018) ve Türk yapımı Toz Bezi (2015) filmleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu üç film, farklı kültürel bağlamlardan seçilmiş olsa da sınıfsal ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin evrensel özelliklerini dramatize etmektedir. Tezde, Pierre Bourdieu'nün kültürel, sosyal ve ekonomik sermaye kavramları; Karl Marx'ın sınıf çatışması ve kapitalizm eleştirisi; feminist teorinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine yönelik eleştirileri; ve Frankfurt Okulu'nun kültürel endüstri kavramı kuramsal çerçeve olarak kullanılmıştır. Bu teorik çerçeve, filmlerdeki toplumsal yapıları anlamak ve bu yapıların evrensel sorunlarını karşılaştırmalı bir perspektifle ele almak için temel oluşturmuştur. Sonuç olarak, Parazit, Las Ninas Bien ve Toz Bezi filmleri, toplumsal eşitsizliklerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin farklı kültürel bağlamlardaki temsillerini, sinemanın bir toplumsal eleştiri aracı olarak kullanımını göstermektedir. Bu çalışma, sinemanın toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini ve kültürlerarası karşılaştırmalar yoluyla evrensel toplumsal sorunları anlamadaki rolünü ortaya koymaktadır.

Yaren Su Erdoğan
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin çevre duyarlılığı kapsamında geri dönüşüm ve "yeşil tüketim" alışkanlıklarına sosyolojik bakış

Çevre, en genel anlamıyla insanlığın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan tüm madde ve faaliyetleri kapsayan alanı ifade etmektedir. Bu nedenle insan, çevreye bağımlı bir varlıktır. Bireyler çevre ile sürekli etkileşim halindedir yani hem ondan etkilenmekte hem de onu etkilemektedir. Tarih boyunca yaşanan gelişmelerle birlikte insan-doğa ilişkisi çeşitli değişimlere uğramıştır. Bu bağlamda araştırmada öncelikle insan-çevre ilişkisinde bir dönüm noktası olan "Aydınlanma Dönemi" öncesi insan-doğa ilişkisi ve "Aydınlanma Dönemi" sonrası insan-doğa ilişkisine yer verilmiştir. Devamında ise çevre sorunlarının farklı bir boyuta evrilme nedeni olan "Sanayi Devrimi" ve yaratmış olduğu çevre sorunlarına değinilmiştir. Fabrikalarda yapılan üretim, yapısı gereği doğal kaynaklara bağımlıdır. Üretimin devamının sağlanması adına fabrikalar kontrolsüz biçimde hammadde arayışlarına girmiştir. Tüm bu geri dönüşümsüz üretim faaliyetleri ve enerjinin kontrolsüz kullanımı; hava, su ve toprak kirliliğine neden olmuş ve doğal kaynakların tüketimini bilinçsizce hızlandırmıştır. Katı, sıvı ve gaz atıklarının filtrelenmeden doğaya bırakılması insanlığın ve tüm canlıların yaşamı için bir tehdit oluşturmuştur. Bu bağlamda yaşanan teknolojik gelişmelerin çevresel sonuçların gelecek kuşaklar için ne gibi sorunlar teşkil ettiği ifade edilerek konu kapsamında "Sürdürülebilir Kalkınma" ve "Döngüsel Ekonomi" modellerinin çevre sağlığına olabileceği katkı üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda küresel çapta insanlığın ve ekosistemin sağlığını ve yaşamını tehdit eden çevresel sorunların yönetimi ve azaltılması konusunda gelecek kuşakların önemli yapı taşı olan gençlerin sorumlu üretim ve tüketim kapsamında çevre ile ilgili farkındalıklarını anlamak üzerine sorular yöneltilmiştir. Belirtilenlere ek olarak gençlerin sorumlu üretim ve tüketim davranışlarını açıklamaya çalışan bu araştırmada nitel bir araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın bulguları 18-24 yaş aralığında bulunan 16 gençle (8 erkek 8 kadın) yapılan derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Araştırmada gençlerin sorumlu üretim ve tüketim davranışları ile ilgili olarak çevre duyarlılığı taşıdıkları anlaşılmıştır. Ancak davranışların sürdürülebilir kılınmasında gençlerin bireysel, toplumsal, ekonomik ve altyapısal problemlerin bir engel olduğu konusu da araştırmanın diğer bulguları arasında yer almıştır. Bununla birlikte katılımcı ifadelerinden hareketle yeşil tüketim kavramının ve kültürünün bilgisizlik ve ekonomik problemler nedeni ile bilinirliğinin ve tercih edilebilirliğinin zor olduğu anlaşılmıştır. Bu noktada devletin, belediyelerin, çevresel kurum ve kuruluşların gerekli bilgilendirme, reklam ve ekonomi politikalarında yapılacak olacak yeniliklerin gereklilikleri katılımcılar tarafından ifade edilmiştir.

Figen Can
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Esnaflaşmanın Hatay'da geçici koruma altındaki Suriyelilerin uyum süreçlerine etkisi

Coğrafi konumu sebebiyle göç, tarihin her döneminde Türkiye için olağan ve alışılmış bir olgu olmuştur. 2010 yılında patlak veren Arap Baharının etkileri, 2011 yılında Suriye'ye sıçramış ve iç savaşla sonuçlanmıştır. Daha sonra uluslararası aktörlerin de devreye girmesiyle küresel bir mesele olmuş ve modern tarihin en çok sığınmacı yaratan toplumsal olaylarından birine dönüşmüştür. Bu olayların neticesinde iç savaştan kaçan Suriyelilerin büyük kısmı sınır komşusu olan Türkiye'ye sığınmış veya Avrupa'ya geçiş için transit ülke olarak kullanmıştır. Çalışmada Geçici Koruma kapsamında bulunan Suriyelilerden esnaflığı seçmiş olan Suriyelilerin deneyimlerine istinaden elde edilen veriler değerlendirilerek Suriyelilerin uyum süreçlerine esnaflaşmanın etkisi incelenmiştir. Çalışma konusunun seçiminde esnaflaşmış Suriyeliler ve uyum süreçlerine ilişkin çalışmaların diğer konulara nazaran daha az yapılmasıdır. Bu kapsamda Hatay'ın 3 ilçesinde (Kırıkhan, Reyhanlı ve Antakya) 30'u esnaf olmak üzere 32 Suriyeli ile tercüman vasıtası ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında önerilen alt problemler değerlendirilmiştir. Çalışma ayrıca 'Kentsel Mültecilerin Adaptasyon ve Uyum Süreçlerine Yeni Bir Bakış Açısı: Kapsayıcı Kent İnşası Amaçlı Sosyal İnovasyon Deneyi' isimli TÜBİTAK Projesinden destek almıştır. Çalışma bu proje kapsamında gerçekleştirilmiş olup, projenin kapsamında elde edilen diğer verilerden de faydalanılmıştır. Çalışma neticesinde esnaflık olgusu kapsamında Suriyelilerin ev sahibi ülke ile hem kişisel hem de kurumsal ilişkilerin daha kolay geliştiği, bölgesel olarak Hatay ilinin kültürel ve tarihi geçmişi nedeniyle bu süreçleri desteklediği, ayrıca girişimcilik kararının alınmasında sembolik sermayenin ve sosyal ağların önemi ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: girişimcilik, mülteci girişimciliği, iltica, uluslararası koruma, Hatay

EsnaflarGeçici hukuki korumalarGirişimcilik+7
Mustafa Fırat Tekbaş
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hak savunusu yapan sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli mülteciler odağında sosyolojik analizi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de bulunan hak savunusu yapan Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) Suriyeli mülteciler odağında devlet, halk ve diğer STK'larla ilişkilerinin sosyolojik analizinin yapılmasıdır. 2011 Suriye krizi sonrası Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumuna gelmiştir. Türkiye'de yasal mevzuattan ötürü hukuki statüleri açısından dezavantajlı konumda bulunan geçici koruma statüsüne sahip Suriyelilere, hak savunusu yapan STK'lar, hukuki statülerinin iyileştirilmesi ve hak ihlallerinin önlenmesi gibi konularda destek olmaktadır. Tez, iki farklı araştırma deseni kullanılarak toplanan verilere dayanmaktadır. İlki sistematik taramayla yapılan döküman analizi ve diğeri ampirik verilere dayanan saha çalışmasıdır. Yarı-yapılandırılmış mülakat tekniğine uygun olarak sorular hazırlanmıştır. Ankara'da bulunan beş hak savunusu yapan STK'ya ulaşılmıştır. Görüşmeyi kabul eden STK'ların yetkilileriyle ayrı günlerde görüşmeler yapılmıştır. Deşifre edilen görüşmeler temel alınarak gerçekleştirilen ampirik veri analizi sonucunda belirli veriler toplanmıştır. Verilerden birçok değerli bulgu elde edilmiş olup en önemli bulgularından birisi, üç STK'nın da devlet ile güçlü bir iş birliği içinde olmadığıdır. İHD, İHGD ve MAZLUM-DER'de mülteci krizine ilişkin sorunların çözümü konusunda verimliliklerini artırmak adına devlet ile iş birliksel ağ kurmaya çalışmış olsa da devletin bu duruma sıcak bakmadığı görülmektedir. Devlet ile STK'ların örgütsel olarak güçlü bir iş birliksel ağ kuramadığı noktada, hem STK'ların hem de devletin mülteci krizine ilişkin sorunların çözümü konusundaki faaliyetlerinin ve verimliliklerinin düşük düzeyde kaldığı kanısına varılmaktadır.

MültecilerSivil toplum örgütleriSosyolojik analiz+2
Işınsu Köksal
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınının ilişkisel sosyolojik açıdan karma desen analizi: Türkiye Emekliler Derneği örneği

2020 Mart ayında Türkiye'de Covid-19 kaynaklı ölümlerin gerçekleşmesi ile birlikte virüsten korunmak amacıyla 65 yaş ve üstüne uzun süreli ciddi kısıtlamalar getirilmiştir. Bu araştırmanın temel problemi, Covid-19'un Pandemi olarak ilan edilmesiyle birlikte 65 yaş ve üzeri nüfusun gündelik yaşamlarının giderek daha güç hale gelmesidir. Araştırmanın alt problemleri olarak ise, emeklilerin getirilen kısıtlamalar hakkında görüşleri başta olmak üzere, zaman ve mekânda yaşama tutunma taktikleri ve komşu, arkadaş, akrabalarla görüşme sıklığı, yalnızlık vb. duygularıyla baş etme stratejilerinin neler olduğu sorularına yanıt aranmıştır. Bu tez çalışmasının temel özelliği kuramsal ve metodolojik olarak aralarında uyumluluk olan "İlişkisel Sosyolojik" bakış açısı (Relational Sociology) ve "Karma Desen" (Mixed Design) araştırma deseninin, özellikle de "Temellendirilmiş Kuram " (Grounded Theory) nitel araştırma geleneğinin birlikte kullanılmasıdır. Ayrıca çalışmanın "özdüşünümsel" (reflexive) olması kadar yorumlama ve açıklamayı birlikte hedeflemesi de onu özgün kılmaktadır denilebilir. Bu çerçevede çalışmada ilk olarak nitel araştırma yapılmış ve buradan kazanılan deneyim ile nicel araştırmanın kapalı uçlu sorularının seçenekleri yetkin bir biçimde yazılabilmiştir. Ankara Türkiye Emekliler Derneği üyesi olan 65 yaş ve üstü 16 emekli katılımcı önce mülakat yapılmış ve şekiller aracılığıyla gündelik yaşamlarındaki değişimler sunulmuştur. Yalnızlık, düzenli sağlık kontrollerinin ihmali ve ekonomik sıkıntılar en önemli güçlükler olarak ifade edilmiştir. Mekân kullanımları, rutinleri ve ev içi ihtiyaçlarını nasıl karşıladıkları da temellendirilmiş kuramın ilk aşaması olan "açık kodlama" sırasında ortaya çıkmıştır. İkinci aşama olan eksenel kodlamada ise, emeklilerin yaşadıkları belirsizliklerde çeşitli noktaları, onları aşma yöntemlerindeki benzerlikler ve farklılıklar betimlenmiştir. Araştırmanın çekirdek kavramı olarak "dayanışma" önerilirken, emeklilerin Pandemi sırasındaki yaşamları süreç olarak "ırmak" metaforu ile anlatılmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde, araştırmanın amaçları doğrultusunda katılımcıların gündelik yaşamda yaşadıkları değişimleri kapsamlı öğrenmek için "tabakalı örnekleme" ile ulaşılan 60 emekliye anket uygulanmış, toplanan veriler ileri istatistiksel analizlerle sunulmuştur. Araştırmanın sonuç bölümünde ise, ilişkisel sosyolojik olarak, kuram-uygulama, nicel- nitel, zaman-mekân gibi ikilikleri yenmeye çalışarak, belirsizlikler esasında farklılıklar/benzerlikler, karma desen araştırmanın, sosyoloji için uygunluğu vurgusu ile ortaya konmuştur.

Açımlayıcı sıralı karma yöntemCOVID 19Dernekler+4
Ahmet Faruk Koşar
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sosyal süreçler ve kuşakların kamusal alanda yaşam tercihleri

Toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği toplumsal etkinlik alanlarında kuşakların etkileşimi, tercihleri ve değişim süreçlerine adaptasyonu ile nasıl başa çıkılacağı konusunda araştırmalar devam etmektedir. Çağdaş sosyal süreçleri oluşturan aynı zamanda bu süreçlerde yer alan x,y,z kuşaklarının gelecek arayışları ile başa çıkmak zorunda kaldıkları problemler arasında yumuşak bir geçiş yapılması mümkün kılınabilir. Değişimin kaçınılmaz bir hal aldığı son dönemde kamusal alanda ortak yaşayış unsurlarının kullanım amaçları ve sıklıkları ile bu araçların kullanım şeklinin aynı zaman diliminde yaşayan ancak farklı zaman ve koşullarda dünyaya gelmiş kişilere uyarlanması gerekmektedir. Dijitalleşme ile nesillerin dünyaya bakışları daha hızlı, yoğun ve yaygın bir biçimde değişirken kendi aralarındaki ilişkilerinin düzenlenmesi en önemli durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı X, Y ve Z kuşağına mensup bireylerin kamusal alanda yaşam pratiklerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla, çalışmada öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Ardından Türkiye'nin nüfusu en yüksek ilk üç ilinin (İstanbul, Ankara, İzmir) kent merkezinde toplam 822 kişiye anket uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı kullanılarak karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu analizler yorumlandığında Z kuşağının sosyal medya kullanımının görsel dinamikleri barındıran uygulamalar üzerinde yoğunlaştığı gözlemlenirken uluslararası çevrimiçi arkadaşlık uygulamalarını kullanımları oldukça düşük bir oran olarak karşımıza çıkmıştır. Y kuşağının iletişim araçlarının hemen hepsini aktif bir şekilde kullanmasının yanı sıra yazımsal iletişime büyük bir önem verdiği gözlemlenmiştir. X kuşağının son dönem dijital platformalarına geçiş yaparken zorlandığı düşünülse bile iletişim tercihleri bakımından diğer kuşaklarla benzerlikler gösterdiği ve bu platformlar üzerinden sosyal adaptasyon çabası içerisine girdikleri anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kuşaklar, Kamusal Alan, Sosyoloji, Dijital Toplum, Sosyal Süreçler

Kamusal alanKuşaklarKuşaklararası iklim+7
Gökcan Gürsoy
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1960'larda Türkiye ve İtalya'da yabancılaşma: Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri üzerine bir karşılaştırma

Yabancılaşma, günümüzde dahi hala birçok açıdan inceleme alanına sahip olan bir kavramdır. Bu kavrama dair çalışmalar modernleşmenin ortaya çıkışıyla birlikte hız kazanmış, neden ve sonuç çerçevesinde yoğun bir şekilde ele alınmıştır. Sanat eserlerinin de toplumsal manada taşıdıkları potansiyel düşünüldüğünde bu gibi kavramları açıklayıcı bir zemin oluşturdukları görülmektedir. Özellikle toplumu yansıtma amacı güdülmüş sinema akımlarının revaçta olduğu 1960'lı yıllarda günlük yaşayış sinema filmlerine çokça konu edilmiştir. Bu yıllar içerisinde yapılmış Batan Güneş (L'Eclisse) ve Sevmek Zamanı filmleri de bu örneklerden iki tanesidir. Biri İtalya'da biri Türkiye'de yapılmış bu iki film, içlerinde bulundukları toplumun ilişki dinamiklerini ele almış ve bunları incelemiştir. Bu çalışma içerisinde bu iki filmin gerçekleştiği tarihlerden yola çıkılarak 1960'lı yıllarda Türkiye ve İtalya'da yaşanan yabancılaşma üzerinde durulmuştur. Bu sebeple öncelikle yabancılaşma çalışmaları incelenmiş, bu kavrama getirilmiş analizlerin durumu betimlenmiştir. Ardından 1960'lı yılların tarihi çerçevesine bakılmış ve toplumsal bağlamda bireyin durumuna açıklık getirilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri teorik çalışmalar ekseninde belirlenen temalar üzerinden incelenmiştir. Yapılan bu analiz sonucunda da 1960'lı yıllarda bireyin toplumsal manada yaşadığı bütünlük mücadelesinin ayrıntıları açığa çıkmıştır. Görülmektedir ki 1960'lı yıllar seçilen sinema filmlerinin yansıttığı boyutlarda bir yabancılaşmanın sıkıntılarını yaşamakta, bireysel manada toplumsal tecridin yükselişte olduğunu açığa çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Sevmek Zamanı, Batan Güneş, Türkiye, İtalya

FilmModerniteSinema+3
Latife İrem Emektar
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Aksesuar ve takının sembolik işlevi: Neo-Şaman kültürü örneği

Sembol, Yunanca "sumolon" kelimesinden türetilmiş, temsil ettiği soyut anlam ile somut dünyadaki karşılığının buluştuğu ve birleştiği şeydir. Diğer bir ifadeyle "kendinden başka bir şeyi temsil eden her şey" şeklinde tanımlanmaktadır. Sembolik etkileşimci teoride ise sembol; "bir şeyi ifade eden herhangi bir jest, işaret veya nesne" olarak tanımlanmaktadır. İnsanlar, sadece diğer insanlarla değil, nesnelerle ve hatta en önemlisi kendileriyle de iletişim halindedir. Bu iletişim kesintisiz ve süreklidir. Sembolik etkileşimci düşünceye göre de sosyoloğun görevi, iletişimi ve iletişimi sağlayan faktörleri incelemektir. Yani sembolik etkileşimcilik, karşılıklı anlaşılan sembollerin kullanımı yoluyla ilgili olan etkileşimleri içermektedir. Bununla birlikte sembolik etkileşimci teorinin ana uğrak noktası kültürdür. Sembol üretimi ile kültür oluşturabilme ve bu sembollere anlam yükleme yetisi sadece insan türüne özgüdür. Bu nedenle sembol ve anlam kavramlarının merkezinde, etkileşime ve onlarla ilişkili sembollere odaklanılmaktadır. Canlılar içinde sembol kullanan sadece insandır. Soyutlanan sembollere anlamlar yükleyerek kültür üretebilen, tek varlık insandır. Sembolleri kullanan insanlar, her şeye bir anlam yüklerler ve ona göre hareket ederler. Bu da kültürün oluşumu için hayati önemlidir. İnsan aktif, yorumlayıcı ve eylemci bir özne olarak kültürel katmanları oluşturur ve eylemlerini semboller ve anlamlar yoluyla kalıcı hale getirir. Kültür, sembollere, sembolik ilişkilere, sembollere verilen anlamlara hayat veren ana malzemedir. Sembolik objeler kültürden kültüre farklılık gösterirken o dönemin sosyo-kültürel yaşamının da bir aynası görevini görürler. Ancak ne yazık ki teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan kültürel yozlaşma nedeniyle, geçmişi geleceğe bağlayacak sembolik önemi olan kaynaklar, önem ve değerini yitirmeye başlamıştır. Şaman kültürünü bu perspektiften ele aldığımızda da; olaylara bir anlam katmak ve bu olaylar üzerinde egemen olabilmek amacıyla insan zihni tarafından, dünyanın çeşitli bölgelerinde, birbirlerinden de bağımsız olarak tasarlanmış büyük sistemlerden biridir. Her toplumun kullandıkları sembollerle, yaşadıkları çevreyle, birbirleriyle iletişimlerinin ve etkileşimlerinin göstergesi olan takıların, kültürel olarak günümüze nasıl aktarıldığı, günümüzde neye dönüştüğü ve aksesuar ve takıların toplumsal yaşamda nasıl bir işlev gördüğünü ortaya çıkarmak önemlidir. Biz bu çalışma ile şaman kültüründe yer alan aksesuar ve takıların işlevleri üzerinde durduk. Bunların kişilere yüklediği anlam ve sorumlulukları ki bu sorumluluklar; korku, cesaret gibi duygular, evlilik, soyluluk gibi statüler vs. belirleyici objeler olarak, geçmiş ile "New Age ya da Neo-Şamanizm" adıyla anılan bir akım olan günümüz arasındaki bağlantıları sosyolojik açıdan ele alarak ortaya koymaya çalıştık. Bu amaçla, çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın metodolojisinin aktarılmasının ardından, ikinci bölümde araştırmanın kavramsal çerçevesi üzerinde durulacaktır. Ardından şaman kültürü incelenecektir. Son olarak, neo-şamanizm kültürü sembolik etkileşimcilik üzerinden incelenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Takı/Aksesuar, Kültür, Şaman Kültürü, New Age/Neo-Şamanizm, Sembolik Etkileşimci Teori

AksesuarNew Age akımıSembolik etkileşim+4
Gülcan Sarugan
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gözetim çalışmaları temelinde Black Mirror dizisi: Gerçek ve kurmaca hayat ilişkisi

Gözetim pratikleri tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de tartışmaya açık bir konudur. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber daha fazla görünürlük kazanan gözetim uygulamaları, gün geçtikçe daha da gelişmekte, yaygınlaşmakta ve içselleştirilmektedir. Günümüzde bu durumu konu eden sanat eserleri, özellikle sinema filmleri ve televizyon dizileri bulunmaktadır; 2011 yılında yayınlanmaya başlayan Black Mirror dizisi de bunlardan birisidir. Dizi kurgusal bir gelecekte iletişim ve gözetim teknolojilerinin insan hayatı üzerindeki etkilerini bir distopya olarak sunmaktadır. Bu çalışmada yeni iletişim teknolojilerinin eleştirisini yapan Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri karşılaştırılmış, dizinin içeriği analiz edilerek belirli temalar üzerinden bir analiz sunulmuştur. Bu amaçla çalışmada gözetim çalışmaları literatürü incelenmiş, gözetim ve yeni iletişim teknolojileri ile ilgili kavramlar araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri belirlenen temalar üzerinden karşılaştırılmıştır. Yapılan bu analiz sonucunda görülmektedir ki Black Mirror dizisinin kurgusal evreninin gerçek hayatta da örnekleri mevcuttur. Bu noktada her ne kadar yeni iletişim teknolojilerinin faydalı etkileri olsa da, gözetim mekanizmasına hizmet ettiği unutulmamalıdır. Black Mirror dizisinin yarattığı distopya günümüzde çoktan yaşanmaya başlamıştır.

BenzetimBlack MirrorGözetim+7
Eylül Ersoy
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Metropoldeki yabancılaşma probleminin sinemada temsili: Taxi Driver

Yabancılaşma kavramı, günümüzde sosyolojinin önemli kavramlarından biridir. Çağımızda şehirleşmenin artmasıyla ile birlikte farklılaşmanın ve kalabalıklaşmanın yoğun olduğu büyük kentlerde insanların gittikçe yalnızlaşarak kendine ve çevresine karşı yabancılaşması önemli sosyal problemlerden biridir. Çalışmanın temel çerçevesini de bu kavram oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sosyoloji alanındaki düşünürlerden biri olan Georg Simmel'in metropol (ana kent/büyük şehir) ile ilgili yabancılaşma tanımlamasının, sinemanın toplumsal gerçekçi yapıtlardan biri olan 1976 yapımı Taxi Driver filmi üzerinden bir incelenmesidir. Çalışmada bu filmin toplumsal gerçekliği yansıttığı iddiası temel alınmaktadır. Bu çalışma için, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görsel analiz metodu tercih edilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırma soruları oluşturulmuştur. Bu araştırma soruları, Taxi Driver filmi üzerinden görsel analiz yöntemi ve içerik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analizler ve değerlendirmeler sonucunda, analiz için seçilen Taxi Driver filmindeki 70'li yılların New York metropol hayatında, Georg Simmel'in yabancılaşmaya dair fikirlerinin ve değerlendirmelerinin bulunduğu ve filmdeki yaşantının da bu düşünceleri yansıttığı gözlemlenmektedir. İlk olarak Taxi Driver filmindeki metropolde oluşan yabancılaşmanın nedenleri ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmanın oluşumundaki nedenleri arasında bir benzerlik vardır. İkinci olarak Taxi Driver filminin metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu seçenek ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu bir seçenek olan "soylu kişilik" kavramı da benzerdir. Ayrıca Taxi Driver filminde, bireyin metropoldeki yabancılaşmadan ve içerisinde bulunduğu nesnel kültürden kurtulmanın herhangi bir yolunun olmadığı düşüncesi ile Georg Simmel'in bireyin yabancılaşmadan ve paraya dayalı metropoldeki nesnel kültürden kurtulmasının bir yolunun olmadığını ve ayrıca bireyin bu nesnel kültüre yaşayacağı bir sarsıntı ile alışacağı düşüncesi arasında da bir benzerlik söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Metropol yaşamı, Para

Kentsel yaşamMetropolMetropoliten kent+2
Hüseyin Ali Aksu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Marshall yardımlarının Türk köylüsüne etkilerinin seçili edebi eserlere yansıması

Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye'ye 1948 – 1951 yılları arasında, Marshall Yardımları/Planı olarak bilinen çeşitli yardımlar yapılmıştır. Bu çalışmada, yapılan yardımlar neticesinde Türk Köylüsünün sosyal, iktisadi ve kültürel açıdan geçirdiği değişiklikler, seçili üç edebi metin üzerinden incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan literatür taramaları sonucunda, içeriklerinin Marshall Yardımlarının Türk Köylüsü üzerindeki etkilerini en belirgin şekilde işlediği düşünülen yazınlar tercih edilmiştir. Aynı zamanda, üç eserin farklı edebi türde seçilmesi ile de, edebiyatın farklı yazınsal çeşitlerinde sosyolojiyi görmek ve yine sosyolojinin, edebiyatın birden çok alanına nasıl etki ettiğini anlamak hedeflenmiştir. Çalışmada metin incelemesi yöntemi kullanılmış olup, her bir edebi eser kendi türü içerisinde ve yazarının hayatı göz önüne alınarak değerlendirilmiş, her bir eserin yansıması detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yazın gerçekliği ile sosyolojik olay ve olguların bağı, çalışma boyunca göz önünde tutularak ilerlenmiş ve Türk köylüsünün 1950 - 60'lı yıllardaki izleri, edebiyat bağlamından gözlenmeye çalışılmıştır. Sonuçta anlaşılan ise Marshall Yardımları'nın edebi metinlerde, köylüye dönük yansımalarının kültürel ve ekonomik açıdan olumsuz etkilerinin daha fazla olduğu şeklindedir. Anahtar Kelimeler: Amerikan Sargısı, Ayak – Bacak Fabrikası, Marshall Yardımları, Marşal Katırı, Türk Köylüsü

Amerika Birleşik DevletleriEdebi eserlerEdebi metinler+5
Janset Günaydın
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Damızlık Kızın Öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan temsili

Ataerkil toplumsal sistemin ortaya çıkışı neredeyse insanlık tarihi kadar eskiye dayandırılır. Bugünün toplumlarının da toplumsal yapı ve ilişkilerinde ataerkil toplumsal sistemin izlerinin gözlemlenebilir olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan ataerkil toplumsal sistem, toplumsal cinsiyet norm ve rolleri aracılığıyla kadınların ve erkeklerin toplumsal düzlemde nerede duracaklarına, hangi işlerle meşgul olacaklarına ve nasıl davranışlar sergileyeceklerine kadar birçok şeyi kurgulamakta ve denetlemektedir. Günümüzde de bu durumu konu edinen pek çok sinema filmi ve dizi çekilmektedir. Nitekim 2017 yılında yayınlanmaya başlayan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid's Tale) dizisi de bunlardan biri olup, ataerkil toplumsal yapının ileri düzey bir versiyonunu yansıtan bir distopyayı ele almaktadır. Bu çalışmada, ataerkil toplumsal sistemin ortadan kaldırılmadığı takdirde ulaşabileceği boyutun gösterilmeye çalışıldığı Damızlık Kızın Öyküsü dizisi ele alınmıştır. Dizide kadının toplumsal açıdan nasıl temsil edildiği analiz edilmiştir. Bu amaçla toplumsal cinsiyet ve feminist kuramlar literatürü incelenmiş, göstergebilim, kamera hareketleri ve teknikleri, renk ve dekor kullanımlarına dair kavramlar ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, Damızlık Kızın Öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan temsili belirlenen temalar ve seçilen sahneler üzerinden analiz edilmiştir. Yapılan analizin sonucunda ataerkil toplumsal yapının, kadının hem toplumsal düzlemdeki yerini hem de ev içindeki konumunu belirlediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Damızlık Kızın Öyküsü Dizisi, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkil Sistem, Feminizm, Kadınlar

AtaerkilDamızlık Kızın ÖyküsüDiziler+5
Sakine Yağmur Güneş
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Basılı medyada kadın temsili: Türkiye'de 8 Mart 2019 örneği

Kitle iletişim araçları; bireyler ve toplumlar arasında haberleşmeyi sağlayarak, bilgi sahibi olmakla beraber farkındalığı arttıran önemli araçlardır. Günümüz teknolojisiyle gelişen, hızlanan ve geniş kitlelere ulaşan iletişim araçları ve çıktıları haber almayı kolaylaştırmaktadır. Böylece mevcut sorunlar, olaylar ve tartışmalar gündeme taşınmakta ve tartışmaların sürekliliği sağlanmaktadır. Bu çalışmada; iletişim araçlarının önem taşıyan bu özelliği dikkate alınarak, seçilmiş tarihlerde, basında yer alan kadınla ilgili haberler incelenmiştir. Kadınların toplumsal cinsiyet algısıyla ilgili olarak yaşayabileceği sosyal, ekonomik, kültürel sorunlar ve kadına yönelik şiddet ile ilgili kavramlar, tanımlar, bağlamlar, metaforlar araştırmanın konusu olmuştur. 8 Mart her yıl Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Doğal olarak 8 Mart ve takip eden 9 Mart tarihlerinde medya ve basında kadın ile ilgili haberler ve mesajlar öne çıkmaktadır. Günümüzde kadınlarla ilgili önem kazanan ve devam eden sorunların tespit edilmesi önemlidir. Bugüne bakıldığında; geçmişten bu yana devam eden çalışmaların nasıl sonuç verdiğini anlamak mümkün olabilir. Elde edilen bilgiler planlanacak ve gerçekleştirilecek olan yeni çalışmalara yön verebilir. Çalışmanın yöntemi olarak seçilen nitel araştırma tekniğinde, içerik analizini yapmak amacıyla Nvivo programından yararlanılmıştır. Kategoriler olarak belirlenen kelime, terim ve cümleler içerik içerisinde aranarak elde edilecek bulgular; kavramsal çerçeve bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular, kuramsal çerçevede ele alınan konularla ilgili bilgilerle örtüşmektedir. Haberlerin içeriği ve verilen mesajlar; kuramsal çerçevede yer alan toplumsal cinsiyet algısı ve cinsiyet rollerine ilişkin kavramlar, istihdam sorunları ve kadına yönelik şiddet konularıyla paralellik göstermiştir.

BasınKadınlarKadınlar Günü+7
Deniz Depboylu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi öğrencilerinin sosyal sorumluluk projelerinde yer alma durumu

Bu araştırmada, Başkent Üniversitesi sosyal bilimler alanında eğitim gören öğrencilerinin sosyal sorumluluk projelerinde yer alma durumu incelenmiştir. Bu bağlamda, ilgili bölümlerden toplamda 213 öğrenci örneklem olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Örneklem dahilinde, İletişim, Fen Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler ve Sağlık Bilimleri Fakülteleri yer almıştır. Araştırmada elde edilen verilere göre, öğrencilerin %38,0'ı haftada 1-2 saat sosyal sorumluk faaliyetlerine vakit ayırdığını ifade ederken %23,9'u sosyal sorumluluk faaliyetlerine hiç vakit ayırmadığını ifade etmiştir. Haftada 1-2 saat sosyal sorumluluk faaliyetlerine vakit ayırdığını söyleyen katılımcıların %48,15'i fen edebiyat fakültesinde okumaktadır. Sosyal sorumluluk faaliyetlerine haftada 1-2 saat vakit ayırdığını aktaranların %39,51'i 4. sınıfta okurken %27,16'sı 3. sınıf öğrencisidir. Kadınlar, erkeklere göre sosyal sorumluluk faaliyetlerine daha fazla zaman ayırdıklarını belirtmişlerdir. Haftada 1-2 saat sosyal sorumluluk faaliyetlerine zaman ayırdığını söyleyenlerin %62,96'sı 21-23 yaş grubundadır. Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %60,98'i daha önce sosyal sorumluluk projelerine katıldığını belirtmişlerdir. Sosyal sorumluluk projelerine en yüksek oranda katılım Sosyal Hizmet bölümünde okuyanlar arasındadır. Sosyal Hizmet bölümünde okuduğunu ifade edenlerin %62,5'i daha önce sosyal sorumluluk projesinde yer aldığını aktarmışlardır. Sosyal Hizmet bölümünde eğitim görenlerin 9'u daha önce kendilerinin proje ürettiğini belirtmişlerdir. Sosyal Hizmet bölümünde okuyanların %55'i (22 kişi) sosyal sorumluluk projelerine hem maddi hem manevi katkı sağladığını aktarmışlardır. Sosyal Hizmet Bölümünde okuyanların %42'si (17 kişi) üniversitede üye oldukları topluluk olduğunu söylemişlerdir. Başkent Üniversitesi bünyesinde sosyal sorumluluk projelerine katılım durumları incelendiğinde Sosyal Hizmet bölümü öğrencilerinin (%57,50) ön plana çıktığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk, Sosyal Bilimler, Üniversite Öğrencileri

Başkent ÜniversitesiProjelerSosyal hizmet eğitimi+3
Sema Yıldırım
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Beden ve bir anlam üretme aracı olarak dövme

Kültürel tüketim ürünleri ve bunların beden üzerinden görünümleri, okunmaya açık sembolik bir metin üretir. Bu noktadan hareketle, tüketilirken üretilen her kültürel metnin, karmaşık toplumsal ilişkiler yapısı içinde işaret ettiği ve ortaya çıkardığı bir anlamlar bütünü söz konusudur. Tüketim örüntüleri üzerinden işleyen bugünün toplumsal yapısı içinde birey, kendini ifade etmek, kendi varlığını hem kendine hem de diğerlerine açıklamak, aidiyet geliştirmek, estetik olmak, uyum ya da direnç göstermek, kimlik oluşturmak, bireyselliğini vurgulamak ve benliğinin altını çizmek için söz konusu bu tüketim örüntülerine hiç olmadığı kadar fazla baş vurmaktadır. Bedensel bir pratik ve kültürel tüketim nesnesi olarak dövmenin, bütün bu amaçlara hizmet edebilen özel bir konumu söz konudur. Bir beden modifikasyonu ve dolayısıyla sembolik bir ifade biçimi olarak dövme, modern bireyin bireyselleşme, aidiyet, kimlik edinme öyküsünün deri üzerindeki izleridir. Bu çalışma, bireyselliğin ön planda olduğu bu dönemde, kişilerin kendilerini ifade etme, konumlandırma ve kendi direniş odaklarını oluşturma aracı olarak dövmeyi, daha geniş ve karmaşık sosyo-kültürel yapıyla ilintili bir biçimde tartışmayı hedeflemektedir. Çalışma, nitel araştırma yöntemini benimsemiş, bu doğrultuda verilerin toplanması derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, dövme yaptırmış bireylerle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden elde edilen bireysel dövme öyküleri çözümlenecek ve söz konusu öyküler, kimlik, aidiyet, toplumsal cinsiyet, din, sosyal statü ve direniş çerçevesinde incelenecektir.

BedenBeden sosyolojisiDövme+3
Cihan Ertan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel mekânda ayrışma bağlamında TOKİ evlerinde yaşam biçimi: Antalya Döşemealtı örneği

Son yıllarda kentsel mekânda parçalanma yaşanmaktadır. Bu tezin amacı mekânsal ayrışma bağlamında Antalya Döşemealtı TOKİ evlerini incelemektir. İlgili literatür incelenmiş, saha araştırması yapılmış ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Sitedeki farklı gelir gruplarından sakinler ile görüşülmüştür. Sitede yaşayanların sosyo-ekonomik durumları, konut algıları ve yaşam biçimleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen veriler yorumlanmıştır. Anahtar sözcükler: Mekân, mekansal ayrışma, TOKİ

AntalyaKentsel ayrışmaMekan+7
Fatih Tezcan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kutsal oyun kavramı ve gündelik hayatta zamanın nitelendirilmesi

Bauman'a göre "Ölümü tanımlamak olanaksızdır; çünkü ölüm, tuhaf bir biçimde, bütün varlıkları var eden o nihai boşluğu, o varolmayışı temsil eder." (Bauman, 2012,s. 11) Aynı zamanda Bauman bir iddiada daha bulunmaktadır: "Ölümlülük yoksa, tarih, kültür – insanlık- da yoktur. Olanağı 'ölümlülük' yaratmıştır: Bunun dışındaki her şey ölümlü olduklarının farkında olan insanlar tarafından yaratılmıştır. Şansı ölüm tanımıştır; insana özgü yaşam biçimi, bu şansın var olmasının ve kullanılmış olmasının sonucudur." (Bauman, 2012,s. 17) İnsanlığın başardığı her şey ölüm ve ölümlülük sayesinde gerçekleşmiştir. Çalışmanın ikinci köşe taşı kültürdür. Kültür, insanların ölüme karşı tampon olarak kullandığı kalesidir. Huizinga'ya göre "Bizim kavrayışımız şu şekildedir: Kültür oyun biçiminde doğar, kültür başlangıçtan beri oynanan bir şeydir." (Huizinga, 2013,s. 70) Ölüm ve kültüre değinildikten sonra yeni bir bakış açısı olan "oyun- ciddiyet/gerçeklik iç içeliği" tartışmaya açılmıştır. Bahsi geçen bakış açısına göre postmodern hayat birçok kutsal oyunu içerisinde barındırmaktadır ancak bir tanesi diğerlerine sıkça temas etmektedir. Tez kapsamında tartışılan "özel" kutsal oyun rasyonaliteyi, verimliliği, fayda arayışını ve bireyciliği kendi ana unsurları olarak belirlemiş görünmektedir. Eğer sosyolojide yeni bir bakış açısı olarak "oyun-ciddiyet/gerçeklik" iç içeliği kullanılabilirse, sosyal çalışmaların, sosyal hayatın değişim ve dönüşümlerini daha rahat anlayabileceği de iddia edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ölüm, oyun, ciddiyet, bireycilik, faydacılık, verimlilik, zaman, zaman kaybı.

BireysellikFaydacılıkKültür+4
Murad Büyükkurt
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel yaşam bağlamında spora yönelen bireylerin sosyo-ekonomik durumları: Antalya'daki spor merkezlerinde sosyolojik bir araştırma

Günümüzün en önemli sosyal olgularından biri olan sporun, araştırmaya değer bir çok boyutu vardır. Sporun bireyler tarafından nasıl algılandığı, sporun ne amaçla yapıldığı sporun sosyolojik analizinde önem kazanmaktadır. Sporun yapısı içinde aktörler/failler de etkin rol oynayabilmektedir. Kentsel yaşam içinde en önemli boş zaman etkinliklerinden biri olarak ele alınan spor aktiviteleri; beden, güzellik, estetik, sağlık gibi kaygılar nedeniyle yer alınabilen aktiviteler olurken, bu aktiviteler sporun aynı zamanda bir tüketim nesnesi olarak da ele alınabilmesine zemin hazırlamaktadır. Spor salonları/merkezleri bu amaçla her kesimden bireye hizmet veren kentsel mekânlardır. Bu salonları kullanan bireylerin spor algıları farklılaşabilmektedir. Bu algıların oluşumunda bireylerin sosyo-ekonomik durumlarının etkisi vardır. Ancak sosyo-ekonomik durum bireylerin spor algısında tek başına baskın faktör olmamaktadır. Aile, cinsiyet, sosyal çevre (eş, arkadaş) gibi faktörlerle beraber; günümüzde sağlık söyleminin yükselmesi, bedensel güzelliğe verilen öneminin artması da bireylerin spor algısını etkilemektedir. Bu çalışmada kentsel yaşam içinde spor salonuna giden bireylerden elde edilen veriler ışığında, sporun toplumdan da bağımsız bir olgu olmadığı düşünülerek, sporun sosyolojik analizi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor, Kentsel Yaşam, Tüketim, Sağlık, Güzellik, Boş Zaman

Kentsel yaşamSosyal hayatSosyoekonomik durum+4
Cihan Akkaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Tıbbi söylem, gündelik hayat ve iktidar: Şişmanlığın medya aracılığıyla tıbbileştirilmesi

Modern dönemle başlayan sekülerlik, özgürlük, rasyonellik ve bilimsellik tartışmaları, bireylerin gündelik hayatı ve bedenleri üzerinde yeni söylemlerin ve yeni politikaların oluşmasına neden olan önemli gelişmelerdir. Beden artık dinin buyruklarına uyan, onun etkisiyle şekillenen bir nesne olmaktan uzaklaşmış, modernliğin buyruklarına uyan bir projeye dönüşmüştür. Bu kusursuzluk iddiası taşıyan ve beden üzerinde ticari, politik ve toplumsal kaygılar doğrultusunda müdahale gerektiren bir projedir. İnsan hayatını kusursuz süreçlerden oluşturmak, ölümü, hastalığı, sağlığı denetim altına almak önemli uğraş olmakta, bu ise tıbbi bilgi ve onun aracılığıyla oluşturulan sağlık söylemi ile gerçekleşmektedir. Çalışmanın amacı tıbbi bilginin sahip olduğu güç ve gücün beraberinde getirdiği iktidar ilişkisini gündelik hayatın tıbbileştirilmesi bağlamında tartışmaya açmak ve bedenlerimizin sağlık söylemi etrafında hem denetsel hem de ticari bir ilişki ağına nasıl girdiğini şişmanlığın tıbbileştirilmesi bağlamında analiz etmektir. Bu amaç doğrultusunda, alanında önemli otoriteye ve popülariteye sahip olan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun 2012 yılı boyunca Hürriyet gazetesindeki sağlık köşesi ve şişmanlıkla ilgili tüm haberler analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tıbbileşme, gündelik hayat, söylem, beden, sağlık, tıbbi söylem, iktidar, şişmanlığın tıbbileşmesi,

Günlük yaşamMedyaMedya ilişkileri+7
Meral Timurturkan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni iletişim ve bilişim toplumu: Üniversite öğrencilerinin yeni etkileşim pratikleri üzerine bir araştırma

Bu çalışma küreselleşen ve bütünleşen dünyada internet ağlarının baskın bir konuma gelmesi ile birlikte toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve dönüşümleri irdelemektedir. Özellikle klasik anlamdaki kitle iletişim sistemlerinin genel özelliklerinin ötesinde yeni bir iletişim sisteminin ortaya çıkması ile birlikte postmodern bir toplumsal model üzerinden pratiksel anlamda yeni gündelik rutinlerin yaratılması, kamusal alanda yeni söylemlerin ve yeni toplumsal olayları meydana getiren yeni sosyal ağların temel yapısı analiz edilmektedir. Bu bağlamda yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal yapı üzerindeki etkisi üniversite öğrencileri ile yapılan derinlemesine görüşme tekniği ile içerik analizi yapılarak sınanmaktadır. Yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal yapı üzerindeki dönüştürücü gücü ve üniversite öğrencilerinin gündelik pratiklerinde baskın olan sosyal ağların günümüz dünyasında hem avantajlı hem de dezavantajlı bir boyutta olduğu ve paradoksal bir yapıya sahip olduğu çıkarılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni İletişim Teknolojileri, Yeni Medya, Yeni Kamusal Alan

EtkileşimKamusal alanSosyal ağlar+7
Nurseda Kahraman
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal dışlanma bağlamında genç suçluluğu

Sosyal dışlanma bir takım eşitsizlikler ve dezavantajlar sonucunda bireyin dışlanmasına neden olacak maddi ve manevi yoksunluk içinde bulunması, haklarını koruyacak kurumlardan veya sosyal destekten uzak olması durumunda ortaya çıkan dinamik bir süreci ifade etmektedir. Son yıllarda özellikle batı Avrupa ülkelerinde sıkça kullanılan bu kavram dışlanmanın sadece ekonomik görünümüne değil aynı zamanda bireysel ve toplumsal görünümüne dikkat çekmektedir. Toplumda birçok kişi dışlanma riski ile karşı karşıyadır. Bunlar arasında engellileri, kadınları, yoksulları, hastaları ve suçluları saymak mümkündür. Bireysel veya yapısal nedenlerden dolayı ortaya çıkan suç davranışı dışlanmanın hem bir nedeni hem de bir sonucu olabilmektedir. Suç ile ilgili kaynaklara bakıldığında suç davranışının özellikle genç bireyler arasında sıklıkla görüldüğü dikkat çekmektedir. Bu çalışmada bireyin yaşamında önemli bir evre olan gençlik dönemindeki suç davranışı ile sosyal dışlanma ilişkisi ele alınmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen saha çalışması Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün Denetimli Serbestlik ve Yardım Hizmetleri Merkezlerinde denetimli serbestlik hizmetinden yararlanan gençler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul ve Ankara olmak üzere iki büyük şehirdeki Denetimli Serbestlik İl Müdürlüklerinde tamamlanmıştır. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı saha çalışmasında 234 kişiye "Sosyal Dışlanma Ölçeği" uygulanmış olup 18 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak nicel araştırma sonuçlarını destekleyen verilere ulaşılmıştır. Çalışmada sosyal dışlanmanın alt boyutları olarak belirlenen maddi yoksunluk, kurum ve yardımlardan faydalanma, uygun ev ve güvenli çevrede yaşama, sosyal katılımcılık ile kültürel entegrasyon/normlara uyma çerçevesinde genç suçluların sosyal dışlanma durumları incelenmektedir. Saha çalışmasında en düşük düzeyde sosyal dışlanma kurum ve yardımlardan yararlanma alt boyutunda ölçülmüştür. Bu durum örneklemin bir kamu hizmeti olan denetimli serbestlikten yararlanıyor olmalarının olumlu bir etkisi olarak açıklanmaktadır. Sosyal dışlanma en yüksek düzeyde ise sosyal katılımcılık alt boyutunda tespit edilmiştir. Araştırmada sosyal katılımcılık alt boyutu bireyin özellikle toplumsal ilişkileri ve bunlarla olan bağları ile tanımlanmaktadır. Genç suçluların sosyal hayata katılımda yaşadıkları olumsuz deneyimler ile sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları hissini duymaları sosyal dışlanma düzeylerinde etkili olduğu görülmektedir. Bu doktora tez çalışması genç suçluluğunu açıklamada sosyal dışlanmanın önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Genç, Genç Suçluluğu, Denetimli Serbestlik

Denetimli serbestlik sistemiGençlerSosyal dışlanma+3
Senem Aslan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yurtdışında eğitimin zorlukları: Türkiye, Akdeniz Üniversitesi uluslararası öğrenciler örneği

Bu çalışma Türkiye'de bulunan Akdeniz Üniversitesi'nde eğitim gören bir öğrenci tarafından kendi akademik gerekliliklerinin bir parçası olarak Akdeniz Üniversitesi'nde eğitim gören uluslararası öğrencileri odak noktasına alarak deniz aşırı ülkelerde eğitim görmenin zorluklarını incelemek için hazırlanmıştır. Uluslararası öğrenciler kendi ülkelerinden son derece farklı olan bir yerde eğitim görmek için psikolojik olarak hazırlanmış ve finansal olarak dayanıklı olsalar bile eğitimlerini tamamlayıncaya kadar ki süreçte zorluklarla karşılaşacaklardır. Bu zorluklar yeni yaşama uyum sağlama, akademik zorluklar ve dil engelleri; kültürel farklılıklar, kültür şoku ve sonuncu fakat bir o kadar da önemli olarak ayrımcılık gibi sosyal zorluklar olabilir. Söz konusu çalışmada veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşmeler kullanılmıştır. Görüşülen 30 uluslararası öğrenciden 10 kişi Afrikalıdır ve çoğunlukla Mali, Gabon, Kongo, Somali, Gana ve Madagaskar'dan gelmişlerdir. Buna ek olarak 10 öğrenci Arnavutluk, Karadağ, Kosova, Rusya, Makedonya ve Romanya gibi Balkan ülkelerinden gelmişken, diğer on uluslararası öğrenci ise Çin, Tacikistan, Afganistan, Sri Lanka, Filistin ve Moğolistan gibi Asya ülkelerinden gelmişlerdir. Bu çalışma öğrenci göçünü sağlayan faktörleri incelemiştir ve görülmüştür ki öğrencilerin birçoğu burs imkânı elde ettiği için ve çok azı Türkiye'yi sevdiği için gelmiştir. Buna ek olarak, bu çalışma deniz aşırı ülkelerde eğitim almanın faydalarını da incelenmiştir ve bulgulara göre katılımcıların büyük çoğunluğu yeni bir kültür tanıma fırsatı elde etmiştir, diğerleri ise farklı insanlarla iletişim kurma fırsatını elde etmiştir. Çok azı bağımsızlaştıklarını ifade etmiştir. Ayrıca bu çalışma uluslararası öğrencilerin geldikleri yerde karşılaştıkları zorlukları da incelemiştir ve bulgular göstermiştir ki öğrencilerin birçoğu dil konusunda zorluk yaşamışken, bir kısmı ise insanların yabancılara karşı olan tavırlarından yana zorluk yaşamıştır. Dahası, çalışmada uluslararası öğrencilerin yeni bir çevreye/kültüre uyum sağlama yolları da incelenmiştir ve görülmüştür ki birçoğu diğer Türk öğrencilerle iletişim ve arkadaşlık kurarak uyum sağlarken bir kısmı doğrudan yeni kültürü benimseyerek uyum sağlamıştır, fakat anti-sosyal karaktere sahip olmaları sebebi ile uyum sağlayamayanlar da mevcuttur. Toplanan veri nitel verileri incelemede uygun bir yöntem olduğu için içerik çözümlemesi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bazı uluslararası katılımcılar deniz aşırı ülkelerde okuyan öğrencilerin karşılaştıkları zorluklarla ilişkili olarak önerilerde bulunmuşlardır ve büyük bir çoğunluğu ifade etmiştir ki ana öğretim dili İngilizce olmalıdır. Araştırmacının bu çalışmadaki vardığı sonuç ise uluslararası öğrencilerin akademik potansiyellerini tam anlamı ile ortaya çıkarmaya engel olan zorlukların üstesinden gelmek adına kurumlar ve uluslararası öğrenciler bir iş birliği içine girmelidirler. Anahtar Kelimeler: Uluslararası öğrenciler, Öğrenci Göçü, Kültür şoku, Zorluklar

Akdeniz ÜniversitesiKültürel farklılıkKültürel uyum+4
Mosa Marrıam Nkoko
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon reklamlarının içerik analizi: Çocuk sağlığı ve gelişimi

Günümüz iletişim ortamları içinde çocukların en çok karşılaştıkları iletişim metinleri arasında reklamların yer aldığı söylenebilir. Bunun temel nedeni, günümüzde çocuk nüfusunun kazanmakta olduğu önemdir.Reklamlar satışları artırma ve hedef kitlenin firma ve ürünleri lehine olumlu davranışta bulunması amacı ile yapılır. Bununla beraber reklamlar hazırlanırken bazı ilkeleri de göz önünde tutmak gerekir. Özellikle çocuklara yönelik yapılan reklamlardan çocukların olumsuz bir şekilde etkilenmemesi için verilecek mesaj ve uygulanacak reklam tekniklerinin iyi seçilmiş olması gerekir.Bu araştırmada Türkiye kanallarında 2009 ` un Mart ve Nisan aylarında, genellikle, 19: 30 ve 22: 30 saatleri arasında yayınlanan, çocuk sağlığına ve gelişimine yönelik reklamların içerik analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çocuk sağlığı ve gelişimini hedef alan reklamlardaki konu ve ürün dağılımı, etkiyi arttırmak amacıyla kullanılan popüler kültür unsurları, reklam filmlerinin süreleri, mesaj stratejileri, anlatım tarzları ve kullandıkları dilin özellikleri, reklam verenlere ve reklam biçimlerine göre dağılımları tespit edilmeye çalışılmıştır.

Ekin Demir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşen dünyada yoksulluk olgusu

Günümüz dünyasında küreselleşme ve yoksulluk en önemli kavramlar haline gelmiştir. Küreselci ideolojinin iddia ettiğinin tersine küreselleşme herkese yarar sağlamamıştır: Küreselleşmenin sunmuş olduğu fırsatlar eşitsiz bir şekilde dağılmaktadır. Küreselleşme süreci ile birlikte dünya kaynakları giderek daha küçük bir kitlenin elinde toplanırken, büyük bir kitle yoksulluk içerisinde yaşamaktadır.Bu çalışmada, küreselleşme süreci ile beraber ekonomik sistemde meydana gelen değişimlerin yoksulluğun artışında ve derinleşmesinde nasıl bir etkide bulunduğu tartışılmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede, küresel yoksulluğun artışına neden olan uluslararası kuruluşların politikaları ele alınacaktır.

KüreselleşmeNeo-liberalizmYoksulluk
Begüm Köse
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kentin yeni yoksulları: Sokak toplayıcıları

Gelişmiş Batı ülkeleri kentleşme sürecini 150 yıllık bir zaman diliminde tamamlarken, azgelişmiş ülkeler kentleşme sürecini II. Dünya Savaşı sonrasındaki birkaç on yıla sığdırmıştır. Azgelişmiş bir ülke olarak Türkiye'de de kırsal alanlardan kentlere göç 1950'lerden sonra başlamış ve günümüze kadar hızlı bir şekilde devam etmiştir. Türkiye'nin birkaç on yılda yaşanan kentleşme sürecinin ilk dönemlerini çok büyük sorunlar yaşamadan atlatmasının temel nedeni kentlerde var olan enformel ilişkilerdir. Bu ilişkiler sayesinde kente göç eden kişi kısa bir süre içinde kentte oturacak bir ev ve çalışacak bir iş bulabiliyordu. Bu da göç eden kişinin kente daha kolay adapte olmasını sağlıyordu. 1980'lerden sonra ise kentlerde tanıdık ve akrabalarla oluşan enformel ilişkiler girilen yeni dönemle beraber ?tüm Dünya'da ve Türkiye'de 1970'lerde girilen ekonomik krizin ardından liberal ekonomik politikaların uygulanmaya başlaması ve sosyal devletin tasfiyesi- çok büyük değişimlere uğramıştır. Artık bugünün kentlerinde akraba-hemşehri-tanıdık ilişkileri, kente göç eden kitleler için çoğunlukla sadece hayatta kalabilmenin imkanını yaratmaktadır.Ekonomik ve sosyal politikaların değişmesiyle kentlerde değişime uğramıştır. Kentlerdeki bu değişimin etkilediği en dezavantajlı kesim ise, kentte tutunmak için marjinal yeni iş kolları arayan ve kentteki tüm korunaklı ilişkilerden uzak olan yeni kent yoksullarıdır. ?Sokak toplayıcılığı? da, yeni kent yoksullarının kentte hayatta kalabilmek için buldukları yeni geçim stratejilerinden biridir.

KentleşmeYoksullukÇöp toplama
Sezen Keser
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum, medya ve etik

Toplumun yapısını, kurulu düzenini ve bireyler arasında cereyan eden toplumsal ilişkileri yeniden yaratma, yeniden şekillendirme, yeniden üretme ve yorumlama gücüne ve yeteneğine sahip olan medya bu özelliğinden dolayı birçok tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Medya-toplum ilişkisi içerisindeki bu tartışmaların en önemlilerinden biri de medyanın etiksel açıdan tartışılmasıdır.Medya etiği günümüzde önemi gittikçe artan bir konudur. Çünkü medyanın, temel amaç ve ilkeleri olan, haber verme ve bilgilendirme, doğruluk, kişilik haklarına saygı, tarafsızlık, bağımsızlık gibi medya etik ilkelerinden ayrılarak siyasileşen, ticari bir meta haline dönüşen medya reyting ve tiraj uğruna bu etik ilkelerden giderek sapmaktadır. Bütün bunların sonucundan medya, zararı faydasından çok tartışılan bir araç haline gelmiştir.Bu tezin amacı, etik ve medya kavramlarını açıklayıp medya etiği çerçevesinde tartışılan temel sorunlara değindikten sonra kitle iletişim özgürlüğü, medya öz denetim ve etik ilkeleri incelemektir.

Basın ahlakıEtikMedya+2
Engin Eren
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik şiddet: Antalya örneği

Kadına yönelik şiddet, sosyolojik bakış açısı ile irdelenmiştir. Araştırma saha çalışması ile desteklenmiştir.

AntalyaKadın sorunlarıKadınlar+1
Sevde Yörük
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00