İstanbul University
Discipline

Aile Sağlığı Anabilim Dalı

İstanbul University

5

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

5 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı epilepsilerinde valproat kullanımı öncesi ve takibinde kognitif değerlendirme

Amaç: Çocukluk çağı epilepsilerinde valproik asit kullanımı öncesinde ve takibinde sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırma yaparak kognitif değerlendirme yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Olgu ve kontrol grubu 3-14 yaş arası çocuktan oluşturuldu. Olgu grubu, yeni tanı epilepsi olup tedavisi, monoterapi olarak VPA başlaması planlanan çocuklardı. Olgu grubu ilaç tedavisi başlamadan hemen önce zeka, gelişim ve koordinasyon testleri kullanılarak kognitif değerlendirmeye alındı. Tedavi süreçleri devam ediyorken yaklaşık 6 ay sonra tekrar aynı testler kullanılarak değerlendirme yapıldı. Kontrol grubu, sağlıklı benzer yaş aralığındaki çocuklara aynı testler tek sefer olmak üzere uygulandı. Veriler SPSS 26 kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Tedavi öncesi ve tedavi sonrası grupların ortalama değerleri karşılaştırıldığında tedavinin Stanford Binet Zeka Testi skorunda yükseliş sağladığı belirlendi. Bu fark anlamlı bulunmuştur (p<0.01). AGTE'nin toplam gelişim skorlarında (p<0.1) tedavi öncesi grup ile tedavi sonrası grup arasında anlamlı fark bulunduğu gözlendi. DCDQ için tedavi öncesi-tedavi arasında ve kontrol (p>0.5) grupları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Stanford Binet Zeka testinde olgu grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında (p<0.01) anlamlı sonuç bulunmuş ve sağlıklı kontrol grubunun diğerlerinden farklı olduğu bulundu (p<0.01). AGTE testinin genel sonuçları yine yalnızca sağlıklı kontrol grubunun, tedavi-öncesi gruptan anlamlı olarak ayrıştığı gözlenmiştir (p<0.5). Sonuçlar: Antiepileptik ilaç tedavisi alırken aktif nöbetleri kesilen hastalarda, zeka ve bilişsel gelişim puanlarındaki artışlar, sağlıklı kontrol grubuna yaklaşan veriler belirgin olarak saptanmıştır. Kullanılan AEİ'ler nöbet kontrolünü sağlamaktadır; ancak aynı zamanda nörokognitif ve motor becerilerin de olumlu yönde ilerlemesine katkıda bulunmaktadır. Bu mekanizmanın daha detaylı ve geniş serilerde incelenmesi; çocukların beden ve ruh sağlığının bütünlüğü için önemli olup hayat kalitelerine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda epilepsi, valproik asit, kognitif değerlendirme, zeka, gelişim.

BilişBilişsel işlevlerEpilepsi+4
Pınar Tezcan Kurt
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya'da aile sağlığı merkezlerine başvuran gebelerin eşlerinde doğum sonrası depresyon sıklığının ve etkileyen faktörlerin saptanması

ÖZET Giriş ve Amaç: Ebeveynliğe geçiş, hem anneler hem de babalar için önemli değişiklikleri beraberinde getirir. Tarihsel olarak anne odaklı çalışmalara rağmen, babalık doğum sonrası depresyonu (PPPD) giderek daha fazla kabul görmektedir. Erkeklerin depresyonu farklı ifade etme biçimleri (öfke, risk alma) ve yetersiz tarama, tanı ve tedavi, bu konuyu kritik kılmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de babalık PPPD prevalansını ve etkileyen faktörleri incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Bu tanımlayıcı ve kesitsel araştırma, Antalya'da Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 204 gebe eşi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 18 yaş ve üzeri olup gönüllü olarak dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik bilgiler ve Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDS) kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. EPDS, anneler için ilk 3 ay, babalar için hem ilk 3 ay hem de 3-6. ayda uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 25.0 ile yapılmış, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Annelerin 3. ay EPDS puan ortalaması 7,7±4,9 olup, %25,0'ında depresyon belirtileri saptanmıştır. Babaların 3. ay EPDS puan ortalaması 5,8±3,7 olup, %15,7'sinde depresyon belirtileri görülmüştür. 3-6. ayda babalarda bu oran %9,3'e gerilemiştir. Geçmiş psikiyatrik hastalık öyküsü, plansız gebelik ve ebeveynliğe hazır hissetmeme hem anne hem de babalarda depresyon riskini anlamlı olarak artırmaktadır. Ayrıca, düşük öyküsü olan babalarda ilk 3 ayda depresyon sıklığı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Beklenenin aksine, çocuk bakımına aktif katılan babaların 3. ay EPDS puanları, katılmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Türk babalarındaki PPPD prevalansı küresel ortalamalarla uyumludur ve zamanla azalmaktadır. Bulgular, geçmiş psikiyatrik öykü, plansız gebelik ve ebeveynliğe hazır hissetmemenin hem anne hem de babalarda güçlü risk faktörleri olduğunu göstermektedir. Düşük öyküsünün babaların ruhsal sağlığı üzerindeki etkisi de önemlidir. Çocuk bakımına aktif katılan babalardaki yüksek depresyon puanları, bu rolün getirdiği ek yükleri düşündürmektedir. Bu sonuçlar, perinatal dönemde çift merkezli ruh sağlığı yaklaşımlarının ve risk faktörlerine yönelik erken müdahalenin kritik olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Babalık doğum sonrası depresyonu, PPPD, doğum sonrası depresyon, EPDS, risk faktörleri, Türkiye, perinatal ruh sağlığı.

Şahin Şener
Akdeniz University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemdeki 5-6 yaş grubundaki çocukların özgül öğrenme güçlüğü belirti tarama çalışması

Bu araştırmanın amacı okul öncesi dönemdeki çocuklarda özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) görülme sıklığının ve belirtilerinin tespit edilmesi; ayrıca akademik yaşamda okuma, yazma ve matematik alanlarında yaşayabilecekleri zorlanmaların öngörülerek erken tanılanma için yeni ölçeklerin geliştirilmesine öncü olunmasıdır. Bu araştırmada İstanbul Şişli ilçesinde okul öncesinde öğrenimine devam eden toplam 350 çocuk için öğrenme güçlüğü belirti tarama listesi (ÖGBTL) öğretmenleri tarafından dolduruldu. ÖGBTL'nin güvenirlik analizi için Cronbach Alfa Güvenirlik Analizi kullanıldı, güvenirlik katsayısının .969 olduğu görüldü. ÖGBTL puanlarına göre riskli çıkan 40 çocuk ile risksiz çıkan 40 çocuğa Peabody Resim Kelime Testi, Frostig Görsel Algı Testi ve Gesell Gelişim Testi uygulandı. Riskli ve risksiz gruba uygulanan testler arasındaki ilişkiye Mann Whitney-U Testi kullanılarak bakıldı. Çocukların, ailelerin ve öğretmenlerin demografik bilgileri öğretmenler tarafından doldurulan öğretmen ve aile bilgi formu ile alındı. ÖGBTL formu ile öğretmen ve aile bilgi formundan gelen sosyodemografik değişkenler (çocuk yaş, anne-baba yaş) ve yukarıda belirtilen testler arasındaki ilişkiye ilişkisel tarama modeli ile bakıldı. ÖGBTL ile uygulanan testlerden elde edilen veriler arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı ile bakıldı. Araştırmada ÖGBTL sonuçlarına göre %21,71 (n:76) okul öncesi dönemdeki çocuk öğrenme güçlüğü açısından riskli çocuk olarak tespit edildi. Araştırmaya katılan çocuklar, aileleri ve öğretmenlerinden gelen demografik değişkenler ile ÖÖG arasında istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu görüldü. Okul öncesinde öğrenme güçlüğü riski tespit edilen çocukların görsel ayrımlaştırma ve dikkatte, görsel motor koordinasyonda, kelime bilgi düzeyinde, alıcı dilde güçlükler yaşadıkları görüldü. Anahtar Kelimeler: Öğrenme Güçlüğü, Öğrenme Güçlüğü Erken Tanı, Öğrenme Güçlüğü Belirti Tarama Listesi, Peabody Resim Kelime Testi, Frostig Görsel Algı Testi, Gesell Gelişim Testi

Erken teşhisGörsel algılamaOkul öncesi dönem+4
Vesile Çetin Kazak
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

12-60 ay arası çocuğu olan ailelerin aşılar hakkındaki bilgi, tutum ve uygulamalarının incelenmesi

Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmada, 12-60 ay yaş aralığında çocuğu olan ailelerin aşılara ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Pediatri Polikliniği'ne başvuran 218 aile oluşturmaktadır. Veriler, yüzyüze görüşme tekniği ile alanyazında bulunan çalışmalar doğrultusunda hazırlanan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmamızda, ailelerin %87,6'sının aşıların gerekliliğine inandıkları saptanmıştır. Ailelerin %99,1'i çocuklarına aşı yaptırdıklarını, %93,1'i çocuklarının aşılarının hiç aksamadığını, %96,3'ü çocuklarının aşılarının tam olduğunu belirtmişlerdir. Ailelerin tamamına yakını (%97,7) çocuklarının sağlığı için kendilerinin aşılanabileceklerini belirtmişlerdir. Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için en sık belirtilen yöntem temizliktir (%39,9). Ailelerin ulusal programda yer alan aşıları bilme oranı %62,8; yer almayan aşıları belirtme oranı %3,2; bulaşıcı hastalıkları bilme oranı %51,4'tür. Kızamık (%29,4) en sık belirtilen aşı ile önlenebilir bulaşıcı hastalıktır. Bulaşıcı hastalıkları ve aşıları bilen aile oranı %74,1 olarak saptanmıştır. Anne eğitim düzeyi lise ve üstü olan ailelerin bulaşıcı hastalıkları daha yüksek oranda bildikleri saptanmıştır. Ailelerin %44,5'i ilk aşının doğumda, %40,8'i son aşının 2 yaşında yapıldığını belirtmişlerdir. Ailelerin %29,8'i çocuklarına ulusal programda yer almayan aşıları yaptırmış; yaptırmayanların %80,3'ü ise kendilerine bilgi verilmesi durumunda yaptıracaklarını belirtmişlerdir. Anne eğitim düzeyinin, annenin çalışıyor olmasının ve ailelerin bilgilendirilmesinin ulusal aşı takviminde yer almayan aşıları yaptırma oranlarını artırdığı görülmüştür. Ailelerin bilgi edinmesinde ve yönlendirilmesinde sağlık çalışanlarının etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, ailelerin aşılar konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu, sağlık çalışanlarının bilgi edinme ve tutum geliştirmede önemli oldukları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aşılar, Bilgi, Tutum, Aile, Çocuk

AileAşı reddiAşılama+4
Neslihan Güneş
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat ilinde çalışan aile hekimlerinde kronik böbrek hastalığı bilgi, tutum ve davranışların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, aile hekimlerinde kronik böbrek hastalığı bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini, Tokat ilinde görev yapan aile hekimleri oluşturmuştur. Araştırma verileri 01.04.2025-01.06.2025 tarihleri arasında araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri toplama formları her bir aile hekimine yüz yüze görüşme yöntemi ile iletilmiştir. Toplam 165 aile hekimine ulaşılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kronik Böbrek Hastalığına Yönelik Genel Yaklaşım ve Farkındalık soruları kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik ölçütleri, ki-kare testi, Fisher exact test kullanılmıştır. Bulgular: Aile hekimlerinin %60,6'sının erkek, %62,5'inin meslekte 10 yıldan uzun süredir çalıştığı, %47,8'inin ünvanının pratisyen hekim olduğu, %78,2'sinin aile sağlığı merkezinde görev yaptığı, %70,9'unun tıp fakültesi mezuniyeti sonrası böbrek hastalarının takip/tedavisi ile ilgili eğitim almadığı, mezuniyet sonrası eğitim alanların %15,2'sinin uzmanlık eğitimi sırasında alınan derslerde eğitim aldığı belirlenmiştir. Aile hekimlerinin cinsiyeti ile KBH'nı düşündüren semptomlardan şiş gözler semptomu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünme durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünmeme nedeninde yeterli kılavuz bilgisine sahip olamamak değişkenleri ile arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Aile hekimlerinin ünvanı ile hastaların böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan yöntem olarak spot idrarda albumin/kreatinin oranı bakma, hastaları GFH ve Albüminüri düzeylerine göre hastalıklarını evrelendirebilme durumu, KBH'nın yönetimi ve sevk kriterleriyle ilgili herhangi bir kılavuz ve rehber kullanma durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunuzu düşünme durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünmeme nedeni olarak gerekli olan laboratuvar tetkiklerini yaptıramamak, KBH'lı hastalara ilaç tedavisi başlama durumu, Türkiye'de KBH'nın en sık nedeni arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Aile hekimlerinin büyük çoğunluğu mezuniyet sonrası KBH konusunda yeterli eğitim almamış, güncel kılavuz ve rehberlere erişim ve kullanım oranları düşük bulunmuştur. Aile hekimlerinin KBH'nın temel klinik bulgularını tanımakta olup risk faktörlerini büyük ölçüde bilse de hastalık evreleme, tanısal testlerin kullanımı ve ilaç tedavisine başlama konusunda yetersizlikler belirlenmiştir. Ayrıca, mesleki unvan, cinsiyet ve çalışma süresi gibi demografik faktörlerin bilgi düzeyi ve uygulama davranışları üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Uzman aile hekimlerinin bilgi düzeylerinin pratisyen hekimlere göre daha yüksek olması, mesleki eğitimlerin bu alandaki farkındalığı artırmada kritik rol oynadığını göstermektedir. Bu durum, KBH'nın birinci basamak sağlık hizmetlerinde etkin yönetimi için aile hekimlerinin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik gereksinimi vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, kronik böbrek hastalığı, bilgi, tutum

Burak İslam Erdoğan
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00