63
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Pers idari sistemi perspektifinde bir satraplık merkezi Daskyleion
Persler Klasik Dönem'de antikçağın en önemli uygarlıklarından birini teşkil ettiler ve dönemin o zamana kadar gördüğü en büyük imparatorluğunu kurdular. Pers Krallığı'nın ktistes'i Kyros'tan itibaren halefleri Kambyses, ardından Dareios, Kserkses, Artakserkses'in uyguladıkları yayılımcı politika ve yürürlüğe soktukları mali reformlar neticesinde krallığın emperyal gücünün katlanarak artmasını sağladılar. Ak¬deniz havzasından Merkezi Asya'yı da içine alarak Kuzey Hindistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaklaşık 220 yıl boyunca hüküm sürdüler. Hindistan'dan Trakya'ya sayısız etnik grubu hakimiyetleri altına aldılar. Böylelikle Klasik Dönem'de Akhaimenid Krallığı'nı bir dünya imparatorluğu haline getirdiler. Persler imparatorluğun kuruluş ve gelişme aşamalarındaki son de¬rece yetkin askeri güçleri sayesinde ele geçirdikleri yerlerde uyguladıkları yönetim organizas¬yonlarındaki başarılarıyla ön plana çıkmaktadırlar. Birçok farklı bölgeyi imparatorluğun çatısı altında birleştiren en önemli idari yapı, ele geçirdikleri bölgelerin askeri, idari ve stratejik açıdan en uygun merkezlerine yer-leşerek kurdukları satraplık/eyalet sistemidir. Öyle ki, imparatorluk yıkılmasına rağmen satraplık yönetimi yüzyıllar sonra bile ayakta kalan sağlam yeni bir kurum olmayı sürdürmüştür. Pers krallığında kurulan ilk satraplık bölgeleri arasında Anadolu'da Daskyleion ve Sardeis yer almaktadır. Bu bağlamda Daskyleion, M.Ö. yak. 539 yılından M.Ö. 334 yılına kadar neredeyse kesintisiz bir şekilde imparatorluğa hizmet veren en köklü eyalet merkez-lerinden biridir. Bu tezde Daskyleion satraplık bölgesinin Klasik Dönem Anadolu'sunun şekillenme-sinde Pers imparatorluğu için oynadığı tarihi rolü ve önemi; ayrıca idari ve siyasi yapısı; satraplık sınırları; eyaletteki kentlerin idari merkezle kurdukları siyasi, eko¬nomik ve kültürel ilişkileri; Daskyleion'un diğer eyalet bölgelerindeki farklılık ve benzerlik arz eden noktaları ortaya konulmaktadır. Bu yapılırken konuya ilişkin antik kaynaklar, epigrafik belgeler ile arkeolojik kalıntılar ele alınmış; son zamanlarda ele geçen yeni veriler, modern literatür eşliğinde tekrar dikkatle incelenerek çok yönlü bir sentezle analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimler: Pers/Akhaimenid İmparatorluğu; Daskyleion; Sardeis; satraplık/eyalet; phoros; Artabazos; Pharnabazos; Arsites.
Velleius Paterculus'un eserinde Erken İmparatorluk dönemi karakterleri
Bu çalışmanın amacı, Romalı tarihçi Velleius Paterculus'un "Historiae Romanae" adlı eserinde anlattığı olaylar ve karakterler ışığında Erken Roma İmparatorluk Dönemi ve özellikle İmparator Tiberius Dönemi'ne genel bir bakış sağlayarak, dönemin önemli karakterlerini, tarihi ve siyasi olaylar çerçevesinde incelemektir. Bu incelemede faydalanılan diğer birincil kaynaklar Tacitus'un "Annales" ve Suetonius'un "De Vita Duodecim Caesarum" isimli eserleridir. Velleius Paterculus'un eseri evrensel bir tarih anlatımı sergilemekle beraber İmparator Tiberius Dönemi'nin önemli bir bölümüne (İ.S 14-29 yılları arası) bire bir tanık olan ve elimize ulaşan tek birincil kaynaktır. Dönemin tarihsel olay örgüsü çerçevesinde Erken Roma İmparatorluk Dönemi'nde yaşamış olan önemli karakterlerin Velleius Paterculus'un eserinde yer verdiği tarihsel olaylarda oynadıkları roller betimlenmiştir. Bu betimlemeler ışığında İmparator Tiberius'un askeri seferleri, geniş bir askeri kariyere sahip olan Velleius Paterculus'un edindiği memuriyetler ve karakterler arasında kurulan ilişkiler Roma tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Velleius Paterculus'un eseri diğer Antik Roma yazarlarının eserleri göz önüne alındığında arka planda kalmıştır. Bu nedenle diğer Antik Roma yazarlarının eserleri (Tacitus, Suetonius) ile Velleius Paterculus'un eseri arasındaki belirgin farkların bilimsel açıdan ele alınması ve incelenmesi dönemi daha iyi anlamaya ve yorumlamaya yardımcı olacaktır, dolayısıyla Velleius Paterculus'un değindiği/değinmediği olayların tespit edilmesi ve yorumlanması gerekmektedir. Bununla birlikte modern araştırmacılar tarafından tartışmalı bir isim olan Velleius Paterculus'un bir methiye yazarı mı yoksa bir tarih yazarı mı olduğu konusundaki tartışmalara bu tez çalışmasında açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Roma İmparatorluk Dönemi, Gaius Velleius Paterculus, Historiae Romanae, Principatus.
Plutarkhos'un Politika Parangelmata adlı eserinde devlet adamları
Antik yazarların edebi eserlere ağırlık vermeleri nedeniyle günlük hayatta devlet adamlarının nasıl davrandıklarının cevabını bulmak zordur. Plutarkhos, Politika Parangelmata yani Devlet İdaresinin Ahlaki Kuralları adlı eserinde yönetimde söz sahibi olan elit kesimin nasıl davranması gerektiği, karakterinin nasıl olması gerektiği gibi soruların cevabını vermiştir. Bunun için öncelikle bu eser Türkçe'ye çevrilerek bu kural–kriterlerin neler olduğu saptanmıştır. Sonrasında Politika Parangelmata ışığında, yaşadığımız bölge olan Lykia ve Pamphylia bölgelerindeki yazıtlar derlenerek incelenmiştir. Konu başlıklarına ayrılan eser, belirlenen yazıtlar ile karşılaştırılmıştır. Plutarkhos bu anlamda bize karşılaştırma olanağı sağlamıştır. Eser ayrıca Plutarkhos'un kendi yaşadığı dönemle ilgili bilgiler vermesi açısından da önem arzetmektedir. Yazıtlar aracılığıyla incelenen devlet adamları Plutarkhos'un yaşadığı dönemden seçildiği için Plutarkhos'un eseriyle paralellik göstermektedir. Çalışmanın sonunda Lykia ve Pamphylia bölgelerinde yönetimde söz sahibi olan devlet adamlarının Plutarkhos'un belirttiği niteliklere sahip oldukları anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Plutarkhos, Politika Parangelmata, Devlet Adamları, Lykia ve Pamphylia Bölgeleri
Anadolu'da II. Sofistik Dönem: Sofist retor ve filozofların kamusal alandaki etkinlikleri
Philostratos, Roma yönetimi altındaki Anadolu topraklarında Eski Hellen kültürünün yeniden uyanışını, II. Sofistik Hareket olarak adlandırmıştır. Anadolu menşeili bu harekette sofist, retor ve filozoflar sosyal kişilikleriyle ön plana çıkmışlardır. Üstlendikleri resmi görevler, zenginlikler ve açtıkları okullarda verdikleri derslerle kentlerine hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli ölçüde katkıları olmuştur. "Anadolu'da II. Sofistik Dönem: Sofist, Retor ve Filozofların Kamusal Alandaki Etkinlikleri" başlıklı bu tez çalışmasında epigrafik, nümizmatik ve edebi kaynaklar aracılığıyla bilinen sofist, retor ve filozofların toplumsal ve siyasal rolleri, resmi görevleri, kentlerine sağladıkları faydalar ve aile bağları saptanıp bu kişilerin kamusal alandaki etkinlikleri ve sosyal statüleri saptanmaya çalışılmıştır.. II. Sofistik Dönem'in önemli kişilikleri olan sofist ve retorlarla ilgili ilk bilgileri Philostratos'un Bion Sophiston (βίοι σοφιστῶν) adlı eserinden öğrenilmektedir. Ayrıca bu dönem en önemli bilgi kaynağı Philostratos olduğu için kendisi ve eserleri hakkında bilgilendirme yapılması uygun görülmüştür. II. Sofistik Dönem, MÖ. V.–IV. yüzyıl Yunan dünyasına bir özlemin sonucu olarak ortaya çıktığı ve dönem II. Sofistik olarak adlandırıldığı için, Klasik Dönem'deki sofistlerle II. Sofistik Dönem'deki sofistlerin bir karşılaştırılması yapılmış ve iki dönem arasındaki farklılıklar, benzer yönler ortaya konulmuştur. Bu dönemde eğitim alanında, toplumsal ve siyasal hayatta ön plana çıkan sofist, retor ve filozoflar edebi kaynaklar ve epigrafik malzeme ışığında sınıfsal olarak birbirinden ayırt edilmeye ve mesleki olarak aralarındaki farklılıklar saptanmaya çalışılmıştır. MS. I-III. yüzyıllar arasında Anadolu kökenli sofist, retor ve filozoflarla ilgili epigrafik belgeler ve antik kaynaklar derlendiğinde çok az kişi dışında bu kişilerin, toplumun en seçkin ve zengin ailelerinin üyeleri olup soylu bir kökene sahip oldukları tespit edilmiştir. Pek çoğunun ailesi Roma İmparatorluğu ile ilişki içinde olup Roma vatandaşlık hakkını elde etmiştir. Bazı sofist ve retorlar senator sınıfına yükselmiş ve çocukları içinde böyle bir kariyerin yolunu açmışlardır. Hem zengin ve ünlü olmaları hem de imparatorlarla yakın ilişkiler kurmuş olmalarından dolayı kentler bu kişilerin kamusal görevleri üstlenmelerini beklemiştir. Yazıtlar ve antik kaynaklar aracılığıyla bu kişiler bulundukları elit tabaka içinden sıyrılıp gerek kendi kentlerinde gerekse vatandaşı oldukları kentlerde pek çok kamusal görev başarılı bir şekilde yerine getirmiş oldukları saptanmıştır. Sonuç olarak edebi kaynaklar, epigrafik ve nümizmatik belgeler sofist, retor ve filozofların geldikleri aile ve aldıkları eğitim sonucunda, kamusal yükümlülükleri ait oldukları toplumsal sınıf içinde dikkat çekici bir şekilde başarıyla yerine getirmiş olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: II. Sofistik Dönem, Sofist, Retor, Filozof, Memuriyet.
Hellenistik Dönem'de Asylia: Ionia ve Karia'daki tapınaklarla birlikte kent ve egemenlik alanına tanınan Hiera Kai Asylia
Arkaik Dönem'den itibaren Yunanca ?-????? teriminin oldukça çeşitli konularda kullanıldığını görmekteyiz. Arkaik ve Klasik Dönem'de kutsal yerler ve tapınaklar savaşta ve her türlü şiddet eyleminden doğal olarak dokunulmazdı. Zira, halk tanrı huzurunda günah işlemekten kaçınırdı. Klasik Dönem'de asylia sıklıkla bireylere veya bazen de kentin bütün vatandaşlarına bahşedilmekteydi. Ayrıca tapınak sınırlarında da görülmektedir. En erken olarak İÖ. V. yüzyılda Korinthos'taki bir tapınağın sınırında kullanılmıştır. Hellenistik Dönem'de asylia'nın bu kullanımları devam etmekle birlikte, artık yeni bir kullanımı ortaya çıkmıştır. Sadece tapınaklar değil aynı zamanda kentler ve kentin egemenlik alanları asylia ilan edilmeye başlamıştır. Kentler, yeni bir diplomatik hareketle tanrı veya tanrıçalarının onurunu yüceltmek amacıyla krallar, birlikler ve diğer kentlerden, tapınaklarını dokunulmaz olarak; kent ve egemenlik alanlarını ise, kutsal ve dokulunmaz olarak kabul etmelerini rica etmekteydiler. Bir yerin dokunulmazlığın ilan edilmesiyle ilgili bu yeni deyimle, İÖ. III. yüzyıl epigrafik belgelerde aniden karşılaşılmaktadır. Bu deyimin epigrafik belgelerde kullanımı genelde şu şekildedir: Sadece kentin tapınağına bu hak tanınacaksa ?????? şeklinde ifade edilirdi. Kent ve kentin egemenlik alanına verilecek ise, ???? ??? ?????? olarak ilan edilmekteydi.Epigrafik belgelerin birçoğu tapınağın ya da kentin ilanıyla ilgili kral mektuplarından ve halk kararnamelerinden oluşmaktadır. İÖ. 281 yılından önce bir yerin asylia ilan edildiğine dair herhangi bir belge ele geçmemiştir. Bu konuyla ilgili en erken belge olarak Nysa'daki Pluton ve Kore Tapınağı kabul edilmektedir. Daha sonraki zamanlarda ise, asylia hakkını elde etmek Küçük Asya ve Ege Adaları'ndaki birçok kentin başlıca amacını oluşturmuştur.
Kappadokia, Pontos, Paphlagonia ve Kilikia bölgelerinin dağları
Anadolu Yarımadası'nın topografyasını, batıda Ege sahillerinden başlayarak doğuya doğru Hindistan sınırlarına kadar ulaşan dağ silsileri belirler. Güneyde Taurus diye bilinen heybetli dağlar yükselir. Kuzeyde, Kuzey Anadolu Dağları yarımadayı çevrelemektedir. Sadece birkaç noktadan geçit imkanı sunan bu dağlar Karadeniz'e paralel bir şekilde doğu-batı istikametinde ilerler. Karadeniz'den yükselen yağmur bulutlarını tutan bu dağlar bölgenin ılıman havasının da sayesinde sık ormanlarla kaplıdır. Güneyde ise manzaraya Tauros Dağları' hakimdir. Dağın gerisinde Toroslar'dan gelip kuzeydoğuya doğru bir yay çizerek ilerleyen Doğu Anadolu yüksek platosuna karışan Güneydoğu Torosları zinciri yer alır. Bu dağ silsilesi Mezopotamia ve Kilikia nehir platoları arasında bir set oluşturur. Anadolu yarımadasının iç kesimi ise derin bir havzadır. Güneydeki Tauros silsilesinin en önemli kısmını Amanos Dağları oluşturur. Dağlar sayesinde birbirinden farklı iklim özelliklerine sahip olan Anadolu yarımadası eşsiz coğrafi konumunun yanı sıra akarsuları, gölleri, yer altı/üstü zenginlikleriyle yerleşime son derece elverişli koşullar sunarak en eski çağlardan itibaren birçok topluluk ve kavmi kendisine çekmiştir. Birbirlerinin peşi sıra gelen sayısız kültür grupları kendilerinden önceki kültürlerden etkilenmiş, kendilerinden sonrakileri de etkilemiştir.Dağlar Anadolu'nun siyasi ve ekonomik tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Antik kaynaklar; nümizmatik ve epigrafik veriler sayesinde, topografyayı belirleyen sarp dağların burada yeşeren kültürler üzerinde belirleyici etkileri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Karadeniz ve Akdeniz Dağları'nda yaşayan kavimler pek çok antik yazar tarafından vahşi olarak nitelendirilmiş ve onları kontrol altına almak için üzerlerine seferler düzenlenmiştir. Bununla birlikte söz konusu kavimler yaşadıkları arazinin sağladığı koşullardan dolayı çoğu zaman düşmanlarını bertaraf edebilmişlerdir. Bu dağlık coğrafyayı ele geçirmeyi başaranlar ise kimi zaman zengin maden yataklarına, kimi zaman da donanma oluşturmak için zengin sedir ormanlarına sahip olmuşlardır. Bu elverişli koşullar nedeniyle buralara sahip olanlar Anadolu kıyıları boyunca seyreden deniz ticaretinin yanı sıra yarımada içlerinden devam eden kara ticaretini de kontrol altında tutabilmişlerdir. Bu dağlık arazi her ne kadar engebeli bir topografyaya sahipse de verimli ovaları sayesinde sakinlerine yaşamlarını idame ettirmek için gerekli ihtiyaç malzemelerini bahşetmiştir.Dağlar civarlarında yaşayan halkların dinsel inançlarında da önemli bir rol oynamıştır. Nitekim yüceliklerinden dolayı saygı gören dağlara kutsal bir çok anlam yüklenmiş ve bunlar çoğu zaman tanrılaştırılmışlardır. Öyle ki, dağlar sikke tipi olarak sıkça kullanıldıkları gibi plastik sanat eserlerinde de işlenmişlerdir.Bu tez kapsamında Anadolu tarihi açısından bu denli öneme sahip dağlar Kappadokia, Pontos, Paphlagonia ve Kilikia bölgeleri özelinde ve antik kaynaklar; nümizmatik, epigrafik ve arkeolojik veriler ışığında irdelenmiştir
Yazıtlar ışığında Roma İmparatorluk Çağı Küçük Asya agonları ve sporcuları
Eskiçağ yaşamında spor, eğitimin önemli parçalarından biri idi. Eski Yunanistan'da her genç, zihinsel eğitimin yanında, bedensel olarak da eğitime tabi tutuluyordu. Bu bedensel eğitim beraberinde müziksel eğitimi de getirerek, gençleri vatandaşlığa hazırlıyordu. Yunanlıların özünde varolan yarışma duygusu ise, yaşamlarının bir çok alanında belirleyici bir rol oynamış ve her alanda ?iyi? olabilmek için çalışmışlardır. Bu duygu kendini spor alanında da göstermiş, ve böylece agones (= ?????? ) dediğimiz yarışmalar halkın yaşamına dahil olmuştur.Başlangıçta oyunlar, kahramanların ya da asillerin cenaze törenlerinde, ölülerin ruhlarını hoşnut etmek için düzenlenmiştir. İÖ. 8. yy.a kadar örgütlenmiş bir festival yoktur. Ordunun toplanması, cenaze törenleri gibi önemli olaylar yarışmaların düzenlenmesi için bir vesile idi. Yunan kent devletlerinin ortaya çıkması ile ulusal festivaller de ortaya çıkmıştır. Eski Yunan dünyasında dört önemli festival vardır. Bunlardan ilki, İÖ. 776 yılından itibaren kutlanmış olan, Elis'teki Olympia Oyunları, ki bu oyunlar İS. 393 yılına kadar devam etmiştir, ikincisi, Delphi'deki Pythia Oyunları'dır. Diğerleri ise Korinth'deki İsthmia ve Nemea'daki Nemea Oyunları'dır. Bunların dışında Atina'da her yıl Panatheneia ve dört yılda bir Büyük Panatheneia kutlanmaktaydı. Bu festivaller tüm Yunan dünyası için birleştirici bir özelliğe sahipti. Koloniler, bu festivaller ve özellikle de yarışmalar için ana kentlerine elçiler gönderirlerdi. Oyunların yapıldığı dönemlerde tüm Yunan dünyasında barış ilan edilirdi. Örneğin, Olympiyatların yapıldığı sırada, Elis'deki araziye silahla yaklaşmak yasak olduğu için, buna uymayanlar para cezasına çarptırılır, hatta oyunlardan diskalifiye edilir ve bir daha oyunlara katılamazlardı.Küçük Asya kentleri de, çeşitli yerel festivaller ve yarışmalar düzenlediler. Bunlar daha çok yerel tanrıların ve kahramanların onuruna, yerli hayırsever eşrafın desteğine bağlıydı. Bu festivallerin ve oyunların düzenlenmesi için ise, vakıflar oluşturulmuştu. Kentlerde düzenlenen yarışmalarda kurallar, mükafatlar vb. genellikle Eski Yunan toplumunun düzenli olarak kutladığı dört festivalden etkilenmiştir. Aynı isimleri taşımışlar - İsolympia, İsopythia gibi - ve bunun için de asıl sahiplerinden gerekli izinleri almışlardır. Yarışmalar içerik olarak ya atletik ya artistik ya da binicilik ile ilgili idi. Bunların arasından, genellikle atletik olanlar tercih edilmiştir. Yerel, küçük yarışmalar sadece yerli halka açıktı. Daha büyük olanlar ise oikoumenik (=yani uluslar arası) düzeyde idi.Oyunlar iki temel tipe ayrılırlar. (1) ?????? ?????????, yani ?para ödüllü? oyunlar. Bu sınıfa giren ve ????? olarak adlandırılan yerel yarışmalarda ödül, prestijin yanında para ödülü (=thema) idi. (2) En çok prestij sağlayan oyunlar ise, ????? ya da ?????? ????? ??? ?????????? olarak adlandırılan ?kutsal, taç ödüllü? oyunlardı. Bu oyunlarda ödül tanrılara adanmış bir taçtır. Ama para ödülünün de verildiğini ispatlayan pek çok delil vardır. Ayrıca kutsal oyunlarda zafer kazanmış bir sporcu, vatanına döndüğü zaman, kentin izni ile vatandaşlarının önünde bir zafer alayına katılma hakkına da sahip oluyordu.Roma Dönemi'nde ise, imparator kültünün ortaya çıkmasıyla, var olan yerel agones ile imparator kültü birleştirilmiştir. Bu dönemde, imparator kültünün yanında çok farklı bir olgu daha ortaya çıkmıştır. Bu da gladyatör dövüşleridir. Roma'da çok sevilen bu vahşet dolu dövüşlerin, Küçük Asya eyaletlerinde de düzenlenmiş olduğu görülmektedir.
Roma'nın Anadolu'daki yapı politikası
İÖ. 129 yılından Alexander Severus zamanına kadar çok farklı deneyimler yaşayan Anadolu eyaletlerindeki yerleşimlerde merkezi yönetimin inşa ettirdiği yapıların miktarı, türü ve kentlere yapılan mali katkılar Roma'nın eyaletlere bakış açısını anlamayı sağlayan önemli unsurlardan biridir. Kentlere belirli durumlarda yapılan bu yardımlar, epigrafik belgelerden ve antik yazarların anlatımlarından öğrenilebilmektedir. Antik yazarların imperator'ların hayatlarını anlattığı eserler, onların eyalet kentlerine yönelik yönetim anlayışlarını anlamak açısından önemli bilgiler vermektedir. Konuya ilişkin bilim insanları tarafından yapılan çalışmalar, dönemin koşullarının ve Roma'nın kentlere yaptığı yardımların çerçevesinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Roma'nın Anadolu'daki Yapı Politikasını ele alan bu çalışma, Cumhuriyet Dönemi'nde imperium yetkisine sahip Romalı idareciler ve Principatus Dönemi'nde imperator'lar tarafından Anadolu'daki eyalet kentlerinde gerçekleştirilen yapısal faaliyetler ve mali yardımlar üzerine yoğunlaşmıştır. Özellikle Antoninus Pius sonrasında Roma'nın buradaki normal yapı inşası ve buna verdiği destek son bulmaktadır. Bu dönemden sonra Roma'nın yapı inşası faaliyeti daha çok, askeri özellikler sergileyen yol ve köprü yapımı veya onarımına yöneliktir. Bununla birlikte çalışma asker imperator'lar döneminin başlangıcına kadar getirilmiştir.Imperator'lar euergetes, ktistes ve despotes gibi ifadelerle sık sık onurlandırılmalarına karşın, yapı inşası üzerine somut bilgiler vermeyen onur yazıtları çalışmada geniş kapsamlı değerlendirilmemiştir. Eyalet kentlerinin kullanımı açısından büyük bir öneme sahip olmasına rağmen, daha çok askeri özellik taşıması nedeniyle yol yapımı ve onarımı gibi faaliyetler de istisnai durumlar dışında çalışmanın dışında tutulmuştur. İnşa faaliyetleri ve yaptıkları yardımlar doğrultusunda imperator'lar, dönemin koşullarıyla ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Merkezi yönetim tarafından buradaki kentlerde yapılan herhangi bir inşa faaliyeti veya yardım olmaması durumunda bunun olası nedenleri sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak Anadolu'daki eyaletlerde imperator'lar tarafından takip edilen planlı ve düzenli bir yapı inşasının olup olmadığı sorgulanmış ve bunun boyutu ile kapsamı üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
Yazıtlar ışığında Karia kentlerinde yurttaşların kent imarına katılımları: M.Ö. I. ?M.S. III. yüzyıl
Bu tez çalışması ile MÖ I. yüzyıl başından MS III. yüzyıl sonuna kadar geçen süre içinde yurttaşların kent imarına katkılarının yazıtlardan elde edilen bilgiler ışığında incelenmesi ve önceki yüzyıllar ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Coğrafi bölge olarak nitelikli ve çok sayıda epigrafik belge sunması nedeniyle Karia bölgesi seçilmiş ve çalışma bu bölge ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmada araştırma konusunun gereklilikleri doğrultusunda Hellenistik Çağ ve Roma Çağı'nda kentlerin sosyal, ekonomik ve politik durumları, hayırseverlik (euergesia) olgusu ve bu olgunun kent ekonomisi, kent politikası ve toplumun sosyal yapısına etkileri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ardından yurttaşları kent imarına katkıda bulunma yönünde motive eden etkenler irdelemiştir. Kent imarına yönelik bu katkılar yalnızca gerçekleştirilme şekilleri, nitelik ve nicelikleri açılarından değil aynı zamanda gerçekleştiren kişi veya kişilerin bu katkı sırasındaki veya öncesindeki son memuriyetleri ve bu katkılarda hangi yapıların tercih edildiği gibi kriterler uyarınca sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmalar kapsamında Hellenistik Çağ ve Roma Çağı arasındaki farklılıklar da ortaya konulmuştur. Ayrıca hayırseverlik olgusunun ailevi bağlamı ve itibar stratejileri kapsamında yurttaşların kent imarına yönelik katkılarında aile kavramı incelenmiştir. Böylece aynı aileye mensup fertlerin bir imar faaliyetinin masraflarını karşılamaya yönelik finansal etkinlikleri de sorgulanmıştır. Çalışmanın temel kaynaklarını oluşturan yazıtlar Türkçe tercümeleriyle birlikte katalog başlığı altında sunulmuştur. Ayrıca çalışmanın amacına hizmet eden sekiz adet tablo ve bir adet harita tez çalışması kapsamında yer almaktadır.
Roma Dönemi Küçük Asya procuratorları
Roma İmparatorluğu'nun kurucusu olan Augustus, senatör sınıfının gücünü azaltmak ve eyalet yönetimini daha iyi bir konuma getirmek amacıyla, atlılar sınıfının üyelerini de yönetime büyük ölçüde dahil etmiştir. Atlılar sınıfından atanan procurator'lar, Augustus'u takip eden üç yüzyıl boyunca hem merkezî yönetimde hem de eyalet yönetiminde devleti taşıyan en önemli direklerden biri olmuşlardır. Küçük Asya'da bulunan yüzlerce yazıt, imparatorun bizzat kendisi tarafından görevlendirilen bu procurator'ların, eyaletlerde valilerden bağımsız olarak vergi toplama, yol yapımı ve onarımı, sınır sorunları, asker toplama, kentlerin harcamalarını denetleme gibi görevleri üstlendiklerine ilişkin bilgiler sunmaktadır.Procurator'lar sınıfı ile ilgili tek kapsamlı çalışma 1950'li yıllarda H. George Pflaum tarafından yapılmıştır. Bu çalışma tamamen prosopografik ağırlıklı olduğu yani procurator unvanıyla tespit edilen kişilerin sadece kişisel bilgilerine ağırlık verdiği için procurator'ların etkinlik gösterdikleri alanlar hakkında kısıtlı bilgiler sunmuştur.Doktora tezi olarak hazırlanan bu yeni çalışma ile Küçük Asya'da görev yapmış olan procurator'ların etkinlik gösterdikleri alanlar belirlenmiştir. Bu sonuca ulaşabilmek için Küçük Asya'da bulunmuş procurator'lar, edebî ve epigrafik kaynaklar aracılığıyla tespit edilmiş ve bir corpus kapsamında bir araya getirilmiştir.
Arkaik ve klasik dönemlerde İonia bölgesinin politik yapısı
Antik kaynaklara göre varlığını Prehistorik Dönem'den beri sürdüren Küçük Asya'nın batı sahil kentleri İÖ. bininci yıldan itibaren Dor baskısı yüzünden kıta Yunanistan'dan gelen kolonistlerce iskân edilmiştir. Bu topluluk kısa zaman içinde yerel halkla kaynaşmış ve uzun müddet bu kolonizasyon hareketinin önderlerinin soyundan gelen krallarca yönetilmişlerdir. Karanlık Çağ'ın sona erişiyle birlikte yönetim erkinin tek bir kişinin elinde olmasından rahatsızlık duyan bazı soylu ve güçlü kimseler kralı devirmişler ve böylece gücü kendi aralarında ortak bir şekilde paylaşmanın yolunu açmışlardır. Zenginliğin en önemli kaynağı olan tarım alanlarının söz konusu bu aristokratların elinde oluşu ve onların halka karşı olan acımasız tutumu özellikle İÖ. 7. yüzyıldan itibaren tiranlık olarak adlandırılan yeni bir rejimin doğmasına yol açmıştır. Bu yeni rejimde halkın desteğini arkasına alan tiranlar iktidarlarını pekiştirebilmek adına kentlerdeki soylulara karşı son derece zalimce davranmışlardır. Onların birçoğunu ya sürgüne göndermiş ya da öldürmüşler, böylece bu kimselerin kendilerine karşı bir tehlike oluşturmasının önüne geçmişlerdir. Perslerin Anadolu'ya gelmesinin ardından mevcut tiranlar güçlerini muhafaza edebilmek için onların desteğine ihtiyaç duymuş ve ortaya Pers destekli yeni bir tiranlık dönemi çıkmıştır. Pers tehlikesinin Yunanistan ve Batı Anadolu için sona erdiği 479 yılından sonra bu tiranların yerini oligarşi ve daha sonra demokrasi yanlıları almıştır. Bu tarihten Büyük İskender'in Asya'yı fethine kadar geçen zaman diliminde İonia kentleri Atina-Sparta ve Pers üçgeni içerisinde sürekli olarak bu güçlerin kendisi için uygun gördüğü yönetim biçimlerine teşvik edilmişler ya da zorlanmışlardır.Bu çalışmada İonia kentlerinde hüküm sürmüş olan tüm kralların ve tiranların hayat hikâyeleri, aristokratlar/oligarkhlar ile demokratlar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalar ve bunun sonucu olarak kentleri kasıp kavuran iç savaşlar, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte kent bazında tek tek mercek altına altına alınmış ve bütün bunların söz konusu İonia kentlerini nasıl etkilediği antik ve epigrafik kaynaklar ışığında ortaya konularak Arkaik Devir'den Hellenistik Devre kadar İonia'nın politik tarihi yazılmıştır.
Güney Anadolu kıyıları askeri içerikli yazıtları kataloğu(Lykia, Pamphylia, Pisidia, Kilikia)
Anadolu'daki Roma ordusu üzerine yapılan çalışmaların azlığı nedeniyle özellikle imparatorluğun doğu eyaletlerindeki askeri yapılanma hakkındaki bildiklerimiz kısıtlıdır. Bu eksiklik, Erken İmparatorluk Dönemi için olduğu kadar, 3. yy. sonrasında Geç İmparatorluk Dönemi için de geçerlidir. Pek çok çalışmada dağınık olarak değinilmişse de, Asia Minor'un güney kıyılarında (Lykia, Pamphylia, Pisidia, Kilikia/Isauria) askeri yazıtları hakkında başlı başına bir çalışma bulunmamaktadır. Hâlbuki bu bölgeler ile ilgili önemli askeri yazıtların ve edebi verilerin sayısı çoktur. Pek çok modern çalışmada dağınık olarak bulunan askeri yazıtlar bu çalışmada bir araya getirilecek ve edebi kaynaklarla desteklenecektir. Güney Anadolu, sadece Roma Ordusu'na dair yazıtların bulunması ve birçok askeri harekâtın burada gerçekleşmiş olması nedeniyle değil, aynı zamanda yeni malzemelerin de değerlendirmeye alınması gerekliliğiyle da bu çalışmanın coğrafi alanını oluşturmaktadır.Tezde hedeflenen asıl sonuç, Anadolu'nun güney kıyılarının askeri yapısını ve antik dönemdeki önemini ortaya koyabilmektir. Tez en erken dönemlerden geç antik döneme kadar olan bir süreci kapsamakla birlikte, bölgesel olarak Lykia, Pamphylia, Pisidia ve Kilikia ile sınırlandırılmıştır.
Geç Roma İmparatorluk çağında Roma - Sasani ihtilafları: Roma'nın doğu sınırları
İ.S. III. yüzyılda ilk Roma ? Sasani ihtilafları I. Ardaşır ve Alexander Severus'un hükümdarlıkları sırasında meydana gelmiştir. Söz konusu ihtilaf I. Ardaşır tarafından daha önce atalarının hüküm sürdüğü toprakların Romalılar'dan geri istenmesi üzerine başlamıştır. Bu çatışmaların sonucunda Herodianus dışında metinde kullanılan diğer kaynaklar Alexander Severus'un başarı kazandığını anlatmaktadır. Ancak Pers saldırıları durdurulamamış ve yeni imparator III. Gordianus ile I. Şapur arasında yeniden karşılaşma meydana gelmiştir. İlk başlarda başarılar kazanan Gordianus, praetor praefectus'u Timesitheus'un ölümünün ardından kendisi de ya savaşta (Misikhe) ölmüş ya da kendisinden sonra imparator olan Philippus Araps'un ihaneti dolayısıyla öldürülmüştür. Gordianus'un ölümü üzerine Philippus Araps, İ.S. 244 yılında Mesopotamia'yı ve Armenia'yı Persler'e teslim eden bir anlaşma yapmıştır. Fakat I. Şapur Roma'ya karşı seferlerine ve agresiv politikasına devam etmiş; Roma'ya ait birçok kenti ele geçirmiş ve hatta Akdeniz kıyılarına kadar ilerleyerek Kilikia kenti Tarsus'u zaptetmiştir. İ.S. 260 yılında İmparator Valerianus ile girdiği karşılaşmada imparatorun kendisini, komutanlarını ve askerlerini esir almıştır. Krizden dolayı imparator istikrarsızlığı yaşayan Roma ise çözümü müttefiki olan Palmyra Kralı Odaenathus'a imparatorluk yetkisi vermekte bulmuştur. Odaenathus, I. Şapur üzerinde başarılar kazanmış, Şapur'u Mesopotamia ve Syria'dan çıkarmıştır. Fakat daha sonra Odaenathus başarılarının verdiği hırsla Roma'ya ilerlemeye kalkmış ve başarısız olmuştur. Odaenathus öldükten sonra karısı Zenobia Roma'nın yeni düşmanı olarak orataya çıkarak Roma'ya tabi olan Mısır ve Arabia'yı işgal etmiştir. Bunun ardından İmparator Aurelianus, Palmyra'ya ilerlemiş, Zenobia'yı yakalamış ve ülkeyi bir çöl haline getirmiştir. Bu sırada I. Şapur ölmüş yerine Behram tahta çıkmış ve Historia Augusta'ya göre Roma İmparatoru Probus'a barış teklif etmiştir. İmparator Carus, oğullarıyla birlikte hüküm sürmeye başladığı zaman Sasaniler üzerine sefere çıkmış, onları yenmiş, fakat yıldırım düşmesi sonucu Ktesiphon'da bulunan ordugahında ölmüştür. Sasani İmparatoru Narses de tahta çıkınca ataları gibi Roma'ya karşı saldırı politikası izlemiş ve bunun sonucunda İ.S. 297 yılında Galerius ile savaşmıştır. Savaş sonrasında kendisi kaçmış; fakat haremi ve değerli eşyaları Galerius tarafından ele geçirilmiştir. İ.S. 298'de Narses ve Diocletianus arasında barış yapılmış, Narses Roma'nın bütün şartlarını kabul etmek zorunda kalmıştır. II. Şapur'un tahta çıkmasıyla beraber Sasaniler için altınçağ başlamıştır. II. Şapur, II. Constantius ile girdiği mücadeleri genellikle kazanmış; Nisibis'i üç kez kuşatmış; Singara'yı ele geçirmiştir. Constantius'un ölümünden sonra varisi Iulianus Pers Seferi'ne girişmiş ve Mesopotamia'da birçok kenti zaptederek Sasaniler'in başkenti Ktesiphon'a kadar ilerlemiştir. Ancak düşman topraklarında savaşırken ölmesi Roma'yı bir kez daha imparatorsuz bırakmıştır. Seçilen İmparator Iovianus, İ.S. 363 yılında II. Şapur ile utanç verici ancak oldukça gerekli bir anlaşma yapmıştır. Buna göre fethedilen topraklar geri Persler'e teslim edilmiştir ve bu barış neredeyse otuz yıl geçerli olmuştur. İ.S. 379 yılında II. Şapur'un ölümüyle Sasaniler ihtişamlı günlerini geride bırakmışlardır. İ.S. 383/384 yılında I. Theodosius ve III. Şapur arasında yeniden bir barış yapılmış; Armenia iki imparatorluk arasında paylaştırılmış ve yukarı Dicle ve Fırat üzerindeki stratejik bölgeler Theodosius'a kalırken Nisibis ve Singara Persler'de kalmıştır.
Dynastik Lykia: Sikkeler ışığında idari örgütlenme ve tarihi coğrafya
Lykia, 540 yılında Harpagos'un bölgeyi işgali ile birlikte Pers hakimiyeti altına girmiştir.Bölgedeki sikke darbının başlamasının ise, bu tarihten kısa bir süre sonra, Pers kralı I. Dareios'unyeni bir düzenleme ile hakimiyeti altındaki tüm ülkeyi 20 satraplığa ayırarak vergilendirmesiylebaşlamış olduğu düşünülmektedir. Lykia, bu yeni sistemde birinci satraplık dahilindeiolis, Ionia, Karia, Milyas ve Pamphylialılarla beraber yıllık 400 talanta vergi ödemekleyükümlü olduğu bilinmektedir. Lykia'nın bu tarih itibari ile başladığı sikke basımınaKaria egemenliğine dahil edildiği 360 yılına kadar devam ettiği görülmektedir.Klasik Dönem'de Lykia'nın idari yapısının modern literatür tarafından ?dynastik? olarakadlandırılan ?beylik? sistemi olduğu görülmektedir. Bu sisteme göre, beyler müstahkem kaleyerleşimlerinde oturmakta ve çevrelerindeki bölgeye hükmetmekteydiler. Klasik Dönem boyuncaLykia sikkelerindeki lejantlardan bölgede 40'a yakın dynast ve 20 kadar ise yerleşimyeri olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen dynastlar arasında Ksanthos Hanedanlığı'na mensupolan Kuprlli, Kheriga ve Kher?i gibi dynastların tüm bölgede sikke basmış olmaları ve bubaskılarda görülen motif çeşitliliğindeki fazlalık hanedanlığın bağlı olduğu Ksanthos kentininbölgede idari bir merkez olduğunu göstermektedir.ncak söz konusu sikke lejantlarından bilinen beylerin hangi kentlerde hakimiyet kurduğuçoğunlukla bilinmemektedir. Yine aynı şekilde lejantlar ile tespit edilen sikke basım merkezlerininhangi dynastlar tarafından yönetildiği tam olarak çözülememiştir. Bu gibi sorunlarınyanı sıra, bölg Batı ve Orta ? Doğu Lykia'da, ağır ve hafif olmak üzere iki farklı standarttasikke basımı daha önceden tespit edilmiş olmasına rağmen, bu ayrımın bölgedeki iki faklıpolitik veya ekonomik bir organizasyona işaret edip etmediği sorunu hala devam etmektedir.Bununla birlikte sikkeler üzerinde çizgisel ve motifsel semboller bulunduğu görülmektedir.Bu sembollerin belirli hanedanları sembolize ettiği açıktır, fakat hangi sembolün hangi hanedanaait olduğu hususları bugün itibari ile çözüme kavuşmamış gözükmektedir.Bu çalışmada, yayınlanmış kataloglar aracılığı ile tüm Klasik Dönem Lykia sikkeleri listelenmiş,baskılar üzerinde görülen dynast ve kent isimleri belirlenmiş ve bu isimler modernliteratür ve epigrafik veriler de incelenerek detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. yrıca tespitedilen dynast ve kent baskıları üzerinde görülen motifler ve semboller tablolara dökülerek,dynastlar ve kentler arasındaki politik bağlantılar tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Kelainai/Apameia Kibotos'un tarihi
Araştırma konusu Kelainai/Apameia Kibotos, Marsyas'ın kaynaklarında kurulmuştur. Kent ilk olarak Herodotos tarafından Pers Savaşları kapsamında belgelenmiştir. Pers Kralı Kserkses ve Genç Kyros burada saraylar ve vahşi hayvan parkı yaptırmışlardır. Antiokhos Soter (MS 281-261) Hellenistik Dönem'de Kelainai'ın yakınında annesinin ismine izafeten Apameia olarak anılan yeni bir kent kurmuştur. Bu tarihten sonra Kelainai ismi resmi belgelerde kullanılmamıştır. Seleukoslar MÖ 190 yılından MÖ 188 yılına kadar belgelenebilir şekilde Apameia'da ikamet etmişlerdir. Roma Cumhuriyeti ile Seleukos Krallığı arasında MÖ 188 yılında burada barış antlaşması imzalanmıştır. Kentin epithetonu Kibotos ilk olarak Strabon aracılığıyla belgelenmiştir. Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Apameia, Ephesos'tan sonra Küçükasya'nın en büyük ticaret merkezi ve bir conventus merkezi olmuştur.En önemli yol ağlarının kavşağında konumlanan kent zaman içinde büyük bir stratejik ve ekonomik önem kazanmıştır. Krallar, genareller, temsilciler ve binlerce asker bu nedenle kente gelmişlerdir. Kent yoğun bir kültürel buluşma noktası olmuştur. Kent orada yaşayan yerel Phrygia, Lydia, Pers ve Yunan halk gruplarının kültürel etkileşimiyle şekillenmiştir. Daha sonra burada askeri yazıtların açığa çıkardığı gibi farklı Roma lejyon ve yardımcı birliklerinin askerleri ve emekli askerleri yaşamıştır. Son olarak MS 2. yy.'ın sonlarından itibaren belgelenir bir şekilde burada Hristiyan gruplar yaşamıştır.Kelainai/Apameia Kibotos'un bu tarihi önemine karşılık burada henüz arkeolojik bir araş-tırma yapılmamıştır.
Hellenistik ve Roma dönemlerinde Pamphylia'da kent memuriyetleri
İ.Ö. 8. yüzyılın başlarında Ege kıyılarında ortaya çıkan, autonomia, autarkia ve polites kavramlarıyla şekillenen polis, günümüzde kent devleti tanımının karşılığıdır. İ.Ö. 8. yüzyılın ortalarında başlayan kolonizasyon süreciyle daha önceden iskan edilmiş olan Pamphylia Bölgesi'nde yeni polis'ler kurulur.Hellenistik Dönem'de kentler varlıklarını genellikle bir krallığa bağlı olarak sürdürmüşlerdir. Yine de autonomia'larını koruyarak bir kentin en temel idari kurumları olan danışma (boule) ve halk (demos) meclisleri aracılığıyla kendi kendilerini yönetmeye devam etmişlerdir. Bunun yanısıra kentlerde temizlik ve düzenin sağlanması, kent pazarının denetimi, yeterli yiyecek stoğunun tedarik edilmesi, güvenliğin sağlanması, halkın eğlence ihtiyacının karşılanması, çocukların ve gençlerin eğitimi, vergilerin toplanması, dinsel faaliyetlerin organizasyonu gibi kamusal yaşamın her alanında, çok sayıda memur görev yapmıştır.Roma'nın egemen güç olmasıyla kentler çeşitli şekillerde Roma'nın kontrolu altına girmekle birlikte yönetimlerini boule ve demos'un aldığı kararlar uyarınca, yıllık olarak seçtikleri memurlar aracılığıyla sürdürmüye devam ettiler. Oldukça köklü bir kent kültürü ve gelişmiş bir örgüt yapısına sahip Anadolu'da Roma hazır bulduğu ve oldukça iyi işleyen sistemi ufak uyarlamalar dışında olduğu gibi devralmıştır. Bu durum Hellenistik kurumların Roma Dönemi'nde de devam etmesini sağlamıştır. Hellenistik Dönem'den itibaren sosyal yaşamda meydana gelen değişimlerle artan ihtiyaçların karşılanması için kentlerin zengin yurttaşların bağışlarına daha fazla ihtiyaç duyması leitourgia'nın çoğalmasının nedenidir. Roma'nın kentlerin yönetimini varlıklı kesimin eline verme politikası sonucunda bu durumun giderek hukuksal bir yapı kazanmasıyla memuriyet üstlenebilmek için summa honoraria uygulaması başlar. Bu durum kent nufüsunun memuriyet üstlenenler (ß????????) ve üstlenemeyenler (???????) olarak ikiye ayrılmasıyla sonuçlanır.
İS. III. - V. yüzyıllarda Pamphylia kentlerindeki toplumsal değişimler
Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.Diocletinus'un imparator olmasıyla birlikte (İS. 284-305) idari ve askeri bir takım değişiklikler yapılmıştır. Devlet yönetiminin merkezi sistem yapılması ve imparatorların vergi yüklerini arttırması, kentlerdeki soylu sınıfın kendilerini resmi görevlerden çekmesine, yani euergesia sisteminin çökmesine neden olmuştur. Bu da kent idaresinde bazı değişimlere yol açmıştır. Kentler artık comes olarak adlandırılan atlı sınıfa mensup bir vali tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Ayrıca Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle birlikte kentlerde piskopos'luk merkezleri kurulmuş ve kilise organizasyonu düzenlenmiştir. Pagan inancı İS. IV. yüzyıldan itibaren yerini Hıristiyan inancına bırakmış, tapınaklar ağırlıklı olarak kiliselere ya da az oranda sinagog yapılarına dönüştürülmüştür. Hıristiyanlar ve paganlar arasında yaşanan gerginlikler toplumu ciddi şekilde etkilemiştir. İS.V. ve VI. yüzyılda, değişen euergesia sistemininin bir sonucu olarak kentlerde merkezi yönetim tarafından euergesia yapması için atanan ?pater tes poleos? (kentin babası) denilen yeni bir memuriyet ortaya çıkmıştır. Kentlerdeki imar faaliyetlerinden ya kentin valisi ya da kent babaları sorumlu olmuştur.Tezde yukarıda değinilen bu değişim ve gelişmeler epigrafik belgeler, edebi metinler, numismatik belgeler ve arkeolojik veriler aracılığıyla tespit edilmeye ve tarihi çerçevede açıklanmaya çalışılmıştır.Bu teze Yüksek Lisans Tez Projesi kapsamında destek veren Akdeniz Ünversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'ne (BAP) çok teşekkür ederim. Ayrıca tez yazım sürecinde her zaman yardımcı olan değerli hocalarıma da teşekkürü borç bilirim.Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.
Lykia bölgesinde imparator kültü
Lykialıların Roma'ya olan sadakati en çarpıcı biçimde dinsel alanda göze çarpmaktadır. Lykia'nın Romalılar tarafından Rhodos hakimiyetinden alınıp özgür bırakılmalarının ardından, Birlik olarak Roma'ya şükranlarını göstermekte geç kalmamışlar ve Roma'nın gücünün cisimleştirildiği Tanrıça Roma'nin heykelini Roma Halkına ve Jupiter Capitolinus'a adamışlardır. Henüz İmparatorluğun kurulmadığı bu dönemlerde diğer Küçük Asya kentlerinde olduğu gibi Lykia'da da Tanrıça Roma kültü kurulmuş ve zamanla bölgenin bütün kentlerine yayılmıştır. Antik kaynaklar ve epigrafik belgelerden edinebildiğimiz veriler ışığında bölgede Tanrıça'nın kültü kapsamanında şenlikler düzenlenmiş, adına rahiplik kurulmuş ve kurbanlar sunulmuştur. Bu kült asıl konumuz olan İmparator kültünün önceli olması açısından önemlidir. Küçük Asya'da ki birçok bölge Principatus Dönemi'nden önce Roma'nın birer eyaletine dönüştürülmüş ancak Lykia İS. 43 yılına kadar yani Roma'nın dördüncü İmparatoru olan Claudius dönemine kadar (kısmen de olsa) bağımsızlığını korumayı bu dinsel sahada gösterdiği sadakatle başarmıştır. Bağımsız olduğu dönemde dahi İmparatorluğun bir parçası haline gelen diğer Küçük Asya kentlerinden geri kalmamış ve İmparator kültünü kurmuşlardır. Caesar için Oinoanda kentinde bir tapınak inşa edilmiş, ilk İmparator Augustus yaşadığı sürece Tanrı olarak Lykialılar tarafından tapınım görmüş, Caius Caesar için Limyra'da kenotaph inşa edilmiş Germanicus ve İmparatorluk ailesi adına rahiplik kurulmuştur. Bölge Claudius'un emri ile legatus'u ve bölgenin ilk valisi olan Q. Veranius tarafından eyaletleştirilip İmperium Romanum'a Provincia Lycia olarak katılmış ve bu eyaletleştirme kapsamında bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden birisi konumuz olan İmparator kültü içerisindeki yapılanmadır. Zira bu düzenlemeler sonucu Hellenistik Dönem'de kurulmuş olan Lykia Birliğinin en üst düzey yöneticisi olan Lykiarkhes bölgenin ilhakıyla birlikte yerini yeni oluşturulan ????????? ??? ??ß?????'a yani eyaletteki imparator kültü başrahibine bırakmıştır. İmparatorluk döneminde birliğin en üst pozisyonunda bulunan birlik başrahibi birliğin eponymos memuru(yıla adını veren) olmuş ve bir takım idari görevleri olmuştur.Bu çalışmada hellenistik dönemden başlamak suretiyle Lykia ? Roma ilişkileri, İmparatorluk kültünün bölgedeki öncelleri yani hellenistik kral kültleri ve Tanrıça Rome Kültü, İmparator kültü ve bu kültün Birlik ve kentlerde ki yapılanmaları antik kaynaklar, epigrafik ve nümismatik veriler aynı şekilde bölgeyle ilişkili modern kaynaklar toplanarak aktarılmaya çalışılmıştır.
Klasik Çağ'dan Erken Bizans'a Myra kenti ve teritoryumu
Myra kenti tarihi ve teritoryumu olarak iki ana bölüme ayrılan bu tez Myra'nın Klasik Çağ'da orta halli büyüklükte bir kale yerleşiminden Geç Roma Dönemi'nde Lykia'nın dini ve idari başkenti oluncaya kadarki politik tarihini, idari, sosyal, dini ve sosyal yapısını antik literatür, epigrafik, arkeolojik ve nümizmatik belgeler ışığında incelemektedir. Çalışmanın diğer bir hedefi kentin teritoryumunu ve içinde kalan yerleşimleri araştırmak ve Orta Lykia coğrafya çalışmalarına katkıda bulunmaktadır. İlk bölümde Myra'nın siyasi ve sosyal tarihçesi ile idari ve ekonomik yapısı araştırılmaktadır. Öncelikli olarak Klasik Dönem kale yerleşiminden itibaren Geç Roma Dönemi'ne kadar kentin kaderini belirleyen siyasi ve ekonomik gelişmeler kronolojik bir düzen içinde ele alınmaktadır. Myra'nın bu tarihsel gelişimi Doğu ve Batı Lykia'nın diğer büyük kentleri olan Limyra, Ksanthos ve Patara ile karşılaştırılarak incelenmektedir. Limyra'dan sonra ikinci büyük kaya mezarlı nekropolis'e sahip olan ve Klasik Dönem'de önemli bir hanedanlık merkezi olduğu izlenimi uyandıran Myra'nın bu dönem tarihi içindeki olaylarda adı neredeyse hiç geçmemektedir. Klasik Çağ'da sikke basıp basmadığı belli olmamakla birlikte yerel Lykia dillerindeki adı da belirsizdir. Ptolemaioslar Dönemi'nde limanı Andriake ile birlikte gelişmiş olan Myra polis statüsüne ulaşmıştır. Bu dönemden itibaren, Klasik ve Erken Hellenistik Dönem'de Doğu Lykia'nın en büyük kenti olan Limyra'yı geride bırakarak Lykia Birliği'nin en büyük kentleri arasındaki yerini almıştır. Roma Dönemi'nde Myra, Batı Lykia'da Ksanthos'tan üstünlüğü devralan Patara ile birlikte Lykia'nın en büyük iki kentinden biri olmuştur. Batı Lykia'nın temsilcisi olarak Patara'nın ve Doğu Lykia'nın temsilcisi Myra'nın onursal vatandaşlık unvanı lykiarkhes'ler tarafından da politik bir mesaj olarak taşınmış olmalıdır. Nihayet Myra bu gelişimini Erken Bizans Dönemi'nde bütün Lykia'nın idari ve dini başkenti olarak tamamlamıştır. Lykia tarihi ile birlikte ele alınan kentin siyasi tarihinin yanı sıra bu bölümde epigrafik belgeler üzerinden Myra'nın diğer Lykia kentleri ile olan politik ve ekonomik ilişkileri ve bunun yanı sıra Myralı yurttaşlar da incelenerek kentin idari ve sosyal yapısına dair çıkarımlarda bulunulmaktadır. Büyük bir kent olmasına rağmen epigrafik belgelerde hiçbir Myralı euergethes'e ve elit tabakaya mensup bir kişiye rastlanmamaktadır. Yazıtlarda Myra'nın Ksanthos ile Hellenistik Dönem'de isopoliteia, Augustus zamanında Tyberissos ve Teimiussa ortak demos'u ile sympoliteia ve ayrıca Roma Dönemi'nde muhtemelen 2. yüzyılda Trebenda ile sympoliteia anlaşması yapmıştır. Bunlardan başka Myra'nın, Kyaneai ile Teimiussa/Üçağız Limanı'nın kullanımı üzerine bir anlaşma yapmış olmalıdır. Rhodiapolis ve Korydalla kentleriyle birlikte üçlü, Antiphellos ile ikili bir ekonomik işbirliği anlaşmaları yaptığı da biri Rhodiapolis'ten diğeri Antphellos'an iki mezar yazıtı sayesinde tahmin edilebilmektedir. Kent ekonomisi Hellenistik ve Roma dönemlerinde büyük oranda purpur üretimine, Andriake liman gelirlerine, deniz taşımacılığına, gümrük vergilerine, ayrıca bunlara Geç Roma Dönemi'nden itibaren Aziz Nikolaos'tan kaynaklanan inanaç turizminin getirdiği gelirlere dayanmıştır. Kentin baştanrısı Artemis Eleuthera'dan başka Tykhe ve Hekate kültlerinin de varlığı yazıt, altar ve bazı kabartmalar aracılığıyla belgelenmektedir. Myra'da Apollon kültünün olmaması ise çok yakınında ve tapınağı günümüzde de ayakta kalan ünlü Soura Apollon kehanet merkeziyle açıklanabilir. Soura Apollon'undan başka Myra teritoryumu içinde Eleuthera Trebendatike bilinmektedir. Çok büyük olasılıkla bu kült Muskar-Asarbelen Tepesi yerleşimindeydi. Myra teritoryumuna ayrılan tezin ikinci bölümü genel itibariyle bir tarihsel coğrafya çalışmasıdır. Kentin teritoryumu Demre vadisinin oluşturduğu doğal sınır ile ikiye ayrılarak ele alınmaktadır. Önce bu iki alanda yer alan yerleşimler Myra ile teritoryum ilişkisine dair belgeleriyle birlikte tanıtılmaktadır. Bu bölümde ayrıca Sionlu Nikolaos'un biyografisindeki yer adları üzerine bir inceleme yapılarak daha önce lokalizasyonları yapılamamış olan bu yerlerden hangilerinin Myra teritoryumunda olması gerektiğine dair sonuçlar çıkarılmaktadır. Bu sonuçlara ulaşmak için Vita'da bahsi geçen, Aziz'in düzenlediği kurban töreni ziyaretleri ele alınarak bu ziyaretlerinde adı geçen yerler üzerine lokalizasyon önerileri getirilmektedir. Netice itibariyle başta Hellenistik Dönem kentleri olan Trebendai ve Tragalassos olmak üzere Nikolaos tarafından ziyaret edilen Plenion, Kausai, Nea Kome, Partaessos, Symbolon, Nautes, Kastellon ve Hemalissoi'un Demre vadisinin kuzeyinde Alacadağ üzerindeki yerleşimlerde ve Myra'nın 4 km doğusunda yer alan lagün civarında aranması gerektiği sonucu çıkarılmakta ve Vita'da adı geçen bu yerlerdeki kiliselerin söz konusu bölgedeki mevcut kiliselerle eşleştirilmesine dair öneriler sunulmaktadır. Bu bölümde lokalizasyon çalışmalarının ardından nihai olarak Myra'nın farklı dönemler itibarıyla teritoryum sınırları ve ulaşım sistemi tartışılmakta ve haritalarda gösterilmektedir.
Lykia bölgesi mezar yazıtlarında cezalar ve ceza tahsil kurumları
Mezar yazıtları bilindiği üzere mevcut epigrafik malzemenin büyük çoğunluğunu oluştur-maktadırlar. Bir mezar yazıtının içerdiği öğeler genel olarak şu şekildedir: Mezarı yapanın ismi, mezarın kimin için yapıldığı, kimlere ölü gömme hakkı verildiği, bu kişilerin baba adları ve bazen nerenin vatandaşı oldukları ve meslekleri ya da resmi gayrı resmi görevleri, ne kadar yaşadıkları, ölüm nedenleri vs. Mezar yazıtlarından bu bilgiler ışığında antik dönemin sosyal, kültürel, ekonomik, dini, coğrafi ve dil yapısı hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Ayrıca onomastik ve beşeri yapı hakkındaki çalışmaların da en temel öğelerinden birisi yine bu mezar yazıtlarıdır. Bunların dışında yazıtlarda genelde en son ifade olarak da mezara, içeriğine ya da kullanımına karşı işlenen suçlara karşı alınan, lanetleme gibi sözlü ya da para cezası gibi belirli bir kasaya yapılacak ödemeleri içeren ifadeler bulunmaktadır. Bu ceza kasaları çeşitlilik göstermekle birlikte, ceza, genel olarak demos, fiscus, polis, hierotaton tameion, tapınak, gerousia gibi resmi kurum kasalarına ödenmektedir. Bu kasaların hangisinin hangi koşullara göre ceza mercisi olarak belirlendiği ya da bu seçimi kimin ne şartlarda yaptığı çok da açık değildir. Bu çalışmada Lykia Bölgesi'nde ele geçen ve bir tahsilat kurumu içeren tüm mezar yazıtları incelenmiş bölge içerisindeki dağılımları oluşturulan tablolar ve epigrafik kaynaklar ışığında ortaya konularak Lykia Bölgesi ceza tahsil kurumları yazılmıştır. Varolan malzemenin çokluğu ve geçmişten süre gelen bir geleneğin var olması Lykia Bölgesi'nin çalışma alanı olarak tercih edilme sebebi olmuştur. Bu çalışmada bugüne kadar Lykia Bölgesi'nde ele geçen ve yayını yapılan bir tahsilat kurumunu bünyesinde barındıran bütün mezar yazıtları toplanmıştır. Toplanan bu 551 adet yazıtın nereden olduğu, ödeme yapılması gereken kurumu ve ödenecek olan miktarlar bu çalışma için oluşturulan veri tabanına tek tek girilmiştir. Bunun sonucunda yazıtlar kurum ve bölge bazında ayrıştırılmışlardır. Anahtar sözcükler: Lykia, mezar cezaları, mezar yazıtları, demos, polis, fiscus, hierotaton tameion, tapınak,gerousia, tahsilat kurumları.
Λυκιακὸν σύστημα'dan Λυκίων τὸ κοίνον'a: Hellenistik önceller ışığında Lykia Birliği'nin görevleri, idari yapısı ve finansmanı
Artemidoros'tan alıntı yapan Augustus Dönemi yazarı Strabon Birlik yapısı ve işleyişi hakkında genel bilgiler sunmaktadır. Strabon Birlik'in 23 üye kenti olduğunu belirtmektedir. Sikke basan kentlere başvurulduğunda 23 kentin olası listesi belirlenmektedir. Lykia Birliği'nin adlandırılması Strabon'un eserinde "Lykiakon systema" iken yazıtlarda Birlik'ten çoğunlukla "koinon", "ethnos" ya da sadece "Lykioi" ethnikonu olarak bahsedilmektedir. Strabon büyüklüklerine göre 23 kentin oy oranlara göre temsil hakkı bulunduğu synedrion'dan bahsederek sadece bir meclisin varlığına işaret etmektedir. Roma Dönemi'nde boule ve ekklesia olmak üzere iki meclisin yer aldığı sistemin Hellenistik Dönem'deki durumu hakkında fikir edinmek zordur. Lykia Birliği'nin bağımsızlık döneminde idari, askeri, adli, dini, mali alanlarda son derece aktif olduğu yazıtlarda söz konusu olan sahalarda Birlik adına hizmette bulunmuş kişilerin varlığından anlaşılmaktadır. Askeri alanda savaş ve barış kararı alma, dini alanda kült kurma ve bayram tertibi, politik ve siyasi alanlarda yeni üye kabulü, elçilikte bulunma ve onurlar verme gibi işlerde söz sahibi olan Birlik'in yetki sahasının oldukça geniş olduğu görülmektedir. Bu denli önem teşkil eden Birlik'in bünyesinde yararlı işler yapmış seçkin kişiler ve ailelerin yer alması beklenilen bir durumdur. Bu seçkin tabaka icraatlar, hayırhahlıklar, üstlendikleri görev ve memuriyetler ile ön plana çıkmıştır.
Antik Çağ Lykia ve Pamphylia kentlerinde euergesia
Ill ÖZET İÖ 5. yy. da savaşlarda başarı kazanan atalarını bile onurlandırmayan ve xı\ır\'ye ayıp gözüyle bakan Yunanlılar zamanla atalarına haksızlık ettiklerini düşünmüşler ve bundan böyle hem askeri hem de politik başarıları onurlandırmaya başlamışlardır. Zaman içinde time bir amaç haline gelmiştir. Bu amaç Yunan halk karakteri olan yarışmaya dönüklülük (agonistik) ile birleşmiş ve euergesia'mn zemini hazırlanmıştır. Bu özellikler Hellenistik dönemde, polis, yani devlet olan Anadolu kentlerine de geçmiş ve Anadolu insanının vatanseverliği ile perçinlenerek gelişme sürecine girmiştir. Anadolu kentleri Hellenistik dönemde Hellenistik Monarkhia'ların, Roma döneminde de Roma împaratorğunun hükmü altında olsa da iç idare serbestisine sahiptiler. Yani kendi kanunlarını yapabiliyorlardı (autonomia) ve kentin idamesini kendi imkanları ile sağlamaya çalışıyorlardı (autarkeia). Kentin kamu hizmetleri dediğimiz bir takım memuriyetleri de kentlerdeki eşraf tabaka adı verilen zenginler tarafından liturjik olarak yani para alınmadan yerine getirilirdi. Çünkü bunu bir şeref olarak görürlerdi. Bunun karşılığında da birtakım yüksek onurlara ulaşıyorlardı. Zamanla para verdiğinde onur kazandığını gören bu eşraf tabaka liturjik olarak yerine getirdiği memuriyetlerle kalmamış kentleri için gönüllü olarak daha fazla harcamaya başlamışlardır. Toplumun ihtiyacı olan ya da kenti güzelleştirmek adına herşeyi bu eşraf tabaka karşılamaya başlamıştır. Muazzam boyutlarda para ve yiyecek yardımı yapmak, kendi keselerinden elçilik masraflarını karşılamak, bayram ve yarışmalar düzenlemek, kentlerini muhteşem binalarla süslemek (agoralar, tiyatrolar, palaistralar, bouleuterionlar vs), halkı ziyafetlerle ağırlamak hatta kente para ya da toprak bağışlamak suretiyle vakıflar kurmak hep bu eşraf tabakanın seve seve yaptığı bağışlardı. Kentlerine bu yolla yararlı olan eşraf tabakaya euergetes, yaptıkları işe de euergesia denirdi. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ise kentler euergeteslerine hem teşekkür etmek hem de bu kişileri yeni euergesialar konusunda teşvik etmenin yanısıra kentin diğer, özellikle de yeni kuşak euergeteslerine örnek olsun diye, onları onurlandıran ve öven muhteşem meclis kararları çıkarmakta, altın çelenk, bronz betim, bayramlarda ön sıra imtiyazı, prytaneionda yemek yeme hakkı gibi birtakım onurlar bahşetmekteydiler. Halkın gözünde ise bu kişiler birer velinimet, kurtarıcı ve kurucu idiler. Hellenistik dönemin savaşlarla geçen ortamında euergesia daha çok ihtiyaçları karşılamaya yönelik iken Pax Romana ile gelen bolluk ve zenginlik ortamında ise ihtiyaçların yanısıra lüks ve rahatlık da işin içine girmiş ve euergesia da doruk noktasına ulaşmıştır. Euergetes'den iyi karakter ve paraya sahip olması ve bu parayı cömertçe harcaması beklenirdi. Bu şartlan yerine getiren kişi ise güzel ve iyi yetişmiş insan (kalos kai agathos), bütün erdemleri üzerinde taşıyan, bilge insan gibi çeşitli niteliklerle tanımlanmakta ve kendilerine kentin babası, anası, kızı, oğlu gibi unvanlar verilmekteydi. Euergetes'lenn aile ve atalarının başarıları, kent için yaptıkları oldukça önemli idi. Atanın euergetes olması, yeni kuşaktan kişilerin üzerinde euergesia ve liturjik memuriyetleri yerine getirme konusunda ahlaki bir baskı da oluşturmaktaydı. Çünkü halk onlardan en az atalarının yaptıklarının dengini isterdi. Tabii euergetesler euergesiaları karşılığında sadece ün ve onursal payeler elde etmekle kalmıyorlar, aynı zamanda kentlerinin ve Lykia'da Lykia Birliği'nin yönetiminde de söz sahibi oluyorlardı. Zamanla bu kişiler özellikle euergesia'mn doruk noktasına ulaştığı ÎS I ve II. yüzyıllarda, yönetici sınıf haline gelmişlerdir.
Roma İmparatorluk Çağı`nda Lykia ve Pamphylia kentlerinde ünlü ailelerin prosopografyası
Ill ÖZET Augustus ile başlayan Roma İmparatorluk Çağı, bir bakıma Anadolu kentleri için de sosyal, politik ve ekonomik açılardan bir dönüm noktası olmuştur. Peregrinus (yabancı) olarak Anadolu kentlerine gelen İtalik kökenli Roma vatandaşları arasında tüccarlar, vergi toplayıcıları (publicani) ve emekli askerler (veterani) yer almaktaydı. Bu aileler, İtalya ile olan bağlarını koparıp kısa bir süre içinde yerli soylu ailelerle evlilik ilişkilerine girerek ekonomik ve politik yönlerden bir güç haline gelip kent yönetimlerinde söz sahibi olmuşlardır. Hatta bazı aileler, Anadolu'da Roma'ya bağlı bazı krallıklarla da evlilik yoluyla bağlantı kurmuşlardır. Bir yandan Roma vatandaşlık hakkına sahip diğer yandan da yerli eşraf ailelerin evlilik yoluyla geniş ekonomik desteğini alan bu tür ailelerin nüfuzunu Roma İmparatorluğu, yayılmacı politikası doğrultusunda kullanmıştır. Yerli ailelere de Roma vatandaşlık hakkı gibi bazı ayrıcalıklar sağlayarak, onların halk içinde oluşan huzursuzluktan kontrol etmesi, bir tür Roma yönetiminin propogandacıları olmaları sağlanmıştır. Kentlerinin en önde gelen bu ailelerinin çeşitli fertleri, eyaletlerden çok az kişinin kabul edildiği Roma atlı ve senatör sınıflarına Î.S.l.yüyzıldan başlayarak kabul edilmişler ve böylece imparatorluğun en üst yönetiminde de söz sahibi olmuşlardır. Lykia ve Pamphylia kentlerinde de bu şekilde oluşmuş birçok aile bulunmaktadır. Bu tür ailelerin yanısıra, Roma vatandaşlık hakkına sahip olmadan yerli eşraf yapısını koruyup, kendi kenti ve eyaletinin en önemli memuriyetlerini üstlenen ve kent halkının sosyal yaşama en iyi şekilde katılması için kentinin mimari yapılanmasına katkıda bulunup bayramlar kuran, halkına para dağıtan aileler de bulunmaktadır. Roma İmparatorluk Çağı'nda Lykia ve Pamphylia kentlerindeki bu tür ailelerin kökenleri, akrabalık ilişkileri ekonomik varlıklarının kaynaklan, bireylerinin kent içinde ve imparatorluk çapındaki kariyerleri ve yaptıklan işler mevcut epigrafik malzeme değerlendirilerek incelenmiştir.
Lykia hydrografisi
VI ÖZET Bu çalışmanın amacı, Anadolu'nun güneybatı köşesini teşkil eden Teke Yarımadası'nda konumlanmış Lykia bölgesinin hidrografîk (Su coğrafyası açısından) yapısını incelemektir. Bu inceleme yapılırken, ilişkili bütün antik kaynakların, epigrafik ve arkeolojik araştırmaların sunduğu veriler göz önüne alınmış, modern yaklaşımlar ile desteklenerek Lykia'nın antik su coğrafyasında "ne nerededir?" ve "bu suların tarihsel süreçteki önemi nedir?" gibi sorulara yanıt bulunmaya çalışılmıştır. Yüksek sıra dağlara sahip olması ve çok yağış almasından dolayı nehir, göl ve kaynaklar, Lykia'nın coğrafyasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu su çokluğu Lykia için önemli bir bereket kaynağı oluşturmuştur. Temel olarak üç ana nehre sahiptir: Doğu Lykia'da - Alakır Çayı, kuzeyde Termessos'un güneyinden kıyıda Gagai ve Finike arası sahile kadar uzanan geniş Alakır Vadisi'ni sular; Orta Lykia'da, çevresinde erken dönemin tüm önemli kentlerinin filizlendiği, kuzeydeki Seki Ovası'ndan kaynaklarını alan Eşen Çayı (- »Ksanthos), Seki'den Patara'ya kadar açılan büyük Eşen Vadisi'ni oluşturur; Batı Lykia'da ise, Dalaman Çayı (- >Indos), Lykia ve Karia arasında doğal bir sınır oluşturarak uzun, derin bir vadiden geçer. Kuzeyde, Milyas'ta Akçay (- »Aedesa), Elmalı Ova sı'nın besleyicisidir. Günümüzde eskiye nazaran su miktarları önemli ölçüde azalmış olan bu nehirlerin çoğu, Antik Dönem'de hem ticaret, hem balıkçılık, hem de taşıma işlemlerini yürütülebilecek kadar çok su potansiyeline sahip olmuştur. Oldukça fazla olan nehir, göl ve kaynaklardan Antik Dönem'deki isimleri günümüze ulaşabilenlerin toplam sayısı 32'yi geçmemektedir.
Lykia orografisi (dağ coğrafyası)
VI ÖZET Anadolu'nun güneybatı köşesinde konumlanan, bugünkü adıyla Teke Yarımadası, Antik Dönem' de Lykia olarak bilinmektedir. îö 2. binyıla kadar geri giden yazılı kaynakların ve arkeolojik envanterin gösterdiği gibi Lykia, kendine özgü politik ve kültürel bir gelişmeye sahne olmuştur. Bu sahnenin dekorunda en belirgin öğeyse kuşkusuz dağlardır. Nitekim, taşıdıkları özgürlük bilinci antik yazarlarca destansı bir çok hikayeye konu edilen Lykia' lılar, dağlarının oluşturduğu kalkanla, Kroisos'a, Harpagos'a, Melasandros'a, Aleksandros'a, Mithridates'e ve Brutus'a karşı, kimi zaman trajik yenilgilerle sonuçlansa da, övgüye değer bir savunma gösterebilmişlerdir. Dağlar Lykia' linin manevi dünyasında da önemli bir yer tutmuş gözükmektedir. Bu olgu en açık olarak Lykia' run kendine özgü kaya mezarlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu yöndeki diğer bir veri de Lykia dağlarım konu alan mitoslardır. Bunlardan en önemlisi olan ve Homeros'tan Platon'a sayısız yazarın ilgisini çeken Khimaira, söz konusu mitos kimliğini, Batı dünyası tarafından yeniden keşfedildiği 19. yy. 'a kadar korumuştur. Dağlar Lykia'lılarm politik kaderlerini, kültürel ve sosyal kimliklerini belirlediği gibi, onların sosyo-ekonomik yapılarında da belirleyici olmuştur. Batı Tauros'lanna dahil edilen Lykia dağlan birbirine paralel uzanan üç ana kütleden oluşmaktadır. Bu kütleler arasında oluşan ovalar, yine bu dağlar sayesinde yıl boyu sulanarak tarım için verimli araziler sunmaktadır. Bunun dışmda 1500-2000 m rakımda yetişen ve gemicilik için hayati önem taşıyan sedir, Lykia' mn en önemli zenginlik kaynaklarından biridir. Lykia'nın tarihsel ve kültürel coğrafyasını anlamak açısından oldukça önemli olan dağlar, bu önemlerine karşın yeterince araştırılmamıştır. Bunun en belirgin kanıtı Lykia orograf- yasma ilişkin 100 yılı aşkın bir süredir koruna gelen yanlışlar yumağıdır. Lykia oronyma'smda. (Dağ isimleri) süre giden yanılgıların giderilmesinde ilk veriyse 1994 yılında Patara'da bulunan Stadiasmus Patarensis Anıtı'ndan (Patara Yol Kılavuz Anıtı) elde edilmiştir. Bu veriden hareketle Lykia Oronyma'sı daha sağlam bir temele oturtulabilmiştir. Bu çalışmanın amacı, bölgenin politik, kültürel ve ekonomik tarihini antik kaynaklar, nümismatik ve epigrafik veriler ışığında inceleyerek Lykia Orografyası'nı irdelemektir.
Lykia'nın yerleşim coğrafyasında yeni lokalizasyonlar
VI ÖZET İS. 45 yılında dikilmiş olan Stadiasmus Patarensis Anıtı yeni kurulan Lykia Eyaleti'nin sınırları içinde kalan pek çok kent ve bölge ismini içermektedir. Bunların bazıları antik belgelerde isimlerine rastlamadığımız yeni yerleşimlerdir. Bazı yerleşimlerin ise isimleri bilinmektedir, ancak nerede konumlandıkları henüz kesin saptanamamıştır. Tezde bu yerleşimlerin, söz konusu anıtta verilen yol güzergahları ve uzaklık mesafeleri sayesinde yerleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için önce bölgedeki ören yerleri saptanmış ve bunlar arasında anıtta verilen güzergahlara ve mesafelere uygun olanları ayrıntılı olarak gözden geçirilmiştir. Daha ayrıntılı bir çalışma için, bölge topografik özelliklerine uygun olarak dörde kısma ayrılmıştır; Doğu, Orta, Kuzey ve Batı Lykia olmak üzere. Çalışma sırası doğudan batıya doğru takip edilmiştir. İlk olarak bütün antik kaynaklar göz önünde tutularak bölgenin sınırları çizilmiş, topografik durumu anlatılmıştır ve şimdiye kadar bilinen önemli yerleşimleri bu topografya içindeki yerlerine oturtulmuştur. Yerleşimlerin daha çok hangi bölgede yoğunlaştıklarım tespit etmek içinse, bilinen kentlerinin yanında bilinmeyen ören yerlerinden kalıntı olarak ya da bulundukları coğrafik konumlan açısından önem taşıyanları da çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan ve Stadiasmus Patarensis'te geçen yerleşimler de bu ayrım göz önünde tutularak incelenmiştir. Buna göre Typallia, Koşara, Mnarike, Kitanaura, Lykai, Pygela, Laodikea, Korykos, Madnausa ve Kollyba Doğu Lykia Bölgesi içinde; [...]lesei[...] Orta Lykia Bölgesi içinde; Soklai, Akarassos, Kodopa ve Plata[....] Kuzey Lykia Bölgesi içinde; Kastabara, Oktapolis, Lyrnai, Hippukome ve Symbra ise Batı Lykia Bölgesi içinde ele alınmışlardır. Yapılan araştırmalar sonucunda Doğu Lykia yerleşmelerinden Typallia, Attaleia'nın 27 km güneybatısında, Çandır Çayı Vadisi'nin batı tarafında, Çitdibiköyü'nün batısında bulu nan Karabel mevkiindeki kalıntılara; Koşara, Kozarası mahallesinin kuzeyindeki Kaplan Dağı'nda yer alan harabeliğe; Mnara, Koşara ile Phaselis arasında konumlanan Kavak Da ğı'ndaki harabeliğe; Kitanaura, Antalya'nın 40 km güneybatısında yer alan Saraycık mev kiindeki örene; Lykai, Antalya'nın 37 km güneybatısında, Gedalma'nın yaklaşık 2 km ba tısında, bugünkü Bölücektaş Tepesi üzerindeki harabeliğe; Pygela, Korydalla'dan 1 1 km. kuzeydoğusunda, Savrun'un kuzeyinde yer alan bugünkü Kepez Tepe üzerindeki harabeli-vu ğe; Laodikea, Tahtalı Dağ'ının güneydoğu eteklerinde, bugün Yukarı Beycik ya da Fırın- cık/Gavurpazarı olarak geçen mevkideki kalıntılara; Korykos, Olympos'un konumlandığı Deliktaş harabeliğine yerleştirilmişlerdir. Doğu Lykia'nın son kenti olan Madnausa ise arazi araştırması yapılamadığından dolayı tam olarak lokalize edilememiştir. Fakat Kızıldağ'da yer alan harabelik konum olarak bu yerleşime uygun gözükmektedir. Orta Lykia'da olduğu düşünülen [...]lesei[...] yerleşmesi içinse tam bir saptama mümkün ola mamıştır. Bunun için bölgede kapsamlı bir yüzey araştırması yapılması gerekmektedir. Kuzey Lykia yerleşmelerinden Soklai, Elmalı'nın 12 km. güneyinde, Elmalı Yaylası'nın güneydoğu eteklerindeki Söğle Kasabası'na; Akarassos, Elmalı Yaylası'nın merkezi kenti olan bugünkü Elmalı Kasabası'na; Kodopa kesin olmamakla birlikte Elmalı Ovası içindeki Kızılbel harabeliğine yerleştirilmiştir. Son olarak Batı Lykia yerleşmelerinden Kastabara, Akdağ'ın yukarısında, Komba'dan 11 km kuzeybatıda, Fırnaz Yaylası ile Danözü arasında yer alan Deliktaş'a; Lyrnai şimdiye kadar Oktapolis'in lokalize edildiği Kızılkaya'ya; Hippukome, Telmessos'un 25 km kuzeybatısında, Çökmen/Çöğmen Köy'ünün 2 km gü- neybatısındaki İthisar/Atasar'a; Symbra ise Telmessos'un 24 km kuzeydoğusunda, Glaukos Potamos'un kaynağı yakınında, bugün Arpacık olarak adlandırılan mevkiide yer alan Nif Köy' e yerleştirilmiştir.
Lex Pompeia ve Bithynia-Pontos eyaletinin yönetimi
Ill.yy.'ın ikinci yarısından itibaren civarındaki ada ve bölgelerden fetih politikasına başlayan Roma 2 yy. içinde batıdan-doğuya, kuzeyden güneye geniş bir alana yayılır. Roma'nın fetih politikasına başlaması yönetim sisteminde de değişiklikler getirir ve yeni düzenlemeler yapılmasını gerekli kılar. Buna karşın Roma'nın eyalet yaptığı bölgelerde yönetim sistemini tam olarak oluşturamaması nedeniyle bu gelişmeler biraz zaman almıştır. Bu nedenle Roma başlangıçta, genel olarak, bölgelerde bulunan sistemi koruyarak devam ettirmiş ve ele geçirdiği bölgeleri komutanlarla düzensiz bir şekilde yönetme yoluna gitmiştir. İÖ.II.yy.'ın ikinci yarısından itibaren ele geçirilen bölgelerin sayısı artmaya başlar. Bundan dolayı, ele geçirilen bölgelerde önceki bazı düzenlemeler korunmakla birlikte, senatus tarafından gönderilen ve decern legati olarak adlandırılan 10 kişilik bir komisyon ile bölge komutanı daha detaylı düzenlemeler yapmaya başlamıştır. Buna karşın bu düzenlemeler, Pompeius Magnus gibi fetihleriyle ün yapmış komutanlar tarafından da oluşturulmaktadır. Böylece, Roma tarafından eyalet yapılan bölgelerde devam ettirilecek politika ile uygulanacak kurallar saptanmaktadır. Roma eyaletlerde yapılan bu düzenlemelerle, komşu krallıklar ya da devletlerle ilişkileri, yerel yönetimin görev ve yetkilerini, eyaletlerde Roma yönetimi tarafından yapılması gerekenleri, yani lex provinciae olarak adlandırılan temel kuralları belirlemiştir. Bununla birlikte, başlangıçta bölgenin hemen ele geçirilmesiyle yapılan bu düzenlemeler eyaletlerde düzenin sağlanması için yeterli olmamış ve valiler kendilerine verilen imperium yetkisiyle bu eksiklikleri gidermişlerdir. Buna karşın Roma'nın eyaletlerde görevlendirdiği birimler üzerinde etkili bir kontrol oluşturamaması ve onların faaliyetlerini denetleyememesi ya da denetlememesi nedeniyle bu görevliler, eyaletlerde bu yetkileri çoğu zaman kötü bir şekilde kullanmışlardır ve suistimal etmişlerdir. Bu durum ise Roma'ya tepkiler doğurmuş ve Roma aleyhine eyaletlerde bazı gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu da yeni düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmıştır. Yani, Roma bölgede ne zaman kendisine karşı gelişmeler yaşarsa bunu önleme yoluna gitmiş ve bunların bir daha yaşanmaması için ihtiyaçları karşılayacak yeni düzenlemeler yapmıştır. Bu çalışmanın amacını da; antik dönemde Roma tarafından eyalet yapılan bölgelerin nasıl ve kimler tarafından yönetildiği ve bunlar için kimlere ne gibi yetkiler verildiği, görevlilerin eyaletlerde yapmış oldukları düzenlemelerin ve bunlara karşı dönem içinde alman önlemlerin antik kaynakların verdiği bilgiler, Plinius Minor'un Bithynia et Pontus Eyaleti valiliği boyunca Imperator Traianus ile mektuplaşmaları esnasında değinmiş olduğu Lex Pompeiaörneği ve modern yazarlar tarafından yapılan değerlendirmelerle tasvir edilmesi oluşturmaktadır.
Antik Bithynia Bölgesinin tarihsel içerikli yazıtlar katalogu ve tarihçesi
Bu çalışmanın amacı, günümüzde Kocaeli, Sakarya, Bolu, Bursa illeri ile İstanbul'un Anadolu yakasını kapsayan coğrafyayı içine alan Antik Bithynia bölgesinin epigrafik buluntular temel alınarak, tarihini incelemektir. Bithynia bölgesinin tarihi, epigrafik kaynaklardan elde edilen bulgular ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma epigrafik kaynaklara ek olarak, antik ve modern kaynaklarla da desteklenmiştir. Coğrafi konumu nedeniyle, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş yollarının kavşağında yer alan Bithynia bölgesi tarihin her döneminde iskân görmüş, önemli kentleri barındırmıştır. Tarihöncesi dönemlerden, Pers hâkimiyetine, kolonizasyon döneminden Helenistik döneme ve daha sonra Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde önemli tarihi olaylara şahitlik etmiştir. Çalışmada toplam 58 adet yazıt incelenmiştir. Bölge kentleri ve çevrelerinden bulunmuş olan yazıtların büyük kısmı Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Yazıt bakımından hayli zengin buluntulara sahip olan Bithynia bölgesinin, tarihi içerikli, tarihsel açıdan bilgi verici nitelikteki yazıtları nispeten azdır. Antik kaynaklar ışığında incelenen yazıtlar ile Bithynia bölgesinin tarihi spesifik bir açıdan ele alınmıştır.
Lykia ve Pamphylia'nın Latince ve Latince - Yunanca çift dilli yazıtları ışığında Romalılaşma süreci
vÖZETİ. S. 1 ve 3. yüzyıllar arasında Küçük Asya'nın genelinde olduğu gibi Lykia vePamphylia kentlerinde de yoğun bir Romalılaşma süreci yaşanmıştır. İ.Ö. 1. yüzyılbaşlarından itibaren Cilicia Eyaleti'nin kurulması ve bölgedeki korsan eylemlerinin sonaerdirilmesinin ardından Pamphylia bölgesine veteranii ve tacirlerden oluşan İtalikleryerleşmiştir. İ.S. 43 yılında Lycia Eyaleti'nin kurulmasının ardından yerli halkın ilerigelen ailelerine Roma vatandaşlık hakkı verilerek sistemli bir Romalılaştırma politikasıyürütülmüştür. İmparatorluk çağı ile başlayan Pax Romana, getirdiği huzur ve güvenduygusu ile söz konusu Romalılaşma sürecini hızlandırmıştır.Bu çalışmanın amacı Eskiçağ'da Akdeniz üzerinde hakimiyet kurmak için askeri veticari açılardan son derece stratejik bölgeler olan Lykia ve Pamphylia'da bugüne kadar elegeçmiş Latince ve Latince -Yunanca çift dilli yazıtların geniş bir literatür taraması veyüzey araştırması sonucunda bir araya getirilmesi, incelenmesi, bölge ve türlerine göresınıflandırılarak bir katalog oluşturulmasıdır. Bu yazıtların incelenmesi sayesinde sözkonusu bölgelerdeki Romalılaşma sürecine de bir açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.Oluşturulan katalog, Lykia ve Pamphylia'da İ. S. 1. yüzyılda başlayan Romalılaşmasüreci, Roma vatandaşı statüsüne geçen yerli ailelerin toplumda kazandıkları öncelikler veoynadıkları roller, bölgelerde Romalı nüfusun dağılımı ve yaşayışları, Romaİmparatorluğu'nun söz konusu bölgelerdeki kolonileştirme hareketleri ve eyalet yapısı ileilgili çalışmalara kaynak oluşturabilecek niteliktedir. Çalışmada Latince'nin kullanıldığıbölgelerin tespiti amacıyla her iki bölge, kentlere ayrılarak incelenmiştir. Kentlersıralanırken batıdan doğuya doğru bir sıralama izlenmeye çalışılmıştır. Her kente aityazıtlar türlerine göre sınıflandırılmış ve bu sınıflandırma içerisinde yazıtlarınolabildiğince kronolojik olarak sıralanmasına özen gösterilmiştir.
Lex portorii provinciae lyciae: Lykia eyaleti gümrük yasası
ÖZETYazıt 1999 yılında Anadolu Üniversitesi'nden bir araştırma ekibinin Bizans Dönemiyerleşimi üzerinde yürüttüğü yüzey araştırması sırasında, Myra'nın liman yerleşimiAndriake'de bulunmuştur. 87 satırdan oluşan yazıtın ilk 39 satırı oldukça tahrip olmuştur. Geneliçeriğiyle yazıt, Roma Eyalet Yönetimi, Roma Hukuku ve Ekonomi Tarihi'nin yanı sıraLykia'nın İmparatorluk Dönemi idari, sosyo-politik ve ekonomi tarihinin kavranışı açısındanda son derece önemlidir.C. Licinius Mucianus'un (Mucianus hakkında daha detaylı bilgi için bak.: aş. böl. 3.2)üçüncü satırda anılmış olması, tarihleme açısından temel oluşturmaktadır. C. LiciniusMucianus'un Lykia'daki valiliğine ilişkin veriler göz önüne alındığında yazıt İS 60-62/3yılları arasında tarihlenebilmektedir. Bu tarihleme, yazıtın genel içeriğinin, Tacitus'un İSsonra 58 yılındaki olaylar arasında anlattığı Nero'nun vergi reformuna ilişkin aktarımlarına(Tac., Ann.13.51) Andriake yazıtında bire bir değinilmiş olması gerçeğiyle dedoğrulanmaktadır.Nero'nun Vectigalia'nın Toplanmasıyla İlişkili ReformlarıTacitus'un, yukarıda değinilen Annales adlı eserindeki pasajdan da anlaşıldığı gibi,Tacitus fermanın bütün içeriğini vermemiş (alia admodum aequa), kendini sadece en önemligördüğü maddelerle sınırlamıştır. Tacitus tarafından verilen beş maddeden dördü AndriakeYazıtı'nda da anılmaktadır. Bunlar Tacitus tarafından verilen sırayla aşağıda listelenmiştir: a)Yasa maddelerinin kamuya teşhir zorunluluğu; b) Mültezimlerin dava dilekçeleri için getirilensüre kısıtlaması; c) Mültezimlere ilişkin davalara getirilen cognitio extra ordinem; d)Mültezimlerin yasadışı para taleplerinin önlenmesi.İmparatorluk Dönemi'nde Lykia'daki Gümrük DüzenlemesiLykia'daki gümrük düzenlemesine ilişkin bilgiler Myra ve Kaunos yazıtları aracılığıylaelde edilmektedir. Andriake Yazıtı bu bilgileri artık daha da netleştirmektedir. MyraYazıtı'ndan elde edilen bilgiye göre Roma, gümrüğün toplanmasını Lykia Birliği'nebırakmıştır. Birlik ise bir yandan çıkış vergisini kendisi toplarken diğer yandan kendipazarlarında satılan malların giriş vergisini toplama işini kentlere bırakmış ve bununkarşılığında onlardan yıllık olarak aidat toplamıştır. Marek tarafından yeniden değerlendirilenKaunos Yazıtı'ndan elde edilen veriler de bu tabloyla tamamen uyum içindedir.Lykia'daki gümrüğün toplanmasına ilişkin hükümler, Myra ve Kaunos yazıtlarının herikisinde de anılan demosionikos nomos uyarınca düzenlenmiştir. Wörrle'ye göre, söz konusudemosionikos nomos Lykia Birliği'nin, büyük olasılıkla Roma tarafından belirlenen gümrükyasası olmalıdır. Andriake Yazıtı, Lykia Birliği'nin Roma tarafından yasalaştırılan gümrükyasası için kesin kanıtı sunmaktadır. Birlik, hem kendi topladığı çıkış gümrüğünden hem dekentlerin kendisine yıllık olarak ödediği aidatlardan elde ettiği geliri sonunda Roma ilehesaplaşmakta ve imparatorluk kasasına yıllık olarak 100.000 denaria ödemektedir. Bunundışında, söz konusu üç belge (Myra, Kaunos ve Andriake yazıtları) Lykia Birliği'nin gümrükvergilerini kendi adına ve bizzat kendi organları aracılığıyla topladığını göstermektedir.Bununla birlikte, Lykia'daki Roma Dönemi gümrük uygulamalarının ortaya koyduğu buresim, Roma portorium'una ilişkin genel düzenlemelerle uyuşmamaktadır. Gümrükvergilerinin toplanmasına dair Lykia'daki bu özel form ancak, Helenistik Dönem'e kadar gerigiden öncel uygulamaların Roma tarafından devralınmış olabileceği kabulüyle anlaşılabilirolmaktadır.
Kıbrıs hece yazılı Yunanca'da morfolojik ve fonetik çözümlemeler
vÖZETKıbrıs hece yazısıyla yazılmış belgeler M.Ö. 8. yüzyıldan Helenistik çağa kadar bütünadaya yayılmıştır. Bu belgeler, Küçük Asya'daki Pamphylia Yunan lehçesi gibi komşubölgelerin dilleri ve lehçeleriyle karşılaştırılabilen özel bir Yunanca ile kaydedilmiştir.Kıbrısta yazının ve dilin gelişimi, yazının tarihi ve Yunan dialektolojisi için önemli birkonudur. Hece sistemindeki bu yazı modeli, Bronz Çağ evresinin bir devamıdır. Adada Minosve Miken uygarlıklarının etkisi altında gelişmiş olabilir ancak yazım sistemi henüzçözümlenememiş Eteokıbrıs dili gibi bazı Yunanca olmayan diller içinde uygulanmıştır.Kıbrıs hece yazısındaki belgelerin çift taraflı bir problemi vardır. İlki hece yazısınınkullanım sorunu ikincisi farklı diller için yazının kullanılmış olmasıdır. Çünki; aynı ya dakısmen farklı bölgelerdeki aynı dil için farklı hece yazısı olduğu açıktır. Halihazırdaki bu tezadadaki Yunan dili üzerine odaklanmıştır. Burada hece yazısıyla yazılmış belgelerdekiYunanca'nın morfolojik ve fonetik analizi izlenecektir.Bu çalışma, Olivier Masson'un ek baskılarla genişletmek suretiyle, Kıbrıs hece yazısıylayazılmış tüm yazıtları bir araya getirdiği ?Les Inscriptions Chypriotes Syllabiques? adlıcorpus sayesinde oluşmuştur. Kısaca ICS adı verilen bu eser aracılığıyla, şu ana kadarbelgelenmiş beş yüzün üzerindeki yazıtlarda geçen şahıs isimleri, isimler, fiiller, tanrı, tanrıçaisimleri ve belirteçleri, zarflar, sıfatlar bağlaçlar, partisip ve preposisyon'lar bu çalışmada tektek sınıflarına ayrılarak fişlenmesi bir yöntem olarak belirlenmiştir.?Kıbrıs Hece Yazılı Yunancada Morfolojik ve Fonetik Çözümlemeler? başlığı altındayapılan bu çalışmada öncelikle yazının tarihsel gelişimi, yazının çözümlenme aşamasındakibilim insanlarının katkıları, yazının çevresindeki diğer dillerle olan benzerlikleri, yazınıngramer ve fonetik değerlerinin tespiti bu çalışmanın amacı olarak belirlenmiştir.
Akhamenidler Dönemi'nde Perslerin Anadolu'da tapınak ilişkileri
ÖZETAkhamenidlerin genel din politikaları ve egemenlikleri altındaki ülkelerde yereltapınaklarla ilişkileri hakkında günümüze değin çeşitli çalışmalar yapılmış ve giderek artansayıdaki sempozyum, workshop ve monografilerle bu çalışmalara devam edilmektedir.Perslerin Anadolu'daki tapınak ilişkileri ve din politikaları henüz özel bir çalışmanın konusuolarak ele alınmamıştır.Persler Anadolu'yu yaklaşık iki yüzyıl hakimiyetleri altında tutmuşlardır. Bu süre içindeyerli ve Yunan tanrılarıyla tanıştılar ve bu dönem boyunca buradaki tapınaklarla yakınilişkiler kurdular. Bu tez bu ilişkilerin niteliğini araştırmak amacıyla seçilmiştir.Çalışmada temel kaynaklar olarak klasik eserler ve epigrafik belgeler kullanılmıştır. Antikmetinlerde yer alan tapınak ilişkilerine dair anlatımlar tarihsel olaylarla birlikte kronolojik birsıra içinde sunulmuştur. Yazıtlar ayrı bir bölümde incelenmiştir ve yazıtların tartışmalıkonularına ilişkin farklı modern görüşlerin hepsine yer vermeye çalışılmıştır.Antik kaynaklar, Perslerin kimi zaman bazı Yunan tapınaklarını tahrip ettiğini, kimi zamanda bu tapınakları onurlandırdıklarını göstermiştir. Tapınak yakma olayları nadiren savaşlardaya da ayaklanmalar sırasında gerçekleşmiştir. Bu eylemler yakılan tapınaklara karşı misillemeveya cezalandırma amacıyla ortaya çıkmıştır ve Persler bu davranışlarında dinsel bir baskıkurma ya da hoşgörüsüzlük niyeti taşımamışlardır. Bununla beraber, Persler yerli ve Yunantanrılarına adaklar adamışlar ve bu tapınaklarda çeşitli hizmetlerde bulunmuşlardır.Yazıtlar da aynı şekilde, Perslerin yerel kültlerin korunmasına ve gelişmesine katkıdabulunduklarını hatta bu kültleri benimseyip yerel tanrılar için kült merkezleri kurduklarınıgöstermiştir.Özetle, Persler Anadolu'da hiçbir zaman kendi dini inançlarını yerli halk üzerine baskıaracı olarak kullanmamışlar tersine dinsel hoşgörü politikası takip etmişlerdir.
Sermo Militaris Imperatoris Anastasii. Pamphylia-Perge'den ele geçmiş olan Anastasius yazıtı.
Codexler ve yazıtlar aracılığıyla, imparator Anastasius I'in tahta geçtiğinde (İ.S. 491) Roma- Bizans ordusu bir düzensizlik içinde olduğu ve Anastasius'un bu durumun düzelmesi için çok çalıştığı zaten bilinmektedir. Özellikle askerlerin ücretleri ve terfileri ile ilgilenen kurumlar büyük bir karmaşa ve yozlaşma ile karşı karşıya kalmışlardı. Lejyonlar içerisinde rütbeler ve emeklilikler, mevcut kanunların kötüye kullanılması sonucunda, alınıp satılabilir bir konuma gelmiş ve rüşvet herkes tarafından kabul edilen ve uygulanan apaçık bir mevcudiyete dönüşmüştü. Bazı genç askerler, hiç hak etmediği halde, bir takım düzenler ve bazı memurların keyfiyetiyle kolayca yükselebilmekteydi. Aynı zamanda, kendisini devlet hizmetine adamış olan ve yükselmeyi hak etmiş kıdemli askerler, içinde bulundukları zor koşullar sonucunda, rütbe ve emeklilik haklarını gerektiği gibi kullanamamıştır. Bu haksızlık, onların son zamanlarında ekonomik yönden bunalmalarına ve yoksullaşmalarına neden olmuştur. İmparator Anastasius I (İ.S. 491?518), durumun ciddiyetini kapsamlı bir şekilde ele alan bir edikt yayınlayarak, askeri atamaları, terfileri ve ücretleri yeniden belirleyen bir reform gerçekleştirmiştir. Bu reform Perge'de ele geçmiş olan bir anıtsal yazıtta içerilmektedir. Söz konusu yazıt bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Yazıt, Perge akropolisinin güney yamacında, 1974 yılı kazılarında, yaklaşık 800 parça halinde ele geçmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, yazıtın üç mermer levhadan oluştuğu ve bu levhaların birincisinde imparatorun yasama konuşması, ikincisinde ordu kumandanının emirnamesi, üçüncüsünde de rütbelerine göre asker sayıları, aynî ve nakdî ödemeleri işlenmiştir. Bu levhalar Geç Roma/Erken Bizans ordu tarihine yepyeni bir çehre kazandırmakta ve söz konusu dönemin askeri atamaları, terfileri ve ödemeleri gibi veri eksikliğinden dolayı bugüne kadar gizli kalmış pek çok bilgiyi açıklığa kavuşmaktadır.
Eskiçağ'da Lykia'nın sınırları ve komşuları ile olan politik ilişkileri
Daha sonra doldurulacaktır.
Mezar yazıtları ışığında Myralılar üzerine onomastik, demografik, prosopografik bir değerlendirme (MÖ 3.-MS 6. yüzyıllar)
Bu tez çalışmasının temel amacı, Myra kenti ve egemenlik alanının sosyokültürel tarihini mezar yazıtları aracılığıyla değerlendirmektir. Bu çerçevede, hem Myra ve ona bağlı yerleşimlerde hem de kent dışında bulunmuş olmakla birlikte Myralı bireylerin anıldığı, Eski Yunanca ve Latince dillerinde yazılmış 215 civarındaki mezar yazıtı, onomastik, demografik ve prosopografik açılardan incelenecektir. Tezin coğrafi kapsamını batıda Canusium (İtalya), doğuda ise Aspendos'a kadar uzanan kentler; kronolojik sınırlarını ise MÖ 3. yüzyıldan MS 6. yüzyıla kadar olan dönem oluşturmaktadır. Myra mezar ve teritoryumdaki mezar yazıtları, daha önce farklı tez çalışmalarında diğer yazıt türleri ile ele alınmıştır fakat bu tez çalışması, kapsamlı olarak ve tezin ana konusunu sadece mezar yazıtları ekseninde ele alan bir çalışma olmuştur. Araştırmanın kapsamı, mezar yazıtlarında geçen şahıs adlarının yerel, Pers, Yunan, Latin kökenli, theophorik, mitolojik veya tarihsel içerikli adlar şeklinde sınıflandırılmasını; bireylerin aile ilişkilerinin ve toplumsal statülerinin mezar tipolojileriyle birlikte değerlendirilmesini içermektedir. Bu doğrultuda, kente dışarıdan yerleşmiş kişilerin geldikleri kentler ile yurt dışında ikamet eden Myralıların bulundukları yerleşimler; kentin ticari ve ekonomik bağlantıları, yazıtlar sayesinde oluşturulabilecek soy ağaçları üzerinden aile içi evlilikler (endogami), komşu kentlerle kurulan evlilik ilişkileri (eksogami) ve farklı sosyal grupların evlilik yönelimleri analiz edilecektir. Ayrıca, mezar yazıtlarındaki adı geçen tanrı ve tanrıçalar ve de lanetleme kısmında çağrılan tanrılardan yola çıkarak kentte tapınım gören kültler hakkında çıkarımlar yapılacaktır. Mezar yazıtlarında yer alan bireylerin, eğer belirtilmişse, kentteki resmi görevleri, meslekleri ve dernek üyelikleri gibi toplumsal rollerine ilişkin bilgiler de değerlendirilecektir. Gömü hakkı tanınan akrabalık bağları üzerinden, köleler ve beslemeler dâhil olmak üzere, ortalama hane halkı yapısı istatistiksel olarak analiz edilecek; kimin nereye gömüleceğine ilişkin bildirimler ise mezar tipolojileriyle birlikte ele alınacaktır. Tez kapsamında ayrıca yazıtlarda geçen ceza mercileri, belirlenen ceza miktarları ve lanetleme formülleri gibi unsurlar da ayrı bir inceleme konusu olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Myra ve egemenlik sahası, Mezar yazıtları, Prosopografi, Onomastik, Ceza mercii ve lanetleme
Cicero'da ruh halleri üzerine bir çözümleme
Bu çalışmanın amacı, Roma düşüncesinin en önemli fikir adamlarından biri olan Cicero'nun duygu konusuna yaklaşımını ele almaktır. Böylece Antikçağ felsefesinin en önemli tartışmalarından biri olan "duygu" konusunun Cicero'nun düşünce dünyasında ne derece önemli olduğu ortaya konulacaktır. Bu çerçevede, Cicero açısından, duygulardan arınmış bir zihne erişme, dolayısıyla mutlu ve dingin bir yaşama kavuşma yolunda felsefenin üstlendiği rol açıklığa kavuşturulacaktır. Bununla birlikte, Cicero'nun zihninde tasarladığı insan idealine bizi ulaştıracak en önemli yolun, insanın ruh hallerine yönelik çözümlemelerden geçtiği ortaya konacaktır. Bu amaç doğrultusunda Cicero'nun Tusculanae Disputationes adlı eserinin özellikle 4. kitabı temele konacak, Cicero'nun diğer eserlerindeki ipuçlarını da bu çerçevede değerlendirilecektir. Ayrıca Cicero'nun söz konusu eserinde ortaya koyduğu görüşler, Antikçağın, özellikle de Hellenistik dönem felsefe okullarının görüşleri doğrultusunda temellendirilecektir. Sonuç olarak Cicero'nun, Stoa Okulunun konuya ilişkin tartışmalarını derli toplu bir şekilde sunan en önemli kaynak olduğu vurgulanacaktır.
Philostratos'un Bioi Sophistōn adlı eserinin Yunan bios geleneği açısından incelenmesi
Eski Yunan edebiyatında biyografinin bugün bizim anladığımız anlamda bir tür olarak ortaya çıkması ve ilk kez biographia teriminin kullanılması Antik Çağ'ın sonlarına rastlar. Ancak biyografinin kökeni diyebileceğimiz bir geleneğin izlerine daha Homeros şiirlerinde rastlanır. Homeros'ta "yaşam" anlamında daha çok biotos sözcüğü kullanılır; dile biotos'un yeni bir şekli olarak giren bios ise yalnızca Odysseia'da üç kez geçer ve Homeros sonrasında yavaş yavaş yaygınlaşır. Bios, Hellenistik Dönem'den itibaren "yaşam öyküsü" anlamında edebî bir türü gösteren bir terim olarak karşımıza çıkar. Roma İmparatorluk Dönemi'nde hem bios türünde verilmiş eserlerin sayısında bir artış görülür hem de bios diğer edebî türlerin etkisinden kurtularak daha özgün bir türe dönüşür. Bu tezin kapsamı Roma İmparatorluk Dönemi Yunan yazarlarından Flavius Philostratos'un Bioi Sophistōn (Sofistlerin Yaşamları) adlı eserinin bios geleneği açısından incelenmesiyle sınırlıdır. Kapsam açısından bir tek eserle sınırlı kalınmış olsa da bu inceleme dönemin başka yazarlarının bios türünde verdiği eserlerle karşılaştırmalı olarak yapılacaktır. Eser, bios yazımı açısından değerlendirilmek üzere üç bölümde incelenecektir: ilk bölümde eserin anlatı yapısı, ikinci bölümde bios'un alt türleri arasındaki yeri, son bölümde ise tarihsel güvenilirliği ele alınacaktır.
Cicero'nun devlet ve yasa düzeni incelemesindeki res publica, populus ve libertas kavramlarının çözümlemesi
Bu çalışmanın amacı, Marcus Tullius Cicero'nun kendi tasarısı olan devlet ve yasa düzenini anlatırken yer verdiği res publica, populus ve libertas kavramlarının hangi anlamlarda kullanılmış olabileceği üzerine bir çözümleme yapmak ve bu kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Söz konusu kavramların anlamları irdelenirken Cicero'nun De Re Publica ve De Legibus adlı eserleri kaynak olarak kullanılmıştır. Onun mükemmel kabul ettiği devlet ve yasa düzeni, devlet idaresinin halihazırdaki yozlaşmışlığını eleştirmede kullanıldığı için Roma'nın içinde bulunduğu siyasi ve iktisadi durum Gracchus Kardeşler'in ıslahatlarından itibaren incelenmiştir. Buradan, Roma'daki devlet idaresinin yozlaşma sebebiyle bir anda savunmasız kalmadığı, aksine uzun bir süredir kötüye gittiği ve Cicero'nun eleştirilerini yönelttiği dönemde Roma'nın çoktan idari bir buhranın içinde olduğu sonucuna varılmıştır. İlaveten, Cicero'nun Roma'da yaşanan önemli bir siyasi çekişmenin baş kahramanları olan Iulius Caesar ve Gnaeus Pompeius ile kurduğu ilişkilere ve bu ilişkilerin onu nasıl etkilemiş olabileceğine yer verilmiştir. Bu çalışmada ele alınan kavramlar, Antik Çağ'da Roma'nın toplum yapısını anlamada son derece önemli olduğu için hemen herkesçe bilinen zümrelere de değinilmiştir. Keza, söz konusu kavramlar siyaset felsefesi alanına dahil olduğundan, siyaset kelimesinin kaynağı olan politeia kavramının anlamına ve siyaset felsefesinin ne olduğuna kısaca değinilmiştir. Bunları takiben, Cicero'nun siyaset felsefesinde etkileri olduğu tespit edilmiş önde gelen düşünürlerin siyaset felsefesiyle ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Böylece Cicero'nun siyaset felsefesine dahil ve bu teze konu olan kavramların temelindeki düşünce yapısının daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Tezin dördüncü ve son bölümündeyse, Cicero'nun devlet ve yasa düzeninin nasıl olması gerektiğini anlattığı eserlerinden yola çıkılarak, söz konusu kavramların hangi anlamlarda kullanılmış olabileceği incelenmiştir. Bu çözümleme çalışması, sözü edilen kavramları asli kaynakları inceleme yöntemiyle tarif ederek, bu kavramların ancak türetildiklerin çağın şartları dahilinde ve belirli bağlamlar içerisinde düşünülmeleri ihtimalinde Cicero'nun kendi kastına en yakın anlamda anlaşılabilecekleri ve dolayısıyla birçok entelektüel düşünce sahasında çevirisi büyük kıymet arz eden bu kavramların yalnızca günümüz siyaset ve hukuk terminolojisine dayanan takribi çevirilerinin dikkate alınmasının okuru en doğru kanaatler yoluna yönlendirmeyebileceği tespitleriyle son bulmaktadır.
Hellenistik Çağ'da epos'un değişimine bir örnek olarak Kallimakhos'un Hekale'si
Antik Yunan yazın alanında önemli bir yere sahip olan epos, Hellenistik Dönem'de bu alanda çağın gerekliliklerini karşılamak üzere bir dönüşüm süreci içine girmiştir. Bu tezde, söz konusu dönüşümü açıkça ortaya koyması dolayısıyla MÖ IV. yüzyılın sonlarına doğru Kyrene'de dünyaya gelen Kallimakhos'un kaleme aldığı Hekale adlı eser, minyatür epos olarak adlandırılan epyllion bağlamında incelenmiştir. Hekale'yle birlikte geleneksel epos'un biçimi ve içeriği değişmeye başlamıştır. Artık uzun uzadıya anlatılan kahramanlıklar dönemin epos'unun konusu olmaktan çıkmış, sıradan insanların günlük yaşamları ve duygu durumları bu türün konusu haline gelmiştir. Hellenistik Çağ'da Hekale'nin geleneksel epos'tan ne bakımdan ayrıştığı ya da hangi düzlemlerde buluştuğu ayrıntılı bir biçimde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma kapsamında epos-epyllion ilişkisine değinilmiştir. Buradan hareketle, Hellenistik Çağ'da sıkça tercih edilen minyatür destanın (epyllion) daha iyi anlaşılması için büyük destanın, yani epos'un Homeros'tan Kallimakhos'a ve onun edebî rakibi olan Apollonios'a uzanan dönüşüm süreci ele alınmıştır. Bu bağlamda geleneksel uzun anlatıların Hellenistik Çağ'da da sürmesi gerektiği görüşünü savunan Apollonios'un epos anlayışı ve şiir sanatına dair görüşlerine karşın geleneksel epik şiirlerin belirli bir kısalıkta olması gerektiğini de ileri süren Kallimakhos'un şiir sanatı anlayışı karşılaştırılarak, iki ozan arasındaki edebî görüş ayrılığının izleri sürülmüştür.
Catullus'ta şiirsel ifade aracı olarak ikon değerli temsiller
Çalışmamızın amacı Catullus'un şiirlerindeki, ikon değerli temsilleri ortaya koymaktır. İkonlar biçimin anlamı yansıttığı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Hem işitsel hem de görsel olmakla birlikte edebi eserlerde metnin her katmanında bulunabilirler. Biz bu çalışmada özellikle söz sanatlarının kullanıldığı örneklere odaklandık. İkon değerli temsilleri araştırırken Catullus şiirlerini merkeze aldıysak da, bu temsil biçiminin söz sanatlarıyla ilişkisi hakkında Antik Çağ edebiyat eleştirisinin ortaya koyduğu düşünceleri de inceledik. Klasik filolojide ikon değerli temsili ve benzeri kavramları ele alan araştırmaları inceledik. Catullus'ta ikon değerli temsillerin varlığını tespit ettik.
Polyainos'un Strategemata adlı eserinde Makedon komutanlar
Bu çalışmada, Polyainos'un Strategemata adlı eserinin 4. kitabının konusunu oluşturan Makedon komutanların, eserin çevirisi yapıldıktan sonra, anekdotları tek tek incelenmiştir. Çalışma esas olarak, eserde yer alan anekdotların konuyla ilgili diğer antik yazarlarla karşılaştırılması suretiyle yazarın aktardığı bilgilerin incelenmesini ve bu bağlamda söz konusu anekdotların ne ölçüde gerçeği yansıttığını, ayrıca yazar tarafından bazı keyfi eklemeler, düzeltmeler ya da değiştirmeler yapılıp yapılmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde, yazarın yazdığı tür olan strategemata, ana hatlarıyla ve bu türde verilmiş olan örnekleriyle beraber anlatılmıştır. İkinci bölümde, yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Yazarın, eserini yazarken güttüğü amaç ile dönemin akımlarından kendisinin ve diğer yazarların nasıl etkilendiğinin bilgisi de verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, yazarın yaşadığı dönem itibarıyla gerçekleşen siyasi ve askerî olaylarla birlikte, dönemde hâkim olan diğer felsefi ve edebî akımlar anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, ilk olarak Makedon tarihinin genel anlatımı yapılmış ve Makedon ordusunun genel yapısı ve orduyu oluşturan birlikler anlatılmıştır. En son ise, anekdotların incelenmesine geçilmeden önce, eserin içerdiği komutanlar hakkında, bazıları uzun olmak kaydıyla, kısa biyografik anlatımları yapılmış ve sonrasında, çevirileri de verilerek, anekdotların incelenmesine başlanmıştır. Sonuç bölümünde, 4. kitap ve Polyainos hakkında, sadece 4. kitap üzerinden, genel bir değerlendirme yapılarak, çalışma tamamlanmıştır. Ayrıca anekdotlardaki savaş taktiklerinin kategorizasyonu, doğru, kesin yanlış, şüpheli bilgiler ve özensizliklerin yanı sıra, günümüze sadece 4. kitap ve Polyainos sayesinde ulaşılabilen bilgileri içeren anekdotlar tablo şeklinde ekler bölümünde verilmiştir.
Güney anadolu kentlerinde gymnasion olgusu
Bir kentin demirbaşlarından biri olan gymnasion'lar sadece antrenman alanı değildir. Gymnasion bedensel eğitimin yanında ruhani eğitimin de sağlandığı bir mekandır ve yurttaşlık bilincinin temeli gymnasion'da atılmaktadır. Girit ve Sparta kökenli olduğu düşünülen gymnasion'un yönetimi gymnasiarkhos tarafından yapılmaktaydı ve gymnasiarkhos, gymnasion'a yüklü miktarda bağış yapmıştır ancak bu bağışları sadece kente faydalı olmak için değil aynı zamanda şöhret elde etmek amacıyla yapmıştır. Zeytinyağı gymnasion için çok önemliydi ve gymnasiarkhos hem dini ritüeller hem de spor karşılaşmalarındaki zeytinyağı masraflarını karşılıyordu. Gymnasiarkhos İ.Ö 5. ve 4.yy civarında bir yıllığına yerine getirilen bir leiturgia idi ancak İ.Ö 4.yy sonrasında devamlı olarak görev alınabilen bir memuriyet halini almakla kalmamış, aynı zamanda daha sonraki dönemlerde de kalıcı gymnasiarkhia şeklini almıştır. Gymnasion, Roma Dönemi'nde şekil değiştirerek hamam-gymnasion şeklini almıştır. Bu çalışmada Anadolu'nun güney bölgelerinde gymnasion olgusu yazıtlar ışığında incelenecektir. Epigrafik ve nümizmatik değerlendirme ile Lykia, Pisidia ve Kilikia bölgelerinde gymnasion olgusu ve gymnasion kategorileri, gymnasiarkhos'ların göreve geliş şekilleri, görevleri sırasındaki faaliyetleri, eikon ve çeşitli hediyelerle onurlandırılmaları, kadın gymnasiarkhos'lar ve daimî gymnasiarkhia olgusu yazıtlar eşliğinde incelenecektir. Katalog bölümünde Lykia, Pamphylia Pisidia, Kilikia bölgelerinden yazıtlar çevirilerek gymnasion olgusuna ışık tutulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: gymnasion, gymnasiarkhos, leiturgia, Pisidia, Kilikia, Lykia, Pamphylia, hamam-gymnasion, güney anadolu kentlerinde gymnasiarhos olgusu
Euripides tragedyalarında erginlenme: Hippolytos, Ion, Orestes örnekleri temelinde gençlerin topluma giriş ritüelleri ve dramatik kurgudaki yeri
Bu çalışmanın amacı, Euripides'in Hippolytos, Ion ve Orestes efsanelerini işlediği tragedyalarındaki kahramanların erginlenme ritüellerine dair olası ritüel motif ve evreleri tespit ederek tragedyaların dramatik kurgusunun oluşturulmasında bu ritüellerin işlevini ve önemini ortaya koymaktır. Birinci bölümde Yunan mitolojisindeki tanrı ve kahraman efsaneleri erginlenme ritüelleri bağlamında ele alınarak Euripides tragedyalarındaki erginlenme anlatılarının mitsel arka planı ve Euripides'in erginlenme sürecindeki kahramanları tespit edilmiştir. İkinci bölümde erginlenme ritüellerinin ilk aşamasını oluşturan adayların toplumdan uzaklaştırılması ritüelleri ele alınmış ve Euripides tragedyalarında söz konusu evrenin kahramanın annesinden koparılmasıyla sembolize edildiği sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölüm erginlenme ritüellerinin liminal evresine odaklanmıştır. Erginlenme sürecinin liminal evresindeki kahramanların eylem alanları Apollon Tapınağı ya da Inakhos Kırsalı gibi kent dışındaki çeşitli kutsal alan veya mekânlardır. Euripides bu evredeki kahramanlarını avcı kimlikleri, hile ve aldatma motifleriyle ön plana çıkartmıştır. Dördüncü bölüm kahramanların ritüel ölüm ve yeniden doğuşla sembolize edilen toplumla bütünleşme evresine odaklanmıştır. Kahramanların yeni statü elde edip topluma geri dönmesinde babanın onayı hayati bir rol oynamaktadır. Çalışmanın son bölümü tragedyaların dramatik kurgusunun erginlenme ritüel evre ve motifleriyle ilişkisini ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan genel sonuç ise araştırmamıza konu olan tragedyalarının tematik olarak Hippolytos, Ion ve Orestes'in erginlenme ritüellerine odaklandığı ve dramatik unsurların erginlenme ritüelleri sembolleriyle ilişkili olduğu, ayrıca dramatik aksiyonun da erginlenme ritüelleri evreleriyle büyük oranda uyum içinde kurgulandığıdır.
Lykia-Pamphylia eyaletinde sosyal gruplar ve dernekler (İS 1.-3. yüzyıl)
Antik Dünya'da insanlar içinde yaşadıkları kent ya da kasaba gibi siyasi topluluklar haricinde yaş, meslek, din ya da diğer ortak ögeler temelinde çeşitli gruplarda bir araya geldiler. Modern terminolojide dernek, lonca, birlik ya da diğer isimlerle tanımlanan bu gruplara üyelikte gönüllülük esastır. Belli menfaatler ya da ihtiyaçlar doğrultusunda kurulan bu örgütler aynı zamanda kentlerin ya da kırsal toplulukların sosyal yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) ise, bir polis kurumu olan gymnasion bünyesinde örgütlenen yarı resmî organizasyonlardır. Yaş gruplarının sportif ve entellektüel faaliyetler için toplandıkları gymnasion, Helenistik Dönem'den itibaren kentler için oldukça önemli bir sosyokültürel merkez konumundadır. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) bir polis kurumu olan gymnasion'a bağlı örgütlendikleri için diğer derneklerden farklı bir statüye sahiptir. Bu bakımdan gymnasion gruplarını yarı resmî kurumlar olarak tanımlamak daha doğrudur. Üstelik söz konusu yaş grupları, resmî olmayan faaliyelerinin yanında bazı kamusal görevler de üstlenmişlerdir. Gymnasion grupları, özellikle neoi ve gerusia, İmparatorluk Dönemi'nde politikada daha etkin bir konuma gelir. Bununla birlikte, Roma İmparatorluğunun ilk iki yüzyılında sağlanan barış ve refah ortamında (pax Romana), kentlerde güçlü bir orta tabaka (plebs media) oluşur. Esnaf, zanaatkâr ya da küçük ölçekli tüccar olan bu insanlar çoğunlukla bir derneğin (collegium) üyeleridir. Dernekler bu dönemde güçlenen orta tabakanın siyasi ve sosyal yaşama katılımını sağlayan kurumlar olarak rağbet görmüşlerdir. Bu çalışmanın amacı, İS 1-3. yüzyıllarda Likya-Pamphylia kentlerinde sosyal grupların ve derneklerin sosyokültürel ve siyasal konumlarını belirlemektir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde, Lycia et Pamphylia Eyaleti, Teke Yarımadası ve Pamphylia Ovası ile Güney Pisidia Bölgesi'ni kapsadığı için Güney Pisidia kentleri de çalışmaya dahil edilmiştir. Söz konusu bölgelerden elde edilen epigrafik verilerin neredeyse tamamı mezar epigramları ve onurlandırma yazıtlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla, konu hakkında genel bir bakış ortaya koyabilmek için Küçük Asya'nın diğer bölgelerine ait yazıtlar ile, daha ayrıntılı bilgiler içeren Yunanistan ve İtalya'dan gelen epigrafik belgeler ve Mısır'da bulunan papirüsler de çalışmaya dahil edilmiştir.
Sallustius'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum adlı eserlerinde karakter betimlemeleri ve söylevler üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Gaius Sallustius Crispus'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum isimli eserlerinde, karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanarak tarihi olayları ve kişileri okuyucunun imgeleminde daha canlı hale getirmek istediğine dair bulgular incelenecektir. Yazarın karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanırken faydalandığı çeşitli söz sanatlarının da incelenmesiyle üslubuna dair öne çıkan belirli özellikler de tezin ufak bir kısmını oluşturmaktadır. Karakter betimlemeleri ve söylev kullanımının her iki eserin kurgulanmasında nasıl bir rol oynadığı da göz önünde bulundurularak yapılmış bu çalışma genel olarak yazarın üslubuyla birlikte tarihçiliğine de odaklanmaktadır. İki eserdeki söylevler ve karakter analizleri incelenerek Sallustius'un inşa etmek istediği dramatik yapı ortaya konmuş, bu eserlerdeki kişilerin karakter yapılarının tarihi olayların gidişatına nasıl etki ettiği gösterilmek istenmiştir. Sallustius'un her iki eserdeki söylevler aracılığıyla çeşitli söz sanatlarının da yardımıyla okuyucu üzerinde yaratmak istediği etki de tezde incelenmiş olan unsurlar arasındadır.
Roma eğitim sistemi ve Lucius Ampelius
Hayatına dair hiçbir bir veri bulunmayan ve MS 3. veya 4. yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Lucius Ampelius, Liber Memorialis adlı eserinde 14-16 yaşlarında olduğu varsayılan Romalı bir öğrencinin aldığı eğitim hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ampelius, "Romalı bir gencin bilmesi ve öğrenmesi gereken" kosmografi, mitoloji, fiziki coğrafya, dünyanın harikaları, tanrıların soy ağacı, Doğu Akdeniz'in, Yunanistan'ın ve Roma Devleti'nin kısa tarihi gibi oldukça geniş konular etrafında şekillenen 50 paragraftan oluşan bir kitap kaleme almıştır. Bu kitap günümüze kadar gelen diğer antik eserlerle içerik bakımından kıyaslandığında ön plana çıkmaktadır; çünkü Roma eğitim sistemi hakkında özellikle Quintilianus gibi birçok yazar vasıtasıyla bilgi sahibi olunsa da Ampelius'un eseri konulara ayrılarak eğitimin içeriği ve öğretilen bilgiler bağlamında Roma eğitim sistemine ışık tutmaktadır. Söz konusu eser modern araştırmacılar tarafından daha önce araştırılmış ve çalışılmış olsa da eğitim sistemi bağlamında tartışılmamış ve çalışılmamıştır. Liber Memorialis adlı eser sadece Romalı bir gencin bilmesi gereken konularla ilgili değil aynı zamanda Roma Devleti'nin ideolojisi ve geleneksel yapısı hakkında da bilgiler içermektedir. Roma Devleti'nde eğitim anlayışının ahlâki standartları gözettiği düşünüldüğünde Ampelius'un eseri teorik bilgilerle birlikte ahlâki pratikler hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Romalı bir gencin "bilmesi gerekenler" onun bilgisinin sınırlarını göstermektedir. Bu tez çalışmasında Liber Memorialis adlı eser Roma eğitim sistemi bağlamında tanıtılıp ilgili eserin eğitim sistemindeki yeri tartışılacaktır.
Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kent avukatlığı
Bu çalışmada Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kentlerde görev alan avukatlara odaklanılmaktadır. Yazıtlar ve edebi kaynaklar aracılığıyla kurum avukatlarına da değinilmektedir. Ancak bu çalışmada sadece, kentlerini başka kentlere, şahıslara, Helenistik Krallıklara ya da Roma Cumhuriyeti'ne/İmparatorluğu'na karşı savunan kent avukatlarına odaklanılmaktadır. Bu avukatlar, yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, farklı isimlerle anılmaktadır. Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da yer alan kent avukatları çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Kent avukatlarının görevleri, davalar aracılığıyla kentlerin genel olarak karşı karşıya kaldığı sorunlar ve kentlerin yöneticileriyle, Helenistik Krallar, Romalı yöneticiler veya imparatorlarla sürdürülen diplomatik ilişkiler değerlendirilerek, alanda literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir Yapılan bu çalışma için, öncelikle tüm Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da kent avukatlarının yer aldığı Eski Yunanca ve Latince yazıtlar toplanmış ve Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Ardından, antik yazarlarda bilhassa kent avukatlarının yer aldığı davalar, antik yazarların değerlendirmeleri tespit edilerek Türkçe'ye kazandırılmıştır. Bir sonraki aşamada ise edebi kaynaklar ve epigrafik kaynakların bahsettiği hususlar yorumlanmış ve modern literatür ile -her ne kadar bu konuda genel ifadeler belirtip ayrıntılı bir bilgi vermeseler de- değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında toplanan yazıtlar ve derlenen edebi kaynaklar amaca uygun şekilde tasnif edildikten sonra Hellenistik ve Roma Dönemi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İncelenen veriler ışığında, kentlerin Hellenistik Dönem'de kendi aralarında arazi-sınır sorunları yaşadıkları, Roma Dönemi'nde ise genellikle Romalı yöneticilerle sıkıntılar yaşadıkları anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hellenistik ve Roma Dönemleri, Kent Avukatlığı, Avukatlık, Tahkim, Uluslararası İlişkiler.
Epigrafik ve nümizmatik belgeler ışığında Roma idaresi altında aspendos
Aspendos, Türkiye'nin güney kıyısında yer alan en önemli antik yerleşimlerden biridir. Aynı zamanda görkemi ve zengin yapı stoğuyla dikkat çeken bir tarihî mirastır. Günümüzde Antalya'nın Serik ilçesinde, Belkıs mahallesinde yer almaktadır. MÖ III. yüzyılın ortalarına kadar uzanan sikkeler üzerindeki Ε, ΕΣ, ΕΣΤ, ΕΣΤF, ΕΣΓ, ΕΣΤFΕΔΙΙΥΣ lejantları daha sonra Aspendos'a dönüşmüştür. Antik edebi metinlerde Aspendos genel olarak kuruluş efsaneleri ile karşımıza çıkmaktadır. Antik yazarlar Aspendos'un kuruluşuna yönelik farklı görüşler belirtmektedir. Aspendos kuruluş efsanelerinin dışında çeşitli tarihi olaylarda da önemli roller üstlenmiştir. MÖ IV. yüzyılın ortalarında çıkan Satrap Ayaklanması'nda Kapadokya satrabı Datames'e karşı Sardes satrabı Autophradates'in komutasındaki orduya katılmıştır. MÖ 425 tarihli bir vergi listesinde adı geçen Aspendos'un bir dönem Attika-Delos Deniz Birliği'nin üyesi olduğunu görülmektedir. İskender'in seferi sırasında Aspendoslu elçiler, şehirlerini korumak için İskender'e bir anlaşma teklif etmişlerdir. Ancak İskender Sillyon'a doğru gittiği sırada, Aspendoslular İskender'in şartlarına uymamışlardır. Bunun üzerine İskender Aspendos'a geri dönmüştür ve Aspendoslular daha ağır şartları kabul etmek zorunda kalmıştır. Aspendos kentinde bulunan ve Ptolemaios I Soter (MÖ 305/4-284) ya da Ptolemaios II Philadelphos (MÖ 285-246) dönemine ait yazıt, Aspendos'un çevresindeki bölgelerden gelen askerlerin bir olay nedeni ile birleşerek Aspendos'a yardım ettiğini belirtmektedir. MÖ 220 yılında Aspendos kenti, Akhaios ile ittifak kurarak Pednelissos'un tarafını tutmuştur. Aspendos, Akhaios'un yanında yer alarak ona 4000 hoplit göndermiştir. MÖ 70 yılında Cicero, Kilikia Eyaleti quaestoru Gaius Verres'in Aspendos kentindeki değerli heykelleri çaldığını ve aynı zamanda Aspendos'un kıymetli harp çalgıcısı heykelini de kendi evine götürdüğünü aktarır. Kent MS IV. yüzyılda Hristiyanlığın yükselişiyle ortaya çıkan Primus adında bir Hristiyan şehidin ismiyle Primoupolis olarak adlandırılmıştır. Aspendos'un şehir sınırları güneye doğru genişlerken, bu bölgenin kalıntıları da kent kalıntıları gibi imparatorluk döneminden kalmadır. Arrianos; Aspendos'un, dik ve yüksek bir tepe üzerine yerleştirilen ve bu konumu sayesinde Eurymedon nehrinin rahatlıkla görünebildiğini aktarır. Tepenin etrafında ve düzlük alanlarda birçok ev vardır ve bu konutları çevreleyen bir sur bulunmaktadır. Batısında pazar yeri bulunurken, kuzeyde bir Nymphaion ve doğuda ise bir Basilika ile sınırlanmıştır. Kente doğru kuzeyden uzanan bir su kemeri de göze çarpmaktadır. Bu etkileyici su kemerinin üzerinde, suyun kente getirilmesini finanse eden kişi olan Tiberius Claudius İtalicus'un adı görülmektedir. Doğu yamacında bulunan ve kentin mimarı Zenon tarafından yapılmış olan tiyatro, antik dönem tiyatroları arasında en iyi korunmuş sahne binasına sahiptir. Bu tiyatro binası Antoninus'lar döneminden günümüze ulaşmıştır. Epigrafik metinlerde tiyatroyu yaptıranlar olarak Curtius kardeşlerin isimleri geçmektedir. Kentin neokoros unvanına aldığına dair kanıtlar Gallienus dönemine ait bir sikke ile bilinmektedir. Roma Dönemi'ne ait sikkeleri Soloninus Dönemine kadar basılmaya devam etmiştir. Bu çalışmada kentin tarihi, kültürel yaşantısı ve idaresine değinilmiş olup epigrafik belgeler başta olmak üzere, antik edebi metinler ve nümizmatik verilerden yararlanılmıştır.
Augustinus'un De Magistro eserinde öğrenme biçimleri
Bu çalışmanın amacı, Augustinus'un De magistro (Öğretmen) eserinde ele aldığı öğrenme biçimlerini incelemektir. Eserde, öğrenme biçimlerine dair savını ortaya koymak için dilbilim açısından da dikkat çekici bir tartışma bulunmaktadır. Augustinus'un işaretlerle ilgili bu tartışması, yine öğretme ve öğrenmedeki yeri açısından incelenecektir. Augustinus, Antik Çağ ile Orta Çağ arasında önemli bir geçiş döneminde yaşamış olduğundan Antik Çağ eğitimi genel hatlarıyla ele alınacaktır. Ardından eğitim anlayışıyla ilişkisine ışık tutacak şekilde Augustinus'un yaşamını ve eğitimle ilgili düşüncelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla kavrayabilmemiz için eğitimden bahsettiği başlıca eserlerine değinilecektir. Son bölümde De magistro eserinin konusu, kompozisyonu ve eserin felsefi kaynakları incelendikten sonra Augustinus'un eserde, hatırlatarak öğretme, sunumla öğretme ve içindeki gerçeği keşfederek öğretme şeklinde açıkladığı üç öğretme biçimi ile içteki öğretmen savı irdelenerek yazarın, hiçbir insanın başka bir insana bir şey öğretemeyeceği tezini nasıl temellendirdiği ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Augustinus, Öğrenme, Öğretme, İçteki Öğretmen, Öğrenme Biçimleri, İşaretler, Kutsal Aydınlanma, Antik Çağda Eğitim.
Ovidius ve Fasti eserinde ocak ayı festivalleri bağlamında Tanrı Ianus
Bu çalışmada Latn Edebiyatının ünlü şairlerinden Publius Ovidius Naso'nun, Fasti adlı eserinin birinci kitabında anlattığı Roma takviminin Ocak ayında gerçekleşen Roma festivalleri, ritüelleri ve ayinleri incelenmekte, ayrıca söz konusu ayın en önemli festivali olan Ianus Festivali üzerinde durulmaktadır Çalışmada Ovidius'un söz konusu eseri çerçevesinde genel özellikleriyle Roma'nın dini gelenek ve inanışları üzerinde durulurken, şairin Roma festivallerine bakış açısı ve Tanrı Ianus'a verdiği önem irdelenmeye çalışılmıştır.