485
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Seçilen ülkelerde doğal afetlerin vergi politikaları üzerine etkisi
Dünya oluştuğu günden bu yana doğal, insan veya teknoloji kaynaklı birçok afete şahitlik etmiştir. Bu afetler coğrafi konumlara göre farklılık göstermekle birlikte insanları sosyal ve ekonomik yönlerden etkilemektedir. Ekonomik açıdan meydana gelen kayıpları azaltmak adına devlet bir yandan yeni vergi politikaları getirirken diğer yandan afetten etkilenen kişilere kolaylıklar sağlamaktadır. Türkiye de birçok doğal afete maruz kalmıştır. Özellikle son dönemde meydana gelen ve hala devam etmekte olan Covid-19 salgını tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de pek çok açıdan etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı depremler, seller, virüsler gibi doğal afetlerin Türkiye'de ve dünyada ne gibi vergisel değişikliklere sebebiyet verdiği ve devletlerin bu gibi durumlarda nasıl bir vergi politikası izlediğini incelemektir. Bu incelemeyi detaylandırmak adına beş ülke belirlenerek, doğal afet durumlarında vergisel açıdan alınan kararlar incelenmektedir. Belirlenen ülkeler Avusturalya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya ve Türkiye olmuştur. Bu ülkelerin geçmişten günümüze doğal afet olayları ve istatistikleri doküman/kayıt inceleme yöntemi ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda, ülkelerde meydana gelen doğal afetler sonucunda vergisel açıdan alınan kararlar incelenerek bir karşılaştırma yapılmaktadır. Araştırma sonucunda ise her ülkenin coğrafi konumuna göre farklı doğal afetlerle mücadele ettiği görülmektedir. Farklı doğal afetler olmasına rağmen, belirlenen ülkeler doğal afet durumlarında vergisel açıdan benzer kararlar aldığı görülmüştür. Hatta doğal afetler ile mücadele etmek adına kıtasal, bölgesel ve ülke çaplarında kuruluşlar kurularak dünya çapında kararlar alınmaktadır.
Yenilenebilir enerjinin yaygınlaşmasında mali araçların etkinliği: AB ülkeleri örneği
Dünya genelinde çevre kirliliğinin büyük boyutlara ulaşması ve enerji arzında yaşanan aksaklıklar sebebiyle yenilenebilir enerji oldukça önemli hale gelmiştir. Bunun sonucunda yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek amacıyla gerek üretim gerekse tüketim aşamasında çeşitli kamusal araçlar kullanılmaktadır. AB ülkelerinde çevre kirliliğini azaltmak yasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Ayrıca AB, Rusya'ya olan enerji bağımlılığını azaltmak istemektedir. Bu sebeplerle AB ülkelerinde yenilenebilir enerjinin yaygınlaşmasında birçok araç kullanılmaktadır. Bu çalışmada 1995-2019 dönemi için 17 AB ülkesinde çevre vergileri ve Ar-Ge harcamalarının yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki etkisi incelenmektedir. Çalışmada öncelikle yatay kesit bağımlılığı testleri uygulanmıştır. CDLM1 (Breusch ve Pagan, 1980), CDLM2 ve CD (Pesaran, 2004) yatay kesit bağımlılığı testlerinin sonuçlarına göre tüm değişkenlerde ve kullanılan modelde yatay kesit bağımlılığının olduğu görülmektedir. Daha sonra eğim katsayılarının heterojen veya homojen olması durumunda diğer aşamalarda uygulanacak testler değişebileceği için homojenite testi uygulanmıştır. Test sonucuna göre eğim parametrelerinin heterojen olduğu görülmektedir. Bu sonuçlara göre çalışmada ikinci nesil testler uygulanmıştır. Serilerin durağanlıkları Pesaran CIPS birim kök testi ile sınanmıştır. Tüm ülkeler için serilerin birinci farklarında durağan oldukları görülmüştür. Daha sonra Westerlund ve Edgerton'un LM Bootstrap eş bütünleşme ve Durbin-Hausman panel eş bütünleşme testleri uygulanarak uzun dönemli ilişkiler incelenmiştir. Seriler arasında uzun dönemli eş bütünleşme olduğu için bu ilişkilere yönelik katsayı tahminleri AMG ve DCCE uzun dönem katsayı tahmin testleriyle hem ülkeler için ayrı hem de panel için tahmin edilmiştir. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi Emirmahmutoğlu – Köse panel nedensellik testi ile incelenmiştir. Son olarak test sonuçları değerlendirilerek politika önerilerinde bulunulmuştur.
Mükelleflerin vergi suç ve cezalarına ilişkin algılarının vergi uyumuna etkisi
Mükelleflerin vergi uyumlarını yükseltmek için vergiye uyumu etkileyen faktörlerin tespiti önemlidir. Bu bağlamda temel teşkil edecek Allingham ve Sandmo tarafından önerilen fayda maksimizasyonu modelinde vergi oranı ve ceza miktarı ve denetim oranı bu uyumu etkileyen önemli faktörlerdir. Bu teoriden yola çıkılarak bu çalışmada mükelleflerin vergi suç ve ceza algısının vergi uyumuna nasıl bir etkisi olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada vergi mükelleflerine ulaşarak mükelleflerin vergi cezaları algısı hakkında görüşlerinin alınması için İstanbul ilinde yaşayan 401 mükellefle anket çalışması gerçekleşmiştir. Sonuçlara göre mükelleflerin vergi ceza algıları ölçek ortalamasına 3,10^dur. Mükellefleri vergi kaçakçılığına yönlendiren sebeplerin başında ise %11'lik oran ile yüksek vergi oranı, adil bir vergi sistemi olmaması, yapılan vergi denetimlerinin yetersiz olması ve nasıl olsa herkes kaçırıyor düşüncesinin olması gelmektedir. Mükelleflerin vergi suç ve ceza algısını etkileyen faktörler denetim geçirme durumu ve denetim geçirme sayısıdır. Denetim geçirme sayısı yüksek olan mükelleflerin düşük olanlara göre vergi suç ve ceza farkındalığı yüksektir. Denetim geçiren mükelleflerin vergi suçlarını daha iyi bildikleri, vergi kaçırması durumunda karşılaşacağı cezaları daha iyi bildiği ve usulsüzlük cezalarını daha iyi bildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Denetim geçiren mükellefler vergi cezalarını adil bulmamaktadır. Vergi uyumu yüksek mükellefler ise vergi suçu işlemiş mükellefi hırsız, hain, ahlaksız olarak görmektedir.
OECD ülkelerinde vergi gelirlerinin milli gelire etkisi: Panel veri analizi
Belirli bir zaman içerisinde bir ülkede meydana gelen mal ve hizmet üretimindeki artışlar ekonomik büyüme olarak ifade edilmektedir. Bir ülkede belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin net değeri ise milli gelir olarak tanımlanmaktadır. Net değere ulaşabilmek amacıyla belli bir döneme ilişkin safi milli hasıla değerinden o ekonomi için temin edilmekte olan dolaylı vergilerin çıkarılması gerekmektedir. Bu çalışmanın konusunu OECD ülkelerinin vergi yapısının incelenmesi ve ekonomiye yaptıkları katkıların araştırılması oluşturmaktadır. Çalışmada ulaşılmak istenen amaç, adalet bakımından incelenen OECD ülkelerindeki dolaylı ve dolaysız vergilerin ağırlık durumuna bakmak ve bu bağlamda toplanan vergilerin ekonomik büyümeye katkı düzeyini ölçmektir. Bu bağlamda analiz kısmı için verilerine ulaşılabilen 32 OECD ülkesi 1995-2019 dönemini kapsayacak biçimde analiz edilmektedir. OECD ülkelerinde vergilerin ekonomik büyümeye ve milli gelire etkilerinin araştırıldığı çalışmada elde edilen sonuçlara göre uygulanmakta olan vergi politikalarının devam edilmesine veya politika değişikliğine gidilmesi gerekliliğini belirtmesi bakımından çalışma önem arz etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde vergilemenin teorik çerçevesi ve ekonomik etkileri genel anlamda tanımlanarak bilgiler verilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde milli gelire oranı bakımından bütçe açığı en fazla olan ülkelerden Yunanistan ile Amerika Birleşik Devletleri; mili gelire oranı bakımından bütçe fazlası olan ülkelerden Norveç ve Kore'nin vergi türleri ile vergi oranları detaylı biçimde incelenerek Türkiye ile tablo ve grafikler üzerinden bir karşılaştırma yapılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde OECD ülkelerinde uygulanan vergilerin milli gelire etkisinin ekonometrik analizi yapılmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre analize tabi tutulan OECD ülkeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde gelir vergisi, kurumlar vergisi ve toplam vergilerin milli gelire olan etkilerinin pozitif ve anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde istinaf kanun yolunun etkinliği
Verginin tarafları olan; vergi idaresi ve mükellefler arasında gün geçtikçe sayıları artan vergi uyuşmazlıkları ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan vergi uyuşmazlıkları yargıya intikal etmeden idari aşamada çözülebileceği gibi, idari aşamada barışçıl bir çözüm yolunun bulunamaması halinde uyuşmazlıklar vergi yargısına intikal ettirilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türk vergi yargısındaki kanun yollarından biri olan istinaf kanun yolunun etkinliğini analiz etmek ve yapılan tespitler doğrultusunda bu yargı yolunun etkinliğini etkileyen problemlerin ortaya konulması ve vergi yargısı alanında politika yapıcı ve uygulayıcılara öneriler sunmaktır. Bu bağlamda; Sakarya, Kocaeli ve İstanbul illerinde kamuda ve özel sektörde avukatlık mesleğini icra eden avukatlarla yarı yapılandırılmış görüşme (mülakat) yöntemi ile sorular sorulmuş ve verilen cevaplar doğrultusunda veriler analiz edilmiştir. Çalışmamız üç başlık altında incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde vergi uyuşmazlığı kavramı, vergi uyuşmazlığı nedenleri ve vergi uyuşmazlıklarının yargıya intikal ettirmeden vergi idaresi ile mükellefler arasındaki uyuşmazlık çözüm yöntemleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde Türk vergi yargısının işlevi, yargıya hakim olan ilkeler, vergi yargısının genel yapısı, istinaf kanun yoluna ilişkin genel bilgiler, bu kanun yolunun uygulanmasının gerekçeleri ve yargılamalar sonucu ortaya çıkan sayısal veriler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde vergi uyuşmazlığını yargı aşamasına taşıyan mükellefleri savunma görevi üstlenen avukatlar ile vergi idaresini savunma görevini üstlenmiş olan avukatlarla yarı yapılandırılmış görüşme (mülakat) yöntemi kullanılarak elde edilen veriler analiz edilmiştir.
Z jenerasyonu bireylerin devlet ve vergi algısı: Sakarya Üniversitesi örneği
Tarihsel süreç incelendiğinde vergi ve devlet kavramları birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki kavramdır. Bu iki kavram, iktidar yetkisini kullananlar ile devlet organını oluşturan parçalardan birisi olan vatandaşları karşı karşıya getirmektedir. İktidarda olanlar devletin gelirinin sürekliliğini sağlamak isterken vatandaşlar da mülkiyet haklarına daha az müdahale edilsin ister. Bu çekişme o kadar önemlidir ki Magna Carta, Boston Çay Partisi ve Fransız İhtilali gibi tarihe iz bırakmış bazı olayların yaşanmasında etkili olmuştur.. Günümüze gelindiğinde de vatandaşlar ve iktidardakiler vergi kavramı nedeniyle karşı karşıya gelmektedir. Toplumu oluşturan bireylerin sosyolojik özellikleri bu çekişmeyi farklı noktalara taşıyabilir. Yapılan çalışmada topluma dahil olan son jenerasyon olan Z Jenerasyonu bireylerin vergi ve devlet kavramlarını nasıl algıladığı ve bu iki kavram arasında nasıl bir ilişki kurduğu incelenmektedir.
Ar-Ge teşvik ve harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Panel veri analizi
Teknoloji alanında yaşanan her gelişme insan yaşamını kolaylaştırırken; bu alana yönelik gerçekleştirilen yatırımlar da ülke ekonomileri üzerinde oldukça etkili olmaktadır. Bu saikle pek çok ülke ve firma, teknolojinin gelişmesinde en önemli araçlardan bir tanesi olan Ar-Ge faaliyetlerine yatırım yapmaktadır. Ar-Ge ve ekonomik büyüme ilişkisi inceleyen geçmiş çalışmalarda Ar-Ge harcamalarının finansman kaynağı pek fazla önemsenmemiş ve bir bütün olarak ele alınmıştır. Fakat Ar-Ge faaliyetlerine yönelik harcamalar hem kamu hem de özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. Yapılan Ar-Ge harcamalarının finansman kaynağının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri de kaynak kullanımında verimlilik ve etkinliğin ölçülmesi açısından önemli bir fikir oluşturmaktadır. Bu çalışmada kamu ve özel sektör Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ampirik sonuçlar üzerinden değerlendirilmiştir. Ampirik analiz Türkiye ve 30 OECD ülkesinin 2008-2020 yılları arasını kapsamaktadır. Ampirik analizde ilk olarak yatay kesit bağımlılığı testi yapılırken; birimler arası bağımlığın tespit edilmesi ile ikinci nesil birim kök testlerinden olan Pesaran CIPS birim kök testleri ile serilerin durağanlığı sınanmıştır. Sonrasında ise birimlerin katsayı homojenliğini test etmek amacı ile Delta Testi yapılmıştır. CCE ve AMG tahmincileri yardımı ile panel genelinde ve ülke bazında katsayı anlamlılığı test edilmiştir. Son olarak ise Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testi ile değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Panel genelinde kamu Ar-Ge ödeneklerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisine ilişkin sonuçlar anlamlı bulunurken; özel sektör Ar-Ge harcamalarının panel genelinde belirli ülkeler hariç olmak üzere ekonomik büyüme üzerinde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca nedensellik testi neticesinde ekonomik büyüme ile kamu/özel sektör Ar-Ge harcamaları arasında çift yönlü bir ilişki tespit edilmiştir.
Meslek edindirme kurslarının kadın girişimciliği üzerindeki etkileri: SAMEK örneği
Kadınların toplumsal konumlarının güçlendirilmesi, toplumların gelişmişlik düzeyinin artmasının yanında yeni iş kollarının oluşması bakımından kadın girişimcilerin iş hayatı içerisinde daha etkin rol üstlenmeleri önemli bir faktördür. Kadın iş gücünün geliştirilmesi ve ülkemizin ekonomisine katkısının artırılması hedefiyle yaygın eğitim veren mesleki eğitim kurumlarının sağladığı kursların, kadın girişimciliği üzerindeki etkisi merak uyandırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de kadın iş gücünün geliştirilmesi ve ülkemizin ekonomik boyutta katkısının artırılması hedefiyle yaygın eğitim veren mesleki eğitim kurumlarının sağladığı kursların, kadın girişimciliği üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmanın katılımcılarını SAMEK' te eğitim alan ve sonrasında herhangi bir girişimcilik veya istihdam faaliyetinde bulunmakta olan 20 kadın oluşturmaktadır. Araştırma gerçekleştirilirken nitel araştırma yöntemlerinden olgu bilim desenine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak demografik bilgileri de içeren yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılarak veriler elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, mülakat formundaki sorular ve başlıklar halinde ele alınmaktadır. Yapılan mülakatlar dört ana başlık altında sorulara ayrılarak çeşitlendirilmiştir. Katılımcıların sorulara verdikleri yanıtlar betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda meslek edindirme kurslarının kadınların girişimlerinin oluşumunda olumlu etkileri olduğu ve bu etkilerin; motivasyon kaynağı, bilinmeyen şeyleri öğrenme, çevre edinmek, para kazanmak, kendini geliştirmek, yaptığı işte tecrübe ve bilgi sahibi olma imkanı sağlama, meslek öğrenme, ekonomilerine katkı ile kendi parasını kendi kazanma, zamanı iyi değerlendirme, ruh sağlığını iyileştirmeye, mesleğe hazırlamaya, iş temellerini oluşturmaya ve üretken olmaya aracı olma gibi olduğu bulunmuştur. Girişimci kadınlara destek veren kurumların maddi destek prosedürlerini kolaylaştırıcı bir sistem oluşturması finans desteğin artmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca kadın girişimciliğine yönelik tanıtıcı etkinlik ve reklam faaliyetleri ile daha büyük kitlelere ulaşılabilir.
Vergi okuryazarlığı üzerine ampirik bir çalışma: Marmara Bölgesi örneği
Vergi okuryazarlığı bireylerin içinde bulundukları vergi sisteminde kendilerini etkileyen vergilerin geneli ile ilgili bilgi sahibi olan, vergi sistemi hakkında duygu ve düşüncelerinin olması anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bireylerin vergiler ile ilgili gerekli olduğunda beyanname verebilme, vergi hesaplayabilme gibi konuları yapabilme yetilerinin tamamına denmektedir. Vergi okuryazarlığı kavramını daha iyi anlayabilmek adına literatür araştırması yapıldığında, vergi okuryazarlığının alt boyutları olan duyuşsal, bilişsel ve psikomotor boyutun yanında finansal okuryazarlık kavramı ile birlikte incelendiği görülmektedir. Araştırmanın ana fikrini oluşturan bu literatür taraması sonucunda Marmara Bölgesindeki 438 mükellefle yapılan anket çalışmasında vergi okuryazarlığının düzeyinde, vergi okuryazarlığının alt boyutları olan duyuşsal, bilişsel ve psikomotor boyutun ayrı ayrı hangi düzeyde oldukları incelenmiştir. Aynı zamanda finansal okuryazarlık düzeyi ile vergi okuryazarlığı düzeyi arasında hangi yönlü bir ilişki olduğu sorgulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre vergi ile ilgili daha önce psikomotor boyutta deneyimi olan mükelleflerin duyuşsal ve bilişsel boyutlardaki vergi mükelleflerinden daha yüksek vergi okuryazarı olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre vergi okuryazarlığı yüksek olan bireylerin finansal okuryazarlığı da yüksek düzeydedir. Mükelleflerin yaşı ile duyuşsal boyut arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Evli katılımcıların bilişsel, duyuşsal ve vergi okuryazarlığı puanları, bekar katılımcıların puanına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunurken gelir düzeyi değiştikçe vergi okuryazarlığı seviyesinin değiştiği görülmüştür. Bu durum vergi okuryazarlığı düzeyinin, demografik farklılıklara farklı düzeyde olabileceğini göstermektedir. Genel olarak bakıldığında vergi okuryazarlığı düzeyini demografik faktörlerin olduğu kadar finansal okuryazarlık düzeyinin de etkilediği söylenebilir. Bireylerin finansal durumlarını yönetebilen bireyler olması onların vergi okuryazarlığı düzeyinin de yüksek olmasını sağlamaktadır.
Post-neoliberal bir restorasyon olarak OECD BEPS Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına ilişkin aksiyonları çerçevesinde Türkiye değerlendirmesi
Neoliberal iktisat politikalarına uyum sağlayan yerel vergi düzenlemelerinin neden olduğu uluslararası mali mevzuat farklılıkları agresif vergi planlamalarının bir aracı haline gelerek ÇUŞ'e matrah aşındırma yoluyla kar aktarımı (BEPS) fırsatları sağlamıştır. Durumun ulusal vergi gelirlerini büyük ölçüde aşındırması ve 2008 küresel mali krizinin yaşanması ülkeleri büyük bir kaynak krizine sokmuştur. G20'nin talebi üzerine teknik altyapısını OECD'nin oluşturup hayata geçirdiği "BEPS Eylem Planı" ÇUŞ'e BEPS fırsatı sağlayan 15 sorunlu alanı tespit ederek uygulayıcı ülkelere yerel mevzuatlarına adapte etmek üzere bazı tavsiyeler ve minimum standartlar önermiştir. Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına yönelik 8, 9, ve 10. aksiyonları ile transfer fiyatlandırması sonuçlarının yaratılan değer ile uyumlu olması amaçlanmıştır. Bu revizyonda gayri maddi varlık kavramı daha geniş bir perspektifle yeniden ele alınmıştır. Emsallerine uygunluk ilkesi işlemlerin asıl mahiyetini tespit etmek için riski ön plana çıkaran bir perspektifle reforme edilmiştir. "Cash Box" olarak anılan ve şirketler grubu içerisinde hiçbir ekonomik faaliyeti olmayan, gelirlerinin tamamı pasif nitelikli (faiz geliri) olan ve sermaye olarak zengin işletmelerin sırf bu sermayelerini ilişkili kişilere kullandırmaları sayesinde yüksek kazanç elde etmeleri engellenmiştir. Yine Eylem 8-10 kapsamda gayri maddi hakları tespit etmek ve oluşturduğu sonucun transfer fiyatlandırması açısından emsallerine uygunluğunu sağlıklı bir şekilde belirleyebilmek için DEMPE Analizi gündeme gelmiştir. OECD TFR'nin "Belgelendirme" ye ayırdığı "Beşinci Bölüm" tamamen silinmiş ve üç aşamalı standardize yaklaşımı yansıtan yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bir neoliberalizm aksaklığına yapılan post-neoliberal bir onarım olarak "BEPS Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına ilişkin aksiyonları Türk mali mevzuatına tamamen olmasa da kısmen yansımıştır. OECD'nin BEPS Eylem Planı'nı ortaya çıkarmasının sebebi neoliberal iktisat politikalarının uygulandığı dönemde sürecin önemli aktörleri olan ÇUŞ'in agresif vergi planlamalarının özellikle gelişmiş ülke ulusal maliyelerini içinden çıkılamaz bir duruma getirmesidir. Bu süreç içerisinde gelişmiş ülke mali idarelerinin kontrolünde olması gereken büyük matrahlar vergi rekabetinde dibe doğru yarışın aktörleri olan gelişmekte olan ülkelerde yok olup gitmektedir. Türk Mali Mevzuatının bu konvansiyona kısmen dâhil olmasının sebebi gelişmekte olan bir ülke olarak Eylem Planı'nın etkileri lehine olmayacağından mümkün olduğunca mesafeli duracak gibi görünmektedir.
Türk vergi sisteminde ihracatta katma değer vergisi iade uygulaması
Katma değer vergisinin dünya üzerindeki yayılma hızı vergi sistemine sağladığı avantajlar nedeniyle oldukça hızlı olmuştur. KDV'nin en önemli etkilerinden birisi ticaret üzerinde görülmektedir. Bu noktada KDV'de uygulanan ihracat istisnası önem kazanmaktadır. İlgili mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilen ihracat işlemleri KDV'den istisna edilmektedir. Böylece mükellef üzerindeki vergi yükü kaldırılmakta, çifte vergilendirme önlenebilmekte, iadeler yoluyla mükellefler için fon kaynağı sağlanabilmekte, sonuç itibariyle ihracat ve ticaret teşvik edilebilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de ihracatta KDV istisnası ve iade sisteminde yaşanan temel sorunların tespit edilmesi ve bu sorunlara yönelik pratik çözüm önerileri sunulması amaçlanmaktadır. Bu amaç bağlamında çalışmada, araştırma konusuyla ilgili gerekli literatür taraması yapılmış, ulusal ve uluslararası yargı kararları incelenmiştir. Çalışmada yeminli mali müşavirlerle nitel araştırma yöntemlerinden görüşme yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar seçilirken amaçlı örneklem yönteminin bir türü olan ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Teori ve yargı kararları ile bağdaştırılarak analiz edilen araştırma bulgularına göre Türkiye'de ihracatta KDV iade sisteminde karşılaşılan en önemli sorunların başında mevzuat ile uygulama çatışması gelmektedir. Vergi idaresinin bağlı idare yetkisi veya takdir yetkisini çelişik içtihata yol açacak şekilde kullandığı tespit edilmiştir. KDV iade taleplerinin gerçekleşme süreci uzun zaman alabilmektedir. İade taleplerinin gerçekleşmesinde mevzuatta yazan sürelere uyulmadığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda çalışmada incelenen yargı kararlarının birçoğunda asıl sorunun uygulama ile mevzuat arasındaki çatışmadan çıktığı tespit edilmiştir. Yargı organları arasındaki içtihat farklılığı önemli bir sorundur. "Yeterince araştırmama" hususu hem yargı kararlarında hem de nitel araştırma sonucu tespit edilen önemli bir sorundur. Karşıt inceleme uygulamasının yöntemi değiştirilmelidir. Başta özel esaslar uygulaması olmak üzere, verginin asli unsurlarını etkileyen birçok hususun tebliğde düzenlenmesi vergide kanunilik ilkesine aykırıdır.
Demografik ve akademik değişkenler ile vergi okuryazarlığı, vergi bilinci ve vergi uyumu arasındaki ilişki: Lisans öğrencileri üzerine bir araştırma
Toplumların gelişimine önemli katkı sağlayan unsurlardan biri şüphesiz okuryazarlıktır. Günümüzde okuryazarlık, çeşitli türlere ayrılmış ve bunlardan biri de vergi okuryazarlığıdır. Vergi okuryazarlığı, mükelleflerin vergi sistemini ve yükümlülüklerini anlamalarının yanı sıra, bu bilgileri günlük kararlarında ve finansal planlamalarında etkili bir şekilde kullanabilme yeteneğidir. Bu tür bir okuryazarlık, mükelleflerin vergi ödeme davranışlarını ve tutumlarını etkileyebilmektedir. Hazırlanan bu tez çalışması, demografik ve akademik değişkenler ile vergi okuryazarlığı, vergi bilinci ve vergi uyumu arasındaki ilişkileri ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışma, katılımcıların vergi okuryazarlık düzeylerini ölçerek bu konuyu detaylandırmayı amaçlamaktadır. Konuyu disiplinler arası bir perspektifle ele alarak geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Vergi okuryazarlığının teorik temellerinden hareketle, demografik ve akademik değişkenlerin vergi okuryazarlığı, vergi bilinci ve vergi uyumu arasındaki ilişkileri kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Bu yaklaşım, vergi okuryazarlığı alanında literatüre önemli katkılar sağlamayı ve konunun çeşitli disiplinlerden nasıl etkilendiğini anlamayı arzulanmaktadır. Araştırma, nicel yöntemlerle yapılmış olup, Düzce Üniversitesi ve Sakarya Üniversitesi'nde eğitim gören 521 öğrenciye yönelik olarak anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların vergi okuryazarlık düzeylerinin genel ortalaması 33,12 puan olarak belirlenmiş ve bu, vergi okuryazarlığının orta seviyenin altında olduğunu göstermektedir. Ayrıca katılımcıların yaklaşık %59,1'inin bu alanda zayıf veya sınırlı bilgiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte yaş ve akademik başarı arttıkça vergi okuryazarlığının yükseldiği, vergi dersi alanların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu ve Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerinin diğer fakültelere kıyasla daha yüksek vergi okuryazarlığına sahip olduğu tespit edilmiştir. Bulgular aynı zamanda vergi okuryazarlığının, vergi uyumu ve vergi bilinci üzerinde pozitif etkisi olduğu göstermektedir. Diğer bulgular ise vergi okuryazarlığıyla ilgilenen araştırmacıların daha geniş bir perspektifle yaklaşmalarına imkan tanımaktadır.
Türkiye'de konjonktür dönemlerinde uygulanan kamu mali politikaları
Türkiye ekonomisi kuruluşundan itibaren kısa süre içinde pek çok krizle mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bu bakımdan çalışmada 1980 yılı itibariyle Türkiye'nin konjonktürel dönemlere ilişkin mücadele kapsamında uyguladığı mali politikalar incelenmiştir. Çalışmanın amacı Türkiye'de konjonktürel dönemlerde uygulanan kamu mali politikalarını her dönemi kendi özeli ve şartları içinde değerlendirerek uygulanan tedbirleri maliye politikası ve mali hukuk bakımından ayrıntılı ortaya koymak ve bunların etkinliğinin değerlendirilmektir. Çalışmada başlangıç olarak 1980 krizi ele alınmıştır. Bunun sebebi Türkiye ekonomisinin yapısal anlamda dönüşüme gittiği ve dışa açılmanın gerçekleştiği 1980 yılının, ekonomik anlamda atılan önemli adımların yer aldığı dönem olmasıdır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılarak 1980 yılından günümüze Türkiye'nin konjonktürel dönemlere ilişkin uyguladığı kamu maliyesi politikaları ele alınmıştır. Krizlerin meydana gelmesinin nedenleri, oluşum süreçleri ve uygulanan politikalar incelenmiştir. Bunun sonucunda her dönem kendi özeli ve şartları içerisinde değerlendirilerek uygulanan politikaların sonuçları ortaya konulmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye ekonomisinin her kriz dönemde mevcut yapısal ekonomik sorunlar ile mücadele etmiş ve buna yönelik istikrar programları uygulamaya koymuştur. Bu programlar dönemin yapısına ve mevcut şartlara göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurmuş, ekonomide önemli etkiler oluşturmuşlardır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'de yaşanan kriz dönemlerinde sıklıkla kamu mali politikalarına başvurulduğu gözlemlenmiştir. Bu bakımdan konjonktürde meydana gelen olumsuz durumlarda uygulanacak çözümlerde maliye politikalarının önemli olduğu açıkça görülmektedir.
Türk vergi sisteminde katma değer vergisi tevkifatı uygulaması ve demir-çelik sektörüne getirilen KDV tevkifatının incelenmesi (2012-2023)
Türk Vergi Sisteminde Katma Değer Vergisi vergi türlerinden biri olup vergi gelirleri arasında yüksek paya sahiptir. Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yer alan vergi sorumluluğu hükmü vergi KDV tevkifatının meşruiyetini sağlamaktadır. KDV tevkifatının Türk Vergi sistemi içerisindeki yerini ortaya koymak ve son on yıllık verileriyle durumu analiz etmek çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır. Katma Değer Vergisi'nin mükellef sayıları ve vergi gelirleri içerisindeki payı ve artışları ortaya konmak için analiz edilmiştir. Katma Değer Vergisi tevkifatının toplamı ve KDV gelirleri içerisindeki payının yıllar içerisindeki payı ortaya konmuş ve bu tevkifat uygulamasında yapılan değişikliklerle olan ilişkisi açıklanmıştır. Çalışmada en güncel olan KDV değişikliği tebliği baz alınarak demir çelik sektörüne getirilen tevkifat uygulaması ile vergi sistemizdeki tevkifat uygulamasının amaçların hangi noktasında olduğu ya da tevkifat uygulaması ile hedeflenen teorik amacın uygulamadaki karşılığı ortaya konmuştur. Çalışmamızda KDV tevkifatına dair kanunlar özelgeler gibi kanuni dayanaklarla birlikte teorik çalışmalara literatür taraması yapılarak yer verilmiştir. Vergi gelirleri, mükellef sayıları ve sektöre dair tablo ve grafiklere yer verilerek ikincil veri yöntemiyle çalışma tamamlanmıştır Çalışmamız sonucunda son yıllarda KDV gelirlerinin arttığı tespit edilmiş ancak getirilen yenilikler ve yapılan değişikliklerin mükellef açısından özellikle vergiye uyum noktasında ve vergiden kaçınma noktasında sonuçlar doğurdurğu düşünülmektedir
Danıştay kararları çerçevesinde Vergi Usul Kanununda yer alan sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerinin değerlendirilmesi
1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başlangıç kısmında Türk vatandaşlarının milli varlığa karşı hak ve ödevlerde ortak olduğu hususuna yer verilerek, Siyasi Haklar ve Ödevler bölümü altında verginin tüm vatandaşlardan alınacağı belirtilmiştir. Vatandaşlardan vergi alınmasına ilişkin usul ve esaslar ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunda yer almaktadır. Bu Kanun beş ana kitaptan oluşmaktadır ve dördüncü kitap "Ceza Hükümleri" dir. Bu kitapta vergi kanunları hükümlerine aykırı fiillerde bulunan mükelleflere ilişkin suçlara ve cezalara ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu suçlar arasında sayılan sahte belge düzenleme ve kullanma fiilleri vergi mükelleflerinin, vergi kaçırma yöntemi olarak kullandığı yöntemler arasındadır. Vergi idaresine bağlı denetim elemanları tarafından incelemesi yapılan sahte belge düzenleme ve sahte belge kullanma fiilleri ile vergi kaçırdığı tespit olunan vergi mükellefleri, karara karşı vergi yargılaması yollarına başvurabilmektedir. Bu tezin amacı idari yorum olarak sayılan vergi idaresinin yorumlarının, Danıştay'ın yorumları ile aralarında bir örtüşme olup olmadığı yönünde kanaat oluşturmaktır. Tez çalışması; idarenin 2021 ve 2022 yıllarında dava konusu edilen işlemleri ile zaman yönünden, sahte belge düzenleme ve kullanma fiilleri ile konu yönünden, Danıştay kararlarının yorumlanması ve doküman analizi yöntemlerinin seçilmesi ile metodolojik yönden sınırlandırılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda idare tarafından yapılan yorumların, yargı mercilerinden olan Danıştay tarafından yapılan yorumlar ile örtüşmediği ve yorum farklılıkları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de CO2 emisyonlarının belirleyicilerinin ölçülmesi: Bir araç değişken olarak regresyon analizi
Bu çalışma, Türkiye'deki CO2 emisyonlarının belirleyicilerini enstrümantal değişken (IV) regresyon analizi kullanarak araştırmaktadır. Araştırma, CO2 emisyonları üzerinde enerji kullanımı (ENU), nüfus yoğunluğu (PD), doğrudan yabancı yatırım (FDI) ve GSYİH büyümesinin etkisine odaklanmaktadır. Bu çalışma, GSYİH'yi endojen bir değişken olarak alırken, askeri harcama ve İKT malları ihracatını enstrüman değişkenleri olarak kullanır. Sonuçlar, farklı değişkenlerin CO2 emisyonları üzerinde farklı etkilerini ortaya koymaktadır. Doğrudan yabancı yatırım (FDI) istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermezken, enerji kullanımı (ENU) CO2 emisyonlarının önemli bir öngörücüsü olarak ortaya çıkar (p <0.005), bunun artışı CO2 emisyonlarında bir artışa neden olur. Benzer şekilde, nüfus yoğunluğu (PD) da CO2 emisyonları üzerinde önemli bir etki gösterir (p <0.002). Bununla birlikte, GSYİH önemli bir öngörücü olarak bulunmasına rağmen (p <0.047), CO2 emisyonları ile negatif bir ilişki gösterir. Ancak, değişkenlerin anlamlı bir endojenliğini ortaya koyan endojenlik testleri de dikkat çekicidir. Ayrıca, Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi (GMM) regresyonu kullanılarak yapılan sağlamlık kontrolü de bu sonuçları doğrular. Bu bulgular, enstrümantal değişkenlerin gücünün daha fazla araştırılmasının sonuçların güvenilirliğini sağlamak açısından önemini vurgular.
Türkiye'de düşük karbon ekonomisine doğru: İklim finansmanı ve politika ölçütlerinin ikili etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye'de düşük karbon geçişin bağlamında İklim Finansmanı ve Politika Tedbirleri arasındaki karmaşık bağlantıları kapsamlı bir şekilde keşfetmektedir. Çalışmada, karbon ayak izi banka kredileri (CFPBL), iklim finansmanının bir göstergesi olarak tanımlanırken, Çevre Vergisi (ENTX) ve Çevre Koruma Harcamaları (ENXP) iklim politika önlemleri olarak belirlenmiştir. Temel amaç, bu belirlenen değişkenlerin Türkiye'de düşük karbon teknolojilerinin ticaretine (TLCTR) olan etkisini değerlendirmektir ki bu, Türkiye'nin düşük karbon ekonomiye geçişini simgelenen bağımlı değişken olarak hizmet verir. Bu, yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranı, Devlet Etkinliği (GEF) ve Araştırma & Geliştirme harcamalarını (R&D) içeren kilit ekonomik göstergeleri içermektedir. Bu değişkenlerin birleşimi ile çalışma, Türkiye'nin düşük karbon ekonomiye geçişini karakterize eden çok yönlü dinamiklere kapsamlı bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. 1990 ile 2022 yılları arasında uzanan yıllık veriler kullanılarak, titiz birçok aşamalı araştırma metodolojisi uygular. İlk adım, tüm zaman serisi verilerini Phillips-Perron (PP) ve Augmented Dickey-Fuller (ADF) yaklaşımlarını kullanarak birim kök testine tabi tutmaktır. Ardından, çalışma, regresyon denklemindeki seriler arasındaki uzun vadeli ilişkinin (koentegrasyon) varlığını incelemek için Engle-Granger Koentegrasyon Testini uygular. Engle-Granger Koentegrasyon Testi'nden elde edilen temel bulgular, koentegrasyon lehine önemli kanıtlar sağlamaktadır. Genel olarak, bu sonuçlar, değişkenler arasında anlamlı bir uzun vadeli ilişkinin varlığını vurgulayarak, zaman serisi analizi bağlamında regresyon katsayılarının güvenilir yorumu için koentegrasyonun önemini vurgular.
Türkiye'de sosyal güvenlik harcamalarının tasarruflar üzerindeki etkisi
Sosyal güvenlik; insanlığın ilk zamanlarından itibaren ihtiyaç olarak ortaya çıkmış olup, zamanla ülkeler arasında yaygınlaşmış ve ülke ekonomileri için önemli bir bütçe transfer kalemi haline gelmiştir. Sosyal güvenlik politikaları özellikle sanayi devrimi ile birlikte büyük değişimlere uğramıştır. İlerleyen zamanlarda, ülkelerin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve demografik yapılara göre çeşitli sosyal güvenlik uygulamaları hayata geçirilmiştir. Buna karşın, 1970'li yıllarda ortaya çıkan ekonomik kriz ile birlikte ülkeler sosyal güvenlik politikalarını tekrar gözden geçirmiş, reform hareketlerine yönelmişlerdir. Günümüzde, ülkeler arasında uygulanan sosyal güvenlik politikaları farklılık göstermektedir. Bu çalışmada, ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin yurt içi tasarruflar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada, 1975- 2020 dönemini kapsayan zaman serisi analizi yapılmıştır. Çalışmada öncelikle, ADF ve FADF testleri uygulanmıştır. FADF testi sonuçlarına göre, F istatistikleri üç değişken için de anlamsız olarak bulunmuştur. Bu yüzden, ADF testi uygulanmıştır. ADF birim kök testi sonuçlarına göre, değişkenler birinci farklarında durağan hale getirilmiştir. Bundan sonra, değişkenlerin uzun dönemli aralarındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla Maki Eşbütünleşme testi yapılmıştır. Bu teste göre, uzun dönemli ilişkinin varlığı tespit edilmiş olup, 1988 ve 2010 yılları kırılma yıllara olarak gözlemlenmiştir. Uzun dönem ilişkinin tespit edilmesinden sonra, uzun dönem katsayıları hesaplanmıştır. Buna göre, sosyal güvenlik harcamalarındaki yüzde 1'lik artış tasarrufları yaklaşık yüzde 1.5 ve işsizlik seviyesindeki yüzde 1'lik artış tasarrufları yüzde 1.6 arttırmaktadır. Analizin son bölümünde, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla; yapılan frekans alanı nedensellik testi sonuçlarına göre, nedensellik sadece %10 anlamlılık düzeyinde sadece sosyal güvenlik harcamalarından tasarruflara doğru tespit edilmiştir.
Türkiye'de politik bütçe dalgalanmalarının analizi
Politik konjoktürel dalgalanmalar seçimler nedeniyle iktidardaki partilerin tekrar seçilebilmek amacıyla para ve maliye politikası araçlarını kullanarak ekonomiyi manipüle etmesi olarak açıklanmaktadır. Politik bütçe dalgalanmaları ise; iktidar partilerinin tekrar seçilebilmek amacıyla maliye politikası araçlarını kullanarak bütçede meydana getirdikleri dalgalanmalar olarak ifade edilir. Bu çalışmada Türkiye'de bu tür manipülasyonların olup olmadığını 1990 dönemi sonrası itibariyle analiz edilecektir. Iktidar partilerinin seçimlerden önce ve sonra maliye politikası araçları kullanarak devlet bütçesinde meydana getirdikleri değişiklikler tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu çalışma Türkiye ile sınırlandırılmış ve 1990-2023 dönemine ait veriler kullanılmıştır. Çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; teorik çerçeve de politik konjonktürel dalgalanmaları literatürü hakkında bilgi verilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde; literatürdeki ampirik çalışmalar incelenerek, çalışmalarda hangi yöntem ve hangi veriler kullanılıp hangi sonuca ulaştığı karşılaştırmalı olarak tespit edilecektir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; Seçime İlişkin Temel Veriler Hakkında Bilgiler ve Makroekonomik Değişkenler Hakkında Bilgi verilecektir. Türkiye'de ki Merkezi yönetim bütçesi hakkında 1990 yılından itibaren 2023 yılına kadar bilgi verilecektir. Çalışmanın dördüncü bölümünde; fırsatçı ve partizan modelin Türkiye'de geçerli olup olmadığı ekonometrik analiz ile test edilecektir. Çalışmanın sonuç kısmında ise teorik ve ampirik bulgular değerlendirilip, bu bulgulara dayalı önerilere yer verilmektedir. Sonuç olarak Fırsatçı model için Kamu harcamaları için destekleyen yıllar 1999, 2018 ve 2023'tür. Kamu Gelirleri için ise; 1991, 2015 ve 2018; İç borç için ise, fırsatçı modeli destekleyen seçim yılları, 1991 ve 2023, Dış borç için ise; fırsatçı modeli destekleyen seçim yılları, 2002 ve 2011 yılları bulunmuştur.
Vergi aflarının anayasal ilkelere uygunluğu
Kamusal hizmetlerden faydalanabilmek ve devamlılığın sağlanabilmesi için devletin yegane gelir unsuru olan vergilerin, vakitlice tahsil edilmesiyle mümkündür. Fakat bazı nedenlerden ötürü vergiler zamanında tahsil edilememektedir. Nedeni ise, yükümlünün ihmali ya da uluslararası ve siyasi alanda ekonomik bunalımların ortaya çıkmasıyla oluşmaktadır. Fakat devletin esas amacı, sebebi farketmeksizin kamusal harcamalarını elde edebilecek kadar vergilerin tahsil edilmesidir. Bu tahsil gerçekleştirilirken tahsilin kaynağına herhangi bir yıkıcı etkide bulunulmamalıdır.İktidarlar bu ve bunun gibi çeşitli maliyetlerden kurtulabilmek için mükelleflere vergilerini ödeyebilmeleri adına çok sayıda kolaylıklar getirmektedir. Bunun en güzel örneği, bir seçim vaadi olan vergi aflarıdır. Anayasal ilkelerin vergi affıyla beraber uyumlu işleyebilmesi ve yürürlüğe konulması yasamanın sınırlarını da belirlemektedir. Kanun koyucu bu ilkelerle vatandaşlar üzerinde mali yükümlülüklerin şekillenmesini belirlerken, Anayasal ilkeleri yok saymamalıdır. Çünkü bu ilkelerin var olması vatandaşın hukuki ve mali açıdan bir güven duymasına yardımcı olurken, kanun koyucunun sınırlarını belirlemektedir. Vergi affıyla ilgili Anayasal ilkeler çerçevesinde uygunsuz bir durum oluştuğunda, denetim yetkisi olan Anayasa Mahkemesi müdahalede bulunmaktadır. Vergi afları, hukukumuzda ve günümüzde hala tartışma niteliğinde olup, Anayasa'daki konumu ve Anayasal vergilendirme ilkeleri çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gereken bir konu niteliğindedir. Anayasamızın 73. maddesinde Anayasal vergilendirme ilkelerine genişçe yer verilmiştir. Bu tez çalışmasında, vergi affına ilişkin incelemeler madde 73 kapsamında değerlendirilmiştir. Ek olarak, Anayasa Mahkemesi'nin vergi affıyla ilgili vermiş olduğu ekonomik gerekçeler ve kamu yararı kararları da bu değerlendirmelerin içindedir.
Türk vergi sisteminde barışçıl çözüm yolları ve uzlaşma müessesesinin vergi gelirleri üzerine etkisi
Uzlaşma müessesesi ülkemizde ve dünyada vergi uyuşmazlıklarının çözümünde sıklıkla kullanılan bir idari çözüm yoludur. Öncelikli olarak uyuşmazlıkların çözümü yargı mercilerinde sağlanmalıdır. Fakat yargı mercilerinin iş yükünün fazla oluşu ve yargısal sürecin uzun bir zaman dilimini kapsıyor olması vergi gelirlerinin ivedi bir şekilde hazineye intikalinin önünde bir engeldir. Ayrıca mükellef açısından da çok meşakkatli bir süreçtir. Bu yüzden yargısal çözüme alternatif olarak çoğu ülkede yeni yöntemler geliştirilmiştir. Yeni yöntemler arasında etkin bir şekilde kullanılan idari çözüm yollarından uzlaşma mekanizması bulunmaktadır. 1963 yılında Türkiye'de uygulamaya giren uzlaşma müessesesi 1985 yılında tarhiyat öncesi uzlaşmanın da eklenmesiyle geliştirilerek uygulanmaya devam edilmiştir. Çalışmanın amacı uzlaşı mekanizmasının vergi gelirleri üzerine etkisine bakarak etkin bir şekilde kullanıp kullanılmadığı sonucuna ulaşmaktır. Sonuca ulaşmak için Gelir İdaresi Başkanlığının Faaliyet Raporları ve Vergi Denetim Kurulunun Faaliyet Raporları üzerinden çeşitli veriler alınmıştır. Alınan verilerle analizlerin yapılması için yeni veriler düzenlenmiş ve testleri yapılmıştır. Ampirik testler yapılmadan tarhiyat öncesi ve sonrası uzlaşma mekanizmaları için ayrı ayrı uzlaşmaya konu olan dosya sayısı, konu olan dosya uzlaşılan dosya sayısı, uzlaşmaya konu olan dosya sayısı ile uzlaşılan dosya sonucunda ortaya çıkan oran, uzlaşma sonrası vergi tutarları, uzlaşma sonrası ceza tutarları, ortalama tutarlar ve oranlar ani inişler ve çıkışlar grafik ve tablolar yardımıyla detaylı bir şekilde gösterilerek açıklanmıştır. Bu bağlamda Türkiye özelinde 1996-2023 yıllarına ait çeşitli veriler tablo ve grafikler yardımıyla yorumlanmış ve ampirik testlerle mevcut durum ortaya çıkarılmış etkin bir kullanım için çeşitli görüş açıklaması ve öneriler yapılmıştır.
AİHM ve AYM kararları çerçevesinde vergileme ilkeleri ve mülkiyet hakkı
Vergilendirme kamu gücüne dayanarak kamu giderlerini karşılamak üzere cebir altında yapılmaktadır. Devlet bu mutlak gücü kullanarak mükellefe yükümlülükler getirmesinin yanında, idarenin keyfiyetini önlemek ve mükellefe tanınan hakların korunmasını yasa aracılığıyla sağlanmaktadır. Anayasa madde 73 vergilemenin her ne kadar temelini oluşturuyor olsa da Anayasanın 2., 10., 13., 20., 35., 36. Maddeleri de doğrudan ya da dolaylı vergileme ilkelerine kaynak teşkil etmekte. AİHS maddelerinde doğrudan vergilendirme ilkeleriyle ilgili hükümler içermez. Ancak mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkını ele alan maddeleri aracılığıyla, AİHM hukuki güvenlik ilkesinin vergisel müdahalelerle ihlal edilip edilmediğinin, kamu yararına yapılan vergisel müdahalelerin ölçülülüğünün, orantılılığının, öngörülebilirliğinin, kanuniliğinin ve geriye yürümezliğinin denetimi yapıldığı kararlarla gözlemlenmiştir. AYM'nin incelediğimiz içtihatlarındaki vergisel ilkelerin AİHM içtihatlarında da ortak olarak kanunilik ilkesin, ölçülülük ilkesinin altı ilkelerinden orantılılık ilkesinin, eşitlik ilkesinin, hukuk güvenliği ilkesinin ele alındığı gözlenmiştir. Vergilemede yorum yapılırken kanuni sınırlar içerisinde öngörülebilir bir sonuca ulaşıldığı takdirde hukuki olduğunu, geriye yürümenin mükellef lehine olmadığı sürece hukuki olmadığı, mülkiyetin yalnız kanunla ve kamu yararına orantılı olarak kısıtlanabileceği yönündeki ortak içtihatların olduğu tespit edilmiştir.
Fonksiyonel düzeyde kamu harcamaları ekonomik büyüme ilişkisi: OECD ülkelerinde ampirik analiz
Bu çalışmada OECD üyesi 34 ülkenin 2009-2020 yılları arasına ait fonksiyonel kamu harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkisi araştırılmıştır. Ancak 2009–2020 yıllarında OECD üyesi toplam 36 ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden 2 tanesinin (Kolombiya ve Meksika) belirtilen yıllara ait verilerine ulaşılamadığından çalışmaya dahil edilmemiştir. Araştırma verileri Dünya Bankası ve IMF'in veri tabanından alınmıştır. Çalışmada ekonomik büyümeyi ifade eden ekonomik büyüme oranı (GDP) bağımlı değişken, fonksiyonel kamu harcamalarını ifade eden genel kamu hizmetleri, savunma hizmetleri, kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri, ekonomik işler, çevre koruma hizmetleri, iskân ve toplum refahı hizmetleri, sağlık harcamaları, kültür ve din harcamaları, eğitim harcamaları, sosyal koruma hizmetleri harcama kalemlerinin toplam kamu harcamaları içerisindeki oranı ise bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde iki aşamalı sistem GMM dinamik panel veri analizi metodu kullanılmıştır. Analiz sonucunda; fonksiyonel kamu harcama unsurları olan genel kamu hizmetleri (0.020; 0.000), savunma hizmetleri (0.017; 0.000), kamu düzeni ve güvenlik hizmetleri (0.029; 0.000), ekonomik işler (0.017; 0.000), çevre koruma hizmetleri (0.029; 0.000), iskân ve toplum refahı hizmetleri (0.025; 0.000) sağlık harcamaları (0.015; 0.000), kültür ve din harcamaları (0.024; 0.000), eğitim harcamaları (0.018, 0.000), sosyal koruma hizmetleri (0.019; 0.000) ile ekonomik büyüme arasında pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. Buna göre; genel kamu hizmetlerinde %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.02, savunma hizmetlerinde %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.017, kamu düzeni ve güvenlik hizmetlerinde %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.029, ekonomik işlerdeki %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.017, çevre koruma hizmetlerinde yaşanan %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.029, iskân ve toplum refahı hizmetlerinde %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.025 , sağlık harcamalarında %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.015, kültür ve din harcamalarında meydana gelen %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.024, eğitim harcamalarında %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.018, sosyal koruma hizmetleri harcamalarında yaşanan %1 artış ekonomik büyüme oranına 0.019 oranında katkı sağlamaktadır.
Sosyal konut uygulamaları ve TOKİ için alternatif politika önerisi
Türkiye'de ve Dünya'da farklı biçim ve yöntemlerle ancak benzer amaçlarla uygulanan sosyal konut sistemi, genel anlamda dar gelirli kesimleri ve dezavantajlı grupları kapsamaktadır. Çalışmada sosyal konutların amaçları ve ilkeleri bağlamında Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde hangi kriterler çerçevesinde uygulandığını demografik ve ekonomik verilere dayalı değerlendirilmiş olup, karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Sosyal konutların üretimi, sunumu, yararlanma kriterleri açısından Türkiye'de uygulanacak politikalara katkı sunulması hedeflenmiştir. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan sosyal kiralık konut uygulamasının önemine vurgu yapılan çalışmada, sosyal konutların Türkiye için daha verimli ve hedefe yönelik nasıl sağlanabileceğine yönelik argümanlar tartışılmıştır. Bu noktada çalışmada TOKİ'nin mevcut politikalar çerçevesindeki uygulamaları kapsamında sosyal konut politikalarının mevcut resmini çekerek, politika üretiminde yol gösterici bir amaç taşımaktadır. Türkiye'de dar gelirlilerin konut sorununu talep odaklı politikalarla çözülmesinin gerek sosyal devlet anlayışı bağlamında gerekse nicel anlamda etkisinin daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kapsamda mevcut uygulanan kira yardımı ve barınma yardımı desteğine ek ya da alternatif olarak kira desteği ve asgari ücret desteğinin uygulanmasının daha fazla ihtiyaç sahibi yararlanıcıya ulaşılmasında önemli rol oynadığı görülmüştür. Sosyal konutların önemi ve işlevselliğinin artırılmasına yönelik bulgular neticesinde sosyal konutların arz merkezli yapısından daha çok, talep merkezli bir forma sokulması gerekliliğine vurgu yapılmıştır.
Yeşil bütçelemeye yönelik çevresel araçların yük kapasitesi eğrisi çerçevesinde incelenmesi: Avrupa Birliği ülkelerinden kanıtlar
Çevresel kalitede küresel ölçekte önemli bozulmalar yaşanmaktadır. Bu bozulmalar çevresel mali araçların önemini artırmıştır. Yeşil bütçeleme anlayışı ile çevre kalitesine önem veren araçları teşvik etmek için gelir, harcama ve yatırım aşamalarında çeşitli çevresel araçlar kullanılmaktadır. Uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler ile Avrupa Birliği (AB) çevre kalitesinin iyileştirilmesini yasal bir zorunluluk haline getirmiştir. Çeşitli çevresel araçlar AB ülkeleri genelinde yeşil bütçelemeyi geliştirmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, Yük Kapasitesi Eğrisi (LCC) çerçevesinde, 1995-2021 dönemi için AB ülkelerinde çevre vergileri, çevre koruma harcamaları, çevresel teknolojiler ve ekonomik büyümenin yük kapasitesi faktörü üzerindeki etkisini incelemektedir. Çalışmada ilk olarak, yatay kesit bağımlılık testleri uygulanmış ve CDLMBP (Breusch ve Pagan, 1980), CDLM ve CD (Pesaran, 2004) testlerinin sonuçlarına dayanarak tüm değişkenlerde ve modellerde yatay kesit bağımlılığın varlığı tespit edilmştir. Daha sonra, eğim katsayılarının homojen veya heterojen olmasına bağlı olarak sonraki aşamalarda uygulanacak testler belirlendiğinden homojenlik testi yapılmıştır. Test sonuçları eğim parametrelerinin heterojen olduğunu göstermiştir. Bu bulgulara dayanarak çalışmada ikinci nesil testler uygulanmıştır. Serilerin durağanlığı Breitung ve Das birim kök testi kullanılarak incelenmiş ve serilerin tüm ülkeler için birinci farklarında durağan olduğu ortaya çıkmıştır. Daha sonra, uzun dönemli ilişkileri araştırmak için Durbin-Hausman panel eşbütünleşme testi uygulanmıştır. Seriler arasında uzun dönemli eşbütünleşme bulunduğundan, bu ilişkiler için katsayı tahminleri hem ülkeler bazında hem de panelin tamamı için CCE uzun dönemli katsayı tahmin testi kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular, çevre vergilerinin tüm panel için anlamlı olduğu ve çevre vergilerinin çevresel kaliteyi artırmada en etkili araç olduğu bulunmuştur. Ayrıca, Yük Kapasitesi Eğrisi Lüksemburg ve Macaristan için geçerliyken diğer ülkeler için geçerli değildir. Son olarak, test sonuçlarına dayanarak politika önerilerinde bulunulmuştur.
Kripto varlık olarak NFT'lerin vergilendirilmesi üzerine değerlendirme
Değiştirilemez jetonlar (NFT), blok zinciri ağı üzerinde depolanan benzersiz dijital varlıklardır ve bu teknoloji, dijital mülkiyetin doğrulanabilir kıtlık ve sahipliğe sahip olmasını sağlar. NFT'lerin kullanımı, amatör sanatçılardan teknoloji CEO'larına kadar geniş bir kitle tarafından artmış, alıcılar bu varlıklara 13 milyar dolardan fazla harcama yapmıştır. Ancak NFT'lerin gerçek değeri belirsizdir ve bazıları 1 milyon doların üzerinde satışa ulaşmıştır. Bu hızlı yaygınlaşma, yeni iş modellerinin ortaya çıkmasına yol açarken, yasal düzenlemelerin ve vergilendirmelerin gerekliliği de ortaya çıkmıştır. Blok zincir teknolojisi, kripto varlıkların temel altyapısını sağlamaktadır; bu bağlamda NFT'ler, blok zinciri üzerinde bulunan, taklit edilemeyen ve eşsiz dijital varlıkları temsil eden birimlerden oluşmaktadır. Türk Dil Kurumu ve Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, "Non-Fungible Token" için "Nitelikli Fikri Tapu" terimini önermiştir. 2021 yılında NFT'ler, vergi otoritelerinin dikkatini çekmiş ancak hukuki statüsü ve vergilendirilmesi konusunda yeterli yasal düzenlemeler henüz geliştirilmemiştir. Bu belirsizlik, kötü niyetli kullanımlara zemin hazırlayabilir. Çalışmanın temel amacı, NFT işlemlerinin vergilendirilmesine yönelik hukuki düzenleme önerileri geliştirmektir. Çalışmada, doküman analizi ve tarama metodu kullanılacak; NFT'lerin gelişimi, teknolojik bileşenleri ve mevcut yasal çerçeve üzerinde durulacaktır. Ayrıca, NFT satışlarından elde edilen kazançların gelir vergisine tabi olması gerektiği, ticari kazanç olarak nitelendirilecek kazançların kurumlar vergisine tabi olacağı ve NFT'lerin hizmet ifası olarak değerlendirileceği belirtilmektedir. NFT'lerin gelişimi, teknolojik bileşenleri, mevcut yasal çerçeve, vergilendirme yöntemleri ve düzenleyici belirsizlikler üzerinde durulacaktır. Ayrıca NFT kazançlarının vergilendirilmesine yönelik gerekli hukuki düzenlemelere dair öneriler sunulacaktır.
Sağlıkta Dönüşüm Programının kamu sağlık hizmetlerinin mali sürdürebilirliğine etkisi
SB Sağlık hizmetinde zaman içinde yaşanan değişimlerin ardından 2003 yılında SDP ilan etmiştir. İlan edilen SDP'nın yol gösterici ilkelerinden birisi olan sürdürülebilirliğin sağlık hizmetlerinin mali alanındaki yansımaları çalışmamızın esas konusunu oluşturmuştur. Maliye politikası ile SDP arasındaki ilişki klasik, keynesyen, neo liberal maliye politikası görüşleri bağlamında incelenecektir. Sürdürülebilirlik kavramından maliye politikası kapsamında ne anlaşılması gerektiği aktarılmaya çalışılacaktır. Ülkemizde sağlık hizmeti alanında yaşanan değişimler dönemsel olarak değerlendirilmiştir. SDP'nin amaçları, hedefleri, bileşenleri özetlenecektir. SDP'nin sürdürülebilirlik tanımı ve sağlık hizmetlerinin mali sürdürülebilirliği adına yapılan uygulamalar aktarılacaktır. Sağlık hizmetlerinin 2003-2017 yılları arasındaki dönemi incelemeye tabi tutulmuştur. İnceleme birimi ise kamu hastaneleridir. KHB yöneticilerinin SDP ile alakalı fikirleri anket sonuçlarına göre analiz edilmiştir. Bu sayede KHB ilk dönem yöneticileri ile SB algısının ve hali hazırdaki durum arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi sağlanmıştır. Anket içinde 8 adet çoktan seçmeli soru ve 33 adet 5'li likert ölçeği kullanılan ifade bulunmaktadır. SDP'nin kamu hastaneleri ölçeğinde, sağlık hizmetlerinin mali sürdürebilirliğine etkisini değerlendirmek için tanımlayıcı model kullanılmıştır. Bu modelleme "Sözleşmeli KHB Yöneticilerinin Bazı Demografik Verileri", "Sözleşmeli KHB yöneticilerinin SDP'nin Temel Aldığı Maliye Politikası Yaklaşımları", "Sözleşmeli KHB yöneticilerinin SDP'nin Diğer Sağlık Programlarına Göre Başarısına Yaklaşımları", "Sözleşmeli KHB yöneticilerinin SDP Bileşenlerinin Yedi Uygulama Alanına Yönelik Yaklaşımları", SDP Kapsamında Yargı İçeren Dokuz İfade" başlıkları ile ifade edilmiştir. Bu modelleme ile oluşan hipotezlerin ret ve kabul durumları ortaya çıkmıştır. KHB yöneticilerinin SDP'nın neo liberal maliye politikalarını temel aldığına daha çok katıldıkları görülmüştür. Ayrıca SDP'nı sürdürülebilirlik kapsamında uygulanan diğer programlara göre daha başarılı gördükleri anlaşılmıştır. Bununla birlikte ülkemizde sağlık hizmeti finansmanın mali sürdürülebilirliğinin sağlandığı bir sistemin tam anlamıyla kurulmadığı fikrini taşıdıkları görülmüştür.
Azerbaycan'da vergi yükümlülerinin vergiyi algılama ve tutum analizi
Azerbaycan'da Vergi Yükümlülerinin Vergiyi Algılama ve Tutum Analizini incelediğimiz bu tez çalışmasının ilk bölümünde Azerbaycan Vergi Sisteminin Genel Yapısıyla ve Azerbaycan Vergi Sisteminde Uygulanan Vergilerle ilgili bilgiler yer almaktadır. Azerbaycan'ın bağımsızlığını elde ettiği 1991 yılı sonrası vergi sistemiyle ilgili önemli adımlar atılmış ve ülkenin vergi sisteminin modern ülkelerin vergi sistemlerine uyumlu hale getirilmesi için çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Vergileme ve Mükelleflerin Vergiyi Algılama ve Vergi Karşısında Tutum Biçimleri ele alınmıştır. Bu doğrultuda Vergi Tanımı, Vergi Adaleti, Vergi Kapasitesi, Vergi Psikolojisi, Vergiye Yönelik Tutumları Etkileyen Faktörler ve Mükelleflerin Vergiye karşı Davranış Biçimleri ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünü ise yapılan analiz çalışması hakkında bilgiler ve elde edilen sonuçlar oluşturmaktadır. Analiz için anket yöntemi seçilmiş ve ülke genelinde vergi mükellefleriyle online veya yüz yüze olarak görüşülmüştür. Daha sonra elde edilen anketlere sıklık dağılımı ve ki-kare analizleri uygulanarak bulunan sonuçlar tablolarla gösterilmiştir. Bu çalışmayla Azerbaycan'daki Vergi Mükelleflerinin vergiye bakışı ve uygulanan vergi politikaları karşısında nasıl tepki gösterebilecekleri hakkında fikir edinilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak anket sonuçları mükelleflerin vergiyi nasıl algıladıkları, vergi adaletiyle ilgili düşünceleri, vergiye yönelik tutumlarını etkileyen faktörler ve vergiye karşı davranış biçimleri hakkında sonuçlar ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlara göre ülkede vergi adaletine, denetim ve cezaların doğru şekilde uygulanmasına, eğitime, kamu harcamalarına ve mükelleflerin gelir seviyesinin iyileştirilmesine daha özenli dikkat gösterileceği taktirde vergi gelirlerinin arttırılabileceği sonucuna varılmıştır.
Vergilemede hukuki güvenlik ilkesinin yargı kararları çerçevesinde analizi
Hukuki güvenlik ilkesi; kanunların, düzenleyici işlemlerin veya yargıya intikal eden somut olaylara ilişkin yargı kararlarının mükellefler ve devlet açısından güvenlik sağlaması anlamına gelmektedir. Hukuki güvenlik ilkesinin üç adet unsuru bulunmaktadır. İlgili unsurlar; belirlilik, geriye yürümezlik ve kıyas yasağıdır. Anayasada ilkenin veya unsurlarının düzenlenmemesine karşın yargı kararlarında ilkeye ve unsurlarına sıkça yer verilmesi bunun yanında ilkenin somutlaştırılması gerekçesiyle, çalışmada vergilemede hukuki güvenlik ilkesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu ve Vergi Dava Daireleri Kurulu, Danıştay Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu dairelerinin kararlarının hukuki analizi yapılmıştır. Hukuki analizi desteklemek amacıyla, ilgili yargı kararlarının içerik analizi de yapılmıştır. Bunun yanında, konuyla ilişkili olarak Anayasa Mahkemesi Raportörleri ve Danıştay Tetkik Hakimleriyle mülakat çalışması yapılmıştır. Mülakat çalışmasına ilişkin veriler de içerik analizine tabi tutulmuştur. Literatürde vergilemede hukuki güvenlik ilkesine veya unsurlarına ilişkin teorik inceleme ve hukuki analize ilişkin çalışmalar bulunmakla birlikte, bunlarla birlikte içerik analizinin ve mülakat çalışmasının yapıldığı çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızın literatüre katkısını; teorik inceleme yanında hukuki analiz, içerik analizi ve mülakat çalışmasının birlikte yapılarak ilkeye ilişkin önemli hususların ve sorunların tespit edilerek çözüm önerileri getirilmesi oluşturmaktadır.
Vergi yargılamasında istinaf yolunun etkinliği
Bu Akademik çalışmada, 2014 yılında Vergi Yargısına getirilen İstinaf sisteminin getirilmesini Hâkimler, Avukatlar ve Mükelleflerin görüşlerini ve değerlendirmelerini yapılan anket çalışması ile incelenmeye çalışılmıştır. Yapılan bu düzenlemenin temel amacı birinci derece Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların sadece maddi yönden değil ayrıca hukuki açıdan da oluşabilecek problemlerinde düzeltilmesini sağlayarak yargı sisteminde adaletin etkinliğini artırmaktır. Bu çerçevede 1982 Anayasası ile Vergi Yargısında meydana gelmiş problemlerin önüne geçebilmek için Vergi Yargısında İstinaf sistemi ile ilgili doktrindeki görüşler ve İstinaf sisteminin Vergi yargısındaki problemlerin çözümündeki etkisini Hâkimler, Avukatlar ve Mükelleflere Anket uygulaması ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan çalışmada kaynak taraması metodu kullanılması ve ilgili mevzuatın yanı sıra yapılan anket çalışması ile 611 katılımcı sağlanmıştır. Bu katılımcılardan 105 kişi Hâkim, 206 kişi Avukat ve 300 kişide Mükelleflerden oluşmaktadır. Çalışmanın sonucunda Vergi Yargısında İstinaf Sistemindeki konularının Vergi Yargısında İstinaf sisteminin getirilmesi sorunların çözümü açısından Hâkimler, Avukatlar ve Mükellefler olumsuz değerlendirmelerinin yanı sıra Vergi Yargısında İstinaf sisteminin getirilmesi ile ilgili literatürdeki görüşleri Vergi yargısında İstinaf sistemine geçerek çözüleceği düşüncelerine Hâkimler, Avukatlar ve Mükellefler katılmaktadırlar.
İktisadi devlet teşekküllerinde eğitim giderlerinin bütçede doğruluk ilkesi açısından incelenmesi
Çok yıllı stratejik planlamanın kamu kurumlarında uygulanmaya başlamasıyla birlikte stratejik yönetim kavramı organizasyonlar için sıkça kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkmıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışının da bir parçası olarak görülen mali yönetimde de stratejik davranılmasının görülebilir örneklerinden biri bütçe olarak gösterilmektedir. Bütçenin kurumun stratejik hedeflerini mali olarak göstermede ki anlaşılabilirliği ve şeffaflığı da bütçenin yıllara sari olarak tutarlılığıyla ilişkilendirilmektedir. Bütçede sübjektif ve objektif doğruluk ilkeleri ise bütçenin tutarlılığını sağlamada ön plana çıkmaktadır. Bütçede gider hesapları tahminlerinde bütçeyi hazırlamak sorumlu birimlerin eğitim giderleri özelinde program yıl ödeneklerini belirlerken makro ekonomik göstergelerden ve hesaba ait ilk ödenek ve sarfiyatlardan ne derecede yararlanılarak tahmin yapıldığını ölçen çalışmamızda aynı zamanda eğitim giderleri özelinde kullanılan ödenek ve sarfiyatın yapıldığı alanda oluşan memnuniyet ölçülerek stratejik hedefler dahilinde tasarruf ilkesine ne derece riayet edildiği de araştırılmıştır.
Gümrük kontrolü uygulamalarının kaçakçılık üzerine etkileri
Gümrük kontrolü uygulamaları, gümrük kaçakçılığı ile mücadelede başarılı olunabilmesi açısından hem dünyada hem de ülkemizde önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Uluslararası ticarette gümrük kontrol işlemlerinin oluşturduğu zaman ve işlem maliyetleri bir gümrük sınırı olarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan gümrük kontrol uygulamaları; uluslararası endekslerde, ekonometrik analizlerde ve alan araştırmalarında gösterge olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda yapılan yerli ve yabancı literatürdeki araştırmaların; gümrük kontrolü işlemlerinin ithalat ve ihracat hacmi üzerindeki zaman ve maliyet yükleri, gümrük işlemlerinin etkinliği ve gümrük işlem sürelerini etkileyen faktörler üzerine olduğu görülmektedir. Bu açıdan literatürden farklı olarak; araştırmamızda gümrük kontrolü uygulamalarının gümrük kaçakçılığı ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, gümrük kontrolü uygulamalarının gerçekleştirilmesinde süreçten en çok etkilenen; Gümrük Müşavirleri ve çalışanlarının yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslekte çalışma süreleri gibi demografik özelliklerinin yanı sıra gümrük prosedürlerinin karmaşıklığının, gümrük kontrolü sürelerinin, gümrük mevzuatı hakkında bilgi düzeyinin, E-denetim, Tek Pencere Sistemi ve kâğıtsız gümrük işlemleri gibi yeni ve X-Ray gibi teknolojik uygulamaların gümrük kaçakçılığı üzerinde etkili olup olmadığı ile ne derece etkili olduğunu ölçmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Gümrük Müşavirleri ve çalışanlarına anket uygulanmış olup gümrük kontrolü uygulamaları ile gümrük kaçakçılığı arasındaki ilişki "SPSS for Windows" (22.0) programında çeşitli testler ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların gümrük kontrol uygulamaları ile gümrük kaçakçılığı arasında ilişki kurmadığı görülmüştür. Buna karşın, katılımcıların, gümrük kontrolü sürelerinin iyileştirilmesi, yeni ve teknolojik kontrol uygulamaları ile gümrükte iş/işlem yapanların gümrük mevzuatına hakim olmasının kaçakçılıkla mücadelede etkili olacağı fikrine olumlu yaklaştıkları tespit edilmiştir.
Mükellefin vergiye gönüllü uyumunda vergi ahlakı faktörünün değerlendirilmesi (Amasya ili örneği)
İnsan, doğumundan hemen sonra önünde hazır olarak bulduğu toplumsal ilişki ağları, sistemleştirilmiş ahlak ve düşünce kalıpları ve varlığına ilişkin değerler ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu değerlerin içselleştirilmesi sürecinde, insan eylemlerinin bir amaca yönelik olma iddiası Antik Yunan'dan beri süregelen; iyi-kötü, özgürlük, vicdan ve evrensel ahlak yasasının mümkün olup olmaması gibi ahlak felsefesinin temel soruları etrafında tartışılmaktadır. Devlet ise vergiyi hükümranlık gücüne dayanarak cebri ve karşılıksız olarak almaktadır. Mükellef de devletin bu tasarrufuna her zaman pasif kalmamakta, yasal veya yasa-dışı bazı tepkiler verebilmektedir. Nihayet, vergi ödeme konusunda vergi ahlakının içsel bir motivasyon olması, bu tepkilerin kaynağını teşkil etmektedir. Ahlak-vergi ilişkisinin, iktisadi ve mali motivlerimizi nasıl etkilediğinin bilinmesi, vergi idaresinin etkili ve modern bir vergi sistemi oluşturması ve yürütmesi açısından son derece önemlidir. Vergi ilişkisinin sadakat ve güven ortamında kurulması, devletin, vergi ahlakını etkileyen faktörleri gözeterek adaletli politikalar üretmesine bağlıdır. Bu politikalar ise aynı durumda olan mükellefler için aynı sonuçlar doğuran, gelir ve servet eşitsizliklerini azaltan, sübjektif vergi yükü sınırının hesaba alındığı etkin uygulamalarla mümkündür. Bu çalışmanın amacı, mükellefin vergiye gönüllü uyumunda, vergi ahlakını etkileyen faktörler başlığı altında topladığımız içsel motivlerin ne derece önemli olduğunu göstermek ve Amasya iline uygulayacağımız anket çalışması ile pratik sonuçların değerlendirilmesi olacaktır. Ayrıca Amasya iline uygulanan anketin bulguları ile konuyla ilgili daha önce yapılan ampirik çalışmaların genel ifadeleri kıyaslanmış, sonuçları itibariyle benzerlikleri ve farklılıklarının nedenleri ortaya konulmuş ve önerilerde bulunulmuştur.
Durumsallık yaklaşımı perspektifinde Türk vergi denetim örgütlerinin yapısal ve yöntemsel analizi
Mali yazındaki sayısız araştırmaya rağmen, bugüne kadar vergi denetim örgütleri araştırılmadı ve anlaşılmadı; çalışma, yazındaki bu önemli boşluğu doldurmayı amaçlar. Teorik alt yapıyı oluşturabilmek için çalışmanın birinci bölümünde, örgüt yapısı ve örgüt yapısını etkileyen içsel faktörler üzerinde duruldu. Sonrasında ise Mintzberg tipolojinin tanımladığı beş farklı örgüt yapısı anlatıldı. Durumsallık yaklaşımı, örgütleri açık bir sistem olarak değerlendirir; yaklaşıma göre her örgüt, kendi özgün koşullarında çalışır. İkinci bölümde durumsallık yaklaşımı referans alınarak, sırasıyla çevre, teknoloji ve amaç durumsal faktörleri sorgulandı. Örgütün çevresel koşullarını iki hipotezle açıkladık. Bilgi işlem teknolojileri, vergi denetim örgütlerini etkileyen temel teknolojidir. Bilgi teknolojisinin örgüte etkileri, bölümde detaylıca sorgulandı. Bir hipotezle açıkladığımız amaç durumsal faktörü, diğer durumsal faktörlerin önüne bir engel olarak çıkar. Hipoteze göre ekonomik gelişimini tamamlamamış gelişmekte olan ülkelerde, vergi denetim örgütlerinin amacı belirsizdir. Vergi idaresinde gerçekleştirdiğimiz mülakatlar, ikinci bölümün temel bilgi kaynağıdır. Üçüncü bölümde Türk vergi denetim örgütleri, bir bütün olarak ortaya koyuldu. Bölümde öncelikle Türk vergi idaresinin iki kanadını temsil eden, Gelir İdaresi Başkanlığını ve Vergi Denetim Kurulunu merkeze aldık. Vergi idaresinde gerçekleştirdiğimiz mülakatları kullanarak, idarenin karmaşık organizasyon şemasındaki denetim birimlerini, diğer birimlerden ayırdık. Tespit ettiğimiz denetim birimlerini, hem yapısal hem de yöntemsel olarak detaylıca analiz ettik. Sonrasında bu birimlerde görev yapan mesleki nitelikleri sorgulayarak, çalışmayı tamamladık.
Ön lisans öğrencilerinin vergiye bakışı ve vergi bilinç düzeyi Sakarya ili örneği
Devletin elde ettiği en önemli kamu geliri olan vergilere karşı son yıllarda mükelleflerin göstermiş oldukları tutum ve davranışları belirlemeye yönelik yapılan çalışmalar artmıştır. Bu kapsamda özellikle; vergi uyumu, vergi bilinci, vergi ahlakı, vergi adaleti, vergi algısı, vb. kavramlar ön plana çıkmıştır. Türkçe literatürdeki çalışmalar genellikle bir meslek veya gelir grubunun vergi sistemi veya herhangi bir vergi türüne karşı bakışını belirlemeye yöneliktir. Literatürde vergi bilinci, bireylerin vergiye uyumunun sağlanması açısından önemli bir kavram haline gelmekle beraber genel olarak kamusal hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından verginin önemini bilen toplum bireylerinin, vergi ile ilgili üzerine düşen ödevlerini yerine getirmedeki istekliliklerinin düzeyi ve bir içsel motivasyon şeklinde tanımlanmaktadır. Son dönemlerde vergi bilinci, vergi ahlakı, vergi psikolojisi vb. alanlarda verginin sosyolojik boyutunu ele alan vergiye uyumun artırılmasına ve çözüm önerilerine ilişkin çalışmalar yer almaktadır. Çalışmamızda Sakarya ilinde öğrenim gören ön lisans öğrencilerinin vergi bilinci ve vergiye bakışları ele alınmıştır. Gelecekte potansiyel vergi mükellefi olan ön lisans öğrencilerinin vergi bilinç düzeylerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu kapsamda birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine yönelik literatürde geliştirilmiş bulunan ölçeklere dayanarak hazırlanmış bir anket uygulanmıştır. Ankette olasılığa dayalı olmayan kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle vergi algı skorunun 3,22 olduğu, öğrencilerinin vergiye bakışında anne mesleği ve sınıf değişkenlerinin etkili bir faktör olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte potansiyel vergi mükellefi olan öğrencilerin vergi bilinç düzeylerinin ortalamanın üzerinde ancak vergi sistemine yönelik olumsuz bir bakış açısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Muhasebe meslek mensuplarının kurumlar vergisine bakışı: Bursa ili örneği
Kurumlar vergisi OECD ülkelerinde genellikle düz oranlı olarak uygulanmaktadır. Kurumlar vergisi oranının gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelere nazaran daha yüksek olduğu görülmektedir. Ancak küresel sermayenin ülkeler arasında geçişinin hız kazanması, ülkelerin yabancı sermayeyi kendilerine çekme arzusu ve yerli yatırımın yurtdışına kaçış riskini azaltma isteği bunları doğrudan etkileyen durumlardan biri olan kurumlar vergisi oranlarınında önemini artırmaktadır. Son yıllarda birçok ülkede kurumlar vergisi oranının düşüş seyrinde olduğu görülmektedir. Bizim ülkemizde 1950 yılında uygulanmaya koyulan kurumlar vergisi kanunun da yapılan değişikliklerle beraber bu seyre ayak uydurduğu görülmektedir. Maliye bakanlığının kurumlar vergisi oranının düşürüleceği yönündeki açıklamaları sık sık kamu oyunda duyurulurken %20 oranında uygulanan kurumlar vergisi oranının 2018 yılı ile birlikte % 22 oranına çıkarılmıştır. Bu çalışma da ülkemiz de sabit oranlı uygulanan Kurumlar Vergisinin etkinliğini artırmaya yönelik muhasebe meslek mensuplarına anket soruları hazırlanarak alınan yanıtlar doğrultusunda vergi gelirlerinin, vergi uyumunun, kayıt dışı ekonominin, vergi adaletinin, doğrudan yabancı yatırımların hangi yönde etkileneceği tartışılacaktır.
Vergi denetiminin etkinliğinin mükellefler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından değerlendirilmesi: İstanbul ili örneği
Vergi gelirlerinin zamanında ve eksiksiz olarak alınması, ağırlıklı olarak vergi denetimi kavramını ön plana çıkarmaktadır. Vergi kaçakçılığı en aza indirilmesi etkili bir vergi denetiminden geçmektedir. Ayrıca, etkin vergi denetimi, vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkelerinin uygulanması sağlayarak vergi denetiminin fiskal ve ekstra fiskal amaçlarının yerine getirilmesini sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı vergi denetiminin etkinliğinin mükellefler ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler tarafından değerlendirilerek analiz edilmesidir. Vergi denetiminin hem mükellefler hem de mükellefler ile devlet arasındaki bağı sağlayan Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler tarafından değerlendirilmesi, denetimde yaşanan sorunların ortaya konulması ve bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi açısından önemlidir. Çalışmada olasılığa dayalı olmayan kolayda örneklem yöntemi kullanılarak İstanbul ilindeki 459 mükellef ile anket yapılmıştır. Bununla birlikte tam biçimlendirilmiş mülakat yöntemi kullanılarak 10 SMMM ile mülakat yapılmıştır. Anket sonuçlarına göre vergi algısında katılımcılar, vergi sistemini karmaşık bulmakta ve vergi yükünü yüksek bulurken vergi ödevini hem ahlaki bir görev hem de vatandaşlık görevi olarak görmektedirler. Denetim algısında katılımcılar, denetimlerin beyan edilememiş gelirleri ortaya çıkaracağını ve denetimin artması ile vergi gelirlerininde artacağını düşünmektedirler. Denetim algısı ile eğitim durumu, cinsiyet, gelir durumu ve yaş arasında anlamlı bir ilişki vardır. Ön lisans mezunları lise mezunlarına göre lise mezunları ise eğitim almayanlara göre denetimin etkinliği hakkında daha olumlu bir tutuma sahiptir. Kadınların erkeklere göre denetimin etkinliğine karşı tutumu daha yüksektir. 8701 TL ve üstü gelire sahip olanlar 0-1700 TL arasında gelire sahip olanlara göre denetimin etkin yapılmadığını düşünmektedir.19-25 yaş grubu 46 ve üzeri yaş grubuna göre denetimin daha etkin yapıldığını düşünmektedir. Ceza algısında ise, eğitim durumu, yaş ve gelir ile anlamlı bir ilişki vardır. Eğitim seviyesi arttıkça cezalara karşı ortalama tutumlarda artmaktadır. Lisansüstü eğitime sahip olanlar İlköğretim ve liselere göre, lisans sahibi olanların ise liselere göre vergi cezalarına karşı ortalama tutumu daha yüksektir ve cezaların etkin olduğunu düşünmektedir.19-25 yaş arası gençler orta ve üstü yaş grubuna göre cezaların daha etkin olduğunu düşünmektedirler. Yüksek gelirliler cezaları etkin bulmamaktadır. Denetim geçirmeyenler denetim geçirenlere göre denetimin daha etkin olduğunu düşünmektedir. Yapılan mülakatlardan Türkiye' de vergi denetiminin geçmiş dönemlere göre daha etkin olduğu bununla birlikte etkinliğin artırılması için mevzuatın açık ve anlaşılabilir bir hal alması, denetim personelinin uzmanlaşması, sistemlerin entegre olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Vergi güvenlik önlemi olarak örtülü sermaye uygulamasının 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu açısından değerlendirilmesi
Örtülü sermaye, ortaklarının işletmeye sermaye olarak koymaları gereken değerleri vergisel çıkarlar elde etmek amacıyla borç olarak vermeleri halinde gerçekleşmektedir. Borçlanmanın ortaklardan veya ilişkili diğer kişilerden yapılmış olması, borç miktarının yasalarda zikredilen oranların üzerinde gerçekleşmesi ve borçlanmanın mutlaka işletme için harcanmış olması, örtülü sermayenin zorunlu unsurlarını oluşturmaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 12. maddesi ile ilişkili kişilerin tanımı, örtülü sermaye kapsamında kabul edilmeyen borçlanmalar, öz sermaye oranının nasıl hesaplanacağı detaylı ve pek yoruma mahal vermeyecek şekilde ele alınmıştır. Düzenleme, örtülü sermaye kurumunu mükellef lehine kolaylaştırmış; belirsizlikleri gidererek yargısal ihtilaflara açıklık kazandırmıştır. Bu çalışmada uygulamalı sorular incelenerek, vergi güvenlik önlemi olarak örtülü sermaye uygulaması 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında değerlendirilecektir.
Türkiye'de genel bütçe vergi gelirlerinin vergi adaleti yönünden değerlendirilmesi (2003-2018)
Bir ülkenin önemli gelir kaynaklarının başında vergiler yer almaktadır. Bu önemli gelir kaynağının hangi koşullarda tahsil edileceği süreci dikkatle ele alınması gereken bir süreçtir. Kimden ne kadar vergi alınacağı, hangi oranlarda alınacağı, hangi vergi ilkeleri ve yöntemlerinin uygulanacağı oldukça tartışmalıdır. Vergilerin tahsil süreci ve sonrasında adalet ilkesine göre hareket edilmesi tüm toplum tarafından beklenilen bir durumdur. Yüzlerce yıldır farklı toplumlarda, farklı zamanlarda, farklı inançlarda ve düşünce sistemlerinde adalet açıklanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla da yüzlerce adalet tanımı yapılmıştır. Bazı adalet tanımları birbiriyle uyuşurken, kimisi birbiriyle çelişmiş, kimi de birbirini tamamlamıştır. Bu kadar değişkenlik gösteren ve objektif olmaktan uzak adalet kavramının, vergi sistemi içinde uygulanabilir hale gelmesi güçtür. Yüzde yüz adil bir vergi sistemine ulaşmak mümkün olmasa da, ulaşılabilecek en adil vergi sistemi hedef olmalıdır. Ülkeler vergi adaletine ulaşmak için kökeni adalet felsefesine dayanan çok sayıda ilke ve uygulama ile vergi sistemlerini düzenlemektedir. Bu tezde Türk vergi sistemi içerisinde yer alan vergiler vergi adaleti açısından analiz edilmiştir. Merkezi yönetim bütçesi içinde yer alan vergiler tek tek ele alınarak adalet ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Vergi adaleti ile ilgili yaklaşımlar, ilkeler, vergi adaleti kavramının ortaya çıkışı, Türk vergi sistemindeki uygulanış biçimleri, merkezi yönetim bütçe gelirleri içindeki vergiler ve vergi adaletinin uygulanması ve gerçekleşmesine etki eden unsurlar ele alınmıştır.
Suriyeli mültecilerin il ekonomilerine etkisi: Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Kilis örneği
2010 yılında Tunus Bölgesinde başlayan ve Ortadoğu da Arap Baharı olarak adlandırılan iç savaş 2011 yılında Suriye Bölgesinde şiddetini arttırmıştır. Yaşanan bu buhran sırasında ülkemiz kapılarını Suriye vatandaşlarına açmıştır. Ülkemize yasal ve yasal olmayan yollardan başlayan mülteci akımında en çok sınır bölgesinde yer alan şehirler etkilenmiştir. Bu şehirlerden olan Gaziantep,Hatay,Şanlıurfa ve Kilis, Suriyelilerle iç içe yaşamaya başlamış ; kültürel, ekonomik ve sağlık gibi çeşitli alanlarda etkileşimlere girmiştir. Halk zamanla Suriye vatandaşlarının iş yeri açmasına tepki göstermeye başlamıştır. Halk üzerinde oluşan Suriye vatandaşlarının vergi ödememesi algısı üzerine Türk Vatandaşların vergileme sürecine bakışları değişmiştir. Çalışmada Gaziantep,Hatay,Şanlıurfa ve Kilis illerinde yüz yüze görüşme yöntemi ile Ekonomik Faaliyetlerle İlgili Sorular ile Vergisel Ödevler ve Devlet Desteklerine yönelik sorular içeren anket soruları esnaflara yöneltilmiştir. Bu illerde Suriyeli Mültecilerin vergileme süreçlerine olan görüşleri de incelenmeye çalışılmıştır. Devlet ve uluslararası kuruluşlar tarafından verilen destekler de ulaşılabilir yasal verilerle çalışmada ele alınmıştır. Araştırmaya katılanların tanımlayıcı özellikleri için frekans ve yüzde analizinden yararlanılmıştır. İller düzeyinde ekonomik faaliyetlerle yönelik sorular ile vergisel ödevler ve Devlet Desteklerine olan soruların cevaplarına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi için SPSS programı ile Crosstabs,One Way ANOVA ve Kruskal Wallis-H testleri kullanılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin ekonomi ve maliye okuryazarlığı üzerine bir araştırma: Sakarya Üniversitesi örneği
Ekonomi ve Maliye okuryazarlığı ile ekonomi ve finans sektörün büyümesi ve gelişmesi arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu, Ekonomi ve Maliye okuryazarlık düzeyi yüksek bireylerden oluşan bir toplumda bireylerin ekonomiye ve Ekonomi ve Maliye sektörüne daha bilinçli bir şekilde dâhil olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bilinçli bireylerin de ekonominin ve finans sektörünün gelişmesine katkı sağladığı belirtilebilir. Bu çalışmada Üniversite Öğrencilerinin Ekonomi ve Maliye Okuryazarlığının düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada örneklem olarak Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme Fakültesi öğrencileri seçilmiştir. Bu çalışma ile öğrencilerin ekonomi ve maliye bilgi düzeyinin halihazırdaki durumu tespit edilmiş ve eksikliklerinin giderilmesi için öneriler sunulmuştur. Bu çalışmada sosyal bilimlerde en fazla kullanılan tekniklerden biri olan anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket formunda öğrencilerin ekonomi ve maliye okuryazarlığını ortaya çıkaracak nitelikli sorulara yer verilmiştir. Ayrıca demografik bilgilere yönelik sorular da ankette yer almaktadır. Anketten elde edilen veriler SPSS programı vasıtasıyla analize tabi tutularak ve sonuçlar grafik ve tablolar yardımıyla açıklanmıştır. "Üniversite öğrencilerini ekonomi ve maliye okuryazarı mıdır?" sorusu bu çalışmanın araştırma sorusudur. Bir kişinin her hangi bir konu hakkındaki okuryazarlığının tespit edilmesi o kişiye konu ile alakalı en temel şeyler hakkında sorular sorularak kişinin verdiği cevapların değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkarılabilir. Bu anlamda bu çalışmada kişilerin ekonomi ve maliye okuryazarlığının tespit edilebilmesi için hem genel ekonomi hem de maliye ile ilgili en temel kavramlardan haberdar olması başlangıç noktası olarak alınmıştır.. Bu çalışma sonucunda, Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme Fakültesi öğrencilerinin ekonomi ve maliye konulu kavramları duyup duymadıkları, bu kavramların tanımları ve güncel ekonomik gelişmeleri takip düzeyleri ölçülmüştür. Genel olarak Erkek Öğrencileri Kadın öğrencilere göre güncel ekonomik gelişmeleri daha fazla takip ettikleri, Kavram bilgisinin bölümlere göre değerlendirildiğinde, Maliye Bölüm öğrencilerinin sorulan kavramları diğer bölümlere göre daha iyi düzeyde bildikleri tespit edilmiştir.
Elektronik maliye uygulamalarının vergi uyumuna etkisi: Mali müşavirler üzerine bir araştırma
Ekonomi ve Maliye okuryazarlığı ile ekonomi ve finans sektörün büyümesi ve gelişmesi arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu, Ekonomi ve Maliye okuryazarlık düzeyi yüksek bireylerden oluşan bir toplumda bireylerin ekonomiye ve Ekonomi ve Maliye sektörüne daha bilinçli bir şekilde dâhil olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bilinçli bireylerin de ekonominin ve finans sektörünün gelişmesine katkı sağladığı belirtilebilir. Bu çalışmada Üniversite Öğrencilerinin Ekonomi ve Maliye Okuryazarlığının düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada örneklem olarak Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri seçilmiştir. Bu çalışma ile öğrencilerin ekonomi ve maliye bilgi düzeyinin halihazırdaki durumu tespit edilmiş ve eksikliklerinin giderilmesi için öneriler sunulmuştur. Bu çalışmada sosyal bilimlerde en fazla kullanılan tekniklerden biri olan anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket formunda öğrencilerin ekonomi ve maliye okuryazarlığını ortaya çıkaracak nitelikli sorulara yer verilmiştir. Ayrıca demografik bilgilere yönelik sorular da ankette yer almaktadır. Anketten elde edilen veriler SPSS programı vasıtasıyla analize tabi tutularak ve sonuçlar grafik ve tablolar yardımıyla açıklanmıştır. "Üniversite öğrencilerini ekonomi ve maliye okuryazarı mıdır?" sorusu bu çalışmanın araştırma sorusudur. Bir kişinin her hangi bir konu hakkındaki okuryazarlığının tespit edilmesi o kişiye konu ile alakalı en temel şeyler hakkında sorular sorularak kişinin verdiği cevapların değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkarılabilir. Bu anlamda bu çalışmada kişilerin ekonomi ve maliye okuryazarlığının tespit edilebilmesi için hem genel ekonomi hem de maliye ile ilgili en temel kavramlardan haberdar olması başlangıç noktası olarak alınmıştır.. Bu çalışma sonucunda, Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerinin ekonomi ve maliye konulu kavramları duyup duymadıkları, bu kavramların tanımları ve güncel ekonomik gelişmeleri takip düzeyleri ölçülmüştür. Genel olarak Erkek Öğrencileri Kadın öğrencilere göre güncel ekonomik gelişmeleri daha fazla takip ettikleri, Kavram bilgisinin bölümlere göre değerlendirildiğinde, Maliye Bölüm öğrencilerinin sorulan kavramları diğer bölümlere göre daha iyi düzeyde bildikleri tespit edilmiştir.
Sağlık hizmetlerinde kamu özel işbirliği uygulamaları (Türkiye örneği)
Dünyada ve Türkiye'de birçok farklı hizmet projesi için sistemli ve uzun süreli kamu özel işbirliği (KÖİ) modeli kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle Türkiye son yıllarda KÖİ projelerin planlanması, finansmanı ve gerçekleştirilmesinde büyük reformlar yapmıştır. Bu reformların gerçekleştiği hizmetlerden en yeni olanı ise şehir hastaneleri projeleridir. Başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede yaygınlaşan KÖİ uygulamaları, ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık alanında kaynakların etkin kullanımı amacıyla uygulanmaya başlamıştır. Türkiye için yeni bir proje olan şehir hastanelerinin KÖİ ile yaptırılması bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Şehir hastaneleri projeleri ile ülkemizin sağlık sistemi farklı bir boyut kazanmış ve yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Türkiye'de şehir hastaneleri inşasında ve hizmetinde kullanılan YKD modeli incelenmiş, çeşitli veri tabanları kullanılarak mali açıdan değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan literatür taraması sonucunda bu alanla ilgili çalışmaların yeterli olmadığı belirlenmiştir. Çalışmada şehir hastanelerinin KÖİ kapsamıyla ilgili hukuki, idari özellikleri ve finansman boyutları ortaya konularak incelenmiştir. Bu sebeple çalışma, şehir hastanelerinin KÖİ bağlamında teorik olarak literatür taraması ve içerik analizi şeklinde kurgulanmıştır.
Akaryakıt üzerinden alınan vergilerdeki olası değişikliklerin otomobil kullanıcılarının davranışlarına etkisi: Sakarya ili örneği
Günümüzde ekonomik açıdan çok önemli olan akaryakıt, özellikle motorlu taşıt kullanıcılarının günlük yaşamında yoğun olarak kullandıkları bir tüketim malıdır. Akaryakıt ürünlerinin tüketiminden vergi alınmasının nedenleri ülkelerin uyguladığı politikalara göre değişmekle birlikte, genellikle mali ve mali olmayan amaçlar doğrultusunda bu vergiler gündeme gelmektedir. Akaryakıttan elde edilen vergiler devlet için önemli bir gelir kaynağı iken, tüketicilerin kararlarını da etkileyebilen bir araçtır. Bu çalışma ile petrol ürünlerinin ülkemizdeki önemini belirtmek, akaryakıt tüketiminden alınan vergilerin bütçe içerisindeki payını vurgulamak ve yapılan anket çalışması ile akaryakıt ürünlerinde meydana gelen vergi kaynaklı artış ve azalışlar karşısında otomobil kullanıcılarının tutum ve algılarını tespit etmek amaçlanmaktadır. Çalışmanın ampirik kısmında Sakarya ilinde ikamet eden ve motorlu araca sahip olan 400 kişi ile anket yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye'deki akaryakıt üretim ve tüketim miktarları grafikler yardımıyla ele alınarak akaryakıt ürünlerinden alınan vergiler açıklanmıştır. İkinci bölümde akaryakıt vergilerinin bütçe ve vergi gelirleri içerisindeki payı tablolar yardımıyla gösterilmiş ve diğer ülke örneklerine yer verilerek OECD ülkeleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise ampirik uygulama aracılığıyla otomobil kullanıcılarının akaryakıt vergilerine karşı tutum, algı ve bakışları değerlendirilmiştir.
Yerel yönetimlerin finansmanı ve süreç analizi
Devletlerin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere belirli görev ve sorumlulukları yerel yönetimlere devretmesiyle beraber yerel yönetimlere finansman sağlama gereksinimi oluşmuştur. Bu finansmanların sağlanmasında gerekçe, devlet yani merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecek olan görevlerin hangi ölçüde olacağı ve ne miktarda gelire ihtiyacı olacağıdır. Bu hususta yerel yönetimler ve merkezi yönetim arasında gelir ve görev paylaşımının kriterlerinin kaynakların en etkin kullanılacak şekilde belirlenmesidir. Hızla artan nüfus ve ihtiyaçlar karşısında yerel yönetimlerin mali yükümlülükleri de artmaya başlamıştır. Bu durum karşısında finansman kaynaklarının artması da zorunlu kılınmıştır. Ülkemizde artan nüfus ve ihtiyaçlara bağlı olarak kırsaldan kente olan göç yıllar içerisinde artmış, yerel nitelikteki mahalli idare birliklerinin sayısı da artış göstermiştir. İçinde yaşadığımız toplumun ihtiyaçlarının nasıl ve hangi finansman kaynaklarıyla karşılandığının öğrenilmesi açısından çalışma önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında yerel nitelikteki halkların ihtiyaçlarının giderilmesi için oluşturulan kamu tüzel kişiliği niteliğindeki yerel yönetimlerinin toplumun ihtiyaçlarını gidermek için ihtiyaçları olan finansman kaynakları literatür doğrultusunda analiz edilmiştir. Finansman kaynaklarının türleri ve hangi kaynaklardan gelir elde edildiği sorusuna cevap aranmıştır. Sonrasında ise yerel yönetimlerin finansman kaynaklarının 2006-2018 yılları içerisindeki gelişimi incelenerek gelir kalemleri arasındaki değişimler ortaya konmuştur. Sonuç kısmında ise gelir türleri arasındaki gelişmeler değerlendirilmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda gelir kalemlerinde oluşan değişimlerin sebepleri ve sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın 2006 yılından itibaren başlamasının sebebi ise 2006 yılı öncesi verilere ulaşılamamasıdır. Çalışma kapsadığı yıllar bakımından literatürde ilk olması açısından önemlidir. Çalışmada elde edilen veriler tablo haline getirilip konunun görsel olarak anlaşılmasına imkân sağlamıştır
Vergi politikalarının ekonomik büyüme ve gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Kamu gelirleri içerisinde önemli bir yere sahip olan vergiler ve vergi politikaları, makroekonomik değişkenler üzerinde önemli etkiler oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze teorik tartışmalara ve ampirik çalışmalara konu olan vergi politikalarının, ekonomik büyüme ve gelir dağılımı üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Vergi politikalarının etkisinin olumlu veya olumsuz olduğu hakkında görüş birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde, vergi politikalarının ekonomik büyüme ve gelir dağılımı üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. 1995-2017 dönemi ait yıllık veriler kullanılarak 8 gelişmekte olan ve 23 gelişmiş ülke üzerinden ekonometrik analizler gerçekleştirilmiştir. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerine göre gruplandırılmasında ki amaç, vergi politikalarının etkisinin gelişmişlik seviyesine göre değişebilmesidir. Vergi politikası çıktısı olan gelir, kurumlar ve servet vergileri dolaysız vergiler olarak, mal ve hizmet vergileri ile katma değer vergisi ise dolaylı vergiler olarak analizlere dâhil edilmişlerdir. Ayrıca toplam vergi gelirleri de her iki ülke grubu için bağımsız değişken olarak analizler dâhil edilmiştir. Bağımsız değişken çeşitliliği sağlanarak, vergi politikalarının ekonomik büyüme ve gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular, vergi politikalarının genel olarak ekonomik büyüme ve gelir dağılımı üzerinde etkili olduğu yönündedir. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerine ve uyguladıkları dolaylı – dolaysız vergi politikalarına göre etkiler, olumlu ve olumsuz olarak farklılık arz etmektedir. Özellikle dolaylı vergilerin, düşük gelirler aleyhine gelir dağılımını bozduğu ulaşılan ampirik sonuçlarda görülmektedir. Milli gelire doğrudan katkılarının yanı sıra dolaylı etkileri ile birlikte vergilerin ekonomik büyüme üzerinde pozitif etki oluşturduğuna dair pek çok sonuca ulaşılmıştır. Çalışma, ana hipotezin doğrulanması ile birlikte bu yönde yapıcı öneriler sunularak sonlandırılmıştır.
Türkiye'de vergi aflarının mükellefler üzerindeki etkileri: Sakarya ili örneği
Vergi gelirlerleri kamu gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak vergi sistemindeki aksaklıklar ve hükümetlerin vergiye ilişkin tutumlarındaki etkinliksizliği mükelleflerin vergiye uyumlarını bozmakta ve devletin temel gelir kaynaklarından birinden yeterince yararlanamamasına sebep olmaktadır. Bu sebeple gelirlerini artırmak isteyen hükümetler vergi aflarına başvurmaktadırlar. Vergi afları kısa sürede hızlı bir şekilde vergi gelirlerini artırması ve yargının ve kurumların yükünü azaltması gibi sebeplerle tercih edilmekle birlikte alacakların ve cezaların bir kısmından vazgeçilmesi, vergi uyumunu ve vergi bilincini azaltması ve vergi sistemine olan güvenin azalması gibi sonuçlar da doğurmaktadır. Bu çalışma Türkiye'de Sakarya ilini baz alarak, vergi aflarının vergi mükellefler üzerindeki etkisi olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, 353 denekten elde edilen veriler dikkate alınmıştır. Araştırmanın güvenilirliği Cronbach Alfa Katsayısı yöntemi ile test edilmiştir. Ölçeklerin geçerliliği için ise Faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlik ve geçerlilikleri belirlendikten sonra araştırma hipotezleri T testi ve Anova testi aracılığıyla doğrulanmıştır. Buna göre mükellefler vergi aflarının gerekliliği konusuna orta düzeyde katılırlarken, vergi affının politik nedenlerle çıkarıldığına yüksek düzeyde katılmaktadırlar. Buna ek olarak mükellefler vergi aflarının vergi kaçıranların ödüllendirilmesi olduğuna ve tekrar af çıkmasının bekleneceğine ilişkin katılımları da yüksek gerçekleşmiştir.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı üzerine bir analiz
Türkiye'de vergi yükü, gündemi sürekli olarak meşgul eden bir kavram halini almıştır. Bu durumun temel sebebi vergi tanımının devlet açısından bakıldığında toplumsal ihtiyaçların karşılanması, bireysel açıdan bakıldığında ise gelirlerin bir kısmının zorunlu olarak kamuya aktarılması olarak tanımlanmasıdır. Bu noktada insanların vergi kavramını külfet olarak veya devlet harcamalarının karşılığı olarak görmesini sağlayan temel kavram ise vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımıdır. Bu çalışmanın amacı vergi yükü ve adaletinin gerçekte birçok değişkenden etkilenen bir kavram olduğunu ortaya koymak ve vergi adaletine etki eden unsurların vergi uygulayıcısı konumunda olan katılımcılar üzerinden değerlendirmesinin yapılmasıdır. Çalışma kapsamında öncelikle vergi adaleti kavramının ortaya koyulması hedeflenmiş vergi yüküne etki eden faktörlerin uygulamada nasıl olduğu, nelerin eksik yapıldığı ve nelerin yapılması gerektiği konularının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda vergi adaletini etkileyen unsurlar üzerinden alanda uzman 18 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakat görüşmeleri gerçekleştirilmiştir ve elde edilen sonuçlar nitel veri analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Vergi adaletini etkileyen unsurların Türkiye'de uygulanmakta olan vergi sistemindeki karşılıklarını, artılarını ve eksilerini ortaya koyabilmek amacı ile nitel veri analiz yöntemi kullanılarak sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma kapsamında, Türkiye'de vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı için mevzuat açısından kapsamlı bir literatüre sahip olunduğu ancak uygulamada istenilen sonuçların elde edilemediği ve uygulama noktasında ciddi sorunların var olduğu sonucu elde edilmiştir.
E-fatura uygulamalarına serbest muhasebeci mali müşavirlerin bakışı: Ampirik bir çalışma
Küreselleşme ile birlikte bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, firmalar arasındaki artan rekabet koşulları, teknolojik gelişim ve dönüşüm işletmelerin üretim süreçlerini etkilediği kadar belgelendirme süreçlerinde değişime de neden olmuştur. Maliyet ve zaman açısından tasarruf sağlamak amacıyla faturalaşma süreçlerinde değişim ve dönüşüm gerçekleşmiştir. Kâğıt faturalar yerini elektronik faturalara bırakmıştır. E-fatura, bir ticari malın satımı veya verilen bir hizmetin karşılığı olarak alıcı ile satıcı arasında gerçekleştirilen faturalaşma işlemlerinin kâğıt ortamdan elektronik ortama taşınması olarak ifade edilebilir. Bu sayede düzenlenen faturaların alıcı olan tarafa gönderilmesi, saklanması ve gerek görüldüğü takdirde ibraz edilmesi gibi durumlar elektronik ortamda gerçekleşmektedir. Mali müşavirler hiç şüphesiz e-uygulamaların kullanıcıları arasında önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple mali müşavirlerin e-fatura hakkındaki görüşleri ve e-faturaya bakış açıları oldukça önemlidir. Yapılan bu çalışma ile SMMM'lerin e-fatura sistemine geçilmesi ile birlikte karşılaşmış oldukları sorunları belirleyerek bu sistemin daha verimli hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla olasılığa dayalı olmayan kolayda örneklem yöntemi kullanılarak Sakarya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasına kayıtlı 280 Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre mali müşavirler; vergi mükelleflerine e-fatura ile ilgili gerekli eğitimlerin verilmediğinden kendi iş yüklerinin arttığını, e-fatura ile birlikte mükelleflerin kırtasiye giderlerinin azaldığını fakat kendilerinin kırtasiye giderlerinin arttığını beyan etmişlerdir. Şehirlerarası yapılan ticarette düzenlenen faturalar alıcıya kargo yolu ile gönderilirken e-fatura sistemi ile birlikte maliyet ve zaman açısından tasarruf sağlanabileceği konusunda mali müşavirler fikir birliğine varmıştır. Ayrıca mali müşavirler e-fatura ile birlikte vergi kayıp ve kaçaklarının önleneceğini ve naylon fatura kullanım riskinin büyük ölçüde azalacağını belirtmişlerdir.
Geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin Türkiye ekonomisine katılımı ve entengrasyon süreci üzerine bir analiz: İzmir ili örneği
Günümüz küreselleşen dünyasında pek çok kıtada yaşanan kitlesel göç hareketleri, farklı sebeplere istinaden son yıllarda önemli bir artış göstermiştir. 2010 yılının sonlarına doğru Ortadoğu'da başlayan Arap Baharı da diktatör ülkeler içerisinde ciddi kaos ve çatışmalara zemin hazırlamış, bu durum 2011 yılından itibaren özellikle Suriye'den Türkiye'ye doğru yoğun bir göç dalgası yaratmıştır. Bu çalışmada, 2011 sonrasında İzmir iline göç eden ve Türkiye Devleti tarafından "Geçici Koruma" statüsü verilen Suriyelilerin, ekonomik alanda yaşadıkları problemlerin tespit edilebilmesinin yanı sıra, özlük haklarının yeterince iyi olup olmadıklarının ve emek sömürüsüne maruz kalıp kalmadıklarının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede, İzmir ilinde yaşayan Suriyelilerin göç ettikten sonraki süreçte ekonomik piyasalardaki kalıcılıklarını tespit edebilmek, entegrasyon teorileri bağlamında Suriyelilerin ekonomik durumlarını, algılarını ve memnuniyet düzeylerini analiz edebilmek, İzmir'deki yerel ve özel sektör bazlı paydaşların Suriyelilere yarattığı istihdam alanlarını, bu alanlarda çalışan Suriyelilerin özlük hakları ve çalışma koşullarını analiz edebilmek amaçlanmıştır. Ayrıca, İzmir'de çalışan Suriyelilerin kayıt dışı istihdam düzeylerinin ölçülerek onların ne kadar emek sömürüsüne maruz bırakıldıklarını analiz etmek, bu sömürünün önüne geçilebilmesi ve Türkiye'deki çalışma izni yönergelerinin İzmir genelinde uygulanabilirliğinin tespit edilebilmesi için yerel aktörlere ve karar alıcılara çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Tez sürecinde Suriye'den İzmir'e gelen ve şirket kuran işletme sahibi Suriyeliler ile yüz yüze mülakatlar yapılarak, onların ekonomik istihdam piyasalarındaki konumları bizzat birinci ağızdan öğrenilmiştir. Bunun yanında, İzmir'de Suriyelilere destek veren devlete bağlı kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri ile de yüz yüze mülakatlar yapılmış, yerel aktörlerin gözünden de Suriyelilerin ekonomik durumları tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışma, ekonomik entegrasyonu tek taraflı değil, çift taraflı ele alarak güvenilir bir tablo çizme noktasında literatüre katkı yapacaktır.