4
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kötü haber verme sürecinin meme kanseri hastaları açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada meme kanseri hastalarının kötü haberi öğrenme sürecindeki durum ve koşullarının neler olduğu, görüşmenin içeriğinin nasıl gerçekleştiği, hastalar açısından görüşmenin nasıl gerçekleştirildiği değerlendirilmiş ve elde edilen veriler hastaların kişilik özellikleri ve duygu durumları dikkate alınarak çeşitli açılardan incelenmiştir. Katılımcılar meme kanseri teşhisi konulduktan sonra herhangi bir tedavi şeklini en az altı ay önce tamamlamış, 18-70 yaş arası, görüşmeye katılmayı kabul eden, mental yeterliliğe sahip 53 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Poliklinik Görüşme Formu, Eysenck Kişilik Envanteri, Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri, Sürekli Kaygı Envanteri sırasıyla hastalar ile görüşmecinin birebir kaldıkları görüşme odasında, hastalara soru cevap şeklinde ölçeklerin görüşmeci tarafından doldurulması ile gerçekleşmiştir. Araştırmada hastalardan %94,32'si tanının söylendiği görüşme süresince hiçbir kesintiye uğramadıklarını ifade etmektedirler. Haberin verilme aşamasında hastaların %62,3'ü en moral bozucu yanın "teşhisin söylendiği an" olduğunu ifade etmişlerdir. Hastaların en çok yaşadığı duygunun üzüntü olduğu, hastaya duyguları ifade etme fırsatı verilmediğinde ise üzüntü ile birlikte korku duygusunun arttığı görülmüştür. Aklından geçenleri sorma fırsatı bulan 28 kişiden 22'si, görüşmede verilen bilgilerin açıklayıcı olduğunu düşünmektedir. Doktorun açıklamalarının anlaşılır ve açıklayıcı olduğunu düşünen hastalardan 32 kişiden 27'si ve açıklamaları yeterli değerlendiren 43 hastadan 31'i, hekimlerin empatik yaklaştıklarını düşünmektedirler. Hastalar akıllarından geçen soruları sorma fırsatı bulduklarında verilen bilgilerin açıklayıcı olduğunu düşünmektedirler. Verilen bilgiler açıklayıcı olduğunda doktorun yaklaşımını empatik olarak değerlendirmektedirler. Sordukları sorulara açıklayıcı ve yeterli cevap alamadığını düşünen hastaların çoğu görüşmenin süresini de yeterli bulmamışlardır. Hastaların neredeyse tamamına yakını %85'i hastalığın ortaya çıkış nedeni olarak psikolojik faktörlerin etkili olduğunu ifade etmektedirler. Hastaların kötü haberi öğrenme koşul ve durumları ile kişilik özellikleri, genel kaygı ve depresyon değerleri arasındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: Kötü haber, kanser, meme kanseri, empati, kişilik özellikleri
Palyatif dönemdeki onkoloji hastalarının yakınlarının öz-anlayış düzeylerinin psikolojik dayanıklılık ve yaşam kalitesi açısından incelenmesi
Bu çalışmada psikolojik dayanıklılık, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres değişkenlerinin palyatif dönem onkoloji hastalarının yakınlarındaki öz-anlayış düzeyi ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde palyatif destek almakta olan hastaların 72 yakını (39 kadın, 33 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu, Öz-anlayış Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programından faydalanılarak nicel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın sorularına cevap bulmak amacıyla ki-kare analizi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal adımsal regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi ile psikolojik dayanıklılık, depresyon, anksiyete, stres, yaşam kalitesi ve öz anlayış arasındaki ilişkilerin tamamı anlamlı olarak bulunmuştur. Öz-anlayışın yordayıcı değişkenlerini belirleme amacıyla yapılan çoklu doğrusal adımsal regresyon analiziyle ise, psikolojik dayanıklılık ve yaşam kalitesinin öz-anlayışı anlamlı derecede yordadığı, ancak depresyon, anskiyete ve stres düzeylerinin yordayıcı rolünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmadaki sosyodemografik özelliklerin araştırmadaki bağımlı ve bağımsız değişkenler ile ilişkisine bakılmıştır. Öz anlayışı anlamlı olarak etkileyen tek sosyodemografik özellik, bakım konusunda yardım alma durumudur. Psikolojik dayanıklılık üzerindeki anlamlı etkisi olan özellik bilgi desteği alma durumu iken, yaşam kalitesi üzerinde etkili olan özellik ise desteğin yeterli bulunması olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları literatür eşliğinde tartışılmış, öneriler ve sınırlılıklar belirtilmiştir
Palyatif dönem onkoloji hastalarının kötü haberle ilgili algıları, beklentileri ve ölüme ilişkin tutumları
Bu çalışmada, palyatif dönemde bulunan onkoloji hastalarının yaşadıkları süreçle alakalı görüşleri, kötü haber görüşmelerine dair öznel deneyimleri, kötü haber almaya ilişkin iletişim tercihleri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, ölüm kaygısı ve ölüme ilişkin tutumlar konuları incelenmiştir. Ülkemizde, psikoonkoloji alanında yapılan araştırma ve çalışmalar oldukça az sayıda ve sınırlıdır. Kötü haber verme ve alma konusu özellikle onkoloji alanının en önemli konularından biridir. Onkoloji alanında çalışan sağlık ekibini, onkoloji hastalarını ve hasta yakınlarını oldukça yakından ilgilendiren bir konudur. Ölüme ilişkin tutumlar ve ölüm kaygısı ise onkoloji hastaları açısından özellikle palyatif dönemde temel konulardan biridir. Onkoloji hastalarının tanı ve tedavi aşamalarında içinde bulundukları durumu anlamak ve palyatif bakım sürecinin psikososyal ilkimini etkileyen faktörleri bulmak bu nedenle önem arz etmektedir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde palyatif bakım alan 80 kişi oluşturmuştur (n=80). Çalışmaya katılmak isteyen gönüllü kişilere sırasıyla; Yarı Yapılandırılmış Anket Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Beck Depresyon Testi, Beck Anksiyete Testi, Ölüme Karşı Tutum Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği görüşmeci aracılığıyla uygulanmıştır. Hastaların %80'i (n=56) tanıyı bilmesi gerektiğini bildirmiştir. Hastaların %51'i tedavi seçeneklerinin kendileriyle kısmen konuşulduğunu, %40'ı hiç konuşulmadığını ve önerilen tedaviyi doğrudan kabul ettiklerini ve yalnızca %9'u da tedavi seçeneklerinin konuşulduğunu ifade etmiştir. Ek olarak, onkoloji hastalarının %96'sı tanı söylenirken yanında birinin olmasını tercih edip etmediğinin kendisine sorulmadığını, %4'ü ise sorulduğunu belirtmiştir. Bu veriler, ülkemizde onkoloji hastalarının tedavi süreçlerine katılım durumlarının bir örneğini ifade etmektedir. Ayrıca onkoloji hastalarının Beck Anksiyete ölçeğinden aldıkları puanlar ile Beck Depresyon ölçeğinden aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (r=0,356 ve p<0,01). Doktorun açıklama yaparken kullandığı dili basit ve anlaşılabilir olarak algılayan hastalar ile çok tıbbi ve anlaşılmaz olarak algılayan hastaların otomatik düşünceler ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan çok tıbbi ve anlaşılmaz grubu lehine p<0,05 düzeyinde anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p=0,009). Ölüme ilişkin tutumlar ölçeği ile cinsiyet durumu karşılaştırıldığında, Yaklaşım Kabullenme alt boyutunda kadın grup lehine istatistiksel açıdan p<0,05 düzeyinde anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p=0,044). Sonuç olarak, palyatif dönem onkoloji hastalarının kötü habere ilişkin algı beklenti ve ölüme ilişkin tutumları değerlendirilmiştir.Bunun yanı sıra, yaşadıkları hastalık sürecinde psikolojik uyum mekanizmalarına etki edebilecek faktörler belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: kötü haber, palyatif bakım, iletişim, ölüme ilişkin tutum, onkoloji
Kanser tanısı alan hastaların birinci dereceden yakınlarında sigara bırakma davranışının değerlendirilmesi
Tütün kullanımı en önemli morbidite ve mortalite nedenlerindendir. Bu nedenle sigara bıraktırma, hastalıkların primer korunmasında temel hedeflerden biridir. Sigara içen kişiye veya bir yakınına kanser tanısı konması, sigarayı bırakma konusunda motivasyon artışına neden olabilmektedir. Bu çalışmada kanser tanısı alan hastaların birinci derece yakınlarının bu süreçte sigara bırakma niyet ve davranışları incelenmiş ve tanı sonrası sigara bırakma oranlarının hastaya asıl bakım veren yakını ile diğer birinci derece yakınları arasında farklılık gösterip göstermediğinin araştırılması planlanmıştır. Çalışmaya Temmuz 2017 - Aralık 2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Medikal Onkoloji Polikliniği'ne başvuran kanser hastalarının yakınlarından 176 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 42,4±11,6 yıl, 54'ü (%30,7) kadın, 122'si (%69,3) erkek cinsiyette idi. Katılımcıların başlangıç görüşmesinden sonraki 30. gün yapılan telefon görüşmelerinde 134'ünün (%76,1) sigara içmeye devam ettiği, 42'sinin (%23,9) ise sigarayı bıraktığı tespit edildi. Katılımcıların 30. gün sigara bırakma durumları demografik gruplar arasında karşılaştırıldığında kadınların sigara bırakma oranlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p=0,006) görüldü. Hastaya asıl bakım veren hasta yakınlarında sigarayı bırakma oranları, diğer hasta yakınlarından daha yüksek bulundu (%27 vs %17, p=0,08) ancak aradaki fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. Yakınlarına akciğer kanseri tanısı konan katılımcıların sigara bırakma oranlarının (%40,4) diğer kanser türlerine göre (%16,9) anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0,001) tespit edildi. Sonuç olarak sigara içen kişilerin yakınlarında kanser gibi ciddi bir hastalık ortaya çıktığı durumlarda sigara bırakma konusunu daha motive oldukları görülmüştür. Bu kişilere gerekli destek sağlandığında daha yüksek sigara bırakma oranları sağlanabilir.