İstanbul University
Anabilim Dalı

Sosyoloji Anabilim Dalı

İstanbul University

825

Arşivlenen Tez

4

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İleri yetişkin bireylerin yer aldığı filmlerde yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı: (Stajyer ve Ben Daniel Blake örnekleri)

Bu çalışma filmlerdeki ileri yetişkin bireylere yönelik yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisini ele almayı amaçlamaktadır. Filmler önemli kitle iletişim araçlarından biridir. Kitle iletişim araçlarının en önemli işlevlerinden biri de düşünceleri yaymaktır. Toplumların düşünce yapılarının bilinmesini sağlamasından kaynaklı filmler tercih edilmiştir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan veriler Cristian Metz'in Göstergebilim kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Örneklem seçiminde olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu çerçevede, çalışmada yönetmenliğini Nancy Meyers'in yaptığı Stajyer (2015) ve yönetmenliğini Ken Loach'ın yaptığı Ben Daniel Blake (2016) filmleri yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı açısından göz önünde tutularak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca yerel boyutta incelenmenin yapılması amacı ile de Türk yapımlı Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Beyaz Melek filmi kısaca incelenmiş olup ekler kısmında yer almaktadır. İlk bölümde kavramsal ve kuramsal arka plana yer verilmiş olup; ikinci bölümde yöntem ve analize dair açıklamalar yapılarak filmlerin göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Bu filmler kararlaştırılmadan önce bazı filmler incelenmiş olup konunun anlaşılabilirliğine en iyi örneği teşkil edeceği düşünülen iki sinema filmi seçilmiştir. Ayrıca tez sürecince yararlanılan diğer kaynaklardan (makaleler,tezler ve diziler vb.) gerekli görülen yerlerde faydalanılmış ve bu çalışmada kullanılmıştır. Analiz süresince göstergelerin kullanımları izlenmiştir. Özellikle yaş ayrımcılığı ve toplumsal algıya dair göstergelere ulaşılmaya çalışılmış ve ayrıntılı görseller ile yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisi ele alınmıştır.

FilmGösterge bilimKüreselleşme+5
Merve Er
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pandemi sürecinde yaşlıların toplumsal konumu ve problemleri (Sakarya-Karasu örneği)

Dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfus oranlarındaki hızlı artış nedeniyle yaşlı ve yaşlılık dikkat çeken bir konu haline gelmiştir. Yaşlılara yönelik çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Pandemi gibi kriz dönemlerine fazla rastlanılmadığı için kendi problem alanını oluşturan bu süreçlerin toplumsal işlevselliği bozma ve sosyal alanda çatışmalara neden olma açısından incelenmesi toplum bilimleri için önem arz etmektedir. Pandemi süreci ve koronavirüs (Covid-19) hastalığının etkilerinin dezavantajlı gruplardan biri olan yaşlı bireyler üzerinden incelenmesi, Türkiye'de yaşlı bireyin konumu ve problemleri bağlamında özgün değer taşımaktadır. Koronavirüs hastalığıyla mücadele amacıyla uygulanan karantina ve sosyal izolasyon tedbirleri bağlamında pandemi sürecinin, risk grubu ve toplumsal dezavantajlı kesim içerisinde yer alan 65 yaş ve üzeri bireylerde; sağlık, psikoloji, sosyal, ekonomi, siyasal, iletişim ve sosyal aktivite alanlarına etkileri ve yaşlı bireylerin, pandemi algıları ve düşünceleri bu araştırma sayesinde görünür kılınmıştır. Bu araştırma için nitel yöntem uygun görülmüş ve durum çalışması yaklaşımı kullanılarak araştırmaya katılan katılımcıların, pandemi sürecinde yaşadıkları farklı boyuttaki problem alanlarının detaylarıyla ortaya çıkarılması için derinlemesine görüşme tekniğinden faydalanılmıştır. Süreç sınırlılığı bakımından 3 Ekim 2022 ile 24 Kasım 2022 tarihleri arasında Sakarya ilinin, Karasu ilçesindeki 16 katılımcıya amaçlı kartopu örneklemi kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırmanın saha çalışması süreci tamamlandıktan sonra elde edilen veriler, betimsel analiz ve söylem analizi yöntemi kullanılarak temalandırılmıştır. Bu araştırmada koronavirüs pandemisi sürecinin yaşlı bireyler üzerindeki etkileri; sağlık, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, siyasal, iletişim ve sosyal aktivite boyutları bağlamında incelenmiş, her boyut kendi çerçevesinde değerlendirilerek araştırma kapsamında yer alan yaşlı bireylerin sorunlarına ve pandemi konusundaki algılarına ulaşılmıştır. Koronavirüs pandemi sürecinin farklı boyutlarıyla yaşlı bireyler üzerindeki etkilerinin incelenmesinin, kriz süreçlerinde dezavantajlı gruplarda yaşanılan sorunların giderilmesi için bundan sonraki planlamalara ve politikalara rehberlik edeceği düşünülmekte ve bundan sonra yapılacak olan çalışmaların eksik görülen alanlar üzerinde gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

COVID 19EpdemiPandemiler+7
Mustafa Kol
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medyada toplumsal cinsiyet: Twitter iletilerinde Mahsa Amini örneği

Post-truth kavramı, bireylerin sosyo-kültürel çevre unsurlarından etkilenen, kişinin kendi öznel gerçekliği bağlamında nesnel dünyayı anlama ve yorumlama biçimi olarak ifade edilmektedir. Post-truth dönem, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte günümüzün en çok tartışılan konularından biri haline gelmiştir. Çünkü günümüzde sosyal medya bireyler için en önemli iletişim ve bilgi ağıdır. Kullanıcıların düşüncelerini rahatlıkla paylaşabildikleri, kendilerini ifade etme fırsatı buldukları bu platformlar, cinsiyete dayalı cinsiyetçi bir söylemi pekiştirirken, kullanılan dil de kadın düşmanlığını körükleyen cinsiyetçi bir üsluba göndermeler içermektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı İran'da Mahsa Amini olayları olarak bilinen olaylarla ilgili atılan toplumsal cinsiyet konulu Tweetlerin post-truth çerçevesinde analiz edilmesidir. Bu çalışmada, kadına yönelik şiddet söylemi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği Twitter'dan elde edilen veriler doğrultusunda hakikat sonrası bağlamlar ve yapısal mistifikasyonlar analiz edilmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde toplumsal cinsiyet ve sosyal medyadaki boyutuyla ilgili literatür ele alınmıştır ve post-truthla ilgili literatür tanıtıldıktan sonra ikinci bölümde araştırmanın metodunun kurgulanması sunulmuştur. Son bölümde ise araştırma bulgularına yer verilmiştir. Bulgular kapsamında MAXQDA 2020 yazılımından yararlanılarak İslamofobi ve Cinsiyetçilik, Kadın Bedeninin Politikleştirilmesi: Özgürleşme/Laiklik, Paylaşımlarda Cinsiyetçi Eril Dilin Üretimi, Post-truth Üretimin Nesnesi Olarak Cinsiyetçilik, "Günah Keçisi" Olarak Kadın Bedeni: Etnik ve Dini Temelli Cinsiyetçilik ve Post- Truth Siyaset Göstergesi Olarak Cinsiyetçilik ve Kadın Düşmanlığı temaları ortaya çıkmıştır.

Amini, MahsaHakikat Sonrası ÇağSayısal şiddet+5
Gülsüm Töngel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile içi iletişimde karşılaşılan problemler ve çözüm yolları: İstanbul örneği

Sosyal bir varlık olarak insanın başkalarıyla birlikte yaşamasının en temel ve en özel birimi ailedir. Toplumsal düzenin en önemli kurumlarından biri olan aile, bir erkek ve bir kadının evlilik sözleşmesi ile bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Ailede birlik, beraberliğin oluşabilmesi için eşler arasındaki ekonomik, idare ve psiko-sosyal konularda anlaşmanın ve uyumun sağlanması gerekmektedir. Evlilikle birlikte kadın ve erkeğin rollerinde oluşan değişmeler ve bu değişen rollerine uyum sağlamamaları, psikolojik, biyolojik, sosyal ve ekonomik açıdan bir düzen oluşturamamaları, eşlerin birbirlerine karşı aynı iletişim biçimini ve ortak bir anlayış sağlamamaları gibi etkenler, çatışma, tartışma, uyumsuzluk gibi sorunlara neden olmaktadır. Bu konu çerçevesinde yapılacak olan çalışmada kullanılan Aile Değerlendirme Formu 6 çift (12 kişi) üzerinde uygulanmıştır. Haftada, iki haftada, ayda birer kez uygulanmak üzere planlanmıştır. Araştırma evreni, İstanbul'dur. Bu araştırmanın konusu kapsamında yapılan literatür taraması sonucunda aile ve evlilik, evlilik doyumu ve uyumu, ailede iletişim, evlilikte bağlanma kuramı, çatışma ve evlilik çatışması, stresin nedenleri, belirtileri ve başa çıkma, depresyonun nedenleri ve türleri, öfke, eşlerarası şiddet türleri, problem çözme kavramı ve becerisi, aldatma nedenleri ve ilişkiye etkileri, boşanma neden ve çeşitleri başlıkları araştırmanın kavramsal çerçeve kısmını oluşturmuştur. İkinci bölümde ise araştırmanın uygulamalı çalışmasına yer verilmiştir. Çalışmanın konusu çerçevesinde ulaşılmak istenen veriler amacıyla oluşturulan araştırma sorularına, bu sorular ışığında oluşturulmuş olan araştırma ve görüşme formuna, kullanılan yöntem ve tekniğe araştırmanın evren ve örneklem grubuna, araştırma sonucunda elde edilen bulgular ve analizi, bu başlıklar altında bulunmuştur. Son bölüm olan değerlendirme ve sonuç bölümünde ise elde edilen bu verilerin araştırma sorularının aydınlatılmasında ne derecede etkili olduğu üzerine analizler yapılmıştır.

AileAile içi iletişimAile içi ilişkiler+7
Merve Yaşar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Takım çalışmasında kuşakların motivasyon kaynakları ve kuşak farklılıklarının liderlik stillerine etkisi

Hayatın her alanında olduğu gibi iş yaşamında da insan ilişkilerinin önemi yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Profesyonel çalışma hayatı içerisinde en az bireysel çalışmalar kadar önemli olan takım çalışmasında işbirliği ortamını oluşturabilmek ve çatışmanın önüne geçebilmek için en önemli faktör takım üyelerinin özelliklerinin bilinmesinde saklıdır. Takım çalışmalarında tek tek birey özelliklerinin önemli olmasının yanı sıra grubun birlikte iş yapabilme ve çözüme kavuşturabilme gibi özelliklerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Bir ekip çalışmasında ilk ve en önemli unsuru ekip liderinin özellikleri, gruba karşı tutum ve davranışları oluşturmaktadır. Çünkü tek tek bireylerin motivasyonları ne kadar güçlü olursa olsun bir arada anlamlı hale getiren ve bir takım aidiyeti zeminini oluşturan genellikle bir lider olmaktadır. Günümüzde X,Y ve Z olmak üzere 3 kuşağa aynı anda ev sahipliği yapan işyerlerinde takım çalışması içerisinde kuşakların motivasyonlarını belirlemek ve kuşak farklılıklarının liderlik rollerine yansıyan etkilerini tespit edebilmek için; Çok Boyutlu İş Motivasyonu Ölçeği, Takım Çalışmasına Yatkınlık Ölçeği ve Lider Davranışlarını Betimleme Ölçeği olmak üzere 3 farklı ölçek ile anket çalışması yapılmış ve 399 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın evrenini hizmet sektöründe faaliyet gösteren beyaz yaka çalışanlar, örneklemini ise İstanbul'da yer alan sigorta şirket çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma sonuçları incelendiğinde genç kuşakların dışsal motivasyonlarının kendilerinden önce gelen kuşaklara göre daha etkin olduğu, ekip yöneten bireylerin büyük bir çoğunluğunun X kuşağı mensubu oldukları, Z kuşağının çalışma hayatına yeni yeni adım atmış olduğu sonuçlarına varılmıştır.

Kuşak farklılıklarıKuşaklarLiderlik+3
Büşra Kabulantok
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisi döneminde Sakarya ilinde Türk ailesi

Çalışmanın amacı Covid-19 Pandemisi sürecinde ailede yaşanan değişimlerin temel çıkış noktalarını anlamak, değişimleri gözlemlemektir. Farklı dinamikler üzerine inşa edilen Türk ailelerinde yaşanan etkileri ortaya çıkartmaktır. Olası bir salgın durumunda Türk toplumu için aile temelli eksiklerin belirlenmesi ve ihtiyaçların daha çabuk giderilmesi noktasında ışık tutmaktır. Bu çalışma Covid-19 Pandemisini afet sosyolojisi çatısı altında değerlendirmektedir. Yaşanan bu afette Türk aile yapısının ekonomik, psikolojik ve sosyal alanlarda nasıl etkilendiği ve bu sürecin ne gibi değişimlere neden olduğunu tespit etmek ana hedef olarak belirlenmiştir. Bu araştırma kapsamında belirlenen 8 aile tipolojisi üzerinden Covid-19 Pandemisi sürecinde ailelerde gözlemlenen değişen durumlar ele alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ve katılımcı gözlem teknikleri bir arada birbirini destekleyecek şekilde kullanılmıştır. Aile tipolojileri katılımcı gözlem sürecinde yapılan gözlemler sonucunda oluşturulmuştur. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu temel alınarak 1 Eylül – 1 Ekim 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda Covid19 Pandemisi'nin Türk ailesi üzerindeki etkilerinin kalıcılığının aile yapılarına göre değiştiği tespit edilmiştir. Pandemi öncesinde aile içerisinde sorun yaşayanlarda sorunlarda artış gözlemlenmiştir. Aileyi etkileyen en önemli etkenin kayıp olduğu görülmektedir. Bu kayıp hem aile bireylerinden birinin kaybı hem de maddi kayıp şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada saptanan değişimlerin mevcut durumda etkilenen ailelere destek çalışmalarının planlanmasında ve bundan sonraki olası Pandemi durumlarında alınması gereken önlemlerin planlanmasında yardımcı olacağı düşünülmektedir.

AfetlerAileAile hayatı+5
Bilge Berika Yavuz Ömerbaşoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bedene estetik müdahale olgusu üzerine nitel bir çalışma: Pierre Bourdieu perspektifiyle değerlendirmeler

Modern hayatın içinde beden hiç olmadığı kadar bireyselleşirken kimliklerin beden üzerinden oluşturulması bedenin değiştirilebilirliğini teşvik etmektedir. Beden imgesinin oluşturulması kültürel dinamiklerle belirlenirken kişiler bedenlerini toplumsal kabul görme üzerinden şekillendirmektedirler. Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren çağdaş sosyal teoride farklı açılardan tartışılmaya başlanan beden, sosyoloji literatüründe özel bir alana sahiptir. Sosyal teorisyenler tüketim kültürü içinde ticarileşmiş bedeni, feministler bedene dayatılan toplumsal kabulleri, Foucauldian analistler iktidar biçimlerinin beden üzerinden gerçekleştiğini, teknolojik gelişmelere dair okumalar bedenin belirsizleştiğini tartışmaktadırlar. Beden sosyolojisi literatüründen oluşturulan bu araştırma da modern bedenin estetik cerrahi işlemlerle olan ilişkisi anlamlandırılmıştır. Estetik cerrahi ve cerrahi olmayan operasyonlar kültürel ürün olarak değerlendirilmiştir. Estetik cerrahi ve beden etkileşimi iktidar ve kültür tartışmalarını birleştiren Pierre Bourdieu sosyolojisinde özelleştirilmiştir. Gündelik hayatın bir parçası haline gelen ve normalleştiği görülen estetik işlemler çoklu yapısal özellikler ve kültürel dinamiklerle ilintilidir. Bu dinamiklerin başında küreselleşme, tüketim, tıbbın toplumlar üzerinde oluşturduğu tahakküm, cinsiyet, dini ve ideolojik yapı, medya araçları ve ünlü etkisi gelmektedir. Yaşam tarzı üzerinden oluşan toplumsal ayrışmaları okuyan Pierre Bourdieu'nün habitus, ayrım, beğeni, kültürel beden sermayesi, sosyal ve simgesel sermaye, tahakküm ve simgesel güç kavramları üzerinden estetik operasyonlar anlamlandırılmıştır. Kültürel tüketimin içinde yer alan beden estetiği işlemleri gelir durumu, meslek ve eğitim durumu, cinsiyet, yaş ve yaşanılan semt yapılarının kesişimselliğinde anlamlandırılmıştır. Tüketim şekilleri üzerinden bireysel kimliklerin oluşturulması toplumsal sınıf ve tabakalaşmaları belirsizleştirmiştir. Sınırlar belirsizleştikçe yaşam tarzı ve tüketim ilişkisinin yapısal temellerinde kopuşlar meydana gelir. Tüketim şekli olan estetik işlemler ve tercih edilme durumlarının homoloji argümanı içinde beğeniye yaklaşan Pierre Bourdieu sosyolojisinde ayrışmaları oluşturan yaşam tarzı pratiklerinden farklı bir yapı oluşturduğu anlaşılmıştır.

BedenBeden sosyolojisiBourdieu, Pierre+1
Reyhan Yüksel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'den Almanya'ya nitelikli emek göçünün kesişimsel analizi: 'Yeni dalga' örneği

Bu çalışma, Türkiye'de 2010 yılından itibaren hızlanan, 2013 yılı itibariyle dikkate değer bir şekilde artan ve gerek medya gerekse politikacılar tarafından "Türkiye'nin nitelikli genç kaybı" ya da "beyin göçü" olarak dile getirilen, uluslararası göç akışı içerisinde de 1990'lı yılların ortası ve 2000'lerden itibaren eğitim ve uzmanlığın uluslararasılaşması ile gittikçe büyüyen bir öneme sahip olan yüksek nitelikli göçü ve profesyonellerin hareketliliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'den Almanya'ya giden nitelikli bireylerin göç etme kararlarına ilişkin, nitel araştırmanın fenomenolojik deseni kullanılarak, yarı-yapılandırılmış sorular içeren 33 görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, araştırmacının kendisinin de araştırma boyunca nitelikli göçmenliği deneyimlediği için, çalışma aynı zamanda oto-etnografik ögeler de barındırmaktadır. Bu çalışmada, göç etme kararları arkasında yatanların sadece bireysel ya da sadece yapısal sebepler olmadığı; bu sebeplerin birçok şekilde kesiştiği gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları nitelikli göçe sebeplerini mikro, mezo ve makro seviyeleri ve ardından; bulguların ikinci bölümünde göç ettikten sonra bunların nasıl dönüştüğünü göstermeye çalışmıştır. Araştırma sonucunda, 2013 yılından itibaren Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik krizler ve bunların insanların günlük hayatlarına, iş yaşantılarına, eğitimlerine etki etmesi ile, göç etme kararı veren insanların ortak deneyimlerinin sonucu olarak ortak bir duyguya/hissiyata sahip oldukları söylenebilir: Hayatın her alanındaki güvensizlik ve belirsizlik kaygısından kaynaklanan bir huzursuzluk hissi. Bu duygu; yaşam tarzına müdahale, politik çatışmalar, hukuk ve adalete güvenin azalması, ekonomik krizin etkileri, eğitim sisteminin sürekli değişmesi ve eğitim alanında nitelik kaybı, eşitsizlik, işsizlik, çalışma koşullarının ağırlığı, özel/sosyal hayatın kalmamasına, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik algıları ve dolayısıyla temel güvenlik hissinin kaybı gibi makro, mikro ve mezo düzeyde birçok kesişimi barındıran yeni dalga göç olarak adlandırılan göç dalgası içerisinde Türkiye'ye özgü bir "huzursuzluk göçü" olarak karşımıza çıkmaktadır.

Beyin göçüGöçlerHareketlilik+3
Burçe Orhan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir sanal cemaat örneği olarak Twitter'daki fan kitlelerinin parasosyal etkileşim ve omniptikon açısından incelenmesi

Teknolojinin gelişmesi ve internetin hayatımıza girmesiyle beraber, geleneksel kitle iletişim araçlarından farklı olarak, sosyal medya hayatımızın her alanında yaygınlaşarak gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Sosyal medya, kullanıcıların birer profil oluşturarak çift yönlü etkileşimde bulundukları, bireylerin birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan, birbirlerini eleştirerek yorum yapabildikleri bir etkileşim ortamı sunan ve bir taraftan kendi kültürlerini üreten platformları içermektedir. Ayrıca sosyal medya platformları, kullanıcılarına herkesin herkesi gözetleyebildiği omniptik bir alan sunmaktadır. Bu platformların izleyici konumunda olan bireyler ile medya karakteri arasında kurulan tek taraflı ilişkiyi ifade eden parasosyal etkileşimin kuvvetlenmesine ve bu etkileşimi ilişkiye evirerek devamlı olmasına katkı sağladığı düşünülmektedir. Bu bağlamda yaygın sosyal medya platformlarından biri olan Twitter'da bir veya birden çok medya karakteri etrafında toplanmış olan anonim fan kitlelerinin dijital bir cemaat oluşturduğu, ihtiyaç ve amaçları doğrultusunda bu sosyal mecrayı yoğun bir biçimde kullandıkları gözlemlenmiştir. Bu araştırmanın genel amacı; belirli bir medya karakteri veya medya içeriği etrafında toplanmış anonim fan hesaplarının davranış örüntülerini belirlemek ve bu konuyu parasosyal etkileşim ve omniptikon çerçevesinde ele almaktır. Twitter'daki fan kitlelerini yaşadıkları parasosyal etkileşim, kullanım motivasyonları ve sanal bir cemaat olarak sergiledikleri davranış örüntüleri açısından ele alan bir araştırma bulunmamakla beraber bu kitlelerde gözetleme kültürü ve cemaat özellikleri gözlemlendiğinden durum tespitinin yapılması önem arz etmektedir. Bu araştırmanın ilk bölümünde medyanın kullanıcılar üzerindeki etkisini daha iyi anlamak adına geleneksel medyadan sosyal medyaya geçiş süreçleri ele alınacaktır. İkinci bölümde ise araştırmamızın merkezinde olan Twitter'daki fan kitleleri; gözetim, parasosyal etkileşim, kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, dijital cemaat ve kimlik bağlamında teoriksel olarak açıklanmaya çalışılacaktır. Araştırmanın üçüncü bölümünü yöntem kısmı oluşturmaktadır. Karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilen bu araştırmanın nitel yöntem basamağını netnografi tekniği, nicel yöntem basamağını ise anket tekniği oluşturmaktadır.

FanlarKimlikMedya+4
Elanur Fatma Uzak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hafızlık proje okullarındaki öğrencilerin teknolojiye tekno-dindarlığa yönelik tutumları: Düzce ili örneği

Bu çalışma, ortaöğretimde hafızlık eğitimi alan öğrencilerin teknolojiye yönelik tutumlarını ve teknoloji ile bütünleştirilmiş eğitimle birlikte tekno-dindarlığa yönelik görüşlerini belirlemek; bu tutumların program türü, cinsiyet, sınıf düzeyi ve yerleşim yerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama sürecinde ortaöğretim öğrencilerinin teknolojiye yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla genel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma 2022-2023 eğitim-öğretim Fen ve Teknoloji Hafız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin ortaöğretim bölümünde öğrenim görmekte olan 125 erkek öğrenci, Mehmet Akif İnan Hafız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin ortaöğretim bölümünde öğrenim görmekte olan 146 kız öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Yurdugül ve Aşkar tarafından hazırlanan "Öğrencilerin Teknolojiye Yönelik Tutum Ölçeği (ÖTYT)" ve Torun tarafından hazırlanan "Tekno-Dindarlık Ölçeği (TDÖ)" kullanılmıştır. Araştırma verileri dijital ortamda toplanmış ve bilgisayar ortamında çözümlenerek yorumlanmıştır. Verilerin analizinde dağılımın normalliğini test etmek maksadıyla Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Yapılan normallik testine bakıldığında verilerin bütün analizler açısından normal dağılım gösterdiği görülmüştür. Dağılımın normal olması sebebiyle örneklemin karşılaştırılmasında bağımsız gruplara t testi, ikiden fazla olan örneklemin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi tercih edilmiştir. Araştırmada sonuç olarak örgün eğitimle birlikte hafızlık projesinde öğrenim gören öğrencilerin teknolojiye yönelik tutumları ile sınıf düzeyi ve cinsiyet arasında anlamlı fark tespit edilmiştir (p<.0.05). Ancak sınıf düzeyi ve cinsiyet bağımsız değişkenleri bağlamında tekno-dindarlığa dair anlamlı bir fark tespit edilememiştir. (p<0.05). Diğer yandan gerek teknolojiye yönelik tutum gerek tekno-dindarlık bağlamında yerleşim yeri ve program türü açısından da anlamlı bir fark tespit edilememiştir (p<0.05).

Din eğitimiDindarlıkHafızlık+7
İbrahim Dikmen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afganistanda prematür evliliklerin sebepleri ve sonuçları

Erken evlilik, bir erkek ve bir kadın arasındaki, bir veya her iki tarafın da bu ilişkiden memnun olmadığı bir ilişki türüdür ve çoğunlukla uygun evlilik olarak adlandırılır. Genellikle bu tür bir evlilikte anne baba gibi kişiler, kızı ve erkeği ikna etmek için baskı ve şiddete başvururlar. Bazen bazı anne babalar çocuklarının temel haklarına dikkat etmeyerek bu evliliklere sebep olurlar. Erken evlilik dünyanın birçok ülkesinde ve ülkemizde de var olan bir sorundur. Bazı kimseler, anne ve babaları gibi kişilerin isteği üzerine, gönül rızası olmadan başka biriyle evlenmeye rıza gösterirler. Aile içi şiddet korkusu birçok kız ve erkek çocuğunu erken evlenmeye zorlar ve eğer aile bu isteğe karşı çıkarsa kişi en ağır fiziksel ve ruhsal zararı görecektir. Afganistan'da ne yazık ki çoğu gönülsüz evlilik anlayışına sahip olmadan, fiziksel ve zihinsel olgunluğun olmadığı durumlarda gerçekleşen reşit olmayan evliliklerin sayısı oldukça fazladır ve bu durum sosyal, insani ve ahlaki birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Anketin istatistiksel analizleri sonucunda Afganistan toplumunda halen Prematüre evlilik kültürü devam etmektedir ve diğer ülkelerde bu sorunun oluşmasını engelleyen bazı değişkenler (bariyerler) bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı: (1)Afgan toplumunda Prematüre evliliğin nedenleri ve sebepleri belirlemek. (2) Bu sorunun çözümleri belirlemek. (3) Afgan toplumunda Prematüre evlilik geleneğini kırmanın en etkili yolunu tanımak. (4) Dünyanın farklı yerlerinde prematüre evliliğin nedenini tanımaktır. Anket ile elde edilen araştırma bulgularına göre: Afganistan'da erken yaşta ve çocuk yaşta evliliklere çeşitli faktörler neden olmaktadır. Başlıca nedenler arasında yoksulluk, ebeveynlerin kararı, kötü ekonomik durum, eğitim eksikliği, Kültür ve aile yaşam tarzı sayılabilir.

AfganistanErken evlililkEvlilik
Nabıla Shaheedmal Omarı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoksulluk bağlamında gençlerin sosyal dışlanma deneyimleri: Mardin örneği

Yoksulluğun ortaya çıkardığı risklerden birçok grup etkilenmektedir. Bu gruplar içerisinde en çok etkilenen gruplardan biri de gençler olmaktadır. Gençlerin yoksulluk bağlamında yaşadığı sosyal dışlanmayı ortaya çıkarabilmek için gençlerin yaşadığı sorunların belirlenip ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bu çerçevede bu çalışmada, Mardin'de ikamet eden gençlerin sosyal dışlanma deneyimlerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiş ve bu hedefe ulaşmak adına güvenlik, sağlık, eğitim, barınma, toplum kaynakları, istihdam, maddi kaynaklar ve sosyal kaynaklar gibi alt amaçlar belirlenmiştir. Araştırmanın metodolojisi, yorumlayıcı paradigma çerçevesinde, nitel araştırma yöntemi ile olgu bilim deseni kullanılarak ortaya çıkarılmıştır. Mardin evreni içerisinde amaçlı örneklem tekniklerinden biri olan kartopu örnekleme yoluyla belirlenmiş yoksul gençler ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formuna gençlerin verdikleri cevaplar alt temalar haline getirilerek, metin içerisinde kodlanmıştır. Birinci bölümde yoksulluk, genç yoksulluğu ve sosyal dışlanma hakkında kuramsal bilgi; ikinci olarak, Türkiye'deki gençlik politikaları; son olarak da, metodoloji ve bulguların analizi tartışılmıştır. Sonuç olarak gençler; yaşadıkları yerlerde madde kullanımı ve şiddet olaylarının yaygın olmasından ötürü huzursuz hissetmekte, ekonomik koşulları sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemekte, güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalıştırılmakta, yaşadıkları evin fiziksel görünümünden ve bu yerlerde banka, spor mekânları, toplu taşıma araçları gibi kaynakların yetersizliğinden ötürü dışlanmış hissetmekte, eğitimde maddi yetersizliklerden ötürü arkadaş ortamlarında dışlanmakta ve son olarak kütüphane ve internet gibi kaynaklara erişimde sorunlar yaşamaktadırlar. Yoksulluğun ağır koşulları altında var olmaya çalışan gençlerin deneyimledikleri yoğun ve çok katmanlı dışlanmayı idrak edebilmek ve bu döngüyü bozmak da yalnızca çok boyutlu politikalar ile mümkündür. Bu anlamda, geliştirilecek politikalara bu çalışmanın rehberlik edeceği düşünülmektedir ve ilerideki çalışmaların ise eksik görülen alanlar üzerine gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

DışlanmışlıkGençlerGençlik+5
Zehra Ağırman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dini gruplara mensup ebeveynlerin yetişkin çocuklarının gözüyle tarikat ve cemaatler

Tarikatlar ve cemaatler tarih boyunca içinde bulundukları toplumları muhtelif yönlerden etkileyerek derin izler bırakmışlardır. Bu açıdan her ne kadar zaman zaman tartışma konusu olsalar da toplumun tarihsel ve sosyolojik birer gerçeğidir. Toplumsal değişme dönemlerinde toplumdaki diğer kurumlar gibi tarikat ve cemaatler de etkilenerek değişime ve dönüşüme uğrarlar. Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin bir sonucu olarak, mevcut tarikat-cemaat formu, asırlar önceki görünümünden oldukça farklılaşmıştır. Bugün, gelenekle irtibatını koparmamakla beraber değişime de uyum sağlayan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Toplumsal yapı üzerindeki etkileri olumlu olduğu kadar olumsuz görünümlere de sahiptir. Bu durum aynı zamanda toplumda tarikat ve cemaatlere yönelik farklı bakış açılarını ortaya çıkarmıştır. Araştırmamızda tarikat ve cemaatler, ebeveynleri dini grup mensubu olan gençlerin gözüyle incelenerek; dini grupların müntesipleri üzerindeki etkileri, toplumdaki olumlu ve olumsuz fonksiyonlarının neler olduğu ve aile içi ilişkilere etkisi gibi sorunsallar açıklanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ile yapılan bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Ebeveynleri bir dini grup mensubu olan 18 yaş üstü bireylerle görüşülmüştür. Araştırmanın bulguları betimsel çözümlemeden yararlanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, dini grupların anne babalar üzerindeki etkisinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ebeveynlerin karakterlerinin ve dindarlık algısının, çocuklarıyla iletişim kurma biçimlerini şekillendirdiği görülmüştür. Bu durum bazı ailelerde çatışmaların yaşanmasına sebep olmuştur. Ayrıca ebeveynlik biçimlerinin çocukların dine ve dini gruplara yönelik bakış açılarını etkilediği tespit edilmiştir.

Aile içi ilişkilerAna-çocuk etkileşimiBaba-çocuk etkileşimi+7
Sultan Dede
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Almanya'dan Türkiye'ye nitelikli geriye göç hareketi: Karar verme ve yeniden uyum süreçleri

Çalışmanın temel amacı Almanya'da yaşamış nitelikli Türkiye kökenli göçmenlerin hâlihazırda orada niteliklerine uygun bir işte çalışıyorken Türkiye'ye dönme kararlarını ve döndükten sonra yaşadıkları yeniden uyum süreçlerini etkileyen dinamikleri anlamaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda geriye göç teorileri ve yeniden uyum kuramları incelenerek detaylıca aktarılmaya çalışılmıştır. Nitel bir çalışma olarak tasarlanan ve yorumsamacı yaklaşımın benimsendiği bu çalışmanın araştırma deseni fenomenolojidir. Amaçlı örneklem yöntemine uygun lisans/yüksek lisans/doktora eğitimlerinden biri veya birkaçını Almanya'da tamamlamış, Almanya'da en az beş sene yaşamış veya profesyonel iş yaşamına dahil olmuş ve en az iki sene önce Türkiye'ye dönmüş 47 kişiyle görüşülmüştür. Araştırmanın veri toplama tekniği yarı yapılandırılmış görüşmedir. Bu görüşmelerden elde edilen veriler nitel veri analiz programı olan MAXQDA ile analiz edilmiştir. Araştırma soruları çerçevesinde belirlenen dönüş motivasyonları, aidiyet sarkacı, yeniden uyum süreci, yeniden göç etme eğilimleri temaları çerçevesinde betimsel analiz gerçekleştirilmiştir. Geri dönüş kararı tek bir nedene bağlı olmamakta, başta ayrımcılık deneyimleri olmak üzere ona eklemlenen iklimin bunaltıcı olması, sosyal yaşamın hareketsizliği, çocukların Türkiye'de eğitim almasının istenmesi gibi gerekçelerle gerçekleşmektedir. Türkiye'deki yeniden uyum süreçlerinde başlıca sorun alanlarıyla iş hayatında ve sosyal yaşamda karşılaşılmaktadır. Türkiye'deki kariyerleri genellikle "kültürlerötesi sermayelerini" kullanabilecekleri işlerde sürdürmüşlerdir. İlk sosyalleşmesini Almanya'da yaşayanların Türkiye'ye gelişlerinin "varoluşsal bir köklere dönüş" olduğu, Türkiye'de yaşamanın idealize edildiği gibi olmadığı deneyimlendiğinde "karşıt bir diaspora" ve "tersine bir ulusötecilikten" söz edildiği görülmüştür.

AlmanyaGeriye göçNitelikli iş gücü+5
Zehra Hopyar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yaşayan Bangladeşli sığınmacıların ve göçmenlerin Türk toplum yaşamına uyum süreci

Bu araştırma Bangladeşli göçmenlerin ilişkilerini ve Türkiye'deki sosyo-kültürel hayata katılımlarını inceleyecektir. Buradaki birincil araştırma sorusu "Türkiye göçmenler için ev sahibi ülke olarak hangi rolleri oynamaktadır?" şeklindedir. Temel olarak bu çalışma Bangladeşli göçmenler üzerine odaklanacaktır. Türkiye ve Bangladeş iki Müslüman ülkedir; uzun süredir karşılıklı olarak iyi ilişkilere sahiplerdir. Günümüzde, her iki ülke de diplomasi, ticaret, göç, eğitim ve savunma gibi çeşitli sektörlerde işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Geçmiş yıllardan itibaren Bangladeş'ten Türkiye'ye, çoğunluğu öğrenciler ve iş adamları olmak üzere, oldukça düzenli bir göç akışı vardır. Türkiye'nin bu kimseleri sosyal ve kültürel açıdan kucaklama ve araştırma için güvenli bir zemin sağlama yöntemi takdire şayandır. Bu çalışma Türkiye'nin Bangladeşli göçmenlere olan muamelesinin nasıl olduğunu ve Bangladeşli göçmenlerin nasıl muamele görmek istediklerini, eğer herhangi bir şekilde ayrımcılık söz konusu ise bunun ne gibi olumsuz yönleri olduğunu tüm yönleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye'de verilen eğitim hizmetinin kalitesi yüksektir ve Bangladeşli göçmenlerin çoğunluğunun öğrenci olması bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu çalışma Türkiye'deki Bangladeşli göçmenlerin sosyo-kültürel yönlerini, uyum sürecini, amaçlarını ve geleceklerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yalnızca bireylerin eğitimi, işleri ve kariyerleri ile ilgili yönleri değil, bunlara ek olarak asimilasyon ve entegrasyon süreçleri de incelenecektir. Her birey farklı bir macera resmeder, bazıları yeni bir yerleşim yerine uyum sağlamayı kolay bulur, bazıları ise gerçekten zor bir alışma sürecinden geçer. Bu çalışma beslenme, dil, insanlar, popüler kültür, toplumsal kurallar ve eğlence anlayışı gibi farklı bakış açıları üzerinden sonuca ulaşacaktır. Bangladeş'ten Türkiye'ye yönelik devam eden göç akışı her iki ülke için de önemli düzeyde imkânlar ortaya koymaktadır. Böylece, bu uyum süreci, şu anda, oldukça önemli bir hal almıştır. Bu konunun arka planı belirli bir topluluğun yaşamının tüm yönlerini kapsayacağı için sınırlı konularda bilgi verecektir. Çünkü bir toplumun yaşamının tüm yönleri birlikte incelenemeyecek kadar detaylı ve büyüktür. Göçmenlerin Türkiye'de ikamet etmek ve buraya yatırım yapmak konusunda cesaretlendirilmesi her iki taraf için de bir kazan-kazan ilişkisi ortaya koyacaktır.

BangladeşGöçlerGöçmenler+5
Easmın Akter Eva
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Teknolojinin kadına yönelik şiddet üzerindeki etkileri: Kuzey Irak-Erbil örneği

İnsanlığın doğuşundan bu yana, gerek bireyler gerekse toplumsal gruplar arasındaki şiddet problemi, çeşitli biçimlerde ortaya çıkmakla birlikte günümüzde de halen devam etmektedir. Kadına yönelik şiddet problemi de, geçmişten günümüze devam eden problemlerden birisidir. Çağımızda ise fizyolojik yapı bakımından erkeğe göre daha zayıf olan kadınlara yönelik şiddet, fiziksel, sözlü, psikolojik, cinsel ve teknik olmak üzere birçok biçimde görülmektedir. Bu nedenle, kadınlara yönelik şiddetin sebepleri ve etkileri konusu günümüzde toplumsal problemlerin en önemlilerinden birisi olarak görülmektedir. Bu öneminden dolayı, son yıllarda konuyla ilgili araştırmalara gittikçe daha fazla önem verilmektedir. Özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, çevrimiçi ve sosyal medyada kadına yönelik şiddet uygulamayı kolaylaştırdığına yönelik çalışmalar dikkati çekmektedir. Ancak, uzun yıllardan beri devam eden savaş şiddeti ve toplumsal çatışmaların içinde kalan Kuzey Irak bölgesinde, teknolojinin etkilerine paralel olarak devam eden şiddetin nedenleri ve sonuçlarına yönelik yeterince çalışma yapıldığı söylenemez. İşte bu nedenle bu tezde, Kuzey Irak bölgesindeki kadınlara yönelik şiddet ve teknoloji kullanımının kadına yönelik şiddet üzerindeki etkileri incelenmiştir. Öncelikle tezin amacı, şiddet mağduru olan veya şiddete maruz kalan kadınlara yönelik şiddet olgusunu verilere dayalı olarak belirlemektir. İkinci olarak ise, kadınlara yönelik şiddetin azaltılmasına yönelik çözüm yolları sunmaktır. Araştırmada kültürel nedenlerden dolayı kadınların özel konuları konuşmaktan çekinecekleri varsayılarak, niceliksel bir yöntem olan, betimsel araştırma modeli tercih edilmiş ve araştırma tekniği olarak da anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın evreni olarak, Irak'ın Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin başkenti olan Erbil şehri belirlenmiştir. Çalışmaya katılmak için gönüllü olan 160 gönüllü kadından oluşan bir örneklem grubu, Kuzey Irak'ın başkenti Erbil'de ikamet eden gönüllülerden oluşan araştırmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak teknolojinin kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisini değerlendirmek için 14 soruluk bir form ve 4 soruluk sosyo-demografik bilgi formu yer almıştır. Elde edilen veriler SPSS 29.0 paket programı kullanılarak işlenmiştir. Araştırma sonucunda sosyal medyanın kontrol edilemez bir noktaya ulaştığı ve aile mahremiyeti üzerindeki etkisinin kadına yönelik şiddete neden olduğu tespit edilmiştir. Kadına yönelik şiddette iyi ve temiz niyetin istismar edilen bir faktör olduğu da belirlenmiştir. Ayrıca, günlük internet ve sosyal medya kullanım sıklığı ile kadına yönelik şiddet arasında anlamlı bir ilişkili olduğu da anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar dikkate alınarak, iletişim teknolojilerinin bir toplumun başta aile ilişkileri olmak üzere, sosyal ve kültürel yapısı üzerinde çok önemli etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Hersh Fakhralddin Musher Musher
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal model bağlamında Türkiye'de engellilik (Farkındalık ve erişilebilirlik)

Bu çalışma ile; engelliliği açıklayan modeller ile birlikte sosyal model yaklaşımının Türkiye'de sosyal ve toplumsal yaşama yansıması, bu modelin etkisi ile engelli bireyler yararına gerçekleştirilen yasal ve sosyal politikalar, engelli bireylerin topluma tam ve eşit katılımını sağlamaya yönelik hayata geçirilen farkındalık ve erişilebilirlik çalışmaları ve bu çalışmaların uygulama ve anlayış bakımından Türkiye'de ne kadar etkili olabildiği ve ne ölçüde benimsenebildiği tüm engel gruplarını kapsayacak şekilde literatür tarama yöntemi ile ele alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Engelliliğin ele alınışında hakim anlayış olan tıbbi model yaklaşımından sonra engellilik anlayışını yeniden biçimlendiren sosyal model yaklaşımı; engellilerin ve engelli olmayan bireylerin engellilik algısına yönelik sosyal ve kültürel ifadelerin değişmesine öncülük ederek engelliliği tanımlamada tıbbi modelin etkisini azaltmış ve engelliliği kişinin sosyal çevresindeki yetenekleri ve kazanımları ile ilişkilendirerek tanımlamıştır. Sosyal modelin en çok üzerinde durduğu nokta, engelliliğin toplumun başarısızlığı oluşudur ve bu başarısızlığın kaynağı engellilere yönelik ayrımcılıktır. Sosyal model etkisi ile tanımı ve hakları değişen engelli bireyler için Türkiye'de yakın zamanda ancak belli bir hızda çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Bu politikalara zemin hazırlayan yasal gelişmeler ile birlikte önceleri yalnızca sağlık alanında hakları tanınan engelliler, sosyal model anlayışının yaygınlaşması ile gelişen erişilebilirlik ve farkındalık çalışmalarının da yardımıyla toplumsal tüm alanlarda yer bulabilmeye başlamışlardır. Türkiye'de engelli bireylerin toplum içinde bağımsız ve etkin yaşamı amacıyla yapılan çalışmaların önemi ve yoğunluğu azımsanmayacak ölçüde olsa da; henüz uygulama alanı, miktarı ve nitelikleri bakımından bu çalışmaların engellilerin topluma tam adaptasyonunu sağlama noktasında yeterli olmadığı görülmektedir.

Grup odaklı sosyal hizmetKültür sosyolojisiSağlık sosyolojisi+2
Funda Eyüpoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Max Weber ve Emile Durkheim'de din olgusu: Mukaiseli bir yaklaşım

Bu çalışmada Sosyoloji biliminin iki önemli düşünürü Max Weber ve Emile Durkheim 'in din olgusuna ilişkin görüşleri yer almaktadır. Bu amaç doğrultusunda Max Weber ve Emile Durkheim`in diğer sosyal bilimciler gibi çalışmalarında bulunan din olgusuyla ilgili görüşleri referans alınarak din görüşlerindeki benzerlik ve farklılaşmaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Toplumun iki farklı sosyolojik kesimlerinden gelen biri yeni-Kantçı ve Alman sosyolojisik geleneğinin ağır bastığı Weber diğeri ise, Fransız pozitivist sosyoloji geleneğinin etkisinde olan Durkheim sadece sosyolojinin değil, aynı zamanda din sosyolojisinin klasikleri arasında yer alan isimlerdendir. Max Weber ve Emile Durkheim`in teorileri günümüz sosyoloji ve din sosyolojisi alanında hala etkilerini göstermektedir. Weber`in din olgusuna ilişkin görüşleri "Protestan Ahlakı ve Kapitalist Ruh" eserinde yer almaktadır. Weber bu eserinde "dinin ne olduğunu söylemek, böyle bir tanımın araştırmanın başında yapmanın mümkünsüz olduğunu" belirtmiştir. Durkheim ise din görüşlerini "Dini Hayatın İlkel Biçimleri" eserinde kaleme almıştır. Durkheim bu eserinde "gözlemle bize tanıtılabilecek en basit ve en ilkel dini belirlemek için, ilk önce din olarak doğru anlaşılan şeyi tanımlamamız gerektiğini "bildirmektedir. Çalışmada ilaveten Weber ve Durkheim`in sosyolojik bakış açılarını iyi anlamak maksatlı genel olarak sosyolojik yaklaşım şekillerinede kısa ve öz şekilde değinilmektedir. Ayrıca çalışmada "Dinin Sosyal Gerçekliği" başlığı altında din sosyolojisinin doğuşu ve gelişimi, dinin sosyal bilim alanındaki yeri ve önemi, dinin sosyal olaylar karşısındaki işlevinede değinilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Weber ve Durkheim`in din olguna ilişkin görüşleri mukaiseli bir şekilde yer almaktadır.

Din sosyolojisiDurkheim, EmileWeber, Max
Amina Mustafayeva
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor pratiklerinin sosyal tabakalara göre gösterdiği fark ve sporun dikey hareketlilikteki rolü

Sosyal tabakalaşma, toplumdaki insanların gelir seviyesi, eğitim düzeyi, meslekleri ve sosyal statüleri gibi faktörlere göre gruplandırılmasıdır. Farklı sosyal sınıflar, farklı kültürel ve ekonomik sermayelere sahiptir ve bu durum onların yaşam tarzını etkiler. Başka bir deyişle, farklı sosyal sınıflardan olan bireylerin kültürel ve ekonomik sermaye birikiminden boş zaman etkinliklerine kadar yaşam tarzlarında farklılıklar görülür. Bu çalışma, sporcu ve spor izleyicisi olan farklı sosyal sınıflardan bireylerin sahip oldukları kültürel ve ekonomik sermayenin, yaşam tarzlarına ve tüketim alışkanlıklarına yansımalarına ışık tutmaktadır. Sosyal tabakalaşma, sınıfsal farklılıklar, ekonomik, kültürel, sembolik, sosyal sermaye, yaşam tarzı ve tüketim kültürünün spora yansımaları; lisanslı sporcularla görüşme yapılarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda; spor tercihlerinin, yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarının ekonomik sermayeyi elinde tutanlar tarafından belirlendiği, dikey hareketlilik sonucunda başarılı sporcuların yaşam tarzının kökten değişebileceğine ulaşılmıştır. Spordan önce habitus, yapılmak üzere seçilen sporun türünü etkilemektedir. Habitusunda zaten sporla ilgilenen bireyler varsa, kişinin, spora yönelimi artmıştır. Aynı zamanda, habitusundaki bireylerin kişiyi yönlendirdiği spor seçilen branşın türünü etkilemiştir. Kişiyi; arkadaşları, ailesi, akrabaları spora yönlendirmiştir ya da kişi çevresinde sporla ilgilenen bireyleri gördüğü için kendiliğinden spora yönelmiştir. Analizler sonucunda, bireylerin spor tercihlerini en çok etkileyen unsurların habitusları ve sosyal sermayeleri olduğuna ulaşılmıştır.

İrem Nur Dabak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Etno-kültürel özellikleriyle Afganistan Türkmenleri: Demografik ve kültürel bir yaklaşım

Afganistan, zengin etnik ve kültürel çeşitliliğiyle bilinen bir topluma sahiptir. Çoğunluğu 1920-30'lu yıllarda Orta Asya'dan göç edip Afganistan'ın kuzey bölgelerine yerleşmiş olan Türkmenler de bu etnik gruplardan biridir. Bu araştırmada Afganistan'ın Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinde yoğun olarak yaşayan Türkmenlerin etno-kültürel özellikleri incelenmiştir. Ana toplumlarından ayrılıp kuzey Afganistan'a yerleşen Türkmenler bu ülkede bir etnik azınlık haline gelmiştir. Afganistan gibi çok etnili bir ülkeye yerleşmiş olan Türkmenler etno-kültürel özelliklerini ve geleneksel kimliklerini muhafaza etmek için gereken mekanizmalar ve stratejileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Afganistan Türkmenlerinin, etno-kültürel kimliklerini ve etnik grup özelliklerini ne ölçüde koruyabildiklerini tespit etmektir. Çalışma etno-kültürel ve betimleyici bir saha araştırması olduğu için ağırlıklı olarak nitel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Afganistan Türkmenleri oluşturmaktadır. Çalışmanın örnekleminin çoğunluğu Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinden seçilmiştir. Öncelikle araştırmanın konusuyla ilgili dokümanlar incelenmiş ve ardından sahada gözlem ve mülakat teknikleri kullanılarak birinci elden veriler toplanmıştır. Uygulanan bireysel ve odak grup görüşmelerinde önceden belirlenen gevşek yapılandırılmış açık uçlu sorular sorulmuştur. Çalışma boyunca araştırma alanında doğup büyüyen ve çeşitli olumsuz şartlardan dolayı bölgeyi terk etmek zorunda kalan Türkmen katılımcılarla görüşülerek veri toplanmıştır. Araştırma sürecinde Yaşulı denilen aksakallar, din alimleri, öğretmenler, esnaf ve akademisyenler gibi kaynak kişiler olarak nitelenebilecek kültürel bilgi ile donanımlı katılımcıların yanı sıra işçiler ve kadınlar gibi köylerde yaşayan katılımcılar ile de görüşülmüştür.

Türkmenler
Nuryağdı Soyer
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaöğretim gençliğinin serbest zaman faaliyetlerinin araştırılması (Bolu ili örneği)

Araştırmamızda, ortaöğretim gençliğinin serbest zaman dediğimiz dilimde neler yaptığını ve bağımsız değişkenler çerçevesinde serbest zamanlarını değerlendirmeye yönelik tutumlarını analiz etmeye çalıştık. Öğrencilerin serbest zamanlarını değerlendirirken okul içi ve okul dışı faaliyetlerini neler belirliyor? Orta öğretim öğrencileri yaşamlarının en önemli dönemi dediğimiz gençlik çağında zamanlarını gerçekten olması gibi mi geçiriyor? Vb. Sorulara yanıt bulmaya çalıştık. Araştırma öncesinde çalışma ile ilgili temel kavramların teorik arka planı yapılmış olup, benzer çalışmalardan yararlanılmıştır. Bolu il merkezinde bulunan 7 farklı türdeki okulda öğrenim gören 3553 lise öğrencisi arasından, 560 kişilik bir grup örneklem olarak seçilmiştir. Seçilen gruba, veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi" anketi (Ek:1) ile Ragheb ve Beard (1982) tarafından geliştirilen "Leisure Attitude Scale: LAS". "Boş Zaman Tutum Ölçeği"nin Akgül ve Gürbüz'ün (2010) Türkçe' ye uyarladığı versiyonu kullanılmıştır. (Ek:2). Kullanılan Ölçek ile öğrencilerin boş zaman faaliyetlerine ilişkin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal alt boyutlardaki tutumlarının, bağımsız değişkenler açısından farklılıkları ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz bulguların, bağımsız ve bağımlı değişkenler açısından, SPSS 26.00 programı yardımı karşılaştırılmalı analizini yaptık. Araştırma sonucunda ortaöğretim gençlerinin serbest zamanlarını kendilerini geliştiren, değiştiren faaliyetlerde kullanmadıkları ortaya çıkmıştır. Serbest zamanlarını değerlendirebilecekleri imkânları artmasına karşılık, çağımızın bir gerçeği olan ekran başında geçirilen zaman, serbest zaman değerlendirme biçimlerini de olumsuz etkilemektedir. "Boş Zaman Tutum Ölçeği" içerisinde değerlendirilen 560 lise öğrencisine ait verinin, alt boyutlara göre yakın değerlerde incelendiğini görülmektedir. Sonuç olarak, ortaöğretim öğrencilerinin serbest zaman tutumlarının alt boyutlarına bakıldığında cinsiyet faktörü haricindeki bağımsız değişkenlerde anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Bunun sebebi olarak, orta öğretim öğrencilerinin, tercih ile ekran kullanımına yöneldiği sonucu çıkarılabilir.

Serbest zaman ilgilenim
Erhan Kırlıoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nijer'deki gençlerin siyasi tercihlerini etkileyen faktörler (Zınder örneği)

Bu tez, Nijer'in Zinder şehrindeki gençlerin siyasi tercihlerini, toplumsallaşmalarını ve katılımlarını etkileyen faktörleri ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu faktörler sosyal, ekonomik, ideolojik, medya, aile, kabileye dayalı ve hemşehrilik faktörleri de dahil olmak üzere çeşitli türlerdedir. Çalışmanın temel amacı, bu farklı faktörlerin Zinder şehrindeki gençlerin siyasi davranışlarını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için nitel yöntem kullanılmıştır. İlk olarak, araştırmada bilgi verebilecek kilit aktörlerle görüşülmüştür. Bu kapsamda veri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşmeler, odak grupları, doğrudan gözlemler, vaka çalışmaları ve masa başı araştırması yapılmıştır. Altı temel aktör kategorisi belirlenmiştir. Bunlar siyasete katılan gençler, siyasete katılmayan gençler, medya aktörleri, sivil toplum aktörleri, siyaset analistleri veya uzmanları ve geleneksel ve dini liderlerdir. Araştırma katılımcıları bilgi, deneyim ve konuya hakimiyetleri temelinde seçilmiş veya belirlenmiştir. Bir analiz çerçevesi olarak, seçim tercihinin üç açıklayıcı modeli, yani psiko-sosyolojik model, sosyolojik model ve ekonomik model tercih edilmiştir. Anthony Giddens'ın yapılandırma teorisi daha sonra incelenen olguyu analiz etmek için seçilmiştir. Elde edilen veriler nitel içerik analiziyle işlenmiştir (Leray, 2008; Sallan Gül ve Kahya Nizam, 2021). Ayrıca, bu çalışmada üç ana eksen incelenmiştir: siyasi tercih sorunu, siyasi sosyalleşme sorunu ve siyasi katılım sorunu. Çalışma çerçevesinde elde edilen sonuçlar, gençlerin siyasi tercihlerini, katılımlarını ve sosyalleşmelerini etkileyen faktörlerin çok boyutlu olduğunu göstermektedir. Ayrıca, söz konusu dönemdeki meselelere, kişisel ilgi odaklarına, yaşadıkları dönemlere ve gençlerin siyasi liderlerle olan ilişkilerinin türüne bağlı olarak, bazı faktörler diğerlerinden daha etkilidir. Siyasete katılan gençlerin yörüngelerinin incelenmesiyle, atılması gereken adımlar ve karşılaştıkları başlıca zorluklar tespit edilebilmiştir. Kısaca, gençlerin siyasete katılmalarının çeşitli nedenleri vardır. Gençleri siyasete katılmaya motive eden ilk neden temel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Buna ek olarak, siyasi katılım, katılan gençler ile parti genel merkezi arasında köprü rolü oynayan bir mentor (yardımcı, danışman, muhatap) veya ubangida (Hausa dilinde) arayışını gerektirmektedir. Siyasi mentor aynı zamanda genç siyasetçiler için finans sağlayıcı rolünü de oynamaktadır. Ayrıca, gençler arasında siyasete ilişkin en yaygın algı, siyasetin kişisel çıkarların bir tezahürü olduğu şeklindedir.

Elhadji Bachir Sanı Hamet
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Max Weber'i Frıedrıch Nıetzsche ile birlikte okumak: Sosyal bilimlerin "Metodoloji" sorunu

Alman sosyolojisinin kurucularından biri olan ve de metodolojik yazıları bugün bile sosyal bilimlerin temel çerçevesini belirleyen Max Weber'in entelektüel mirasını değerlendirmek, aslında sosyal bilimlerin kendini anlama biçimleri açısından karşılaştıkları meydan okumaları yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Weber'i metodolojisinin belli kavramlarını Nietzsche'nin felsefesiyle birlikte yorumlamaya çalışan bu tez, sadece Weber'i daha iyi anlamayı değil aynı zamanda sosyolojinin geçmişine ve geleceğine ilişkin bir tanı[m]lamayı amaçlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Weber'in yaşamı ve yapıtı üzerindeki etkilerin araştırılması son kertede sosyal bilimlerin başlangıçlarının ve yönelişlerinin de araştırılması demektir –Nietzsche'nin Weber üzerindeki etkisi de bu şekilde görülmeli ve önemsenmelidir. Weber'in bilgi ve bilim anlayışının Nietzsche'ninkine ne şekilde benzediğini ("kurgu" ve "ideal-tip" kavramı); Weber'in insanlığın durumuna bakışının Nietzsche'ninkiyle ne kadar ilişkili olduğunu ("dünyanın büyüsünün bozulması" ve "nihilizm") ve her iki düşünür için de modern insanın ahlaki buyruklarının bilim açısından ne anlama geldiğini göstermeye çalıştım. Weber'in sosyal bilimlere karşı görüşü de aynı şekilde ele alınabilir çünkü bütün bu metodoloji yazılarının amacı da büyüsü bozulmuş bir dünyaya uygun düşecek bir metodoloji ve epistemoloji için kavramsal mıntıka temizliğidiydi. Bu anlamda Weber'in siyasetçi tarafı düşünüldüğünde belki de kendine özgü bir sosyal bilim yaratmayı en önemli siyasi eylemi olarak görmüş olabilirdir. Weber'in bu açıdan aldığı konumlanışın tam olarak ne olduğu, bu duruşunun Nietzsche etkisiyle ilişkisi, bu etkinin bugün sosyal bilimler için önemi ve de sonuçta vardığı noktanın ne kadar geçerli olduğu ayrıca tartışılması gereken konulardır. Weber kendi metodolojisini büyük ölçüde bilimin kendi sınırlarını bilerek korumasını sağlamak amacıyla geliştirdiğini söyleyebiliriz. Tezin birçok yerinde vurguladığımız gibi Weber'in ahlaki-siyasi ve epistemolojik hedefleri, Nietzsche'ninkiler gibi, derinden iç içe geçmiş görünmektedir. Weber bilime büyük bir önem verse de, savunduğu bu konum, aslında bilimin tüm yaşam-alanları üzerinde egemenlik kurmasını engelleyebilecek bir bilim anlayışına dayanır.

Bilim felsefesiBilimsel yöntemSosyal bilimler+2
Mehmet Murat Şahin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni kültür aracısı (Influencer) olarak muhafazakâr kadınların Bourdieu'cu perspektiften analizi

Pierre Bourdieu'nun sosyolojik teorik çerçevesini kullanarak, yeni burjuvazi olarak tanımlanan toplumsal sınıfın bir fraksiyonu olan yeni kültür aracısı kavramı, çalışmada "İslami/muhafazakâr yeni kültür aracısı" olarak kavramsallaştırılmış olup, çevrimiçi alanda bulunan yüksek takipçili muhafazakâr influencer kadınların konumları, öznelliklerini kurmaları ve etki alanları yine Bourdieu'nun alan, sermaye ve habitus kavramları dayanak oluşturularak açıklanmaktadır. Yeni kültür aracısı konumunda olan muhafazakâr influencer kadınların oluşturduğu toplumsal statü konumunun, çevrimiçi alanda elde ettikleri çeşitli sermaye türleri ile şekillendirdikleri habituslarını ve bu habitusları çevrimiçi alanın sunduğu modern, kamusal ve seküler alan ile kurduğu ilişkideki ayrımları yaşam tarzı sunumları ile nasıl ifade ettikleri üzerine odaklanılmaktadır. Bu yolla çevrimiçi alandaki kamusal performanslarının sağlanmasında akışkan modern yaşamlara, benlik inşalarına, seküler eğilimlere vurgu yapılmaktadır. Ayrıca çevrimiçi alanda yaşam tarzı sunumları yoluyla üretilen yeni habitusun muhafazakâr influencer kadınların takipçisi olan izler kitle üzerindeki etkisine ve toplumsal değişimdeki rolleri de anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu sebeple çalışmanın metodolojik yöntemi olarak, "karma yöntem" kullanılmış olup, muhafazakâr influencer kadınlar ve izler kitlenin çevrimiçi alan yoluyla etkileşimleri kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın alan araştırması sonucu, nitel bulgular kısmında ortaya çıkan ana temalar ile, muhafazakâr influencer kadınlar ve izler kitlenin dindarlık ve sekülerlik boyutları, modern tesettür giyim eğilimleri ve moda etkisi, sosyal medya sunumları yoluyla yaşam tarzları üzerindeki etkileri ile izler kitlenin özdeşlik kurma süreçleri ve tüketim kültürüne entegre olma eğilimleri detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Çalışma sonucunda muhafazakâr influencer kadınların izler kitle üzerindeki etkisi nitel bulgularla açıklandığı gibi, nicel veri setinden elde edilen bulgularda en yüksek ilişkili olan faktörlerin; kültür aracısı algısı, etkilenme, model özdeşlik arasında ve tüketim kültürü eğilimleri noktasında olduğu anlaşılmaktadır.

Din sosyolojisiKültür sosyolojisiİletişim sosyolojisi
Melek Çaylak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde ortaya çıkardığı dönüşüm: Amsterdam örneği

Giderek artan kentleşme çeşitli kentsel sorunları beraberinde getirmektedir. Son yıllarda yerel yönetimler kentleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunların çözümünde bilgi iletişim teknolojilerini kullanan yeni kent yaklaşımlarından "akıllı kent" yaklaşımını benimsemişlerdir. Akıllı kent yaklaşımı alanındaki yapılan çalışmaların kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığının literatürde olmaması esas problem alanını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı bu problemi ortaya koymak ve akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığını açıklamaktır. Bu amaçla dünyada yaptığı akıllı kent uygulamaları ile örnek gösterilen Amsterdam şehri örneklem olarak tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışılacağı alan Amsterdam Belediyesi ve Amsterdam'da bu alanda çalışma yürüten diğer kuruluşlardır. Araştırmanın merkezi temaları akıllı kent, kent kimliği ve dijital dönüşüm kavramlarıdır. Akıllı kent kavramının farklı disiplinlerden beslenen bir çerçeveye sahip olmasına rağmen henüz kendine özgü bir kuramsal birikimi yoktur. Bundan dolayı kent kimliği ile ilgili ilişkisinin araştırıldığı bu çalışma kuramsal birikime katkı sunması bakımından önemlidir. Bu tez çalışmasının diğer yapılmış çalışmalardan farkı akıllı kent uygulamalarının nasıl yapıldığından ziyade getirdiği çözümler ile birlikte kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığıdır. Literatürdeki bilgi birikimine katkı sağlaması, geçmiş çalışmaları tekrar etmemesi, akıllı kent uygulamalarının sosyal boyutlarına odaklanması ve Türkiye'de sosyoloji alanında bu konu hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri olması çalışmanın önemini ortaya koyan ayırdedici özelliğidir. Nitel araştırma yöntemi içerisinden "açıklayıcı durum çalışması"nın tercih edildiği bu çalışmada veriler "amaca yönelik örnekleme" çerçevesinde belirlenen katılımcılardan yarı yapılandırılmış mülakat tekniği çerçevesinde elde edilmiş ve verilerin analizi ve yorumlanması veri analizleri basamaklarına göre gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda akıllı kent uygulamalarının kent kimliğini özellikle sosyo-kültürel ve fiziksel özellikler bağlamında dönüştürdüğü tespit edilmiştir.

Şener Kaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Metaverse'de yeni kimlik inşası ve benlik sunumu: Türkiye'de Metaverse'ü kullanan bireyler üzerinde uygulamalı bir nitel araştırma

Bu çalışmada Metaverse'ü deneyimleyen bireylerin yeni kimlik inşası ve benlik sunumları araştırılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile on bir kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış mülakat yapılmış ve katılımcı gözlem tekniği kullanılmıştır. Metaverse'de kendini avatarıyla gerçekleştiren birey, sosyal yaşamdan ekonomiye pek çok ihtiyacını bu platformlar üzerinden giderebilmektedir ve metaverse'ün geleceği düşünüldüğünde de etki alanının çeşitleneceği öngörülmektedir. Alan yazında metaverse'ün fırsat ve risklerini ve teknik kullanımını ele alan pek çok çalışma olduğu görülmüştür. Fakat metaverse'de yeni kimlik inşasını ve benlik sunumunu uygulamalı bir biçimde araştıran bir çalışma olmadığı görülmüştür. Bu nedenle bu çalışmanın alana önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir.

Sümeyye Kaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üniversite gençliğinde romantik ilişkilerin dönüşümü

Bu çalışma, üniversite gençliğinin romantik ilişki kurma ve sürdürme biçimlerini araştırmak üzere tasarlanmıştır. 19. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'dan yükselen modernleşme deneyimi, bu sürece eklemlenen küresel toplumların sosyal yapılarını köklü bir şekilde etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir. Bu süreçte bilimsel ve teknik ilerlemeler, kentleşme, sekülerleşme ve bireyselleşme gibi modernleşme dinamiklerine paralel olarak sosyo-kültürel düzeyde bir romantik aşk olgusunun yüceltildiğine ve bu olgunun modern toplumlarda önemli bir yer edindiğine tanık olmaktayız. Yine bu bağlamda, eş seçimi, flört, cinsellik gibi olgulara ilişkin gençlerin evlilik-öncesi romantik ilişki biçimlerinde benimsedikleri tutum ve davranış rollerinde önemli farklılaşmalar olduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla bu araştırmada gençlerin evlilik, aile kurumuna ilişkin gelecek projeksiyonlarının yanı sıra, mevcut (evlilik-öncesi) romantik ilişki durumları incelenmiştir. Gençlerin ebeveynleriyle ilişkileri, arkadaş çevresi, tüketim alışkanlıkları, değer algıları, dinsel ve ideolojik yatkınlıkları gibi belli başlı bağımsız değişkenlerin romantik ilişkileri üzerindeki etkilerini incelemeye dayanan bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Araştırma evreni, Sakarya Üniversitesi'ne kayıtlı lisans öğrencilerinden oluşmaktadır. %90 güven aralığı ve 0.3 hata payı gözetilen betimsel araştırmamız, tabakalı örnekleme tekniğine göre 7 fakülteden seçilmiş 820 kişilik bir öğrenci grubuyla sınıf içi ortamda ve anonim olarak gerçekleştirilmiştir. Hem evli öğrenciler hem de yabancı uyruklu öğrenciler araştırma kapsamının dışında tutulmuştur. Araştırmada, evliliğin önemini korumakla birlikte getirdiği sorumlulukların gençler için göz korkutucu olduğu, evlilik için aşkın bir önkoşul olduğu, bekârete atfedilen değerin azalma eğiliminde olduğu, eş seçiminde maddi konfor beklentilerinin öne çıktığı, kentleşmenin, sosyal medyanın ve sekülerleşmenin evlilik-öncesi cinselliğin artışında önemli ölçüde etkili olduğu, gençlerin artan ilişki sayısının ve sıklığının akışkan ve kırılgan ilişkilerin artışında da etkili olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.

Özgür Kaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Teoman Duralı ve Yalçın Koç'un bilim ve düşünce sistemlerinin Türk kimliğine katkıları

Bu çalışmada Teoman Duralı ile Yalçın Koç'un sosyal ve kültürel çevreleri üzerinden ortaya koydukları temel kavram ve düşünceleri karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiş; Türk düşüncesine kazandırdıkları kavramlar tahlil edilmiştir. Tezde her iki düşünürün akademik eğitim süreçlerinde pozitif bilim zeminine dayanmalarına rağmen, olgunluk dönemlerinden itibaren ise Batı Medeniyetini ve onun dayandığı düşünce temellerini ve sistemlerini farklı kavramlar aracılığıyla eleştirmeleri üzerine dikkat çekilmektedir. Ayrıca Batı medeniyetinin pozitivist bilim ve materyalist felsefe sistemi yerine metafizik temelli bir düşünce sistemi kurma çabaları, karşılaştırmalı ve yorumsamacı bir yaklaşımla analiz edilmeye çalışılmıştır. Tezde kullanılan dokümanlara ve kaynak bilgilere her iki düşünürün eserleri ve makalelerinin incelenmesi ile ulaşılmıştır. Böylece çalışma sürecinde ilgili literatür incelenerek, bilgiler ve kavramlar sınıflandırılmıştır. Ayrıca Merton'un ve Mannheim'in bilgi sosyolojisi çalışmalarında kullandıkları kavramsal analizin önemine yapmış oldukları vurgudan hareketle, Duralı ve Koç'un aynı ve benzer kavramlara yükledikleri anlamların karşılaştırılmaları yapılmıştır. Sonuç olarak her iki düşünürün Türk düşüncesine kazandırmış oldukları kavramlar ve düşünce sistemleri karşılaştırmalı olarak tasvir ve analiz edilmiştir. Bu çalışmanın Türk düşünce sistemi hakkında yapılacak karşılaştırmalı çalışma ve araştırmalara katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Abdurrahman Karacan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin zorlukları ve fırsatları

Göç tarihi, insanlık tarihiyle örtüşmektedir. Uluslararası sınırları olan ulus-devletlerin kurulmasıyla birlikte, insanların göçmen olarak (düzenli ve düzensiz) dolaşımı daha zor hale gelmekte, bu da ev sahibi ve hedef ülkeler için bazı zorlukları ve fırsatları beraberinde getirmektedir. Afganistan'dan gelen göçmenler ve mülteciler, Avrupa'da ikinci en büyük grup oluşturmakta ve Türkiye'de de ikinci en büyük grubu teşkil etmektedir; Göçün nedenleri çoğunlukla savaştan kaynaklanmaktadır. Afganistan'dan gelen göçmen ve mülteci sayısı her geçen gün artmaktadır. Onlarca yıllık çatışmalar, Afganistan'daki Afganistanlı halkı için istikrarsızlık, güvensizlik, sosyo-ekonomik meseleler ve zorluklara yol açmıştır. Afganistan dışında, Afganistan halkının ve Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti'nin karşılaştığı en büyük mesele mülteci meselesidir. Bu nedenle, bu tezin amacı Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı zorlukları ve fırsatları incelemek ve ortaya koymaktır. Bu araştırmada, Türkiye'deki sosyo-ekonomik, kültürel, coğrafi, sağlık hizmetleri, eğitime erişim, mülteci statüsü süreci, havale fırsatları toplanan verilere dayanarak değerlendirilecektir. Hareketlilik Afganistan tarihinin önemli bir parçası olmuştur ve Afganistanlı göçmenler ile mülteciler için Türkiye, Avrupa ülkelerine ulaşmak için bir köprü ya da arkadaş ve akrabalarına katılmak ve yerleşmek istedikleri bir hedef ülke olarak görülmektedir. Diğer yandan, kimlik kartı olmadan eğitime, sağlık hizmetlerine ve sosyal tesislere erişim eksikliği gibi Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı hukuki ve sosyo-ekonomik zorluklar değerlendirilecektir Afganistan'daki sosyo-ekonomik şartların kötüleşmesi ve siyasi durumun istikrarsızlaşması nedeniyle, Afganistan halkı toplu olarak Türkiye'ye göç etmektedir. Bu çalışma, göçmenlerin köken ülkesi (itme faktörleri) veya varış ülkesi (çekme faktörleri) teorisine dayanan bir analiz çerçevesi üzerine kurulmuştur. Afganistnalı göçmenlerin zorlukları ve sorunları, Afganistan'da yapısal ve sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada kitlesel göçün temel nedenini incelemek amacıyla nicel araştırma yöntemi uygulanmaktadır.

Jafar Pouya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alev Alatlı'ya göre doğu'da ve batı'da insan ve toplum tasavvuru

Geçtiğimiz yüzyıl krizler yüzyılı olarak bilinmektedir. Bu krizler bazı toplumlarda refah ortamını sağlarken bazılarında ise bir çöküşe yol açmıştır. Alev Alatlı, bu çöküş durumunu bir tür yabancılaşma olarak gören ve toplumdaki bu yabancılaşmaya bir çözüm önerisinde bulunmaya çalışan isimlerden biridir. Bu tezin amacı, Alatlı'nın söz konusu krizler karşısında Türk toplumunun yaşadığı dönüşüme ilişkin bulgularını ve çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Aynı zamanda bu çalışmada Alatlı'nın konuya dair fikirleri onun insan kavramına yüklediği anlama odaklanılarak gösterilmektedir. Alatlı'ya göre insanın konumu ve değeri meselesi Doğu ile Batı'yı birbirinden ayıran en önemli unsurdur. Batının modern dediği insan, Alatlı'ya göre kendi doğasına yabancılaştırılan ve hak ettiği değeri görmeyen insandır. Batı düşünce dünyasının değerleri ile insanın kendini tanıması ve varoluş amacına uygun yaşaması mümkün değildir. Alatlı'ya göre Doğu toplumlarında ise, insanın kendini tanımasını sağlayacak değerler mevcuttur ve batıda meydana gelen türden bir yabancılaşma doğu toplumlarında yaşanmayacaktır. Alatlı'nın Doğu-Batı ayrımı ekseninde insana bakışını anlamak için tezin birinci bölümünde Alatlı'nın düşünce dünyasındaki kavramlar incelendi. İkinci bölümde Alatlı'nın Batı derken neyi kastettiğini anlamak adına batının temsil ettiğini iddia ettiği ana başlıklara yer verildi. Üçüncü bölümde ise Alatlı düşüncesinde Doğu'nun neye karşılık geldiği incelendi. Bu yolla Doğu'da insana yüklenen değerin bağlamları ve insanın neyi temsil ettiği üzerinde duruldu. Alatlı'nın Türk toplumunun sorunlarına Doğu'nun değerleri üzerinden çözüm önerme iddiası göz önüne alındığında Batı ve Doğu toplumları hakkındaki görüşlerinin geçerliliğinin incelenmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle tezin sonuç bölümünde hem Alatlı'nın Doğu ve Batı'ya ilişkin görüşlerinin tutarlılığı hem de bu görüşler içerisinden evrensel açıdan geçerli sayılabilecek bir insan anlayışı çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.

Sevde Işık Bilen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı bakımı konusunda kurumsal bakım hizmet kapasitesinin değerlendirilmesi

Türkiye'de nüfusun yaşlanması, sosyal ve sağlık hizmetlerine olan talebi önemli ölçüde artırmakta ve bu durum, özellikle uzun vadeli bakım hizmetlerinde zorluklar yaratmaktadır. TÜİK verilerine göre, 2023 itibarıyla 65 yaş ve üzeri nüfus toplam nüfusun %10,2'sini oluşturmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'deki kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesini ve kalitesini sosyolojik nedenler çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, yaşlı bakım hizmetlerinin mevcut durumunu, bölgesel farklılıkları, personel yetersizliklerini ve finansal kaynak eksikliklerini ele almaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin yaşlı bakım hizmetleri benzer demografik yapıya sahip ülkelerle karşılaştırılmış ve uluslararası standartlara uyum durumu incelenmiştir. Bulgular, yaşlı bakım hizmetlerinin sunumunda ciddi eksiklikler olduğunu ve bu hizmetlerin yaygınlaştırılması ve kalitesinin artırılması gerektiğini göstermektedir. Özellikle kırsal bölgelerde yaşlı bakım hizmetlerine erişimde büyük kısıtlamalar bulunmakta, personel sayısının yetersizliği ve mevcut personelin eğitim düzeyinin düşüklüğü hizmet kalitesini olumsuz etkilemektedir. Araştırma, yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesini artırmak ve kalitesini iyileştirmek için devlet ve özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurgulamaktadır. Devletin, yaşlı bakım hizmetlerine yönelik daha fazla yatırım yapması ve bu alanda çalışan personelin eğitimine önem vermesi gerekmektedir. Özel sektör ise inovatif çözümler geliştirerek hizmet kalitesinin artırılmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, uluslararası iyi uygulama örneklerinden faydalanarak Türkiye'de uygulanabilir stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türkiye'de kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesinin artırılması ve kalitesinin iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymakta ve sosyal politika yapıcılarına bu hizmetlerin geliştirilmesine yönelik somut öneriler sunmaktadır. Yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmak, sosyal adaleti sağlamak ve toplumsal refahı yükseltmek için kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi kritik bir öneme sahiptir. Araştırmanın bulguları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yaşlı bakım politikalarının şekillendirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Beyzanur Demircan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prekarya çalışma koşullarının kadın ev işçileri üzerindeki etkileri

Prekarya, modern iş gücü piyasasında belirsiz, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışan bireyleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Kadın ev işçileri ise; ev içi temizlik, çocuk bakımı, yaşlı bakımı ve yemek gibi hizmetleri sağlayan bireylerdir. Kadın ev işçileri, prekaryanın en belirgin örneklerinden birini oluşturmaktadır, prekaryanın temel özellikleri olan güvencesizlik, düşük ücretler ve sosyal haklardan yoksunluk, kadın ev işçilerinin çalışma koşullarını da tanımlamaktadır. Bu çalışmada, kadın ev işçilerinin prekarya kategorisine dahil olma durumları ve bu bağlamda yaşadıkları sosyal, ekonomik ve iş güvenliği sorunları incelenmiştir. Araştırma, kadın ev işçilerinin çalışma koşullarının ve yaşadıkları zorlukların anlaşılmasına odaklanmaktadır. Kadın ev işçilerinin prekarya kategorisinde yer aldığı ve işlerinden kaynaklı olarak güvencesizlik, ücret anlaşmazlıkları, belirsiz iş koşulları, gelecek endişeleri ve emeklilik endişeleri gibi bir dizi sorunla karşılaştıkları görülmüştür. Nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, 8 kadın ev işçisi ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi ve tematik analiz yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, kadın ev işçilerinin prekarya koşullarında çalışmanın getirdiği zorluklara ve güvencesizliklere dikkat çekmekledir. Kadın ev işçilerinin karşılaştığı zorluklar, prekarya kavramının kadın işgücü üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamamıza yardımcı olmaktadır. Çalışmanın sonuçları, kadın ev işçilerinin prekarya koşullarında çalışmanın hem sosyal hem de ekonomik açıdan zorlayıcı olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, kadın ev işçilerinin yaşadığı güvencesizlik ve belirsizlik hissiyatını artırmakta ve gelecekleri konusunda endişelenmelerine neden olmaktadır. Kadın ev işçilerinin çalışma koşullarını iyileştirmek ve sosyal güvence sağlamak için politika önerileri geliştirmeye yönelik bir zemin oluşturabilmektedir.

Emine Katırcıoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuşaklar arası çatışmadan kuşak içi çatışmaya: Üniversite öğrencileri ile ergen kardeşleri arasında bir karşılaştırma

Son yıllarda, kuşaklar arası ilişkiler üzerine yapılan çalışmalar artmış ve bu alan çeşitli boyutlarda ele alınmıştır. Teknolojik gelişmelerin toplumsal değişimi hızlandırması, kuşaklar arası ilişkileri sosyal bilimlerin önemli bir araştırma konusu haline getirmiştir. Sürekli değişen toplumsal roller, bireyler arası iletişim ve aile içi ilişkiler, bu çalışmaların artan önemi ile vurgulanmaktadır. Bu çalışmada, kuşaklar arası çatışmaların yalnızca farklı kuşaklar arasında değil, aynı kuşak içinde de görülebileceği tezi öne sürülmüştür. Özellikle üniversite öğrencileri ile ergen kardeşleri arasındaki ilişkiler üzerine yoğunlaşılmıştır. Çalışma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Bu kapsamda, 10 üniversite öğrencisi ağabey/abla ve 10 ergen kardeş ile bireysel görüşmeler yapılmıştır. Bu yöntemin tercih edilmesi, katılımcıların deneyim ve algılarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesine olanak sağlamıştır. Veriler, içerik analizi ve tematik analiz teknikleri kullanılarak analiz edilmiş ve bunlar, kuşak içi ilişkilerin karmaşıklığını ve çeşitliliğini yansıtmaktadır. Özellikle büyük ve küçük kardeşler arasındaki çatışma ve uyum noktaları titizlikle incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bulgular, kuşak içi iletişim dinamiklerini ve bu dinamiklerin altındaki sosyal, psikolojik ve kültürel faktörleri anlamamıza katkı sağlamaktadır. Özellikle bu çalışma, büyük ve küçük kardeşler arasındaki dijital dünya etkileşimlerinin, değerler ve yaşam biçimi üzerindeki etkilerini derinlemesine incelemiştir. Kardeşler arasında az fark olmasına rağmen, hayata ve toplumsal değerlere bakış açılarının nasıl farklılaşabileceği ortaya konmuştur. Kuşak içi ilişkilerin incelenmesi, çatışma ve uyumun karmaşıklığını anlamak için önemli bir adım teşkil etmektedir. Elde edilen bulgular, literatüre yeni perspektifler sunmuş ve aynı kuşak içindeki ilişkilerin derinliğini ve çeşitliliğini vurgulamıştır.

Hatice Şanverdi
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mevsimlik tarım işçilerinin göçü: (Sosyo-kültürel ve ekonomik panoraması)

Göç, geçmişten günümüze kadar göç alan ve göç veren bölgeler için ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla toplumsal yapıyı dönüştüren bir olgudur. Göç, yalnızca fiziksel olarak yer değiştirme anlamına gelmez; aynı zamanda göç kaynakları ile göç hedeflerinin karşılıklı etkileşimini de zorunlu kılar. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca hem iç göç hem de dış göçün yoğun şekilde yaşandığı bir ülke konumundadır. Özellikle 1950 yılından bu yana, Türkiye'de köylerden şehirlere doğru hızlı ve yoğun bir göç hareketi yaşanmaktadır. İç göç türü olarak ortaya çıkan mevsimlik göçler, çoğunlukla tarım işçilerinin gerçekleştirdiği göçleri kapsamaktadır. Türkiye'de iklim özellikleri ve coğrafi şartlar, yılın her mevsiminde farklı tarım ürünlerinin yetiştirilmesine olanak tanıdığı için, mevcut ürün çeşitliliği mevsimlik tarım işçiliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Mevsimlik tarım işçiliği hem ortaya çıkış nedenleri hem de yarattığı etkiler bakımından çok boyutlu bir olgudur. Türkiye'de sayıları yaklaşık 1 milyon olan mevsimlik tarım işçileri, çalışma süresince birçok sosyo-kültürel ve ekonomik sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Göç eden bireyler açısından bu sorunlar hem ikamet ettikleri hem de göç ettikleri yerlerdeki yaşam koşullarını etkilemektedir. Bu çalışma, mevsimlik tarım işçilerinin hasat dönemlerindeki çalışma koşulları, sosyal yaşamları ve yaşadıkları sorunların ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Yorumlayıcı paradigma ekseninde, nitel araştırma yönteminin deseni fenomenolojik yaklaşımla Sakarya'da yürütülen bu araştırmada, amaçlı örneklem yönteminin bir türü olan kartopu örneklem kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla tarım işçileri, tarım aracıları ve işverenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları, mevsimlik tarım işçilerinin barınma, yemek, sağlık ve ücret gibi birçok alanda sorun yaşadığını göstermektedir.

Ela Nur Yürük
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında kadın ve suç

Kadın suçluluğu, toplumsal çalışmalar alanında karşımıza çıkan ve önem arz eden bir konudur. Erkek suçluluğu, kadın suçluluğuna göre daha ön plandadır ve kadın suçluluğu üzerine yapılan çalışmalar çok daha azdır. İstatiksel olarak erkeklerin kadınlardan daha fazla suça karıştığı bilinmektedir. Kadınların bulaştığı suçlarda ise çoğunlukla yan rol aldıkları düşünülmektedir. Özellikle yaşadığımız toplumda cinsiyet temelli farklılıklar hemen hemen her konuda önümüze çıkmaktadır. Ataerkil yapı içerisinde büyüyen kadınlar, hayatlarının büyük bir kısmını erkeğe bağımlı yaşamaktadır. Kadın ve erkeğin toplumdaki güç ve değer dengesizlikleri çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Suç bunlardan birisidir. Literatürde kadın suçluluğu, feminist, psikolojik, biyolojik gibi çeşitli temellere dayandırılmıştır. Zaman içinde meydana gelen toplumsal değişimler her alanı etkilediği gibi bu alanda da farklılıklara yol açmıştır. Bu açıdan bakıldığında güncel olarak kadın ve suç arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi bir hayli önemlidir. Makale kadın suçluluğunu yalnızca cinsiyet farklılıkları üzerinden değil, daha birçok değişken ile açıklamaya çalışmıştır. Bu çalışmanın amacı suç ve kadın arasındaki ilişkiyi toplumsal perspektiften ele alarak konunun öznesi olan suça karışmış kadınların görüşleriyle harmanlayarak kadın suçluluğunun altında yatan sebepleri ortaya koymaktır. Araştırma suça karışmış on beş kadın katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, veri toplama aracı olarak görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu sayede suça bulaşmış kadınların suç ve cezaevi deneyimini hem bireysel hem toplumsal perspektiften nasıl anlamlandırdıkları çözümlenebilecektir.

Feyza Demirci
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumun suç işlemiş kadınlara bakış açısının sosyolojik analizi: Sakarya örneği

Günümüzde suç, toplumların karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Suçun oluşumunda etkili olan dinamiklerin anlaşılması, suçla mücadelede kritik öneme sahiptir. Hem bireysel hem de toplumsal faktörler suçun ortaya çıkmasında etkilidir ve bu faktörler aynı zamanda suçun algılanışını şekillendirir. Toplumun normları, değerleri ve toplumsal ilişkileri, suçun tanımını ve toplumun suça karşı bakış açısını belirler. Bu çalışmada, Sakarya halkının suç işlemiş kadınlara yönelik algısının ve bu kadınların nasıl damgalandığının sosyolojik bir analizi yapılmıştır. Çalışmada, toplumsal ve ekonomik faktörler, toplumsal cinsiyet rolleri ve medyanın etkileri gibi unsurların, suçun ve suçluluğun bireyler üzerindeki damgalayıcı etkilerini ve toplumsal dışlanmayı nasıl şekillendirdiği incelenmiştir. Araştırma, nitel yöntem kullanılarak olgu bilim deseniyle gerçekleştirilmiştir. Sakarya ilinde, kartopu (zincir) örnekleme tekniği ile belirlenen kişilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, yarı yapılandırılmış sorular içeren bir form ile yürütülmüştür. Araştırma bulguları, suç işlemiş kadınların toplumsal algısının, genellikle empati ve mağduriyet anlayışı ile şekillendiğini, ancak bazı durumlarda toplumsal rollerin ve normların etkisiyle yargılayıcı tutumların da var olduğunu göstermiştir. Kadın suçluların, özellikle ekonomik zorluklar ve aile yapısının etkisiyle suça yöneldiği, ancak medyanın bu kadınları ötekileştirme eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Bulgularda, toplumun kadın suçlulara erkek suçlulara oranla daha fazla anlayış ve empati gösterdiğini, ancak suçun türüne bağlı olarak bu tutumların değişebildiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, ekonomik nedenlerle suça karışan kadınlara karşı toplumda daha hoşgörülü bir yaklaşım sergilenirken, ağır suçlara karışan kadınlara karşı daha katı ve yargılayıcı bir tutum sergilenmiştir. Ayrıca, aile ve sosyal destek sistemlerinin yetersizliğinin, kadınların topluma yeniden kazandırılmasında önemli bir engel oluşturduğu vurgulanmıştır. Birinci bölümde suç kavramı, suç kuramları ve sapma hakkında kavramsal ve teorik bilgi sunulurken, ikinci bölümde Türkiye ve dünyada kadın suçluluğunun genel görünümü ele alınmıştır. Son bölümde ise, araştırma bulguları ve analizler detaylı bir şekilde sunulmuştur.

Beyza Keten
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okullarda öğrencilerin "Akran zorbalığı" durumlarının sosyolojik incelemesi

Kendi yaş grubumuzdaki insanları ifade eden akranlarımız eğitim hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Eğitim ailede başlasa da okul çağına geldiğimiz andan itibaren ailemizden daha çok akranlarımızla vakit geçirmeye başlarız. Bu açıdan bakıldığında öğrencinin akranlarından gördüğü iyi ya da kötü davranış ve sözlerin izlerini ömür boyu taşıyacağını söyleyebiliriz. Çağımızın vebası haline gelen "akran zorbalığının" anlaşılması ve bu konuda gerekli önlemlerin alınabilmesi için bu alanda yapılmış çalışmalara bütüncül olarak bakmak önemlidir. Bu çalışma ile akran zorbalığı kavramı ile ilgili yapılmış çalışmaların incelenmesi ve okullarda özellikle liselerde öğrencilerin akran zorbalığı eğilimlerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Akran zorbalığı kavramı ile yapılmış çalışmalar doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Akran zorbalığı değerlendirilirken sadece görünür olan değil, görünmeyen öznelerinin de irdelenmesi bütüncül değerlendirme için önem taşır. Özellikle son yıllarda medyada normalleştirilen şiddet unsurlarının akran zorbalığını tetiklediği görülmüştür. Zorbalığa uğrayanların zamanla zorba haline geldiği ve popüler olmak için zorbalığın meşrulaştırıldığı görülmektedir.

Gülen Çağlayan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyuşturucu madde bağımlılığı ile suç arasındaki ilişki ve suçun azaltılmasında emniyet güçlerinin rolü

Bu çalışmada, uyuşturucu madde bağımlılığı ile suç arasındaki ilişkiyi ve suçun azaltılmasında emniyet güçlerinin rolünü incelenmektedir. Uyuşturucu madde bağımlılığı, bireylerin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumlarını olumsuz etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmasının yanı sıra, suç işleme eğilimini artıran bir faktör olarak da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Türkiye gibi uyuşturucu madde trafiğinde stratejik bir konuma sahip ülkelerde, bu sorun daha da derinleşmekte ve çeşitli suçların artmasına yol açmaktadır. Sakarya ilindeki uyuşturucu kullanımı ile suç arasındaki ilişki ile bu tür suçların önenmesinde emniyet güçlerinin rollerinin araştırıldığı bu çalışmada nitel araştırma yöntemi ve tematik analiz tekniği kullanılmıştır. Tematik analiz tekniği, katılımcılardan elde edilen nitel verilerin incelenerek, belirli temalar altında gruplandırılmasını ve anlamlı sonuçlar çıkarılmasını sağlayan bir tekniktir. Veriler, madde bağımlılığı ve suç ilişkisi konularına dair katılımcıların görüşlerini içeren açık uçlu sorular yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, katılımcıların verdiği cevaplar detaylı bir şekilde incelenmiş, ardından belirgin temalar belirlenmiştir. Bu temalar, benzerlik gösteren görüşlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Her bir tema, katılımcıların ifadeleriyle ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Temalar arasında "Suça neden olma potansiyeli" ve "Madde bağımlılığı ve suç arasındaki ilişki" gibi önemli başlıklar yer almış. Bu sistematik yaklaşım, verilerin düzenlenmesini ve sonuçların net bir şekilde sunulmasını sağlamış, aynı zamanda verilerin niteliksel olarak sınıflandırılması ve örüntülerin incelenmesi yoluyla derinlemesine analiz yapılmasına imkân tanımıştır. Araştırma, Sakarya ili örneği üzerinden madde bağımlılığı ile suç arasındaki ilişkiyi derinlemesine analiz etmektedir. Sakarya'nın Türkiye'nin Avrupa'ya geçiş güzergahında yer alması, madde trafiği ve bağımlılık oranlarını artıran önemli bir etken olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, kentin kozmopolit yapısı da madde kullanımını etkileyen unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Araştırmada, katılımcılar tarafından madde bağımlılığı ile hırsızlık, gasp, kasten yaralama gibi suçlar arasında güçlü bir ilişki olduğu vurgulanmıştır. Bu bulgular, uyuşturucu madde bağımlılığının suç işleme potansiyelini artırdığı ve toplumsal güvenliği tehdit ettiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Araştırmanın önemli bir bulgusu da, uyuşturucu madde bağımlılığı ile mücadelede emniyet güçlerinin rolüdür. "Emniyet Genel Müdürlüğü'nün (EGM)" uyuşturucuyla mücadele kapsamındaki faaliyetleri, katılımcılar tarafından genellikle yeterli ve etkili bulunmuştur. Ancak, bu mücadelenin sadece emniyet güçlerinin sorumluluğunda olmadığı, diğer kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin de aktif olarak katılımının gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. EGM'nin faaliyetlerinin daha etkili olabilmesi için yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, narkotik polislerine özel yetkiler verilmesi ve önleyici faaliyetlerin artırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Songül Bayramoğlu Gümüş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akışkan modernlik çağında kimliklerin dönüşümü

Modern dönemin başlangıcından itibaren sosyal teoride kendine yer edinen kimlik kavramı, günümüzde de önemini korunmaktadır. Günümüz dünyasında başta küreselleşme olmak üzere modernleşmenin neden olduğu değişim ve dönüşümler kimlik üzerinde de etkili olmuştur. Modernleşme sonrası dönem olarak da adlandırılan akışkan modern çağda kimliklerin içinin boşalması, aidiyetlerin yitirilmesi tezin temel konusunu oluşturmaktadır. Akışkan modern dönemde "katı" olan her şey karşımıza "akışkan" bir forma dönüşerek çıkmaktadır. Yaşanan bu dönüşüm, bireylerin toplumsal yapılarla kurduğu bağları zayıflatırken, kimliğin sabit ve sürekli bir yapı olmaktan çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışma ile yaşanan dönüşümün kişilerin kendilerini tanımladıkları kimliklerine olan aidiyetlerine etkilerinin analiz edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi; kimlik, kimliğin tarihsel dönüşümü, akışkan modernlik kavramı ve akışkan modernliğin kimlik dönüşümüne zemin hazırlayan süreçleri incelenerek oluşturulmuştur. Çalışma, nitel araştırma yöntemi temel alınarak yürütülmüştür. Yarı yapılandırılmış soru formu ile yaş ortalamasına göre iki gruba ayrılan çalışma grubu ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz yaklaşımından faydalanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında ele alınan, siyasi, dini ve etnik kimlikler üzerine yapılan değerlendirmeler neticesinde bireylerin kimliklerine olan aidiyetlerinin akışkan modern çağın getirdiği hızlı değişim ve dönüşümler sorunucuna anlam kaybına uğradığı ve giderek zayıfladığı görülmüştür. Bu durum, bireylerin kimliklerini daha esnek, geçici ve kişisel tercihlere dayalı olarak yeniden inşa etmelerine yol açarken, aidiyet hissinin yerini belirsizlik ve kimlikler arası geçişkenlik almaktadır.

Ayşe Derya Saraçoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kürt atasözlerinde kadın ve toplumsal cinsiyet algısı: Kuzey Irak (Kürt bölgesi) örneği

Kültür, insanoğlunun yarattığı, maddi ve manevi gelenek, görenek, değer, inanç, örf, adet, teknoloji vb. tüm değer içerikli unsurları kapsamaktadır. Dil, kültürün temel ögesi olduğuna göre toplum zihniyetini içine alan önemli bir araç olarak yazılı ve sözlü şekilde kuşaktan kuşağa aktarmasını sağlamaktadır. Halk edebiyatı ve dilin önemli ögelerinden biri, milletin ortak düşünce, kısa ve özlü sözleri içine alan atasözleri, toplum ve kültürün zihniyeti taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Kürt atasözlerinde kadın imajının nasıl sunulduğu ve atasözlerindeki düşüncelerde kadınlığın nasıl görüldüğünü ortaya koymaktır. Bununla birlikte kadınlarla ilgili yer alan atasözleri, toplumsal cinsiyet kavramı açısından ele alınmaktadır. Bu amaçla Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt halkının atasözlerin sözlükleri taranması ile betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu durumda kadınların bulunduğu bütün pozisyon ve sosyal statüler (kız çocuk, bekâr kız, kadın(eş), kadın(genel isim olarak), avrat, karı-koca, anne, dul, yaşlı kadın, kaynana, elti, görümce, gelin) gibi terimleri ele almaktadır. Bu çerçevede atasözlerinde kadınların erkeklere göre ikinci planda olduğu, kadının kimliğinin özel bir kimlikten ziyade erkekler üzerinden kurulan bir kimlik olduğu, atasözlerinde var olan genel zihniyetin günümüzde dahi etkisini sürdürdüğü görülmektedir. Ayrıca bu atasözleri kadınlar üzerindeki baskının artmasında rol oynamaktadır. Bununla beraber kadına yönelik sürekli iyi ve kötü karşılaştırması yapılmaktadır. Kötü kadın imajına olumsuz anlamlar yüklenirken, iyi kadın imajı bir insani değerlendirilmesinden ziyade bir dişi olarak nitelenmektedir.

AtasözleriKadınlarKuzey Irak+2
Ranja Abdalla Saeed Saeed
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Prevalence of cyberbullying among university students (A comparison between Philippines and Turkey)

Innovations in technology has produced significant changes in people's lives. The use of internet, for example, gives people the opportunity to acquire new knowledge, communicate with people around the globe, and convenience to do the respective tasks. However, it also becomes the avenue for bullying online. This phenomenon is widely known as cyberbullying which is a worldwide, arising problem alongside with the misuse of technological advancements. Subsequently, the study of the cyberbullying in a cross-cultural and international perspective is essential as the technology is becoming more globally accessible to the people worldwide, especially to young people. The principal aim of this study is to compare the cyberbullying victimization and perpetration behaviours in terms of its prevalence and instances among university students. There was a total of 250 university students from Turkey and 250 university students from Philippines who participated in this study. Quantitative research design, particularly, descriptive method was used in the study. Results shown that a significant difference in cyberbullying behaviours were found between university students from Turkey and Philippines. University students in Philippines had higher exposure to cyber-victimization and had greater cyberbullying perpetration experiences more than the university students in Turkey. Yet, both cyberbullying victimization and perpetration were found to be prevalent in both samples. Lastly, the primary effects and reasons of cyberbullying on/ among victims from Turkey and Philippines learnt to be similar. This study on the comparative analysis of data from two diverse nations may deliver empirical foundation for programs, guidelines and an action plan that can assist in preventing cyberbullying as well as reinforcing group for cyber-victims in distinctive cultural and institutional backgrounds.

PhilippinesComparative analysisCyberbullying+2
Charısse Vıtto
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de aydınların iktidar değişimlerine yönelik tutumlarını belirleyen toplumsal faktörler: 28 Şubat dönemi

Türk siyasi tarihinde darbeler ve darbe dönemleri, kurumsal ve toplumsal yapı üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. Darbelerde bazı aydınların da askeri ve sivil bürokrasi ile birlikte hareket ettiği veya desteklediği görülür. Aydınların bu tutumunun sosyolojik olarak açıklanmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle tezin amacı 28 Şubat sürecinde Türk aydınlarının iktidar ile ilişkilerini incelemektir. 28 Şubat sürecinde demokratik seçimle gelen hükümet, postmodern bir darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılarak, askeri bir vesayet oluşturulmuştur. Çalışmamızda "Bu süreçte Türkiye'de aydınların sorumluluğu var mıdır, varsa nasıldır?" sorularının cevabı araştırılmıştır. Özellikle bazı aydınların toplumsal değerleri, temel hak ve hürriyetleri görmezden gelmesinin aydın tutumu ile oluşturduğu çelişki gösterilmeye çalışılmıştır. Tarihsel sosyoloji bağlamında değerlendirildiğinde, yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra on senede bir gerçekleşen darbeler sürecinde, 28 Şubat'ta yaşananlar, öncekilerle bir yönüyle benzerlik, diğer yönüyle de farklılık göstermektedir. Bu süreçte aydınların toplumsal olayları değerlendirme konusunda gösterdiği tutumlar, toplumsal olayları analiz etmekte ne kadar tutarlı bir yol izlediği ve bu tutumların ne gibi sonuçlara yol açtığı analiz edilmiştir. Bu bağlamda 28 Şubat sürecinde belirli parametreler odak noktası olarak dikkate alındığında, Türkiye'deki aydınların Liberal, Muhafazakâr-İslamcı ve (Klasik) Sol-Kemalist yaklaşımlar ekseninde ele alınıp, bir literatür taraması yolu ile değerlendirilmiştir. Türkiye'de bazı aydınların din konusundaki fikirlerinde pozitivist perspektifin güçlü bir etkisi görülmektedir. Örneğin, bazı Kemalist ideolojiyi savunan aydınlar ile bazı Sol görüşlü aydınların 28 Şubat sürecine yönelik tepkileri bir yönü ile benzerlik taşımaktadır. Ancak Kemalist aydınlar bu konuda Türkiye'deki Sol görüşlü aydınlardan daha sert denilebilecek değerlendirmeler yapmakta ve bu süreci, rejimin muhafazası açısından hayati ve meşru bir adım olarak değerlendirmektedirler. 28 Şubat sürecinin, Türkiye'deki dindar kesimi hedef alması dolayısıyla, bu konudaki en sert tepkiler, doğal olarak, muhafazakâr-İslamcı görüşü savunanlardan beklenirdi. Ancak, muhafazakâr grupların kendi içerisinde bu konuda net ortak bir karşı tutum aldığından bahsetmek mümkün değildir. Liberal aydınlara göre ise Türkiye Cumhuriyeti resmî ideolojisi doğrultusunda yönetilmektedir. Bu yönetim, aynı zamanda bir toplumsal irade ve paylaşıma imkân tanımaz. Sadece, kendi kadrolarıyla kontrol sağlamaya çalışır. Bu nedenle gelenekçi ve özgürlükçü yaklaşımlara müsamaha göstermez. Sonuç olarak Türkiye'de bazı aydınlar genellikle iktidarların gücü karşısında göreli olarak daha özgürlükçü davranarak, insan hak ve hürriyetlerini savunmaktadır. Bazı aydınlar ise, iktidarın gücü karşısında daha pasif bir tutum göstermektedirler. Diğer bir grup ise iktidarın yanında yer alarak, toplumun değerlerini ve hürriyetlerini devlet için bir tehdit olarak algılamaktadırlar.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleAydınlar+5
Yasin Şahin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eğitim örgütlerinde sosyal sermaye ve şiddet eğilimi düzeyi

Sanayi Devrimi'nin ardından meydana gelen büyük toplumsal değişimleri ve dönüşümleri anlama, anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan sosyolojinin son yıllarda ilgi duyduğu kavramlardan biri de sosyal sermayedir. Kuram üzerinde çalışma yapan bilim adamları sosyal sermayeyi Alexis de Tocqville'in Amerikan demokrasisi hakkında yazdığı esere dayandırmaktadır. Kavramın içerdiği boyutlara bakılacak olursa antik dönemden bu yana insanoğlunun ürettiği masal, efsane, öykü, atasözleri, menkıbeler ve türkülerde sosyal sermayenin izlerini bulmak mümkündür. Bu nedenle kavramın adını ilk kez kullanan L.J. Hanifan'ı esas başlangıç noktası olarak ele almanın daha sağlıklı olacağı düşünülmektedir. Bourdieu, Coleman ve Putnam'ın çalışmaları; ardından Fukuyama'nın güven boyutunu önemsemesi sosyal sermaye kavramına zenginlik katmıştır. Eğitim örgütlerinde akademik başarı ile sosyal sermaye ilişkisini ölçen araştırmalarla karşılaşılmaktadır. Yapılan araştırmalarda eğitim örgütlerinin sosyal sermayesinin öğretmenler ve yöneticiler üzerinden ölçüldüğü gözlenmiştir. Zaten sorunlu olan sosyal sermayenin ölçümünün öğretmen-öğrenci-veli gibi üçlü paydaşı bulunan bir örgütte bir paydaşın sosyal sermayesi ile diğer paydaşın sosyal sermaye düzeylerinin karşılaştırılması sonucu elde edilecek bilgilerin daha sonraki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Düzce ilinde 2550 öğrenci ve 292 öğretmenin katılımıyla yapılan bu çalışmada öğretmen ve öğrencilerin sosyal sermaye düzeyleri arasında fark saptanmıştır. Ayrıca öğrencilerin sosyal sermaye düzeyleri ile şiddet eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin bazı demografik değişkenlerinde sosyal sermaye ve şiddet eğilimleri arasında anlamlı farka rastlanmıştır. Sigara, alkol ve madde kullanan öğrencilerin sosyal sermayelerinin düşük, şiddet eğilimlerinin yüksek düzeyde saptanması araştırmanın diğer bulgularındandır.

EğitimEğitim kurumlarıEğitim örgütleri+4
Ayhan Direk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemâl düşüncesinde batılılaşma ve ilerleme

Eric Hobsbawm 19. yüzyılı anlattığı kitabına "Devrim Çağı" ismini vermiştir. Gerçekten de bu çağı en iyi karşılayan tavsiflerden birisi de budur: 19. yüzyıl milliyetçiliklerin yaygınlaştığı ve ideolojilerin de sistematik bir hal aldığı, hareketli bir yüzyıldır. Bu dönemde devrimci akımların ve milliyetçiliklerin sahne aldığı Avrupa, düşünsel açıdan diğer coğrafyalara da uzun süreli etkilerde bulunmuştur. Bu yüzyılın bizler için en önemli hareketlerinden birisi ise Namık Kemal'in de içinde olduğu "Yeni Osmanlılar Cemiyeti"dir. Genel itibariyle Yeni Osmanlıların, özelde ise Namık Kemal'in orijinal ve bir sistematiğe oturtulmuş bir siyasî akım başlattığı veya bu çapta bir siyasî hareketin geliştiricisi olduğu söylenemez. Bununla beraber, özellikle 1789 Fransız İhtilali'nin doğurduğu kavramlar etrafında bir söylem geliştiren Namık Kemal, Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu duruma sert eleştiriler yöneltmiş ve üretken kimliğini İmparatorluğun mevcut durumundan kurtuluşu için çareler aramaya yönlendirmiştir. Bu tez, Namık Kemal'in düşüncesine iki bakış açısıyla odaklanmaya çalışmaktadır: Batılılaşma ve ilerleme.

BatılılaşmaDüşünceDüşünce yapısı+4
Ayhan Koçkaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edebiyatın üç kuşağı üzerinden göç ve göçmenliğin dönüşümüne bakmak: Almanya'daki Türk diasporası örneği

Günümüzde göçler çeşitlilik kazanmış ve göçmenin anlamı da bu doğrultuda değişmiştir. 19. yüzyılın sonunda, göçle bilimsel olarak ilk ilgilenenler, coğrafyacılar ve demograflar olmuştur. Zamanla göç ve göçmen kavramları, çok boyutlu bir noktaya taşınmış ve birçok bilim dalının inceleme alanına girmiştir. Bu çalışmada göç ve göçmen kavramlarına kavramsal ve kuramsal bakışla, bu konular detaylandırılmıştır. Almanya'ya Türk işçi göçünün yaklaşık altmış yıllık bir geçmişi vardır. İlk anlaşmadan bugüne, birçok şey değişmiştir. İlk zamanlar göçün geçici olduğu düşünülmüş; ancak zamanla ilk işçiler yerleşik hale gelmiştir. İşçi alımlarının durdurulması ile işçilerin bazıları geri dönmüştür. Ailelerini yanlarına alarak Almanya'da yaşamaya devam eden büyük bir çoğunluk, bugün hâlâ oradadır. Almanya'nın yakın zamana kadar uyguladığı politikalar, işçilerin geri dönmeye teşvik amacı taşımıştır. Günümüzde, bu durumun nispeten iyileştiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada, bu konu ele alınmış ve göçün başlangıçtan bu zamana kadar geçirdiği süreç anlaşılmaya çalışılmıştır. Almanya'ya işçi göçü ve göçmenlerin yaşadığı zorluklar, edebiyata konu olmuştur. Böylelikle, Misafir İşçi Edebiyatı ortaya çıkmıştır. Bu edebiyatta, üç nesil açısından farklı konular ele alınmıştır. Bu çalışmada, Bekir Yıldız, Zafer Şenocak ve Selim Özdoğan'ın seçilen eserleri üzerinden göç ve göçmen konuları incelenmiştir. Birinci kuşak için seçilen eser "Türkler Almanya'da", ikinci kuşak için "Tehlikeli Akrabalık" ve üçüncü kuşak için "Wieso Heimat, ich wohne zur Miete"(Neden Vatan Olsun Ki, Kirada Oturuyorum)dir. Üç kuşakta yaşanan farklılıklar ele alınmış ve göçün dönüşümü anlaşılmaya çalışılmıştır. Durum çalışmasına örnek olan bu çalışmada içerik analizi yapılmıştır. Eserlerin edebiyat sosyolojisi ile ilişkisi açıklanmıştır. Eserlerdeki göçlerin hangi kuramlarla ilişkilendirilebileceği aktarılmıştır. Göç ve göçmen sorunu bağlamında, birinci kuşaktan üçüncü kuşağa kadar vatan algısında, dilde, kimlik ve aidiyet gibi konularda farklılıklar olduğu görülmüştür. Birinci kuşakta, vatan hasreti, gurbet, Almanya'da yaşanan zorluklar söz konusuyken, ikinci kuşakta yersiz yurtsuzluk, vatan arayışı, aidiyet ve kimlik arayışı gibi konular hâkimdir. Üçüncü kuşakta ise, çoğul kimlikler, kültürel farklar ve kültürlerarasılık, ötekine bakış gibi konular dikkat çekmiştir.

AlmanyaDiasporaDış Türkler+7
Gülcan Yücedağ
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sekülerleşmede yeni boyutlar: Dindarların sekülerleşmesi süreci

Din kutsal olana inanmak, tapınmak ve bunları sistemleştirmek; görünen-görünmeyen bir güç veya "şey"leri anlamlandırmak, açıklamak ve anlanıp açıklanan niteliklere göre kurallar, törenler, ritüeller vb. belirlemeyi sağlayan sistemdir. Din tüm insan toplumlarında görülmüştür. Bundan dolayı dini literatür sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde zengin veriler sunmaktadır. Değişen bir dünyada toplumlar ve bireyler değişimi kendilerine göre yaşamaktadır. Din kurumu da bu değişimden etkilenmektedir. Sekülerleşme kavramı sosyolojik bağlamda ele alındığında önemli bulgular sunmaktadır. Bu çalışmada bireylerin kendilerini dindar olarak tanımlarken neleri ölçüt aldıkları; toplumsal değişimin etkisi ile dini algılayış, ritüel ve pratiklerde yaşanan dönüşümün kişiler üzerindeki etkileri araştırılarak sekülerleşmenin Türkiye'deki boyutları tespit edilmek istenmiştir. Bu kapsamda kendisini dindar ya da muhafazakar olarak tanımlayan 20 gönüllü katılımcı ile görüşmeler yapılarak var olan durum tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde araştırmanın konusu ile ilgili olan muhafazakarlık, dindarlık, laiklik, sekülerleşme kavramları ele alınarak literatür değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de modernleşme süreci ve sekülerleşme - laiklik ilişkisi ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, Bilecik ilinde gerçekleştirilen saha çalışması neticesinde elde edilen bulguların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Elde edilen bulgular "Katılımcıların Dindar Kimlik Algısı", "Çok Boyutlu Dindarlık Muhafazakarlık Algısı", "Gündelik Hayatta Örtük Sekülerleşme ve Self Sekülerleşmenin Yeri ve Göstergeleri" ve "Özel Hayatta Örtük Sekülerleşme ve Self Sekülerleşmenin Yeri ve Göstergeleri" olmak üzere dört ana başlık altında incelenmiştir. Araştırma; geleneksellik/modernlik, dindarlık/laiklik ve gündelik hayat pratikleri içerisinde yaşanan gerilimleri "sekülerleşmede yeni boyutlar" olarak ifade ederek "örtük" ve "self" sekülerleşme kavramları ile sunmaktadır. Yapılan bu araştırma ile Türkiye'de dindarların/muhafazakarların sekülerleşme eğilimi içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu sekülerleşme eğilimi, din ve dini anlam ifade eden sembollerden vazgeçmeden ekonomi, teknoloji, gündelik ihtiyaçlar ve zorunluluklar doğrultusunda makbul olana doğru yeniden tanımlamanın yollarını arayarak, özellikle "self sekülerleşme" bağlamında, geliştiğini göstermektedir.

Din anlayışıDin sosyolojisiDindarlık+3
Feyza Nur Alparslan Özkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında ev hizmetinde çalışan kadınlar ve sorunları: Gündelikçi kadınlar üzerine nitel bir araştırma

Günümüzde küreselleşme, ihracata dayalı endüstrileşmeye geçiş ve endüstrilerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru yerelleştirilmesi enformel istihdamın artmasına yol açmaktadır. Ucuz ve esnek işgücü olarak da çoğu zaman kadınları tercih etmektedir. Ev hizmetleri sektörü ise içeriği ve sonuçları itibari ile diğer işlerden ayrışarak çoğunlukla kadınların çalıştığı enformel iş alanını oluşturmaktadır. Ancak dünyada ve Türkiye'de ev hizmetlerinde çalışan kadınlar sayıca önemli bir kesimi oluşturmalarına rağmen, resmi istatistikler de görünmemekte ve çalışan olarak algılanmamaktadır. Çalışmanın amacı gündelikçi olarak çalışan kadınlardan yola çıkarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nasıl yeniden üretildiğini ve gündelikçi kadınların emek sömürüsüne nasıl maruz kaldıklarını ortaya koymaktır. Bir diğer amacı ise gündelikçi olarak çalışan kadınların sorunlarını tespit etmek ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerde bulunmaktır. Bu bağlamda çalışma nitel araştırma yöntemi ile oluşturulmuştur. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim kullanılmıştır. Böylece gündelikçi kadınların algılarına ve deneyimlerine ulaşmak amaç edinilmiştir. Çalışma İstanbul – Pendik'te ikamet eden 20 gündelikçi kadın ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine mülakat yapılmıştır. Görüşmeler ses kayıt cihazı ile kaydedilerek ve elle yazılarak kayıt altına alınmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz ve söylem analizi ile yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda kadınların, bu iş alanını kendi evlerinde yıllardır yerine getirdiklerinden, diğer işleri yapabilecek bilgi ve yeteneğe sahip olmadıklarından, ev ve iş arasındaki dengeyi sağlayabilecek esnek çalışma saatlerinin olmasından dolayı tercih ettikleri görülmüştür. Çalışma alanlarında ücret, sigorta, iş kazası, kayıt dışılık, psikolojik ve fizyolojik sorunlar gibi birçok sorunla karşılaştıkları, iş tanımlarının belirsiz olmasından dolayı emek sömürüsüne maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Kadınların çalışma hayatında yer almaları ile kişisel ve sosyal hayatlarında birçok değişim olduğu ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, cinsiyete dayalı iş bölümünün ve ataerkil yapının devam ettiği görülmüştür.

Ev hizmeti sektörüEvde bakım hizmetleriEvde sağlık hizmetleri+5
Gülay Keskin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Engelli bireye sahip ailelerin sorunları ve sosyal dışlanması üzerine nitel bir inceleme

Engellilik tüm toplumlarda dezavantajlı bir durum olarak nitelendirilmektedir. Toplumsal yaşamda engelli bireylerin daha düşük eğitim başarısına, daha kötü sağlık durumuna, daha düşük ekonomik gelire sahip olduğu bilinmektedir. Birçok bireyin alıştığı eğitim, istihdam, sağlık, bilgi edinme, ulaşım gibi hizmetlere erişimde engelli bireylerin çeşitli bariyerler ile karşılaşıyor olması, birçok aile için normal olan sosyal yaşam faaliyetlerine katılımın, engelli aileleri için imkânsız ya da sınırlı olması bu farkları az da olsa açıklayabilmektedir. Tüm bu olumsuzlukların giderilmesi, engelli bireylerin ve ailelerinin karşılaştıkları bariyerlerin ortadan kaldırılması için engelli birey ile birlikte ailesinin de sorunlarının ele alınıp çözümlenmesi gerekmektedir. Bu araştırma ile engelli bireye sahip ailelerin engelliliğe ilişkin sorunlarının tespit edilmesi ve sosyolojik boyutlar ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca araştırmada ailelerin yaşadıkları sorunların sosyal dışlanmaya etkisi ele alınmıştır. Araştırma kapsamında Sakarya Büyükşehir Belediyesine bağlı Sosyal Gelişim Merkezinde kurslara katılan engelli bireylerin aileleri ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. 23 aile üyesi ile gerçekleştirilen nitel görüşme sonucunda ailelerin engelli bireye sahip olmaya ilişkin yaşadıkları sorunlar incelenmiştir. Araştırma kapsamında ortaya çıkan veriler betimsel analiz ile yorumlanmıştır. Engelli bireye sahip ailelerin; çaresizlik, yalnızlık, kendine zaman ayıramama, gelecek kaygısı gibi psikolojik sorunlar yaşadıkları, sosyal çevreden uzaklaştıkları, sosyal aktivitelere yeterince katılamadıkları, dolaylı ya da doğrudan sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmektedir. Ayrıca engelli bireyin sağlık ve özel eğitim masrafları da ailelerin ekonomik sorunlar yaşamalarına neden olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Aile, Toplumsal Sorun, Sosyal dışlanma.

AileAile sorunlarıAile tutumu+5
Esra Uzunoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Polonya Müslüman topluluğunun dini hayat analizi(Polonya Lipka Tatarları örneği)

Bu çalışmada, Avrupa Kıtası'nda 600 yıllık tarihe sahip olan Lipka Tatarları; yani Polonya Tatarlarının dini hayatı ele alınacaktır. Bu nedenle çalışmanın amacı: Polonya'ya yerleşmiş ve genelde Müslüman olan Tatarların dini hayatlarını incelemek, dini ve sosyal karakterli inanç ve tutumlarını tespit etmek; ayrıca göç, değişim ve din ilişkileri ile bu ilişkilerin ortaya çıkardığı karşılıklı etkileşimi sosyal bilimsel bakış açısı çerçevesinde incelemek ve araştırmaktır. Altı asır boyunca Polonyalılar ve Müslüman Polonya Tatarları bir arada yaşamışlardır. Polonyalılar ile beraber barış ortamında yaşayan "Polonya Tatarlarının" sosyal ve dini hayatlarını incelememiz Tatar toplumunu anlama ve açıklama açısından büyük bir öneme sahiptir.

Dini hayatMüslümanlarPolonya+3
Aızada Imankulova
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de bir Nakşibendi grubunun dönüşümü: Menzil grubu örneği

İnsanlığın başlangıcından itibaren önemli bir toplumsal kurum olan din, toplumu her yönüyle konu edinen sosyolojinin önemli konularından biri olagelmiş, sosyolojinin kurucu ve önde gelen isimleri din kurumu üzerine çalışmış, din sosyolojisi sosyolojinin artan öneme sahip bir dalı olarak öne çıkmıştır. Din sosyolojisinin önemli çalışma alanlarından birini ise dinî gruplar oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze kadar Türkiye'de dinî grupların faaliyetlerinin artarak ve çeşitlenerek devam ettiği görülmektedir. Üyelerini toplumun içerisinden edinmesi ve toplumsal alanda faaliyetlerini yürütmesi nedeniyle toplum ve dini gruplar devamlı olarak etkileşim içerisindedir. Siyasi, hukuki, ekonomik vb. değişiklikler, sekülerleşme ve modernleşmenin toplumun dindarlık seviyesi ve dine bakışı üzerindeki etkileri gibi değişkenler dini gruplarında dönüşümüne neden olmaktadır. Türkiye'deki dinî grupların dönüşüm süreci, gerek üye sayısı ve faaliyet gösterdiği coğrafi alanın genişliği ve gerekse faaliyetlerinin çeşitliği nedeniyle öne çıkan Nakşibendi tarikatına bağlı Menzil grubuna yönelik bu alan çalışması ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Kavramsal açıklamalarla başlayan çalışmada, tarihsel süreç içerisinde dinî gruplar ve Türk modernleşmesi etkileşimi üzerinde durulmuş, sekülerleşme ve örtük sekülerleşme bağlamında dinî gruplar üzerine değerlendirmeler yapılmaya çalışılmıştır. Nakşibendi tarikatı ve Menzil grubu; kurucuları ve öncü şahsiyetleri, tarihi, doktrinleri ve ritüelleri başta olmak üzere bütün yönleriyle ele alınmıştır. Menzil grubunun; tasavvufi kavramlar ve ritüeller, faaliyet alanları, davranış ve tutumlar gibi açılardan değerlendirilerek, tarihsel süreç içerisinde ne ölçüde değişime uğradığı, gerek dinî-tasavvufi kaynak ve akademik çalışmalardan ve gerekse alan çalışmasından elde edilen verilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Menzil grubunun kurumsallaşma ve örgütlenme düzeyi ve şekli ele alınmış, grubun bu yöndeki çalışma ve politikaları incelenmiştir. Grup içerisindeki profesyonelleşme ve uzmanlaşma düzeyi ve çalışmaları araştırma kapsamında ele alınmıştır. Grup üyelerinin dönüşüm sürecine yönelik tutumları ve adaptasyon süreci, grup üyeliğinin inşası da çalışmanın içeriğinde yer almaktadır.

Din sosyolojisiDönüşümMenzil Dergahı+6
Adem Karataş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00