22
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı yapıdaki opakerlerin renk maskeleme etkilerinin kıyaslanması
Tez çalışmamızın amacı, kullanılan iki farklı yapıdaki opaker kompozit materyali (Filtek Universal Restorative Pink Opaque ve Masking Liner) ile universal reçine kompozitin renk maskeleme etkisini üç farklı enstrümantal renk analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Renkleşmiş diş yapısını taklit etmek amacıyla C4 renginde kompozitten diskler (8mm çap, 2mm kalınlık) hazırlanmıştır. Opak kompozit reçineler aynı çapa sahip 0,5 mm kalınlığında, universal kompozit reçine materyali ise 1 mm kalınlığında hazırlanan teflon kalıplar ile oluşturulmuştur. Renk analizleri, spektrofotometre (VITA Easyshade V; VITA Zahnfabrik), dijital kamera (700D, Canon) ve akıllı telefon ile kombine kullanılan ışık standardizasyon cihazı ile alınan fotoğrafların ile elde edilmiştir. Daha sonra spektrofotometreden elde edilen değerler ve tüm dijital fotoğraf analizleri CIELab renk uzayındaki parametreler kullanılarak bir bilgisayar yazılım programı (Classic Color Meter, Apple Corp) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler Shapiro-Wilk, Kruskal Wallis, Anova, Friedman, post-hoc Bonferroni testi ile yapılmıştır (p<0,05). Gruplar arasındaki ortalama fark ve renk analiz yöntemleri arasındaki uyumu değerlendirmek için Bland-Altman analizi yapılmıştır. Opaker kompozit reçineler karşılaştırıldığında renk maskeleme yeteneği en yüksek olan pat yapıda opaker reçinenin kullanıldığı POU grubu bulunmuştur. Spektrofotometre, polarize filtre takılı Smile Lite MDP ve DSLR yöntemleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık görülmüştür ancak Bland-Altman analizi, SFM ve MDP gruplarındaki ∆E değerlerine uygulanmış olup, iki yöntem arasında uyumluluk tespit edilmiştir.
Florür içermeyen remineralizasyon ajanlarının ER, CR; YSGG lazer kullanımı ile mine başlangıç çürüğü üzerine etkilerinin incelenmesi
Diş çürüğü yaygınlığı toplumumuzda yüksek olup, diş çürüğünü başlangıç aşamasında yakalamak ve en etkili remineralizasyon tekniği ile tedavi edebilmek ve invaziv tedavi ihtiyacını ortadan kaldırabilmek son derece önemlidir.Bu tez çalışması florüre alternatif olan ajanların etkinliğinin değerlendirilmesi için planlanmıştır.Florür içermeyen alternatif remineralizasyon ajanlarından teobromin içeren diş macununun(Theodent,ABD),kalsiyum-fosfat bileşiklerinin (CPP-ACP,Japonya), Ca,P,Mg bileşikleri içeren Remineralizasyon Jel'in (R.O.C.S.,Rusya) bir pozitif kontrol grubu (florürlü diş macunu)(Colgate,ABD) ve bir negatif kontrol grubu (distile su) dahil olmak üzere, Er,Cr;YSGG lazerin (2780nm) tek başına kullanımı ve diğer ajanlarla birlikte kullanılmasıyla sığır dişleri üzerindeki mine başlangıç çürüklerine etkilerini inceleme amacıyla yapılan bu çalışmada 10 grup belirlenmiş (n=7) ve demineralize edilen örnekler 8 günlük bir pH siklusuna tabi tutulmuştur.Mine örnekleri yüzey mikrosertlik testi (Vickers) ile incelenmiş ve sonuçlar SEM görüntüleriyle desteklenmiştir.Gruplara göre mikrosertlik geri kazanım yüzdesi değerlerinin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmış, çoklu karşılaştırmalar ise Dunn testi ile yapılmıştır.Er,Cr:YSGG lazer(2780nm)(p=0,003) ve R.O.C.S. Remineralizasyon Jel (p=0,019) ajanlarının tek başlarına kullanımları sonucu ve Er,Cr:YSGG lazer(2780nm) ile kombine kullanılan CPP-ACP(p<0,001), Er,Cr:YSGG lazer+florür(p=0,001) ve Er,Cr:YSGG lazer+R.O.C.S. Remineralizasyon Jel(p=0,036) gruplarında mikro-sertlik değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptanmıştır.Materyallerin tek başlarına kullanımlarıyla lazerle kombine kullanımları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir.Demineralize mine üzerinde remineralizasyon etkinliğinin incelendiği çalışma sayısı sınırlı olup, bu çalışmada Er,Cr:YSGG lazerin(2780nm, 0.25W, 4.48J/cm2 , 20 Hz, hava/su soğutması olmaksızın) başlangıç çürüğü tedavisinde kullanılabileceği,R.O.C.S. Remineralizasyon Jeli'nin etkili sonuçlar verdiği,CPP-ACP ve florürlü diş macunu uygulamalarının belirlenen deney süresi boyunca tek başına yeterli olamayacağı ve etkinliklerini anlamlı kılmak için lazer ile desteklenmesi gerektiği ve teobromin içerikli diş macununun ise remineralizasyonda başarılı olmadığı sonucuna varılmış olup, sonuçların daha ileri çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Skolyoz hastalarında temporomandibular eklem patolojilerinin USG ve klinik muayene ile prospektif olarak değerlendirilmesi
Temporomandibular eklem disfonksiyonunun (TMD) etiyolojisinde birçok neden mevcuttur ve postür bozuklukları bu nedenlerden biridir. Toplumda insidansı oldukça yüksek olan TMD'nin multidisipliner tedavisi için omurga ile stomatognatik sistem ara-sındaki ilişkinin aydınlatılması önem arz eder. Çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafından takip edilen adölesan idiopatik skolyoz tanılı 12-18 yaş arası 50 hasta ve aynı yaş grubunda 50 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Bu hastalara TME'ye yönelik klinik muayene ve ultrasonografik değerlendirme yapılmış, elde edilen veriler karşılaştırıla-rak analiz edilmiştir. Gruplara dahil edilen hastaların yaş ortalamaları kontrol grubunda (n:50) 14,68 ± 1,81, skolyoz grubu (n:50) için ise 14,69 ± 2,73'tür. Skolyoz grubunda hastaların ağız açıklığı ortala-ması 40,50 mm, kontrol grubunda 43,44 mm olarak ölçülmüş ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p:0,002). Skolyoz grubunda eğriliğin şiddetini gösteren Cobb açısı değeri ile ağız açıklığı arasında negatif yönde orta şiddette korelasyon görülmüştür (p:0,023; r:-0,320). Masseter kası kalınlığı skolyoz grubunda 8,91 mm iken kontrol grubunda 9,41 mm olarak ölçülmüştür (p:0,036). TME düzensizlikleri skolyoz grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Eklem aralığı elastografi değerinde 1 birimlik artışın, redüksiyonlu disk deplasmanı tanısı olasılığını 4,81 kat artırdığı görülmüştür (p:0,009; %95CI: 1,47-15,73). Sonuç olarak skolyozun TMD'ye yatkınlığa neden olduğu ve eklem elastografisinin TMD tanısında değerli bir sayısal veri olduğu tespit edilmiştir.
All-On-4 konsepti ile tedavi edilmiş atrofik mandibulaya gelen travmatik kuvvetlerin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Diş kayıpları çiğneme, beslenme, konuşma gibi fonksiyonel sorunlara sebep olarak kişinin yaşam kalitesini etkilemektedir. Hastaların fonksiyonel ve estetik beklentisinin artmasıyla tam dişsiz hastaların tedavi edilmesi amacıyla dental implantların kullanımı dünya genelinde sıklıkla başvurulan bir tedavi haline gelmiştir. 2003 yılında Dr.Malo ve ark. atrofik çenelerde ileri cerrahi işlemler yapmadan implant uygulamasına olanak sağlayan 'All-On-4' konseptini tanımlamıştır. Bu konsepte göre, dişsiz çenelerin sabit veya geçici rehabilitasyonu için, anteriorda 2 aksiyel implant, posteriorda mental foramenin önüne 2 distale eğimli olmak üzere toplamda 4 implant yeterlidir. 'All-On-4' konseptinin, rezorbsiyon ve atrofi nedeniyle kırılganlığı artan mandibulanın travmatik kuvvetler karşısındaki kırılganlığına nasıl bir etki yaptığına dair detaylı araştırmalara rastlanılmamıştır. Bu çalışmamız ile atrofik mandibulaya uygulanan All-On-4 konseptinde farklı konum ve uzunlukta yerleştirdiğimiz implantları protez aşamasına kadar olan sürede travmatik kuvvetler karşısında kıyaslayarak en uygun seçeneğin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda atrofik dişsiz mandibulanın bilgisayar ortamında 3 boyutlu modeli oluşturularak 'All-On-4' konseptine uygun implantlar; monokortikal, bikortikal ve uzun bikortikal olacak şekilde yerleştirilmiştir. Distaldeki eğimli implantların konumu sabit tutulmak şartı ile anterior aksiyel implantların konumları lateral ve kanin diş bölgesine denk gelecek şekilde konumlandırılarak oluşturduğumuz 6 modele simfiz bölgesinden 2000 N frontal travmatik kuvvet ve premolar bölgesinden 2000 N lateral travmatik kuvvet uygulanmıştır. Mandibulanın anatomik bölgelerine göre kortikal kemik ile spongiyoz kemikteki Pmax ve Pmin stres değerleri ve implant çevresindeki kemik ile implant üzerinde oluşan Von Mises stres değerleri üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirilmiştir. Frontal ve lateral travmatik kuvvet uygulanan tüm çalışma modellerinde kortikal kemikte oluşan streslerin spongiyoz kemikte oluşan streslerden daha yüksek seviyede olduğu belirlenmiştir. Pmax ve Pmin stres değerlerinin en yüksek kondil bölgesinde yoğunlaştığı ve implant uzunluğu arttıkça kondil bölgesindeki stres birikiminin arttığı gözlemlenmiştir. Frontal kuvvet uygulanan modellerde implant etrafında ve implant çevresindeki kortikal ve spongiyoz kemikte oluşan Von Mises stres değerlerinin lateral bölgesine yerleştirilen implantlarda daha yüksek olduğu ve implant uzunluğu arttıkça bu değerlerin arttığı belirlenmiştir. Lateral kuvvet uygulanan modeller incelendiğinde ise implant uzunluğu arttıkça kuvvetle aynı taraftaki posterior implant çevresindeki kortikal kemikte stres azalırken; diğer implantların çevresindeki kortikal kemikteki stresin arttığı gözlemlenmiştir. Çalışmamızın sonucunda atrofik mandibulada uygulanan 'All-On-4' konseptinde implantların monokortikal ve anterior implantların kanin diş bölgesine yerleştirilmesinin fraktür riskini azaltabileceğini düşünmekteyiz.
Ailenin ağız bakım alışkanlıklarının ve sosyokültürel özelliklerinin bireyin ağız bakım alışkanlıklarına ve ağız sağlığı durumuna etkisinin incelenmesi
Çalışmamızda anne ve babaların sosyokültürel özelliklerinin, ekonomik durumlarının ve ağız sağlığı davranışlarının lise çağındaki bireylerin ağız bakım alışkanlıklarına ve ağız sağlığı durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca genç bireylerin ifade ettikleri ağız bakım alışkanlıkları ile ağız içi değerlendirme sonucu elde edilen ağız sağlığı durumlarının ilişkilendirilmesi hedeflenmiştir. İstanbul'da rastgele belirlenen bir Anadolu Lisesinde okuyan gönüllü 157 genç birey ve anne-babaları katılmıştır. Katılımcılardan HU-DBI ve ek 3 sorudan oluşan anket ile ağız sağılığı bilgi düzeylerine, bakım alışkanlıklarına ve davranışlarına yönelik veriler toplanmıştır. Ailenin sosyokültürel özellikleri, anne-babaların diş hekimine gitme sıklığı ve sistemik hastalıkları ile ilgili veriler de ek bir anket aracılığıyla elde edilmiştir. Periodontal indeksler (PI, SK, SCD, ve CPI) ve DMF-T indeksi ile gençlerin ağız sağlığı durumu tespiti yapımıştır. HU-DBI skoru ortalaması genç bireylerin 5,9, annelerin 5,4 ve babaların 5,1'dir. Anne-çocuk ve baba-çocuk arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttur. HU-DBI'da yer alan fırçalama alışkanlıklarına yönelik ifadelere anne ve çocuklar birbirleri ile benzer ve olumlu yönde cevaplar verirken; bu iki grubun cevabı babalardan farklıdır. Fırçalama alışkanlıkları yönünden annelerin, babalara göre çocuklar üzerinde daha etkili olduğu görülmektedir. Gençlerin indeks ortalamaları PI 1,37; SCD 1,93 mm; SK %22,34, DMF-T 4,03 ve CPI 2,2 şeklindedir. SK>%30 olan genç bireylerin yalnızca %46'sı diş etlerinin fırçalamada kanamalı olduğunun, PI>1 olanların ise yalnızca %19'u dişlerinin üzerinde yapışkan birikintiler olduğunun farkındadır. Ailelerin ekonomik durumu iyileştikçe çocuklarda daha yüksek HU-DBI skoru ve artan oranlarda eşik değerinin altında SCD, PI, DMF-T ve CPI skorları saptanmıştır. Annenin diş hekimine gitme sıklığına göre çocuğun HU-DBI ve CPI skoru istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ailenin sosyokültürel özelliklerinden ziyade ağız bakım alışkanlıkları ve çocuğun kendi ağız sağlığı bilgi düzeyi; ağız sağlığı ile ilişkili bulunmuştur.
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin oral hijyen bilinç, tutum ve davranışları ile periodontal farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Periodontal hastalık, dünya çapında önemli halk sağlığı sorunlarından birisi olup halen küresel yükü devam etmektedir. Kötü ağız sağlığının yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkisi vardır ve dünya çapında ağız sağlığı davranışını iyileştiren halk sağlığını geliştirme programlarına ihtiyaç vardır. Ağız sağlığının iyileştirilmesinde, periodontal farkındalık yaratılmasında ve hasta eğitiminde ağız sağlığı profesyonellerine önemli görevler düşmektedir. Bu nedenle, diş hekimliği öğrencilerinin iyi bir eğitim alması, periodontal farkındalığının olması ve kendi oral hijyen bilinç, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri önem arz etmektedir. Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde eğitim alan öğrencilere oral hijyen rutini ve alışkanlıklarını, periodontal farkındalık bilgilerini sorgulayan ve daha önce yapılan çalışmalarda da kullanılan öğrencilerin davranışlarını analiz etmek için uluslararası olarak kabul görmüş Hiroşima Üniversitesi-Diş Davranış Envanteri (HU-DBI)'nden oluşan self reported yöntemi ile hazırlanan anketler dağıtıldı. Toplanan veriler istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, öğrencilerin sınıf düzeyleri arttıkça oral hijyen alışkanlıklarının olumlu yönde geliştiği, periodontal farkındalık düzeyinin yükseldiği, HU-DBI skorunun arttığı görüldü. Cinsiyetler arasındaki anlamlılık ilişkilerine bakıldığında kadın öğrencilerin oral hijyen alışkanlıklarında erkek öğrencilerden daha bilinçli olduğu görülürken (p<0,01, p<0,05), periodontal farkındalık bilgi düzeylerinde anlamlı bir fark görülmedi. HU-DBI skorunun klinik, periodontal farkındalık düzeyi yüksek, oral hijyen alışkanlıkları gelişmiş öğrencilerde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,01, p<0,05). Eğitim düzeyinin artışı ile öğrencilerin oral hijyen alışkanlıklarının olumlu yönde geliştiği, bilinç düzeyinin arttığı, periodontal farkındalıklarının ve bilgi düzeylerinin arttığı görüldü (p<0,01, p<0,05). Anahtar Kelimeler: Diş hekimliği öğrencisi, oral hijyen bilinci, oral hijyen alışkanlığı, periodontal farkındalık
Farklı lazer tipleri ile yapılan yüzey işlemlerinin zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramiklerin rezin kompozit ile bağlanma dayanımına etkisi
Hopur Kılıç Elif Hacer. Farklı Lazer Tipleri ile Yapılan Yüzey İşlemlerinin Zirkonya ile Güçlendirilmiş Lityum Silikat Seramiklerin Rezin Kompozit ile Bağlanma Dayanımının Değerlendirilmesi İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi AD. Uzmanlık Tezi. İstanbul 2021. Anahtar Kelimeler : Zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramik, porselen tamiri, yüzey işlemleri, bağlanma dayanımı, lazer Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 36826 Bu çalışmanın amacı farklı lazer tipleri ile yapılan yüzey işlemlerinin zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramiklerin kompozit rezin ile bağlanma dayanımına etkisini incelemektir. Test materyalleri yüzey işlemlerine göre beş gruba ayrılmıştır (n=10). Test gruplarına sırayla; Grup1= HF asit, Grup2= Er:YAG lazer, Grup 3= Er:YAG lazer+HF asit, grup 4= Nd:YAG lazer, Grup 5= Nd:YAG lazer+HF asit yüzey pürüzlendirme işlemleri uygulanmıştır. Yüzey pürüzlülüğünü değerlendirmek için optik profilometre ve SEM analizleri yapılmıştır. Ardından her gruba silan, bonding ajanı ve ardından tabakalama tekniği ile 3mm çapında 4mm yüksekliğinde kompozit rezin uygulanmıştır. Örnekler, termalsiklüs uygulamasının ardından makaslama testine tabi tutulduktan sonra yüzeyleri ışık ile incelenip kırık tiplerine göre sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, makaslama testi sonrası elde edilen verilerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. En yüksek SBS değeri Grup3'te en düşük Grup4'te bulunmuştur. En yüksek yüzey pürüzlülüğü ise Grup3'te görülmüştür.
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinde ağız kokusu farkındalığının ağız sağlığı bilinci ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Halitozis, nefeste hoş olmayan koku varlığını ifade eder. Oral malodor ise ağız içi kaynaklı ağız kokusu için kullanılan bir terimdir. Kaynağını esas olarak, oral patojenik bakterilerin; gıda artıkları ve epitel hücreleri gibi substratları metabolize etmesi ve USB [Uçucu Sülfür Bileşikleri] oluşturmasıdır. Halitozis, ağız içi ve ağız dişi kaynaklı olabilmektedir. Halitozis sadece bireyin ağız ve diş sağlığıyla ilgili değil; aynı zamanda bireyin sosyal yaşantısını da etkileyen önemli bir faktördür. Yapılan çalışmalar; halitozisin %80-%90'ından oral bölgenin sorumlu olduğunu göstermiştir. Bu faktörlerden dental anksiyete ve korku yaşayan bireylerin, dental uygulamalardan kaçınması sebebiyle oral sağlıkla ilgili problemler ciddi boyutlara gelebilmekte, bireylerin ağız sağlığı ilişkili yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenebilmektedir. Diş Hekimliği Fakültelerinde okuyan öğrencilerin stresli, yoğun ve pratiğe dayalı bir eğitim programları olduğundan, bu süreçte genel sağlık durumları, ağız bakım alışkanlıkları ve ağız-diş sağlığı ile ilgili yaşam kalitelerinde önemli değişiklikler görülebilmektedir. Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde eğitim alan öğrencilerde ağız kokusu ,dental korku ve anksiyete ayrıca ağız sağlığı hakkında bilgi ve davranış düzeyinin belirlenmesi için, Survey Monkey anket platformunda hazırlanmış anketler uygulanarak analizin tamamlanması için gerekli veriler elde edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda Diş hekimliği öğrencilerinde ağız kokusu bildiriminin alınan ağız sağlığı bilinci, eğitim ve cinsiyetten etkilenmediği halde diş hekimliği uygulamaları ile ilgili endişe veya kaygı durumundan etkilendiği gözlemlenmiştir. Ağız kokusu bildirimi şiddeti ile eğitim durumu, dental kaygı ya da korku, ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi gibi değerlerin doğrusal ilişkisi xii bulunmamıştır. Kadınlarda ağız sağlığı farkındalığı, dental korku ve endişe düzeyi erkeklere göre daha fazla bulunmuştur. yapılan incelemelerde, öğrenim yılı arttıkça, ağız sağlığı bilincinin arttığı görülmüştür, ayrıca yaşam kalitesinin arttığı, dental anksiyete ve korku ile ilgili değerlerin azalma eğiliminde olduğu, bu eğilimin kadınlarda daha fazla olduğu yönünde bulgular elde edilmiştir.
Peri-implantitis nedeniyle kaybedilen implantlarda erbiyum lazer ve çeşitli yöntemler kullanılarak yüzey değişimi ve pürüzlülüğün in vitro değerlendirmesi
Bu çalışmada debrisle kaplı kirli implant yüzeylerinin debridman sonrası bakir implantlara benzer yüzey özellikleri ve element kompozisyonuna sahip olması amaçlanmıştır. Kirli implant yüzeylerine Er:YAG lazer, Er,Cr:YSGG lazer, küret ve ultrasonik cihaz uygulanmıştır. Debridman öncesi ve sonrası taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntüleri alınmış, enerji dağılımlı x-ışını spektroskopisi (EDS) ile yüzeylerin elementel profili değerlendirilmiş ve profilometre ile yüzey pürüzlülüğü analiz edilmiştir. Çalışmamızda her müdahale grubunda daha önceden peri-implantitis nedeniyle çıkarılan 4 adet implant ve kontrol grubunda 2 adet bakir implant olmak üzere toplam 30 adet implant incelenmiştir. Titanyum küret grubu, PEEK uçlu ultrasonik kazıyıcı grubu, Er:YAG çok kısa atımlı lazer grubu (100μS, 120 mJ/puls 10Hz), Er:YAG kısa atımlı lazer grubu (300μs, 120 mJ/puls, 10Hz), Er:YAG uzun atımlı lazer grubu (600μs, 120 mJ/puls, 10Hz), Er,Cr:YSGG1 lazer grubu (1W 10Hz), Er,Cr:YSGG2 lazer grubu (1.5W, 30Hz) olmak üzere müdahaleler 7 grupta 120sn boyunca uygulanmıştır. Müdahalelerin ardından, SEM görüntülerindeki yüzey özelliklerinin bakir implantların yüzey özellikleri ile derecelenerek karşılaştırılmasını amaçlayan İmplant Debridman Görsel İndeksi (İDGİ) oluşturulmuştur. İDGİ ve EDS verilerine göre temizlikte en etkili Er:YAG ve ultrasonik grupları bulunmuştur. SEM görüntüleri ve EDS bulguları birlikte değerlendirildiğinde, bakir implantlarda gördüğümüz Sandblasted Large Grid Acid Etched (SLA) yüzeyin tipik bal peteği görünümüne ulaşabilen ve yüzeye hasar vermeden kirliliği kaldıran gruplar Er:YAG uzun atımlı lazer ve ultrasonik grupları olmuştur. Er:YAG çok kısa atımlı lazer kirli implant yüzeylerin debridmanını sağlamada en başarılı grup olmasına rağmen istenmeyen yüzey değişimleri, Er:YAG kısa atımlı lazer grubunda ise hafif yüzey değişimleri gözlenmiştir.
Gestasyonel diyabeti olan gebeler ile sağlıklı gebelerin tükürük, dos ve serumda oksidatif stres belirteçlerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 3367 Anahtar Kelimeler: periodontal hastalık, gingivitis, periodontitis, gestasyonel diyabet, oksidatif stres Amaç: Çalışmamızın amacı gestasyonel diyabeti olanlar (GDM) ile sağlıklı gebelerin tükürük, Dişeti Oluk Sıvısı (DOS) ve serumda oksidatif stres belirteçlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda periodontal sağlık/hastalık ile oksidatif stres ve gestasyonel diyabet ilişkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Seksen GDM ve 80 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen gebelerden medikal ve klinik anamnez alınıp; plak indeksi (PI), gingival indeks (GI), sondalamada kanama (SK), sondalanabilir cep derinliği (SCD) ve klinik ataşman düzeyi (KAD) ölçümleri yapılmıştır. DOS, tükürük ve serum örnekleri lokal ve sistemik Total Antioksidan Seviye (TAS) ve Total Oksidan Seviye (TOS) ölçümü için toplanmıştır. Bulgular ve Sonuç: GDM grubunun PI, GI, SCD, SK, KAD ortalamaları, Evre I ve Evre II periodontitis varlığı, daha düzensiz diş fırçalama, parafonsiyonel alışkanlıklar içerisinde diş gıcırdatma ve tırnak yeme alışkanlıkları ve sigara kullanımı kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. GDM grubunda serum TAS/TOS ve tükürük TAS/TOS kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,0001). Bu durum GDM grubunda TOS'un meydana getirdiği hasarın çok yüksek olması ya da TAS'ın bu hasarı dengelemek için tüm antioksidan enzim kaynaklarının büyük oranda tüketilmesinden kaynaklanıyor olabilir. GDM grubunun DOS TAS U/ml, DOS TAS/TOS ortalamaları kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur ve DOS TOS U/ml ise kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,0001). GDM grubunda DOS'ta hem oksidan aktivitenin yüksek hem de bu yüksek oksidan seviyeyi dengelemek için antioksidan kaynakların büyük oranda tüketildiğini söyleyebiliriz.