25
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Türkiye'de laiklik uygulamaları (1938-1960)
Türkiye'de laiklik toplumsal bir beklenti ve sonuçtan çok kurucu kadronun toplumu ve devleti dönüştürmesinin aracı olarak kullanılmıştır. Bu şekli ile genel olarak "tepeden inmeci" bir düşüncenin yansıması olan laikliğin Türkiye'deki uygulamaları, laik birçok devletten farklıdır. Laikliğin en temel tanımlarından olan "Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" yaklaşımından ayrı olarak, erken dönem Türkiye laikliği "devletin kontrolünde bir din" anlayışına daha yakın durmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması, medrese, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına rağmen imam hatip okullarının ve ilahiyat fakültesinin açılması, devlet okullarında din dersinin bulunması bu bağlamda düşünülebilir. Ancak sürece genel olarak bakıldığında Türkiye'de uygulanan laikliğin, sınırları belirli bir düzlem üzerinden gitmediği görülür. Gelgitleri olan, bazen otoriterleşen, bazen ise daha esnek uygulamaların görüldüğü bir laiklik süreci söz konusudur. Sınırların belirsizliği dolayısıyla özellikle CHP döneminde dini alana yapılan her türlü müdahale laikliğin gereği olarak sunulurken, buna karşı olan tavır ya da yaklaşımlar genellikle irticai faaliyet olarak değerlendirilmiştir. DP döneminde ise laiklik, merkezi önemini korunmakla birlikte bu dönemde dinin meşruiyet sahası genişlemiştir. Bu anlamda Türkiye'de laikliğin kapsamı partilerin-siyasi iktidarların tavırlarına göre de değişkenlik göstermiştir. Bu değişkenlik bazen partiden partiye, bazen ise aynı partinin farklı hükümet dönemlerinde kendisini göstermiştir. Bu çalışmada CHP'nin İsmet İnönülü dönemi ile Demokrat Parti dönemlerindeki laiklik uygulamalarına yönelik bir kıyaslama yapılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda karşılaştırmalı bir dönem analizini hedef alan bu çalışma, bir ideoloji olarak laikliğin Türkiye'ye girişine, laikliği yaşam şekli olarak gören yaklaşımlara, Türkiye laikliğinin diğer devletler (Fransa, İngiltere) ile olan ilişkisine değinmekten çok, Türk siyasal ve demokrasi hayatına damgasını vurmuş iki dönemin kıyasına odaklanmıştır. Bu çalışmayı özgün ve önemli kılan taraf ise dünyayı algılama ve gündelik yaşamlarını düzenleme noktasında farklı bir kitlesel tabana dayanan CHP ve DP dönemlerinde uygulanan laikliğin somut alanlarına yönelmesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın devlet-hükümet nezdindeki genel pozisyonu ve devletin diğer kurumlarıyla olan ilişkilerindeki değişim ve gelişim aşamaları, vakıf eserlerinin dinsel alana yönelik örneklerinin iki parti dönemlerindeki durumları (cami, mescid, kilise...), dini eğitim noktasında laiklik yaklaşım ve tanımlamaları, dini neşriyatın genel niteliği ve bu neşriyata yönelik parti-hükümet yaklaşımları, hayrat hademesinin niteliği ve aldıkları maaşların miktarı bu çalışmanın ana uğrak noktalarıdır.
TBMM Arzuhal Encümeni kararları ışığında vatandaşların devletten beklenti, talep ve şikâyetleri (1925-1931)
Temel insan haklarından biri olan dilekçe hakkı, tarihi süreç içerisinde yönetenler ile yönetilenler arasındaki ilişkinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yönetilenler, yönetenlere beklenti, talep ve şikayetlerini çeşitli yollarla iletme ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyacın bir tezahürü olarak da devlet mekanizması içinde çeşitli başvuru mercileri ortaya çıkmıştır. Bu merciler bazen bir hükümdarın sarayı, bazen de de bir meclis olmuştur. Osmanlı tarihinde dilekçe hakkı anayasal bir hak olarak ilk defa 1876 Anayasası'nda yer almış, daha sonraki dönemlerde de anayasal bir hak olarak varlığını sürdürmüştür. Halk talep ve şikayetlerini iletmek için Ayan ve Mebusan Meclislerine arzuhal verme hakkına sahip olmuştur. TBMM açıldıktan sonra da ilk çalışmalara başlayan encümenlerden biri Arzuhal Encümeni olmuş ve halktan gelen arzuhalleri değerlendirip karara bağlamıştır. Bu durum Cumhuriyet'in ilanından sonraki dönemde de devam etmiş ve 1925 yılından itibaren Arzuhal Encümeni kararları her cumartesi yayınlanmaya başlamıştır. Bu çalışmada 1925-1931 yılları arasında Arzuhal Encümeni kararları üzerinden halkın TBMM nezdinde devletten beklenti, talep ve şikayetleri tespit edilmiş ve dönem içinde en çok öne çıkan konu başlıkları incelenmiştir. İncelediğimiz dönemde askerî nitelikli arzuhallerde konu olarak heyet-i mahsusalar ve istiklal madalyası talebi ön plana çıkmaktadır. Sosyal ve ekonomik nitelikli arzuhallerde çoğunlukla vergilerden şikâyet edilmiş, zaman zaman da çeşitli nedenlerle devletten finansal yardım istenmiştir. Eğitim başlığında ise okullardan kaydı silinen öğrencilerden gelen şikayetlerin yanı sıra bazı vatandaşların yaşadıkları yerlere okul açılması talebini içeren arzuhaller ön plana çıkmıştır. Bürokrasi ve idari işlemlerle ile ilgili arzuhallerde genellikle emeklilik, ikramiye, eksik yatan maaş ve harcırahlardan şikayet edilmiştir. Bunların yanında haksız yere işten çıkarılma veya uygun bir vazifeye tayin gibi konular da öne çıkan başlıklar arasındadır. Yargı ile ilgili arzuhallerde ise ana konular, hakimler ve mahkemelerden şikâyet, yeniden yargılama ve af talebi ile barolarla ilgili şikayetlerden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dilekçe Hakkı, Arzuhal, TBMM Arzuhal Encümeni, Talepler, Şikayetler.
Haydar Aliyev dönemi Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kültürel boyutu (1993*2003)
Bu çalışmada Haydar Aliyev dönemi Türkiye - Azerbaycan ilişkilerinin kültürel boyutu ( 1993 - 2003 ) incelenmiştir. Tezimi hazırlarken Haydar Aliyev hakkında bilgi içeren arşiv belgelerden, Azerbaycan - Türkiye arasındaki kültürel ilişkiler hakkında eserlerden, belgelerden, dergilerden, yazılardan, yüksek lisans tezlerinden yararlandım. Tez çalışmam giriş ve sonuç bölümlerinin dışında üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, genel çerçevesi, bölümleri hakkında bilgileri, birinci bölümünde, kültür ve eğitim hakında genel bilgileri, diğer bölümlerde ise, genel olarak Azerbaycanın tarihi ve Türkiye - Azerbaycan ilişkilerine değilerek, Haydar Aliyev döneminde Azerbaycan ve Türkiye arasında kültür ve eğitim alanlarında mevcut olan ilişkileri ve yakın tarihi dönemde, İlham Aliyev döneminde Azerbaycan – Türkiye ilişkileri ortaya koymuşum. Aynı etnik kökene dayalı Azerbaycan - Türkiye ilişkileri tarih boyu dostluk ve kardeşlik çerçevesinde yürütülmüştür. 18 Ekim 1991 tarihi ''Azerbaycanın Devlet Bağımsızlığı'' ile bağlı anayasa maddesinden sonra Azerbaycanın kalkınma süreci çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu iki halkın ortak noktaları çoktur. 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını kazanmasının ardından 9 Kasım 1991 yılında Azerbaycanı ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. 1-3 Mayıs 1992 tarihlerinde Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal Azerbaycana ziyaret etdikten sonra, iki devlet arasında iş birliliği ve karşılıklı ilişkilere dayanarak eğitim ve kültür alanında kararlı atılımlar gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Haydar Aliyev, Azerbaycan, Türkiye, Kültür, Eğitim, İkili İlişkiler
Suat Derviş'in gazete yazılarında siyaset, toplum ve kadın
Suat Derviş pek çok şekilde tanımlanmış bir aydındır. Bu tanımlanma biçimleri, şüphesiz, onun yaşamı boyunca yaptığı faaliyetlerle ilgilidir. Önemli bir toplumsal dönemin ve dönüşümün temsili olarak Suat Derviş, hem yaşamı hem de ardında bıraktığı gazete yazıları ve edebiyat eserleriyle dikkat çekici bir çalışma konusu haline gelmektedir. Bu çalışmada Derviş'in 1935–1942 yılları arasında yapmış olduğu gazetecilik faaliyetleri incelenecektir. Dört ana bölüme ayrılan bu çalışmanın birinci bölümünde, Suat Derviş'in yaşamöyküsüne kısaca yer verilecektir. Derviş'in tarihin akışı içerisindeki ve edebiyattaki yerini ona tekrardan kazandırmaya çalışan feminist tarih yazımı ile Derviş'in ayna tuttuğu sıradan insanların meselesi tarih bilimi ile ilişkisi bakımından, yine tezin birinci bölümünde kısaca yer alacaktır.Derviş'in yaşamöyküsü Türkiye'de yaşanan bazı değişimlere paralel bir biçimde aktarılmaya çalışılacaktır. Bu dönüşümler satır aralarında tarihsel bilgiler biçiminde verilecektir. Tezin diğer bölümlerinde Derviş'in 1935–1942 yılları arasında Cumhuriyet, Son Posta, Tan ve Haber gazetelerinde yazdığı yazıları ve röportajları değerlendirilecektir. Üst sınıfa mensup bir birey olan Suat Derviş'in bu yazılarında, toplumsal gerçekliği alt sınıfların yaşantıları üzerinden göstermeye çalıştığı görülmektedir. Dolayısıyla hem Derviş'in düşüncelerini hem de toplumun genel görünümünü içermektedir. Bu yazılar"toplum", "kadın" ve "siyaset" başlıkları altında kategorize edilerek tematik bir biçimde yer alacaklardır. İkinci bölümde, "Toplum" başlığı altında, toplumu ilgilendiren farklı alt başlıklar bulunacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan "Kadın" teması etrafında,feminist olarak tanımlanan Derviş'in hem kadın meselesine bakışı hem de farklı sınıflardan kadınların temel sorunları işlenecektir."Siyaset" başlığı altındaki tezin son bölümü olan dördüncü bölümde ise,ağırlıklı olarak Tan ve Haber gazetelerindeki yazıları üzerinden hem Türkiye'nin siyasal panoramasını görmeye hem de Derviş'in dinamik bir hareketliliğe sahip siyasal düşünceleri incelenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Suat Derviş, kadın, siyaset, toplum, Kemalizm, Cumhuriyet
Türk siyasi hayatında ilk kadın milletvekillerinden Mihri İffet Pektaş
Kadınlar Tanzimat, II. Meşrutiyet ve Milli Mücadele sürecinde hemen her alanda daha fazla görünür olmuştur. Milli Mücadele döneminde yaşanılan kahramanlıklar ile toplumsal yaşamda yerini sağlamlaştıran Türk kadını TBMM'ye girme hakkını 5 Aralık 1934'te kazanmış ve Meclis'te temsil etme hakkına kavuşmuştur. 1934 yılında seçme ve seçilme hakkını elde etme ve siyasete katılım konusunda atılan adımlarla Türkiye, bir çok Avrupa ülkesinden çok daha önce kadınlara siyasi hakları veren ülke olmuştur. Nitekim bu değişim sonucu yapılan ilk seçimlerde 18 kadın milletvekilinin Mecliste temsil oranı % 4,5 olmuştur. Bu kadın milletvekillerinden birisi de Mihri İffet Pektaş'tır. Bu çalışmamızda, ilk kadın parlamenterlerimizden Mihri İffet Pektaş'ın kişiliği, eğitimi ve Meclis içerindeki faaliyetleri üzerinde durularak Türkiye'nin çağdaş ve modern kadın figürünün yaşam öyküsünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Aynı zamanda ilk genel seçimlerde parlamentoya giren 18 kadından biri olan Mihri İffet Pektaş'ın aile hayatı, siyasi hayatı, sosyal ve kültürel faaliyetleri, Türk Dil Kurultayındaki konumu ve basında hakkında çıkan yazıların değerlendirilmesi de yine başlıklar altında incelenmiştir. V. VI. VII. dönemde Malatya milletvekilliği yapan Pektaş bununla beraber Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Fukaraperver Cemiyeti gibi yardım kuruluşlarında da gönüllü görev almış ve bu çalışmalarda ön sıralarda yer almış bir kadın siyasetçidir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Haklar, Kadın, Mihri İffet Pektaş, Modernleşme
Urfa'da asayiş ve güvenlik (1913-1918)
Urfa, geçmişi çok eski zamanlara dayanan bir şehirdir. Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı topraklarına katılan Urfa, önce Diyarbakır Beylerbeyliği'ne, daha sonra da Rakka eyaletine bağlanmıştır. 1842 yılında Halep'e bağlanan Urfa, 13 Nisan 1910 tarihinde coğrafi konumuna binaen sahip olduğu önemden dolayı müstakil sancak haline getirilmiştir. Urfa; Birecik, Suruç, Harran ile birlikte belli bir dönem Rakka ve Rumkale kazalarını içine alan müstakil sancaktır. Urfa; İslam (Türk, Kürt, Arap), Rum, Ermeni, Yahudi, Katolik, Protestan, Latin ve Süryanilerin yaşadığı kozmopolit bir yapıya sahiptir. Tarım, hayvancılık, ticaret ve küçük çaplı sanayinin olduğu bir şehirdir. 1867 yılından itibaren Urfa'da Zaptiye Teşkilatı kurulmaya başlanmıştır. Urfa'da kolluk kuvvetleri çeşitlilik göstermiştir. Hamidiye alayları, redif taburları, milis alayları, polis, jandarma ve bekçi gibi kolluk kuvvetleri Urfa'nın iç güvenliğini sağlamaya çalışmıştır. Bu kolluk kuvvetlerinin gelişim süreci Osmanlı Devleti'ndeki gelişime paralel olarak Urfa'da da etkili olmuştur. Urfa, nüfusunun çoğunluğu aşiretlerden oluşan bir sancaktır. Başta Aneze, Şammâr gibi göçebe aşiretler olmak üzere diğer aşiretler de, birbirlerine ve halka saldırarak, eşkıyalık faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Aşiret saldırıları dışında kan davaları, demiryolu saldırıları, kalpazanlık, kız kaçırma, fi'l-i şenî, hırsızlık, cinayet ve yaralama gibi birçok suça rastlanmıştır. Bu suçlar ile ilgili suç cetvelleri hazırlanmıştır. Ermeni sorunu 1878'te imzalanan Berlin Antlaşması'ndan sonra uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Daha sonraki zamanlarda birçok yerde Ermeni olayları görülmüştür. Urfa'da da 1895 ve 1915 yıllarında Ermeni olayları yaşanmıştır. 1915 yılında yaşanan Ermeni olayları büyük bir çatışmaya dönüşmüştür. Ordunun müdahalesiyle isyan bastırılmış, isyancılar Divan-ı Harp'te yargılanmış ve Urfa Ermenileri Rakka ve Zor'a tehcir edilmiştir. Ayrıca bu isyan esnasında tutuklanan Amerikalı Misyoner Mr. Lesli intihar etmiştir. Anahtar Kelimeler: Urfa, Müstakil sancak, Hamidiye Alayları, Bekçi, Polis, Jandarma, Aneze, Şammâr, Suç istatistikleri, Ermeni olayları
Türk ve İngiliz basınına göre Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlık mücadelesi (1918-1920)
1917 Bolşevik İhtilali ile birlikte Kafkasya milletleri bağımsızlık sürecine girmiştir. Bu dönemde Azerbaycan Türkleri de 28 Mayıs 1918'de bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Bağımsızlığın kazanılması sürecinde askeri ve siyasi olarak en büyük destekçisi Osmanlı Devleti olmuştur. Bolşeviklerin, Bakü Sovyeti aracılığıyla bölgede hakimiyet kurma girişimleri Osmanlı Devleti'nin desteğiyle engellenmiştir. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu 15 Eylül 1918'de Bakü'yü kurtarmıştır. Ancak bu harekat Osmanlı Devleti'nin müttefiki konumundaki Almanya, sömürge yollarını korumaya çalışan İngiltere ve Bolşeviklerin müdahaleci faaliyetleri altında ilerlemiştir. Bu çalışmamızda, Nisan 1920 Bolşevik işgaline kadar Azerbaycan'ın bağımsızlık süreci uluslararası ilişkiler göz önünde bulundurularak ele alınacaktır. Uluslararası perspektiften hareketle dönemin gelişmeleri Türk ve İngiliz basını ışığında değerlendirilecektir.Azerbaycan, Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü harekatı ile askeri ve siyasi olarak büyük bir başarı elde etmiştir. Ancak Mondros Mütarekesi'nin şartları gereği Osmanlı Devleti'nin Kafkasya'dan çekilmesiyle Azerbaycan'da yeni bir dönem başlamıştır. Almanya da mağlup devletler arasında yer alarak bölgedeki etkinliğini kaybetmiştir. Rusya'da ise Çarlık yanlısı generaller müttefiklerin desteğiyle hakimiyet kurmaya çalışmıştır. Bu şartlar altında Kasım 1918'de İngilizler, müttefikler adına asayiş ve düzeni sağlamak adına Bakü'ye gelmiştir. İngiltere, Paris Barış Konferansı'nı göz önünde bulundurarak Azerbaycan Hükümeti'nin siyasi faaliyetlerine müdahale etmemiştir. Ancak bölgenin ekonomik kaynaklarından kendi çıkarları adına faydalanmıştır. Aynı zamanda Çarlık rejimi yanlısı General Denikin desteklenerek Bolşevizmin yayılması önlenmeye çalışılmıştır. İngiltere'nin hem Kafkasya'da hem Rusya'da aktif siyaseti düşünüldüğünde İngiliz basınına yansıyan haberler çalışmamız açısından oldukça faydalı olmuştur. İngiltere'nin bölgede faaliyetleri devam ederken, Azerbaycan hükümeti Paris Barış Konferansı'nda bağımsızlıklarının tanınması için mücadele etmiştir. Ocak 1920'de Bolşeviklerin gücünü artırmasıyla beraber müttefikler Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanımıştır. Büyük bir siyasi başarı elde edilse de gittikçe güçlenen Sovyet Rusya 26 Nisan 1920'de Azerbaycan'ı işgal etmiştir.
Türkiye'de sivil havacılık şirketlerinin faaliyetleri (1923-1933)
İnsanların uçma arzusu çok uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir. Nitekim bu amacı 20. yüzyılda uçakların keşfiyle daimi olarak gerçekleştirmişlerdir. Uçaklar gerek sivil gerekse askerî amaçlı olarak neredeyse eş zamanlı olarak kullanılmaya başlamıştır. İlk hava posta servisi 18 Şubat 1911'de Hindistan'ın Allâhâbâd kentinden yaklaşık 10 km uzaklıktaki Naini kentine başarılı bir şekilde yapılmıştır. İlk tarifeli uçuş ise 1 Ocak 1914 tarihinde ABD'nin Florida eyaletinin St. Petersburg kentinden Tampa Körfezine düzenlenmiştir. Osmanlı Devleti'nde 9 Şubat 1914'de Osmaneli'nden (Lefke) Bilecik'e götürülen posta çantası ile ilk hava posta taşımacılığı başarılı bir şekilde tamamlanmıştır. Osmanlı Devleti'nden Avrupa ve Balkan devletlerine ilk posta servisi ise Mondros Mütarekesi imzalandıktan kısa bir süre sonra başlamıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra yabancı bir şirketle ilk sözleşme 18 Eylül 1924 tarihinde Aero Espresso Italiana Şirketi ile imzalanmış bunu takib eden17 Ağustos 1925 tarihinde Franco-Roumanie Şirketi ile İstanbul-Bükreş hava hattı için mukavele yapılmıştır. 15 Ağustos 1925 tarihinde de Junkers Şirketi ile ticari ve savaş uçağı imal etmek üzere müşterek bir şirket kurulmuştur. Şirket antlaşmanın yanında Junkers, Türk hükümetine ortak bir havayolu şirketi kurmayı da teklif etmiştir. Hükümet ise bu teklife olumlu bir cevap vermemiştir. Bir başka havayolu şirketi olan Deutsche Luft Hansa ile de 9 Ocak 1930 tarihinde anlaşma imzalanmış ve ilk uçuşlar Ekim 1930'da başlamıştır. Bu çalışmamızda, Türkiye'deki 1923-1933 yılları arasında yerli ve yabancı girişimcilerin sivil havacılık faaliyetleri incelenmiştir. Bu doğrultuda tezimiz hazırlanırken arşiv belgelerinden, dergi ve gazetelerden, konuyla alakalı yerli ve yabancı eserlerden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aero Espresso Italiana, Deutsche Luft Hansa, FrancoRoumanie, Junkers.
İngiliz basınında Kut'ül Amare kuşatması (1915-1916)
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'na girmeden hemen önce, 2 Ağustos 1914 tarihli seferberlik ilanı sonrası stratejik bir hata yapmış, Irak'taki kuvvetlerini başka bölgelere kaydırarak bu çok önemli bölgenin savunmasını zayıflatmıştı. Osmanlı Devleti, İngiltere'den bu bölgeye yönelik büyük ve kapsamlı bir saldırı harekâtı beklemiyordu. Osmanlı Devleti'nin 1914 Kasım ayında savaşa girişinin ve İngilizlerin kısa süre içinde bölgeye yönelik kapsamlı bir kara harekâtı başlatmasıyla yapılan hata geç de olsa anlaşıldı. Ancak bedeli ağır oldu. Büyük bölümü Hindistan'dan gönderilen askerlerden oluşan İngiliz birlikleri 22 Kasım 1914 tarihinde Basra'yı ele geçirdi ve Irak'ta kuzey yönünde Bağdat'a doğru hızla ilerlemeye başladı. 9 Aralık 1914 tarihinde Kurna kasabası da İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildi. İngilizleri durdurmaya çalışan Türk birlikleri kahramanca direniş göstermelerine rağmen başarılı olamadı. Özellikle Süleyman Askeri Bey komutasındaki Türk birliklerinin Şuaybe'de 12-14 Nisan 1915 tarihlerinde yenilgiye uğratılması İngilizlerin kendilerine olan güvenini daha da artırdı. General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri Bağdat'a doğru harekâtı sürdürerek 3 Haziran 1915 tarihinde Amara kasabasını, 25 Temmuz'da da Nasıriye'yi ele geçirdi. Irak'ta Bağdat'a doğru ilerleyen İngiliz kuvvetleri en önemli stratejik noktalardan birisi olan Kut'ül Amare kasabasını da 29 Eylül 1915 tarihinde işgal etti ve burayı bir üs haline getirdi. İngiliz askeri komuta erkânı artık Bağdat'ın ele geçirilmesi önünde hiçbir ciddi engelin kalmadığını düşünmekte, bir an önce Bağdat'ı ele geçirecek şekilde bir saldırı harekâtına başlamak istemekteydi. Türk birlikleri ise Selman-ı Pak, ya da İngilizlerin kullandıkları antik dönemdeki diğer adıyla Ktesifon bölgesinde, birkaç aydır hazırladıkları güçlü istihkâmlarda konuşlanmışlardı. General Townshend komutasındaki İngiliz 6. Tümeni 22 Kasım 1915 tarihinde harekete geçerek Selman-ı Pak'taki Türk savunma mevzilerine saldırdı. Başlangıçta bir miktar ilerlemeyi başaran İngiliz kuvvetleri, Nurettin Paşa komutasındaki Türk birlikleri karşısında iki gün süren kanlı çarpışmaların ardından yenilgiye uğrayarak geri çekilmeye başladı. Türk ordusu ise taarruz durumuna geçerek İngiliz birliklerini kovalamaya başladı. Panik halinde kaçarak geri çekilen General Townshend ve 6. Tümeni 3 Aralık 1915 tarihinde Kut'ül Amare'ye ulaştı ve burada konuşlanarak savunma konumuna geçti. General Townshend, Basra'ya doğru geri çekilmek yerine Kut'ül Amare'de kalmaya ve burada mevzilenmek için karar vermişti. İngilizler Kut'ül Amare'yi ele geçirdikten sonra burayı ileri bir üs haline getirerek zaten mevcut olan istihkâmları daha da güçlendirmişlerdi. Ayrıca uzun bir nehir kavisi içinde bulunan Kut'ül Amare kasabası iyi bir savunma konumuna sahipti. Townshend, destek kuvvetleri gelinceye kadar kendisini takip eden Türk kuvvetlerini burada durdurabileceğini düşünmüştü. Nurettin Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri 7 Aralık 1915 tarihinde Kut'ül Amare'ye geldi ve kasabayı kuşatma altına aldı. Diğer taraftan İngilizler Kut'ül Amare'deki kuşatmayı kırmak ve buradaki birliklerini kurtarmak için General Aylmer komutasında "Dicle Kolordusu" adı verilen ciddi bir destek kuvvetini harekete geçirdi. Ancak 6-7 Ocak 1916 tarihlerinde Şeyh Said bölgesinde gerçekleşen çatışmalar sonucunda, ölü ve yaralı toplam binlerce askerini kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı. Diğer taraftan 1916 Ocak ayında Osmanlı 9. Kolordu Komutanı Nurettin Paşa görevinden alındı ve yerine Halil Paşa getirildi. Sonraki günlerde bölgede yaşanan çatışmalar sonucunda İngiliz destek kuvvetleri, ölü ve yaralı binlerce kayıp verdirilerek geri püskürtüldü. İngiliz General Aylmer komutasındaki destek kuvvetleri 8 Mart 1916 tarihinde Felahiye civarında kapsamlı bir taarruz girişiminde bulundu. Ancak yine binlerce asker kaybederek geri çekildi. Alınan yenilgiden dolayı 12 Mart 1916 tarihinde General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi. General Gorringe tarafından Nisan ayında gerçekleştirilen saldırılarda İngilizler başarısız olarak ilerleme kaydedemedi. 24 Nisan 1916 tarihinde Kut'ül Amare'ye erzak getirmeye çalışan İngiliz gemisinin başarısız olarak Türk kuvvetlerinin eline geçmesi artık Kut'ül Amare'deki İngiliz garnizonu için direnişin sonunu getirmişti. Erzakı tükenen General Townshend 29 Nisan 1916 tarihinde 5 general, 551 subay ve 13.300 er ile Kut'ül Amare'de Halil Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerine teslim oldu. Bu çalışma yukarıda kısa özeti verilen Kut'ül Amare kuşatmasının sürecini öncesi ve sonrasıyla (1915-1916) ağırlıklı olarak İngiliz basını ve kaynakları ışığında incelemektedir.
Gazeteci Mehmet Asım Us'un yazılarıyla Türk inkılabı (1923-1938)
Bu çalışmamızla, Osmanlı Devleti'nin son dönemine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile sonraki dönemlerine bizzat tanıklık etmiş olan Gazeteci Mehmet Asım Us'un, Türk İnkılabına (1923-1938) olan bakışı incelenmiştir. Bu doğrultuda tez hazırlanırken Mehmet Asım Us'un hayatı hakkında bilgi içeren arşiv belgeleri, Vakit ve Kurun gazetelerindeki yazıları ve hatıralarında Türk İnkılabı ile ilgili yazılar ve hatırat-inceleme türünden eserlerden yararlanılmıştır. 1884 yılında günümüzdeki Manisa ilinin Gördes ilçesinde doğan Mehmet Asım Us, ilk tahsilini yine doğduğu ilçede tamamlamış ve ardından eğitimi için İstanbul'a gelmiştir. Orta tahsilini Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'nde tamamlayan Asım Us, lise eğitimini Vefa İdadisi'nde tamamladıktan sonra yüksek tahsili için Mülkiye Mektebi'ne girmiştir. Mülkiye'den mezun olduktan sonra Ziraat Bankası'nda Piyango Katibi olan Us, 1910 yılına kadar çeşitli vilayetlerde bürokratik görevlerde bulunmuştur. 1910 yılından itibaren gazeteciliğe Tanin ile adım atan Us, "Dereden Tepeye" ve "Karikatür" başlıklı köşeleriyle tanınmaya başlamıştır. Balkan Savaşı döneminde birtakım sağlık problemleri dolayısıyla yazılarına ara vermek durumunda kalan Asım Us, 1917'de gazeteci Ahmet Emin Yalman ile birlikte Vakit gazetesine ortak olmuş ve bu birliktelik beş sene sürmüştür. 1923 itibariyle ise Vakit gazetesinin tek sahibi haline gelmiştir. Kendisi gibi gazeteci olan kardeşleri Hakkı Tarık Us ve Hasan Rasim Us'u da yanına alarak Vakit gazetesini birlikte çıkarmaya başlamışlar ve böylece bu gazete Us kardeşlerin gazetesi haline gelmiştir. 1927 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nden Artvin milletvekili olarak seçilen Asım Us, böylece siyasete girmiş ve 1950 yılına kadar milletvekilliği görevini sürdürmüştür. Aynı zamanda Us, milletvekilliği yaptığı dönemde gazeteci kimliğini de muhafaza etmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle siyaseti tamamen bırakıp gazeteciliğine devam eden Asım Us, 1956 tarihinde kardeşi Hakkı Tarık'ın vefatı karşısında derinden sarsılmış ve daha sakin bir hayat yaşamaya başlamıştır. 1967 tarihinde ise en küçük kardeşi Hasan Rasim'in de vefat haberini alan Asım Us, 11 Aralık 1967'de Kadıköy'de meydana gelen bir trafik kazası sonucu beyin kanaması geçirmiş ve 83 yaşında hayatını kaybetmiştir.