
17
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Stratejik insan kaynakları yönetiminde eşit davranma ilkesi: 2019 sonrası iş ilanlarında ayrımcılık boyutları üzerine bir araştırma
Çalışmanın temel amacı, stratejik insan kaynakları yönetimi bakış açısıyla insan kaynakları yöneticileri ve insan kaynakları uzmanları için yayınlanan iş ilanlarının incelenerek, işe alım sürecinde ve çalışma hayatında eşitsizliğin ve ayrımcılığın olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde araştırılacak konu doğrultusunda öncelikle eşit davranma ilkesinin temelini oluşturan ''eşitlik'' kavramı, sonrasında ''eşitlik ilkesi'' ve bu ilkenin çalışma hayatına yansımasıyla birlikte ortaya çıkan ''eşit davranma ilkesi'' açıklanmıştır. Eşit davranma ilkesinin uluslararası boyuttaki hukuki dayanaklarına yer verilmiştir. Eşit davranma ilkesinin ihlal edilmesiyle birlikte ortaya çıkan ayrımcılık kavramı üzerinde durulmuştur. Çalışma hayatına yansımaları ve eşit davranma ilkesi ile aralarındaki bağlantı incelenmiştir. İkinci bölümde, ayrımcılık ve eşitlik kavramları, stratejik insan kaynakları yönetimi bakış açısıyla incelenmiştir. İşe alım sürecinin ilk basamağını oluşturan iş ilanlarına ve iş ilanlarında ayrımcılık konusuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırma modeline, değişkenlerine, yöntemine, elde edilen verilerin analizine ve bulgularına yer verilmiştir. Sonuç olarak, iş ilanları hazırlanırken işin gerekleriyle ilişkisi olan ifadelerin kullanılarak bu kriterlere yer verilmesi gerekmektedir. Sadece işin gerektirdiği niteliklerin adaydan istenmesi bu şekilde doğru kişilere ulaşılmaya çalışılması, dikkat edilmesi gereken durumlar olarak ortaya çıkmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi, Eşit Davranma İlkesi, Ayrımcılık, İş İlanları, İşe Alım Süreci.
Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerindeki etkileri
Milli tasarruf yetersizliği, dolayısıyla sermaye birikimin sağlanamaması gelişmekte olan ve az gelişmiş olan ülkelerin kalkınma sürecinde en temel sorunlardan biridir. Özellikle çalışma çağındaki nüfusunun düzenli şekilde arttığı coğrafyalarda, emek arzı genişlerken emek talebi aynı derecede gelişememekte ve işsizlik ekonomik ve sosyal boyutuyla genel refah seviyesini olumsuz yönde etkilemektedir. Doğrudan yabancı yatırımlar ulusal gelir artışına katkı sağlayarak sermaye birikimini arttırdığı gibi enflasyon, cari işlemler, istihdam gibi temel makroekonomik göstergeleri iyileştirici rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkemizdeki gelişimini, sektörel dağılımını ve sonuç olarak istihdam üzerindeki etkilerini diğer ülkelerle karşılaştırarak ortaya koymaktır. Ayrıca ülkemizde beklenen artışı sağlayamayan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdamı artırması için uygulaması gereken politikaları belirlemektir. Anahtar Sözcükler: 1. Doğrudan yabancı yatırım, 2. Işsizlik, 3. Istihdam, 4. Küreselleşme, 5. Türkiye
Türkiye'de bilişim sektöründe işgücü piyasasının Hindistan ve İrlanda ile mukayeseli analizi
Bu çalışmanın amacı Türkiye bilişim sektöründe oluşan işgücü piyasasının bu sektörde gelişmiş ülke örneklerinden faydalanarak analiz edilmesidir. Bu amaç çerçevesinde işgücü piyasasını analiz edebilmek için öncelikle bu alanı etkileyen dışsal konular incelenmiştir. Dışsal konular; ülkelerin teknolojik altyapıları, bilişim sektörü büyüklükleri, rekabet güçleri, kurumsal kapasite gibi makro değişkenlerden oluşmaktadır. İşgücü piyasalarının derinlemesine incelendiği bölüm ise ücret, istihdam, işsizlik, cinsiyet ayrımları ile yasal yapı ve işgücü piyasasının işleyişine ilişkin konulardan oluşmaktadır. Tüm bu inceleme alanı dünya, Hindistan, İrlanda ve Türkiye için simetrik olarak yapılandırılmıştır.Bu çalışmada hem nitel hem de nicel araştırma tekniklerinden faydalanılmıştır. Sektöre ilişkin dünya genelinde ve ülkeler özelinde yayımlanmış raporlar, bildiri ve haberler yanında teorik kısmına ilişkin önemli ölçüde okuma yapılarak bir bütünlük oluşturulmaya çalışılmıştır. Her ülke için GSYİH, Sektör Büyüklüğü ve İstihdam etkileşimini içeren çapraz etki tepki analizleri VAR modeli çerçevesinde kurulmuş ve son bölümde sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu model için 2000-2007 dönemi kullanılmıştır. 2000 yılına ilişkin alt sınırlamanın sebebi sektörde veri bulmanın güçlüğünden kaynaklanmaktadır.Bu çalışma ile Türkiye'de bilişim sektöründe işgücü piyasasının durumu ayrıntılı ortaya konulmuştur. Sonuçta sektörün oldukça fazla istihdam kapasitesi olmasına rağmen yatırım ve eğitimin bu alanda en önemli iki değişken olduğu ortaya çıkmıştır. Bilişim sektöründe işgücü piyasasının daha kuvvetli bir hale gelmesi için önemli ölçüde doğrudan yabancı yatırımın çekilmesi ve bu yatırımcılardan edinilen tecrübelerin yerel piyasaya yansıtılması (İrlanda örneğinde olduğu gibi) gereklidir. Bu süreç yerel yatırımcının nitelikli üretime geçip bilişim ticareti hacmini artırması, ihracat hacmi ile birlikte gelişen piyasanın ise istihdamı nitelik ve nicelik açısından olumlu yönde etkilemesi sonuçlarını doğuracaktır.Çalışma ile edinilen en önemli sonuçlardan diğeri ise eğitim istihdam ilişkisinin bilişim alanındaki önemidir. Eğitimle istihdam arasındaki ilişki her sektörde önemli olmasına rağmen bu sektörde yarattığı katma değer ve toplumu dönüştürme hızı bakımından çok daha önem kazanmıştır. Bilişim sektöründe işgücü piyasanın iyi işleyebilmesi için sektör ihtiyaçlarına gere belirlenebilecek esnek bir eğitim yapılandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Sözcükler1.Bilişim2.İşgücü Piyasası3.Bilgi ve İletişim Teknolojileri4.Hindistan5.İrlanda
Korporatizm kuramı açısından Türkiye endüstri ilişkileri
Tezimizin amacı, Türkiye'de ki endüstri ilişkilerini korparatizm kuramıaçısından incelemek ve modelin Türkiye'deki çalışma ilişkileri açısındangeçerli olup olmadığını ortaya koymaktır.Korparatist uygulamalar ilk kez iki dünya savaşı arasında faşist rejimlerdöneminde ortaya çıkmış olsalar da, ikinci dünya savaşı sonrası dönemdedemokratik rejimlerde de koorparatist model yaşam alanı bulabilmiştir.Korparatist uygulamalar genel olarak ekonomik-sosyal bunalım vedönüşüm dönemlerinde gündeme getirilmektedir. Bu model aracılığıylaçalışma ilişkilerinin çatışmacı özellikleri azaltılmak istenmektedir.Korporatizmin kurumsal ifadesi Ekonomik ve Sosyal Konsey türüörgütlenmelerdir. Gelirler Politikası ve "Toplumsal Anlaşmalar" ise önemli ikiaracı niteliğindedir.Tek parti dönemi genel olarak alt birimlerin merkezi otoriteye boyuneğdiği, parti ve seçim sisteminin zayıf olduğu, tekçi ve sınıfsal ayrımlarınbaskılandığı bir dönemdir. Koorparatist modelden ziyade paternealist modelinsözkonusu olduğu söylenebilir.1947 yılında çıkarılan 5018 sayılı Sendikalar Yasası ile devletgüdümünde, mali bakımdan güçsüz, ideolojik çerçevesi devletçe belirlenmiş,zayıf ve çok parçalı bir sendikacılık gündeme geldi. Bu dönemde varolanuygulamaları paternealist özelliklerde taşıyan bir otoriter devlet korporatizmiolarak tanımlamak olanaklıdır.Gerek iktidar blokundaki iç çatışma gerekse ve özellikle ithal ikameciKeynesyen politikalara geçiş, 1960 sonrasında otoriter sınırlamaların yanısıra demokratik teşviklere de yer veren daha esnek bir otoriter korporatizmuygulamasının gündeme gelmesine yol açmıştır.1980 sonrasında ise, devletin yönlendiriciliği ve denetimi altında,yasaklamaları teşviklerden ağır basan daha katı ve baskıcı bir otoriter devletkorporatizminin koşulları yaratılmaya çalışılmıştır.Sürece toplam olarak bakıldığında Türkiye'de gelişmiş Avrupa ülkelerindegörüldüğü türden sosyal korporatizmi ve bazı Afrika ve Latin Amerikaülkelerinde görüldüğü gibi içleyici otoriter devlet korparatizmini andırır tekdönem 1960-80 arası dönemdir.Ne var ki bu aynı dönem Türkiye gibi ülkelerde, sosyal korporatizmin bazıözelliklerini de içinde barındıran bu tür esnek bir modelin kalıcı ve istikrarlıolamayacağını da ortaya çıkarmıştır. Türkiye'deki modelin en temelözelliklerinden biri istikrarsızlığı ve güvenilmezliği olmuştur.Sosyalkorporatizmin en tipik özelliği olan 'toplumsal anlaşma' uygulamasınınTürkiye'de yalnızca bir kere, 1978 yılında gündeme gelmesi ve bunundabaşarısızlıkla sonuçlanmasıdır.
Türk sosyal güvenlik sistemi içinde bireysel emeklilik sisteminin yapısı ve işlevi
Sosyal, ekonomik ve demografik faktörlerdeki değişimle birlikte dünya genelinde sosyal güvenlik sistemleri ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmiştir. Aktüeryal dengenin ve aktif-pasif oranının bozulmasının ülke ekonomileri üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yeni bir model arayışı başlamış, Dünya Bankası'nın önerisiyle üç kademeli sosyal güvenlik sistemleri dünya genelinde uygulanır olmuştur. Bu yeni sistemin üçüncü ve en önemli basamağı olan özel emeklilik sistemi uygulandığı ülkelerde başarılı olmuş, ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmuş ve bireysel tasarrufları arttırmıştır. Türkiye'de 1990'ların sonlarına doğru başlatılan sosyal güvenlik sisteminin reformuna da aynı düşünce hakim olmuştur. Bu reformla birlikte ?Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu?, çıkarılmıştır. Bu kanun ve ilgili düzenlemelerle Bireysel Emeklilik Sistemi oluşturulmuştur. Çalışmanın amacı, Türk Sosyal Güvenlik Sistemi içinde Bireysel Emeklilik Sisteminin yapısı ve işleyişinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda; Birinci bölümde; sosyal güvenlik kavramı, sosyal güvenlik sistemleri ve Türk Sosyal Güvenlik Sistemi'nin yapısı ele alınmış, ikinci bölümde sosyal güvenlik sistemlerinde 3. basamakta yer alan özel emeklilik sistemi incelenmiş ve ülke uygulamalarına yer verilmiş, ülkemizde özel emekliliği doğuran sebepler üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türk sosyal güvenlik sisteminde bireysel emeklilik sisteminin yapısı ve işleyişi detaylarıyla incelenmiş, dördüncü bölümde bireysel emeklilik sisteminin makro ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler : 1) Sosyal Güvenlik , 2) Sigorta , 3) İşletme
Kadın emeği bağlamında yoksulluk ve COVID-19 süreci
Yoksulluk en temel anlamıyla insanın varlığını koruyabilmesi ve sürdürebilmesi için gereken temel kaynaklardan mahrumiyetini ifade etmektedir. Kadın yoksulluğu ise kadınların tecrübe ettiği yoksulluk durumlarına ve yoksulluğun kadınlar arasında yaygınlaşmasına işaret eden bir kavramdır. Ücretli ve ücretsiz bağlamlarıyla ele alınması mümkün olan kadın emeği; her iki durumun da kendine özgü zorlukları sebebiyle yoksulluk ve kadın yoksulluğu ile ilişkili bir yapı sergilemektedir. Bu çalışmanın amacı; ücretli ve ücretsiz emek sunan kadınların COVID-19 sürecinden nasıl ve ne şekillerde etkilendiklerinin tespit edilerek yaşadıkları yoksulluğun ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda çalışmada kadın emeği ile yoksulluk arasındaki ilişki, kadın emeği ve yoksulluğun salgın koşullarında etkileşimi ve kadın yoksulluğu ile mücadele yöntemleri incelenmektedir. Çalışmada COVID-19 salgın sürecinin kadın yoksulluğu üzerindeki etkileri; ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Kadınlar özelinde yoksullukla mücadele yöntemleri ise emek piyasasına yönelik uygulamalar, sosyal yardımlar ve kadınların kendi yöntemleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmada literatür taramasından ve ikincil verilerden yararlanılmıştır. Neticede kadın yoksulluğunun COVID-19 salgınının ekonomik etkileriyle doğrudan; sosyal ve psikolojik etkileriyle ise dolaylı olarak ilgisi tespit edilmiştir. Ayrıca dünyada ve Türkiye'de emek piyasasına yönelik uygulamalar ve sosyal yardımlar, COVID-19 sürecinin dinamik yapısına uygun olsa da kadınlar açısından ne kadar telafi edici olduğu tartışmalıdır.
Uzaktan eğitim öğrencilerinin kariyer beklentilerini ölçmeye yönelik bir araştırma: İstanbul Üniversitesi AUZEF örneği
Toplumsal değişim ve dönüşüm sürecinin toplumsal sistemin bütün tabakalarında kısa, orta ve uzun vadede görülebilecek köklü değişimlere neden olduğu bilinmektedir. Özellikle dijital dönüşüm alanında yaşanan hızlı gelişmeler hayatın her alanına nüfuz ederek geleneksel yapıları yıkmakta ve yeniliklerin önünü açmaktadır. Dönüşen toplum yapısı ve dijitalleşme karşısında eğitimin etkilenmeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Tarihsel kökeni çok eskiye dayanan ve özellikle son yıllarda yaşanan küresel salgınla tüm dünyada uygulanır hale gelen uzaktan eğitim, giderek eğitim alanında başat konuma doğru yükselmekte ve dikkatleri üzerine çekmektedir. Zamandan ve mekândan bağımsız öğrenme imkânı sunan uzaktan eğitime her geçen gün talep artmakta iken aynı zamanda istihdam edilebilirlik alanında fark yaratmak oldukça önemli hale gelmektedir. Hayat boyu öğrenme felsefesini bünyesinde barındıran uzaktan eğitim, bireylerin bilgi, beceri ve yetkinliklerini artırmaları noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, uzaktan eğitim ile kariyer beklentisi arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin aldıkları eğitimin kariyer beklentileri üzerindeki etkisinin demografik değişkenler açısından değerlendirilmesidir. Aynı zamanda uzaktan eğitimin tercih edilme sebepleri de çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi'nde eğitimine devam eden 6875 öğrencinin katılımıyla bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca araştırmada kullanılmak üzere güvenirliliği ve geçerliliği kanıtlanan "kariyer beklenti ölçeği" ve "uzaktan eğitimi değerlendirme ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik görüşleri tespit edilmiş ve söz konusu kariyerlerine yönelik beklentilerin düşük olmadığı, kendilerini geliştirdikleri takdirde kariyerleri açısından istediklerini elde edebileceklerinin bilincinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Genel olarak uzaktan eğitimine devam eden öğrencilerin, uzaktan eğitime yönelik değerlendirmelerinin pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte araştırmaya katılanların çoğunluğunun çalışıyor olmasından kaynaklı uzaktan eğitimi, entelektüel bilgi birikimlerine katkı sağlamak amacıyla tercih ettikleri görülmüştür
Türk iş piyasasında beşeri sermaye'nin rolü
Teknolojiyi verimli kullanabilen ve geliştirebilen ülkeler küresel Pazar yaoısı ve ekonomik rekabette bir adım önde yer almaktadırlar.Bilgi, teknolojik gelişmenin temelini ve bilgi temelli gelişmenin ana kaynağını oluşturur. Yüksek niteliklerle donatılmış insanlar toplumların refah düzeyine önemli katkılar sağlayabilir. İşgücü becerileri ve bilgi nesiller boyunca birikebilir. Belirli becerileri kazanmak genellikle zaman alıcı ve her zaman kolay değildir. İşgücünün vasfını arttırmak insana önemli miktarda yatırım yapmayı gerektirir. İnsana yatırım eğitim ve iş başında çalışma ile yapılabilir. Bugünün işgücü piyasasının yüksek eğitimli kalifiye işgücüne ihtiyacı vardır. Ücretin belirleyicileri, eğitim yılı, medeni durum, iş yerindeki meslek, bir sendikaya üyelik, evde yaşayan kişi sayısı gibi kişisel ve sosyal özelliklerdir. Bu faktörlerdeki değişmeler emeğin kazanç düzeyini etkiler. Bu ise emeğin kazancı ile emeğe yapılan yatırımlar arasında sıkı bir bağlantı olduğunu gösteriyor.Bu çalışmanın amacı emeğin kazancı ile ilgili değişkenleri incelemektir. Araştırmanın odak noktası beşeri sermaye yatırım politikaları ve vasıflı işgücü oluşturmanın farklı yollarıdır. Beşeri sermaye yatırımları çerçevesinde yapılan çalışma incelendiğinde Türk işgücü piyasasında beşeri sermayenin geliştirilmesi çeşitli politikaların uygulanabilirliğine bağlı olduğu söylenebilir.
Kadının yoksullukla mücadelede belirlediği bir strateji olarak ev hizmetinde çalışma
Yoksulluk, kaliteli yaşam koşullarından yoksun olmaktır. Ancak farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan yoksulluk kavramı, bugün sahip olduğu klasik anlamının dışında farklı bir görünüm sergilemektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte yoksulluğun anlamı ve mücadele yöntemleri değişmektedir. Küreselleşme toplumda var olan eşitsizliği derinleştirmekte ve keskinleştirmektedir.Yoksulluktan en fazla etkilenen kesim kadınlardan oluşmaktadır. Yoksulluğun daha çok kadınlarda yoğunlaşması, küresel bir olgudur. Kadın yoksulluğu, küreselleşme sürecinde başlıca iki şekilde etkilenmiştir. İlki, refah devletindeki aşınmaların, kadınların temel yapabilirliklerini olumsuz etkilemesidir. İkincisi ise, küreselleşme sürecinin temel birikim rejimi olan post-fordizmin, kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmalarını kolaylaştırmasıdır. Kadınlar, toplumsal cinsiyet ilişkileri çerçevesinde, yoksulluğu erkeklerden daha farklı bir biçimde yaşamaktadırlar. Kadınların, eğitim, sağlık hizmetleri, istihdama katılım gibi toplumsal yaşamın tüm alanlarındaki hak ve fırsatlara eşitsiz erişimi nedeniyle yoksulluğun anlaşılmasında toplumsal cinsiyete duyarlı bir analiz çerçevesinin benimsenmesi önemli olmaktadır.Bu çalışmanın amacı kadınların yoksulluğa karşı mücadelede emeklerini üretim ve yeniden üretim süreçlerinde nasıl kullandıklarını analiz etmektir. Yoksulluk, toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, ataerkil toplum yapısı ve kadın emeğinin kayıt dışı kullanımı arasında doğrudan bir ilişki kurarak, ev hizmeti sektörünün gündelikçilik formunun alt sınıfa ait kadınlar için, yeni bir meslek alanı olarak ortaya çıkışını anlamaktır.
Çalışma kültürünün iş-yaşam dengesine etkisi: Japonya örneği
İş, istihdam ve emek süreçlerinin kapitalist sistem içerisinde işlediği günümüzde, bu işleyişin küresel bir etkiye sahip olduğu açıktır. Batı toplumlarının kapitalist döngüsü içindeki iş, istihdam ve emek süreçlerinin bir benzeri Japonya'da da yaşanmaktadır. Ancak Japonya'da kapitalizmin alışılageldik süreçlerinden daha farklı bir süreç söz konusudur. Japonya'da bu süreç kültürel temelli olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla çalışma kültürü bağlamında iş-yaşam dengesinin özel olarak incelenmesi gereken ülkelerin başında Japonya gelmektedir. Zira iş-yaşam dengesi sağlanamadığında bireysel, toplumsal ve ailevi bağlamda çeşitli sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı, çalışma kültürünün iş-yaşam dengesi üzerine etkisini Japonya özelinde incelemektir. Yöntem olarak konuya ilişkin literatür taraması yapılmış ve 2000-2018 yılları arasındaki ikincil verilerin analizine başvurulmuştur. Buna göre, Japonya'da çalışma ve iş-yaşam dengesi bağlamında öne çıkan konular; cinsiyet eşitsizliği, uzun çalışma saatleri, işkoliklik, karoshi ve karojisatsu vakalarıdır. Çalışmanın sonunda, Japonya özelinde çalışma kültürünün iş-yaşam dengesi üzerindeki etkilerinin, iş ve istihdam bağlamında yayılma (taşma) teorisinin; aile ve yaşam bağlamında ise çatışma teorisinin yansıması olarak görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
Refah rejimleri açısından bakım politikaları: Güney Avrupa ve Türkiye mukayeseli analiz
Refah devleti en genel tanımıyla, toplumda barışı ve adaleti sağlamaya çalışan devlet olarak tanımlanmaktadır. Gosta Esping Andersen tarafından yapılan çalışmada refah devleti modelleri; Liberal, Muhafazakâr ve Demokratik olmak üzere üç farklı sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. İlerleyen dönemlerde eleştiriler, sınıflandırmalara farklı bir bakış açısı katmıştır. Leibfried; İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan'ın Güney Avrupa Refah modelini oluşturduğunu ve bu ülkelerin temelde ailenin kilit rolü olmak üzere birçok konuda benzerlik gösterdiklerini ifade etmiştir. Türkiye'de pek çok kez söz konusu ülkeler ile anılmakta ve birçok yönden benzerlik gösterdiği belirtilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı ise, bakım politikaları alanında; çocuk bakım ve yaşlı bakım politikaları temel alınarak Güney Avrupa ülkeleri ile Türkiye'nin refah rejimlerini değerlendirmek, İtalya, İspanya ve Türkiye'nin bakım hizmetlerinin mukayeseli analizini yapmaktır. Bu tez Türkiye'nin Güney Avrupa Refah Devleti ülkeleri ile anılmasına rağmen, Türkiye'nin bakım politikalarına yaptığı harcamaların bu ülkelerden çok daha düşük olduğunu iddia etmektedir.
Çoklu bir dezavantajlılık olarak engelli yoksulluğu: Türkiye örneği
Dezavantaj kavramı, herhangi birine muhtaç olmamak için gerekli olan sosyal ve ekonomik araçlara erişim için daha az fırsata sahip olmak olarak tanımlanmaktadır. Çoklu dezavantajlılık kavramı ise farklı dezavantajların çakışması durumunu ifade etmekte olup, farklı dezavantajların aralarında bir nedensellik döngüsü mevcut olabilir. Aralarında nedensellik bağı olan iki dezavantajlılık hali de geçmişten günümüze her toplumda mevcut olan ve muazzam sayıda insanın hayatını etkileyen engellilik ve yoksulluktur. Bu çerçevede çalışmada, engelliliğin yoksulluğa ve yoksulluğun engelliliğe yol açabileceği iddia edilmiş; söz konusu iki dezavantajlılık halinin birbirlerini tetiklemelerine neden olan muhtelif faktörler incelenmiştir. İnceleme sonucunda bu faktörlerin birbirini tetiklemekle birlikte; etkilerinin engelli bireye, çevresine ve şartlarına göre değişiklik gösterdiği, dolayısıyla hiçbirinin diğerinin önüne geçmediği tespit edilmiş ve etkin mücadele politikalarına olan ihtiyaç ortaya koyulmuştur. Çalışmada, Türkiye'de engelli yoksulluğuna yönelik mücadele yöntemleri olarak ise engelli istihdamı, sosyal yardımlar ve indirimler incelenerek, mücadele yöntemlerinin etkinliği zihniyet, mevzuat, kurumlar ve uygulamalar bağlamında değerlendirilmiştir. Neticede istihdam uygulamalarının eşitliği sağlama amacı gütmekle birlikte eşitsizliği besleyici sonuçları olduğu, sosyal yardım uygulamalarının ise halen tam anlamıyla hak temelli bir çerçevede sunulmadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber tarihsel süreç içinde uygulamaların olumlu yönde bir dönüşüm geçirdikleri görülmüş olup bu yönde dönüşümlerine devam etmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Dezavantajlılık, Çoklu Dezavantajlılık, Engellilik, Yoksulluk, Engelli Yoksulluğu, Yoksullukla Mücadele
Türkiye'de kadın yoksulluğunun tekstil sektöründe istihdam edilen kadınlar özelinde değerlendirilmesi
Oldukça tartışmalı bir kavram olan yoksulluk, küresel gelişmelerle de paralel olarak gittikçe çeşitlenmekte, yeni yoksulluk türleri hayatımıza girmektedir. Yoksulluk deneyimleri ise hem ülkeler hem de hane içinde farklılaşabilmekte; kadınlar yoksulluğu en derinden hisseden grup olarak ön plana çıkmaktadır Kadın yoksulluğunun görünürlüğünün gittikçe artmasında işgücü piyasası yapısından, toplumsal cinsiyet rollerine pek çok değişkenin etkisi olmaktadır. Kadınlar, cinsiyetlendirilmiş işgücü piyasalarında emek yoğun ve düşük ücretli işlerde çalışma olanağı bulmakta; güvencesiz ve esnek istihdam biçimleri işgücü piyasasındaki kırılganlıklarını arttırmaktadır. Kadınlar istihdama katılırken, ev içi rollerinde ise anlamlı bir değişiklik meydana gelmemekte, hem ev hem de iş sorumluğunu birlikte yürütmekte, çifte mesai yükümlülüğü ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmada ilk bölümde öncelikle kadın işgücü ortaya konmuş, ikinci bölümde kadın yoksulluğu ve kadının işgücü piyasalarına eklemlenmesi incelenmiştir. Bahse konu çalışmalar yapılırken literatürdeki veri ve görüşlerden faydalanılmıştır. Üçünü bölümde ise tekstil sektöründe kadınların durumu incelenmiş ve derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak saha çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın İşgücü, Yoksulluk, Tekstil, Toplumsal Cinsiyet, Kadın Yoksulluğu
Bilgi toplumuna geçiş sürecinde entellektüel sermaye ve Türkiye
Yeni çag, bilgi çagıdır. Bu kosullar altında eski çagın zenginlik kaynakları fiziksel varlıklarken, bilgi çagının zenginlikleri ise soyut, maddi olmayan varlıklar olup sirketin içindeki potansiyel enerji, kollektif beyin gücünden meydana gelmektedir. Fiziksel sermaye, geçmis performans ve bugunü yansıtırken sirketin entellektüel malzemesi gelecekte sürdürülebilir kazançlar elde etme potansiyelini gösterir. Yeni çagda bilinen sermaye kavramının kalın çizgilerinin kaldırılıp resmin bütününü ortaya çıkaracak, yeni bir tanımlama yapılması geregi dogmustur. Bu anlayısa göre, yeni tanımlamayla sirketin sermayesi ?fiziksel? ve ?entellektüel? sermaye olmak üzere iki bölümde ele alınmaktadır. Fiziksel sermaye; arazi, fabrika, donanım, nakit gibi sirketin maddi ve mali kaynaklarını temsil etmektedir. Entellektüel sermaye ise soyut bir kavram olup ?bir sirketteki insanlar tarafından bilinen ve sirkete rekabet üstünlügü kazandıran bütün seylerin toplamını? ifade etmektedir. Patentler, telif hakları, markaların yanısıra, çalısanların yetenekleri, uygulanan süreçler ve müsteri iliskileri de entellektüel birer sermayedir. Entellektüel sermayenin Türkiye'deki durumunun incelenmesini amaçlayan bu tez çalısması dört bölümden olusmaktadır. Birinci bölümde entelektüel sermaye kavramının ortaya çıkısı ile entelektüel sermaye kavramı hakkında kısaca bilgi verilmistir. Bu bölümün amacı isletme yöneticiliginin tarihsel gelisimi içinde insana verilen degeri ortaya koymak ve bilgi toplumuna geçisi özetlemektir. kinci bölümde entelektüel sermayenin tanımı, unsurları, yönetimi ve ölçme teknikleri ele alınarak, entelektüel sermaye hakkında genel bir bilgilendirme yapmak amaçlanmıstır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de entellektüel sermaye anlayısı ve yaklasımı ile entelektüel sermayenin durumu ele alınarak irdelenmistir.Dördüncü bölümde ise Türkiye'de bilgi toplumu ve ekonomisi ile entelektüel sermaye kavramları incelenmistir. Sonuç bölümünde entelektüel sermayenin gelisimi için atılması gereken adımlar hakkında yorumlar yapılmıstır. Tezin hazırlanma sürecinde, literatür taraması yöntemi kullanılmıstır. Bu baglamda, bilimsel kitaplar, uluslar arası ve ulusal yayınlar, yurt içi ve yurt dısında konu ile ilgili yazılan makaleler ve dokümanlar incelenmistir.
Örgüt kültürü ve örgütsel bağlılık açısından eğitim sektöründe Yalova ilinde karşılaştırmalı bir araştırma
''Örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık?, son yıllarda üzerinde en sık durulan konular arasında yer almaktadır. Dünyada rekabet alanındaki hızlı gelişmeler, işletmeleri bir yandan insan kaynaklarına daha fazla önem vermeye ve yatırım yapmaya zorlarken, diğer taraftan mevcut işgücünden azami ölçüde yararlanmaya yöneltmektedir. Bu durum işletmeler açısından çalışanların, ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? ile ilgili algılarının önemini de artırmıştır.Bu çalışma; ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? arasındaki ilişkiyi eğitim kurumları açısından inceleyerek, örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın insan kaynaklarının çok önemli olduğu eğitim kurumları açısından önemini vurgulamaktadır.Bu amaca uygun olarak çalışmada, önce örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın kavramsal çerçevesi ele alınmakta, daha sonra eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler ile yürütülen anket soruşturmasından elde edilen veriler ile bu kavramlar arasındaki ilişki değerlendirilmektedir.
Kamu yönetimi reformunun belediyelerde çalışanlar tarafından algılanması: Armutlu Belediyesi örneği
Bu çalışma, Kamu Yönetimi Reformundan yola çıkılarak Belediyelerde çalışma ilişkilerini incelemektedir. Öncelikle Türkiye'de belediyecilik kavramı incelenecek, belediyelerin yapısı ve belediyelerin Türkiye'deki dağılımı anlatılacaktır. Daha sonra, Norm Kadro ışığında belediyelerin istihdam yapıları incelenecek, belediyelerde insan kaynakları yönetimi ve sendikal örgütlenme açıklanacaktır.Kamu yönetiminde yapılan reform çalışmaları tüm yönleriyle ele alınarak, yerel yönetimlerde, personel yapılarında ve çalışma ilişkilerinde reformun etkileri anlatılacaktır.Kamu Yönetimi Reformu kapsamında yapılan Armutlu Belediyesi Örneği ile; norm kadro yapısı, insan kaynakları, personel istihdam durumu, sendikal örgütlenme incelenecektir.Tüm bu bilgiler ve değerlendirmeler doğrultusunda, kamu yönetiminde yapılan kapsamlı bir reform çalışması ile belediyelerin çağdaş bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Yapılan reform çalışmaları tüm alanları olumlu etkilemiştir. Özellikle belediyelerin yapılarında ve işleyişlerinde etkinlik, ekonomiklik ve verimliliğin yerleşmesinde çok önemli bir adım olmuştur.
Yaşlılara uygulanan sosyal politikalara ilişkin yaşlıların memnuniyet algısı: Yalova örneği
Dünya üzerinde sağlıklı her bireyin yaşam süreçlerinden biri olan yaşlılık süreci; bireyin her açıdan geriye gittiği bir dönem olarak kabul görmektedir. Teknolojik gelişmeler ve tıp alanında uygulanan önleyici hizmetler ve kronik hastalıklara uygulanan tedavilerin geliştirilmesi neticesinde bireyler uzun yıllar yaşamakta ve dünya üzerinde yaşlı nüfus her geçen gün artmaktadır. Özellikle; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik imkanların yeterliliği, sağlık hizmetlerine ulaşımın kolaylığı gibi sebeplerle yaşlı nüfus artışı bu ülke gruplarında daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. Gelişmekte olan ülkeler grubundan yer alan Türkiye'de, son yıllarda sağlık alanında yapılan iyileştirmelerin ve ekonomik imkânların gelişmesiyle birlikte yaşlı nüfusun yıldan yıla arttığı görülmüştür. Kırsaldan kente göçlerin yaşanmasıyla değişen aile yapısının sonucu olarak; yaşlı bireyler kırsalda yalnız kalmakta ya da şehirde huzur evlerinde yaşamak zorunda kalmaktadır. Toplumun önemli sacayaklarından biri olan yaşlılar, bu iki seçenek arasında kalarak hayat tutunmaya çalışmaktadır. Türkiye'de son yıllarda kurumsal hizmetlerin çok yönlü uygulanmaya başlanması ve yaşlı bireylerin yaşam koşullarının iyileştirilmeye çalışılması adına birtakım adımlar atılmaktadır. Özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çatışı altında yaşlı bireylere sunulan hizmetler ve bunu destekler nitelikte STK, vakıf ve derneklerin faaliyetleri yaşlı bireylere destek olmak adına çalışmalarını her geçen gün artırmaktadır. Çalışmanın ana amacı, Türkiye'de yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikaların incelenmesi ve yerel bazda, yaşlı bireylerin uygulanan bu politikalardan memnuniyetlerini değerlendirmek, değerlendirme sonuçlarının ışığında yeni çözüm önerileri sunmaktır. Bu doğrultuda, çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yaş ve yaşlı kavramlarının tanımı, yaşlılık kuramları ve sosyal politika kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Dünya ve Türkiye'deki güncel yaşlı istatistikleri ve Türkiye'de yaşlı bireylere uygulanan sosyal politikalardan bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm; Türkiye'de uygulanan sosyal politikalar bağlamında, Yalova'da yaşlı bireylere uygulanan anket çalışması ve elde edilen verilere yönelik bulgular yorumlanmıştır. Araştırma kapsamında, Yalova ilinde yaşayan, 65 yaş ve üzeri 380 yaşlı bireye 31 sorudan oluşan anket yöneltilmiştir. Anket sorularıyla yaşlı bireylerin, yaşlılara uygulanan sosyal politikalar ve hizmetlere yönelik algılarının değerlendirilmesi sağlanmıştır. Ankette elde edilen bulgular, SPSS programıyla, frekans ve Ki-Kare testiyle oluşturulan tablo ve hipotezlerle test edilmiştir. Sonuç kısmında; yaşlı bireylerin Yalova'da yaşamaktan duydukları memnuniyet ve mutluklarının sosyal politikalardan bağımsız olduğu ve özellikle, kurumlar ve yerel yönetimler tarafından geliştirilmesi gereken sosyal politikalar ile yaşlı bireylerin mutluluk ve memnuniyet düzeylerinin artırılacağı tespit edilmiştir.