Karadeniz Technical University
Discipline

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

203

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign eklem hipermobilite sendromu olan hastaların klinik özellikleri

GİRİŞ ve AMAÇ: Benign Eklem Hipermobilite Sendromu (BEHS) yaygın eklem laksiteli hastalarda kas iskelet sistemi semptomlarının yanı sıra strialar, myopi, organ prolapsusları ve psikolojik semptomların eşlik ettiği bir hastalıktır. BEHS görülme sıklığı yaş, cinsiyet ve etnisiteye göre değişmektedir. Biz çalışmamızda BEHS'ten etkilenen bireylerde ağrı dışında eklem efüzyon, subluksasyon, dislokasyon, yumuşak doku lezyonları, gastrointestinal, emosyonel, kardiyak vb. durumların hangilerinde BEHS olmayan bireylere göre ne oranda etkilendiğini tanımlamayı ve farkındalığı arttırmayı amaçladık. YÖNTEM: Çalışmamıza Haziran 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine ağrı ile başvurup BEHS tanısı konan 102 ve BEHS tanısı dışlanan 51 hasta dahil ettik. Bu hastaların ağrı parametrelerini, kardiyak, obstetrik, romatizmal, psikolojik, gastrointestinal şikayetlerini ve laboratuvar parametrelerini kaydettik ve 2 grubu karşılaştırdık. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test, ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Analizlerde SPSS 28.0 programı kullanılmıştır. BULGULAR: BEHS grubunda servikal, kalça, diz ve ayak ağrı oranını, dispepsiyi, stria varlığını, gecikmiş yürüme varlığını, eklem dislokasyon ve subluksasyon sıklığını, diskal herni oranını, eklem efüzyon öyküsü varlığını, TMED sıklığını, ön çekmece test pozitifliğini, kondromalazi patella, pes planus ve raynaud varlığını, torasik outlet ve tarsal tünel sendromunu, tendinit ve bursit sıklığını, skolyoz varlığını, FMS sıklığını, anksiyete ve depresyon skorlarını anlamlı olarak yüksek ve SF-36 alt parametre skorlarını ise anlamlı olarak azalmış bulduk. SONUÇ: BEHS hastalarında kas-iskelet sistemi ile ilgili sıklığı artması beklenen şikayet ve bulguların çoğunu literatür ile uyumlu artmış olarak bulduk. Bu hastaların ağrısı olan diğer bireylerle karşılaştırıldığında anksiyete ve depresyon skorlarının artmış, yaşam kalitesinin ise düşmüş olarak bulmamız BEHS'in kendisinin ağrıdan bağımsız bir anksiyete ve düşük hayat kalitesi sebebi olabileceğini ve BEHS'in farkındalığının artması gerektiğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Benign eklem hipermobilite sendromu, hipermobilite

Eklem gevşekliğiEklemlerHipermobilite+1
Kerem İrdem
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal kord yaralanmalı hastalarda nöropatik ağrı ile serum lizofosfatidik asit ve S100 beta protein seviyeleri arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada travmatik spinal kord yaralanmalı (SKY) hastalarda nöropatik ağrı ile serum lizofosfatidik asit (LPA) ve S100B protein seviyeleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi ve biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini saptamayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya travmatik spinal kord yaralanmalı toplam 177 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Hastaların nörolojik muayenesi ASIA değerlendirme formu kullanılarak yapıldı. Dahil edilen hastaların nöropatik ağrı değerlendirilmesinde DN4 ölçeği kullanıldı. Hastalar nöropatik ağrılı (n=101) ve nöropatik ağrısız (n=76) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların nöropatik ağrı semptomlarının (yanma, karıncalanma, uyuşma, iğnelenme, üşüme hissi, kaşıntı, künt ağrı, paroksismal ağrı, yüzeyel ağrı, derin ağrı ve hoşnutsuzluk) yoğunluğu VAS ile değerlendirildi. Hastaların yaşam kalitesi SF-36 formu, depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), fonksiyonel bağımsızlık düzeyi Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), fonksiyonel ambulasyon seviyesi WISCI ve spastisitesi Modiye Ashworth Skalası ile değerlendirildi. Serum LPA ve S100B protein seviye ölçümü için hastaların kan örnekleri alındı. Serumda S100B protein ve LPA ölçümleri Bioassay Technology Laboratory marka Human S100B ve Lizofosfatidik Asit Elisa kitleri ile (Ningguo Road, Yangpu District, Shanghai, China) yapıldı. LPA ve S100B proteinin serum seviyelerinin değerlendirilmesi için alınan kan örnekleriyle eş zamanlı hastaların rutin değerlendirilmesinde kullanılan hematolojik ve biyokimyasal parametreler istendi ve sonuçları kaydedildi. Veriler SPSS 22.0 paket programı ile değerlendirildi. Bütün sonuçlar için p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Bulgular: Nöropatik ağrılı (n=101) ve nöropatik ağrısız (n=76) iki grubun oluşturulduğu çalışmamızda BMI dışındaki diğer demografik verilerde anlamlı farklılık saptanmadı. Nöropatik ağrılı gruptaki BMI ortalaması anlamlı olarak daha yüksek saptandı. İki grup arasında yaralanma süresi ve etiyolojisi, nörolojik durum ve yaralanan spinal segment bölgesi açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Nöropatik ağrılı grupta SF-36 formunun alt parametrelerinden genel vücut ağrısı, emosyonel rol kısıtlılığı, mental sağlık ve canlılık skorları nöropatik ağrısız gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. Nöropatik ağrılı grupta anlamlı olarak daha yüksek BDÖ skorları saptandı. Fonksiyonel bağımsızlık düzeyi değerlendirilen hastalarda FBÖ total motor skorunda gruplar arası anlamlı farklılık saptanmadı. Fonksiyonel ambulasyon düzeyi değerlendirilen hastalarda WISCI seviyesinde gruplar arası anlamlı farklılık saptanmadı. Serum LPA ve S100B protein seviyeleri ile hastaların yaş ve BMI arasındaki ilişki değerlendirildiğinde yaş ve BMI ile anlamlı negatif korelasyonu olduğu saptandı. Serum LPA ve S100B protein seviyelerinin biyokimyasal ve hematolojik parametrelerle ilişkisi değerlendirildiğinde trigliserid ve glukoz ile istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyonu saptandı. HDL ile ise anlamlı pozitif korelasyonu saptandı. Serum LPA ve S100B protein seviyeleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde anlamlı pozitif korelasyon saptandı. SKY'li nöropatik ağrılı ve nöropatik ağrısız gruplar arasında serum LPA ve S100B protein seviyeleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmadı. Hastalardaki nöropatik ağrı değerlendirilmesinde kullanılan DN4 ölçeğinin total skoru ile serum LPA ve S100B protein seviyeleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde anlamlı korelasyon saptanmadı. Nöropatik ağrı semptomları ile serum LPA ve S100B protein seviyeleri arasındaki ilişki değerlendirildiğinde anlamlı korelasyon saptanmadı. Sonuç: SKY'li hastalarda nöropatik ağrı ile LPA ve S100B proteinin serum seviyeleri arasında ilişki saptanmadı. Literatürde SKY'li hastalardaki nöropatik ağrı ile LPA ve S100B protein arasındaki ilişkiyi inceleyen başka çalışma bulunmadığından bu konuda yapılacak olan ileri araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. SKY sonrası nöropatik ağrı ile bu biyobelirteçlerin ilişkisi araştırılırken BOS ölçümlerinin kullanılmasının daha doğru sonuç verebileceğini düşünmekteyiz.

AğrıBiyobelirteçlerLisofosfatidik asit+5
Selin Söyler
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda pnf egzersizlerinin denge ve düşme riski üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada postmenopozal kadınlarda PNF egzersizlerinin denge ve düşme riski üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 48 postmenopozal kadın katılımcı dahil edildi ve randomize olarak PNF (n=24) ve Frenkel (n=24) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. PNF grubuna haftada 5 gün toplam 20 seans ve 30'ar dakika PNF (dinamik stabilizasyon, ritmik stabilizasyon, kombine izotonik kontraksiyonlar ve tut-gevşe aktif hareket teknikleri dört kalça paterninde) egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubuna ise Frenkel koordinasyon egzersizleri ev egzersiz programı şeklinde haftada 5 gün 20 seans şeklinde uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrasında, Jamar el dinamometrisi ile el sıkma kas gücü ölçümü, SF-36 yaşam kalitesi anketi, FROP-Com (Falls Risk of Older People-Community Setting) düşme riski değerlendirmesi, fonksiyonel uzanma testi, tek ayak üzerinde durma testi, ZKY testi, BDÖ, kinestetik denge cihazı ile statik ve dinamik değerlendirmesi değerleri kaydedildi. Verilerin analizi Windows için geliştirilmiş SPSS versiyon 22.00 paket programı ile yapıldı. Sayısal değişkenlerin normallik testi Kolmogorov-Smirnov Testi ile kontrol edildi. Kategorik değişkenler arasındaki farklılıkların karşılaştırılmasında Ki Kare testi kullanıldı. İki grubun tedavi öncesi başlangıç verilerinin ve yüzde değişim skorlarının (tedavi sonrası değer-tedavi öncesi değer/100) karşılaştırılması için; normal dağılım gösteren sayısal verilerin analizinde Independent T Testi, normal dağılım göstermeyen sayısal verilerin analizinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerin tedavi öncesi ve sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında Paired samples T Testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen ve sayısal olmayan verilerin tedavi öncesi ve sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon signed rank testi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında incelendi, anlamlılık düzeyi p<0,05 durumu olarak kabul edildi. Bulgular: Tedavi öncesi grupların yaş, öğrenim durumu, VKİ, sigara içme durumu, osteoporoz, son 6 ayda düşme öyküsü ve son 12 ayda düşme öyküsü gibi demografik verileri gruplar arasında benzerdi. Klinik değerlendirme parametrelerinden sportkat dinamik denge skoru PNF grubunda daha yüksek, SF-36 ağrı alt grubu skoru Frenkel grubunda daha yüksek olup, bunların dışındaki tüm parametreler (el sıkma kas gücü, Frop-COM, fonksiyonel uzanma testi, ZKY testi, tek ayak üstünde durma testi, BDÖ skoru, sportkat statik denge skorları ve SF-36 ağrı dışındaki tüm alt grup skorları) birbiriyle benzerdi. Tedavi sonrası PNF grubunda el sıkma kas gücü, Frop-COM, fonksiyonel uzanma testi, ZKY testi, tek ayak üstünde durma testi, BDÖ, SF-36 skorlarında; Frenkel grubunda ise el sıkma kas gücü, Frop-COM, fonksiyonel uzanma testi, ZKY testi, BDÖ, SF-36 mental sağlık dışındaki tüm alt grup skorlarında anlamlı olarak iyileşme mevcuttu. Her iki grubun tedavi sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında tek ayak üstünde durma testi, BDÖ ve SF-36 ağrı alt grubu skorlarında PNF grubu lehine anlamlı iyileşmeler mevcuttu. Sonuç: PNF ve Frenkel ev egzersiz programları, postmenopozal kadınlarda denge parametreleri, düşme riski ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinde önemli etkilere sahiptir. Frenkel ev egzersiz programının, daha ucuz ve daha kolay olması, daha az insan gücü gerektirmesi nedeniyle postmenopozal kadınlarda dengenin geliştirilebilmesi açısından daha çok tercih edilebileceğini düşünmekteyiz.

Samed Solak
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakromiyal sıkışma sendromlu hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin etkinliği: Çift kör randomize sham kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada subakromiyal sıkışma sendromu (SSS)'nun tedavisinde pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) omuz ağrısı, fonksiyonu, kas gücü ve yaşam kalitesi üzerindeki erken ve geç dönem etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya öykü, fizik muayene ve manyetik rezonans görüntüleme ile SSS tanısı alan 80 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar kapalı zarf yöntemi kullanılarak PEMT grubu (n=40) ve sham PEMT grubu (n=40) olarak iki gruba ayrıldı. PEMT grubuna haftada 5 gün, günde toplam 60 dakika olacak şekilde 4 hafta boyunca etkilenen omuz bölgesine yönelik PEMT (30 dakika, 50 Hz frekans, 85 gauss) ve egzersiz programı (30 dakika, codman, eklem hareket açıklığı, germe, izometrik ile izotonik güçlendirme egzersizleri); sham PEMT grubuna ise haftada 5 gün, günde toplam 60 dakika olacak şekilde 4 hafta boyunca etkilenen omuz bölgesine yönelik sham PEMT (30 dakika) ve egzersiz programı (30 dakika, codman, eklem hareket açıklığı, germe, izometrik ile izotonik güçlendirme egzersizleri) uygulandı. Tedaviler her iki gruba da aynı terapist tarafından toplam 20 seans uygulandı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Değerlendirme parametreleri; semptom süreleri, pasif ve aktif omuz eklem hareket açıklıkları, Visuel Analog Skala (VAS), Constant Murley Skoru (C-MS), Omuz Ağrı ve Dizabilite İndeksi (OADİ), SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi ve izokinetik dinamometre ile omuzun üç farklı hızda kas gücü ölçümünden oluşmaktaydı. Değerlendirmeler, tedavi öncesi (T0), tedavi sonrası (4. hafta, T1) ve 12. haftada (T2) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda her iki grupta da, tedavi sonrası ve 12. haftada yapılan değerlendirmelerde başlangıca göre, çoğu parametrede iyileşme saptadık. Tedavi sonu değerlendirmemizde PEMT grubunda; tüm VAS değerlerinde (istirahat, hareket, gece) C-MS toplam, C-MS ağrı, C-MS GYA, tüm OADİ değerlerinde (toplam, ağrı, disabilite) ve SF-36 alt parametrelerinden fiziksel fonksiyon, vitalite, mental sağlık, sosyal fonksiyon, ağrı ve genel sağlık skorlarında sham PEMT grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptadık. 12. hafta değerlendirmesinde ise bunlara ek olarak PEMT grubunda; aktif fleksiyon ile aktif abduksiyon eklem hareket açıklığında, C-MS EHA ve SF-36 alt parametrelerinden fiziksel rol kısıtlılığı ve emosyonel rol kısıtlılığı skorlarında da sham PEMT grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptadık. Sonuç: Çalışmamızda PEMT'in kısa ve uzun dönemde ağrı, eklem hareket açıklığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerinde sham PEMT grubuna göre daha üstün olduğunu saptadık. Bununla birlikte PEMT uygulamasının SSS'si olan hastalar üzerindeki etkilerini doğrulamak için, yüksek kaliteli, büyük ölçekli ve uzun süreli takipli, randomize kontrollü çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Omuz ağrısı, Subakromiyal sıkışma sendromu, Pulse elektromanyetik alan tedavisi

Elektromanyetik alanlarOmuzOmuz ağrısı+2
Oğuzhan Kandemir
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal radikülopatili hastalarda yüksek yoğunluklu lazer terapinin klinik etkinliği: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada, subakut-kronik servikal radikülopatili hastalarda, egzersiz ile kombine HILT'in, plaseboya ve tek başına egzersize kıyasla, ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine olan klinik etkinliğini kısa ve uzun dönemde araştırmaktır. Dizayn: Randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışma Gereç ve yöntemler: Çalışma, 18-65 yaş aralığında, 1 ay ve daha uzun süredir olan kol ağrısı ve/veya boyun ağrısı öyküsü, klinik değerlendirme ve servikal MRG bulguları servikal radikülopati ile uyumlu olan toplam 90 hasta dahil edildi. Hastalar üç tedavi grubuna randomize edildi. 1.grup HILT ve egzersiz, 2.grup sham HILT ve egzersiz, 3.grup sadece egzersiz tedavisi aldı. Hastalar, gonyometre ile servikal eklem hareket açıklığı, Vizüel Analog Skala (VAS) ile boyun ve koldaki ağrı şiddeti, Nöropatik Ağrı Anketi (NAA) ile nöropatik ağrı ve semptomların düzeyi, Servikal Radikülopati Etki Ölçeği (SREÖ) ile radiküler semptomların işlevselliğe etkisi, Boyun Engellilik İndeksi (BEİ) ile özürlülük durumu ve SF-36 ile yaşam kalitesi olmak üzere tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) toplam üç kez değerlendirildi. Çalışma tasarımı dahilinde hastalar ve değerlendirmeleri yapan araştırıcı, tedavi gruplarına karşı kördü. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 90 hasta, her grupta 30 hasta olmak üzere 1.grup HILT ve egzersiz, 2.grup sham HILT ve egzersiz, 3.grup sadece egzersiz tedavisi aldı. 90 hastanın 60'ı (%66,7) kadın; 30' u (%33,3) erkek olup yaş ortalaması 48,9±9,3 yıldı. Cinsiyet ve yaş açısından gruplar homojen dağılım gösterdi. Kol ve boyundaki ağrı şiddeti (VAS), nöropatik (NAA) ve radiküler ağrı (SREÖ) düzeyleri, boyun fonksiyonel özürlülük düzeyi (BEİ) her üç grupta da hem kısa dönemde hem uzun dönemde anlamlı iyileşme gösterdi (p<0,05). Özellikle, bu iyileşmenin HILT grubunda, plaseboya ve tek başına egzersize kıyasla, kısa ve uzun vadede istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Hem kısa vadede hem uzun vadede, HILT ve plasebo grubunda yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt parametrelerinde; sadece egzersiz alan grupta ise emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal işlevsellik ve ağrı alt parametrelerinde anlamlı iyileşme olduğu saptandı(p<0,05). HILT ile kombine egzersiz tedavisi alan grup, SF-36'nın tüm alt parametrelerinde hem kısa hem uzun vadede sadece egzersiz tedavisi uygulanan gruba göre iyileşme açısından anlamlı üstünlük gösterirken; uzun vadede ise plasebo grubuna anlamlı üstünlük gösterdiği saptandı (p<0,05). HILT ve sham HILT grubunun grup içi sagittal, koronal ve transvers düzlemdeki hareket açıklıklarında, kısa ve uzun dönemde anlamlı artış olduğu saptandı(p<0,05). Tek başına egzersiz grubunda ise sağ /sol rotasyon ölçümlerinde kısa vadede anlamlı artış saptanırken, uzun vadede ise ekstansiyon ve sol rotasyon ölçümünde anlamlı iyileşmenin olduğu gözlendi (p<0,05). Üç düzlemde ölçülen servikal EHA değerleri açısından kısa ve uzun vadede, HILT' in plaseboya üstünlük göstermediği saptandı (p>0,05). Diğer yandan, HILT ile birlikte uygulanan egzersizin, kısa ve uzun vadede sagittal ve koronal düzlemdeki hareket açıklığı üzerinde, tek başına egzersize kıyasla anlamlı üstünlüğü olduğu saptandı (p<0,05). Ek olarak, radiküler semptomların işlevselliğe etkisini değerlendirmek için kullandığımız Servikal Radikülopati Etki Ölçeği'nin ise; VAS, NAA, SF-36'nın bazı alt parametreleri ile tedavi öncesi ve takipteki sonuçlarla orta-yüksek düzeyde, anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı (p<0,05). Sonuç: Servikal radikülopatili hastalar için HILT ile kombine egzersiz tedavisinin, sadece egzersiz yapmaya ve plaseboya kıyasla, kısa ve uzun vadede radiküler ağrıyı, fonksiyonel sakatlığı ve yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirmektedir. Ek olarak, SREÖ, servikal radikülopatili hastaların semptomlara bağlı sınırlamaların ölçümünde, tedavi ve takibinde uygulanabilir. Anahtar Kelimeler: Servikal radikülopati, Yüksek yoğunluklu lazer terapi, Radiküler ağrı, Boyun ağrısı

AğrıAğrı yönetimiAğrı ölçümü+6
Songül İnce
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsan osteoartritik kondrosit kültüründe terapötik ultrasonun hücre proliferasyonu ve proinflamatuar interlökin seviyeleri üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, insan osteoartritik kondrosit hücrelerine terapötik ultrason tedavisinin sürekli ve kesikli modda verilmesi ile hücre prolifreasyonu ile pro-inflamatuar sitokin seviyelerinin üzerine etkilerini incelemekti. Gereç ve Yöntem: Çalışmada insan kaynaklı osteoartritik kondrosit hücreleri (HC-OA 402OA-05a) kullanıldı. Hücreler uygun besi yerinde çoğaltıldıktan sonra tedaviler için uygun kültür kaplarına ekildi. Kültür kapları gruplandırılarak 10 gün boyunca günde 10 dk, 0.1 W/cm2, 1 MHz yoğunluk ve frekansta sürekli, kesikli ve kapalı modda ultrason tedavisi verildi. Tedaviler sonrasında MTT testi ile canlılık ve proliferasyon, total protein ölçümü ve ELISA yöntemi ile protein başına düşen interlökin seviyeleri belirlendi. Mikroskobik analiz ile de hücreler günlük olarak fotoğraflandı. Bulgular: Tedaviler sonrasında sürekli ve kesikli tedavi grubu arasında anlamlı fark olmaksızın sürekli ve kesikli ultrason grubunda anlamlı derece canlılık artmış ve bu sonucu proliferasyon açısından da yorumlamak mümkündür. Aynı şekilde IL-1β, TNF-α, IL-6 düzeyleri açısından sürekli ve kesikli tedavi grupları arasında anlamlı derecede fark olmaksızın her iki grupta da kontrol grubuna göre azalma mevcuttur ve bu sonuç ise istatistiksel olarak anlam ifade etmektedir. IL-17 ve IL-32 seviyeleri için ise sürekli ve kesikli tedavi gruplarının kontrole göre bu pro-inflamatuar sitokinleri azalttığı ancak istatistiksel bağlamda anlam ifade etmediği sonucuna varılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda 0.1 W/cm2, 1 MHz yoğunluk ve frekansta terapötik ultrasonun hücre proliferasyonunu uyarıp pro-inflamatuar sitokin düzeylerini azalttığı sonucuna varılmıştır.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriKondrositler+5
Ahmet Çağdaş Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator kaf sendromu tedavisinde tek PRP enjeksiyonunun etkinliğinin plaseboyla ve çoklu PRP enjeksiyonuyla karşılaştırılması: Çift kör randomize kontrollü çalışma

Amaç: Çalışmamızda rotator kaf tendinopatisi ve/veya supraspinatusta parsiyel yırtığı olan omuz ağrılı hastaların tedavisinde subakromial tek PRP enjeksiyonunun plaseboya ve çoklu PRP enjeksiyonuna karşı ağrı, yaşam kalitesi, omuz fonksiyonu ve kas gücü üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya rotator kaf sendromu tanısı konulan ve 29-65 yaş aralığında olan toplam 80 hasta dahil edildi. Hastalar sham PRP+egzersiz grubu, tek PRP+egzersiz grubu ve çoklu PRP+egzersiz grubu olmak üzere randomize olarak üç gruba ayrıldı. Tek PRP grubuna bir defa ultrason rehberliğiyle subakromiyal aralığa dört ml PRP enjeksiyonu, çoklu PRP grubuna 3 hafta arayla toplam iki kez ultrason rehberliğiyle subakromiyal boşluğa dört ml PRP enjeksiyonu yapıldı. Sham PRP grubu için aynı miktarda kan alındı ve aynı bekleme süresi verildi, ancak hastaya aynı yöntemle dört ml %0,9 salin ultrason rehberliğiyle subakromiyal aralığa enjekte edildi. Körlüğü sağlamak için tüm enjektörler şeffaf olmayan bant ile kapatıldı. Tüm gruplara standart omuz rom, germe ve güçlendirme egzersizlerini içeren fizik tedavi programı deneyimli bir fizyoterapist tarafından anlatıldı ve her gün en az 20 dk yapılması istendi. Egzersizleri yapıp yapmadığı haftalık olarak telefonla aranarak takip edildi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Değerlendirme parametreleri; semptom süreleri, pasif ve aktif omuz eklem hareket açıklıkları (EHA), Visuel Analog Skala (VAS), Constant Murley Skoru (C-MS), Omuz Ağrı ve Dizabilite İndeksi (OADİ), SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi ve izokinetik dinamometre ile omuzun iç ve dış rotasyon 120, 180 ve 210 derece hızlarda pik tork kas gücü ölçümünden oluşmaktaydı. Değerlendirmeler, tedavi öncesi (T0), tedaviden dört hafta sonra (T1) ve tedaviden 12 hafta sonra (T2) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular Çalışmaya katılan olguların 44'ü (%55) kadın; 36'sı (%45) erkek olup yaş ortalaması 49,26±9,37 yıldı. Her üç tedavi grubunda da aktif EHA, VAS, C-MS ve OADİ skorlarında tedavi öncesine (T0) kıyasla tedavi sonrası 4. hafta (T1) ve 12. hafta (T2) kontrollerinde anlamlı istatistiksel fark saptandı (p<0,05), ancak tek PRP ve çoklu PRP grubundaki iyileşmenin tedavi sonrası 4. hafta (T1) ve 12. hafta (T2) kontrollerinde sham PRP grubuna göre daha anlamlı olduğu gözlendi (p<0,05). Sham PRP grubunda SF-36 fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal fonksiyon ve ağrı alt parametrelerinde, tedavi öncesine (T0) kıyasla tedavi sonrası 12. hafta (T2) kontrolünde anlamlı istatistiksel fark saptandı (p<0,05). Tek PRP ve çoklu PRP grubunda ise SF-36 tüm alt parametrelerinde tedavi öncesine (T0) kıyasla tedavi sonrası 4. hafta (T1) ve 12. hafta (T2) kontrollerinde anlamlı iyileşme görüldü (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede sham PRP grubuna kıyasla tek PRP ve çoklu PRP grubunda SF-36 tüm alt parametrelerindeki iyileşmenin daha anlamlı olduğu gözlendi (p<0,05), ancak tek PRP ve çoklu PRP grupları arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). İzokinetik dinamometre ile kas gücü değerlendirmesinde sham PRP grubunda dış rotasyon 120°/sn, 180°/sn ve 210°/sn pik tork ölçümlerinde, tek PRP grubunda iç rotasyon 120°/sn, 210°/sn, dış rotasyon 120°/sn, 180°/sn ve 210°/sn pik tork ölçümlerinde, çoklu PRP grubunda ise tüm izokinetik alt parametrelerinin (iç rotasyon 120°/sn, 180°/sn ve 210°/sn, dış rotasyon 120°/sn, 180°/sn ve 210°/sn) pik tork ölçümlerinde anlamlı istatistiksel fark saptandı (p<0,05). Kas gücünün izokinetik dinamometre ile gruplar arası karşılaştırmasında sham PRP grubuna kıyasla çoklu PRP grubunda tedavi sonrası 12. hafta (T2) kontrolünün iç rotasyon 180°/sn ve 210°/sn pik tork ölçümlerinde daha anlamlı iyileşme gözlendi (p<0,05). Dış rotasyon 120°/sn pik tork ölçümlerinin 12. hafta (T2) kontrolünde sham PRP grubuna kıyasla tek PRP ve çoklu PRP gruplarında daha anlamlı iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Rotator kaf sendromunda ultrason rehberliğinde subakromiyal aralığa uygulanan tek PRP enjeksiyonu ve üç hafta arayla iki defa uygulanan çoklu PRP enjeksiyonu plaseboya kıyasla kısa ve orta vadede ağrıyı, eklem hareket açıklığını, fonksiyonelliği ve yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirmektedir. Tek ve çoklu PRP enjeksiyonu izokinetik dinamometre ile değerlendirilen kas gücünü arttırmada plaseboya kıyasla orta vadede daha etkilidir. Anahtar kelimler: Rotator kaf sendromu, PRP enjeksiyonu, Supraspinatus kası, Subakromiyal bursa

Rotator manşetRotator manşet yaralanmalarıSubakromiyal sıkışma sendromu+1
Elshan Hasanov
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal kord yaralanmalı hastalarda üst ekstremite patolojileri ve ilişkili faktörlerin incelenmesi: ultrasonografik çalışma

Amaç: Çalışmamazın amacı birincil olarak spinal kord yaralanmalı (SKY) bireylerin üst ekstremite patolojileri ile sosyodemografik veriler, değerlendirme ölçekleri, özel fizik muayene testleri ve muskuloskeletal ultrasonografi bulguları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. İkincil olarak ise muskuloskeletal ultrasonografik değerlendirme eşliğinde manuel tekerlekli sandalye (MTS) kullanan ve kullanmayan spinal kord yaralanmalı bireylerin üst ekstremite patolojileri açısından karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 18-65 yaşları arasında olan, en az 6 ay önce SKY geçirmiş ve üst ekstremitesinin en az bir bölgesinde ağrı bildiren 80 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar MTS kullanan 40 hasta ve kullanmayan 40 hasta olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Değerlendirmede kişilerin sosyodemografik özellikleri; sırasıyla cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), medeni durum, öğrenim durumu, dominant el, komorbidite varlığı ve manuel tekerlekli sandalye kullanımı durumları sorgulandı. SKY sonrası geçen süre ve MTS kullanım süresi ay olarak, günlük ortalama MTS kullanım süresi saat olarak kaydedildi. ASIA Bozukluk Skalasına göre yaralanma seviyeleri ve SKY etyolojileri kaydedildi. Katılımcılara fizik muayene ile Finkelstein testi, Cozen testi, Phalen ve Tinel testleri her iki üst ekstremite için uygulandı. Tüm katılımcılara omuz muayenesi değerlendirme skalası (Physical Examination of the Shoulder Scale; PESS) içinde yer alan Neer testi, Hawkins testi, Ağrılı Ark testi, Jobe testi, Speed testi, Yergason testi, O'brien testi, Gerber'in Lift Off testi, Horizontal Adduksiyon testi ve 0' Abduksiyon testi her iki üst ekstremite için uygulandı. Katılıcımlar, bağımsızlık düzeyi açısından Spinal Kord Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği (SCIM-III) anketi ve fonksiyonellik açısından Quick Dash Anketi (Kol, Omuz ve El Sounları Hızlı Anketi) ile değerlendirildi. Tüm katılımcıların VAS-İstirahat, VAS-Transfer, VAS-Mobilizasyon skorları bilateral el bileği, dirsek ve omuz için sorgulandı. Katılımcıların her iki üst ekstremiteleri en az 5 yıllık klinik deneyime sahip olan bir fiziatrist eşliğinde ultrasonografi ile değerlendirildi ve ultrasonografi değerlendirme parametreleri kaydedildi. Bulgular: 40 MTS kullanan ve 40 kullanmayan olmak üzere toplam 80 SKY'li bireyin katılımıyla çalışma tamamlanmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, VKİ ve dominant ekstremite açısından benzer dağılım göstermesine karşın, MTS kullanan grupta SKY süresi ve ASIA-A/B düzeyinde yaralanma anlamlı düzeyde daha fazlaydı. Transfer ve mobilizasyon sırasında MTS kullanan grupta omuz, dirsek ve el bileği düzeyinde anlamlı şekilde daha yüksek VAS skorları izlenmiştir. Ayrıca, SCIM-III skorları MTS kullanıcılarında anlamlı düzeyde daha düşük; QuickDASH skorları ise daha yüksek bulunarak, fonksiyonel bağımsızlıkta azalma ve üst ekstremite disfonksiyonu ile ilişkili bulunmuştur. Ultrasonografik değerlendirmede, supraspinatus tendinopatisi ve supraspinatus impingement (Sİ) ile subakromiyal bursit bulguları MTS kullanan grupta anlamlı olarak daha sık saptanmıştır. Ayrıca, bu grupta karpal tünel sendromu (KTS) prevalansı daha yüksek olup, median sinirin karpal tünel giriş seviyesindeki CSA değerleri anlamlı şekilde artmış; hafif, orta ve ağır KTS düzeyleri de daha belirgin bulunmuştur. Diğer tendon/sinir patolojileri MTS kullanıcılarında daha yüksek oranlarda izlenmiş olsa da, bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Lojistik regresyon analizlerinde; Sİ gelişimi açısından SCIM-III skorundaki azalma, artan VKİ ve MTS kullanım süresi bağımsız risk faktörleri olarak belirlenmiştir. Benzer şekilde, SCIM-III skorundaki azalma ve SKY süresindeki artış, KTS gelişim riskini anlamlı olarak arttırmıştır. Korelasyon analizleri, SCIM-III ile ASIA ve nörolojik seviye arasında pozitif; QuickDASH ile negatif ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ayrıca USPRS total skoru ve omuz patolojileri ile SCIM-III negatif; yaş, VKİ ve QDASH ise pozitif yönde anlamlı korelasyonlar göstermiştir. Sonuç: Bu çalışma, SKY'li bireylerde MTS kullanımının; özellikle supraspinatus tendinopatisi, supraspinatus impingement, subakromiyal bursit ve KTS gibi üst ekstremite patolojileri açısından anlamlı riskler taşıdığını ortaya koymaktadır. Fonksiyonel bağımsızlıktaki azalma (SCIM-III skoru) hem omuz hem de el bileği düzeyindeki patolojilerle anlamlı şekilde ilişkilidir. Ayrıca, VKİ'deki artış ve MTS kullanım süresinin uzaması supraspinatus impingement riskini, SKY süresinin artması ise KTS gelişimini artırmaktadır. Ancak çalışmanın tek merkezli ve sınırlı örneklemli olması, ayrıca kontrol grubunun sağlıklı bireylerden oluşmaması gibi etkenler genellenebilirliği sınırlamaktadır. Gelecekte, bu popülasyonda ultrasonografik bulguların diğer görüntüleme yöntemleri ve ENMG ile doğrulandığı, daha geniş örneklemli ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Mahmut Sami Doğanlar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde kas gücü ve fonksiyonel değerlendirme

Serpil Tuna
Akdeniz University
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Prematür ejakülasyonda ekstrakorporeal manyetik inervasyonun etkinliğinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, prematür ejakülasyonlu erkeklerde pelvik taban kas eğitimine ek olarak uygulanan ekstrakorporeal manyetik inervasyon uygulamasının etkinliğini incelemekti. Çalışmaya yaş aralığı 19-54/yıl olan 41 prematür ejakülasyon tanılı erkek dahil edildi. Erkeklerin pelvik taban kas kuvvet ölçümleri gerçek zamanlı ultrasonografi yöntemi ile, prematür ejakülasyon semptomları Prematür Ejakülasyon Değerlendirme Anketi (PETD) ile, ereksiyon kalitesi Uluslararası Cinsel İşlev İndeksi (IIEF) ile, seksüel fonksiyonları Erkek Seksüel Fonksiyon İndeksi (BSFI) ile, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi – Kısa Form (IPAQ-SF) ile, yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ile, duygu durum değerlendirmesi Montgomery ve Åsberg Depresyon Ölçeği (MADRS) ile, pelvik inklinasyon açısı Spinal Mouse® ile, Ayak pes planus değerlendirmesi Clarke Açısı Ölçümü ile, subjektif iyileşme algısı Global Algılanan Etki Ölçeği (GAEÖ) ile değerlendirildi. Bireyler pelvik taban kas eğitimi ve pelvik taban kas eğitimine ek olarak ekstrakorporeal manyetik inervasyon uygulaması (ExMI) olmak üzere 2 gruba ayrılarak 8 haftalık tedavi programına dahil edildi. Her iki gruptaki bireyler tedavi öncesi, tedavinin 4. haftası ve tedavi sonrası olmak üzere 3 kere değerlendirildi. Her iki gruptaki bireylerin pelvik taban kas kuvvet ve enduransında, PETD, IIEF, BSFI, MADÖ, GAEÖ ile yaşam kalitesinin içerisinde "cinsel yaşam memnuniyeti"ni sorgulayan parametrenin değerlerinde gelişme olduğu saptandı (p<0,05). Ayrıca tüm bu değerlerin ExMI uygulanan grupta daha fazla arttığı bulundu (p<0,05). Bu çalışma ile prematür ejakülasyonlu erkeklerde ExMI uygulamasının semptomlar üzerinde etkili, konforlu ve non invaziv olduğu belirlendi. ExMI tedavisinin prematür ejakülasyon bulunan erkeklerin tedavi programlarında kullanılabileceği düşüncesindeyiz.

Cinsel işlev bozukluğu-fizyolojik
Muhammet Fatih Uysal
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda yüzme ve koşu egzersiz eğitimlerinin kas ve kemik yapısı ile oksidatif stres üzerine etkisi

Bu araştırmanın amacı yüzme ve koşu egzersiz eğitimlerinin kas ve kemik yapısı ile oksidatif stres üzerine etkisinin incelenmesidir. Araştırma 16 aylık 18 adet erkek sıçanla gerçekleştirildi. Denekler her grupta 6 adet hayvan olacak şekilde kontrol, yüzme ve koşu gruplarına ayrıldı. Egzersiz gruplarına 2 haftalık adaptasyon programını takiben 8 hafta orta şiddetli yüzme ve koşu egzersizleri uygulandı. Analizler son test ölçümlerine dayanarak gerçekleştirildi. Uygulama sonrası kan, gastrokinemius kası ve femur kemik örnekleri alındı. Kanda toplam oksidan (TOS) ve antioksidan (TAS) seviyeleri ile oksidatif stres indeksi (OSİ), kasta kas lifi tipi ve kemikte kemik kalınlıkları, trabeküler sayı ve kalınlıklar ile kemik alanı analizleri gerçekleştirildi. Yapılan analizlerde gruplar arası OSİ değerleri fark bulunmasa da egzersiz gruplarında oksidatif stresin yüksek olduğu görüldü (p>0,05). Egzersiz gruplarında Tip I lifleri oranı birbirlerine göre benzerlik göstermekle beraber (p>0,05) kontrol grubundan yüksekti (p<0,05). Tip IIa lif oranları en yüksek kontrol, en düşük koşu gruplarında olacak şekilde, grupların birbirine göre farklı olduğu görüldü (p<0,05). Kemik yüzey alanı, trabeküler kalınlık, kortikal ve toplam kemik kalınlıkları koşu grubunda kontrol grubuna göre yüksek iken (p<0,05), yüzme grubu ile koşu grubu arasında fark yoktu (p>0,05). Ayrıca, femur distali kemik alanı ve trabeküler genişlik ölçümlerinin yüzme grubunda kontrollere göre yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak, koşu ve yüzme egzersizleri, yavaş kasılan lif oranını artırarak kas lifi bileşimlerinde benzer değişikliklere neden olur. Genel olarak, koşu egzersizlerinin kemik yapısı üzerinde daha büyük bir etkisi olurken, yüzmenin etkisi sınırlı kalmaktadır. Her iki egzersiz de yaşlı erkek sıçanlarda oksidan ve antioksidan kapasiteyi ve oksidatif stresi arttırmaktadır.

EgzersizHayvan deneyleriKas lifleri+7
Mahmut Sürmeli
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında fasyal gevşetmenin postür, denge ve kas fonksiyonuna etkisi

Çalışmanın amacı benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında fasyal gevşetmenin postür, denge ve kas fonksiyonuna etkisini araştırmaktı. Yaş ortalaması 45,31 ± 4,86 olan 32 birey katıldı. Bireyler ev egzersiz grubu (EEG) ve miyofasyal terapi grubu (MTG) olacak şekilde iki gruba randomize edildi. EEG'na haftada 3 gün ve 6 haftalık ev egzersiz programı verildi. MTG EEG ile aynı ev egzersiz tedavisi ve miyofasyal gevşetme haftada 2 gün 6 hafta boyunca uygulandı. Katılımcıların postüral özellikleri, denge becerileri stabilite ve salınım alanı olarak değerlendirildi. Servical bölge normal eklem hareketi (NEH) belirlendi. Kas kuvveti servikal fleksiyon ve extansiyon, üst Trapezius (ÜT), orta Trapezius (OT) ve alt Trapezius (AT) kaslarından bilateral ölçüldü. Kas aktivasyonu sağ ve sol Sternocleidomasteideus kası (SKM) ve ÜT kaslarından kaydedildi. Vertigo semptom skalası (VSS), baş dönmesi engellilik envanteri ve dinamik yürüme indeksi uygulandı. Değerlendirme tedavi öncesi ve tedavi sonrası uygulandı. Anterior (pEEG=0,05; pMTG=0,03) ve sağ stabilite (pEEG=0,05; pMTG=0,00) alanı her iki grupta da arttı ve gruplar arasındaki fark anlamlı değildi. Benzer şekilde servikal fleksiyon (pEEG=0,00; pMTG=0,00) ve ekstansiyon kuvveti (pEEG= 0,01; pMTG=0,02) ve sağ SKM (pEEG=0,00; pMTG=0,00) ile sağ ÜT (pEEG=0,05; pMTG=0,01) kas aktivasyonu her iki grupta da anlamı oranda artarken gruplar arasındaki fark anlamlı değildi. Anteroposterior ve mediolateral salınımlar ise yalnızca MTG'de azalmıştı ve gruplar arasındaki fark anlamlıydı (p =0,04, p=0,04). VSS anksiyete puanının da yine yalnızca MTG'de anlamlı oranda azaldığı belirlendi (p= 0,05). Ev egzersizi stabilite alanının, kas kuvvet ve aktivasyonunun artmasında etkiliydi. Miyofasyal gevşetme özellikle salınım alanını azaltarak denge fonksiyonlarının düzenlenmesinde ve vertigoya bağlı anksiyetenin azalmasında yalnızca ev egzersizi uygulamasına göre daha etkili bulundu. ANAHTAR KELİMELER: Vertigo, Postural denge, Elektromiyografi, Fasyal gevşetme, Ev egzersizi

DuruşElektromiyografiKaslar+3
Ece Acar
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda non-immersive sanal gerçeklik egzersizlerinin diz çevresi kas uyarılabilirliği ve denge üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı non-immersive sanal gerçeklik uygulamasının diz osteoartritli hastalarda diz çevresi kas uyarılabilirliği, denge, propriyosepsiyon, fiziksel fonksiyon düzeyi, günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık seviyeleri, kas enduransı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisini incelemektir. Bu amaçla 40 katılımcı tabakalandırılmış randomizasyonla çalışma (n:20) ve sham-kontrol (n:20) gruplarına dağıtılmıştır. Çalışma grubu 3 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 45 dakika geleneksel fizyoterapi ve günde 30 dakika non-immersive sanal gerçeklik temelli diz eklemi egzersizleri, sham-kontrol grubu ise aynı sürede geleneksel fizyoterapi ve günde 30 dakika sham-sanal gerçeklik uygulaması aldı. Ölçümler başlangıç ve 3. hafta sonunda alındı. Değerlendirmeler, demografik veriler için demografik bilgi formu, kas uyarılabilirliği için yüzeysel elektromiyografi, statik denge için Tetrax postürografi cihazı, dinamik denge için zamanlı kalk ve yürü testi, propriyosepsiyon için Protractor and Angle Gauge aplikasyonu, fiziksel fonksiyon değerlendirmesi için WOMAC, günlük yaşam aktiviteleri bağımsızlık seviyesi için Katz İndeks, kassal endurans için 30 saniye kalk-otur testi ve tedavi memnuniyeti için 10 santimetrelik görsel analog skala kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular kas uyarılabilirliği, denge, propriyosepsiyon, endurans, ağrı yoğunluğu ve fonksiyonel yetersizlik parametrelerinde çalışma grubu lehine istatistiki anlamlı farklılık olduğunu gösterdi (p<0,05). Non-immersive sanal gerçeklik uygulamaları diz osteoartritlilerde kas uyarılabilirliğini, statik ve dinamik dengeyi, propriyosepsiyonu, kassal enduransı, fiziksel fonksiyon kalitesini ve tedavi memnuniyet düzeyini geliştirmek ve ağrı seviyesini azaltmak için tercih edilmesi gereken bir yaklaşımdır.

DengeDiz eklemiEgzersiz+6
Mehmet Sönmez
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pes planuslu bireylerde farklı tip tabanlıkların elektromiyografik kas aktivasyonu üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı pes planuslu bireylerde değişik materyallerden üretilmiş tabanlıkların alt ekstremite kas aktivitesi üzerine etkisini incelemektir. Araştırmaya esnek pes planusa sahip 6 birey gönüllü olarak dahil oldu. Bireylerin yaş ortalamaları 33,8±11,1 yıl, boy ortalamaları 1,64±0,06 m, kilo ortalamaları 62,3±7,3 kg, VKİ ortalamaları 23,1±2,7 kg/m^2 olarak bulundu. Bireylerin pes planus şiddeti podoskop cihazı ve ayak izi yöntemi kullanılarak kullanılarak Clark açısı hesaplanarak ve Ayak Postür İndeksi (APİ) ile ölçüldü. Kas aktivasyonu yüzeyel elektromiyografi (yEMG) cihazı ile maksimum izometrik kontraksiyon (MİK) ve yürüyüş sırasında tabanlıksız, soft (silikon), semirijit (poliform) ve rijit (çelik) tabanlıklar ile birer gün aralıkla ölçüldü. Ayağı etkileyen fonksiyonel durumlar Ayak fonksiyon indeksi (AFİ) ile değerlendirildi. Ayak fonksiyon indeksi ile pes planus şiddeti arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Tabanlıksız, soft (silikon), semirijit (poliform) ve rijit (çelik) tabanlıklar arasında yürüyüşün aynı fazında %MİK değerlerinde farklılık gözlemlenmedi (p>0,05). Tibialis anterior kasından rijit (çelik) tabanlıkla alınan emg ölçümünde, %MİK değeri açısından yürüyüşün topuk vuruşu (0-%10) fazı ile sallanma (%60-%100) fazları arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). Peroneus longus kasından semirijit (poliform) tabanlıkla alınan emg ölçümünde %MİK değeri açısından yürüyüşün orta duruş (%10-%40) fazı ile sallanma (%60-100) fazları arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). Rijit (çelik) tabanlık topuk vuruşu fazında sallanma fazına kıyasla tibialis anterior kas aktivasyonunu düşürürken, semirijit (poliform) tabanlık yürüyüşün orta duruş fazında sallanma fazına kıyasla peroneus longus kas aktivasyonunu arttırmaktadır.

DüztabanlıkKas aktivasyonu
Ebrar Erkan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pes planuslu hastalarda kişiye özel tasarlamış 3d baskılı tabanlıkların fiziksel aktivite düzeyi, denge ve fonksiyonel performans üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı pes planuslu hastalarda, kişiye özel olarak tasarlanmış tabanlıkların fiziksel aktivite düzeyi, denge ve fonksiyonel performansları üzerindeki etkilerini incelemektir. 38 hasta randomize şekilde deney (n=20) ve kontrol (n=18) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Deney grubuna medial longitudinal ark desteği, ayak medial kaması, medial topuk kaması ve transvers ark desteği hastaların ihtiyaçlarına göre tabanlıklarına verildi. Kontrol grubuna ise placebo tabanlık verildi. İlk ve sekiz hafta sonra yapılan değerlendirmelerle, inversiyon ve eversiyon yönde normal eklem hareket açıklığı, dorsifleksiyon + inversiyon, plantar fleskisyon ve eversiyon hareketlerinin kas kuvveti, flamingo denge testi ve Y-banace testi, uzun atlama testi, 10 metre yürüme testi, mekik koşu testi, topuk yükseltme testi ve İPAQ anketi uygulandı. Tüm değerlendirmeler araştırma ekibi dışından bir fizyoterapist tarafından yapılarak çalışma çift taraflı körlendi. Deney ve kontrol grubundaki katılımcılarda tabanlık kullanımı sonrası plantar fleksiyon ve eversiyon yönündeki kas kuvvetleri arttığı görüldü (p<0,05). Her iki grupta da statik dengede iyileşme görülmedi (p>0,05) ancak her iki grubun dinamik dengelerinde iyileşmeler oldu (p<0,05). Her iki grupta yürüyüş hızları arttı (p<0,05). Her iki grubun patlayıcı güçlerinde anlamlı fark oluşmadı (p>0,05). Kontrol grubunda mekik koşu testi anlamlı şekilde gelişti (p<0,05) ancak deney grubunda değişim görülmedi (p>0,05). Topuk yükseltme testinde her iki grupta gelişme görüldü (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeylerinde kontrol grubunda anlamlı bir gelişme görülürken (p<0,05), deney grubunda fiziksel aktivite düzeyi ortalaması azaldı (p>0,05). Sonuçlarımız tabanlık kullanımının birçok parametrede etkili olduğunu ancak tabanlık tasarımı için uygun bir reçetelendirme olması gerektiğini göstermiştir. Bu konuda yapılacak geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç vardır.

DengeDüztabanlıkFiziksel aktivite+2
Enes Öztürk
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda ESWT ve düşük yoğunluklu lazer tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin karpal tünelde kompresyonu sonucunda ortaya çıkar. KTS en sık görülen tuzak nöropati sendromudur. Hasta özellikle ilk üç parmakta ve dördüncü parmağın radyal yarısında, geceleri kötüleşen karıncalanma ve uyuşmadan şikayet eder. Hafif ve orta derece KTS'de ilk tercih konservatif tedavidir. Bu çalışmada amaç idiyopatik KTS hastalarında, Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi (ESWT) ve Düşük Yoğunluklu Lazer (DYL) tedavilerinin etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize kontrollü ve tek merkezli olarak planlandı. Çalışmaya sinir iletim çalışmaları sonucu hafif veya orta derece KTS tanısı alan, 18-65 yaş arası 70 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Birinci gruba (G1) 3 hafta boyunca nötr el bilek splinti; ikinci gruba (G2) haftada 5 gün, 15 seans DYL tedavisine ek olarak 3 hafta boyunca nötr el bilek splinti, üçüncü gruba (G3) haftada 1seans, toplam 3 seans ESWT uygulaması ve 3 hafta boyunca nötr el bilek splinti uygulaması yapıldı. Tüm katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası klinik muayene ve ultrasonografik olarak değerlendirildi. Katılımcıların ağrı ve parestezi değerlendirmeleri Vizüel Analog Skala (VAS) ile; fonksiyonel değerlendirmeleri Boston Semptom Şiddeti Ölçeği (BSŞÖ), Boston Fonksiyonel Durum Ölçeği (BFDÖ) ve Quick-DASH ile; nöropatik ağrı değerlendirmeleri ise The Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs (LANSS) ölçeği ile yapıldı. El kavrama gücü dinamometre ile ölçüldü. Ultrasonografik değerlendirme distal palmar çizgi seviyesinden median sinir kesit alanı (MSKA) ölçümü ile yapıldı. Bulgular: Bu çalışmada grup içi değerlendirmede her 3 grupta tedavi sonrasında tedavi öncesine göre VAS ağrı, VAS parestezi, BSŞS, BFDS, Q-DASH, LANNS, el kavrama gücü ve MSKA değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı iyileşme saptandı. Gruplar arası değerlendirmede VAS ağrı, BSŞÖ ve Q-DASH skorlarında iyileşme DYL ve ESWT grubunda kontrol grubuna oranla üstün bulundu, DYL ve ESWT grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. VAS parestezi ve BFDÖ skorlarında iyileşme ESWT grubunda kontrol grubuna oranla üstün bulundu. ESWT ve DYL grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. LANNS, el kavrama gücü ve MSKA değerlerinde üç grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. Sonuç:KTS tedavisinde el-el bilek splintine ek olarak uygulanan DYL ve ESWT ağrı kontrolünde etkin ve güvenilir bir tedavi seçeneğidir. KTS'de ESWT ve DYL'nin etkinliğini araştırmak için daha büyük vaka sayıları içeren ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Düşük yoğunluklu lazer tedavisi, Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, Karpal tünel sendromu

ESWTKarpal tünel sendromuLazer tedavisi
Kübra Ertürk
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapistlerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları

Araştırma, fizyoterapistlerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını belirlemek ve sağlık çalışanı olmayan (SÇO) bireylerle karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, çevrimiçi paylaşılan veri toplama formlarının tamamını yanıtlayan 107 fizyoterapist ve 107 SÇO birey olmak üzere toplam 214 birey dâhil edilmiştir. Araştırmada Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği (YATÖ) ve araştırmacının oluşturduğu Kişisel Bilgi Formu ile veri toplanmıştır. YATÖ toplam puan ortalamalarının fizyoterapistlerde 90,16±6,85, SÇO bireylerde ise 87,85±8,29 olduğu saptanmıştır. Fizyoterapistlerin ve SÇO bireylerin Olumlu Ayrımcılık alt boyut ve YATÖ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir (p<0,05). Fizyoterapistlerde, mesleki deneyim ile Olumsuz Ayrımcılık puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (r=0,242, p<0,05). Fizyoterapistler akademik düzeylerine göre gruplandırılarak yaşlı ayrımcılığı tutumları bakımından karşılaştırıldıklarında, Yaşlının Yaşamını Sınırlama alt boyut puanları arasında anlamlı fark saptanırken (p<0,05), diğer alt boyut puanları ve toplam puan bakımından gruplar benzer bulunmuştur (p>0,05). Fizyoterapistler, 65 yaş üstü bireyler ile çalışma durumlarına göre gruplandırılarak YATÖ toplam puanları ve Yaşlının Yaşamını Sınırlama alt boyut puanları karşılaştırıldığında, çalışan fizyoterapistlerin puanlarının daha düşük olduğu ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarına göre fizyoterapistler yaşlı ayrımcılığı yapmamaktadırlar. SÇO bireylerin de yaşlı ayrımcılığı yapmadığı, ancak fizyoterapistlere göre daha düşük puanlara sahip oldukları gözlemlenmiştir. Yaşlı ayrımcılığı konusunda Türkiye'de daha fazla araştırma yapılması ve fizyoterapistlerin müfredat ve hizmet içi eğitimler aracılığı ile bilinçlendirilmesi önerilmektedir.

AyrımcılıkFizyoterapiFizyoterapistler+4
Öznur Kaya Sağlam
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte vücut imajı ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması, güvenirlik ve geçerliği

Bu çalışma, gebelik dönemindeki vücut imajını değerlendirmek amacıyla geliştirilen Gebelikte Vücut İmajı Ölçeği'ni (GVİÖ) Türkçe'ye uyarlamayı, güvenirlik ve geçerliğini araştırmayı amaçladı. Çalışmaya yaş ortalaması 27.2 yıl olan, gebelik haftası 1-40 arasında değişen 379 birey dahil edildi. GVİÖ'nün Türkçe uyarlaması Beaton protokolüne göre yapıldı. İlk değerlendirme kapsamında bireylere değerlendirme formu ve GVİÖ uygulandı. İlk değerlendirmeleri tamamlanan tüm gebelere 3 gün sonra GVİÖ tekrar uygulandı. GVİÖ'nün güvenirlik analizinde iç tutarlılık katsayısı Cronbach alfa ile incelendi ve madde toplam puan korelasyonları analiz edildi. Cronbach alfa katsayısı 0.892 bulundu. Ölçeğin zamana karşı değişmezliği test-tekrar test yöntemi ile incelendi. Bu aşamada aynı ölçeğin 3 gün arayla uygulanmasıyla elde edilen ölçüm sonuçları arasındaki ilişkiyi inceleyen Spearman rank korelasyon katsayısı kullanıldı ve ölçeğin test-tekrar test güvenirliğine sahip olduğu gösterildi. Ölçeğin puanları arasındaki ilişkiyi analiz etmede iki yarı güvenirlik yöntemi kullanıldı. Bu analiz sonucunda, ölçeğin birinci yarısının Cronbach alfa değeri 0.804, ikinci yarısının Cronbach alfa değeri 0.868 ve Spearman Brown kat sayısı 0.713 olarak saptandı. GVİÖ'nün geçerlik analizi görünüm ve yapı geçerliği yöntemleri ile analiz edildi. GVİÖ'nün görünüm geçerliğine sahip olduğu bu alanda çalışan uzmanlar tarafından belirlendi. Yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yöntemiyle ölçeğin orijinaline uygun şekilde 7 alt boyut ve 36 madde ile incelendi. DFA sonucunda ölçeğin Türkçe versiyonundan 6, 32, 33 ve 34. maddeler çıkartılarak ölçek 6 alt boyut ve 32 maddeden oluşan son halini aldı. Bu çalışma ile GVİÖ'nün 6 alt boyutlu ve 32 maddelik şeklinin güvenilir, geçerli ve gebe olan Türk kadınları için uygulanabilir bir ölçek olduğu tespit edildi.

Beden imajıGebelikGüvenilirlik ve geçerlilik+2
Sena Polat
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obstetrik brakiyal pleksus paralizili çocuklara bakım verenlerde ağrı, yaşam kalitesi ve etkilenmişlik düzeyinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Obstetrik Brakiyal Pleksus Paralizili(OBPP) çocuklara bakımverenlerde ağrı, yaşam kalitesi ve etkilenmişlik düzeyinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya yaş ortamalası 33,52±4,69 yıl olan OBPP'li çocuğa bakımveren 51 birey ile yaş ortalaması 32,15±4,67 yıl olan tipik gelişen çocuğa bakımveren 51 birey olmak üzere toplam 102 birey katıldı. Katılımcıların fiziksel ve sosyodemografik bilgileri sorgulandıktan sonra; Yaşam kalitesini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formunun Türkçe versiyonu, kas iskelet sistem ağrısını değerlendirmek için Cornel Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi, ailenin etkilenmişlik düzeyini değerlendirmek için Aile Etki Ölçeği, depresyon düzeyini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği, uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi kullanıldı. OBPP'li çocuğa bakımverenlerde; bel, sağ üst kol, kalça rahatsızlıkları (p=0,019, p=0,021, p=0,033), Aile Etki Ölçeği alt parametrelerinden finansal durum, kişisel gerilim, baş etme, toplam etki puanı (p=0,000, p=0,002 ,p=0,000, p=0,009) anlamlı olarak daha yüksekti. Yaşam kalitesi alt parametrelerinde (p=0,423, p=0,298, p=0,625, p=0,167, p=0,991) uyku kalitesi (p=0,826), depresyon düzeyi (p=0,227) bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Çalışmada OBPP'li çocuğa bakımverenlerin ağrısı ve etkilenmişlik düzeyi tipik gelişen çocuğa bakımverenlere göre daha fazla bulundu. Bu çalışmanın sonucunda, OBPP'li çocukların bakımverenlerinin de değerlendirme programına dahil edilmesi ve bunun sonucunda bireye özgü planlanmış bireysel ya da grup seanslarına dahil edilmesinin klinik olarak faydalı olacağı görüşündeyiz.

AğrıBakım verenlerBrakiyal pleksus+5
Zeynep Arıkan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yaş gruplarında servikal eklem pozisyon hatası, denge ve reaksiyon zamanının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı farklı yaş gruplarındaki bireylerde reaksiyon zamanı, denge ve servikal eklem pozisyon hatasını belirlemek, gruplar arasındaki farkı karşılaştırmak ve parametreler arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya 40 genç yetişkin, 39 orta yetişkin ve 39 yaşlı olmak üzere toplamda 118 sağlıklı birey üç grup şeklinde dahil edildi. Bireylerin sosyodemografik bilgileri özel hazırlanmış değerlendirme formu ile mental durumları ise mini mental durum testi ile değerlendirildikten sonra; servikal eklem hareket açıklıkları universal gonyometre ile; servikal kas kuvvetleri manuel kas testi ile; el reaksiyon zamanları Nelson El Reaksiyon Testi ile; servikal eklem propriosepsiyonu lazer işaretçi ile; denge durumları Biodex Denge Sistemi ile değerlendirildi. Çalışmamızda yaş alma ile servikal eklem pozisyon hatasının arttığı, dengenin bozulduğu ve reaksiyon süresinin uzadığı görüldü (p<0,05). Bununla birlikte servikal eklem pozisyon hatası arttıkça denge skorlarının kötüleştiği ve reaksiyon süresinin uzadığı tespit edildi (p<0,05). Genç yetişkin ve orta yetişkin gruplarında yer alan bireylerin reaksiyon süresi ile denge skorları arasında bazı parametrelerde pozitif yönde ilişki saptandı (p<0,05). Bu çalışma sağlıklı yaş alma sürecinin sağlanmasında, servikal eklem propriosepsiyonunun, el reaksiyon zamanının ve dengenin değerlendirilmesinin ve elde edilen sonuçlara göre bireye özel egzersiz programının belirlenmesinin gerekliliği ortaya çıkarılmıştır.

BoyunDengeEklem hastalıkları+5
Muhammed Said Ulupınar
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapi ve rehabilitasyon lisans öğrencilerinin öğrenme stillerine göre motor imgeleme yetenekleri ve akademik başarılarının incelenmesi

Çalışmanın amacı fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinin öğrenme stillerine göre imgeleme yeteneklerini ve akademik başarılarını incelemekti. Çalışmaya 214 öğrenci katıldı. İmgeleme yeteneği Hareketi İmgeleme Anketi-3 ile, öğrenme stili tercihi Kolb Öğrenme Stilleri Envanteri-3 ile değerlendirildi; uygulama ders notları ve akademik başarıları alındı. Öğrenme stillerine göre imgeleme yetenekleri benzerdi (p>0,05). Öğrencilerin imgeleme yetenekleri ile akademik başarıları arasında fark yoktu (p>0,05). Öğrenme stillerine göre öğrencilerin akademik başarılarında fark vardı (p=0,00). İmgeleme yetenekleri ile akademik yılları arasında fark yoktu (p>0,05). Öğrencilerin akademik yılları ile öğrenme stilleri arasında fark vardı (p=0,04). Öğrencilerin cinsiyetlerine göre imgeleme yetenekleri ve öğrenme stilleri benzerdi (p>0,05). Öğrencilerin imgeleme yetenekleri ve uygulamalı ders notları arasında fark yoktu (p>0,05). Öğrencilerin öğrenme stillerine göre Anatomi-II (p=0,01), Temel Ölçme ve Değerlendirme (p=0,00) ve Elektrofiziksel Ajanlar-I (p=0,00) derslerindeki başarıları arasında fark vardı. Diğer derslerde öğrenme stili tercihlerine göre akademik başarıları benzerdi (p>0,05). Motor imgelemenin bir öğretim yöntemi olarak kullanılması gerektiği ve öğrencilerin öğrenme stili tercihlerine uygun yöntemin uygulamalı derslerde kullanılması gerektiği önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Motor imgeleme, Öğrenme stilleri, Fizyoterapi ve rehabilitasyon, Eğitim

Akademik başarıEğitimFizik tedavi+7
Aylin Aydoğdu Delibay
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Non-spesifik bel ağrılı bireylerde piriformis kasına uygulanan miyofasyal gevşetmenin ağrı, depresyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı non-spesifik bel ağrısı görülen ve piriformis sendromu olan bireylerde miyofasyal gevşetmenin ağrı, depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya toplam 54 birey dahil edildi. Bireyler rastgele olarak uygulama grubu (n=27) ve kontrol grubu (n=27) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan bireylere iki hafta boyunca haftada beş kez 25 dakika konvansiyonel fizyoterapi uygulaması yapıldı, uygulama grubundaki bireylere ise ek olarak 20 dakika piriformis kasına miyofasyal gevşetme yöntemi uygulandı. Bireylere piriformis palpasyon testi, aktif piriformis testi, fleksiyon, addüksiyon, internal rotasyon (FAIR) testi, vizüel analog skala (VAS), fonksiyonel bel ağrısı skalası (FBAS), oswestry skalası, hastane anksiyete depresyon skalası (HADS) ve yaşam kalitesi için kısa form 36 (SF-36) kullanıldı. Ölçümler uygulama öncesi ve sonrası olarak iki kez yapıldı. Bireylerin ön-test son-test sonuçlarında piriformis testleri, VAS, FBAS ve SF-36 skorları uygulama grubu lehine anlamlı bulundu (p<0,05). HADS ve oswestry skalası ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı değişim bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmada miyofasyal gevşetme yöntemlerinin non spesifik bel ağrısında piriformis kasını gevşetmede, ağrıyı azaltmada, engellilik düzeyini azaltıp yaşam kalitesini artırmada etkin bir yöntem olduğu bulundu. Non-spesifik bel ağrısı ve piriformis sendromunun beraber görüldüğü bireylerde miyofasyal gevşetme yöntemlerinin kullanılmasının ağrı ve fonksiyonellik bakımından bireylerin tedavi süreçlerine katkı sağlayacağı düşünmekteyiz.

AğrıBel ağrısı
Ahmet Avcı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID 19 geçiren ve geçirmeyen sağlık çalışanlarında muskuloskeletal problemler, endurans, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Covid-19 geçiren ve geçirmeyen sağlık çalışanlarında kas iskelet sistemi rahatsızlıkları, endurans, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite seviyesinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 36 ± 8,45 yıl olan 27 Covid-19 geçirmiş sağlık çalışanı ile yaş ortalaması 34,52 ± 7,78 yıl olan 31 Covid-19 geçirmemiş sağlık çalışanı olmak üzere toplam 58 birey katıldı. Katılımcıların fiziksel ve sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra; kas iskelet sistem ağrısı için Cornell Kas-İskelet Rahatsızlığı Ölçeği (CMDQ), fiziksel aktivite seviyesiiçin Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yaşam kalitesi için Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve endurans ölçümleri için The Stabilizer Pressure Biofeedback Unit stabilize edici basınç biofeedback kullanıldı. Covid-19 geçiren ve geçirmeyen sağlık çalışanlarında NHP, IPAQ ve CMDQ skorunun benzer olduğu (p>0,05), kilo ve sırt endurans değerlerinin Covid-19 geçiren bireylerde daha yüksek değerler aldığı görüldü (p<0,05). Covid-19 geçiren bireylerde; CMDQ ile IPAQ, aylık çalışma saati, NHP ve endurans karın puanı arasında ilişki olduğu bulundu (p<0,05). Bu çalışmanın sonunda özellikle pandemi gibi zor koşullarda ön saflarda yoğun olarak çalışan sağlık çalışanlarının kapsamlı olarak değerlendirilmesi ve değerlendirme sonucu bireye özel olarak planlanmış bireysel veya çoklu seanslar şeklinde çalışılmasının klinik açıdan daha olarak faydalı olacağı düşüncesindeyiz.

COVID 19Fiziksel aktiviteFiziksel dayanıklılık+4
Reşat Hamurcu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda sanal gerçeklik ortamında yapılan ince motor kavrama çalışmalarının performansa dayalı el becerisi üzerine etkisi

Araştırmamızın amacı, Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda sanal gerçeklik ortamında yapılan ince motor kavrama çalışmalarının performansa dayalı el becerisi üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya nöroloji hekiminden SP tanısı almış 32 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılar her bir grupta 16 katılımcı olacak şekilde randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır. Leap Motion Grubu adını verdiğimiz grupta Nörogelişimsel Tedavi (NGT) yöntemlerine ek olarak sanal gerçeklik tedavisi uygulanırken; Kontrol Grubunda sadece NGT uygulanmıştır. Sanal gerçeklik tedavisi kapsamında, Leap Motion Sensörü(LMS) aracılığıyla object catching, firefly ve bee-batting oyunları kullanılmıştır. Haftada 2 seans ve her bir seans 45 dakika olmak üzere 6 hafta boyunca uygulamalara devam edilmiştir. Tedavi öncesi ve sonrasında performansa dayalı el becerisini değerlendirmek için Kutu ve Blok Testi, Dokuz Delikli Tahta Testi, Pembe Kule Süreli Performans Testi yapılırken; günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyini ölçmek için ABILHAND-Kids Anketi uygulanmıştır. Tedavi sonrasında tüm gruplarda performansa dayalı el becerisi testleri sonuçlarında ve ABILHAND-Kids Anketi skorlarında anlamlı değişimler elde edilmiştir (p<0.05). İki grup arasında da sonuçlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Araştırmamızın sonucuna göre, SP'li çocuklarda NGT'ye ek olarak Leap Motion Sensörü kullanılarak uygulanan sanal gerçeklik çalışmaları, performansa dayalı el becerisini geliştirmektedir. Ayrıca, bu çalışmaların çocukların motivasyonunu artırdığı da gözlemlenmiştir. Çalışmamız Clinicaltrials.gov sisteminde NCT04954144 numara ile kayıtlıdır.

Dilara Ergen
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral Palsili çocuklarda çevrenin fonksiyonel düzey, katılım ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi

Bu çalışmadaki amaç; serebral palsili (SP) çocuklarda çevresel faktörlerin fonksiyonel durum, katılım ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışma yaş ortalaması 10,91±2,99 yıl olan 68 (41E 27K) SP'li çocuk ile yapıldı. Bireylerin sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra Avrupa Çocuk Çevre Anketi (ECEQ), Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS), El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (MACS), Yeme ve İçme Becerileri Sınıflandırma Sistemi (EDACS), İletişim Fonksiyonu Sınıflandırma Sistemi (CFCS),Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (PEDI), Çocuk ve Adelösan Katılım Anketi (CASP), Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (PedsQL) kullanıldı. ECEQ çevre anketinin; fonksiyonel durumu değerlendirmek için kullanılan GMFCS ile güçlü-çok güçlü düzeyde , (r=0,731-0,853), MACS ile güçlü düzeyde (r=0,693-0,751), EDACS ile orta düzeyde (r=0,536-0,591), CFCS ile orta-güçlü düzeyde (r=0,540-0,619), korelasyona sahip olduğu görüldü (p=<0,001). ECEQ anketiyle katılımı değerlendirmek için kullanılan PEDI kendine bakım ( r=-0,761- 0,870), PEDI mobilite (r=-0,674-0,858), PEDI sosyal fonksiyon (r=-0,691-0,783), PEDI toplam (r=-0,755-0,886) ve CASP ev katılımı (r=-0,723-0,857), CASP mahalle ve toplum katılımı (r=-0,699-0,854), CASP okul katılımı (r=-0,701-0,820), CASP ev ve toplum aktiviteleri (r=-0,609-0,849), CASP toplam (r=-0,715-0,879), anketleri ile arasında negatif yönde güçlü-çok güçlü düzeyde ilişki olduğu ortaya çıktı (p=<0,001). ECEQ anketiyle yaşam kalitesini değerlendirmek için kullanılan PedsQL fiziksel fonksiyon (r=-0,700-0,887), PedsQL duygusal fonksiyon(r=- 0,434-0,558), PedsQL sosyal fonksiyon (r=-0,725-0,818), PedsQL okul fonksiyonları (r=-0656-0,743), PedsQL toplam (r=-0,714-0,853) ile negatif yönde orta-çok güçlü düzeyde ilişkili görüldü (p=<0,001). Bu sonuçlar doğrultusunda SP'li çocuklarda çevresel faktörlerin ve tutumların ayrıntılı olarak değerlendirilmesinin bireye özgü oluşturulacak rehabilitasyon programlarının belirlenmesinde çok önemli olduğu sonucuna varıldı. ANAHTAR KELİMELER: Serebral palsi, Çevre, Fonksiyonel durum, Yaşam kalitesi, Katılım

Serebral palsiYaşam kalitesiÇevre
Hilal Aydın
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Parkinson hastalarında sanal gerçeklik destekli üst ekstremite pozisyon eşleştirme egzersizlerinin etkinliği

Parkinson hastaları propriyosepsiyon kaybı gibi nedenlerle üst ekstremite kullanımı ile ilgili zorluklar yaşamaktadır. Bu çalışmanın amacı sanal gerçeklik (VR) destekli üst ekstremite pozisyon eşleştirme egzersizlerinin etkisini incelemektir. Bireylerin propriyosepsiyon duyusunu değerlendirilmek için Açı Tekrarlama Testi, üst ekstremite fonksiyonel düzeyinin belirlenmesi için Kutu Blok Testi (BBT), hastalık şiddetinin belirlenmesi için Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (UPDRS), günlük yaşam aktivitelerini değerlendirmek için Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ve AKTİVLİM ölçeği, yaşam kalitesini belirlemek için Parkinson Hastalığı Anketi-8 (PHA) ve tedavi sonrası bireylerin tedaviden duydukları memnuniyet düzeylerini belirlemek için İçsel Güdülenme Envanteri kullanılmıştır. Bireyler, kontrol grubunda yalnızca konvansiyonel tedavi alanlar (n=22) ve VR grubunda konvansiyonel tedaviye ek olarak VR tedavisi alanlar (n=22) şeklinde iki gruba dağıtılmıştır. Üst ekstremite pozisyon eşleştirme egzersizleri VR içerisinde engellere uygun pozisyonların alınmasını gerektiren bir uygulama kullanılarak gerçekleştirildi. VR grubuna 8 hafta boyunca haftada 2 gün 20 dakika konvansiyonel tedavi yaklaşımlarına ek olarak eklem pozisyonlama egzersizleri uygulandı. Gruplar başlangıçta yaş, cinsiyet ve hastalık şiddeti açısından birbirine benzerdi (p>0,05). Kontrol grubunda BBT'de (p=0,012) ve UPDRS'de (p=0,004) istatiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulunurken VR grubunda BBT (p<0,001) ve UPDRS'e (p<0,001) ek olarak farklı açılardaki propriyosepsiyon değerlendirmelerinde (40⁰'de: p=0,002 /100⁰'de: p=0,013), AKTİVLİM skorlarında (p=0,001) ve PHA'da (p=0,028) anlamlı iyileşmeler bulundu. Her iki grupta da skorlarda iyileşmeler görülse de DASH skorlarında anlamlı değişiklik olmadı (p>0,05). Bireylerin tedavi sonrası motivasyon düzeylerinde de VR grubu lehine anlamlı farklılık görüldü (p=0,034). Bu çalışmanın sonuçları VR ile desteklenen üst ekstremite rehabilitasyonunun üst ekstremite fonksiyonu, hastalık şiddeti, propriyosepsiyon ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olduğunu ve hastalık şiddeti ve propriyosepsiyonu iyileştirmede konvansiyonel yöntemlere göre üstünlükleri olduğunu göstermiştir.

Nörolojik rehabilitasyonSanal gerçeklik
Enes Tayyip Benli
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Spastik serebral palsili çocuklarda motor imgeleme becerilerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı serebral palsili ve tipik gelişen çocuklarda üst ekstremite implisit ve eksplisit motor imgeleme becerilerinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda yaş aralığı 6 – 18 olan , Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (EBSS) ve İletişim Becerileri Sınıflandırma Sistemi (İBSS) dereceleri I veya II olan 50 serebral palsili (25 unilateral 25 bilateral diplejik) ve 25 tipik gelişen çocuk değerlendirildi. İmplisit motor imgeleme becerisi NOI grup tarafından geliştirilen Recognize App Recognize Hand, el lateralitesini tanımlama görevi ile değerlendirildi. Eksplisit motor imgeleme becerisi mental kronometre, kutu blok testi ve Çocuklar için Hareket İmgeleme Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda eksplisit motor imgeleme değerlendirmesi kutu blok testi sonuçlarında unilateral ve bilateral serebral palsili çocukların dominant (p=0,879) ve non-dominant (p=0,773) tarafta benzer sonuçlar gösterirken hem dominant hem de nondominant tarafta tipik gelişen çocuklara göre anlamlı olarak fark görüldü (p<0,001). Serebral palsili bireyler ile kontrol grubu daha basit bir görevde delta zamanı cinsinden kıyaslandığında dominant tarafta delta zamanı cinsinden benzerlik görülürken (p=0,292), non-dominant tarafta sadece unilateral SP ve kontrol grubu arasında fark bulundu (p=0,020). Bilateral ve unilateral serebral palsili çocukların el lateralitesi tanımlama görevi dominant taraf tepki süresi (p=0,811) ve doğruluk yüzdesi (p=1,000), nondominant taraf tepki süresi(p=0.750) ve doğruluk yüzdeleri (p=1,000) arasında fark bulunmadı. SP'li çocukların tipik gelişim gösteren çocuklarla kıyaslandığında implisit imgeleme becerilerinin daha kötü olduğu görüldü (p<0,05). Çocuklar için Hareket İmgeleme Anketinde Dışsal görsel imgeleme ve kinestetik imgeleme puanları açısından grupların benzer olduğu (p>0,05) ancak içsel görsel imgeleme (p=0,010) ve toplam puan (0,029) açısından unilateral SP'li ve kontrol grubu arasında fark bulundu (p<0,05). Serebral palsili çocuklar eksplisit motor imgeleme basit görevlerde tipik gelişen çocuklara benzer sonuç gösterirken; görev zorluğu arttıkça daha kötü sonuç gösterdi. Serebral palsili çocukların implisit motor imgeleme becerisi tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha kötüdür. Unilateral ve bilateral serebral palsili çocukların imgeleme becerileri arasında fark yoktur.

Fizik tedavi yöntemleriSerebral palsiÜst ekstremite
Besna İrem Şekerci
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fiziksel olarak aktif ve inaktif gebelerin gebelik semptomları ve doğum korkularının değerlendirilmesi

Bu çalışma, fiziksel olarak aktif ve inaktif gebelerin gebelik semptomları ve doğum korkularının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya, fiziksel olarak aktif 80 ve fiziksel olarak inaktif 72 kadın dahil edildi. Gebelerin fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildikten sonra fiziksel aktivite seviyelerini belirlemek için Kaiser Fiziksel Aktivite Anketi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen bireylerin gebelik semptomları Gebelik Semptomları Envanteri ile, doğum korkusuna ilişkin tutumları ise Wijma Doğum Beklentisi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Fiziksel olarak aktif olan grup ile fiziksel olarak inaktif olan grup arasında semptom yaşama sıklığı (p=0,001) ve semptomların günlük yaşamı sınırlandırması (p=0,001) bakımından fark bulundu. Fiziksel olarak aktif olan grup ile fiziksel olarak inaktif olan grubun doğum korkuları arasında fark olmadığı bulundu (p=0,773). Fiziksel olarak aktif gebelerde doğum korkusu ile gebelik haftası ve öğrenim durumları arasında ilişki olmadığı saptandı. Çalışmamız sonucunda fiziksel olarak aktif olan gebelerin, gebelik semptomlarının (bel ağrısı, yorgunluk, ödem vb.) daha hafif olduğu tespit edildi. Fiziksel olarak aktif ve inaktif gebelerin doğum korkuları benzerdi. Gebelerin düzenli egzersiz programlarına katılımı teşvik edilmelidir. Bu programlar, gebelik semptomlarını hafifletmek ve genel sağlık durumunu iyileştirmek için önemlidir.

Fizyoterapi
Tuğba Karabay Özel
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinans şikayeti olan ve olmayan kadınların pelvik ınklinasyon açısı, pelvik taban kas kontraksiyon becerisi ve algılarının karşılaştırılması

Bu çalışmada üriner inkontinans şikayeti olan ve olmayan kadınların pelvik inklinasyon açılarını, pelvik taban kas kontraksiyon becerilerini ve algılarını karşılaştırmak amaçlandı. Çalışmaya 18-50 yaş aralığında 64 üriner inkontinans şikayeti olan ve 64 üriner inkontinans şikayeti olmayan toplam 128 kadın dahil edildi. Kadınlardaki üriner inkontinans varlığı 3 İnkontinans Sorusu anketi ve Üriner İnkontinans Diyagnoz Anketi ile belirlendi. Kadınların pelvik inklinasyon açısı Spinal Mouse ile pelvik taban kas kontraksiyon algıları Vizüel Analog Skala (VAS) ile, pelvik taban kas kontraksiyon becerileri ayakta, oturma ve yan yatış olmak üzere 3 pozisyonda Koksigeal Hareket Testi ile değerlendirildi. Koksigeal Hareket Testi sonuçları fizyoterapist tarafından koksiksin hareketi; "İçe hareket", "Dışa hareket" ve "Hareket yok" olarak kaydedildi. Test sırasında abdominal bölge palpe edilerek kontraksiyon "Var" ya da "Yok" olarak not edildi. Üriner inkontinans şikayeti olan kadınların pelvik inklinasyon açısı ve pelvik taban kas kontraksiyon algıları, üriner inkontinans şikayeti olmayan kadınlar ile karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak fark olmadığı görüldü (p=0,634, p=0,195). Koksigeal Hareket Testi sırasında abdominal kontraksiyon açısından fark olmadığı bulundu. Ayakta, oturmada ve yan yatışta yapılan Koksigeal Hareket Testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunduğu görüldü (p<0,001). Üriner inkontinans şikayeti olmayan kadınların ayakta, oturmada ve yan yatışta üriner inkontinans şikayeti olan kadınlara göre koksiksini içe doğru daha fazla hareket ettirebildiği bulundu (p<0,05). Bu çalışma sonucunda üriner inkontinans şikayeti olan kadınların pelvik inklinasyon açısının ve pelvik taban kas kontraksiyon algısının üriner inkontinans şikayeti olmayan kadınlarla benzer olduğu görüldü. Üriner inkontinans şikayeti olmayan kadınların üriner inkontinans şikayeti olan kadınlara göre pelvik taban kas kontraksiyon becerilerinin üç pozisyonda da daha iyi olduğu saptandı.

Elif Nur Muslu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek tibial osteotomi uygulanan hastalarda fonksiyonel durum, denge ve düşme riskinin değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA), sinovyal eklemin tutulduğu dejeneratif eklem hastalığıdır. Osteoartritte semptomatik olarak en çok tutulan eklemlerden biri diz eklemidir. Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti tedavisinde kullanılan yüksek tibial osteotomi (YTO) sonrası hastaların fonksiyonel düzeyleri, denge ve düşme riski parametrelerini değerlendirmektir. Çalışmamız yaş ortalaması 51,6±4,9 yaş ortalamasında 20 kadın birey ile post-op 3.ayda yapıldı. Eklem hareket açıklığı, ödem, propriyosepsiyon değerlendirmesi yapıldı. Denge ve düşme riski değerlendirmesi için BIODEX sistemi kullanıldı. Fonksiyonel düzey değerlendirmesi için Single Leg Step Down (SLSD) testi, merdiven inip-çıkma testi, 30 sn otur-kalk testi, zamanlı kalk yürü testi (TUG) kullanıldı. Yaşam kalitesi için Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score (KOOS), Hospital for Special Surgery (HSS) skoru, Tegner Aktivite Ölçeği ve Cerrahi Memnuniyet Anketi kullanıldı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 51,6±4,9 yaş olarak saptandı. Opere olmayan ekstremite ile opere ekstremite eklem hareket açıklığı, ödem volümleri, propriyosepsiyon ölçüm sonuçları, SLSD skoru anlamlı olarak farklıydı (p<0,001). BIODEX değerlendirmesinde m-CTSIB gözler açık-sert zemin skoru ile düşme riski skoru anlamlı olarak ilişkili bulundu (p<0,05 r=0,549). Opere diz 30° propriyosepsiyon ölçümleri ile opere diz kas kuvveti anlamlı olarak negatif ilişkili bulundu (p<0,05 r=0,676). Fonksiyonel durum ile yaşam kalitesini değerlendiren anket sonuçları ilişkili bulundu. Katılımcıların opere ekstremite değerlendirme fonksiyonel düzey sonuçlarının opera olmayan ekstremiteye göre kötü olduğu gösterildi. Denge parametreleri ile düşme riski ; kas kuvvetindeki azalma ile propriyoseptif duyu algısının ilişkisi çalışmamızda gösterildi. Değerlendirilen parametrelerin birbiri üzerindeki etkisini görebilmek için daha fazla sayıda katılımcı ile değerlendirme yapılmasını önermekteyiz.

OsteoartritOsteotomiPostural denge+2
Saniye Yıldız
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Primer dismenoreli kadınlarda sakroiliak eklem disfonksiyonu ve spinal mobilitenin incelenmesi

Bu çalışma primer dismenoreli kadınlarda sakroiliak eklem disfonksiyonu ve spinal mobiliteyi incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya 63 primer dismenoreli 18-25 yaş aralığındaki katılımcı dahil edilme kriterleri dikkate alınarak dahil edildi. Katılımcıların demografik ve dismenoreye dair özellikleri Dismenore Tanılama Formu kullanılarak kayıt altına alındı. Bireyler ağrı şiddetlerine göre hafif (n=11), orta (n=23) ve şiddetli (n=29) olarak üç gruba ayrıldı. Primer dismenore şiddeti Numerik Analog Skala ile belirlendi. Menstrüasyon semptom şiddeti Menstrüasyon Semptom Ölçeği ile, dismenorenin fonksiyonel ve emosyonel stresi Fonksiyonel ve Emosyonel Dismenore Ölçeği ile belirlendi. Spinal mobilite, Spinal Mouse ile değerlendirildi. Sakroiliak eklem disfonksiyonu değerlendirmek için sakroiliak eklem hareketlilik ve provokasyon testleri ağrı şiddeti için kör olan fizyoterapist tarafından uygulandı. Hareketlilik testlerinden Ayakta Öne Eğilme, Oturmada Öne Eğilme, Yaylanma, Gillet ve Hiperekstansiyon testleri uygulanırken, provokasyon testlerinden Gaenslen Testi, Kompresyon Testi, Distraksiyon Testi, Posterior Sürtünme ve Patrick- FABER testleri uygulandı. Çalışma sonucunda primer dismenoreli kadınlarda dismenore şiddeti ile sakroiliak eklem disfonksiyonu ve spinal mobilite arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Gaenslen (sağ) testi, Kompresyon (sol) testi, Menstrüasyon Semptom Ölçeği alt boyut ve toplam puanları, Fonksiyonel ve Emosyonel Dismenore Ölçeği alt boyut ve toplam puanlarının gruplar arasında anlamlı farklılık gösterdiği bulundu (p<0,05). Primer dismenore şiddetinin ise dismenore süresi, doktora başvuru durumu ve ölçekler ile arasında pozitif korelasyon olduğu görülürken, alternatif tıp kullanımıyla arasında negatif korelasyon olduğu saptandı. Bu çalışmada güvenirliği yüksek testlerden Gaenslen ve Kompresyon testinin gruplar arasında anlamlı farklılık göstermesi önemlidir. İleride yapılacak çeşitli çalışmalar için umut verici olacağı ve PD'li kadınlar için hazırlanan rehabilitasyon programlarında dikkate alınması gerektiği düşüncesindeyiz.

Zehra Mecit
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkin kadınlarda tuvalet davranışı ile mesane sağlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, genç yetişkin kadinlarda tuvalet davranışı ile mesane sağlığı arasındaki ilişkiyi değerlendirmekti. Çalışmaya 18-30 yaş arasında olan 46 sağlıklı kadın dahil edildi. Kadınların fiziksel ve sosyodemografik özellikleri sorgulandıktan sonra tuvalet davranışları Tuvalet Davranışları Kadınların Boşaltım Davranış Skalası ile, mesane sağlığı ise PLUS 2-Günlük Mesane Sağlığı Semptom Günlüğü ve Mesane Günlüğü ile değerlendirildi. Genç yetişkin kadınların günlük işeme frekansı, gece işeme frekansı, ortalama işeme hacmi, bir günde tüketilen sıvı miktarı, ortalama tüketilen sıvı miktarı, PLUS işeme frekansı, kolay işemeye başlama ve sürekli idrar akışı ile tuvalet davranış skalası arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0.05). Doğum yapan ve yapmayan genç yetişkin kadınların tuvalet davranışlarının benzer olduğu bulundu (p>0.05). Tuvalet Davranışları Kadınların Boşaltım Davranış Skalasının ortalama değeri, genel sağlık durumu orta ve çok iyi seviyede olan bireylerden daha yüksek olarak saptandı. (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda genç yetişkin kadinlarda tuvalet davranışları ile mesane sağlığı arasında ilişki olmadığı görüldü. Genel sağlık durumu iyi olan kadınların, tuvalet davranışlarının daha kötü olduğu tespit edildi.

Roghayyeh Haghıpour Balanejı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiyopatik skolyoz hastalarında diz propriyosepsiyonu ve cobb açısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Skolyoz, omurganın üç boyutlu yapısal deformitesi olarak tanımlanır. Adolesan idiyopatik skolyoz en sık görülen skolyoz tipidir. Skolyozun gelişmesine neden olacak bir çok faktör bulunmaktadır. Denge ve postür üzerine etkileri nedeniyle azalmış propriyosepsiyon bu nedenler arasında gösterilmektedir. Bu çalışma skolyozlu bireylerde diz eklemi propriyoseptif defisiti ile Cobb açısı arasındaki ilişkiyi inceleme amacıyla yapıldı. Çalışmaya 10 ila 18 yaş aralığında olan 30 skolyozlu ve 10 sağlıklı adölesan dahil edildi. Tüm katılımcıların diz eklemi propriyoseptif defisitleri bir Dualer IQ inklinometre (J-Tech Medical, Midvale, UT, ABD) ile açık kinetik zincir pozisyonunda değerlendirildi. Skolyozlu katılımcıların Cobb açısını ölçmek için Surgimap Spine yazılımı (Nemaris, New York, ABD) kullanıldı. Sağlıklı grup ile adölesan idiyopatik skolyoz grubu diz propriyoseptif defisitleri kıyaslandığında adölesan idiyopatik skolyoz grubunda diz propriyoseptif defisiti istatiksel olarak anlamlı derecede fazladır. Bu çalışmada lumbal eğriliğin Cobb açısı şiddeti ile diz propriyoseptif defisit arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,015), pozitif yönde orta düzeyde (r: 0,438) bir ilişki olduğu bulunmuştur. Diz propriyoseptif defisiti ile torakal eğrilik arasında (p=0,808) ve diz ile majör eğrilik açısı arasında (p=0,55) anlamlı bir ilişki bulunmadı. Bu çalışmada adölesan idiyopatik skolyozlu grubun sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla propriyoseptif defisite sahip olduğu, bununla birlikte diz eklemi propriyoseptif defisiti ile lumbal eğriliğin Cobb açısının prognozuna etki edebileceği bulundu. Bu sonuçların skolyozun rutin değerlendirmesine ve tedavi planının oluşturulmasına katkısı olacağını düşünüyoruz.

Merve Akkaş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım, rehabilitasyon ve aile danışma merkezlerinde çalışan kadın ve erkek fizyoterapistlerde uyku, yaşam kalitesi, iş doyumu ve tükenmişliğin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, bakım, rehabilitasyon ve aile danışma merkezlerinde çalışan kadın ve erkek fizyoterapistlerin uyku, yaşam kalitesi, iş doyumu, kinezyofobi ve tükenmişliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya yaş ortalaması 30,14±6,97 yıl olan 94 kadın ile 33,82±8 yıl olan 28 erkek fizyoterapist olmak üzere toplam 122 birey katıldı. Bireylerin fiziksel ve sosyodemografik bilgileri 'Google forms yöntemi' ile alındıktan sonra; tükenmişlikleri Maslach Tükenmişlik Ölçeği, iş doyumları Minnesota İş Doyum Ölçeği, Yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili, uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, hareket/tekrar yaralanma korkuları Tampa Kinezyofobi Yorgunluk Ölçeği ile değerlendirildi. Kadınların Maslach Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı ve duygusal tükenme ve duyarsızlaşma (p=0,009, p=0,002, p=0,021), Nottingham Sağlık Profili toplam puanı ve ağrı, duygusal reaksiyonlar, sosyal izolasyon ve enerji alt boyutlarında (p=0,001, p=0,015, p=0,001, p=0,002, p=0,003), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi toplam puanında (p=0,004) erkeklere kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti. Erkeklerin Minnesota İş Doyum Ölçeği dış doyum puanı (p=0,01) kadınlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti. Maslach Tükenmişlik Ölçeği kişisel başarı (p=0,61), Minnesota İş Doyum Ölçeği toplam puanı ve iç doyum (p=0,053, p=0,222), Nottingham Sağlık Profili uyku ve fiziksel aktivite alt boyutları (p=0,186, p=0,126) ve Tampa Kinezyofobi Yorgunluk Ölçeği toplam puanında (p=0,123) gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak; Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezlerinde çalışan kadın fizyoterapistlerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı, Nottingham Sağlık Profili toplam puanı ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi toplam puanının erkeklere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu. Erkek fizyoterapistlerin Minnesota İş Doyum Ölçeği dış doyum alt boyut puanının kadınlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu. Bu çalışmanın sonucunda, özellikle kadın fizyoterapistlerin tükenmişliklerinin azaltılması, iş doyumlarının, uyku ve yaşam kalitelerinin artırılması için bireye özgü planlamaların yapılmasının faydalı olacağı görüşündeyiz.

FizyoterapistlerTükenmişlikUyku kalitesi+2
Korcan Burak Soycan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerde kranioservikal açı, ağrı, dizabilite ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, migren ve gerilim tipi baş ağrısı (GTBA) olan bireylerde kranioservikal açı (KSA), ağrı, dizabilite, yorgunluk ve yaşam kalitesini karşılaştırmaktır. Çalışmaya nöroloji doktoru tarafından tanısı konulmuş yaş ortalaması 32,14 ± 12,54 yıl olan migren tanılı 22 birey ile yaş ortalaması 34,45 ± 12,91 yıl olan GTBA olan 22 birey ve yaş ortalaması 37,77 ± 13,95 yıl olan sağlıklı 22 birey olmak üzere toplam 66 birey dahil edildi. Bireylerin fiziksel ve sosyodemografik bilgileri değerlendirildikten sonra; KSA için fotogrametri, ağrı şiddeti için Visual Analog Skalası (VAS), dizabilite için ağrı özür indeksi (PDİ) ve baş ağrısı etki testi (HİT), yaşam kalitesi için Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve yorgunluk düzeyi için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (FSS) kullanıldı. Bireylerin ağrı ortalamaları Migren tanılı bireylerde 8,77 ± 1,58, GTBA tanılı bireylerde 6,4 ± 2,21 idi. HİT toplam puanı ( p= 0,0001), NHP ağrı puanı (p=0,001), FSS toplam puanı (0,004), Migrenli ve GTBA'lı bireylerde Sağlıklı bireylere göre daha yüksekti. NHP Uyku (p=0.012), NHP Fiziksel aktivite (p=0.013) ve NHP toplam puanı (NHP=0,004), Migrenli bireylerde Sağlıklı bireylere göre daha yüksekti. Bu çalışmanın sonucunda; Migren ve GTBA olan bireylerin KSA değerlerinin benzer olduğu bulundu. Migren tanılı bireylerin VAS değerlerinin GTBA olan bireylerden daha yüksek olduğu, ek olarak Migren ve GTBA tanılı bireylerin yaşam kalitesi, dizabilite ve yorgunluk parametrelerinin Sağlıklı bireylerden daha kötü olduğu bulundu. Sonuç olarak; Migren ve GTBA tanılı bireylerin kapsamlı değerlendirlmesinin bireye özgü oluşturulacak fizyoterapi programının belirlenmesinde önemli rol oynayacağı görüşündeyiz.

Baş ağrısı
Yeganeh Karımzadehasl
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Non-spesifik bel ağrili bireylerde torakolumbal fasya esnekliğinin gövde propriyosepsiyonu ve spinal postürle ilişkisi

Bu çalışmanın amacı non-spesifik bel ağrılı bireylerde torakolumbal fasya esnekliğinin gövde propriyosepsiyonu ve spinal postürle ilişkisini incelemektir. Çalışmaya non-spesifik bel ağrılı, yaş ortalaması 52,45±7,0 olan 24 kadın 16 erkek; asemptomatik, yaş ortalaması 52,75±7,6 olan 23 kadın 17 erkek olmak üzere toplamda 80 kişi çalışmaya katıldı. Katılımcıların ağrı şiddetini belirlemek için Vizüel Analog Skala (VAS), bel ağrısının günlük yaşama etkisini değerlendirmek için Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi, fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ) kullanılmıştır.Torakolumbal fasya esnekliği gonyometrik bir platformla, gövde propriyosepsiyonu değerlendirmek için mobil bir uygulama olan "inclinometer" uygulaması ile ve spinal postür ise Spinal Mouse cihazı ile değerlendirildi. Non-spesifik bel ağrılı olan ve olmayan gruplar arasında VAS, Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi skorları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,01). IPAQ skorları ise gruplar arasında benzerdir (p=0,288). Non-spesifik bel ağrılı grubun torakolumbal fasya esnekliği asemptomatik gruba göre daha az bulundu (p<0,01). Non-spesifik bel ağrılı grubun propriyosepsiyon ortalama sapması asemptomatik gruba oranla daha fazladır (p=0,001). Postür değerlendirmesinden elde edilen sonuçlar kıyaslandığında genel olarak anlamlı bir sonuç bulunamadı (p>0,05). Torakolumbal fasya esnekliği ve gövde propriyosepsiyonu arasında bir korelasyon saptanmadı. Sonuç olarak non-spesifik bel ağrılı bireylerde torakolumbal fasya esnekliğinin de değerlendirilmesinin ve tedavi programına fasya esnekliğini artıracak ve propriyosepsiyon duyusunu geliştirecek yöntemlerin dahil edilmesinin klinik olarak faydalı olacağı görüşündeyiz.

Bel ağrısıKronik ağrıStandart postür
Hüsna Nur Çördükçü
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon tekniği ile yapılan hamstring germenin boyun derin fleksör kaslarının enduransına akut etkisi

Süperfisyal arka hat vücut üzerinde tanımlanmış sekiz ana fasyal hattan biridir. Bu hat üzerindeki önemli kas gruplarından biri de hamstring kas grubudur. Yapılan çalışmalarda hamstring kas grubuna yapılan çeşitli germe yöntemlerinin servikal bölge üzerinde hem eklem hareket açıklığı olarak hem de postür olarak etki ettiği gösterilmiştir. Çalışmamızdaki amacımız ise bu verilerden yola çıkarak hamstring kas grubuna uygulanan propioseptif nöromuskular germe (PNF) yöntemini derin boyun fleksörlerinin endurasına etkisini incelemektir. Çalışmamıza 66 sağlıklı kadın birey katıldı. Katılımcılar basit randomizasyon yöntemi ile çalışamaya katılım sırasına göre Kontrol grubu (KG) ve PNF grubu (PG) olarak ikiye ayrıldı. Her iki grubun da vücut kitle indeksleri (p=0.472), vücut ağırlıkları (p=0.383), boyları (p=0.692) ve yaşları (p=0.142) benzerdir. Hem KG'nin Hem PG'nin hipermobilite skorları, hamstring kas esnekliği ve derin boyun fleksör enduransı ölçüldü. Daha sonra KG'ye hiçbir işlem uygulanmazken PG'ye PNF germe yöntemlerinden tut-gevşe uygulandı. Daha sonra her iki grubun da derin boyun fleksör enduransı tekrar ölçüldü. Gruplar içi değerlendirmelere bakıldığında iki grup da ikinci denemesinde anlamlı ölçüde fark olacak şekilde derin boyun fleksör enduransını arttırmıştır (p<0,05). Ancak gruplar arası derin boyun fleksör endurans değişimine bakıldığında zaman PG'nin değişimi KG'ye göre anlamlı olarak daha fazla değişim göstermiştir. (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda ile PNF tut gevşe yöntemi uygulanan kadınlarda derin boyun fleksör enduransını arttığı gösterilmiştir.

Altay Kosova
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Fonksiyonel konstipasyonlu çocuklarda terapatik motor kontrol yöntemleri ile konvansiyonel tedavinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel konstipasyonlu (FK) çocuklarda terapatik motor kontrol (TMK) yöntemleri ve konvansiyonel tedavinin semptomlar, gövde enduransı, fiziksel aktivite, spinal postür ve mobilite üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktı. Çalışmaya 4-18 yaş aralığında 36 fonksiyonel konstipasyonlu çocuk dahil edildi. Çift tabakalı randomizasyon ile FK'li çocuklar TMK (n=18) ve konvansiyonel grup (n=18) olarak randomize edildi. Bağırsak semptomları ve semptom şiddeti 7 günlük bağırsak günlüğü ve Mesane ve Bağırsak Disfonksiyonu Anketi ile değerlendirildi. Çocukların gövde kas enduransı fleksör, ekstansör ve lateral gövde testleri ile değerlendirildi. Spinal postür ve mobilite Spinal Mouse cihazı ile, fiziksel aktivite düzeyi fiziksel aktivite anketi ile değerlendirildi. Her iki gruptaki çocuklara bilgilendirme eğitimi ve beslenme önerileri verildi. TMK tedavisi solunum egzersizleri, kor stabilizasyon egzersizleri, yüzeyel EMGBiofeedback ile pelvik taban kas egzersizlerini; konvansiyonel tedavi ise laksatif tedaviyi içermekteydi. Tedavi süresi 8 hafta idi. Tedavi sonrasında semptom şiddeti (p=0.0001), dışkı tipi ve dışkılama süresi sadece TMK grubundaki çocuklarda (p<0.01) iyileşti. Her iki grubun spinal postür parametreleri hem tedavi öncesi hem sonrası benzerdi (p>0.05). Spinal mobilite incelendiğinde, TMK grubunda sakral, lumbar ve inklinasyon mobilite açıları konvansiyonel gruba göre (p=0.01), (p=0.009), (p=0.0001) artmıştı. Tedavi sonrasında TMK grubu çocuklarının konvansiyonel gruba göre daha yüksek fiziksel aktiviteye sahip oldukları saptandı (p=0.016). Gövde kas enduransı karşılaştırıldığında, gövde fleksör (p=0.047), ekstansör (p=0.006), sağ ve sol lateral (p=0.001) gövde enduransı TMK grubunda konvansiyonel gruba göre daha iyi bulundu. Bu randomize çalışmada, terapatik motor kontrol yöntemlerinin FK'li çocuklarda semptomları, spinal mobiliteyi ve gövde enduransını iyileştirmede konvansiyonel tedaviden daha etkili olduğu görüldü. FK'li çocuklarda laksatif kullanılmadan yalnızca fizyoterapi ve rehabilitasyon tedavilerinin, semptomları iyileştirmede konvansiyonel tedaviye üstünlük sağlayabileceği gösterildi. Bu sonucun gelecekteki klinik yaklaşımlar ve tedavi protokolleri için yenilikçi bir bakış açısı olduğu düşüncesindeyiz. ANAHTAR KELİMELER: Biyofeedback, kor stabilizasyon, pelvik taban, fizyoterapi ve rehabilitasyon, pediatri

Büşra İnal
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Anatomi eğitiminde kadavra üzerinde öğrenim ile 3 boyutlu sanal gerçeklik uygulamasının karşılaştırılması

Anatomi, sağlık alanında eğitim alan tüm öğrencilerin eğitim aldığı ve sağlık alanında inşa edilecek bir bilgi birikiminin temeli olarak kabul edilir. Anatomi eğitiminde alışılagelen eğitim sisteminde ders kitapları, sunumlar, üç boyutlu modeller, kadavral kemikler, kadavra proseksiyon ve diseksiyonları yer almaktadır. Son yıllarda teknolojide yaşanan gelişmeler bu tekniklerin yanına birçok yeni yaklaşımın eklenmesini sağlamıştır. Bu yeni yaklaşımlardan dikkat çekenlerinin arasında sürükleyici sanal gerçeklik deneyimiyle anatomik yapıların anlaşılma düzeyini artıran kafaya takılan başlık sistemleri yer almaktadır. Bu çalışmada bu türde bir sürükleyici sanal gerçeklik üzerinden verilen anatomi eğitimiyle kadavra üzerinde anatomi alınmasının etkinlikleri karşılaştırılmıştır. 4 yıllık Fizyoterapi eğitimlerinin ilk yılında olan, titmus testinde binoküler görüş yeteneğine sahip olduğuna karar verilen ve daha önce sanal gerçeklik deneyimi olmayan öğrenciler çalışma için katılımcı uzayını teşkil etmişlerdir. Yapılan değerlendirmeler sonucu 80 katılımcı çalışmaya katılmak için gönüllü olmuştur. Katılımcılar cinsiyet, Purdue Uzamsal Döndürme Testi'nin Rotasyonlar varyasyonu ve Kolb öğrenme stili envanteri kullanılarak iki çalışma grubuna randomize edilmişlerdir. Her iki grup katılımcıları çalışma için uygun görülen üst ekstremite bölgesini konu eden sunum formatındaki teorik derslere ve üç boyutlu modellerin incelenmesine katıldıktan sonra otuz dakika süren sanal gerçeklik ve kadavra uygulaması için ikiye ayrılmışlardır. Uygulamalara başta randomize edilen 80 kişiden 74 katılmıştır. Sanal gerçeklik grubunun, katılımcıların anatomi bilgisini ölçmek için hazırlanan 38 soruluk testte kadavra grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla doğru sayısına ulaştığı tespit edilmiştir (p=0,048). Bu sonuca göre anatomi eğitiminde sürükleyici sanal gerçeklik uygulamalarının kadavra üzerinde verilen eğitimden daha etkili olduğuna ulaşılmıştır.

Yasin Devran Altuntaş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl sklerozlu kadınlarda pelvik taban kas eğitimiyle kombine dinamik nöromüsküler stabilizasyon temelli eğitimin alt üriner sistem semptomları, pelvik taban ve diyafram fonksiyonları üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı Multipl Skleroz (MS) tanılı kadınlarda pelvik taban kas eğitimine ek uygulanan dinamik nöromusküler stabilizasyon (DNS) temelli eğitimin etkinliğini araştırmaktı. Çalışmaya 28-54 yaş aralığında 24 MS tanılı kadın katıldı. Kadınların alt üriner sistem semptomlarının (AÜSS) değerlendirilmesinde üroflowmetrik test ve postvoid rezidü (PVR) ölçümü, Üriner Semptom Profili (ÜSP), Uluslararası İdrar Kaçırma Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ve Aşırı Aktif Mesane-V8 Anketi (AAM-V8), pelvik taban fonksiyonlarının değerlendirilmesinde PERFECT şemasına göre vajinal palpasyon ve elektromiyografi (EMG) ölçümleri, diyafram fonksiyonlarının değerlendirilmesinde manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve DNS diyafram değerlendirme formu kullanıldı. Kadınlar tek başına PTKE (PTKE grubu, n=16) ve PTKE'ye ek DNS temelli stabilizasyon eğitimi (PTKE+DNS grubu, n=8) gruplarına ayrıldı. Her grup 8 hafta boyunca uzaktan takipli PTKE programını uyguladı. PTKE+DNS grubu haftada 3 gün DNS temelli stabilizasyon egzersizlerini fizyoterapist gözetiminde uyguladı. Çalışma sonunda tüm grupların üroflowmetrik test ve PVR sonuçlarındaki iyileşme istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). ÜSP skorlarında tüm gruplarda iyileşme görüldü. ÜSP-total skor ve AAM-V8 puanlarındaki iyileşme PTKE+DNS grubunda istatistiksel olarak daha fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta ICIQ-SF puanlarındaki düşüşler benzerdi (p>0,05). PERFECT şeması ve EMG ölçümlerinin parametrelerindeki iyileşme PTKE+DNS grubunda istatistiksel olarak daha fazlaydı (p<0,05). MRG ölçümlerine ve DNS formuna göre PTKE+DNS grubunun diyafram fonksiyonunda gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada, MS tanılı kadınlarda PTKE ile kombine edilen DNS tabanlı stabilizasyon eğitiminin AÜSS ve pelvik taban fonksiyonlarını iyileştirmede tedavinin etkinliğini artırabileceği gösterildi.

Beden stabilizasyonuPelvik taban bozuklukları
Seda Kılıç
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kırılgan olan ve olmayan Tip 2 DM'li bireylerde plantar duyu, propriyosepsiyon ve ikili görev performansının incelenmesi

Bu çalışma, kırılgan olan ve olmayan Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) tanılı bireylerde plantar duyu, propriyosepsiyon, ikili görev performansı ve düşme riskini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 70±4,95 yıl olan kırılgan, yaş ortalaması 69,86±4,13 yıl olan kırılgan olmayan 65 yaş ve üzerindeki Tip 2 DM'li 70 birey dâhil edildi. Bireyler, Frail Kırılganlık Ölçeği kullanılarak kırılgan ve kırılgan olmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri Hasta Değerlendirme Formu; Plantar duyu, Semmes Weinstein Monofilament Testi; ayak bileği propriyosepsiyon duyusu, dijital inklinometre; ikili görev performansı kognitif ve motor ek görev içeren Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT); düşme riski, Düşme Riski Öz-Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda, kırılgan olan Tip 2 DM'li grupta; ZKYTstandart, ZKYTkognitif ve düşme riski skoru anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05). Gruplar ZKYTmotor, plantar duyu ve propriyosepsiyon duyusu bakımından karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Ek olarak, kırılgan olmanın kırılgan olmamaya göre Tip 2 DM'li bireylerde ZKYTstandart, ZKYTkognitif, ZKYTmotor ve düşme riski skorunu anlamlı şekilde yükselttiği bulundu (p<0,05). Sonuç olarak kırılganlığın Tip 2 DM'li bireylerde kognitif ikili görev performansını olumsuz etkilediği ve düşme riskini arttırdığı saptandı. Ancak plantar duyu ve propriyosepsiyon duyusunu belirgin şekilde etkilemediği görüldü.

Merve Bilgin
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda farklı kırılganlık düzeylerine göre pelvik taban semptomları, kinezyofobi, ağrı felaketleştirme ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu çalışma kadınlarda farklı kırılganlık düzeylerine göre pelvik taban semptomları, kinezyofobi, ağrı felaketleştirme ve yaşam kalitesi düzeylerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 47,44±5,76 yıl olan 25 kırılgan, yaş ortalaması 47,85±5,9 yıl olan 79 kırılganlık öncesi ve yaş ortalaması 48,01±6,34 yıl olan 81 kırılgan olmayan toplam 185 birey dahil edildi. Bireylerin sosyodemografik bilgileri Değerlendirme Formu, pelvik taban semptomları Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (PTDE-20), kinezyofobi düzeyleri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), ağrı felaketleştirme durumları Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ), yaşam kaliteleri Nottingham Sağlık Profili (NSP), kırılganlık düzeyleri FRAIL Ölçeği ile değerlendirildi. Bireyler FRAIL Ölçeği'ne göre kırılgan, kırılganlık öncesi ve kırılgan olmayan olmak üzere üç gruba ayrıldı Çalışma sonucunda kadınlarda farklı kırılganlık düzeylerine göre pelvik taban semptom düzeylerinde, ağrı felaketleştirme durumu ve yaşam kalitesi düzeylerinde kırılgan bireylerin iyilik hallerinin diğer iki gruba göre anlamlı şekilde daha kötü olduğu bulundu (p<0,05). Kinezyofobi düzeylerinde ise gruplar arasında fark gözlenmedi (p>0,05). NSP (Fiziksel Aktivite) ve PTDE-20(Toplam) puanları arasında kırılgan olmayan (r=0,312, p=0,005) ve kırılganlık öncesi (r 0,244, p=0,030) grupta pozitif yönde zayıf düzeyde; kırılgan grupta ise pozitif yönde orta düzeyde (r=0,483, p=0,014) ilişki bulundu. Bu çalışma sonucunda kadınlarda pelvik taban semptomlarının, ağrı felaketleştirme durumlarının ve yaşam kalitelerinin kırılganlık düzeyleri ile ilişkili olduğu bulundu.

Sinem Özyün
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ofis çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, spinal mobilite, spinal postür ve skapular endurans arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı ofis çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, spinal mobilite, spinal postür ve skapular endurans arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya 73 ofis çalışanı dahil edildi. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları için Cornell Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlık Anketi kullanıldı. Spinal postür ve spinal mobilite değerlendirmeleri Spinal Mouse® cihazı ile, skapular endurans ise Skapular Kassal Endurans Testi ile ölçüldü. Bireylerin fiziksel aktiviteleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form ile, çalışma ortamı ergonomisi Hızlı Ofis Zorlanma Değerlendirmesi ile değerlendirildi. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile spinal postür arasında negatif yönde zayıf derecede (rho= -0,336, p= 0,004) ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile spinal mobilite arasında negatif yönde zayıf derecede anlamlı ilişki bulundu (rho= -0,290, p= 0,013). Spinal postür ile spinal mobilite arasında pozitif yönde çok güçlü derecede anlamlı ilişki bulundu (r= 0,921, p= 0,001). Skapular endurans ile kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, spinal postür ve spinal mobilite arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışmanın sonucunda ofis çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile spinal postürün ve spinal mobilitenin ilişkili olduğu, skapular endurans ile kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, spinal postür ve spinal mobilite arasında ilişki olmadığı tespit edildi. Bu sonuçlara göre ofis çalışanlarında görülen kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının tedavisinde spinal postür ve mobilitenin objektif değerlendirme yöntemleriyle kapsamlı bir şekilde ölçülmesinin önemli olabileceği düşüncesindeyiz.

AğrıKas-iskelet hastalıklarıKas-iskelet sistemi+3
İsmail Göktuğ Gökdemir
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli bireylerde bobath tipi omuz askısı kullanımının ağrı, spinal postür, denge ve üst ekstremite fonksiyonları üzerine anlık etkisi

Çalışma inmeli bireylerde bobath tipi omuz askısı kullanımının spinal postür, ağrı, denge ve üst ekstremite fonksiyonları üzerine anlık etkisini araştırmayı amaçladı. Çalışmaya, 43-78 yaş arası 25 inmeli birey dahil edilme kriterleri dikkate alınarak dahil edildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan bireylere demografik ve klinik bilgiler, Modifiye Ashworth Skalası ve Kognitif Değerlendirme yöntemleri uygulandı. Sulkus belirtisi, Gövde Bozukluk Ölçeği, Berg Denge Ölçeği, Görsel Analog Skalası, Dokuz Delikli Peg Testi ve Spinal Mouse değerlendirme yöntemleri aynı ortam koşullarında her bir değerlendirme yöntemi arasında yorgunluk oluşturmaması için 5 dakika dinlenme molası verilerek bobath tipi omuz askılı ve askısız olmak üzere 2 kez yapıldı. Çalışmanın sonucunda inmeli bireylerde Bobath tipi omuz askısının anlık kullanımı askısız ölçümlerle karşılaştırıldığında dengede (p<0.001), sulkus belirtisinde (p<0.001), üst ekstremite fonksiyonlarında (p=0.004), postür değerlendirmelerinde sagital planda dik duruş pozisyonunda lumbal (p=0.045), fleksiyon pozisyonunda sakrum-kalça (p=0.021), gövdenin ekstansiyon ile fleksiyon hareket aralığında inklinasyon (p=0.028) açılarında, frontal planda dik duruş ile sol lateral fleksiyon hareket aralığında inklinasyon (p=0.044) açılarında askılı ölçümler lehine fark meydana geldi. İnmeli bireylerde sağ tarafı etkilenmiş olan bireylerin sol tarafı etkilenmiş olan bireylere göre frontal planda lateral fleksiyon pozisyonundaki sakrum-kalça (p=0.009), torakal (p=0.012) açılarında, sağlam tarafı sağ olan inmeli bireylerin, sağlam tarafı sol olan bireylere göre sakrum-kalça (p=0.03) açılarında fark bulundu. Bobath tipi omuz askısı omuz ağrısında, gövde fonksiyonlarında askısız ölçümlerle karşılaştırıldığında fark görülmedi. Sonuç olarak inmeli bireylerde bobath tipi omuz askısının anlık kullanımı postürü düzeltti, sulkus mesafesini azalttı, denge ve üst ekstremite fonksiyonlarını iyileştirdi. Çalışmamızın sonuçlarına göre Bobath tipi omuz askısının hemiplejik rehabilitasyonunda kullanılması önerilir.

DengeOmuzOmuz ağrısı+3
Eda Mert
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Masabaşı çalışan kadınlarda tuvalet davranışı, üriner inkontinans ve üriner semptom ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı masabaşı çalışan kadınların tuvalet davranışları, üriner inkontinans ve üriner semptom ilişkisini incelemekti. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında masabaşı çalışan (n=93) ve çalışmayan (n=98) kadınlar dahil edildi. Kadınların fiziksel ve sosyodemografik özellikleri sorgulandıktan sonra alt üriner sistem semptomları ve üriner inkotinans varlığı Uluslararası İdrar Kaçırma Sorgulama Formu (ICIQ-SF), Aşırı Aktif Mesane Anketi-V8 (AAM-V8) ve Ürogenital Distres Envanteri-6 (ÜDE-6) ile, tuvalet alışkanlıkları Tuvalet Davranışları Kadınların Boşaltım Davranış Skalası ile, pelvik taban semptomlarının varlığı ve bireyin rahatsızlık düzeyi Global Pelvik Taban Rahatsızlık Anketi (GPTRA) ile değerlendirildi. Tuvalet davranışlarının ertelenmesi ve ertelenme sebepleri kapalı uçlu sorular ile sorgulandı. Masabaşı çalışan ve çalışmayan kadınların üriner semptomları, tuvalet davranışları, pelvik taban disfonksiyonları, tuvalet erteleme davranışının ve erteleme sebeplerinin benzer olduğu bulundu. Masabaşı çalışmayan kadınların masabaşı çalışan kadınlara kıyasla ICIQ-SF ölçeğinin ortanca değerinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Masabaşı çalışan kadınların AAM-V8 ölçeği ile ÜDE-6 ölçeği arasında (r=0.637, p<0.001), masabaşı çalışmayan kadınların ise AAM-V8 ile ÜDE-6 (r=0.614, p<0.001) ve GPTRA (r=0.619, p<0.001) ayrıca ÜDE-6 ile GPTRA ölçeklerinin arasında (r=0.671, p<0.001) pozitif yönde iyi düzeyde anlamlı ilişkileri olduğu bulundu. Bu çalışmanın sonucunda kadınların masabaşı çalışma durumunun, tuvalet davranışları üzerinde belirgin bir fark oluşturmadığı görüldü. Kadınların mesane sağlığının yalnızca çalışma koşullarıyla sınırlı kalmayıp, genel yaşam tarzı, sağlık bilinci ve bireysel alışkanlıklarıyla da ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, koruyucu sağlık hizmetleri tüm kadın gruplarını kapsamalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Tuvalet davranışı, Üriner inkontinans, Üriner semptom, Mesane sağlığı

Merve Kılıç
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst trapezius kası miyofasiyal ağrı sendromu tedavisi: Ultrason rehberliğinde kuru iğneleme tekniklerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı üst trapezius kası Miyofasyal Ağrı Sendromu (MAS) tanısı alan hastalarda, ultrason (US) rehberliğinde uygulanan Yüzeyel Kuru İğneleme (YKİ) ve Derin Kuru İğneleme (DKİ) tekniklerinin etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç-Yöntem: Kronik boyun ağrısı şikayetiyle başvuran ve üst trapezius kası MAS tanısı alan 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Prospektif, tek kör olarak tasarlanan çalışmada, hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. YKİ Grubu (Fasyal): Miyofasyal tetik noktaların olduğu bölgeden US rehberliğinde iğneler ciltten girilerek subkutan derin fasyaya kadar ilerletilerek uygulandı. DKİ Grubu (Miyofasyal): İğneleme işlemi US rehberliğinde doğrudan kas içindeki tetik noktalara uygulandı. Her iki gruba da bir hafta boyunca ev egzersiz programı tedaviye ek olarak verildi. Hastalar tedavi öncesinde ve tedaviden bir hafta sonra değerlendirildi. Değerlendirmede Sayısal Ağrı Derecelendirme Ölçeği (SADÖ), Bournemouth Boyun Anketi (BBA) ve Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi (BÖSA) kullanıldı. Ayrıca, Servikal Eklem Hareket Açıklığı (EHA) ve Algometre Basınç Ağrı Eşiği değerlendirildi. Bulgular: US rehberliğinde uygulanan her iki teknikte SADÖ, BBA, BÖSA ve basınç ağrı eşiği ölçümlerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası istatistiksel olarak anlamlı değişim saptandı (p<0,001). YKİ grubunda SADÖ -1,45 ± 1,13, BBA -8,72 ± 7,22, BÖSA -3,8 ± 2,97 ve basınç ağrı eşiği 0,36 ± 0,39 değişim gösterirken, DKİ grubunda SADÖ -4,22 ± 1,42, BBA -26,12 ± 9,44, BÖSA -11,72 ± 3,79 ve basınç ağrı eşiği 1,23 ± 0,42 olarak değişti. Ayrıca DKİ grubunda, servikal EHA tüm yönlerde anlamlı bir iyileşme görülürken (p<0,001), YKİ grubunda ise sadece fleksiyon ve sağ rotasyonda anlamlı bir artış görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda DKİ grubunun tüm parametrelerde tedaviye daha üstün yanıt verdiği görüldü (p<0,001). Sonuç: Üst trapezius MAS yönetiminde yüzeyel ve derin dokuları ayırt etmesi amacıyla US rehberliğinde uygulanan kuru iğneleme tedavisi güvenli ve etkili bir yöntem olarak görülmektedir. DKİ, yüzeyel iğnelemeye kıyasla ağrı, fonksiyonel durum, günlük yaşam aktiviteleri ve biyopsikososyal açıdan daha etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Miyofasyal Ağrı Sendromları, Tetik Noktalar, Kuru İğneleme, Ultrasonografi

Kuru iğnelemeMiyofasyal ağrı sendromlarıTetik nokta+1
Muhammed Korkut
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik inme hastalarında ayak bileği propriyosepsiyonunun denge, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin karşılaştırılması

İnme geçiren bireylerde propriyoseptif bozuklukların denge, fiziksel performans ve günlük yaşam aktiviteleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğuna dair bulgular mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, kronik inmeli bireylerin ayak bileği propriyosepsiyonunun; denge, alt ekstremite fonksiyonelliği ve yaşam kalitesiyle olan ilişkisini araştırmaktı. Çalışmaya 30 İskemik inmeli birey ve 30 sağlıklı birey dahil edildi. İnmeli bireylerin ayak bileği propriyosepsiyonu izokinetik dinamometre ile, dengesi BESTest ile; alt ekstremite hareket kabiliyetleri Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği Alt Ekstremite Motor Subskalası ile; günlük yaşam aktivite performansları Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ile ve yaşam kaliteleri İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi (SS-QOL) ile bir kez değerlendirildi. Araştırmaya katılan inmeli bireylerin; yaş ortalaması 60,70±9,57 ve kontrol grubundaki bireylerin yaş ortalaması 58,46±8,85 bulundu. İnmeli grubun sağlam taraf ayak bileği propriyosepsiyonu, etkilenen taraf propriyosepsiyonuna kıyasla daha iyiydi. Tüm BESTest değişkenlerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlemlendi (p<0,001). İnmeli bireylerin sağlam taraf propriyosepsiyonu ile Biyomekanik Kısıtlılıklar (r=-0,372, p=0,043) ve Yürüme Stabilitesi (r=-0,376, p=0,041) puanları arasında negatif yönde zayıf düzeyde korelasyon bulundu. İnmeli bireylerde ayak bileği propriyosepsiyon bozuklukları görülebilir. Bu yüzden inme rehabilitasyon sürecinde yalnızca etkilenen ekstremite değil, her iki tarafın propriyoseptif fonksiyonları da değerlendirilmelidir. Klinik rehabilitasyon programlarında ayak bileği odaklı duyu-motor egzersizlerinin ve denge egzersizlerinin yer alması önerilebilir.

Fatma Nur Körlük
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda paraspinal ve abdominal kas kalitesinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi ve klinik çıktılar ile ilişkisi

Amaç: Non spesifik kronik bel ağrılı hastalarda ultrasonografi ile yapılan abdominal ve paraspinal kas kalınlığı ve kalitesi ölçümleri ile, yaşam kalitesi (ODI), ağrı düzeyi (VAS), ağrı eşiği (algometri) ve ağrıdan kaçınma davranışı (TKS) düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç- Yöntem: Kesitsel vaka-kontrol çalışmasına 18-75 yaş arası 100 katılımcı dahil edildi. Katılımcılarda demografik ve klinik özellikler kaydedildi; ağrı şiddeti (VAS), basınç ağrı eşiği (PPT), lomber eklem hareket açıklığı, fonksiyonel engellilik (ODI), hareket korkusu (TKS) ve ultrasonografi (USG) ile subkutan yağ doku kalınlığı, kas kalınlığı, kas ekojenitesi (EI) ölçüldü. Bulgular: 51 hasta ve 49 sağlıklı birey araştırmaya dahil edildi. Hasta grupta lomber fleksiyon ve lateral fleksiyon kısıtlı (p<0.05), bilateral PPT değerleri düşük (sağ p=0.02, sol p=0.003), ODI ve TKS skorları yüksek bulundu (p<0.001). Hasta grupta EI değerlerinde artış gözlenirken, subkutan yağ doku kalınlığı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksekti (p<0.05). Quadratus lumborum kasının EI değerleri hasta grupta anlamlı şekilde düşüktü (sağ ham p=0.028, sağ düzeltilmiş p=0.011, sol düzeltilmiş p=0.028). EI (p<0.05) ve abdominal subkutan yağ dokusu (rho 0.3, p<0.001) TKS ile pozitif, PPT ile negatif korelasyon gösterdi (p<0.001). Sonuç: Abdominal ve lomber kas kalınlığı ile kalitesindeki azalma, fonksiyonel kısıtlılık, ağrı eşiği ve kinezyofobi ile ilişkilidir. Gelecekteki çalışmalar, kas kalitesi ve ekojeniteyi hedef alarak kronik bel ağrısının yönetiminde daha etkin rehabilitasyon stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Abdominal kas kalınlığı, algometre, fonksiyonel kısıtlılık, kas ekojenitesi, kinezyofobi, non-spesifik bel ağrısı, paraspinal kas kalınlığı, ultrasonografi

Zeyneb Beyza Varol
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde gövde kaslarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerinin postüral denge ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı yaşlı bireylerde gövde kaslarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerinin bireylerin postüral denge becerileri ile olan ilişkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalaması 73,39 ± 6,09 yıl olan 54 birey dahil edildi. Gövde kasları Üst Rektus Abdominus (ÜRA), Merkez Rektus Abdominus (MRA), Alt Rektus Abdominus (ARA), Oblikus Externus (OE), Oblikus İnternus (Oİ), Transversus Abdominus (TrA), Lumbal Erector Spina (LES) ve Lumbal Multifidus (LMF) kasları olarak değerlendirmelere alındı. Kasların yapısal özellikleri ultrason görüntüleme yöntemi ile kalınlık olarak fonksiyonel özellikleri ise yüzeysel elektromiyografi ile sinyal genliği olarak değerlendirildi. Derin lumbal kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı ile ölçüldü. Bireylerin postüral denge becerileri Bertec Balance Legacy sistem ile statik olarak gerçekleştirildi. Fonksiyonel denge becerileri Berg Denge Ölçeği ve Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği ile değerlendirildi. Bireylerin yaşam kalitesinin belirlenmesinde SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. ÜRA, MRA, OE, TrA, LES, LMF kas kalınlıkları ve LMF, LES kas aktivasyonları ile bireylerin stabilite alanları arasında pozitif yönlü ilişki bulundu (p<0,05). ARA ve Oİ kas kalınlığı,ve Oİ, TrA, LES ve LMF kas aktivasyonları ile bireylerin salınım alanları arasında negatif yönlü ilişki belirlendi. Sert zeminde gözler açık pozisyonda elde edilen stabilite skoru ile yaşam kalitesi ölçeği alt parametresi olan ruhsal sağlık arasında pozitif yönlü zayıf ilişki belirlendi (p= 0,022, r= 0,310) Yaşlı bireylerde gövde kaslarının kalınlığının ve aktivasyonlarının artması bireylerin stabilite alanını artırarak, salınım alanlarını azaltmakta ve bireylerin daha kararlı postüral dengeye sahip olmalarını sağlamaktadır.

DengeDuruşGeriatri+4
Ece Acar
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernili hastalarda traksiyon tedavisinin etkinliğinin araştırılması

LOMBER DİSK HERNİLİ HASTALARDA TRAKSİYON TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI Amaç: Çalışmamızda lomber disk hernisi (LDH) tanısı almış kronik bel ağrılı hastalarda intermittant traksiyon tedavisinin ağrı şiddeti ve fonksiyonel durum üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Rutin olarak uygulanan hotpack+transkutanöz elektriksel sinir uyarımı (TENS)+ultrason tedavisi (UST) verilmiş olan hastalar ve bu tedaviye ek olarak traksiyon tedavisi uygulanan hastaların tedavi öncesi ve sonrası sonuçları karşılaştırıldı. Hastaların sonuçlarının değerlendirilmesinde tedavi öncesi ve tedavi sonrasında ağrı şiddeti vizüel analog skala ile (VAS), fonksiyonel durum Oswestry özürlülük indeksi (OÖİ) ve Roland-Morris fonksiyonel değerlendirilme (RMFD) formlarıyla değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda yaş ortalaması 38,5±10,9 yıl olup, olguların %50'si erkekti. Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve VKİ açısından farklılık saptanmadı (p>0,05). Hasta ve kontrol arasında VAS, OÖİ ve RMFD'nin; başlangıç, bitiş ve başlangıç ve bitiş düzeylerinin fark düzeyleri benzerdi (p>0,05). Hasta ve kontrol gruplarında VAS, OÖİ ve RMFD değerlerinde tedavi sonrası anlamlı düşme saptandı (p<0,05). Yaş ve VKİ'inin; VAS, OÖİ ve RMFD'nin (başlangıç, bitiş ve fark) düzeyleri ile arasında korelasyon saptanmadı (p>0,05). Erkek hastaların yaş ortalaması anlamlı olarak düşük saptandı (p<0,05). Cinsiyetin VKİ (başlangıç, bitiş ve fark), VAS, OÖİ bitiş ve RMFD (başlangıç, bitiş ve fark) ilişki saptanmadı (p>0,05). OÖİ başlangıç ve OÖİ fark kadınlarda anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: LDH'li hastalarda hotpack+TENS+UST ek olarak uygulanan traksiyon tedavisinin hastanın ağrısı ve fonksiyonel geri kazanımına bir katkısı yoktur. Bu tedavi protokolleri uygulanan hastalarda, traksiyonun oluşturabileceği komplikasyonlar göz önüne alınarak vazgeçilmelidir. Anahtar kelimeler: lomber disk hernisi, traksiyon, vizüel analog skala, Oswestry, Roland-Morris

AğrıAğrı ölçümüFizik tedavi+7
Nuray Mutaf
Bolu Abant Izzet Baysal University
2018
00