Koç University
Discipline

Orthopedics and Traumatology

Koç University

419

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur intertrokanterik kırıklarda proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların sonuçlarının değerlendirilmesi

Kliniğimizde intertrokanterik femur kırığı tanısı ile proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Fırat Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında, Ocak 2014 - Ocak 2018 tarihleri arasında femur intertrokanterik kırık nedeniyle Proksimal Femoral Çivi (PFN) ile tedavi edilen ve en az 6 aylık takibi olan 195 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama takip süresi 18 aydı. Hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik bulguları retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızdaki hastaların demografik verileri, ameliyat öncesi hastalıkları, ameliyat öncesi anestezi riski(ASA), hastanede kalma süreleri, ameliyat olana kadar geçen süre, cerrahi süreleri, kanama miktarları, ek travmalarının olup olmadığı, redüksiyon kaliteleri, komplikasyon oranları, fonksiyonel değerlendirme için harris kalça skoru (HKS) kriterleri ve bu değişkenler arasındaki korelasyonlar değerlendirilmiştir. Kırık tiplerinin belirlenmesinde Evans Jansen sınıflandırması, radyolojik değerlendirme için Fogagnolo Redüksiyon Kalitesi kriterleri kullanıldı. 195 hastanın 15'inde (% 8 ) Tip 1, 40'ında (% 20) Tip 2, 46'sında (% 24) Tip 3, 15'sinde (% 8) Tip 4, 59'unda (% 30) Tip 5, 20'sinde (% 10) Tip R Evans Jansen tipi kırık mevcuttu. Çalışmaya en az 6 aylık takibi olan hastalar dahil edildi. Hastalarımızın yaş ortalaması 74 olarak bulundu. Hastalarımızın % 87.5'inde etyolojik neden basit düşme, % 9.5'inde trafik kazası, % 1.5'inde yüksekten düşme, % 1.5'inde ise ateşli silah yaralanmasaydı. Cerrahi süremiz yaklaşık olarak 30-45 dk arasındaydı. Kanama miktarımız ortalama olarak 100-150 cc'ydi. Ameliyata kadar geçen süre ortalaması 2.1 gün, toplam yatış süreleri 7.2 gün olarak tespit edildi. Komplikasyon oranımız % 8.2'di ve en fazla varusda kaynama görüldü (% 2.4). Hastaların redüksiyon kaliteleri 159 (% 72,5) hasta iyi, 24 (% 12,3) hasta kabul edilebilir, 12 (% 6) hasta kötü olarak bulundu. HKS ile yapılan fonksiyonel değerlendirmelerinde 195 hastamızdan 94'ünde (% 48) mükemmel sonuç, 70'inde (% 36) iyi sonuç, 19'unda (% 10) orta sonuç, 12'sinde (% 6) kötü sonuç elde edildi. Verilerin istatistiksel analizi yazar ekibi dışında bir biyoistatistikçi tarafından SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizinde Spearman rank korelasyon katsayısı, ki-kare testi (Crosstabs Chi-square) kullanıldı. Çalışmamızda p<0.05 değeri, istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonucunda; intertrokanterik kalça kırıklarında proksimal femoral çivi uygulaması düşük kanama miktarı, düşük cerrahi süreleri, hızlı mobilizasyona izin vermesi, redüksiyon kalitelerinin iyi olması ve ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçlarının iyi olması nedeniyle PFN'nin uygun vakalarda seçilmesi gereken bir yöntem olduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Proksimal Femoral Nail, Femur İntertrokanterik Kırık, Evans Jansen Sınıflandırması, Fogagnolo Redüksiyon Kriterleri, Harris Kalça Skoru.

Femoral kırıklarKemik çivileriKırıklar-kemik+5
İbrahim Ulusoy
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Coflex ve dynesys dinamik stabilizasyon sistemlerinin sonlu elemenlar modeliyle biyomekanik olarak değerlendirilmesi

AmaçBu çalışmada posterior dinamik stabilizasyon sistemlerinden klinik kullanımı en yaygın olan Dynesys Dinamik Stabilizasyon Sistemi ve Coflex İnterspinöz Cihazının, lomber omurga eklem hareket açıklığına ve disk yüklenmesine olan etkilerinin sonlu elemanlar modeliyle (SEM) biyomekanik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve YöntemÖncelikle 3 adet lomber vertebra (L3-L4-L5) SEM ile modellendi. Bu model üzerine L4 - L5 spinöz çıkıntılar arasına 1 adet Coflex (Paradigm Spine, LLC, New York, NY)modellenerek uygulandı. Ardından yine aynı seviyeye 1 adet Dynesys dinamik stabilizasyon sistemi (Zimmer Spine, İnc., Warsaw, IN) modellenerek uygulandı. Enstrümente edilmeyen bir model ve enstrümente edilen iki adet modele fleksiyon, ekstansiyon, rotasyon ve bending yönünde sanal kuvvetler yüklendi. Her üç modelde L4 - 5 disk'e binen yükler sanal olarak ölçüldü. Yine L4 - 5 eklem seviyesindeki eklem hareket açıklığı da, her bir hareket için ayrı ayrı olarak üç modelde incelendi ve sonuçlar karşılaştırıldı.BulgularBu çalışmanın iki temel bulgusu mevcuttur. Öncelikle her iki sistem de, bir istisna dışında tüm hareketlerde belli oranda omurga eklem hareket açıklığında azalmaya neden olmaktadır. Bir diğer temel bulgu ise, her iki sistem de, bir istisna dışında tüm hareketlerde disk üzerine binen yükü azaltmaktadır. Burada bahsedilen istisnalar ise fleksiyon hareketinde Coflex interspinöz aracıyla yapılan ölçümlerde ortaya çıkmıştır. Coflex cihazı fleksiyonda eklem hareket açıklığını %19 oranında arttırmaktadır. Yine fleksyionda disk üzerine binen yükü değiştirmemektedir.SonuçFleksiyonda Coflex cihazı disk üzerinde normal yük dağılımını sağlayabilmektedir. Ancak eklem hareketini koruyamamakta ve anormal harekete izin vermektedir. Diğer hareketler için her iki cihaz da hem eklem hareketini koruma, hem de disk üzerindeki normal yük dağılımını sağlama açısından yeterli bulunmamıştır.Anahtar KelimelerDejeneratif lomber omurga hastalıkları, nonfüzyon, dinamik stabilizasyon, Coflex, Dynesys, sonlu elemanlar modeli.

EklemlerFiksasyonOmurga+4
Ahmet Kulduk
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntertrokanterik femur kırıklarının tedavisinde proksimal femoral çivi-antirotasyon ve çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulamalarımızın karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde femur intertrokanterik kırık nedeniyle Proksimal Femoral Çivi-Antirotasyon (PFNA) veya çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hastanın ölüm oranlarını değerlendirdik. Hasta grubu içerisinde yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, fonksiyonel sonuçları, yaşam kalitesi, komplikasyon ve revizyon oranları ile ameliyat maliyeti gibi parametreleri değerlendirerek, elde ettiğimiz kısa dönem sonuçları bu konuyla ilgili yapılmış klasik ve güncel araştırmalarla karşılaştırdık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na Ocak 2008 ve Aralık 2010 tarihleri arasında intertrokanterik femur kırığı nedeniyle PFNA veya çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Bu hastalar ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından karşılaştırıldı.Yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın; ASA sınıflamasına göre anestezi riski, anestezi tipi, ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, komplikasyon oranları, revizyon ihtiyacı ve ameliyat maliyetleri dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilerek karşılaştırıldı. Hastaların son kontrollerinde Harris Kalça Skoru'na göre; fonksiyonel sonuçları ve doldurdukları Kısa Form-36 verilerine göre; yaşam kalitesi parametreleri değerlendirilerek, her iki grup arasında istatistiksel fark olup olmadığı araştırıldı.Hastalarda; kırık oluş mekanizması ve kırık tipi dosyaları ve başvuru sırasındaki röntgenogramları değerlendirilerek belirlendi. Kırıkların tiplendirilmesinde OTA sınıflaması kullanıldı.Bulgular: 127 hastanın 45'ine (%35,4) PFNA, 82'sine (%64,6) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. PFNA uygulanmış 45 hastanın 11'i (%24,4), çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 82 hastanın 24'ü (%29,3) ölmüştür. Her iki grup arasında; ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından fark saptanmamıştır.Diğer bulguların karşılaştırıldığı yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın 34'üne (%37) PFNA, 58'ine (%63) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. Olguların 64'ü kadın (%69,6) , 28'i erkektir (%30,4). Yaş ortalaması 80,24'dür (55-94) . Hastaların ortalama takip süresi 27,23 (12-47) aydır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmamıştır.Kırık nedeni 47 (%51,1) hastada ev içinde düşme (Eİ), 35 (%38) hastada ev dışında düşme (ED), 3 (%3,3) hastada araç dışı trafik kazası (ADTK), 3 (%3,3) hastada araç içi trafik kazası (AİTK), 4 (%4,3) hastada yüksekten düşme idi.Yüksekten düşme ve AİTK, PFNA grubunda daha sık gözlenirken hemiartroplasti grubundaki hastalarda ADTK, ev içi ve dışı düşme sıklığının daha fazla olduğu bulunmuştur.OTA sınıflamasına göre; kırık tipi dağılımı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır.ASA sınıflamasına göre; anestezi riskinin ve verilen anestezi tipinin gruplar arasında farklılaşmadığı bulunmuştur.PFNA uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 54,85 (40-110) dakika, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 74,66 (55-120) dakika saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların ameliyat süreleri hemiartroplasti grubuna göre daha kısa sürmüştür.PFNA grubundaki hastalara, hemiartroplasti grubundaki hastalara göre ameliyat sırasında daha az sayıda eritrosit süspansiyonu verilmiştir.PFNA uygulanan 34 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 5,91 (5-12) gün, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan 58 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 9,41 (6-16) gün olarak saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların hastanede kalış sürelerinin hemiartroplasti grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur.PFNA grubunda Harris Kalça Skoru ortalaması 82,38, hemiartroplasti grubunda 78,34 bulunmuştur. Mükemmel, iyi ve orta fonksiyonel sonuçların toplamının yüzdesi PFNA grubunda %91,18, hemiartroplasti grubunda %81,03 bulunurken, fonksiyonel sonuçlar açısından gruplar arasında istatistiksel anlamda fark bulunmamıştır.Kısa Form-36 verilerine göre; Fiziksel fonksiyon (PF), fiziksel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RP), ağrı (BP), genel sağlık algısı (GH), sosyal fonksiyon (SF), emosyonel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RE) ve mental sağlık (MH) parametreleri açısından gruplar arasında fark saptanmazken, vitalite/enerji puanlarının PFNA grubunda daha iyi olduğu bulunmuştur.Gruplar arasında ameliyat sonrası komplikasyon görülme sıklığı ve revizyon ihtiyacı açısından fark saptanmamıştır.Maliyet açısından değerlendirildiğinde; birincil ameliyatın maliyeti hemiartroplasti grubunda daha düşük olarak saptanmış, fakat; hemiartroplasti grubunda revizyon uygulanan dört hastanın ikincil ameliyat maliyeti eklendiği zaman gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur.Sonuç: PFNA ve çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulamaları; intertrokanterik femur kırığı tedavisinde uygun yöntemlerdir. Tedavi planı; cerrahın deneyimine ve koşullara bağlı olarak yapılmalıdır.

ArtroplastiFemoral kırıklarFemur+5
Hakan Dur
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin radius distal uç kırıklarında açık redüksiyon ve plaklı osteosentez sonrası cerrahi sonuçlarımız (retrospektif)

Radius distal uç kırıklarının cerrahi tedavisinde volar girişimle uyguladığımız kilitli anatomik plakla tespit yöntemlerinin sonuçları değerlendirildi. Çalışmamızda Ağustos 2013 ile Ağustos 2016 tarihleri arasında radius distal uç kırığı tanısı nedeniyle açık redüksiyon ve kilitli volar plak tespitiyle tedavi edilen eriskin 42 distal radius kırıklı hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların 27'si (% 64.2) erkek, 15'i (% 35.8) kadın olup yas ortalaması 44,11 (17-73) idi. Distal radius kırıklarının 20 tanesi (%47.6) sağ el bileği, 22 tanesi (%52.4) sol el bileğinde görüldü. Hastalaramızın tamamı sağ dominant olduğu için dominant taraf el bileğindeki kırık oranı %47.6, non-dominant taraf el bileğindeki kırık oranı %52.4 idi. Çalışmaya dahil 42 hastanın kırıklarının değerlendirmesinde Frykman ve AO sınıflandırma sistemleri kullanıldı. Çalışmaya alınan hastaların kırıkları Frykman sınıflandırması'na göre; 17 kırık tip 7 (%40.5) , 11 kırık tip 8 (%26.2) , 7 kırık tip 5 (%16.7) , 2 kırık tip 6 (%4.8), 2 kırık tip 2 (%4.8), 1 kırık tip 1 (%2.4), 1 kırık tip 3 (%2.4) ve 1 kırık tip 4 (%2.4) olarak değerlendirildi. AO sınıflandırmasına göre hastalardan 11 kırık C1 (%26.2), 11 kırık C2 (%26.2), 9 kırık B3 (%21.4) , 5 kırık A3 (%11.9) , 2 kırık B1 (%4.8), 2 kırık B2 (%4.8), 2 kırık C3 olarak değerlendirildi. Hastaların değerlendirmesinde Stewart radyolojik kriterleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel sonuçların ölçeklenmesinde QuickDASH-T (Quick Disability of Arm, Shoulder and Hand Anketi) ve Gartland-Werley anket skorları kullanıldı. Hastalarımızın takip süresi ortalama 24 ay (15-52 ay) olarak tespit edildi. Hastaların son takiplerinde yapılan klinik muayene sonucunda el bilek ve önkolrotasyon ortalama hareket açıklık değerleri; fleksiyon 70,9º (50-90), sağlam taraf fleksiyon 73.6 (60-90), ekstansiyon 67.3º (45-75), sağlam taraf ekstansiyon 71.5 (50-85), radial deviasyon 27.0º (15-40), sağlam taraf radial deviasyon 28.4º (15-40), ulnar deviasyon 32.8º (0-45), sağlam taraf ulnar deviasyon 35.3º (20-45), supinasyon 77.7° (30-90), sağlam taraf supinasyon 83.2° (70-90), pronasyon 82.5º (50-90) sağlam taraf pronasyon 85.3º 70-90) bulundu. Hastaların el kavrama güçleri dinamometre (CAMRYelectronic hand dynomometer) ile dirsek 90°, ön kol ve el bilek nötral pozisyondayken karşılaştırmalı olarak ölçüldü. Değerler sağlam tarafa göre yüzdesi alınarak bulundu. Tüm hastalarda kavrama gücü ortalaması sağlam olan tarafa göre % 87.09 bulundu (p ˂ 0,001).Radius distal uç kırığı sağ taraf olan hastalar içinse kavrama gücü ortalaması sağlam olan tarafa göre % 92.17 bulundu. Radius distal uç kırığı sağ taraf olan hastalar içinse kavrama gücü ortalaması sağlam olan tarafa göre % 82.76 bulundu (p ˂ 0,001). 3 grupta istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Gartland ve Werley klinik değerlendirme kriterlerine göre 42 kırığın 16 (% 38.1)'sında mükemmel, 22 (% 52.4)'sinde iyi ve 4 (% 9.5)'ünde orta sonuç elde edildi. Kırıkların radyolojik değerlendirilmesinde ortalama değerler, preop radial yükseklik 8.28 (SD:3.00) mm, postop radial yükseklik 14.04 (SD:3.79) mm, preop radial inklinasyon 13.83 (SD:4.22), postop radial inklinasyon 21.50 (SD:3.50), preop volar açılanma -5.23 (SD:13.61), postop volar açılanma 8.21 (SD:3.89) olarak ölçüldü Radyolojik, fonksiyonel sonuçlar ve komplikasyon oranları açısından çalışmamızda literatürdeki çalışmalarla benzer sonuçlar bulundu. Eklemi ilgilendiren kırıklarda istenilen mutlak tespit ve tam redüksiyonu sağlamada, yapılan tespitin dayanıklılığı ve devamlılığında radius distal uç kilitli volar plağın etkili bir tespit aracı olduğu kannatine vardık. Ayrıca plak tespiti sonrası hastalarımıza en erken sürede immobilizasyon yapmadan eklem hareketine başladık. Volar girişiminde kırığa ulaşmada, kırık restorasyonu sonrası redüksiyonda yumuşak dokuya en az hasara vererek yeterli açılımı sağladığını gördük. Sonuçta radius distal uç kırıklarında volar kilitli plak uygulamaları, özenli pre operatif planlama ve uygun teknikte dikkatli cerrahi yaklaşım ve kontrollü rehabilitasyon ile başarılı sonuçlar elde edilebilen bir yöntemdir. Anahtar sözcükler: Radius distal uç, kırık, volar kilitli plak

BilekKemik plaklarıKırıklar-kemik+4
Mustafa Konuk
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça artroplastisinde iki farklı lateral cerrahi yaklaşım sonrası; trendelenburg bulgusu, hasta memnuniyeti ve plantar basınç dağılımının değerlendirilmesi

Giriş: Literatürde; total kalça artroplastisi için kalçaya uygulanan farklı lateral yaklaşımlar sonrasında ortaya çıkabilecek, kalça çevresi abdüktör kas disfonksiyonu ve beraberinde Trendelenburg bulgusu, yürüme analizi değişimleri ve hasta memnuniyetini inceleyen yayınlar mevcuttur.Çalışmamızda; değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen ve tek taraflı total kalça artroplastisi uygulanan hastalarda; klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, Trendelenburg yürüyüşü ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyetini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, Eylül 2010 ve Ağustos 2011 tarihleri arasında, değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen 28 hasta blok randomizasyon tekniği ile ayrılarak; 13 hastaya klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve 15 hastaya da Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası tek taraflı çimentosuz, standart off-setli total kalça artroplastisi uygulanmasıyla; hastaların ameliyat öncesi dönemdeki ve ameliyat sonrası 6. ay kontrolündeki sonuçları değerlendirildi.Çalışmada hastalarda cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası; dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, fizik muayene ile Trendelenburg bulgusu ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyeti değerlendirildi. Pedobarografi; EMED-SF ( Novel H, Münih, Almanya) plantar basınç analiz sistemi kullanılarak yapıldı ve analizleme işlemi için basınç resimlerini otomatik olarak `mask' adı verilen dört parçaya bölen ticari bir yazılımdan yararlanıldı (Automask, Novel-ortho, Almanya). Trendelenburg bulgusu Hardcastle ve Nade'in tanımladığı yöntemle grade 1 ya da 2 olarak sınıflandırıldı. Hasta memnuniyeti, klinik olarak ameliyat öncesi ve son kontrollerdeki Harris Kalça Skorlarına göre değerlendirildi.Sonuçlar SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: 28 hastanın; 21'i (%75) kadın ve 7'si (%25) erkek olmak üzere, çalışmaya alınan hastaların yaş dağılımı en küçük 30; en büyük 77 olmak üzere ortalama 54,78 olarak bulundu. Hastalara ait demografik veriler grupların içerisinde incelendiğinde klasik lateral Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta; katılımcılardan 10'u (%76) kadın ve 3'ü (%24) erkek olmak üzere yaş ortalaması 57,62 olarak bulundu. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan gruptaki katılımcılardan 11'i (%73) kadın ve 4'ü (%27) erkek olmak üzere yaş ortalaması 52,33 olarak bulundu.28 hastanın cerrahi öncesinde her 3 mask içinde temas alanlarının, zirve basınçlarının ve toplam temas sürelerinin kalça osteoartriti olan tarafta daha düşük olduğu görüldü. Yine orta duruş fazını yansıttığı düşünülen 2. maska ait sürelerin de osteoartrit olan tarafta daha düşük olduğu görüldü.Her 2 grupta da artroplasti sonrası değişiklikler incelendiğinde, ameliyat edilen tarafta temas sırasındaki toplam sürenin cerrahi sonrasında ameliyat edilmeyen tarafa göre ve cerrahi öncesinde ölçülen süreye göre artmış olduğu; yine ameliyat edilen tarafta cerrahi öncesine göre stans fazının büyük bir oranını kapsayan 1. ve 2. masktaki alanların artmış olduğu; yine opere olan tarafta cerrahi öncesi 1. ve 2. maskta zirve basınçlarının cerrahi sonrasında arttığı ve opere olmayan tarafa göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların cerrahi öncesi, Hardcastle ve Nade tarafından modifiye edilen Trendelenburg muayenesinde Hardinge yaklaşımı uygulanacak olan grupta 2 hastada; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanacak grupta ise 3 hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu tesbit edildi; gruplar arasında cerrahi öncesinde istatistiki olarak anlamlı fark bulunmadı. Cerrahi sonrasında Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta 2 hastanın Trendelenburg bulgusunun devam ettiği ve 2 hasta da 6. ay kontrolünde grade 1 Trendelenburg bulgusu olduğu görüldü. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta cerrahi öncesi Trendelenburg bulgusu pozitif olan hastaların düzeldiği ve bir hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu ortaya çıktığı görüldü. Ki-kare testi ile analiz sonrasında her 2 cerrahi yaklaşımın Trendelenburg bulgusu açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı görüldü.Olguların ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 41,50 (19-61) olarak değerlendirilirken, ameliyat sonrası kontrolde 86,68 (66-100) olarak değerlendirildi. Klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 39,46 (22-56) olarak değerlendirilirken; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi skor 43,27 (19-61) olarak bulundu. Ameliyat sonrası dönemde ise gruplara göre Harris kalça skoru incelendiğinde; klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta skor 84,08 (67-100); modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ise 88,93 (66-100)olarak bulundu.Sonuç: Kalçanın lateral yaklaşımınlarının; superior gluteal sinir korunursa, konjuant tendon onarımı özenli yapılırsa ve rehabilitasyon programı eş düzeyli ve doğru yönetilirse birbirine fonksiyonel ve klinik erken dönem sonuçlar açısından üsütünlüğü yoktur.Pedobarografi kalçadaki osteoartritin kalça çevresi kaslar üzerinde etkisinin yansıtılmasında ve total kalça artroplastisi sonrası fonksiyonel sonuçların kantitatif verilerle değerlendirilmesinde etkin, ucuz ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir ancak grade 1 Trendelenburg belirtisi tesbitinde; fizik muayene ile her ne kadar korele olsa da kesin sonuçlar vermek için yeterli değildir.Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplastisi, pedobarografi, Trendelenburg bulgusu, kalçaya lateral cerrahi yaklaşımlar, Harris kalça skoru, yürüme analizi

ArtroplastiCerrahiCerrahi tedavi+4
Ahmet Yıldırım
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus proksimal kırıkları tedavisinde klinik sonuçlarımız (Retrospektif)

Bu çalışmada proksimal humerus kırığı nedeniyle kliniğimizde farklı yöntemlerle tedavi edilmiş hastaların klinik, radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine ve Polikliniğine, Ocak 2010 ile Eylül 2018 tarihleri arasında proksimal humerus kırığı tanısı ile gelen ve tedavisi planlanıp tamamlanan, taburculuk sonrasında periyodik olarak kontrole gelen 106 hasta çalışmaya dâhil edildi. Bu amaçla hasta dosyaları, PACS sistemindeki X-RAY grafileri, ameliyat notları ve hastane çıkış epikrizleri kullanıldı. Hastaların fonksiyonel sonuçları son kontrollerindeki Constant omuz skorlamasına göre değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 53,6 yaş (17-94) idi. Hastaların ortalama takip süresi 11,3 ay (6-40 ay) idi. Neer sınıflamasına göre hastaların 55'inde (%51,9) Tip II, 35'inde (%33) Tip III ve 16'sında (%15,1) Tip IV humerus proksimal uç kırığı mevcuttu. Çalışmada yer alan hastaların son kontrollerinde yapılan değerlendirme sonucu Constant-Murley' skorlamasına göre toplam 100 puan üzerinden ortalamaları 64,50 (31-88) idi. Çalışmadaki hastaların Neer sınıflamasına göre skor dağılımı; Tip II kırık olan hastaların Constant-Murley skor medianı 74,00 (36-88), Neer Tip III kırık olan hastaların Constant-Murley skor medianı 61,00 (31-78), Neer Tip IV kırık olan hastaların Constant-Murley skor medianı 44,50 (33-70) idi. Hastaların kırık tipi ve fonksiyonel sonucun karşılaştırılmasına baktığımızda kırık tipi arttıkça fonksiyonel sonuçta azalma izlendi. Genç hastalarda, yaşlı hastalara göre daha iyi fonksiyonel sonuçlar izlendi. Humerus proksimal kırıklarında öncelikle kırık tipi ve morfolojisi iyi tanımlanıp sınıflandırması yapılmalıdır. Kırık tipi arttıkça fonksiyonel sonuç düşmektedir. Anahtar Kelime; Humerus proksimal kırığı, Neer sınıflaması, Constant-murley skoru

Humeral kırıklarHumerusRetrospektif çalışmalar+2
Sefa Key
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı olan hastalarda biseps tenotomisin klinik sonuçlara etkisi

Rotator manşet yırtıkları omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığının en sık sebeplerinden biridir. Bu yırtıkları tamir etmek için bazı yöntemler tanımlanmıştır. İlk tarif edilen ameliyatların hepsi açık cerrahi yöntemler ile yapılmaktaydı, ancak teknolojinin ve cerrahi tekniklerin gelişmesiyle birlikte günümüzde bu ameliyatlar tamamen kapalı bir yöntem olan artroskopik teknikle yapılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, artroskopik rotator manşet tamiri yapılan hastalarda biceps tenotomisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar üzerine olan etkisini araştırmaktır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Mart 2013 ile Temmuz 2017 tarihleri arasında rotator manşet yırtığı olan hastalarda, yırtık tamirine ek olarak artroskopik biseps tenotomisi uygulanan ve uygulanmayan hastalar geriye dönük olarak yapılan dosya incelemesi sonucu belirlendi. Seçmiş olduğumuz kriterlere uyan ve ulaşabildiğimiz hastalar klinik ve radyolojik değerlendirilme için kontrole çağrıldı. Kontrole gelen hastalar klinik (Modifiye Constant-Murley skorlaması), fonksiyonel (Bilimsel araştırma projesi oluşturarak geliştirdiğimiz izokinetik dinamometre cihazı yardımıyla bilateral dirsek fleksiyon gücü ve bilateral ön kol supinasyon gücü ölçümü), radyolojik (tenotomi uygulanan omuzlarda USG ile biseps uzun başının olukta olup olmaması), kozmetik açıdan (Temel Reis bulgusunun varlığı) değerlendirildi. Son kontrolleri yapılabilen toplam 66 hasta ile çalışma tamamlandı. 40 hastaya tenotomi yapılmışken 26 hastaya tenotomi yapılmamıştı. Hastaların 25'i erkek, 41'i kadındı. Tenotomi yapılan hastalarda ortalama yaş 58,17±7,95 ve takip süresi 28,7 ay, tenotomi yapılmayan hastalarda ise ortalama yaş 60,61±4,66 ve takip süresi 35,28 aydı. Yaş ve takip süresine göre yapılan karşılaştırmada 2 grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Klinik olarak Modifiye Constant-Murley skorlamasına göre iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Fonksiyonel açıdan ön kolun fleksiyon ve supinasyon kuvvetlerinde iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Ancak her hastanın ameliyat olan tarafla olmayan taraf arasındaki kas kuvvetinde anlamlı fark görüldü (p<0,05). Tenotomi yapılan gurupta görülmesi beklenen bulgulardan biri olan Temel Reis bulgusu 3 hastada (%7,5) görüldü. Bu hastaların diğer hastalara göre daha zayıf oldukları ve ciltaltı yağ dokularının daha ince olduğu görüldü. Ancak bu hastalarda kramp ağrıları olmadığından ve "Temel Reis" bulgusu hafif derecede görüldüğünden hastalar bunu fark etmiyorlardı ve hasta memnuniyeti yüksekti. Bu hastalarda kramp ağrılarına ve biseps oluğunda hassasiyete rastlanmadı. Radyolojik olarak USG ile biseps uzun başının biseps oluğundaki lokalizasyonu değerlendirildi. Biseps uzun başı biseps oluğunda görülmeyen hastalarda bile "Temel Reis" bulgusunun nadiren geliştiği gözlendi. Bu çalışmanın sonucuna göre her iki grupta başarlı sonuçlar elde edildi. Hasta memnuniyetiyle beraber birçok parametreyi değerlendirdiğimiz Modifiye Constant Murley klinik skorlamasında her iki grupta da memnuniyet yüksekti. Anlamlı bir fark oluşturacak kadar olmasa da tenotomi yapılan gruptaki memnuniyet skoru (%89,83) tenotomi yapılmayan gruba göre (%86,19) daha yüksekti. Günlük fonksiyonel aktivite için biseps tenotomisi uygulamasının olumsuz bir etki oluşturmadığı gözlendi. Anahtar Kelimeler: Rotator manşet, artroskopik tamir, biseps, tenotomi

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+2
Gökhan Önce
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur suprakondiler kırıklarda retrograd intramedüller çivileme cerrahisi yapılan olguların sonuçlarının değerlendirilmesi (Retrospektif)

Kliniğimizde suprakondiler femur kırığı tanısı ile retrograde intrameüller femur çivi cerrahasi yapılan olguların klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında, Ocak 2015 ile Eylül 2018 tarihleri arasında femur suprakondiler kırık nedeniyle retrograde intramedüller çivi (RİÇ) ile tedavi edilen ve en az 5 aylık takibi olan 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama takip süresi 7,5 aydı. Hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik bulguları retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızdaki hastaların demografik verileri, hastanede kalma süreleri, ameliyat olana kadar geçen süre, ek travma olup olmadığı, komplikasyon oranları, travma şekli, fonksiyonel değerlendirme için HSS ve NEER skorlama kriterleri ve kırık tiplerinin belirlenmesi içinde AO sınıflası kullanıldı. 30 hastanın 18'i erkek, 12'si kadındı. Çalışmaya katılan hastaların en genci 24 en yaşlısı 88 yaşında olup olguların yaş ortalamsı 45,7 idi. Hastaların yaşlarını genç orta ve ileri yaş olarak 3 gruba ayırarak değerlendirdik. Hastaların 18'inde (% 60) etyolojik neden olarak yüksek enerjili travma görülürken 12'sinde (% 40) düşük enerjili travmaya bağlı oluştuğu görüldü. Yüksek enerjili travmaya bağlı olarak 18 (% 60) hastanın, 8'i (% 26,7) trafik kazaları, 3'ü (% 10) ASY, 4'ü (% 13,3) yüksekten düşme, 3'ü (% 10) iş kazasıydı. AO sınıflamasına göre 30 hastanın, 17'si (% 56,7) tipA1, 7'si (% 23,3) tipA2, 6'sı (% 20) tipA3 kırık mevcuttu. Hastaların 4'ü açık kırık, 26'sı kapalı kırıktı. Hastalar HSS VE NEER değerlendirme sistemine göre değerlendirildi. HSS skorlama sistemine göre 8'inde (% 26,7) mükemmel, 9'unda (% 30) iyi, 12'sinde (% 40) orta, 1'i (% 3) kötü sonuç elde edildi. NEER skorlama sistemine göre 7'si (% 23,3) mükemmel, 10'u (% 33,3) iyi, 13'ü (% 43,4) orta sonuç elde edildi. Verilerin istatistiksel analizinde yazar ekibi dışında bir biyoistatikçi tarafından SPSS (Statistical Packages for the Social Sciences) 21.0. paket programı kullanıldı. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümler ise ortalama ± standart sapma veya ortanca olarak özetlendi. Kategorik ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki kare test istatistiği kullanıldı. Tüm testlerde p<0, 05 değeri anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonucunda; suprakondiler femur kırıklarında retrograde intramedüller çivi uygulaması düşük kanama miktarı, hızlı mobilizasyona izin vermesi, kırık hematomu boşaltılmadığı için kaynamanın iyi olması ve ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçların iyi olmasından dolayı RİÇ'nin uygun vakalarda seçilmesi gereken bir yöntem olduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femur Suprakondiler Kırık; Femur Suprakondiler Kırığı Retrograd Çivileme; Femur Suprakondiler Kırığı İntramedüller Çivileme

Femoral kırıklarKırık fiksasyonu-intramedüllerKırıklar-kemik+2
Edip Yılmaz
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus diafiz kırıklarında konservatif, intramedüller çivileme ve plaklı osteosentez tedavi sonuçlarının karşılaştırılması (Retrospektif)

Humerus diafiz kırığı nedeniyle kliniğimizde tedavi edilen hastalarda inramedüller çivileme, plaklı osteosentez ve konservatif tedavi sonuçlarımızı retrospektif olarak inceleyerek literatürle kıyaslayıp değerlendirmeyi amaçladık. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında, Ocak 2013 ile Şubat 2019 tarihleri arasında humerus diafiz kırığı nedeniyle konservatif, intremadüller çivileme ya da plaklı osteosentez ile tedavi edilen ve yeterli verileri olan 79 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik bulguları retrospektif olarak incelemeye alındı. Çalışmamızdaki hastaların demografik verileri, hastanede kalma süreleri, yatış ile tedaviye başlama arasındaki süre, ek travmasının olup olmadığı, radial sinir hasarı, kaynamama, travma oluş şekli, sigara kullanımı, kırık ekstremite tarafı ve kırık kaynama zamanı değerlendirildi. Ayrıca fonksiyonel değerlendirme için Stewart-Huntley ve QuickDASH skorlama kriterleri ve kırık tiplerinin belirlenmesi için de AO sınıflaması kullanıldı. Yetmişdokuz hastanın 59'u erkek, 20'si kadındı. Çalışmaya katılan hastaların en genci 16 en yaşlısı 83 yaşında olup hastaların yaş ortalaması 39,7 idi. Hastaları yaşlarına göre 16-30, 30-60 ve 60 yaş üzeri olarak 3 gruba ayırarak değerlendirdik. Etiyolojik neden olarak hastaların 33'ünde (%42) trafik kazası, 33'ünde (%42) basit düşme görülürken 4 (%5) hastada ateşli silah yaralanması, 4 (%5) hastada yüksekten düşme ve 5 (%6) hastada iş kazası görüldü. Kırıklar AO sınıflandırılmasına göre gruplandırıldığında 50 hasta (%63) AO tip A,15 hasta (%19) AO tip B, 14 hasta da (%18) ise AO tip C kırık mevcuttu. Hastaların 23 (%29) tanesi intamedüller çivilemeyle, 16 (%20) tanesi konservatif tedaviyle, 40 (%51) tanesi ise plaklı osteosentez ile tedavi edilmişti. 79 hastanın 73'ünde (%92) kaynama görüldü Hastalar Stewart-Huntley ve QuickDASH değerlendirme sistemine göre değerlendirildi. Stewart-Huntley skorlama sistemine göre mükemmel ve iyi sonuç olan hastaların oranı intramedüller çivilemede %74, konservatif tedavide ve plaklı osteosentezde %87 olarak bulundu. Üç tedavi yöntemi ile QuickDASH skoru arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görüldü. Verilerimizi analiz ederken SPSS 22.0 (Statistical Packages for the Social Sciences) proğramını kullandık. Kategorik ölçümler yüzde ve sayı olarak, sürekli ölçümlerse ortalama ve standart sapma (gerekli yerlerde ortanca, minimum ve maksimum) olarak özetlendi. Gruplar arasındaki sürekli ölçümlerin değerlendirilmesinde dağılım kontrolü yapıldı. Parametrik dağılım şartları sağlanmadığında Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki Kare test ya da Fisher test istatistiği kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0,05 olarak alındı. Çalışmanın sonucunda; humerus diafiz kırıklı hastalarda 3 farklı tedavi yönteminde de yüksek oranlarda kaynama elde edildiği görüldü. Konservatif tedavi edilen hastaların hastanede kalış süresinin daha kısa olduğu tespit edildi. Kaynama zamanının azalmasının kaynama sonrası fonksiyonel sonuçları olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşıldı. Sigara kullanan hastalarda kaynama zamanının daha uzun olduğu ve kaynamama oranlarının daha yüksek olduğu sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: Humerus diafiz kırık, humerus diafiz kırığı konservatif tedavisi, humerus diafiz kırığı plaklı osteosentez, humerus diafiz kırığı intramedüller çivileme

Humeral kırıklarHumerusKemik plakları+5
Ali Sami Şeker
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Coflex ve vidalı Coflex'in sonlu elemanlar modeliyle biyomekanik olarak karşılaştırılması

AmaçBu çalışmada interspinöz sistemlerden klinik kullanımı yaygın olan Coflex® Cihazı ile stabilize edici etkisi daha çok olduğu düşünülen Vidalı Coflex? cihazının alt lomber omurgada eklem hareket açıklığına ve disk yüklenmesine etkilerinin, hem cerrahi segment hem de üst komşu segmentte, sonlu elemanlar modeliyle (SEM) biyomekanik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve YöntemÖncelikle üç adet lomber vertebra (L3-L4-L5) SEM ile modellendi. Bu model üzerinde L4 - L5 spinöz çıkıntılar arasına Coflex® (Paradigm Spine, LLC, New York, NY) cihazı modellenerek sanal olarak uygulandı. Ardından yine L4-5 seviyesine Vidalı Coflex? (Paradigm Spine, Wurmlingen, Germany) modellenerek sanal olarak yerleştirildi. Enstrümante edilmeyen bir model ve enstrümente edilen iki adet modele fleksiyon, ekstansiyon, eğilme ve rotasyon yönünde sanal kuvvetler yüklendi. Her üç modelde L3-4 ve L4 - 5 disklere binen yükler sanal olarak ölçüldü. Yine L3-4 ve L4-5 segmentlerindeki hareket açıklığı da üç planda incelenerek, sonuçlar karşılaştırıldı.BulgularÇalışmada dört temel sonuca varıldı. Bu temel sonuçlar; (1) Vidalı Coflex? özellikle fleksiyonda daha belirgin olmak üzere tüm hareket yönlerinde stabiliteyi sağlar, (2) tüm hareket yönlerinde cerrahi segment diskine binen yük vidalı Coflex? örneklemesinde daha az olduğu tespit edilmiştir, (3) fleksiyon hareketi dahil olmak üzere vidalı Coflex? üst komşu segmentte Coflex® cihazına göre hem diske binen yükü hem de hareketlliliği azaltmştır, (4) her iki sistemde de fleksiyon hareketi dışındaki tüm hareket yönlerinde üst komşu segmente hem binen yükü ve segment hareketini azaltmaktadır.SonuçBu çalışmada alt lomber vertebralarda fleksiyon hareketinde kullanılan vidalı Coflex? cihazının, original Coflex® cihazına göre hareket açıklığını ve disk yüklenmesini hem cerrahi segmentte hem de üst komşu segmentte belirgin olarak azalttığı bulunmuştur.Her iki cihazda omurganın ekstansiyon, eğilme ve rotasyon hareketlerinde cerrahi segmentte birbirine belirgin üstünlüğü olmadığı görülmüştür.

BiyomekanikFiksasyonKemik vidaları+3
Alı Kh. Alı
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial malleol kırıklarının tedavisinde kullanılan üç farklı yöntemin biyomekanik olarak karşılaştırılması

İskelet sistemine ait tüm kırıklar içerisinde %10 gibi bir oranla nispeten sık görülen ayak bileği kırıkları kalça kırıklarından sonra alt ekstremitenin en sık görülen ikinci kırık türüdür. Bu kırıkların önemli bir kısmı izole malleol kırığıdır. Stabil ve deplase olmamış kırıklar konservatif tedavi edilebilirken stabil olmayan kırıklar için cerrahi tedavi gerekebilir. Ayak bileği kırıklarının cerrahi tedavisinde kullanılan yöntemler zamanla değişime uğramaktadır. Cerrahi zamanlama açısından farklı görüşler olmakla birlikte erken dönemde yapılan cerrahiyle hastalar erken mobilize olabilmektedir. Ayak bileğinin cerrahi tedavi gerektirebilen kırıklarından biri de medial malleol transvers kırıklarıdır. Bu kırık tipi için günümüzde farklı tespit yöntemleri mevcuttur. Bu çalışmada, medial malleolün transvers kırıklarında medial malleol plağı, hazır gergi bandı, malleol vidası yöntemlerinin biyomekanik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kasaptan temin edilen tüketim amaçlı kesilmiş ineklerin tibiaları yumuşak dokularından arındırılarak 42 adet inek tibiası elde edildi. Bu tibialar tibia plafondun 15 cm proksimalinden kesilerek proksimal kısımlar çalışma dışında bırakıldı. Çalışma kapsamına alınan kemiklerin medial malleollerine kesici motor yardımıyla transvers kırıklar oluşturuldu ve her biri 14 kemikten oluşan 3 gruba ayrıldı. Bu 3 gruptaki oluşturulmuş olan medial malleol kırıkları hazır gergi bandı, malleol vidası, medial malleol plağı kullanılarak usulüne uygun tespit edildi. Daha sonra bu örnekler Fırat Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği laboratuarında çekme kuvveti ve transvers kuvvet uygulayan test cihazında, kemiklerin cihaza tutturulması için özel olarak hazırlanmış aparatlar yardımıyla biyomekanik analize tabi tutuldu. Cihazdan alınan veriler kuvvet-deplasman eğrilerine dönüştürülerek yorumlandı. Çekme kuvvetinde medial malleol plağı yöntemi, 2 mm deplasman kuvveti ve katastrofik hasar kuvveti açısından diğer yöntemlere göre daha yüksek kuvvetlere dayanırken, dayanıklılık açısından hazır gergi bandı yöntemiyle arasında fark bulunamamıştır. Medial malleol plağı yönteminin çekme kuvvetinde malleol vidası yöntemine göre daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Tranvers kuvvet uygulanan gruplarda 2 mm deplasman kuvvetinde medial malleol plağı yöntemi, hazır gergi bandı ve malleol vidası yöntemlerine göre daha yüksek kuvvetlere dayanabilmiştir. Transvers kuvvetlerde medial malleol plağı yöntemi, hazır gergi bandı ve malleol vidası yöntemlerine göre daha dayanıklı bulunmuştur. Transvers kuvvet grubunda katastrofik hasar oluşturma kuvvetleri açısından medial malleol plağı yöntemi ile hazır gergi bandı yöntemi arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Medial malleol, medial malleol plağı, hazır gergi bandı, malleol vidası

Ayak bileğiAyak bileği yaralanmalarıBiyomekanik+3
Gökhan Yurul
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tendon materyalinin kemik tünel içerisinde iyileşmesine glukozamin kondroitin sülfatın etkisi

Giriş: Günümüzde tendon yaralanmaları sık karşılaşılan bir yaralanma haline gelmiştir. Bu yaralanmalar fazla kullanmaya, travmaya veya enflamatuar sürece bağlı olabilirler. Tendon yaralanmaları kendiliğinden iyileşme sonrası fonksiyonel kayıplara neden olabileceklerinden cerrahi tamire ihtiyaç duyarlar. Cerrahi tedavi sonrası tendonun yeniden kemiğe güçlü bir şekilde bağlanması eklem hareketlerinin fonksiyonel olarak sağlanması açısından önemlidir. Kemik tendon arası bağlantının güçlü bir şekilde kurulabilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış ve bir çok ajan iyileşmeyi arttırmak için denenmiştir. Glukozamin kondroitin sülfat kompleksi (GlcN-CS) hücre kültürlerinde tenosit aktivitesini uyardığı gösterilmiş bir ajandır. Biz çalışmamızda GlcN-CS kompleksinin kemik tünel içinde tendon iyileşmesine katkısını araştırmayı planladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 28 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanılmıştır. Tavşanlar 2 gruba ayrılmıştır. Birinci grup kontrol grubu ikinci grup ise glokozamin-kondroitin sülfat preparatı verilecek grup olarak planlanmıştır. 28 tavşanın her birisinin sağ arka bacaklarında bulunan ekstansor digitorum longus (EDL) kaslarının tendonları yapışma yerlerinden cerrahi olarak ayrılmış ve daha sonra tibialarında açılan tüneller içerisine yerleştirilmiştir. Tavşanlar 6. ve 12. haftalarda sakrifiye edilmiş ve tibiaları ve EDL kasları çıkartılmıştır. Her hafta grubunda örneklerden 4 tanesi histolojik 3 tanesi ise biyomekanik çalışmaya ayrlmıştır. Histolojik çalışmaya ayrılan örnekler uygun şekilde hazırlandıktan sonra H&E, Mason Trikrom ve Toludin mavisi ile boyanmış ve incelenmişlerdir. Sonuçlar semikantitatif olarak skorlanmışlardır. Biyomekanik teste ayrılan örnekler 10mm/dk hızında olacak şekilde gerim testine tabi tutulmuşlardır. Her örnek için sonuçlar tektek kaydedilmiştir.Bulgular: Histolojik örnekler incelendiğinde ve semikantitatif olarak skorlandıklarında toplam skorlar gözönüne alınınca 6. hafta ve 12. hafta gruplarının GlcN-CS alanları anlamlı ölçüde farklı bulunmuşlardır (p<0,05). 73Biyomekanik test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamış olsa da (p>0,05) GlcN-CS grubunda tendonlar, kontrol grubundan farklı olarak kopma kuvvetlerine ulaştıklarında kemik tünel içinden değil kas tendon birleşkesinden ve ya tendon gövdesinden kopmuşlardır.Sonuç: Histolojik ve biyomekanik sonuçlar gözönüne alındığında GlcN-CS kompleksi tendonların kemiğe cerrahi sabitlenmeleri ardından oral yolla uygulandıklarında erken iyileşme dönemi olan 6. haftada ve 12. haftada kemik tünel-tendon birleşim noktasında iyileşmeye olumlu etkiler göstermektedirler.Anahtar Kelimeler: Kemik tünel-tendon birleşkesi, tendon iyileşmesi, glukozamin kondroitin sülfat.

GlükozaminGlükozamin sülfatKemik ve kemikler+3
Anıl Taşkesen
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin ön kol kırıklarında intramedüler radius ulna çivileri ile cerrahı tedavi sonuçlarımızın değerlendirilmesi- Retrospektif çalışma

Ön kol kırıklarında uygun tedavi uygulanmadığında üst ekstremitede kalıcı fonksiyon kaybı olabilir. Ön kol kırıklarının tedavisinde esas amaç fonksiyonel kaybı önlemektir. Tedavide kapalı redüksiyon ve alçılama, eksternal fiksatörler, intramedüller çiviler ve açık redüsiyon ve internal tespit gibi pek çok yöntem kullanılmaktadır. Tedavi sonrası fiksasyonun ve anatomik redüksiyonun sağlanması tedavinin başarısını etkileyen önemli bir faktördür. Bu çalışmada, Ocak 2015 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğine kapalı veya Tip 1 açık ön kol kırığı nedeniyle başvurarak cerrahi tedavi alan 50 hastanın intramedüller radius ulna çivileme sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastaların 36'sı erkek, 14'ü kadın ve yaş ortalaması 36,1±16,8 idi. Ortanca takip süresi 56 (48-120) hafta olan hastalar, postoperatif fonsiyonelliğin sağlanması ve kaynama durumu açısından izlendi. Hastaların DASH skoru ortancası 5,8 (3,3-38,8) olarak hesaplandı. Grace Eversman değerlendirme kriterlerine göre; 41 hastada (%82) mükemmel, 8 hastada (%16) iyi ve 1 hastada (%2) kabul edilebilir sonuç alındı. Anderson kriterlerine göre; 47 hastada (%94) mükemmel ve 3 (%6) hastada iyi sonuç alındı. Kaynama oranları %100 idi. Sonuç olarak; intrameduller çivi tespit yöntemininin avantajları arasında, küçük ekspojur gerektirmesi, operasyon süresinin kısa olması, enfeksiyon riskinin düşük olması, kapalı yapılabiliyor olması, kozmetik açıdan uygun olması, immobilizasyon süresinin kısa olması, periosteal sıyırmanın az yapılabilmesi, fiksasyonun sağlam ve stabilitenin yüksek olması, komplikasyonun az görülmesi, kaynama oranlarının yüksek olması, implantı çıkarma gerekliliği olmaması sayılabilir. Bu sebeple intrameduller çivi tespiti uygulamalarının yetişkin yaş grubunda güvenilir bir tedavi yöntemi olduğu ve diğer cerrahi tedavilere alternatif oluşturduğu kanısına varılmıştır.

Kemik çivileriKırık fiksasyonu-intramedüllerKırıklar-kemik+3
Selim Tekinemre
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Skafoid kırıklarının cerrahi tedavisi ve tedavi sonuçlarının karşılaştırılması

Skafoid el bileğindeki 8 karpal kemikten biridir. Travma sonrasında en çok kırılan karpal kemik olan skafoid, üst ekstremite kırıkları içerisinde ise radius distal kırıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. 2015-2020 yılları arasında skafoid kırığı nedeniyle ameliyat edilen 47 hastanın cerrahi sonuçlarını değerlendirdik. 9 hastada avasküler nekroz, 17 hastada kaynamama ve 21 hastada akut kırık mevcuttu. Kaynaması olmayan 17 hastaya radius distal ve iliak kanattan otogreft uygulaması yapılırken, akut kırıklı 21 hastanın 2'si açık cerrahi ve internal tespit ile opere edildi. 47 hastadan sadece biri kadındı. 32 hastada bel kırığı, 10 hastada proksimal kırık ve 5 hastada distal kırık vardı. Takipten çıkan hastalar değerlendirilmeye alınmamış olup, düzenli olarak takip edilen hastalarımız MAYO skorlama ve QDASH skorlama sistemi ile değerlendirilerek güç ve memnuniyet durumları incelendi. Özellikle Sigara kullanım öyküsü olup proksimal kutup kırığı ve bel kırığı olan hastaların sonuçlarının distal kutup kırığı olan hastaların sonuçlarına kıyasla daha kötü olduğu görüldü. Kapalı cerrahi yapılan grup, açık cerrahi uygulanan gruba göre sonuçlarından daha memnun görünmekteydi ve diğer el bileği ile kıyaslanarak yapılan muayenelerde hareket açıklığı neredeyse tamdı. Travma sonrası skafoid kırığı tanısının erken koyulması çok önemlidir, çünkü geç tanı konulan hastalarda gelişebilecek komplikasyonlar daha şiddetli ve uygulanacak tedavi prosedürleri erken tanı koyulmuş skafoid kırıklı hastalara göre daha agresif bir süreç içermekteydi. Özellikle nonunion gelişen ve avasküler nekroz olan hastalara otogreft uygulanması doğru bir seçenektir. Eğer kaynama yeterli durumdaysa ameliyat sonrası eklem hareket açıklığı kötü olan hastalar için fizik tedavi uygun bir seçenektir.

BilekCerrahiKırıklar-kemik+4
Mustafa Ümit Gürbüz
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunda kullanılan sabit ilmikli endobutton (endobutton CL) yöntemiyle ayarlanabilir ilmikli endobutton (asansörlü) yönteminin klinik sonuçlarının karşılaştırılması

Kliniğimizde ÖÇB'nin artroskopik rekonstrüksiyonu yapılırken rutin olarak otojen hamstring tendonları kullanılmakta ve 2 farklı tip endobutton ile greftlerin femura tespiti yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; kliniğimizde yapılan artroskopik ÖÇB rekonstrüksiyonunda greftin femura tespiti sırasında kullanılan sabit ilmikli endobutton (Endobutton Continuous Loop - CL) yöntemiyle ayarlanabilir ilmikli (asansörlü-ultrabutton) endobutton yönteminin klinik sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza Ocak 2017 ile Kasım 2018 tarihleri arasında kliniğimizde ÖÇB rüptürü nedeniyle, artroskopik anatomik tek bant yöntemiyle ÖÇBR yapılan 142 hasta dahil edildi. Bu hastalardan alınan hamstring greftlerin femura tespiti sırasında kullanılan tespit materyali göz önüne alınarak, ameliyat öncesi durum ve ameliyat sonrası ortalama 1 yıllık klinik sonuçlar araştırılıp karşılaştırma yapıldı. Hasta bilgilerine hastanemizde kullanılan kayıt sistemi ve dosyaları üzerinden ulaşıldı. Mevcut klinik durum, fizik muayene bulguları eşliğinde değerlendirildi. Tüm hastalar için ameliyat öncesi ve son kontrol muayenelerinde Lysholm ve Cincinnati skorlamaları ile IKDC diz değerlendirme formu dolduruldu. Farklı endobutton tipleriyle tespit edilen hastaların klinik sonuçları arasındaki fark; cerrahi kolaylık ve cerrahi süreleri göz önünde bulundurularak değerlendirildi. 74 hastada (%65) ayarlanabilir ilmikli (asansörlü) endobutton sistemi ile 40 hastada (%35) ise sabit ilmikli (endobutton CL) endobutton sistemi ile otojen hamstring tendonların femura tespiti yapıldı Her iki yöntem ile tespit yapıların hastaların ek patoloji oranları karşılaştırıldı ve istatiksel anlamlı fark bulunmadı. (p= 0,217) Ayarlanabilir ilmikli endobutton ile tespit yapılan hastaların cerrahi süresi sabit ilmikli endobutton ile tespit yapıların hastaların cerrahi süresinden anlamlı (p =0,000 < 0,001) olarak daha kısa bulundu. Fizik muayene bulguları, Lysholm, Cincinnati, IKDC skorlamarı ve komplikasyonlar bakımından her iki yöntemin klinik başarısı benzer ve tatminkar olarak bulundu. Ayarlanabilir ilmikli endobutton yönteminin cerrahi sırasında hesaplama gereksiniminin az olması ve cerrahi süresinin kısa olması bu yöntemin avantajlarıdır. Ancak ideal tekniğin tanımlanması için uzun dönem takipli ve birbirine yakın özellikleri olan daha fazla hasta ile objektif değerlendirme yapılan prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler; Ön çapraz bağ, Sabit İlmikli Endobutton, Ayarlanabilir İlmikli Endobutton, Ultrabutton

ArtroskopiCerrahi tedaviOrtopedik aygıtlar+2
Muhammed Kazez
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aşil tendonu tamiri yapılan tavşanlarda lokal PRP ve ozon uygulamasının tendon iyileşmesi üzerine etkileri

Bu çalışmada, aşil tendon rüptürü tedavisinde PRP ve ozon tedavisinin tendon iyileşmesine etkileri değerlendirilmiştir. Her grupta 8 tavşan olacak şekilde 3 grup oluşturuldu: 1. Grup Tamir (T), 2. Grup Tamir + PRP (TP), 3. Grup Tamir+Ozon (TO). Aşil tendonuna keskin disseksiyonla akut yırtık modeli oluşturuldu. Daha sonra modifiye Kessler tekniği ile tendon tamiri yapıldı. Tendon tamir bölgesine, TP grubunda PRP, TO grubunda ise toplam 4 hafta aşil tendonuna O2O3 gaz karışımı enjekte edildi. Çalışma postoperatif 6. haftada sonlandırıldı. Mevcut deney grupları histolojik ve biyomekanik çalışmaya alındı. Histolojik analizde iyileşmenin en yüksek düzeyde ozon tedavisinde olduğu, PRP tedavisinin de kontrol grubuna göre iyileşme skorlarının belirgin şekilde arttığı gözlemlendi. Yapılan biyomekanik analizde ise çekme testi uygulandı. TO (tamir+ozon) grubunun maksimum dayanımının en yüksek düzeyde olduğu, bunu TP (tamir+PRP) grubunun izlediği, en düşük düzeylerin histolojik analize uyumlu şekilde T (tamir) grubunda olduğu tespit edildi. Yapılan istatistiksel analizde de TO(tamir+ozon) grubunun T (tamir) grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış kaydettiği görüldü (p<0.05). Maksimum uzama değerlerinde üç gruptaki veriler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmedi. Sonuç olarak yapılan histolojik ve biyomekanik analizler ozon tedavisinin aşil tendonu iyileşmesi üzerine etkili olduğunu göstermektedir. PRP tedavisinin histolojik değerlendirmede iyileşmeyi arttırdığı ancak biyomekanik analizde istatistiksel olarak kontrol grubuna göre mukavemeti arttırmadığı görüldü.

Aşil tendonuHayvan deneyleriOzon tedavisi+3
Onur Bingöllü
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fleksör tendon onarımında erken aktif rehabilitasyona başlamak için geliştirilen yeni dikiş tekniiklerinin Modifiye Kessler ve Tang yöntemleri ile kıyaslanması

Bu çalışmada fleksör tendon onarımı sonrasında erken dönemde rehabilitasyon programına başlanmasına izin vermek üzere geliştirilen iki yeni tendon onarım tekniği halihazırda günlük kullanımda sıkça tercih edilen Modifiye Kessler ve Tang yöntemleri ile histolojik ve biyomekanik yöntemler kullanılarak karşılaştırılmıştır.24 adet Yeni Zelanda türü dişi tavşan altışarlı gruplar halinde dörde bölünmüştür. Tüm tavşanların sağ ön ayaklarındaki 2. ve 3. parmak fleksör tendonları kesilmiş, iki gruba yeni geliştirilen onarım teknikleri ile, diğer iki gruba da Modifiye Kessler ve Tang yöntemleri ile onarım uygulanmıştır. Denekler 3. ve 6. haftalarda feda edilerek tendonları eksize edildi. 3. parmak fleksör tendonları histolojik olarak fibroblast sayısı, kollajen dizilimi, vaskülojenez ve kollajen miktarı açısından değerlendirildi. 2. parmak fleksör tendonları ise biyomekanik olarak 2 mm boşluk oluşumu ve kopma için gereken gerim kuvvetleri açısından değerlendirildi.Histolojik olarak A ve B gruplarındaki kollajen miktarı, kollajen dizilimi ve tendon oluşumunun M ve T gruplarına göre daha oluştuğu gözlemlenmiştir. Fibroblast sayısının ise 3 ve 6. haftalarda anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür. Biyomekanik olarak A Grubundaki deneklerde 6. haftada 2 mm boşluk oluşumu ve kopma için gereken gerim kuvvetlerinin B, M ve T gruplarından anlamlı ölçüde yüksek olduğu gözlenmiştir. Çalışma sonucunda yeni geliştirilen Öztürk File Dikişinin diğer yöntemlere göre erken rehabilitasyona daha uygun olduğu saptanmıştır.

RehabilitasyonSütür teknikleriSütürler+2
Barış Özgürol
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike uygulamasının kuadriseps kas gücüne etkisinin izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike kullanım süresinin kuadriseps kas gücüne etkisini prospektif olarak izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 1 Nisan 2010 ve 1 Ağustos 2010 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran , primer osteoartrit tanısı ile total diz protezi yapılan 25 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, vücut ağırlığı, boyu, uygulanacak olan diz protezinin tarafı kaydedildi. Hastalara ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda 60°/sn açısal hızda izokinetik kas kuvvet testi uygulandı. Hesaplanan pik tork ortalama değeri kaydedildi.Bulgular: Ameliyat öncesi ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 75 N/m olarak bulunmuştur. Ameliyattan 6 hafta sonra ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 29 N/m, ameliyattan kuadriseps 12 hafta sonra 58 N/m ve 6. ay sonra 71 N/m olarak ölçülmüştür. Turnike süresi ile ameliyattan 6 hafta ,12 hafta ve 6 ay sonra ölçülen kas gücü ölçümleri arasında negatif yönlü anlamlılık düzeyinde bir ilişki bulunmuştur.Sonuç: Turnike süresi uzayan hastalarda ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda kas gücü değerlerinde azalma saptanmıştır. Bu sonuçları incelediğimizde turnike süresinin uzamasının kuadriseps kas gücü üzerine olumsuz etkisinin olduğu ve kas gücünü azalttığı düşünülmektedir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+3
Gökay Görmeli
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin femur boyun kırıklarında kanüllü vidalar ile cerrahi tespit sonuçlarımız (retrospektif)

Bu çalışmamızda; 2010 Ağustos ile 2012 Ağustos tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde femur boyun kırığı tanısı ile yatırılarak kanüllü vidalar ile internal tespit uygulanan erişkin hastaların sonuçlarını literatürle kıyaslayarak değerlendirildi. Onüç (%52,2)'ü erkek, 11 (%45,8)'i kadındı. Yaş ortalaması 49,21 olup yaş sınırları 21- 80 arasında değişmekte idi. Hastaların 10 (%41, 7)'u sağ, 12 (%50)'si sol, 2 (%8,3)'si bilateral femur boyun kırığına sahipti. Değerlendirilen erişkin hastalar Garden sınıflandırılmasına göre 24 hastanın kırık tipi dağılımı; 1 (%4,2) hastada Garden tip-1, 4 (%16,6) hastada Garden tip-2, 10 (%41,6) hastada Garden tip-3 ve 9 (%37,6) Garden hastada tip-4 kırık vardı. Pauwels sınıflandırmasına göre 24 hastanın kırık tipi dağılımı ise; 18 (%75) hastada tip- 2, 6 (%25) hastada tip-3 kırık vardı. Hastalar acil polikliniğimize başvurduktan sonra ortalama 2 gün içinde ameliyata alınmış olup, en erken 4 saat sonra, en geç 8 gün sonra ameliyata alındı. Çalışmadaki 24 hastanın 26 kalçasına tedavi uygulanabildi. Bu hastaların 20 (%76,9)'sine kapalı redüksiyon ile internal fiksasyon, 6 (23,1)'sına açık redüksiyon ile internal fiksasyon uygulandı. Hastalarımız ortalama 8,92 gün (5- 20 gün) hastanede yatırıldı. Hastalar ortalama ameliyattan 6 gün sonra taburcu edildi (1-18 gün). Kontrole gelip değerlendirdiğimiz ve dosyasında yeterli bilgileri olan toplam 20 hasta Harris kalça skoru cetveline göre değerlendirildiğinde; 5 (%25) hastada mükemmel sonuç, 8 (%40) hastada çok iyi sonuç, 4 (%20) hastada iyi sonuç, 2 (%10) hastada orta sonuç ve 1(%5) hasta da ise kötü sonuç elde edildi. Anahtar Kelime; femur boyun kırığı, kırık tipi, Garden sınıflamsı, internal tespit, tedavi, Harris kalça skoru

Femoral kırıklarFemur boynuFemur boynu kırıkları+4
İsmail Güzel
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus başı kistleri ile rotator manşet patolojilerinin ilişkilerinin değerlendirilmesi

Humerus Başı Kistleri İle Rotator Manşet Patolojilerinin İlişkilerinin DeğerlendirilmesiArtan fiziksel aktivite ve yaşlılık fizyolojisine bağlı olarak günümüzde rotator manşet hastalıkları polikliniklerimize artan sıklıkla görülmektedir. Rotator manşet hastalıkları omuz sıkışma sendromundan tendon masif yırtıklarına kadar geniş bir çerçevede gözlemlenmektedir.Günümüzde yaygınlaşan MRG kullanımı ile rotator manşet hastalıklarının tanısı kolaylaşmıştır. MRG manşet patolojilerini saptamamızda ve tedaviyi planlamamızda yardımcı olduğu kadar kemik patolojileri de detaylı olarak bize sunmaktadır. Bu kemik patolojilerinden biri de humerus başında görülen kistlerdir.Humerus başındaki kistler ile rotator manşet patolojileri arasındaki ilişkileri ortaya koymaya dair birçok araştırma yapılmıştır. Günümüzde humerus başındaki kistlerin görüntülenmesinde en değerli yöntem olan manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve MR artrografi teknikleridir. MRG incelemesinde yaş ve manşet ile kist arasındaki ilişkiler ortaya konmuştur. Kistik lezyonların supraspinatus ve subskapularis yapışma bölgesinde bulunanların yırtıkla yakından ilişkili olduğu, infraspinatus yapışma yerine karşılık gelen çıplak alandaki kistlerin ise yaşla ilgili olduğu gösterilmiştir.Bu çalışma rotator manşet patolojilerinin artroskopik tanılarıyla humerus baş bölgesinde görülen kistlerin ilişkilerinin değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır.Kist lokalizasyonları tüberkulum majus anterior ve posterior faseti ve tüberkülum minus olarak değerlendirildi. Kist boyutları yaşa, boyuta ve lokalizasyonlara göre sınıflandırıldı.Artroskopik değerlendirmede sıkışma sendromu ve rotator manşet yırtığı olarak tanı konuldu. Manşet yırtıkları ilgili tendonlara, boyuta, şekle göre sınıflandırıldı. 5 cm'den büyük ve birden fazla tendon yırtığının eşlik ettiği yırtıklar masif olarak değerlendirildi.Hasta yaşları ortalama erkeklerde 57 ve kadınlarda 59 olarak saptandı. Hastalar yaşlarına göre 50 yaş altı (n=9), 50-60 yaş arası (n=24) ve 60 yaş üstü (n=27) olarak gruplandırıldı.Yırtık lokalizasyonu ile artroskopik tanı karşılaştırması yapıldı. Anterior faset lokalizasyonlu kistlerin %92,1 oranında supraspinatus tam kat yırtığı olan hastalarda görüldüğü sonucu ortaya çıktı ve bunun analizinde anterior faset kistleri ile supraspinatus tam kat yırtığı arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Literatüre bakıldığında ilişki benzerlik göstermekle birlikte yüksek oran göstermektedir.MRG incelenmesi sırasında anterior faset lokalizasyonlu kistler görüldüğünde tam kat yırtıkla karşılaşma olasılığınızın yüksek olduğunun bilinmesi önemlidir. MRG'nin artefaktlar nedeni ile yanlış pozitif olduğu durumlar sıklıkla gözlenmektedir. MRG incelenmesi sırasında görülecek anterior faset lokalizasyonlu kistlerin olası bir yırtıkla karşılaşma olasılığınızın yüksek olduğunun bilinmesi tedavinin planlanması açısından önemlidir. Çalışmamız MRG'de anterior fasette kist görülmesi halinde özellikle supraspinatus tendonunun tam kat yırtık açısından iyi muayene edilmesi ve tamir için gerekli ekipmanların hazırlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.Anahtar kelimeler: humerus başı kistleri, omuz artroskopisi, supraspinatus tam kat yırtığı

ArtroskopiHumerusKistler+2
Fatih Suluova
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Short term outcomes of cementless total hip arthroplasties

Purpose: Aim of this study is to investigate the short term clinical and radiographic outcomes of cementless total hip arthroplasty in different etiological causes.Materials and Methods: The clinical and radiographic outcomes of 92 patients (102 hips) with consecutive cementless total hip arthroplasties were evaluated. The patients admitted to Gazi University Faculty of Medicine, Department of Orthopaedics and Traumatology between November 2003 and December 2010. The study group consisted of hydroxyapatite coated flattened press-fit EPF-PLUS cup and the tapered cementless with a rectangular cross-section and hydroxyapatite coated Zweymuller SL-PLUS stem. Clinical outcome was measured by comparing Harris Hip Scores pre-operatively and at last clinic visit. Radiolucencies and osteolysis with respect to the stem and acetabulum were classified according to the system of Callaghan and Engh on anteroposterior radiographs of the hip and pelvis. Direct lateral approach has been performed to the all patients. Heterotopic ossification (HO) formation was also graded by the criteria indicated in Brooker et al.Results. In total 24 (%26) of the 92 patients were men and 68 (%74) were women. The age ranges of the all patients varied between 22 and 80 years old and the average age for the whole patients was 55,66 years during the time of surgery. The average follow-up time was 34.9 (10-84) months. The average preoperative Harris Hip Score was 45,87 (30-67) points. At the time of the most recent follow-up visit, the average Harris Hip Score was found as 92,49 (68-100) points.According to the criteria of Engh et al., all femoral implants were graded as stable bone-ingrown. Radiolucent lines were mostly observed in Gruen zones 1 and zone 7 of the femur [zone 1 %67.32, zone 7 % 60.18 zone 2 %2.04, zone 3 %1.02, zone 6,2.04]. Radiolucent area occured in 42 (%42,84) cups [zone 2 %34.68, zone 3 (%21.42), zone 1 %18.36]. The inclination angle of the acetabular component was 47,25 (28-70).Postoperative neuropraxy were identified in four (%4.68) cases (siatic neuropraxy of in two cases, both of them recovered, and femoral neuropraxy in two cases, one of them recovered). The prevalence of thigh pain at the time of the latest follow-up was %1.02 (one case). One acetabular component needed revision surgery due to polyethylene insert wear. None of the femoral stems and acetabular components was changed as a result osteolysis. HO was observed in 10 hips (% 10,2). Heterotopic bone was graded as class I in 5 hips, class II in 3 hips, class 2 in 2 hips. Intraoperative femoral fissur was developed in 4 (%4.8) hips. One of the 6 subtrochanteric osteotomies and one of the 12 femoral head autograft were followed by nonunion.Conclusions: The results show that arthroplasty with Zweymuller femoral stem which is combined with a flattened, hydroxyapatite coated press-fit acetabular cup which was inserted without cement. These outcomes were found excellent in short term follow-up resultsKey Words: Zweymuller femoral stem, short term follow-up, uncemented hip arthroplasty.

ArthroplastyFemurHip+2
Baran Sarıkaya
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi uygulayacağımız hastalarda nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisinin araştırılması

Artroplasti dejeneratif artrit gibi bir çok hastalığın neden olduğu ağrı, deformite ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde, konservatif tedavi ve diğer cerrahi yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda uygulanan, hastanın yaşam kalitesini arttıran başarılı bir cerrahi yöntemdir. Artroplastideki başarı bir çok faktöre bağlıdır. Uygun endikasyon, hasta seçimi, yeterli cerrahi teknik, ameliyathane koşulları ve ameliyat sonrası rehabilitasyon başarıda rol oynamaktadır. Artroplasti ameliyatlarında elde edilen sonuçlar çoğunlukla başarılı olmasına rağmen, oluşabilecek komplikasyonlar cerrah ve hasta için üzücü problemlere de neden olabilmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirebilmek için ameliyat öncesi iyi bir hazırlık, özenli bir cerrahi uygulama ve dikkatli bir ameliyat sonrası bakım gerekmektedir. Artroplastiden sonra sık görülen ve sonuçları kötü olan bir komplikasyon enfeksiyondur. Bu sebeple ameliyat öncesi enfeksiyon riskini arttıran risk faktörleri iyi araştırılmalı ve en aza indirilmelidir. Enfeksiyon etkenleri arasında ise Staphylococcus aureus ile oluşan cerrahi alan enfeksiyonu önemli yer tutmaktadır. Staphylococcus aureus taşıyıcılığının en fazla olduğu bölgenin burun ön kısmı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle artroplasti ameliyatı yapacağımız her hastadan operasyon öncesi nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı açısından nazal sürüntü kültür örnekleri alındı. Kalça ve diz artroplastisi uygulayacağımız hastalarda nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisi araştırıldı. Bu çalışmamızda Fırat Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na 2014-2015 tarihleri arasında başvuran artroplasti ameliyatı planladığımız 65 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Dört hasta erken postoperative dönemde öldüğünden dolayı çalışmaya dahil edilemedi. On altı hastaya total kalça protezi (%26.2), 27 hastaya total diz protezi (%44.3), 18 hastaya ise kalça kırığı sonrası parsiyel kalça protezi (%29.5) operasyonu yapıldı. Hastalarımızın 47'si kadın (%77), 14'ü erkek (%23) idi. Takip edilen hastaların ortalama yaşı 68.4 (28-95) yıl idi. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı 8 (%13.1) hastada tespit edildi, 53 (%86.9) hastada taşıyıcılık saptanmadı. Hastalarımızın takiplerinde 9 (%14.8) hastada cerrahi alan enfeksiyonu olduğu görüldü. Elli iki (%85.2) hastada herhangi bir enfeksiyon tespit edilmedi. Enfeksiyon olan 9 hastanın 5'inde yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu 3'ünde derin cerrahi alan enfeksiyonu 1'inde ise postoperative geç protez enfeksiyonu gelişti. Takip edilen ve enfeksiyon gelişen 9 hastanın 5'ine antibiyoterapi, 3'üne debridman ve protez enfeksiyonu gelişen 1 hastaya ise iki aşamalı cerrahi uygulandı. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı olan 8 hastanın 3 'ünde cerrahi alan enfeksiyonu gelişip yara yeri kültüründe taşıyıcılık ile ilişkili üreme tespit edildi, 5 'inde ise taşıyıcılık ile ilişkili üreme saptanmadı. Bu sonuçlar ışığında protez uygulayacağımız hastaların preop, perop ve postop yakın takiplerinin yapılmaları ve nazal taşıyıcılık yönünden değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu hastaların takip ve tedavileri kliniklerce oluşturulacak tanı ve tedavi algoritmalarına göre standardize edilmelidir. Tedavi esnasında enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji klinikleriyle sürekli temas halinde olunarak gerekli yardımlar alınmalıdır. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan bazı yeni teknikler sayesinde enfeksiyonların etkenlerinin tam olarak tespit edilerek duyarlı oldukları antibiyotiklerle tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, Nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı, Artroplasti

ArtroplastiCerrahi yara enfeksiyonuDiz+4
Halil Saraç
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekleme uzanım göstermeyen erişkin humerus distal 1/3 kırıklarında tedavi sonuçlarımız

Ekstra-artiküler erişkin humerus 1/3 distal cisim kırıklarının tedavisinde halen görüş birliği sağlanmamıştır. Kliniğimizde bu bölge kırıklarına yapılmış olan cerrahi tedavilerin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Bu retrospektif çalışmada, Ocak 2010- Ekim 2014 tarihleri arasında ekstra-artiküler erişkin humerus 1/3 distal cisim kırığı nedeniyle opere edilen ve yeterli takipleri olan 31 hasta çalışmaya dahil edildi. Olguların 22'si erkek, 9'u kadındı. Ortalama yaş 35,25±1,57 (19-72) yıl idi. Kırıkların 8'i açık, 27'si kapalı kırıktı. Gustilo-Andersona göre açık kırıkların 3'ü Tip 1, 2'si Tip 2, 3'ü Tip 3 idi. Olguların ortalama takip süresi 41,22±1,66 (24-80) ay idi. Travma şekli; 20'sinde trafik kazası, 4'ünde basit düşme, 3'ünde yüksekten düşme, 2'sinde spor yaralanması, 1'inde ateşli silah yaralanması ve 1'inde ise göçük altında kalma idi. Ortalama ameliyata alınma süresi 5,06±4,77 (1-23) gün idi. Olguların 20'sine tek plakla (Grup I), 11'ine çift plakla (Grup II) osteosentez uygulanmış idi. Grup I ve II cinsiyet, taraf, yaş, AO ve Gustilo-Anderson sınıflandırmasına göre kırık tipi, cerrahiye alınma süreleri ve takip süresi açısından istatiksel olarak benzerdi. Grup I'de; ortalama operasyon süresi 97±30,7 (40-170) dakika, kan transfüzyonu 157,5±245 (0-700) ml, kaynama süresi 5,30±3,81 (2-18) ay, yedisinde (%35) kaynama gecikmesi ve üçünde (%15) kaynamama görüldü. Ayrıca Grup I'de; ortalama Mayo Skoru 86,5±12,3 (65-100), EHA 117,50˚±15,4º (90º-140º), ekstansiyon kaybı 7,25˚±8,95º (0º-30º) ve taşıma açısı farkı 1,5˚±2,3º (0-7º) idi. Grup II'de; ortalama operasyon süresi 153±46,6 (75-235) dakika, kan transfüzyonu 63±140 (0-350) ml, kaynama süresi 3,36±0,67 (3-5) ay ve birisinde (%9) kaynama gecikmesi görüldü. Ayrıca Grup II'de; ortalama Mayo Skoru 84,54±10,3 (65-100), EHA 116,82˚±12,8º (90º-130º), ekstansiyon kaybı 8,18˚±8,14º (0-20º) ve taşıma açısı farkı 1,09˚±1,7º (0-5º) idi. Gruplar arasında; Mayo Skoru, Cassebaum derecelendirmesi, EHA, ekstansiyon kaybı ve taşıma açısı farkı yönünden istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Gruplar arasında operasyon süresi, kaynama süresi, kaynama sorunu yönünden Grup II lehine istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Ekstra-artiküler erişkin humerus 1/3 distal cisim kırıklarının tedavisinde; daha kısa kaynama süresi ve daha az komplikasyon oranından dolayı, çift plakla osteosentezi önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Humuerus 1/3 distal cisim, ekstra-artiküler, cerrahi tedavi, karşılaştırma

CerrahiDirsekDirsek eklemi+3
Mehmet Yılmaz
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporotik femur boyun kırığı olan hastalarda kemik mineral yoğunluğunun, trabeküler ve kortikal kemik mikromimarisi ile karşılaştırılması

Çalışmamızda, kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerleri osteoporotik olup düşük enerjili travma ile kalça kırığı oluşan hastalar ile KMY değerleri osteopenik olduğu halde düşük enerjili travma ile kalça kırığı oluşan hastaların kortikal ve spongiyoz kemik yapılarını mikromimari ve hücresel olarak karşılaştırmak ve çıkan sonuçları idrar N-telopeptid (NTx) sonuçları ile birlikte değerlendirmek amaçlanmıştır.Aralık 2009-Mayıs 2011 tarihleri arasında kliniğimize düşük enerjili kalça kırığı nedeniyle başvuran 14 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalar KMY değerlerine bakılarak 7 osteoporotik değerlere sahip hasta ve 7 osteopenik değerlere sahip hasta olarak gruplandırılmıştır. Aynı zamanda bu hastalardan idrar örnekleri de alınarak idrar NTx değerlerine bakılmıştır. Hastalar parsiyel endoprotez yapılmak üzere operasyona alınmış ve operasyon sırasında kırık olan kalçadan femur boynundan kortikal kemik ve femur başından spongiyoz kemik örnekleri alınmıştır. Örnekler `'scanning electron microscopy'' (SEM) ve `'transmission electron microscopy'' (TEM) ile incelenmiştir.Yapılan incelemeler sonucu osteoporotik ve osteopenik gruplar arasında spongiyoz kemikte anlamlı bir fark olmadığı, hastalığın her iki grupta da trabeküllerde incelmelere ve kırılmalara yol açtığı görülmüştür. Kortikal kemikte ise osteopenik grupta kortikal kalınlıkta anlamı fark olmasına rağmen hücresel ve mikromimari olarak benzer özellikler gösterdiği görülmüştür.Elde edilen NTx sonuçlarında ise anlamlı fark bulunmamış olup, her iki hasta grubunda da yıkımın ağırlıkta olduğu bir süreç olduğu düşünülmüştür.Sonuçlar bize KMY'nin osteoporozu değerlendirmede tek başına yeterli bir kriter olmadığını düşündürmektedir.

Elektron mikroskobuFemoral kırıklarFemur boynu kırıkları+3
Orkun Gül
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aperfix sistemi kullanılarak ön çapraz bağ tamiri yapılan hastalarda klinik sonuçlarımız

Amaç: AperFix sistemi kullanılarak artroskopik ön çapraz bağ tamiri yapılan hastalarda fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Materyal ve Metod: Ocak 2013-Temmuz 2014 yılları arasında AperFix sistemi kullanılarak artroskopik ön çapraz bağ tamiri yapılan ve tamir sonrası en az 1 yıllık düzenli takibi olan 32 hasta değerlendirildi. Hastaların ameliyat öncesi ve son kontrolde fizik muayeneleri yapıldı. Hastaların değerlendirmeleri ameliyat öncesi ve son kontrolde Tegner-Lysholm skorlama sistemi ve IKDC 2000 (International Knee Documentation Committee-Uluslararası Diz Dokümantasyon Komitesi) sistemi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 29 idi. Hastaların ortalama takip süresi 19 aydı. Hastaların ameliyat öncesi ortalama Tegner-Lysholm skoru 57 iken, son kontrolde 97 olarak hesaplandı. IKDC 2000 sistemine göre ameliyat öncesi ortalama skor 38 iken, son kontrolde 90 olarak hesaplandı. Sonuç: Çalışma sonucunda AperFix sistemi kullanılarak artroskopik ön çapraz bağ tamiri yapılan hastalarda fonksiyonel sonuçların literatürle uyumlu olduğu, düşük komplikasyon oranı ile güvenli ve tatminkar sonuçlara sahip olduğu görülmüştür.

Hüseyin Uygun
Karadeniz Technical University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Propolisin ratlarda medial menisektomi sonrasında dejeneratif osteoartrit gelişimine olan etkisi

Amaç: Oral yolla verilen propolisin ratlarda medial menisektomi sonrası oluşturulan osteoartrit modelinde kıkırdağı koruyucu etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmada 28 adet Spraque Dawley cinsi dişi rat kullanılmıştır. Ratlar kontrol, MEN, P100, P200 olmak üzere 7 şerli 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlara sadece artrotomi uygulanırken, diğer gruplara deneysel osteoartrit modeli oluşturmak için medial kollateral bağ kesilmesinin ardından medial menisektomi uygulandı. Tüm ratların sağ dizi kullanıldı. Ratlar ayrı ayrı kafeslere koyuldu ve harekete izin verildi. Cerrahi sonrası 1. günden itibaren P100 grubuna 100 mg/kg/gün olacak şekilde ve P200 grubundaki ratlara 200 mg/kg/gün olacak şekilde 5 hafta süreyle her gün oral yoldan propolis verildi. 5. hafta sonunda tüm ratlar servikal dislokasyonla öldürüldü ve sağ dizleri alındı. Fiksasyon, dekalsifikasyon işlemi sonrası tibia medialinden uygun kesitler alındı. Safranin O - Fast Green le boyama sonrası Mankin Skorlama Sistemine göre histolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Grupların histolojik skorları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. P100 grubunun Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P200 grubunun da Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P100 ve P200 grupları arasında Mankin skorlarına göre rakamsal olarak fark olduğu fakat bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p=0.506). Sonuç: Rat dizlerinde yaptığımız deneysel çalışmada medial kollateral bağ kesilmesi ve menisektomi sonrasında literatürle uyumlu deneysel osteoartrit modeli oluşturulabildiği görüldü. Oral propolisin deneysel osteoartrit modelinde kıkırdak koruyucu etki gösterdiği görülmüştür. Ayrıca propolisin 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarında kıkırdak üzerindeki etkinliğinin değişmediği görülmüştür.

KıkırdakKıkırdak hastalıklarıKıkırdak-artiküler+3
Murat Özcan
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Skafoid kaynamamalarında otojen distal radius kemik grefti uygulaması ile vida tespiti yapılan hastalarda fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi

Skafoid Kaynamamalarında Otojen Distal Radius Kemik Grefti Uygulaması İle Vida Tespiti Yapılan Hastalarda Fonksiyonel Sonuçların Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızda, otojen distal radius kemik grefti ve başsız kanüllü kompresyon vidası ile tespit uygulanan skafoid nonunionlu hastalarda klinik ve fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Planı: Ağustos 1997-Mart 2014 yılları arasında otojen distal radius kemik grefti ve başsız kanüllü kompresyon vidası ile tespit uygulanan skafoid nonunionlu 64 hasta (58 erkek, 6 kadın, ortalama yaş 29.42) geriye dönük olarak değerlendirildi. Tüm olguların ameliyat sonrası her iki el bilek fleksiyon, ekstansiyon, radial deviasyon, ulnar deviasyon dereceleri gonyometri ile her iki el bilek kas gücü ise el dinamometresi ile ölçüldü. Kırıklar radyolojik olarak Herbert-Fisher sistemine göre, klinik ve fonksiyonel sonuçlar ise Herbert-Fisher derecelendirme sistemi ve modifiye Mayo el bileği skorlama sistemine göre değerlendirildi. Bulgular:Kaynamama 39 hastanın sağ tarafında 25 hastanın sol tarafında 38 hastanın ise dominant ekstremitesindeydi. Kırık ile cerrahi arasında geçen süre ortalama 18.9 ay (2-180) idi. Kırık 30 hastada (%46.9) proksimal kısımda 28 hastada (%43.8) orta kısımda ve 6 hastada (%9.4) distal kısımda idi. Olgularımızın ortalama takip süresi 26.31 ay (7-60) idi. Opere olan tarafta ortalama fleksiyon 77.58o, extansiyon 54.8o, radial deviasyon 11.8o ve ulnar deviasyon 17.58o idi. Karşı tarafla kıyaslandığında %15 den fazla kayıp gözlenmedi. Değerlendirme skalasına göre 12 hastada mükemmel (%18.8) sonuç, 28 hastada (%43.8) iyi sonuç, 12 hastada (%18.8) orta sonuç ve 12 hastada da (%18.8) kötü sonuç tespit edildi. Hastalardan birinde enfeksiyon nedeniyle reoperasyon yapıldı. 11 hastada (%17.2) takiplerde impigement bulguları ve dejeneratif bulgular görüldü ve 4 hastaya radial styloidektomi ve debridman uygulandı. 8 hastada (%12.5) avasküler nekroz görüldü. Ameliyat sonrası kavrama gücü ortalaması 38.4kg (15-47 kg), sağlam tarafta ise 45.9 kg (15-65 kg) idi. Çıkarımlar: Skafoid nonunionlarının el bileğinde önemli kalıcı değişikliklere ve kötü fonksiyonel sonuçlara yol açarak hastaların günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanmaya ve yaşam kalitelerinde düşmeye neden olmaktadır. Skafoid nonunionlarında otojen distal radius kemik greftlemesi ve vida fiksasyonunun başarılı ve güvenli bir yöntem olduğu ve elde ettiğimiz sonuçların literatürle uyumlu olarak memnun edici olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler:Skafoid, nonunion, kemik grefti, cerrahi tedavi.

BilekBilek eklemiCerrahi tedavi+5
Kerim Öner
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gonartroz olgularında iki taraflı ve tek taraflı total diz artroplastisi karşılaştırmalı sonuçlarımız

Bu çalışmada tek taraflı ve bilateral total diz artroplastisi uyguladığımız hastalar retrospektif olarak incelenerek kısa, orta ve uzun dönem sonuçları ortaya koyulup bu sonuçların mukayese edilmesi amaçlanmıştır. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde, Aralık 1998- Nisan 2016 yılları arasında total diz artroplastisi uygulanan ve yeterli takibi olan 65 hastanın 102 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların dosyaları üzerinden retrospektif değerlendirmeler yapıldıktan sonra detaylı sistemik fizik muayene yapıldı. Hastalar Amerikan Diz Cemiyeti Kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların çekilen direk grafileride Total Diz Artroplastisi Radyolojik Değerlendirme kriterlerine göre değerlendirildi. Bilateral olgular tek ekip tarafından eş zamanlı olarak opere edilmiştir. Bilateral ve tek taraflı TDA uygulanan hastalar kısa, orta ve uzun dönem olarak gruplandırılmıştır. 0-12 ay takipli hastalar kısa dönem, 12-60 ay takipli hastalar orta dönem ve 6o ay ve üzeri takipli hastalar uzun dönem olarak tanımlandı. Elde edilen sonuçlar literatür ile mukayese edildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorow-Smirnow, Student T testi, Mann Whitney U testleri kullanıldı. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar ışığında diz skorları, diz fonksiyon skorları, eklem hareket açıklığı ve transfüzyon miktarları açısından bilateral ve tek taraflı mukayeselerde anlamlı istatistiksel sonuç elde edilemedi. Sadece bilateral TDA ve tek taraflı TDA kısa dönem grupta eklem hareket açıklığı kıyaslamasında bilateral grupta anlamlı bir fark bulunmuş fakat orta ve uzun dönem mukayesede anlamlı sonuç elde edilememiştir. Sonuçlarımız literatür ile kıyaslandığında başarılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ve literatür ışığında uygun endikasyonlarda seçilmiş hasta grubunda eş zamanlı bilateral TDA uygulaması başarılı bir tedavi yöntemi olarak tercih edilebilir. Cerrahi deneyim, hastanın medikal durumunun dikkatli değerlendirilmesi ve etkin postoperatif rehabilitasyon da başarılı sonuç için gerekli paydaşlardır. Eş zamanlı bilateral TDA'nın avantajları şunlardır; • Tek yatış ve tek preoperatif hazırlık yapılması • Tek anestezi riski olması • Erken dönemde simetrik diz rehabilitasyonuna imkan tanıması • İyi fonksiyonel sonuç sağlaması • Düşük maliyetli olması • Hasta memnuniyeti Gelişen teknoloji ışığında bilgisayarlı sistemlerin yaygınlaşacağı ve total diz artroplastisi sayılarının her geçen yıl artacağı kanısındayız.

ArtroplastiDizDiz eklemi+4
Sercan Karadeniz
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

900 megahertz elektromanyetik alanın adölosan dönemde sıçanların büyüme plağı üzerine etkisi

ÖZET Amaç : Bu çalışmada EMA'nın adölesan iskelet gelişimi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi için; EMA'nın adölesan dönemde epifizyel büyüme plağı üzerine olabilecek muhtemel etkilerini araştırmayı amaçladık Materyal metod: Sıçanlar rastgele 3 eşit gruba ayrıldılar. Kontrol grubuna (K) ilave herhangi bir uygulama yapılmadı. EMA etkisine maruz bırakılan gruptaki (E) sıçanlar her gün 1 saat süreyle kesintisiz 900 MHz EMA etkisine maruz bırakıldı. Sham grubuna (S) her gün bir saat EMA uygulanmaksızın pleksiglass fanus içinde tutuldu. Deney bitiminde sakrifiye edilen sıçanların bacakları diz ekleminden ampute edildi. Preperatta ratgele seçilen 3 farklı bölgeden epifizin total uzunluğu ve her bir zonun ( dinlenme, proliferasyon, hipertrofi) uzunlukları ölçüldü. Ayrıca her bir preperatta rastgele seçilen 3 farklı alanda; epifizyal plağın kahverengi nukleuslu TUNEL (+) kıkırdak hücreleri apopitotik olarak kabul edilerek apopitotik hücrelerin sayısı yüzde olarak ifade edildi. Bulgular : Apopitozun fizis katmanlarından en fazla hipertrofi katmanında gözükmesine rağmen elektromanyetik alana maruz kalan farelerin kontrol gruplarıyla kıyaslandığında hipertrofi katmanlarında apopitoz açısından anlamlı bir ilişki olmadığı görülmekte fakat proliferatif ve dinlenme katmanlarında anlamlı değişiklikler olduğu saptanmıştır. Fizis katmanları arasındaki uzunluklar karşılaştırıldığında toplam fizis katmanlarının uzunluğunun elekromanyetik alana maruz kalmayla değişmediği bunun yanında dinlenme katmanında elektromanyetik alana maruziyet ile anlamlı değişiklikler olduğu gözlemlenmiştir. Elektromanyetik alana maruziyet sonucunda fizisteki apoptoz ve katmanların tümünün uzunlukları arasındaki ilişkiye baktığımızda fizis katmanlarının toplam uzunluğu ile apopitoz arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bunun yanında dinlenme katmanında EMA'a maruziyet ile apopitoz ve katman yükseklikleri arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç : Sonuç olarak EMA, hem apopitozis hem de uzunluk anlamında fizisin bazı katmanlarında anlamlı değişikliklere neden olduğu gözlemlenmiştir. EMA 'nın fizisin normal yapısında değişikliklere neden olduğu açıkça belli olmasına rağmen bunun olumlu ya da olumsuz mu olduğu karmaşık olup bu konudaki çalışmaların daha ileri düzeyde yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler : Elektromanyetik alan , Büyüme plağı , Apopitozis, Adölosan Rat

ApoptozisBüyümeBüyüme plağı+3
Gökhan Tevfik Ateş
Karadeniz Technical University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun kemik kırıklarında minimal invaziv cerrahi tedavi sonuçlarımız

Kırık tedavisinin değişmez unsuru, kırık parçalarının tespit edilmesidir. Travma sonucunda sadece kemik kırılmakla kalmaz, beraberinde çevre yumuşak dokulardaki birçok yapıda da hasar oluşur. Yumuşak doku hasarını azaltmak ve kırık biyolojisine duyulan özen günümüzde kırık tedavisinde yeni bir çağ başlattı; Minimal invaziv yöntemle biyolojik içten tespit çağı. Minimal invaziv yöntem, özellikle çok parçalı diafizer ve metafizer kırıklar için önerilmektedir.Bu çalışmada, Haziran 2010-Ağustos 2012 yılları arasında başvuran ve femur, tibia ve humerus gibi uzun kemik kırığı nedeniyle minimal invaziv yöntem kullanılarak plak vida ile osteosentez yapılan 41 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların; yaş, kırık oluşma nedenleri, kırık bölgeleri, kırık bölgesine göre ameliyat teknikleri, hastanede kalış süreleri, kaynama süreleri ve eklem hareket genişlikleri (ROM) değerlendirildi.Değerlendirilen toplam 41 hastanın, 23'ü (%56) erkek, 18'i (%44) kadın idi. Ortalama yaş 47.5 ve takip süresi ortalama 13 ay idi. Olgularımızdan otuz ikisi kapalı kırık, dördü tip-1 açık, ikisi tip-2 açık ve üçü tip-3 açık kırık olarak değerlendirildi. Kırık oluş nedenleri; trafik kazası, yüksekten düşme, basit düşme, ateşli silah yaralanması ve direk travma idi.Sonuç olarak, tatminkar iyileşme zamanı ve mükemmel fonksiyonel sonuçlar ile minimal invaziv kesi ile cerrahi girişim, diafizer ve metafizer kırıkların tespitinde güvenli, etkili ve açık cerrahiye alternatif bir cerrahi yöntem olduğu kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Kırık, kırık tespiti, minimal invaziv cerrahi.

Kemik ve kemiklerKırık fiksasyonuKırık iyileşmesi+2
Galip Ersöz
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koksartroz olgularında total kalça artroplastisi uygulama sonuçlarımız

ÖZET Bu çalışmanın amacı koksartroz tanısı nedeni ile total kalça protezi endikasyonu konulan hastalara uygulanan total kalça artroplastisi ameliyatlarının sonuçlarını araştırmaktır. Kliniğimizde Ocak 2006- Aralık 2011 yılları arasında koksartroz tanısı konulan ve çimentosuz total kalça protezi uygulanarak tedavisi yapılan 30 hastanın 38 kalçasına çimentosuz total kalça artroplastisi uygulanmıştır. Hastaların preop ve son kontrol harris kalça değerlendirme skoru ( ağrı, fonksiyon, deformite, hareket aralığı ), postop ve son kontrol grafileri karşılaştırılarak femoral ve asetabuler komponentin stabilitesi değerlendirildi. Hastalarımızın ortalama yaşı 56.48 olup, en genç hasta 21 ve en yaşlı hasta ise 77 yaşındaydı. Ortalama takip süresi 30.5 aydır. Hastalarımızın 22 tanesinde primer koksartroz, 1 tanesinde femur başı avasküler nekrozu, 1 tanesinde ankilozan spondiloartrit ve 6 tanesinde romatoid artrit zemininde gelişmiş olan sekonder koksartroz mevcuttu. Hastalar Harris Kalça Değerlendirme Skoru ile değerlendirilmiştir. Hastaların ameliyat öncesi Harris skoru 32.23 iken, ameliyat sonrasında Harris skoru 89.55 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre 16 hastada mükemmel sonuç, 12 hastada iyi sonuç ve 2 hastada orta sonuç elde edilmiştir. Literatür bilgileri ile karşılaştırıldığında uyguladığımız çimentosuz total kalça protezlerinin klinik ve radyolojik sonuçlarının başarılı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Total Kalça Artroplastisi, Haris Kalça Değerlendirme Skorlaması, Stabilite

ArtroplastiKalçaKalça protezi+2
Engin Çatal
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı hidroksiapatit kaplama ile işlemlere tabi tutulan intramedüller çivilerin kırık iyileşmesi üzerine etkilerinin incelenmesi

Kırık, dıştan veya içten gelen zorlamalar ile kemiğin anotomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulması olarak tanımlanır. Kırık kemiğin tamiri, kırık oluştuğu andan itibaren başlamaktadır. Kırık iyileşmesi bugüne kadar tam olarak aydınlatılamamıştır.Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istatistikleri incelendiğinde; yılda ortalama 33 milyon kas iskelet sistemi yaralanması gözlenmekte ve bu yaralanmalarında 6,2 milyonunda çeşitli kırıklar görülmektedir. Çoğunluğu konservatif yöntemlerle (atel, alçı tespiti, çeşitli bandajlar vb.) tedavi edilmesine rağmen azımsanmayacak sayıdaki kırıklara da cerrahi müdahaleler uygulanmaktadır.Tespit ve cerrahi tekniğin seçiminde kemiğin kalitesi, kırığın tipi, anatomik lokalizasyonu ve cerrahın tercihi gibi faktörler temel alınır.Kırık iyileşmesi birçok faktörden etkilenmektedir. Stabilite kırığın kaynamasında önemli bir etkendir.Çalışmamızda; uçları farklı partikül boyutlarında hidroksiapatit (HA) porozlarla kaplanmış intramedüller çivilerin, tavşan tibialarında oluşturulan deneysel kırıklarda, kırık iyileşmesi üzerindeki biyomekanik ve histopatolojik etkilerinin karşılaştırması amaçlanmıştır.Çalışma için 15 adet yeni Zelanda tavşanı rastgele üç gruba (n=5) ayrılıp, deneklerin her birinin sol tibialarının orta diafizinde oluşturulan kırıklar; kontrol grubuna standart intramedüller pin ile, MHA grubunda uçları mikron boyutta HA ile kaplanmış intramedüller pin ile, NHA grubunda uçları nano boyutta HA ile kaplanmış pinler ile tedavi edilmiştir. Çalışma sonunda dezartiküle edilen tibialarda biyomekanik ve histopatolojik testler yapılmıştır.Tensile testlerine tabii tutulan iki grup (MHA ve NHA grubu) kontrol grubu ile karşılaştırıldığında çekme dayanımındaki artış biyomekanik açıdan çok önemli bir artıştır.Çalışmamızın sonucunda intramedüller pinlerin uç kısımlarının HA ile kaplanmasının standart (kaplamasız) pinlere göre biyomekanik açıdan anlamlı olarak fayda sağladığı tespit edilmiştir.

BiyomekanikHidroksiapatitlerKırık fiksasyonu+2
Onur Varış
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan segmenter kemik defekti modelinde trombositten zenginleştirilmiş plazmanın kırık iyileşmesi üzerine etkisi

Giriş: Kırık iyileşmesinin gecikmesi ortopedi ve travmatoloji kliniğinin başlıca sorunlarından biridir ve özellikle defektif kemiklerde iyileşme gecikmesi veya kaynamama görülmektedir. Bu tez çalışmamızda defektif kemik dokunun iyileşmesinde ticari bir ürün olan ve klinik pratikte greft olarak sıkça kullanılan DKM ve otolog kandan da üretilebilen ve birçok büyüme faktörü içeren TZP'nın defektif kırık modelinde kırık iyileşmesi üzerine etkilerini inceleyeceğiz. Hipotezimiz; TZP defektif kırık iyileşmesinde olumlu etkisi olan yardımcı bir biyolojik ajandır.Materyel-Metod:48 adet Albino-Wistar tipi rat önikili gruplar halinde dört gruba ayrıldı ve sağ önkollarında dorsal insizyon ile radiuslarına ulaşılarak radiuslarında diafizden kemik çapının iki katı kadar defektif kemik modeli oluşturuldu. 4 adet rat ise işlem öncesi sakrifiye edilerek intrakardiak kanları alındı ve uygun santrifüj işlemleri sonrasında TZP hazırlandı. İlk grup kontrol grubu olarak ayrıldı ve kostatom ile oluşturulan kemik defekti olduğu gibi bırakılarak primer kapatıldı. İkinci grupta defekt alanı TZP ile greftlendi ve primer kapatıldı. Üçüncü grupta defektif alan TZP+DKM kombinasyonu ile greftlenirken son grupta defekt alanı DKM ile greftlendi ve primer kapatıldı. İşlem sonrası onuncu haftada ratlar yüksek doz anestezik madde ile sakrifiye edilerek sağ önkolları diseke edildi, defekt alanı radyolojik ve histopatolojik parametreler ile incelendi.Sonuçlar: Radyolojik olarak incelendiğinde TZP grubunda ve daha sonrada DKM grubunda kemikleşmenin daha iyi olduğu gözlenmiştir. Histopatolojik inceleme sonucunda ise kaynama kalitesi açısından kontrol grubuna göre diğer grupların iyi olduğu fakat TZP grubunda kaynama kalitesinin diğer çalışma gruplarına göre daha iyi olduğu görülmüştür. Korteks gelişimi ve yeniden şekillenme açısından incelendiğinde TZP grunbunda sonuçların daha iyi olduğu ve yeni kemik oluşumu açısından değerlendirildiğinde ise de TZP, TZP-DKM ve DKM gruplarının kontrol grubuna göre daha iyi olduğu gözlenmiştir.Tartışma: Bu bulgular eşliğinde değerlendirldiğinde defektif kemik iyileşmesinde TZP ve DKM'nin etkisinin aynı olduğu fakat birlikte kullanımında birbirlerinin etkilerini arttırmadığı kanaatine varılmıştır. TZP'nın otolog kandan ve ameliyathane şartlarında dahi üretebiliyor olması, ek bir maliyet ve ek morbiditeye neden olmaması nedeniyle ticari bir ürün olan DKM'nin bir alternatifi olabileceğini düşünmekteyiz.Tez çalışmamız TZP'nın defektif kemik iyileşmesi üzerine olumlu etkilerini gösteren in vitro şartlarda yapılmış bir hayvan deneyidir. TZP'nın klinik kullanıma girmesi için daha geniş klinik çalışmalar gereklidir.

Kan trombositleriKemik defektleriKemik matriksi+3
Mustafa Kemal Akça
Zonguldak Bülent Ecevit University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radius distal uç kırığı nedeniyle ameliyat edilen hastalardaki karpal tünel sıkışmasının araştırılması

Radius distal uç kırığı nedeniyle cerrahi tedavi ile volar plak uygulanan hastalarda, karpal tünel içerisindeki mediyan sinirin sıkışmasının varlığı araştırıldı. Çalışmamızda Ocak 2008 ile Ocak 2012 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde radius distal uç kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve volar plaklama ile fiksasyon uygulanan erişkin 33 hastanın 33 distal radius kırığı kontrol muayenelerine çağrılarak ameliyat edilen taraf ile sağlam el bilekleri karşılaştırılarak retrokspektif olarak değerlendirildi. Grupların son kontrollerindeki klinik ve radyolojik bulgularının değerlendirilmesi Gardland ve Werley klinik değerlendirme, Steward ve ark radyolojik değerlendirme sistemine göre yapıldı. KTS'nin varlığının araştırılmasına yönelik olarakda, el bileği fizik muayene bulgularına, mediyan sinir provakatif testlerine, el kavrama gücüne, pinch (sıkıştırma) kuvvetine, el bileği pisiform kemik seviyesinde mediyan sinirin çapı ve karpal tünel hacim ölçüm değerleri ve elektronörofizyolojik inceleme sonuçlarına ameliyat edilen ve kontrol gurub olan sağlam el bileklerinde bakılarak yapıldı. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 19.0 paket programında yapıldı.Erkeklerin yaş ortalaması 44,2 (21-68), kadınların ise 53,8 (36-68) olup genel yaş ortalaması 45,5 (21-68) olarak bulundu. Gartland ve Werley klinik değerlendirme kriterlerine göre % 73'ünde mükemmel, % 21'inde iyi ve % 6'sınde orta sonuç elde edildi. Stewart radyolojik değerlendirme sonuçları göre % 67'sinde mükemmel, % 33'nünde iyi sonuç elde edildi. Ameliyat edilen taraf ve kontrol grubları arasında kavrama gücü değerleri kontrol gurubunda anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Ameliyat edilen taraf ve kontrol guruplarının fizik muayene ve elektronöromiyografi sonuçlarına göre ameliyat edilen gurupda 3 (% 9) hastada ileri evre karpal tünel sendromu bulgularının olduğu, kontrol gurubunda ileri dönem karpal tünel sendromu olmadığı tespit edildi. İleri dönem karpal tünel sendromu tespit edilen hastalarda karşı sağlam taraflarına göre ultrasonografide mediyan sinir ve karpal tünel hacim ölçümleri arasında fark tespit edilmedi. Çalışmamızda radius distal uç kırıklarından sonra volar plaklama yapılan hastalarda iler dönem karpal tünel sendromu gelişme insidansını genel popülasyonda karpal tünel sendromu görülme insidansı oranlarına yakın bulduk. Radius distal uç kırıklarının açık redüksiyon ve volar plak ile cerrahi tedavisini karpal tünel sendromu gelişmesi riski açısından güvenli bir yaklaşım ve metod olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Radius distal uç kırıkları, volar plak, Karpal Tünel Sendromu

CerrahiKarpal tünel sendromuMedyan sinir+3
Onur Kaymakçı
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anjiotensin konverting enzim inhibitörleri ile anjiotensin reseptör blokörlerinin kırık iyileşmesine olan etkisi

Renin-Anjiotensin Sistemi (RAS) vücutta kan basıncı ve sıvı-elektrolit modülasyonunun önemli belirleyicilerindendir. Bu sistemin çeşitli dokularda bulunan spesifik reseptörlerine bağlanarak arteryel vazokonstrüksiyonu ve böbrekten suyun emilimini sağlayıp kan basıncını arttırdığı, hücre çoğalmasını, farklılaşmasını, yenilenmesini arttırdığı, iltihabi yanıt artışı sağladığı, programlanmış hücre ölümü ve yeni damar oluşumunu indüklediği çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. RAS'ın kemik hücreleri üzerinde de reseptörlerinin olduğunun gösterilmesi sonrasında, RAS' ın kemik hücre yapısı ve mineralizasyonunu üzerine potansiyel etkileri son yıllarda araştırma konusu olmuştur. Ancak bu sistemin kırık iyileşmesi üzerine olan etkileri hakkında literatürde halen yeterli çalışma ve bilgi birikimi yoktur. Bununla birlikte dünyada ve ülkemizde hipertansiyon sıklığı gittikçe artmakta ve bu hastalığın tedavisinde kullanılan yeni kuşak ilaçlar arasında RAS'ı inhibe eden veya bu sistemin reseptörlerini bloke ederek çalışmasını engelleyen ilaçlar da yüksek oranlarda kullanılmaktadır. Bu kullanıma bağlı olarak kemik metabolizması etkilenmekte, buna paralel olarak hipertansif hastalarda meydana gelebilecek olan kırıkların iyileşme mekanizmalarının da etkilenebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız; hayvan modelinde Anjiotensin-Konverting Enzim (ACE) inhibitörü ve Anjiotensin Reseptör Blokörünün (ARB) kırık iyileşmesine etkisi olup olmadığını; varsa bu etkinin kırık iyileşmesinin hangi dönemlerinde ortaya çıktığını objektif bulgularla göstererek, antihipertansif tedavi ajanı olarak bu ilaçları kullanan hastalarda oluşabilecek kırıkların iyileşme paterninin, kullanılan antihipertansif tedavi protokolünden nasıl etkilenebileceğine dair ipuçları elde etmektir. Çalışmamızda 108 adet Wistar-Albino cinsi erkek rat; Kontrol grubu, ACE İnhibitörü verilen grup ve ARB verilen grup olmak üzere eşit sayıda 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi altında tüm ratların sol femur orta 1/3 diafizer kısmında açık yöntemle transvers kırık oluşturulup, intramedüller fiksasyonla tespit yapıldı. Ardından tüm ratlar doğal yaşam alanlarına bırakılıp, ACE grubunun içme suyuna 10 mg/kg dozunda Enalapril, ARB grubunun içme suyuna ise 10 mg/kg dozda Losartan katıldı. Çalışmanın 2 ve 5. haftalarında ratlar sakrifiye edilerek radyolojik ve histolojik olarak kırık iyileşmesi değerlendirildi. Radyolojik olarak Lane-Sandhu tarafından tariflenen metod kullanıldı. Radyolojik olarak 2. hafta skorları; ACE inhibitörü grubunda 1.80 ± 0.63, ARB grubunda 1.90 ± 0.73, Kontrol grubunda 0.80 ± 0.42 olarak bulundu. 2. haftada üç grubun skorları arasındaki fark anlamlı bulundu (p=0.001). Kontrol grubu skoru, ACE inhibitörü grubuna (p=0.003) ve ARB grubuna (p=0.003) göre anlamlı derecede düşük bulundu. 5. hafta skorları ACE inhibitörü grubunda 2.89 ± 0.60, ARB grubunda 1.89 ± 0.60, Kontrol grubunda 1.67 ± 0.50 olarak saptandı. 5. haftada da üç grubun skorları arasındaki fark anlamlı bulundu (p=0.001). Kontrol grubu skoru, ACE inhibitörü grubuna (p=0.001) ve ARB grubuna (p=0.001) göre anlamlı derecede düşük bulundu. Histolojik olarak 2. hafta skorları; ACE inhibitörü grubunda 2.13 ± 0.83, ARB grubunda 2.63 ± 0.51, Kontrol grubunda ise 1.38 ± 0.74 olarak bulundu. 2. haftada üç grubun skorları arasındaki fark anlamlı bulundu (p=0.015). Kontrol grubu skoru, ARB grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (p=0.007). 5. hafta skorları ACE inhibitörü grubunda 7.70 ± 0.48, ARB grubunda 5.88 ± 1.64, Kontrol grubunda 5.00 ± 0.75 olarak bulundu. 5. haftada da üç grubun skorları arasındaki fark anlamlı bulundu (p=0.001). ACE inhibitörü grubunun skoru hem Kontrol grubu skoruna göre (p<0.001) hem de ARB grubu skoruna göre (p=0.016) anlamlı derecede yüksek bulundu. Bu öncül deneysel çalışmanın sonuçları, ACE inhibitörlerinin kırık iyileşmesi sürecini hızlandırdığını gösterdi. ARB' lerin ise kırık iyileşme sürecinde kısmen olumlu etki gösterdiği izlenmekle birlikte, sonuç üzerinde anlamlı etki yaratmadıkları saptandı. Anahtar Kelimeler: Kırık iyileşmesi, Anjiotensin Konverting Enzim İnhibitörü, Anjiotensin Reseptör Blokörü, Hipertansiyon, Rat femur

Anjiyotensin konverting enzimAnjiyotensin konverting enzim inhibitörleriAnjiyotensinler+5
Ali Turan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnstabil femur intertrokanterik kırıklarının proksimal femur antirotasyon çivisi ve parsiyel kalça artroplastisi ile cerrahi tedavi sonuçlarının karşılaştırılması

İleri yaş grubunda gözlenen instabil intertrokanterik kalça çevresi kırıklar yüksek oranda mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Bu kırıklar sıklıkla artroplasti veya internal tespit ile tedavi edilmektedirler. Artroplasti, erken yük verme ve mobilizasyon gibi avantajlara sahip iken intramedüller cihazların kullanıldığı tespit ise daha kısa cerrahi ve daha az morbidite gibi avantajları vardır. Ancak bu iki yöntemin uzun dönemde mortalite ve morbidite açısından birbirlerine olan üstünlükleri ile ilgili kısıtlı veri mevcuttur. Bu çalışmada, instabil intertrokanterik kırık tanısıyla protez veya tespit uygulanan hastaların mortalite ve morbidite açısından sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık. Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde, 2004-2014 yılları arasında cerrahi olarak tedavi edilen 189 femur intertrokanterik kırıklı hasta çalışmada değerlendirildi. Olgular parsiyel kalça artoplastisi (PKA) veya proksimal femur çivisi- antirotasyon (PFNA) ile tedavi edildiği gözlendi. Bu kırıkların 114'ünün instabil olduğu gözlendi. Bu 114 olgudan en az 6 ay klinik ve radyolojik takip verisi olan ve takipte ulaşılabilen 53 (27 PKA, 26 PFNA) olgunun sonuçları karşılaştırıldı. Hastaların demografik verileri, ASA skorları, yoğun bakım yatış süreleri, hemoglobin değerleri, ameliyat sonrası drenaj miktarı, kan transfüzyonu miktarı, toplam yatış süresi, takip süresi sonundaki Harris kalça skorları (HKS) ve sağkalım durumu verileri analiz edildi. Her iki grup karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, ameliyat öncesi hemoglobin değerleri, ASA risk skorlaması açısından anlamlı fark gözlenmedi. PFNA grubunda yoğun bakımda takip edilen hasta sayısının PKA'a göre daha düşük (PFNA % 23 - PKA % 55,5) olduğu, PKA grubunda ameliyat sonrası drenajının daha yüksek olduğu, PKA grubunda kan transfüzyonu ihtiyacının daha fazla (PKA:17 – PFNA:8) olduğu görüldü. Hastanede kalış süresinin PKA grubunda daha uzun olduğu görüldü (PKA:11- PFNA:7). Takip süresi sonunda mortalitenin PKA grubunda daha yüksek olduğu gözlendi (PKA % 44,5- PFNA % 23,1). Yaşayan olguların Harris kalça skorlarının ise PFNA grubunda belirgin olarak yüksek olduğu görüldü (PFNA:80,1 – PKA:67).(p<0,05) Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler literatür ile uyum göstermekle birlikte instabil femur intertrokanterik kırıkların cerrahi tedavisinde proksimal femur çivisi, parsiyel kalça artroplasitisine göre daha az mortalite, gerek yatış döneminde gerekse takip sonunda daha az morbiditeye neden olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Femur İntertrokanterik Kırık, Parsiyel Kalça Artoplastisi, Proksimal Femur Antirotasyon Çivisi (PFN-A)

ArtroplastiFemoral kırıklarKalça+2
Mehmet Birol Ilgın
Zonguldak Bülent Ecevit University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anjiotensin konverting enzim inhibitörleri ile anjiotensin reseptör blokörlerinin tendon iyileşmesine olan etkisi

Fatih Korbay, Anjiotensin Konverting Enzim İnhibitörleri İle Anjiotensin Reseptör Blokörlerinin Tendon İyileşmesine Olan Etkisi, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Tezi. Zonguldak, 2015. Renin-Angiotensin Sistemi(RAS) inhibisyonunun antifibrotik özellik göstermektedir. Renoprotektif ve kardiyoprotektif etkisi klinik olarak kullanılan RAS inhibisyonunun ekstraviseral fibrotik süreçlerin engellenmesinde de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmamızda RAS'ın ACEi ve ARB ile inhibisyonu ile fibrojenik bir süreç olan tendon iyileşmesi üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız rat aşil tenotomisi ve tamiri deneysel modelinde; anjiotensin konverting enzim inhibitörü(ACEi) grubu, angiotensin-II reseptör blokörleri(ARB) grubu ve kontrol olmak üzere ve her grupta 12'şer örnek olmak üzere 3 grupta planlanmıştır. Aşil tenotomisi ve tamiri uygulanan ratlara ACEi grubuna 10 mg/kg/gün dozunda Enalapril, ARB grubuna 10 mg/kg/gün dozunda Losartan verilmiştir. Enflamasyon sürecinin tamamlandığı ve proliferatif evrenin hâkim olduğu 3. hafta ve proliferatif evrenin tamamlanıp remodeling sürecinin başladığı 5. haftalarda olmak üzere örnekler sakrifiye edilerek histolojik değerlendirme yapıldı. Histolojik incelemelerde; enflamasyon, fibroblastik süreç, dokudaki TGF-beta ve kollajen ekspresyonu ACEi ve ARB ile baskılanmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda ACEi'nin ARB'den daha etkin bir antifibrotik etki gösterdiği gözlenmiştir. Lokal renin-angiotensin sistemi inhibisyonunu, viseral fibrozisin haricinde kas-iskelet sisteminde de görülen fibrotik süreçler üzerinde etkindir. Anahtar Kelimeler: Tendon iyileşmesi, Anjiotensin Konverting Enzim İnhibitörü, Anjiotensin Reseptör Blokörü, Hipertansiyon, Rat tendon, Fibroblast,

Anjiyotensin konverting enzimAnjiyotensin konverting enzim inhibitörleriFibroblastlar+5
Fatih Korbay
Zonguldak Bülent Ecevit University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk önkol çift diafiz kırıklarında intramedüller kirschner telleri ile tespit sonuçlarımız

ÖZET Önkol kırıkları çocukluk çağının sık görülen kırıklarındandır. Önkol diafiz kırıklarının tedavisinde kapalı redüksiyon ve alçı uygulaması sık kullanılan bir tedavi yöntemidir. Kapalı redüksiyonun başarılı olmadığı veya takiplerinde redüksiyon kaybı olan olgularda cerrahi tedavi uygulanır. Çocuklarda önkol diafiz kırıklarının cerrahi tedavisi için farklı teknikler uygulanmıştır. Ancak K-telleri ile intramedüller tespit en yaygın kullanılan cerrahi tekniktir. Bu retrospektif çalışmanın amacı, önkol çift diafiz kırığı nedeniyle intramedüller K-telleri ile cerrahi tespit yapılan çocuk hastaların sonuçlarını literatürle kıyaslayarak değerlendirmektir. Kliniğimizde Ocak 2006 ile Temmuz 2011 tarihleri arasında, K-telleri ile intramedüller tespit uygulanan, 40 önkol çift diafiz kırığı olan çocuk hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Yaş ortalaması 10.12 [Dağılım: 3-16] olan hastaların 3'ü kız, 37'si erkekti. Otuz dört hastada kapalı redüksiyon başarısızlığı, 6 hastada izlemlerinde redüksiyon kaybı ameliyat nedenlerimizdi. Otuz dört hastada kapalı kırık, 6 hastada Gustilo-Anderson tip 1 açık kırık mevcuttu. Tüm kırıklar K-telleri ile intramedüller tespit edilmişti. Radiusa fizis hattının proksimalinden retrograt, ulnaya apofiz tipinden antegrat olarak K-teli ile tespit uygulanmıştı. Hastalar ortalama 72,85 [Dağılım: 55-80] gün takip edildi. K-telleri ortalama 2 ayda çıkarıldı. Son kontrollerinde hastalar Price'ın değerlendirme kriterlerine göre değerlendirildi. Price'ın değerlendirme kriterlerine göre 39 hastada çok iyi, 1 hastada iyi sonuç tespit ettik. Komplikasyon olarak; 2 hastada ulna teli giriş yerinde yüzeysel cilt enfeksiyonu, 1 hastada ulnar tel migrasyonu, 1 hastada implant yetmezliği ve 1 hastada hipertrofik skar ile karşılaşıldı. Çocuk önkol çift diafiz kırıklarının cerrahi tedavisinde intramedüller K-telleri ile tespit komplikasyon oranı düşük, uygulaması kolay, düşük maliyetli, etkili ve güvenli bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: Çocuk, önkol kırığı, K-telleri, intramedüller

KolKırık fiksasyonuKırık fiksasyonu-iç+4
Sabahaddin Kılıç
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteogenezis imperfektalı olgularda intramedüller osteosentez sonuçlarımız

Osteogenezis İmperfekta, uzun kemik deformiteleri ve kırıklarının görüldüğü genetik nedenli osteoporozun en sık sebebi olan bir bağ dokusu hastalığıdır. Temel kusur tip I kollajenin niteliksel ve niceliksel eksikliğidir. Ortopedik olarak hedef, deformite ve kırıkların tedavisi ve önlenmesidir. Şiş-kebap osteotomisi olarak bilinen ve esas olarak "çoklu osteotomiler, düzeltme ve çivi ile tespit" ilkesine dayanan temel cerrahi teknik uygulanır. Bu çalışmada, 2006–2011 tarihleri arasında cerrahi tedavi edilen 12 Osteogenezis İmperfektalı hasta retrospektif olarak incelendi. Yaş ortalaması 7 yaş (6 ay-16 yaş) idi. Femur ve tibia kemikleri olmak üzere toplam 29 alt ekstremite kemiğine cerrahi tedavi uygulandı. Femura çift, tibiaya tek K-teli kullanıldı. Ortalama takip süresi 3,18 yıldı. Revizyon oranı femur cerrahisi için % 42, tibia cerrahisi için % 62, tüm cerrahilerde % 48 idi. Komplikasyon oranı femurda % 39, tibiada ise % 46 idi. Toplam komplikasyon oranı % 41 idi. Sonuç olarak; bu yöntemin kolay uygulanabilir ve ulaşılabilirliği yanında ucuz olması itibariyle Osteogenezis İmperfekta cerrahi tedavisinde etkili ve güvenli bir yöntem olduğu kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Osteogenezis İmperfekta, şiş kebap osteotomisi, kırık, deformite

Bağ doku hastalıklarıKolajenKırıklar-kemik+3
Ömer Cihan Batur
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Unikameral (basit) kemik kistleri ve anevrizmal kemik kistleri cerrahi tedavi uygulamalarımız

ÖZET Unikameral ve anevrizmal kemik kistleri sıklıkla çocukların ve adölesanların kemiklerinde yerleşim gösteren benign tümörlerdir. Her iki lezyonun da çeşitli tedavileri vardır ve yüksek tekrarlama oranına sahiptirler. Unikameral ve anevrizmal kemik kistlerinin tedavisinde; perkütan aspirasyon sonrasında kortikosteroid veya kemik iliği enjeksiyonu, dekompresyon, rezeksiyon, greftleyerek veya greftlemeyerek küretaj veya bunların kombinasyonu gibi çeşitli cerrahi tedavi yöntemleri vardır. Retrospektif olarak 20 unikameral kemik kisti ve 20 anevrizmal kemik kisti olan hastaları inceledik. Unikameral kemik kisti olan hastaların 11'i erkek, 9'u kadın, anevrizmal kemik kisti olan hastaların 12'si erkek, 8'i kadındı. Unikameral kemik kisti olan hastaların yaş ortalaması 19, 80 yıl (4-50) ve kemik kisti olan hastaların yaş ortalaması 21, 76 yıl (4-56) idi. Unikameral kemik kistli 17 hastaya küretaj sonrasında greftleme, 2 hastaya perkütan aspirasyon sonrası kortikosteroid injeksiyonu, 1 hastaya küretaj sonrası kemik çimentosu uygulaması yapıldı. Anevrizmal kemik kistli 14 hastaya küretaj sonrasında greftleme, 1 hastaya perkütan aspirasyon sonrası kortikosteroid injeksiyonu, 1 hasta küretaj sonrası kemik çimetosu uygulaması, 1 hasta küretaj sonrası kemik dolgu materyali, 3 hasta rezeksiyon ile tedavisi uygulandı. Ortalama takip süremiz 36 aydı (6-60). Toplam 10 nüks görülürken, bunların 5 tanesi unikameral kemik kistli ve 5 tanesi de anevrizmal kemik kistli hastalardı. Unikameral kemik kisti olan 4 nüks hastasına küretaj sonrası greftleme ve 1 tanesine de perkütan aspirasyon sonrası kortikosteroid uygulanmıştı. Anevrizmal kemik kistli 3 nüks hastasına küretaj sonrası greftleme, 1 tanesine perkütan aspirasyon sonrası kortikosteroid ve 1 tanesine de rezeksiyon uygulanmıştı. Unikameral ve anevrizmal kemik kistleri kemiğin benign lezyonlarıdır. Genelde cerrahi tedavi ile iyi sonuçlar elde edilir. Ancak, her iki lezyonun da yüksek tekrarlama sıklığı vardır. Bu yüzden hastalar ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıl 6 ayda bir ve sonrasında yılda bir takip edilmelidirler. Anahtar Kelimeler: Unikameral ve anevrizmal kemik kisti, cerrahi tedavi, nüks.

CerrahiCerrahi tedaviKemik kistleri+4
Suat Çelik
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin tibia plato kırıklarında cerrahi tespit sonuçlarımız

Cerrahi teknik ve tespit materyallerindeki gelişime rağmen, farklı derecelerde eklem çökmesi, ayrışma ve yumuşak doku hasarıyla birlikte, geniş yaralanma spektrumuna sahip tibia plato kırıkları tedavisi güç olan ortopedik sorunlardan biridir. Bu çalışmanın amacı; F.Ü. Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Mayıs 2008 - Ocak 2013 tarihleri arasında tibia plato kırığı tanısıyla cerrahi olarak tedavi edilen olguların uzun dönem fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi ve kıyaslanması, olgularımızdaki başarı oranını ve ortaya çıkmış olan komplikasyonları belirlemek, gruplandırılmış olguları karşılaştırılarak kırık tipinin, yaşın fonksiyonel sonuç ve başarı oranı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Tibia plato kırığı mevcut olan 10'u kadın 15'i erkek 25 olgu tez kapsamına alındı ve olgular retrospektif olarak incelendi. Uygulanan ameliyatlarda hastalar 3 ayrı grupta incelendi. 1. grup açık redüksiyon ve kanüle vida ile internal tespit, 2. grup açık redüksiyon ve plakla internal tespit ve 3. grup kapalı redüksiyon ve perkutan tespitti. Her bir grup Rasmussen klinik ve Resnic - Niwoyama radyolojik değerlendirme skoruna göre kendi içinde analiz edildi. Rasmussen klinik değerlendirme ölçütlerine bakıldığında 1. ve 2. gruptaki 15 olguda %60'lık, 3. gruptaki 10 olguda ise %100'lük iyi ve mükemmel sonuçlar elde edilmiştir. Radyolojik olarak ise %52 başarılı (evre 0 ve evre 1)sonuçlar alınmıştır. Sonuç olarak tibia plato kırıklarında düşük enerjinin, anatomik redüksiyonun ve diz stabilitesinin orta dönem diz skoru ve fonksiyonel skorda prognozu belirleyen en önemli parametreler olduğunu düşünüyoruz. Tibia plato kırıkları eklemi ilgilendiren kırıklar olduğundan, kırığın tipi ve yeri, yer değiştirme ve parçalanmanın derecesi ve eşlik eden kemik ve yumuşak doku hasarları dikkate alınarak uygun cerrahi yöntem seçilmelidir. Anahtar Kelimeler: Rasmussen skoru, tibia plato kırıklar, kemik ve yumuşak doku hasarları

CerrahiKemik ve kemiklerKırıklar-kemik+5
Süleyman Gürbüz
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber interbody füzyon için yeni bir kafes tasarımının sonlu elemanlar modeliyle biyomekanik olarak değerlendirilmesi

AmaçBu çalışmada dejeneratif omurga hastalıklarının lomber interbody füzyon ile tedavisinde kullanılmak üzere biyocam içerikli yeni bir interbody kafes tasarlanması ve tasarlanan kafesin gerçek ortam ve sonlu elemanlar modeli ile biyomekanik olarak değerlendirilmesi ve tasarımının optimalize edilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem15,5mm x 15,5mm x 10,2mm boyutlarında biyocam kafes prototipi üretildi. Üretilen prototip kafes gerçek ortamda İnstron test cihazıyla ve sanal ortamda SEM ile değerlendirildi. Sonrasında ise iki yöntem karşılaştırıldı. Ardından üç adet lomber vertebra (L3-L4-L5) SEM ile modellendi. Bu model ile intakt omurga modeli, ve prototip kafesin işlenmesiyle elde edilen farklı geometrilerdeki biyocam kafesler sanal olarak değerlendirildi. Bu sanal değerlendirme sonrasında elde edilen verilerle, en uygun geometriye sahip kafes belirlendi ve üretimi yapıldı. Ardından üretilen bu kafeslere Dartec test cihazında basma testleri uygulandı. Aynı düzenek SEM ile de modellendi ve sanal olarak testler tekrarlandı ve sonuçlar karşılaştırıldı.BulgularPrototip (işlenmemiş) kafese instron test cihazında basma testi uygulandı. Elastik modülüs değeri 31,88 GPa ve maksimum kompresyon değeri 121,16 MPa olarak saptandı. Ardından SEM ile L3-L4-L5 omurga modeli geliştirildi. Bu model ile dört farklı kafes geometrisi 400 N aksiyel yüklenme ve 6 Nm moment uygulanarak fleksiyon, ekstansiyon, bending ve rotasyon hareketleri ile değerlendirildi ve en uygun kafes geometrisi saptandı. Ardından prototip kafes Challenger 2412 microcut tezgahında işlendi. Elde edilen üç adet kafese Dartec test cihazında basma testi uygulandı. Test sonucunda kafeslerin 4,3 kN, 3,9 kN ve 5,63 kN'luk yüklere dayanabildiği görüldü. Bu test SEM ile simüle edildi ve 5 kN'luk aksiyel yüklenme uygulandı. Gerçek test ve SEM testi sonuçlarının uyumlu olduğu görüldü.SonuçBu çalışmanın sonucunda tasarlanan biyocam kafesin yeterli biyomekanik güce sahip olduğu görüldü. Bu nedenle yeni geliştirilen biyocam kafesin, gelecekte interbody füzyon uygulamaları için ümit veren bir malzeme olduğu düşünülmektedir. Ancak, son ürünü elde edebilmek için, geliştirilen kafesin in vivo ortamdaki davranışının saptanabilmesi için değişik hayvan modellerinde denenmesine ihtiyaç vardır.Anahtar KelimelerDejeneratif lomber omurga hastalıkları, lomber interbody füzyon, interbody füzyon kafesi, biyocam, sonlu elemanlar modeli.

BiyocamBiyomekanikOmurga+3
Celal Bozkurt
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tavşan tibialarında oluşturulan segmenter kemik defektlerinin vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) yüklenmiş hidroksiapatit/jelatin matriks ile tedavisi

Ortopedik cerrahide, çeşitli nedenlerle karşılaşılan kemik defektlerinin tedavisinde greftlemeye başvurulmaktadır. Doku mühendisliği alanındaki gelişmeler, otojen greftlemeye alternatif olabilecek osteokondüktif yapıdaki sentetik greftlerin, kırık iyileşmesini uyarıcı kapasiteye sahip diğer faktörlerle birlikte kullanılabilmesine olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada da, anjiyogenez yolağını düzenleyerek kırık iyileşmesinde önemli bir rol oynayan Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü(VEGF) yüklenmiş hidroksiapatit içeren jelatin matriks(scaffold)in segmenter kemik defektlerinin tedavisindeki etkinliğinin araştırılması planlanmıştır. Bunun için 30 adet iskelet gelişimini tamamlamış Yeni Zelanda tavşanının sol tibialarında proksimal metadiyafizer bölgede 1 cm. uzunluğunda kemik defektler meydana getirilerek kaynamama modeli oluşturulmuştur. Kirschner telleri ile uygulanan intramedüller fiksasyonu takiben denekler üç gruba ayırılmış ve ilk gruptaki (kontrol) defekt boş bırakılmış, ikinci gruptaki defekt sentetik kemik grefti ile doldurulmuş, üçüncü gruba ise VEGF yüklenmiş sentetik kemik grefti uygulanmıştır. 6. ve 12. haftalarda her gruptan 5 adet denek feda edilerek kırık iyileşmesi radyolojik, histolojik ve kemik mineral yoğunluğu (DEXA) ölçümü ile değerlendirilmiştir. 6. haftada tüm gruplar arasında her üç kriterde anlamlı farklar tesbit edilmiştir; VEGF uygulanan gruptaki kaynama diğer gruplardan daha iyi, sentetik greft uygulanan gruptaki kaynama da kontrol grubundan daha iyi olarak izlenmiştir. 12. haftada ise VEGF uygulanan grup ile greft uygulanan grup arasında hiçbir kriterde anlamlı fark tesbit edilemezken, bu iki grubun tüm kriterler açısından kontrol grubundan daha iyi sonuçlara sahip olduğu belirlenmiş ve kontrol grubunda kaynama olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak bu deney modelinde, VEGF yüklenmiş HA/jelatin matriksin segmenter kemik defektlerinin tedavisinde etkili olduğu ve kaynamayı sağladığı gösterilmiştir.

Kemik nakli
Burak Yağmur Öztürk
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi sonuçlarımızın değerlendirilmesi

Total diz artroplastisinin birincil endikasyonu; dizde önemli miktarda deformite olsun veya olmasın, şiddetli artritin neden olduğu dize ait ağrıyı ortadan kaldırmaktır. İleri derecede deformiteye yol açan dejeneratif diz hastalıklarında total diz artroplastisi olguların yakınmalarını ve fonksiyonel sonuçlarını anlamlı derecede iyileştirmektedir.Ocak 2002- Aralık 2007 tarihleri arasında ileri derecede deformiteye ve ağrıya yol açan dejeneratif hastalık nedeniyle 40 hastanın (34 kadın, 6 erkek; ort. yaş 61.15; dağılım 54?75) 65 dizine total diz artroplastisi uygulandı. Dizlerin büyük çoğunluğunda tanı osteoartrit (37 diz, % 92.5) veya romatoid artrit (3 diz, %7.5) idi.Dizlerin 2'sinde (%3.1) arka çapraz bağı kesen tipte, 63'ünde (%96.9) arka çapraz bağı koruyan tipte artroplasti uygulandı. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası değerlendirmelerde Amerikan Diz Cemiyeti'nin skorlama sistemleri kullanıldı. Ortalama izlem süresi 29.3 ay (dağılım 11?74 ay) idi.Olguların %86.2 sinde sonuçlar iyi veya mükemmel bulundu. 2 hastada derin enfeksiyon, 3 hastada derin ven trombozu ve 1 hastada da patellar tendon ruptürü gelişti.Diz skorlarında ortalama 41.5 puanlık artış görüldü. Dizlerdeki fleksiyon kapasitesinde ise ameliyat öncesine göre ortalama 8.1 derecelik artış saptandı. Dizlerdeki ortalama dizilim açısı 4.8° valgus ve 3.5° varus bulundu.Revizyon nedenleri enfeksiyona bağlı sorunlar (2 diz; %3.07) ve aseptik gevşeme (3 diz; %4.6) idi.Anahtar kelimeler: Total diz artroplastisi, dejeneratif diz eklemi hastalıkları

Diz eklemiDiz protezi
Deniz Kargın
Fırat University
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi sonuçlarımız

Kas-iskelet sisteminin yapı ve işlevlerini bozan her durum hareket fonksiyonunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bireyin hareketini önemli ölçüde bozan durumlardan birisi, kalça ekleminde meydana gelen yapısal ve işlevsel bozukluklardır. Sıklıkla osteoartrit, romatoid artrit, femur boynu ve asetebulum kırığı, doğuştan kalça çıkığı gibi nedenler kalça ekleminde yapısal ve işlevsel bozukluklara neden olmaktadır.Çalışmamız da Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde 2002?2008 yılları arasında 72 hastanın 75 kalçası, klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Hastalardan 38'i kadın (% 52), 34'ü erkek (% 48), 40'ı (% 55.5) sol taraf, 29'u (% 40.2) sağ taraf ve 4' de (% 5.5) bilateral idi. Hastaların yaş dağılımı 26?88 (ort 64.3) arasında idi. Hastalara toplam 75 femoral komponent konuldu. Bu komponentlerin 10'u (% 13.3) çimentosuz olarak, 65'i (% 86.7) ise çimentolu olarak femura yerleştirildi. Hastalara toplam 75 asetabuler komponent konuldu. Bu komponentlerin 66'ı (% 88) vidalı asetabular komponent, 9'u (% 12) vidasız asetabuler komponent (poroz kaplı) idi. Hastaların klinik değerlendirmesinde Harris Kalça Değerlendirme Formu ve Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanıldı. Operasyon öncesi ortalama 36.7 olan Harris Kalça Değerlendirme Formu en son kontrolde 70.3, operasyon öncesi VAS ortalama 81.6 olup, en son kontrolde VAS ortalama 35.7 olduğu görüldü.Komplikasyon olarak; hastaların 8'inde (% 11) kalça luksasyonu, 2'sinde (% 2.7) femurda fissür, 1'inde (% 1.3) femur kırığı, 1'inde (% 1.3) DVT (derin ven trombozu), 2'sinde (% 2.7) femoral stemde gevşeme, 9'unda (% 12) heterotopik ossifikasyon ve 2'sinde (% 2.7) protez enfeksiyonu gelişti. Hastaların 12'sine (% 16) revizyon cerrahisi uygulandı.Sonuç olarak TKP'nin; doğru endikasyon, doğru implant seçimi, doğru cerrahi teknik, doğru postoperatif bakım ve rehabilitasyon sayesinde sonuçlarının çok iyi olduğunu görmekteyiz. Özellikle hayatı sınırlayan, 65 ve üzeri yaş grubunda görülen ve konservatif metodlarla giderilemeyen, tek cerrahi alternatifi kalça eklemi rezeksiyonu olan ağrının giderilmesinde TKP'nin çok önemli bir yeri vardır.Anahtar kelimeler: Total kalça protezi, artroplasti.

Tarık Altunkılıç
Fırat University
2009
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helikal plak ve düz plakların biyomekanik karşılaştırılması

İnternal fiksasyon için plaklar yüz yıldan uzun bir süredir kullanılmaktadır. Korozyon ve yetersiz dayanım gibi ilk problemler çözülmüşse de, yakın zamanda sunulmuş tasarımların bütün sorunları çözdüğü söylenemez.Bu çalışmada spiral ve oblik kırık tespitinde yeni yöntemlerden biri olan helikal plaklar ile düz plakların biyomekanik olarak karşılaştırılmasını amaçlandık. Karşılaştırma grupları, iki farklı plak tarafından tespit edilen iki farklı kırık tipinden oluşmaktadır. Seksen dört adet koyun tibiası temin edilip hazırlanarak, dört gruba (n=21) ayrıldı. Birinci gruptaki tibialar, transvers kırık oluşturularak düz kompresyon plağı ile tespit edildi. İkinci gruptaki tibialar, 45° oblik kırık oluşturularak düz kompresyon plağı ile tespit edildi. Üçüncü gruptaki tibialar, transvers kırık oluşturularak helikal plak ile tespit edildi. Dördüncü gruptaki tibialar, 45° oblik kırık oluşturularak helikal plak ile tespit edildi. Her bir grup kendi arasında üç alt gruba (n=7) ayrılarak her bir alt gruba; aksiyel kompresyon, bending ve torsiyon testleri uygulandı.Aksiyel kompresyon testinde her iki plak tespitinde de transvers kırık ile oblik kırık arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Üç nokta eğme testinde elde edilen değerler belirlenen gruplarla karşılaştırıldığında her iki kırık tipine uygulanan düz plak ve helikal plak tespitleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Torsiyon testleri sonucu elde edilen değerler belirlenen gruplar arasında karşılaştırıldığında her iki kırık tipine uygulanan düz plak ve helikal plak tespitleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi.Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz veriler ışığında kullanılan helikal plak tespiti maksimum torsiyon sertliği sağlarken aksiyel kompresyon ve bending yüklenme durumunda esnek bir sistem sağlamıştır.Anahtar kelimeler: Plaklı osteosentez, helikal plak, biyomekanik.

Murat Gürger
Fırat University
2009
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakolomber vertebra kırıklarında cerrahi tedavi sonuçlarımız

Torakal ve lomber omurga kırıkları ülkemizde ve dünyada çok sık görülen travmalardır. Özellikle trafik kazaları, ateşli silah yaralanmaları, yüksekten düşme, iş kazaları ve spor yaralanmalarındaki sayısal artışa paralel olarak, omurga kırıkları ve medulla spinalis yaralanmalarında da belirgin bir artış göze çarpmaktadır.Bu çalışmadaki amacımız; cerrahi tedavi uyguladığımız ve postoperatif takiplerini yaptığımız torakal ve lomber vertebra kırıklı olguların tedavi sonuçlarını literatür eşliğinde değerlendirmek, erken cerrahi girişimin medüller kanal restorasyonu ve nörolojik iyileşme üzerindeki etkisini, operasyona alınma süresi ile nörolojik defisitteki düzelme arasında ilişkiyi irdelemektir.Çalışmamızda 58 olgu retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalardan 22'i (% 38) kadın, 36'sı (% 62) erkek idi. Hastaların yaş dağılımı 16-72 (ort. 40.5) arasında idi. Hastaların vertebra kırık seviyeleri; 19'u (% 29.2) L1, 17'i (% 26.1) L2, 3'ü (% 4.5) L3, 4'ü (% 6.2) L4, 14'ü (% 21.5) T12, 2'i (% 3.1) T11, 2'i (% 3.1) T10, 2'i (% 3.1) T9, 1'i (% 1.6) T7, 1'i (% 1.6) T6 idi. Olguların operasyona alınma süreleri ise ortalama 5.2 gün ( 5 saat-19 gün) idi. Hastaların 57'sine (% 98.2) posterior, 1'ine (% 1.8) posterior + transtorasik cerrahi girişim uygulandı. Tüm olgularda Alıcı Spinal Sistem Enstrümantasyonu uygulandı.Olguların nörolojik değerlendirmesi Frankel sınıflamasına göre yapıldı. Hastaların son kontrolünde Denis'in ağrı ve iş skalası kullanılarak ağrı ve mesleki durumları değerlendirildi.Sonuç olarak; torakolomber vertebra kırıklarında cerrahi müdahale düşündüğümüz hastalar ne kadar erken operasyona alınır ve yeterli stabilizasyon sağlanırsa, nörolojik defisitli olgularda nörolojik defisit düzelme oranı yüksek ve tüm olgularda hasta konforu çok daha iyidir.Anahtar Kelimeler: Torakolomber vertebra, cerrahi.

Halil Gökçe
Fırat University
2009
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi taraması için yapılan kalça ultrasonografisi sonuçlarının değerlendirilmesi

Gelişimsel kalça displazisi, erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. 2007-2010 yılları arasında, gelişimsel kalça displazisi taraması amacıyla, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğimize başvuran 0-9 aylık 310 bebeğin 620 kalçası, Graf yöntemi kullanılarak ultrasonografik olarak incelendi. Olgularımızın 137'si (% 44.2) erkek, 173'ü (% 55.8) kızdı.İnceleme sonucunda, Graf metoduna göre sınıflandırıldığında; 620 kalçanın 43'ünde (% 6.93) tip Ia , 486 (% 78.39 ) tip Ib , 59 (%9.52) tip IIa , 2 (% 0.32) tip IIb, 9 (%1.45) tip IIc , 5 (%0.81) tip D , 13 (%2.1) tip III ve 3 (%0.48) tip IV kalça saptandı. Çalışmamızda displazi sıklığı %14.7, desentre kalça sıklığı ise %3.4 olarak bulundu.Displazik kalça sıklığının yüksekliği fizyolojik gelişim döneminde bulunan tip IIa (+) kalçaların çokluğuna, desentre kalça sıklığının yüksekliği ise kliniğimize doğumsal kalça çıkığı nedeni ile başvuran bebeklerin fazla olmasına bağlandı.Bebeklerin aileleri GKD ile ilgili olarak bilgilendirilmesine rağmen, kontrole çağrılan bebeklerin hemen hemen tamamının gelmemesinin, bölgemizde bazı inançların hala değişmediğini ve ulusal sağlık politikasının yetersiz olduğunu göstermektedir.Gelişimsel kalça displazisinin erken tanı ve takibinde ultrasonografinin önemli olduğu, ancak yenidoğan döneminde tip IIa(+) olgularımızın fazla olması özellikle fizyolojik gelişimin tamamlandığı ilk altı haftadan sonra kontrol ultrasonografi yapılmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.Sonuç olarak; statik kalça ultrasonografisi, kolay uygulanabilirliği ve yorumlanmasıyla, GKD'nin erken tanı ve takibinde etkili ve güvenilir bir yöntem olup, tüm yenidoğanlara ultrasonografik tarama yapılmalıdır.Anahtar kelimeler: Kalça displazisi, ultrasonografi, erken tanı, tarama

KalçaKalça çıkıklarıKalça çıkıkları-konjenital+3
Hacı Bayram Tosun
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkinlerdeki travmatik kalça çıkıkları ve sonuçları

Hüseyin Bayram
Çukurova University
1981
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otojen hamstring tendonlarıyla artroskopik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu cerrahisinin sonuçlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada semptomatik kronik ön çapraz bağ yırtığının dört katlı otojen Hamstring tendon grefti kullanılarak yapılan artrosko¬pik rekonstruksiyonunun erken dönem sonuçları incelenmiştir.2008 ? 2010 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında artroskopik olarak ön çapraz bağ yırtığı rekonstrüksiyonu yapılan 76 hasta incelendi. Tüm hastalar ortalama 25,6 (15 ? 37) ay sonunda fonksiyonel olarak Lysholm diz skorlaması, IKDC (International Knee Documentation Committee) skorlaması ve Tegner aktivi¬te skorlaması ile klinik olarak diz eklem hareket açıklığı, stabilite testleri, uyluk çevresi ölçümü ve kişisel memnuniyet ile değerlendirildi.Ameliyat öncesi Lysholm skoru ortalama 64,3 iken ameliyat sonrası son kontrolde 93,2 idi. IKDC skoruna göre hastaların ameliyat öncesi 74'ünde (% 97,36) sonuçlar C ve D olarak, ameliyat sonrasında ise 68'inde (% 89,48) sonuçlar A ve B, 8'inde (% 10,52) ise C olarak değerlendirildi.Cerrahi tedavi kararı alınırken hastanın yaşam tarzı ve beklentileri iyi anlaşılmalıdır. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu yapılan hastalarda en az cerrahi kadar önemli olan bir unsur da rehabilitasyon programıdır. Hastaya bunun en az cerrahi kadar önemli olduğu anlatılmalıdır.Ön çapraz bağ yırtıklarının, dört katlı otojen Hamstring tendon grefti kullanılarak yapılan artroskopik rekonstrüksiyonlarında hem fonksiyonel olarak düzelme hem de hastalarda yüksek memnuniyet oranları tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Ön çapraz bağ, otojen Hamstring tendon grefti, artroskopik rekonstrüksiyon.

ArtroskopiHamstring tendonlarıTendonlar+2
Sancar Serbest
Fırat University
2011
10