
392
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin ileri İngilizce ders programlarına ilişkin görüşlerinin sınıf düzeyine göre incelenmesi
Bu arastırmanın amacı, stanbul Teknik Üniversitesinde uygulanmakta olan leri ngilizce derslerinde kazandırılmak istenen okuma, yazma, konusma ve dinleme becerilere iliskin ögrenci görüslerini alarak, leri ngilizce ders programını degerlendirmektir. Arastırmanın çalısma grubunu, 2005-2006 ögretim yılı bahar döneminde 9 kredilik leri ngilizce ögretim programını tamamlamıs 381 ögrenci olusturmustur. Arastırmada betimsel arastırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılmıstır. Arastırmanın veri kaynagı, ögrencilere yönelik 34 soruluk bir anket formu ile elde edilmistir. Arastırmada kullanılan anket, iki bölümden olusmaktadır. Birinci bölümde ögrencilerle ilgili demografik bilgiler, ikinci bölümde ise leri ngilizce derslerinde gelistirilmesi tasarlanan dört becerinin degerlendirilmesine iliskin 31 madde yer almaktadır. Arastırmanın alt problemlerine yanıt bulmak amacıyla anketlerde elde edilen ögrenci görüsleri ortalama ve frekans hesapları yapılarak tablolara dönüstürülmüstür. Sınıf düzeyine göre farklılıkları belirlemek amacıyla iliskili gruplarda tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıstır. Arastırma sonuçlarına göre, leri ngilizce derslerinde kazandırılmak istenen okuma, yazma, konusma ve dinleme becerilere iliskin ögrenci görüslerinde alınan derslere göre anlamlı farklar bulunmustur. Ayrıca, ögrencilerin en çok zorlandıkları becerinin konusma becerisi oldugu ortaya çıkmıstır. Arastırmada ögrenci görüslerinden elde edilen bulgular, dört dil becerisini ögrencilere istenen düzeyde kazandırmak üzere programın iletisimsel ögretim programları ilkeleri dogrultusunda yeniden düzenlenmesini desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: leri ngilizce dersi, alt grup, üst grup, okuma becerisi, yazma becerisi, konusma becerisi, dinleme becerisi.
Bilim tarihi dersi veren öğretmenlerin bilimin doğasına ilişkin görüşlerinin incelenmesi ve alanlarına göre karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı bilim tarihi dersi veren öğretmenlerin bilimin doğası inanışlarını ve görüşlerinı incelemektir. Araştırmanın örneklemini 2021-2022 eğitim öğretim yılında Çankırı ili merkezinde ve ilçelerinde bulunan okullarda ortaöğretim kademesindeki görev yapan 160 öğretmen oluşturmaktadır. Öğretmenlerin 100'ü doğa bilimleri (biyoloji, fizik, kimya) 60'ı ise sosyal bilimler (tarih) alanında gelmektedir. Elde edilen veriler öğretmenlerin bilim doğasına ilişkin inanışları genel düzeylerinin orta seviyede olduğunu ve cinsiyet, eğitim düzeyi, lisans eğitiminde bilim tarihi dersi alma durumu ve diğer derslerden yardım alma durumu gibi faktörlerin öğretmenlerin inanışları üzerinde belirgin bir fark yaratmadığını göstermiştir. Fakat öğretmenlerin bilimin doğası inanışları eğitim ve öğretim alanlarına göre farklılaşmaktadır. Ayrıca, doğa bilimleri ve sosyal bilimler alanlarından gelen öğretmenler arasında bilimin doğasına ilişkin birçok konuda görüş farklılıkları olduğunu tespit edilmiştir. İlk grup genellikle daha gerçekçi bir bakış açısına, ikincisi ise daha kabul edilebilir bir perspektife sahiptir. Çalışmadan elde edilen veriler dikkate alınarak araştırmacılar ve uygulayıcılar için farklı öneriler sunulmuştur. Bu öneriler, öğretmenlerin bilim doğası ile ilgili inançlarını ve görüşlerini iyileştirmeyi ve öğrencilere daha etkili eğitim sunmak için stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Onuncu sınıf öğrencilerinin matematik başarılarını açıklayıcı bir model çalışması
Bu çalısmada 10. sınıf öğrencilerinin, matematik basarıları ile matematikle ilgili akademik benlikleri, matematik kaygıları, matematiğin doğasına iliskin inanısları, geçmis matematik basarıları ve mantıklı düsünme yetenekleri arasındaki açıklayıcı ve yordayıcı iliskiler örüntüsü incelenmistir. Çalısmaya bir devlet lisesine devam eden 348 onuncu sınıf öğrencisi katılmıstır. ?liskisel tarama türünde olan çalısmada öğrencilerin matematikle ilgili akademik benlik kavramlarını ölçmek için Brookover, Erikson ile Joiner (1967) tarafından gelistirilen ve Senemoğlu (1990) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ?Akademik Benlik Kavramı Ölçeği? kullanılmıstır. Öğrencilerin matematik kaygıları Erktin (1989) tarafından gelistirilen ?Matematik Kaygısı Ölçeği? ile ölçülmüstür. Öğrencilerin matematiğin doğasıyla ilgili inanıslarını ölçmek için Collier (1972) tarafından gelistirilen ve Türkçe'ye uyarlaması arastırmacı tarafından yapılan ?Matematik ve Matematik Öğretimiyle ?lgili ?nanıslar Ölçeği?nin ?Matematikle ?lgili ?nanıslar? alt boyutu kullanılmıstır. Öğrencilerin mantıklı düsünme yeteneklerini belirlemek amacıyla Tobin ve Capie (1981) tarafından gelistirilen ve Geban, Askar ile Özkan (1992) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ?Mantıksal Düsünme Yeteneği Testi? kullanılmıstır. Geçmis matematik basarısı, öğrencilerin 2005-2006 Öğretim Yılı dokuzuncu sınıf birinci dönem matematik dersi karne notları ile ölçülmüstür. Öğrencilerin 2006-2007 öğretim yılı onuncu sınıf birinci dönem matematik dersi karne notları ise matematik basarı ölçüsü olarak kabul edilmistir. Arastırmanın bulguları, matematik basarısı, matematikle ilgili akademik benlik, matematiğin doğasıyla ilgili inanıslar, matematik kaygısı, mantıklı düsünme yeteneği ve geçmis matematik basarısı arasındaki tüm ikili iliskilerin anlamlı olduğunu ortaya koymaktadır. Model analizi sonuçlarına göre sadece geçmis matematik basarısı ve matematikle ilgili akademik benlik kavramının matematik basarısını doğrudan anlamlı bir sekilde yordadığı bulunmustur. Matematik kaygısı ve matematiğin doğasıyla ilgili inanıslar matematikle ilgili akademik benlik vasıtası ile matematik basarısını etkilemektedir. Mantıklı düsünme yeteneğinin matematik basarısının doğrudan anlamlı bir yordayıcısı olmadığı ancak arastırmanın diğer bağımsız değiskenler aracılığıyla dolaylı bir sekilde matematik basarısıyla ilintili olduğu belirlenmistir. Böylece gelistirilen modelle matematik basarısındaki varyansın %48'nin açıklanabildiği görülmüstür. Anahtar Kelimeler: Geçmis matematik basarısı, matematikle ilgili akademik benlik, matematik kaygısı, matematiğin doğasıyla ilgili inanıslar, mantıklı düsünme yeteneği, matematik basarısı, matematik basarısının yordanması.
Ortaöğretim alan öğretmenliği öğretimi planlama ve değerlendirme dersi öğrencilerinin aktif öğrenme yaklaşımıyla düzenlenen eğitim durumu ile ilgili görüşleri
Ülkemizde bugüne kadar öğrenme ve öğretme ile ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. Fakat aktif öğrenme konusunda yapılmış olan çalışmalar neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu düşünceden hareketle aktif öğrenme ile ilgili bir çalışma yapmanın faydalı olacağı düşünülerek bu çalışma planlanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu araştırmanın amacı, ülkemizde bugüne kadar pek fazla araştırılmayan ve uygulama sahası bulamayan aktif öğrenme ile hazırlanan eğitim durumunun etkililiğinin, öğrenci görüş ve düşüncelerine göre değerlendirilmesidir. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemi birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Orta Öğretim Alan Öğretmenliği 2001-2002 yılı Güz Dönemi "Öğretimde Planlama ve Değerlendirme" dersini alan öğrenciler oluşturmuştur. Orta Öğretim Alan Öğretmenliği tezsiz yüksek lisans öğrencileri. Eğitim Programlan ve Öğretim Bölümü lisans öğrencileri. Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bölümü den bu dersi seçmeli olarak alanlar ve Doktora öğrencileri olmak üzere toplam 87 öğrenci araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem seçilirken bu programa devam etmekte olan fizik, kimya ve matematik lisans mezunları örnekleme dahil edilmiş, diğer öğrenciler örneklem dışında tutulmuştur. Araştırmacı tarafından geliştirilen eğitim durumu sınıf ortamında uygulanmış, uygulama süreci iki gözlemci tarafından izlenerek kayıt altına alınmış, uygulama sonrasında ise öğrenci görüşlerini değerlendirmek için bir anket uygulanmış daha sonra öğrencilerle grup odaklı görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonrasında elde edilen veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, aktif öğrenme ile hazırlanan eğitim durumunda farklı etkinliklerin birlikte uygulandığını, dersin sunumunda ve yapılan etkinliklerde öğretmenden çok öğrencinin merkezde olduğunu, öğrencilerin öğrenmeleri yönünde kendiliklerinden sorumluluk aldıklarını ortaya çıkarmıştır. Bunların yanı sıra, aktif öğrenme ile ilgili ders sürecinde elde edilen bilgilerinöğrenciler tarafından üretilmesi nedeniyle bilgilerin daha kaka ve etkin olduğu, yapılan ders içi ve ders dışı etkinliklerde öğrenci merkezli bir anlayışın hakim olduğu bunun sonucunda öğrencileri daha çok araştırmaya ve sorgulamaya yönelttiği öğrenciler tarafından belirtilmiştir. Diğer yandan aktif öğrenme ile hazırlanacak bir eğitim durumunda dikkat edilmesi gereken noktalar ise öğrenciler tarafından şöyle belirtilmiştir: Öncelikle eğitim ortamının ekip, donanım ve materyal açısından zengin olması, eğitim durumunu hazırlayacak olan öğretmenin öğrenme ve öğretme etkinliklerini iyi tanıması, aktif öğrenmenin sürekli olarak aynı ortamda uygulanmasının verimi düşürdüğü, aktif öğrenmenin her konu ve disipline uygun olmaması, kalabalık sınıflarda karşılaşılan uygulama güçlükleri, zamanın çok iyi planlanması. Aktif öğrenme günümüz toplumunun istediği ve ihtiyaç duyduğu insanın yetiştirilmesinde önemli bir görev üstlenebilir. Çünkü bu araştırmanın bulguları, aktif öğrenme ile işlenen dersin öğrenciler üzerinde olumlu bir etki bıraktığını ortaya koymuştur. Ayrıca öğrenmede kalıcılığı sağlamada, verimi en üst noktaya çekmede oldukça başarılı sayılmıştır. Sonuç olarak şunu diyebiliriz, üst düzey bilişsel basamakların kazandırılmasında önemli bir rol oynayabilecek olan aktif öğrenme, eğitim sürecinde kullanılabilir ve bu yolla yeni, çağdaş, katılımcı ve demokratik eğitim ortamları oluşturulabilir.
Öğretmenlerde yaşanan tükenmişlik sendromunun sınıf yönetimi sorunlarını çözme becerisine etkisi
Bu araştırmada, tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenlerinin sınıf yönetim sorunlarını nasıl ele aldıkları incelenmiştir. Araştırına kapsamına giren bireyler, Antalya ili sınırlan içindeki ilköğretim okullarında 2002-2003 eğitim öğretim yılında branş öğretmeni olarak görevini yürüten 100 öğretmen arasından tükenmişlik düzeyi yüksek olarak belirlenen 25 kişiden oluşmaktadır. Öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri "Maslach Tükenmişlik Envanteri" (Maslach, 1981) ile ölçülmüştür. Bireylerin özlük nitelMerini belirlemek için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Sınıf yönetim becerilerini betimlemek amacıyla da yan yapüandırılmış görüşme tekniği uygulanmıştır. Tükenmişlik düzeyleri yüksek çıkan öğretmenlerin görüşmeler sonucu verdikleri yanıtlar, öğretmen öğrenci ilişkileri, öğretim sürecinin düzenlenmesi, olumlu öğrenci davranışlarına ve sınıf sorunlarına yaklaşım biçimleri şeklindeki bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçlan şu şekilde özetlenebilir; 1. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri öğrenciler ile iyi ilişkiler kuramamaktadrr. 2. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri öğretim sürecini düzenlerken olumlu öğretim ortamı yaratamamakta, öğretimi daha etkili hale getirememektedir. 3. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri olumlu öğrenci davramşlanna ödüllendirerek yaklaşmakta ancak ödüllendirirken etkinlik peHştireçlerini, sosyal ve maddi pekiştireçleri çok az kullanmakta ve öğrencileri not ile ödüllendirmeyi tercih etmektedir. 4. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri sınıf içindeki olumsuz öğrenci davramşlarınm nedenlerini ailevi sebepler ya da yaş dönemi özellikleri gibi kendi kontrolleri dışında bir neden ile açıklamaktadrrlar.VI 5. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri sınıf içindeki sorun durumlarda olumsuz davranışı engellemek için bağırmayı, kızmayı ve küçük düşürmeyi tercih etmektedir.
Boğaziçi Üniversitesi'nde psikolojiye giriş dersi alan üniversite öğrencilerinin bilişsel biçemleri ile cinsiyetleri, alanları ve genel akademik başarıları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın genel amacı, Boğaziçi Üniversitesi'nde Psikolojiye Giriş dersi alan üniversite öğrencilerinin bilişsel biçemleri ile cinsiyetleri, alanları ve genel akademik basanları arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu belirlemek; aradaki farklılıklann istatistiksel olarak bir anlamlılık taşıyıp taşımadığım saptamaktır. Araştırma verileri, Richard J. Riding'in geliştirmiş olduğu bilgisayar temelli Bilişsel Biçemler Analizi (Cognitive Styles Analysis) kullanılarak; 74'ü kız, 42'si erkek olmak üzere toplam 116 öğrenci üzerinde yapılan uygulamadan elde edilmiştir. Öğrenci beyanları ve test uygulamasıyla elde edilen veriler, Pearson Ki-kare ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) gibi teknikler kullanılarak çözümlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulama yapılan öğrencilerin bilişsel biçemlerinin (bütüncül, orta ve analitik biçemler için) cinsiyetlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Öğrencilerin bilişsel biçemleri ile alanlarına ilişkin çözümleme sonucunda ise, öğrencilerin alanlarının bilişsel biçemlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Genel akademik başatı açısından yapılan çözümleme sonucunda da öğrencilerin genel akademik başarılarının bilişsel biçemlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur.
Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının öğrencilerin bilişötesi becerileri üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, ebeveyn tutumlarının öğrencilerin bilişötesi becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır Çalışmaya düz liseye ve süper liseye devam eden 305 öğrenci ve bu öğrencilerin ebeveynleri katılmıştır. Çalışmanın sonuçları niceliksel veriler kullanılarak elde edilmiştir. Niceliksel veriler, öğrencilerin ebeveynlerine uygulanan "Ebeveyn Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARI)" ve öğrencilere uygulanan "Bilişötesi ölçeği" ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde t testi istatistiği kullanılmıştır. Ebeveyn Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (aşırı koruyucu tutum, demokratik tutum, ev kadınlığı rolünü red, geçimsizlik, sıkı disipline dayalı baskıcı tutum) ve Bilişötesi Ölçeğin alt boyutları (farkındalık, kendini kontrol, bilişsel stratejiler, değerlendirme) kapsamında ayrı ayrı yapılan analizlerin sonuçlan, demokratik ebeveyn tutumunun değerlendirme becerisi üzerinde, annenin ev kadınlığı rolünü reddetmesinin bilişsel yöntemler, değerlendirme becerileri üzerinde, sıkı disipline dayalı baskıcı tutumunun da bilişsel stratejiler becerisi üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Diğer tanımların bu beceriler üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilmemiştir. iv
Deniz Harp Okulu 1'inci sınıf öğrencilerinin mezun oldukları lise ve lisans ders grupları ile öğrenme stilleri ve akademik başarıları arasındaki ilişki
Bu araştırmada, Deniz Harp Okulu l'inci sınıf öğrencilerinin mezun oldukları lise kaynağı ve lisans ders grupları ile öğrenme stilleri ve akademik başarılan arasındaki ilişkiler ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmada betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu; 2003-2004 eğitim ve öğretim yılında Deniz Harp Okulu Komutanlığı'nın l'inci sınıfinda öğrenim gören 231 öğrenciden oluşturulmuştur. Öğrencilerin öğrenme stillerini tespit etmek maksadıyla; Nurettin ŞİMŞEK tarafindan ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencilerinin öğrenme stillerini (biçemlerini) tespit etmek amacıyla 2002 yılında geliştirilen "BİG 16 Öğrenme Biçemleri Envanteri" kullanılmıştır. Söz konusu envanter, uygulanan grubun öğrenme sırasında kullandığı öğrenme ortamı ve yöntemlerine ilişkin olarak, öğrencilerin sahip oldukları öğrenme stillerini; bedensel (kinesthetic), işitsel (auditory) ve görsel (visual) olmak üzere üç temel öğrenme stiline ayırmaktadır. Öğrencilerin akademik basanlarına ilişkin olarak da, 2003-2004 eğitim ve öğretim yık l'inci dönem sonu notlan kullanılmıştır. Veri çözümlemesi esnasında, değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve ortalamalar arasında farklılık olup olmadığını tespit etmek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)'nden istifade edilmiştir. Ortalamalar arasında çoklu kaşılaştırma gerektiği durumlarda da "Tukey HSD" testinden yararlanılmıştır. Söz konusu işlemler "SPSS 9.01" paket programı vasıtasıyla, 0.05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda; - Deniz Harp Okulu l'inci sınıf öğrencilerinin BİG 16 Öğrenme Stilleri (Biçemleri) Envanterinden aldıklan görsel, işitsel ve bedensel stil puan ortalamalan arasında 0.05 manidarlık düzeyinde anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Aynca, öğrenme stili puan ortalamalan arasında, yine 0.05 manidarlık düzeyinde en yüksek olanın, "görsel öğrenme stili" puanlan olduğu tespit edilmiştir. -II-- Deniz Harp Okulu Find sınıf öğrencilerinin sahip oldukları öğrenme stilleri ile lise kaynağı (askeri lise-sivil lise) arasında 0.05 manidarlık düzeyinde anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. - Deniz Harp Okulu l'inci sınıf öğrencilerinin envanterden aldıkları öğrenme stili puanlan ile ders gruplarına göre akademik başarılan arasında 0.05 manidarlık düzeyinde bir ilişki olup olmadığı araştırılmış ve yalnızca "savaş beden eğitimi dersi notlan" ile "bedensel öğrenme stili puanlan" arasında (r=0.13; p=0.05) ve yine "savaş beden eğitimi dersi notlan" ile "görsel öğrenme stili puanlan" arasında (r=0.15; p=0.02) pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. - Farklı öğrenme stili gruplarındaki öğrencilerin, belirli bir ders grubuna ait akademik başarılan arasında 0.05 düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. -III-
Bilişsel koçluk yöntemiyle öğretilen bilişsel farkındalık stratejilerinin altıncı sınıf sosyal bilgiler dersinde öğrencilerin epistemolojik inançlarına, bilişsel farkındalık becerilerine, akademik başarılarına ve bunların kalıcılıklarına etkisi
Bu çalışmada, bilişsel koçluğa dayalı bilişsel farkındalık stratejileri temel alınarak yapılan öğretimin, epistemolojik inançlara, bilişsel farkındalık becerilerine ve akademik başarıya ve bunların kalıcılığına etkisi araştırılmıştır. Araştırma deneysel araştırma modellerinden biri olan ön test-son test kontrol gruplu deneme modeline göre desenlenmiştir. Çalışmada gruplar iki kontrol ve bir deney grubu desenine göre oluşturulmuştur. Araştırmacı deney ve ikinci kontrol gruplarının derslerine ilgili ünitede girmiş, birinci kontrol grubunun dersi sınıf öğretmenince yürütülmüştür.Araştırma 2007-2008 öğretim yılı bahar döneminde Adana İli Seyhan İlçesindeki yer alan İsmet İnönü, Celalettin Seyhan ve Töbank İlköğretim Okullarının altıncı sınıf öğrencileri üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada deney grubunda 20 öğrenci; birinci kontrol grubunda 25 öğrenci ve ikinci kontrol grubunda ise 25 öğrenci olmak üzere toplam 70 öğrenci, çalışma grubunda yer almıştır. Gruplar; ``Ülkemizin Kaynakları Başarı Testti'', ``Bilişsel Farkındalık Ölçeği'', ``Epistemolojik İnançlar Ölçeği'' ve ``SED'' ön test sonuçları dikkatte alınarak eşitlenmiştir.Araştırma süresince elde edilen veriler, SPSS 15.0 istatistik paket programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Verilerin aritmetik ortalamaları, standart sapmaları betimsel olarak verildikten sonra, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve kovaryans analizleri (Ancova) ile korelasyon analizleri yapılmıştır.Sonuç olarak, başarı testinden elde edilen toplam, hatırlama, anlama ve üst düzey kazanım puanları açısından deney grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Başarı testi kalıcılık puanları açısından ise toplam, anlama, üst düzey kazanım puanları açısından deney grubu lehine anlamlı bir farklılık gözlenirken hatırlama puanı açısından ise birinci kontrol grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bilişsel farkındalık ölçeğinden elde edilen bulgulara bakıldığında, kendini denetleme, değerlendirme, farkında olma ve bilişsel stratejiler açısından deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Farkında olma boyutunda son test puanları açısında deney grubu ile birinci kontrol grubu ve deney grubu ile ikinci kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunurken birinci kontrol ve ikinci kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunamamıştır. Bilişsel farkındalık ölçeğinin kalıcılık puanları açısından ise farkında olma boyutunda deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunurken, bilişsel stratejiler ve değerlendirme boyutlarında deney grubu lehine anlamlı bir farlılık bulunamamıştır. Buna karşın ikinci kontrol grubu kendini denetleme boyutunda kalıcılık testinde anlamlı farklılaşma göstermiştir. Epistemolojik inançlar ölçeğine baktığımızda ise öğrenmenin çabaya bağlı olduğuna dair inanç boyutunda deney grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunamamıştır Öğrenmenin yeteneğe bağlı olduğuna dair inanç boyutundaysa deney grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Tek bir doğrunun olduğuna dair inanç boyutunda son test sonuçlarına baktığımızdaysa deney grubu lehine anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Deneysel desenin epistemolojik inançlar ölçeğinin kalıcılık üzerindeki etkisine baktığımızdaysa öğrenmenin çabaya bağlı olduğuna dair ve öğrenmenin yeteneğe bağlı olduğuna dair inanç boyutlarında deney grubu lehine anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Epistemolojik inanç ölçeği öğrenmenin yeteneğe bağlı olduğuna dair inançta kalıcılık açısından deney grubu ile birinci kontrol ve birinci ikinci kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Tek bir doğrunun olduğuna dair inanç boyutundaysa kalıcılık puanları acısından gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma bulunamamıştır. Araştırmanın nitel bulgularına bakıldığındaysa bilişsel koçluk yöntemiyle öğretilen bilişsel farkındalık stratejisi uygulama adımlarıyla ilgili olarak deney grubundaki öğrenciler dersi olumlu değerlendirdiklerini, konuyu daha iyi anladıklarını ve bilişsel farkındalık becerilerini kazanıp diğer derslerde de uyguladıklarını belirtmişlerdir.
İlköğretim beşinci sınıf sosyal bilgiler programında belirlenen değerlerin kazanım düzeyleri ve bu süreçte yaşanılan sorunların değerlendirilmesi
Toplumların değişen beklenti ve istekleri toplumun yapı taşı olan insanların yaşama tarzlarının ve anlayışlarının değişmesiyle şekillenir. Düşünebilen ve düşündükleriyle hareket edebilen varlık insan yaşadığı toplumu yönlendirdiği gibi, yaşadığı toplum tarafından da yönlendirilmektedir.Saygın ve değerli bireylerin varlığı her toplum için önemli olduğu kadar Türk Toplumu içinde önemlidir. Bu düşünce ile 2005 yılında yenilenen ilköğretim programında bireylerin kişisel gelişimlerine yardımcı olan değerlerin eğitimi geniş yer almaktadır. Bu araştırma İlköğretim Beşinci Sosyal Bilgiler programında yer alan değerlerin (adil olma, sorumluluk, dayanışma ve tarihsel mirasa duyarlılık) eğitimi ile ilgilidir. Beşinci sınıf öğrenci ailelerinin sosyo-ekonomik düzeyi ve ailelerin öğrenim düzeylerinin öğrencilerin değerleri kazanım sürecinde etkileri Adana ili merkez ilçelerinde (Seyhan-Yüreğir) yer alan 20 okulda araştırılmıştır.Araştırmada farklı sosyo-ekonomik düzeyde bulunan okullar seçilip öğrencilerin ahlaki gelişim düzeylerini belirlemek amacı ile beşinci sınıf öğrencilerinden oluşan örnekleme her değer için farklı öykülerden oluşan (adil olma, sorumluluk, dayanışma, tarihsel mirasa duyarlılık) ahlaki ikilem formları uygulanmıştır. Öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeyleri göz önüne alınarak değerleri kazanım düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırmada 82 tane beşinci sınıf öğretmeni ile anket çalışması yapılmıştır. Ankette değer kazanımı sürecinde öğretmenlerin karşılaştıkları sorunlar ve öğrencilerin değerleri kazanım düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca ankete katılan öğretmenlerden dokuzu ile görüşme yapılmıştır. Görüşme sürecinde öğretmenlere değer öğretiminde yaşanılan güçlükler, öğrenci değer kazanımına programın, aile öğrenim düzeyinin ve ailenin sosyo-ekonomik düzeyinin etkisi ile ilgili sorular sorulmuştur.Nitel ve nicel veri toplama teknikleri ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılmıştır. SPSS 11 istatistik programı ile verilerin analizi yapılmış ve bulgular karşılaştırılmıştır. Öğrenci ve öğretmenlerle yapılan çalışmaların sonuçları benzerlik taşımaktadır.Öğrencilere uygulanan ahlaki ikilem formlarına göre sosyo-ekonomik düzeyin değer kazanımında farklılık yaratmadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin adil olma, sorumluluk, dayanışma ve tarihsel mirasa duyarlılık değerlerini kazanım düzeyleri Kohlberg'in ahlaki gelişim kuramına göre ikinci düzey olan geleneksel düzeyde yer almaktadır. Öğretmenler ise öğrencilerin değer kazanımında yetersiz olduklarını ve bunun ailelerin öğrenim düzeylerinden kaynaklı olabileceğini belirtmişlerdir. Alt sosyo-ekonomik düzey ve üst sosyo-ekonomik düzey öğrencilerin değer kazanımında kimi zaman olumlu bir etken iken, kimi zaman olumsuz etken olarak ortaya çıkmaktadır.Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre öğrencilerin değer kazanımı Kohlberg'in ahlaki gelişim kuramına göre genel olarak olması gereken düzeydedir. Ancak yüksek öğrenimi tamamlamış ailelerin çocukları değer kazanımında öğrenim düzeyi düşük velileri olan öğrencilere göre daha başarılı oldukları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Değerler Eğitimi, Adil Olma, Sorumluluk, Dayanışma, Tarihsel Mirasa Duyarlılık
Çoklu zekâ kuramı destekli proje tabanlı öğrenme yönteminin sosyal bilgiler dersinde akademik başarı, tutum ve kalıcılığa etkisi
Bu araştırmanın temel amacı; ilköğretim dördüncü sınıf sosyal bilgiler dersinde kullanılan çoklu zekâ kuramı destekli proje tabanlı öğrenme yönteminin işe koşulduğu grup (deney grubu) ile ilköğretim dördüncü sınıf sosyal bilgiler programı doğrultusunda öğretimin işe koşulduğu grubun (kontrol grubu) sosyal bilgiler dersine ilişkin tutumları, akademik başarıları ve kalıcılık puanları arasında anlamlı bir fark olup olmadığını sınamaktır.Araştırma, öntest-sontest kontrol gruplu deneme modelinde tasarlanmıştır. Uygulama, 2007-2008 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında, Adana İli Ceyhan ilçesinde bulunan alt sosyo-ekonomik düzeydeki bir devlet ilköğretim okulunun iki dersliğinde okuyan toplam 50 öğrenci üzerinde, iki haftası hazırlık olmak üzere sekiz hafta süreyle gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, çoklu zekâ kuramı destekli proje tabanlı öğrenme yönteminin etkililiğini sınamak için aynı okulda ters devrelerde bulunan bir deney ve bir kontrol grubu seçilmiştir. Deney grubunda dersler, çoklu zekâ kuramı destekli proje tabanlı öğrenme yöntemi, kontrol grubunda ise 2005?2006 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programında belirtilen içerik doğrultusunda işlenmiştir. Dersler, deney grubunda araştırmacı, kontrol grubunda ise sınıf öğretmeni tarafından yürütülmüştür.Araştırma, ?öntest-sontest kontrol gruplu? deneme modeline göre desenlenmiştir. Ancak gruplar bütün özellikleriyle eşitlenemediğinden bu yönüyle yarı deneysel bir çalışma olarak nitelendirilebilir. Araştırmada deney ve kontrol gruplarına, deneysel işlemler başlamadan önce ve deneysel işlemlerin bitiminde ?Sosyal Bilgiler Dersine İlişkin Tutum Ölçeği? ve ?Sosyal Bilgiler Dersi Başarı Testi? uygulanmıştır. Deneysel işlem başlamadan önce bütün gruplardaki öğrencilerin çoklu zekâ alanlarına yönelik tercihlerini belirlemek amacıyla ?Teele Çoklu Zekâ Envanteri? uygulanmıştır. Araştırmada başarı testi ve tutum ölçeğinden elde edilen veriler üzerinde, istatistiksel teknik olarak kovaryans analizi kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<.05 olarak alınmıştır.Araştırmada, başarı testi ve tutum ölçeğinden elde edilen sontest puanları açısından deney ve kontrol grupları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken, kalıcılık puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, çoklu zekâ kuramı destekli proje tabanlı öğrenme yönteminin öğrencilerin sosyal bilgiler dersindeki akademik başarılarını arttırmada ve derse ilişkin tutumlarını olumlu yönde geliştirmede etkili olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Çoklu Zekâ Kuramı, Proje Tabanlı Öğrenme, Sosyal Bilgiler
Dokuzuncu sınıf öğrencilerinin öğrenme stilleri ve çoklu zekâ alanlarının incelenmesi
Bu araştırma ile; dokuzuncu sınıf öğrencilerinin cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi ve okul türü değişkenlerine göre öğrenme stilleri puanları ile çoklu zekâ alanları puanlarının anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadıkları; öğrencilerin öğrenme stilleri puanları, çoklu zekâ alanları puanları ve akademik başarıları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı, çoklu zekâ alanları puanlarının öğrenme stilleri puanlarını ne kadar yordadığı araştırılmıştır.Araştırmanın evrenini Adana ili Seyhan ve Çukurova merkez ilçelerinde yer alan, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören, özel ve devlet ortaöğretim kurumları dokuzuncu sınıf öğrencileridir. Araştırma oranlı küme örnekleme yoluyla tesadüfi olarak seçilen 254'ü devlet okullarında ve 264'ü özel okullarda okuyan öğrenciler olmak üzere, 235 erkek, 283 kız ve toplamda 518 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın modeli ilişkisel taramadır. Araştırmada üç veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlar; araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu?, Seber (2001) tarafından geliştirilen ?Çoklu Zekâ Alanlarında Kendini Değerlendirme Envanteri? ve Şimşek (2002) tarafından geliştirilen ?BİG 16 Öğrenme Biçemleri Envanteri? dir.Verilerin çözümlenmesinde, frekans ve yüzde, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson momentler çarpımı korelasyonu ve aşamalı çoklu doğrusal regrasyon analizi kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizlerde 0.05 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Analizlerin yapılmasında, SPSS 11.5 istatistik paket programından faydalanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlar aşağıda özetlenmiştir:Öğrencilerin, öncelikle görsel, daha sonra işitsel ve bedensel/kinestetik öğrenme stillerini tercih ettikleri belirlenmiştir. Ayrıca cinsiyet açısından ?işitsel öğrenme stilinde? kızlar lehineiianlamlı bir farklılaşma olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin öğrenme stili puanlarının anne-baba eğitim düzeyine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Okul türü açısından ise, ?işitsel öğrenme stilinde? devlet okulu öğrencileri lehine anlamlı bir farklılaşma olduğu ortaya çıkmıştır.Çalışmada çoklu zekâ alanları ile ilgili sonuçlara bakıldığında, öğrencilerin en yüksek ortalamaya ?içsel/özedönük? zekâ alanında sahip oldukları; ?mantıksal/matematiksel? zekâ alanında ise en düşük ortalamaya sahip oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin, ?sözel/dilsel, görsel/uzamsal, bedensel/kinestetik, müziksel/ritimsel ve sosyal/kişilerarası? zekâ alanları puanları ile cinsiyet arasında kızların lehine anlamlı bir farklılaşma olduğu saptanmıştır. Anne-baba eğitim düzeyi açısından ise öğrencilerin, çoklu zekâ alanları puanlarından ?müziksel/ritimsel ve doğa zekâ alanı? ile anne eğitim düzeyi arasında; ?müziksel/ritimsel zekâ alanı? ile baba eğitim düzeyi arasında anlamlı bir farklılaşma olduğu belirlenmiştir. Okul türü açısından; hem ?sözel/dilsel? hem de ?doğa? zekâ alanlarında devlet okulları lehine anlamlı bir farklılaşma olduğu ortaya çıkmıştır.Araştırmada öğrencilerin öğrenme stilleri puanları ile akademik başarı puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Çoklu zekâ alanları puanları ve akademik başarı puanları arasında ise; en az iki zekâ tipine birden sahip olan, yani karma zekâ alanlarına sahip olan öğrencilerin çoklu zekâ puanları ile akademik başarı puanları arasında düşük pozitif doğrusal bir ilişki olduğu bulunmuştur.Son olarak da bu araştırmada, öğrencilerin öğrenme stilleri puanları ve çoklu zekâ alanı puanları arasında ; ?görsel öğrenme stili ile görsel/uzamsal zekâ alanı?, ?bedensel/kinestetik öğrenme stili ile bedensel/kinestetik zekâ alanı?, ?işitsel öğrenme stili ile sözel/dilsel zekâ alanı? arasında pozitif doğrusal bir ilişki olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin çoklu zekâ alanı puanlarının öğrenme stilleri puanlarını ne kadar yordadığına bakıldığında ise; ?görsel/uzamsal çoklu zekâ alanının görsel öğrenme stilini %35, bedensel/kinestetik çoklu zekâ alanının bedensel/kinestetik öğrenme stilini %28 ve sözel/dilsel çoklu zekâ alanının işitsel/öğrenme stilini %25 oranında? açıkladığı ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Öğrenme, Öğrenme Kuramları, Öğrenme Stilleri, Zekâ, Çoklu Zekâ Kuramı.
Okul öncesi eğitimde rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine ilişkin öğretmen görüşleri: Yozgat ili örneği
Bu araştırmanın amacı okul öncesi öğretmenlerinin rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine ilişkin görüşlerini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu Yozgat ilinde görev yapmakta olan 24 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından yapılan görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Araştırmada katılımcıların kişisel bilgilerini belirlemek amacıyla kişisel bilgiler formu kullanılmıştır. Bu araştırmada toplanan veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre okul öncesi öğretmenlerinin, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini; rehber öğretmenlerin yapmış olduğu "kılavuzluk", "yardım", "bilgilendirme" ve "iş birliği" hizmeti olarak değerlendirdikleri belirlenmiştir. Ayrıca öğretmenlerin görüşlerine göre veli ve öğretmenlerin rehberlik öğretmenine en çok; davranış problemleri, özel gereksinimi öğrenciler, uyum problemleri ve aile kaynaklı sorunlarla ilgili durumlarda ihtiyaç duydukları görülmüştür. Öğretmenlerin mesleki ve eğitsel rehberlik alanlarında kendilerini yeterli gördüğü; kişisel rehberlik alanında desteğe ihtiyaç duydukları görülmüştür. Okul öncesi öğretmenlerinin, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin okul öncesi eğitim kurumlarında olması gerektiğini ancak aldıkları rehberlik hizmetlerinin yeterli olmadığını değerlendirdikleri görülmüştür.
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü mezunu öğretmenlerin öğretmenlik deneyimlerinin incelenmesi
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi tarafından 2000 yılında Okul Öncesi bölümü açılmış ve aynı yıl bölüme öğrenci alınmaya başlanmıştır. Bölümü sadece kız meslek lisesi çocuk gelişimi bölümünden mezun olmuş ve üniversiteye giriş sınavından yeterli puanı almış öğrenciler tercih edebilmişlerdir. 2011 yılına kadar bu şartları sağlayan öğrencilerin alımı devam etmiş ve 2012 yılında öğrenci alımına son verilmiştir. Sadece mevcut öğrenciler mezun edilerek bölüm daha sonra kapatılmıştır. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi mezunu okul öncesi öğretmenlerinin kendi özgün anlatılarına dayalı mesleki deneyimleri ortaya çıkarılmak istenmiştir. Çalışmanın yöntemi sözlü tarih yöntemi olup görüşülen kişilere kartopu tekniği ile ulaşılıp görüşmeler öğretmenlerin izinleri doğrultusunda kayıt altına alınıp gerçekleştirilmiştir. Görüşülen öğretmenlerin tamamı kadın olup, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Okul Öncesi Lisans Programı bölümü mezunu, ikisi deneme amaçlı toplam 22 kişiden oluşmaktadır. Çalışmanın bulgular kısmı görüşmelerden edinilen detaylı özgün anlatıları kapsamaktadır. Görüşmelerden elde edilen verilerin analizi sonucu ulaşılan bulgulara göre öğretmenlerin açık öğretim fakültesini tercih etmelerinin en büyük nedenlerinden birinin ailenin yanında kalmak olduğu görülmüştür. Ailelerinin yanında kalan bireyler eğitimlerine maddi olarak daha rahat devam etmişlerdir. Eğitimleri süresinde ücretli öğretmenlik yapma olanaklarının olması da öğrenciye maddi ve mesleki deneyim açısından üstünlük sağlamış ancak derslerle birlikte yürütüldüğü için öğrencileri oldukça yorduğu görülmüştür. Öğrenciler alan derslerinin daha verimli geçtiğini ifade etmişlerdir. Açık öğretim fakültesinde okumanın en önemli olumsuzluğunun ise iletişimsizlik olduğunu söylemişlerdir. Dersin öğretmeniyle görüşme imkânı bulamayan öğrenciler, öğretmenlerin tecrübelerinden yararlanma şansı da bulamadıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenler genel olarak açık öğretim mezunu olmanın herhangi bir sınırlılığının olmadığını belirtmişlerdir. Ancak yüz yüze eğitimin açık öğretime göre daha iyi olduğunu vurgulayanlar da olmuştur. Anahtar Kelimeler: Açık Öğretim, Okul Öncesi Eğitimi, Sözlü Tarih Yöntemi
Ortaöğretim öğrencilerinin girişimcilik becerilerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmada Tokat il genelindeki ortaöğretim öğrencilerinin girişimcilik becerilerinin bazı demografik özellikler, duygusal zekâ, okul iklimi ve anne-baba tutumları bağlamında analiz edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma yönteminden korelasyonel araştırma deseni kullanılarak tasarlanmıştır. Araştırmanın verileri dijital hale dönüştürülen anketlerin okul yöneticileri tarafından çevrimiçi olarak öğrencilere ulaştırılması şeklinde elde edilmiştir. Araştırmada 1962 ortaöğretim öğrencisinden veri toplanmıştır. Araştırmadaki veriler araştırmacının hazırladığı "Kişisel Bilgi Formu", Orhan (2017) tarafından ülkemize uyarlanan "Girişimcilik Potansiyelini Belirleme Envanteri", Arslan ve Kayıhan (2016) tarafından ülkemize uyarlanan "Duygusal Zekâ Ölçeği" Çalık ve Kurt'un (2010) geliştirdiği "Okul İklimi Ölçeği" ve Yılmaz'ın (2000) uyarlama çalışmasını yaptığı "Anne-Baba Tutum Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 22 programına aktarılarak analiz çalışmaları yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre girişimcilik becerilerinin erkek öğrenciler lehine anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu, yaş ile girişimcilik arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu; girişimcilik becerisinin yaşanılan yerleşim birimi, okulun bulunduğu yerleşim birimi ve lise türüne göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı, akademik başarı ile girişimcilik arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, girişimcilik ile okul iklimi duygusal zekâ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ve girişimcilik becerisinin demokratik ve izin verici-hoşgörülü aile tutumları ile yetiştirilen katılımcılarda anlamlı bir şekilde daha yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Ortaöğretim kademesinde girişimcilik eğitimlerinin yaygınlaştırılması, kız öğrencilerin girişimcilik motivasyonunu artırıcı etkinliklerin planlanıp uygulanması, ortaöğretim girişimcilik dersi öğretim programının kazanımlarının uygulamaya yönelik kısımlarının artırılması, kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi, ortaöğretim öğrencilerinin duygusal zekâlarını geliştirici öğrenme alanlarının oluşturulması, okul ikliminin geliştirilmesi ve anne babalara demokratik tutum kazandırmaya yönelik eğitimlerin düzenlenmesi önerilmiştir.
Fatih projesi kapsamında öğretmenlerin öğretim etkinliklerinde tablet bilgisayarları kullanmaya ilişkin tutumları ve yenilikçi uygulamaları
Bu araştırma ile Gaziantep İli, Şahinbey ve Şehitkamil İlçelerinde yer alan Anadolu Lisesi öğretmenlerinin FATİH Projesi kapsamında dağıtılan tabletleri öğretim etkinliklerinde kullanmaya yönelik tutumları ve yenilikçi uygulamaları belirlenmeye çalışılmıştır. 2014-2015 eğitim öğretim yılında yapılan bu çalışma karma modelde gerçekleştirilmiş bir çalışmadır. Araştırmanın nicel kısmında öğretmenlerin tablet bilgisayarları kullanmaya ilişkin tutumları araştırmacının kendisi tarafından geliştirilen "Öğretim Etkinliklerinde Tablet Bilgisayar Kullanma Tutum Ölçeği" ile belirlenmeye çalışılmıştır. Cronbach alfa katsayısı ,95 olarak belirlenen bu ölçek araştırmanın tüm evrenini oluşturan toplam 1120 öğretmene ulaştırılmış; ancak 683 anket geri alınabilmiştir. Bu anketler aracılığıyla araştırmaya katılan öğretmenlerin tutum puanlarının bölüm (branş), yaş, hizmet süresi, bilgisayar kullanma süresi ve etkileşimli tahta kullanma sıklığına göre manidar bir farklılık gösterip göstermediği tek yönlü varyans analizi ile diğer bulgular ise yüzde ve frekans ile incelenmiştir. Öğretmenlerin tutum puanlarının bölüm, yaş, hizmet süresi, bilgisayar kullanma süresine göre manidar bir farklılık göstermezken etkileşimli tahta kullanma sıklıklarına göre manidar bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Öte yandan yenilikçi uygulamalar kısmında ise öğretmenlerin ödev gönderme, toplama, dönüt verme, ders sunumu yapma, ölçme-değerlendirme ve kıyaslama çalışmalarında tablet bilgisayarları kullanamadıkları tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında ise öğretmenler ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler ile öğretmenlerin genel anlamda derslerinde tablet bilgisayarları öğretim amaçlı kullanamadıkları, kullanmak için teknopedagojik anlamda eğitim desteğine ihtiyaç duydukları belirlenmiştir.
Ortaokul öğrencilerinin öğrenme sürecinde yardım isteme eğilimlerinin, sınıf iklimi ve öğrenme sorumluluğu algılarının incelenmesi
Bu çalışmada, ortaokul öğrencilerinin öğrenme sürecinde yardım isteme eğilimleri, sınıf iklimi ve öğrenme sorumluluğu algılarının sınıf düzeyi, cinsiyet ve anne baba eğitim durumlarına göre incelenmesi; sınıf iklimi ve öğrenme sorumluluğu algılarının yardım isteme eğilimini yordama düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modelinde olan araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılında Ankara ili Çubuk ilçesinde öğrenim gören 750 ortaokul öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Sınıf İklimi Envanteri, Öğrenme Sorumluluğu Ölçeği (ÖSÖ-I) ve Öğrenme Sürecinde Yardım İsteme Ölçeği (ÖSYİÖ) ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, normallik varsayımı incelendikten sonra gruplar arası farklılıkların olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), post hoc testlerinden Games Howell, Tukey HSD testleri; değişkenler arası ilişkiyi incelemek için Pearson korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre yardım istemeden kaçınma ve yüzeysel yardım isteme alt boyutlarında 8. sınıf öğrencilerinin anlamlı düzeyde yüksek eğilime sahip oldukları tespit edilmiştir. Etkili yardım istemede kız öğrenciler lehine anlamlı farklılık bulunurken kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla yardım istemeden kaçınma eğilimi gösterdikleri; erkek öğrencilerin de kız öğrencilere göre daha fazla yüzeysel yardım isteme eğiliminde oldukları saptanmıştır.Öğrenme sorumluluğu ölçeği ve alt boyutlarında 5.sınıflar lehine anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Sınıf düzeylerine göre öğrenme sorumluluğu ölçeği ve ders süreci öğrenme sorumluluğu alt boyutunda kız öğrenciler lehine bir farklılık bulunmuştur. Araştırma sonucuna göre ortaokul öğrencilerinin yardım isteme eğilimleri ile sınıf iklimi algıları ve öğrenme sorumluluğu düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Sınıf iklimi ve öğrenme sorumluluğu algılarının yardım isteme eğiliminin anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır.
4MAT öğretim modelinin ilkokul 4. sınıf İngilizce dersi öğrenci başarısına etkisinin incelenmesi
Bu araştırma ile sınıftaki tüm öğrencilerin öğrenme stillerine uygun olarak öğrenme öğretme ortamları sunan 4MAT öğretim modelinin ilkokul 4. sınıf İngilizce dersinde öğrenci başarısı üzerine etkisi ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda İlkokul 4. Sınıf İngilizce öğretim programında bulunan "Cartoon Characters, "My Day" ve "Doing Experiment" ünitelerindeki etkinlikler 4MAT öğretim modeline uygun olarak düzenlenmiştir ve 4MAT öğretim modelinin öğrenci başarısına etkisi incelenmiştir. 4MAT öğretim modelinin akademik başarıya etkisi ön test son test kontrol gruplu zayıf deneysel yöntem kullanılarak araştırılmıştır.Bu araştırma 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Gaziantep ilindeki bir devlet okulunda uygulanmıştır. Deney grubunda 17 erkek 13 kız, kontrol grubunda 16 erkek 14 kız olmak üzere toplam öğrenci sayısı ise 60'tır. Deney grubu olarak seçilen öğrencilere 4MAT öğretim modeline dayalı İngilizce öğretimi gerçekleşmiştir. Kontrol grubuna ise ilkokul 4. sınıf öğretim programında yer alan etkinliklerle doğrultusunda öğretim gerçekleşmiştir. Uygulama deney ve kontrol gruplarına 12 hafta 24 ders saati olarak uygulanmıştır. Araştırmacı, Eğitim Programları ve Öğretim alanının uzmanı ile iki İngilizce öğretmeninin görüşlerini alarak hazırladığı başarı testini deney ve kontrol grubundaki öğrencilere öğretimden önce ve sonra uygulamıştır. Araştırma sonucunda 4MAT öğretim modeline uygun olarak öğretim yapılan deney grubu öğrencilerinin daha başarılı oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaya derinlik katmak için deney grubu öğrencilerinin 4MAT öğretim modeli ile ilgili görüşleri alınmıştır.Öğrencilerin verdikleri cevaplar doğrultusunda İngilizce dersine dair olumlu his geliştirdikleri ve uygulamadan memnun kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.
İngilizce Öğretmenlerinin Derslerinde Dil Bilgisi Konularının Öğretilmesinde Kullandıkları Yöntem ve Teknikler: Fethiye İlçesi Örneği
Bu çalışmanın amacı, İngilizce öğretmenlerinin dil bilgisi konularında ve derslerde hangi yöntem ve teknikleri kullandıkları, yöntem ve teknikleri kullanırken nelere dikkat ettikleri ve kendilerini yeterli görüp görmedikleri noktaların neler olduğunu belirlemektir. Öğretmenlerin dil bilgisi konularını daha çok hangi yöntem ve teknikler ile işlediği tespiti için sınırlandırılmış ve önceden belirlenmiş kitap üniteleri ve dil bilgisi konu seçimleri yapılmıştır. Bu çalışmanın katılımcı grubunu, 2022-2023 eğitim-öğretim dönemi güz yarıyılında Muğla ili, Fethiye ilçesinde çalışmakta olan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 30 İngilizce öğretmeni oluşturmaktadır. Bazı öğretmenlere internet yolu ile de ulaşılmıştır. İngilizce öğretmenlerinin dil bilgisi konularının öğretiminde kullandıkları yöntem ve tekniklere ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi yapılacağı için "tek durum deseni" kullanılmıştır. Farklı yaşantı ve deneyimlere sahip olan 30 öğretmenin görüşü birer analiz birimi olarak düşünüldüğü için "iç içe geçmiş tek durum deseni" uygulanmıştır. Anket soruları, araştırmacı tarafından hazırlanmıştır ve katılımcıların tüm bilgileri gizli tutularak değerlendirilip diğer eğitimciler için de bilgilendirici nitelikte bir çalışma yapmak amaçlanmıştır. Fethiye ilçesinde görev yapan öğretmenlerin cevapları baz alınmıştır. Fethiye olmasının ana sebeplerinden biri de devlet ve özel okul sayısının birbirine yakın olması katılımcı sayısını dengelemektedir, aynı zamanda Fethiye dıştan almış olduğu göçler dolayısıyla farklı toplumdan bireyleri de kapsamaktadır. Sonuç olarak öğretmenler, dil bilgisi öğretiminde en sık başvurulan yöntemler arasında eklektik yaklaşım öne çıkmaktadır. İletişimsel dil öğretimi (CLT), öğretmenler arasında popüler bir yöntem olmakla birlikte, uygulanabilirliği ve öğretim programlarındaki yerine dair bazı zorluklar yaşanmaktadır. Öğretmenler, mevcut ders kitapları ve öğretim programlarının özellikle dil bilgisi öğretimi açısından yetersiz kaldığını belirtmekte, bu eksiklikleri gidermek için ek kaynaklar ve yaratıcı yöntemler kullanma ihtiyacı duyduklarını ifade etmişlerdir. İngilizce dil bilgisi konularının aşırı yoğun işlenmesi ve bu durumun öğrencilerin dil öğrenme sürecinde karşılaştıkları zorlukları artırdığı belirtilmiştir. İngilizce ders saatlerinin yeterli olmadığı, gerekli kazanımların sağlanabilmesi adına daha fazla ders saatine ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Anahtar kelimeler: iletişimsel yaklaşım, yöntem, teknik, dil bilgisi, İngilizce öğretimi, dil becerileri
Öğrenci koçluğu uygulamasının ortaokul öğrencilerinin matematik dersindeki başarıları ve derse yönelik tutumları üzerindeki etkisi
Bu tez çalışmasında, öğrenci koçluğu uygulamasının ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin matematik dersindeki başarıları ve matematik dersine yönelik tutumları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Tez çalışmasında kullanılan yarı deneysel desen kapsamında, Ankara ilindeki bir ortaokulun bir şubesinde öğrenim gören toplam 26 sekizinci sınıf öğrencisi rastgele atama yöntemiyle eşit sayıda iki gruba ayrılarak deney ve kontrol grupları oluşturulmuş ve rastgele atama sırasında kız ve erkek öğrencilerin her iki grupta eşit sayıda temsil edilmeleri sağlanmıştır. Ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel araştırma sürecinde deney grubunda yer alan öğrencilere araştırmacı tarafından yüz yüze öğrenci koçluğu uygulaması gerçekleştirilirken, kontrol grubundaki öğrencilere yönelik olarak öğrenci koçluğu uygulaması yapılmamıştır. Deneysel işlemin sona ermesinden sonra deney ve kontrol gruplarının matematik dersindeki başarılarına ilişkin son test ölçümleri ve matematik dersine yönelik son tutum ölçümleri parametrik olamayan testlerden bağımsız gruplar Mann-Whitney U testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Analiz sonuçları, öğrenci koçluğu uygulaması gerçekleştirilen deney grubunda yer alan öğrencilerin son test ölçümlerinin kontrol grubunda yer alan öğrencilerden istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Üstelik öğrencilerin son test ölçümleri cinsiyet, velinin eğitim durumu, ailenin gelir durumu ve öğrencinin kendisine ait odasının olması gibi birtakım demografik ve sosyoekonomik değişkenlere göre farklılık göstermemektedir. Diğer yandan, deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilerin son tutum ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Öğrenci Koçluğu, Çözüm Odaklı Koçluk, Matematik, Başarı, Tutum
İngilizce derslerinde oyun temelli öğretim etkinliklerinin, öğrencilerin akademik başarılarına ve dil öğrenme algılarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, oyun temelli öğretim etkinliklerinin İngilizce kelime öğretiminde öğrencilerin akademik başarılarına, öğrenmenin kalıcılığına ve dil öğrenme algılarına etkisini incelemektir. Çalışma hem nicel hem de nitel çalışmanın birlikte olduğu karma yöntemli bir çalışmadır. Verilerin toplanmasında ön test, son test, kalıcılık testi ve yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, karma yönteme ait birleştirme (çeşitleme) deseninin kullanılması ile yorumlanmıştır. Çalışmanın nicel kısmında ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Nitel boyutunda deney grubu öğrencileriyle yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak oyun temelli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin dil öğrenme algıları üzerindeki etkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Türkiye'nin batısındaki Manisa İlinde yer alan bir ortaokulda 6. sınıf seviyesinde eğitim gören öğrenciler ile birlikte uygulanmıştır. Araştırma iki farklı çalışma grubundan oluşmaktadır. Birinci çalışma grubu İngilizce dersi akademik başarısı okulda en yüksek olan şubelerin rastgele deney ve kontrol grubu olarak seçilmesi ile oluşturulmuştur. Deney grubunda 22 (N=22), kontrol grubunda 25 (N=25) öğrenci bulunmaktadır. İkinci çalışma grubunda yer alan öğrenciler, İngilizce dersinde okulda akademik başarısı en düşük olan şubeler arasından deney ve kontrol grubu olarak rastgele seçilmiştir. Deney grubu 29 (N=29), kontrol grubu 29 (N=29) öğrenciden oluşmuştur. Çalışma toplam 105 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın nicel verileri araştırmacı tarafından oluşturulan başarı testi ve kalıcılık testi ile toplanmıştır. Nitel veriler ise görüşme soruları ile toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS (Statistics 21) analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Her iki çalışma grubunda yer alan deney ve kontrol gruplarına ait ön testler ile son testler arasında anlamlı farklılık bulunurken son testler ile kalıcılık testleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 1. çalışma grubunda yer alan deney ve kontrol grubunun son testleri ve kalıcılık testleri birbiri ile karşılaştırıldığında, deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark ortaya çıkmıştır. 2. çalışma grubunda yer alan deney ve kontrol grubunun son testleri ile kalıcılık testleri birbiri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farkın olmadığı görülmüştür. Ancak anlamlı fark olmamasına rağmen, 2. çalışma grubunda ortalamalar kıyaslandığında deney grubunun her iki testte de daha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmüştür. Buradan yola çıkarak, oyun temelli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin İngilizce kelime öğrenmesi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu söylenebilmektedir. Nitel verilerin sonuçlarına göre oyun temelli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin İngilizce dersine karşı duygu ve düşüncelerinde olumlu bir değişiklik oluşturduğu görülmüştür. Öğrenciler, oyun temelli öğretim etkinlikleri ile ders sürecinde eğlenerek ders işlediklerini, öz güvenlerinin geliştiğini, derse katılımlarının arttığını, öğrenme kaygılarının azaldığını, derse karşı daha istekli olduklarını ve kendilerini mutlu hissettiklerini ifade etmişlerdir.
Özbelirleme kuramı çerçevesinde lise öğrencilerinin matematik öğrenen özerkliği: Bir karma desen araştırması
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerine uygulanabilecek matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirip lise öğrencilerinin matematik öğrenen özerklik düzeylerini, matematik öğrenen özerkliklerini etkileyen matematik kaygı düzeyleri, matematik öğrenmeye yönelik motivasyon seviyeleri, matematik dersine yönelik öğrenme sorumluluğu ve matematik öğreniminde öz düzenleme becerileri arasındaki ilişkileri ve bu becerileri etkileyen değişkenler ile 9. ve 12. sınıf öğrencilerinin matematik öğrenen özerkliği ile ilgili düşüncelerini belirlemektir. Çalışmada araştırma deseni olarak karma yöntem desenlerinden sıralı-açıklayıcı karma desen seçilmiştir. İlk sırada nicel veriler ardından nitel veriler toplanmıştır. Bu araştırmada öncelikle matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirilmiştir. Ölçeğin geliştirme sürecinde ilgili literatür incelenerek 144 madde havuzu oluşturulmuş, 10 uzman görüşü alınarak kapsam geçerliliğine bakılmıştır. Kalan 52 madde ile geçerlik ve güvenirlik çalışmaları için pilot uygulamada 1078 öğrenciden alınan verilerle yapılan açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. "Öz Düzenleme", "Öğrenme Sorumluluğu", "İç Motivasyon", "Öz Denetim", "Dış Motivasyon" ve "Kaygı" olmak üzere 6 boyutlu 41 maddelik bir ölçek oluşturulmuştur. Ölçeğin Cronbach-Alfa katsayısı α=0,82 olarak bulunmuştur. Oluşan boyutların açıklanan toplam varyans miktarı % 47,50'tir. Ölçeğin iki yarı güvenirlik düzeyi için Spearman-Brown korelasyonu değeri r=0,83 bulunmuştur. Üst %27 ve alt %27 gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığını tespit amacıyla bağımsız örneklem t-testi yapılmış olup ölçek toplam puanları ile üst %27'lik ve alt %27'lik gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Yapılan çalışma sonucunda ortaöğretim öğrencilerine yönelik 6 alt boyutlu 41 maddelik geçerli ve güvenilir matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmada esas uygulamasının evreni Türkiye'nin batısında yer alan bir büyükşehirde bulunan ortaöğretim kurumlarındaki 9. ve 12.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Gerekli izinler alındıktan sonra araştırmanın örneklemi, eğitim uzaktan devam ettiği için Google Form biçiminde hazırlanan ölçek öğretmenleri aracılığıyla sınıf Whatsapp gruplarından ulaştırılan gönüllü 9. ve 12. sınıf öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 651 öğrenci katılmıştır. Araştırmada "Matematik Öğrenen Özerkliği Ölçeği" veri toplama aracı olarak tamamen gönüllülük esasına göre uygulanmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 22.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılımı kontrol edilmiştir. Bağımsız Örneklemler t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunuda 9. ve 12. sınıflardan matematik öğrenen özerkliği ölçeğinden en yüksek ve en düşük puan alan dörderden sekiz öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu ile görüşme yapılmış elde edilen nitel veriler içerik analizi ile incelemiştir. Nitel verilerin geçerliğini ve güvenirliğini arttırmak için doğrudan alıntılara yer verilmiş ve uyuşum yüzdesi hesaplanmıştır. Çalışmadaki görüşme sorularıyla sağlanan uyuşum yüzdesi %92,23'dür. Araştırma sonucunda 9. ve 12. sınıf öğrencilerin matematik öğrenen özerklik düzeylerinin orta düzey olduğu görülmüştür. Matematik öğrenen özerklik düzeyi ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Kız öğrencilerin dış motivasyon düzeyi, erkek öğrencilerin de iç motivasyon ve kaygı düzeyleri daha yüksek olduğu görülmüştür. 9. sınıfların öz düzenleme, iç motivasyon, dış motivasyon, öz denetim ve öğrenme sorumluluğu alt boyutlarının puan ortalamaları 12. sınıflardan, 12. sınıfların ise kaygı alt boyutu puan ortalamaları 9. sınıftan daha yüksek olduğu görülmüştür. Sınıf, ailenin sosyoekonomik düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi, özel ders değişkenleri ile matematik öğrenen özerkliği arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Okul türü değişkenine göre anlamlı ilişki görülmüştür. Matematik öğrenen özerkliği ile öz düzenleme becerileri, öğrenme sorumluluğu arasında pozitif yönde güçlü düzeyde anlamlı ilişki, matematik kaygısı ile de pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki görülmüştür. Matematik öğrenen özerkliği puanı yüksek olan öğrencilerle yapılan görüşmelerde öğrenme sorumluluğuna, öz düzenleme becerilerine, öz denetime sahip oldukları ve iç motivasyonlarının yüksek olduğu ve matematik öğrenen özerkliği puanı düşük olan öğrencilerin ise iç motivasyonlarının düzeylerinin düşük olduğu, öğrenme sorumluluğuna, öz düzenleme becerilerine sahip olmadığı ve öz denetim yapamadıkları görülmüştür. Geliştirilen Matematik Öğrenen Özerkliği Ölçeğinden elde edilen bulgularla görüşmelerden elde edilen bulguların örtüştüğü görülmektedir.
Üniversite hazırlık sınıfı öğrencilerinin İngilizce (dil becerileri) özyeterlilik algılarının incelenmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması
Bu çalışmanın amacı, üniversite hazırlık sınıfı öğrencilerinin İngilizceye dair özyeterlilik algılarını belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları, 2020-2021 öğretim yılı bahar döneminde Adnan Menderes Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulunda eğitim gören 269 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde Pandemi sebebiyle yüz yüze eğitim yapılamamasından ve öğrencilerin farklı şehirlerde ikamet etmesinden dolayı pilot uygulama formu verileri "Google Forms" üzerinden toplanmıştır. Öncelikle İngilizce özyeterlilik ölçekleri ile ilgili alan yazın taraması yapılmış, uzman kanısına başvurulmuş ve 50 madde yazılmıştır. Yapılan analizler sonucu madde sayısı 27 şeklinde güncellenmiştir. Ölçeğin Cronbach's Alfa katsayısı ,955 , KMO katsayısı ,826 ve Barlett test sonucu 3169,28 şeklindedir. Ölçek 5'li likert tipi olup 5 faktörden oluşmaktadır. Bu faktörler; Anlama, okuma, dinleme, konuşma ve yazma şeklindedir. Analizlerin yapılmasında lisanslı SPSS 23 istatistik programı kullanılmıştır. Elde edilen bulgular ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.
Dijital hikâye anlatımının İngilizce öğrenen öğrencilerin konuşma becerilerine etkisi
Bu araştırmada, dijital hikâye anlatımı yönteminin 7. sınıf öğrencilerinin İngilizce konuşma becerileri ve konuşma kaygısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yarı deneysel desenle yürütülen çalışmada, öğrenciler ChatterPix Kids, Canva ve Google Classroom gibi dijital araçları kullanarak toplamda 9 hafta boyunca çalışmış; ilk hafta dijital hikâyeye giriş etkinlikleriyle başlamış, sonraki 8 hafta boyunca ise dijital hikâyeler oluşturmuş, bu hikâyeleri seslendirerek Google Classroom üzerinden çevrim içi ortamda paylaşmıştır. Kontrol grubunda ise geleneksel öğretim yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada, konuşma kaygısını ölçmek için ön test ve son test uygulanmış; sürecin başında, ortasında ve sonunda öğrenciler ve öğretmenden yarı yapılandırılmış yazılı görüşler toplanmış, ayrıca araştırmacı gözlemleri ile süreç izlenmiştir. Nicel bulgular, deney grubunda konuşma kaygısı düzeyinde olumlu yönde bir azalma eğilimi olduğunu göstermiştir. Nitel veriler ise, öğrencilerin dijital araçlarla daha motive olduklarını, derse olan ilgilerinin arttığını ve özgüvenlerinin geliştiğini göstermektedir. Ayrıca, dijital hikâye anlatımı sürecine aktif olarak katılan öğrencilerin İngilizce konuşma becerilerinde gözle görülür bir ilerleme kaydedilmiştir. Öğrenciler, hikâye oluşturma ve seslendirme aşamalarında hedef dili daha akıcı, doğru ve özgüvenli bir şekilde kullanma fırsatı bulmuş; kelime dağarcıkları, telaffuzları ve akıcılıkları gelişmiştir. Özellikle, sınıf ortamında İngilizce konuşmaya yönelik çekinceleri olan öğrencilerin dijital ortamda kendi hikâyelerini kaydederek paylaşmaları, konuşma sürecini daha az kaygı uyandıran ve daha eğlenceli hale getirmiştir. Öğretmen ve öğrenci görüşleri de, öğrencilerin kendilerini İngilizce olarak ifade etme becerilerinde belirgin bir ilerleme olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, dijital hikâye anlatımı yöntemi yalnızca dilsel becerilerin gelişimine değil; aynı zamanda öğrencilerin öğrenme sürecine katılım, motivasyon ve kendini ifade etme becerileri üzerinde de olumlu etkiler sağlamaktadır.
Biyoloji öğretiminde yenilikçi bir oyun modeli olarak anlatı oyunlarının etkililiğinin değerlendirilmesi
ÖZET Teknolojideki değişimlerin etkisiyle eğitimciler öğrenme ortamlarında yeni yöntem arayışı içine girmektedir. Biyoloji öğretiminde öğrencilerin deneysel çalışmalara katılımının sınırlı tutulması, biyoloji derslerinin daha çok öğretmen merkezli işlenmesi, Latince kavramların yoğunluğu ve içeriğin bazı durumlarda soyut kalması gibi sorunlar öğrencilerin biyolojiyi öğrenmesini zorlaştırmaktadır. Bu durumun öğrencilerde merak duygusunu azalttığı bunun yanı sıra öğrencilerin ilgilerini, motivasyonlarını ve dolayısıyla başarılarını düşürdüğü gözlenmiştir. Oysa çevre okuryazarlığı adına bireylerin merakla, ilgiyle ve içsel motivasyonla işbirliği içinde doğayı anlaması ve koruması "Yaşam Bilimi" olan biyolojinin ilk amaçları arasındadır. Biyoloji eğitiminde kullanılacak yenilikçi yaklaşımların öğrencilerde farklı öğrenme ortamlarına uyumunu ve 21. yüzyıl becerilerinin kazandırılmasını sağlayacağı düşünülmüştür. Bu araştırmada eğitsel oyunların çeşidi olan ciddi oyunlardan yararlanılmış ve ciddi oyunlarda anlatının öğrencilerdeki etkisi merak edilmiştir. İlk amacı eğlence olmayan ciddi oyunlar, herhangi bir uzmanlık alanında bilgi kazandırmak, bireylerin motivasyonlarını artırarak katılım ve bilgi tutma oranlarını iyileştirmek için tasarlanmaktadır. Bu kapsamda yürütülen çalışmanın amacı, biyoloji öğretiminde yenilikçi bir oyun modeli olarak anlatı oyun modelinin geliştirilmesi ve etkililiğinin değerlendirilmesidir. Değerlendirme sürecinde anlatı oyunlarının, eğitsel oyunlara göre öğrencilerde akademik başarı, kalıcılık, akademik motivasyon, işbirliği ve biyolojiye yönelik tutumlarını ne düzeyde etkilediğine bakılmıştır. Karma yöntem araştırması olarak tasarlanan bu çalışmada yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda ön test son test yarı deneysel desen; nitel boyutunda içerik analizi deseni tercih edilmiştir. Çalışmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılının birinci yarıyılında Gaziantep ili Nizip ilçesinde bulunan bir lisenin iki 10. sınıf şubesi oluşturmaktadır. Deney 1 grubunda 32 öğrenci; deney 2 grubunda 33 öğrenci ile 14 haftalık süreçte araştırma süreci tamamlanmıştır. Geliştirilen anlatı oyunu modeli kapsamında 10. sınıf Biyoloji dersi "Hücre Bölünmeleri" ünitesine ait kazanımlar, araştırmacı tarafından web 2.0 araçlarından Pixton ve Story jumper ile dijital hikayesi hazırlanmış ve bu kapsamda 3 anlatı oyunu (toplamda 13 oyun) meydana getirilmiştir. Deney 1 grubunda anlatılar ile ders işlenerek sonrasında anlatı oyunları, deney 2 grubuna ise geleneksel yöntemlerle ders işlenerek sonrasında eğitsel oyunlar uygulanmıştır (Anlatı oyunlarındaki anlatı unsuru çıkarılması ile eğitsel oyunlar elde edilmiştir.) Araştırmada nicel veriler deney 1 ve deney 2 grubunda akademik başarı testi, biyoloji öğrenmeye yönelik akademik motivasyon ölçeği, biyoloji dersine yönelik tutum ölçeği, işbirliğine dayalı oyunla öğrenme stratejileri için motivasyon ölçeği ile elde edilmiştir. Akademik başarı testi ön test-son test ve kalıcılık testi olarak; ölçekler ise ön test-son test olarak uygulanmıştır. Nitel veriler ise deney 1 ve deney 2 grubunda ders sonu günlükler ve görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Deney 1 grubunda ders sonu günlüklerle eş lı uygulanan hikaye haritalarından da nitel veriler elde edilmiştir. Ders sonu günlükler ve deney 1 grubuna uygulana hikaye haritaları 4-2 ve 2 haftalık aralıklarda; görüşme tekniği ise 14. haftanın sonunda uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen nicel veriler SPSS 25 istatistik programına aktarılmış ve veriler üzerinden araştırma soruları doğrultusunda elde edilen verilerin karışık ölçümler için ANOVA analizi gerçekleştirilmiştir. Nitel veriler ise içerik analizi yapılarak nitel veri sonuçları ile karşılaştırılıp ilişkilendirilerek bütünleştirilmiştir. Anlatı oyunu uygulanan öğrencilerde yapılan ölçümler kapsamında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda nicel verilerin nitel verilerle desteklendiğini ve geliştirilmiş olan modelin akademik başarı, işbirliği motivasyonu ve akademik motivasyon açısından anlatıların öğrenme hedefleri ile bütünleştirilebildiği tespit edilmiştir. Bu durum deney 1 ve deney 2 gruplarında öğrencilerin punlarında artış meydana geldiğini ancak anlatı oyunlarının daha etkili olduğunu ayrıca geliştirilen anlatı oyunları modelinin işlevsel olduğunu göstermiştir. Bu kapsamda anlatı oyunları programının öğrencilerin günlük yaşamla bağlantı kurarak biyoloji konularının öğrenimine dolayısıyla sosyalleşme üzerinde önemli katkıları sayesimde de çevre okur-yazarlığının artırılmasında önemli katkılar sunmuştur. Bu katkılar ışığı altında PISA fen okur-yazarlığı yeterlilik düzeylerinin artırıması adına anlatı oyun programının kullanımı sağlanabilir.
Ters yüz sınıf modeline dayalı etkileşimli videolarla zenginleştirilmiş İngilizce eğitiminin dinleme becerisine etkisi
Dinleme becerisi en az araştırılan ve öğreticiler tarafından en çok ihmal edilen buna bağlı olarak da eğitim öğretim faaliyetlerinde öğrencilerin en çok zorlandıkları beceridir. Dinleme becerisinin geliştirilmesindeki ana problemler öğrencilerin konuşmacının hızı üzerinde kontrol eksikliği, tekrarını isteyememe, yetersiz kelime dağarcığı, ipuçları ve imaları anlayamama, duyulanı hızlıca hızlı olması ve hızlıca yorumlayamama, dikkat eksikliği, dinleme becerisinin gelişimini desteklemeyen öğretme süreçleri ve öğrenme alışkanlıklarıdır. Bu sorunların üstesinden gelmek için teknolojinin imkânlarından faydalanılabilir ve öğretim sürecine okul dışı zamanda katılabilir. Bu bağlamda Ters Yüz Sınıf (TYS) modeli eğitimcilere bu olanakları sunmaktadır. Ancak TYS modelinde öğrenci videoyu dikkatli bir şekilde mi izledi yoksa sadece videoyu açıp başka şeylerle mi ilgilendiğini öğretmenin bilmesi neredeyse imkânsızdır ancak tam bu noktada interaktif videolar bu problem için harika bir çözüm sunmaktadır çünkü öğretmen her öğrencinin ne kadar zaman geçirdiğini ve kalitesini tam olarak bilebilir. Yapılan bu çalışma ile TYS modeline dayalı etkileşimli videolarla desteklenen İngilizce dersinin dinleme becerisi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desende 6 hafta süresince yürütülen bu çalışmada kontrol grubunda dersler TYS modeline uygun şekilde işlenirken deney grubunda dersler etkileşimli videolarla zenginleştirilmiş TYS modeline uygun olarak yürütülmüştür. Çalışma süresince Eğitim Bilişim Ağı (EBA) da olan içeriklerden faydalanılmıştır. EBA'da yer alan ders kitapları ve çalışma kitaplarında yer alan dinleme metinleri ücretsiz çevrimiçi grafik tasarım aracı Canva'da videolarla zenginleştirilmiştir. Video haline getirilen dinleme metinleri araştırmacı tarafından hazırlanan konu anlatım videolarına eklenmiştir. Son halini alan ders içerikleri Edpuzzle üzerinden deney grubu için etkileşimli olarak, kontrol grubu için etkileşimsiz olarak paylaşılmıştır. Öntest-sontest olarak araştırmacı tarafından 23 sorudan oluşan dinleme becerisi testi geliştirilmiştir. Dinleme becerisi testinin madde güçlük indeksi 0.64 olarak, ayırt edicilik indeksi ise 0.58 olarak hesaplanmıştır. Testin iç tutarlılığının KR-20 değeri ise 0.89 olarak hesaplanmıştır. Yapılan analiz sonucunda grupların normal dağılmasından dolayı verilerin analizinde parametrik testlerden bağımlı gruplar t testi ve bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim yılında 5. sınıfa devam eden iki 5. sınıf şubesinin öğrencileri oluşturmuştur. Şubelerden biri kontrol grubu olarak diğeri de deney grubu olarak atanmıştır. Deney grubu ve kontrol grubu 39'ar öğrenciden oluşmaktadır. Çalışma sonunda gruplar dinleme becerisi testinden aldıkları test sonuçlarına göre kıyaslandığında deney grubu lehine anlamlı sonuç bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ters Yüz Sınıf Modeli, Etkileşimli Videolar, Edpuzzle
Anlaşmazlıklarımızı Çözebiliriz Çatışma Çözümü Eğitim Programının çatışma çözme becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı Anlaşmazlıklarımızı Çözebiliriz Çatışma Çözümü Eğitim Programı'nın çatışma çözme becerileri üzerinde etkililiğini ilkokul ikinci sınıflarda sınamak ve bu deneyimin öğrenciler için anlamını ortaya koymaktır. Araştırma tek grup ön test-son test deneysel desen ile yürütülmüş ve elde edilen nicel verilerin nitel verilerle desteklendiği açımlayıcı sıralı karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri, çatışma çözme becerisi ölçeği, çatışma senaryoları ile; nitel verileri ise yarı yapılandırılmış öğrenci görüşme formu ile elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Batı Karadeniz'de bir ilde devlet ilkokuluna devam eden 16 ikinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma grubundaki öğrencilere çatışma çözme becerisi ölçeği ve çatışma senaryoları ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Öğrencilere 21 oturumdan oluşan 8 haftalık "Anlaşmazlıklarımızı Çözebiliriz" çatışma çözümü eğitim programı haftada iki saat olarak uygulanmıştır. Öğrencilerle uygulama sürecini nasıl anlamlandırdıklarını tespit etmek amacıyla süreç sonunda görüşmeler yapılmıştır. Uygulama öncesi ve sonrası toplanan veriler nonparametrik testlerden Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile analiz edilmiş, nitel veriler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Programın etkililiğine bakmak için etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular "Anlaşmazlıklarımızı Çözebiliriz Çatışma Çözümü" eğitim programının öğrencilerin çatışma çözme becerilerini yüksek etki büyüklüğü ile geliştirdiğini göstermektedir. Uygulanan program sonrasında öğrencilerin yıkıcı çatışma çözme davranışlarının azaldığı; yapıcı çatışma çözme stratejilerinin kullanımının arttığı, öğrencilerin uygulanan eğitim programından keyif aldıkları, programın öğrencilerin arkadaşlık ilişkilerini, çatışma çözme, empati, öfke yönetimi gibi becerilerini geliştirdiği ortaya konmaktadır. Araştırmanın sonunda uygulamaya yönelik olarak, ilkokulda bu programın uygulanması, eğitim programına anlaşmazlık çözümü ile ilgili eğitimler konulması, sosyal kulüp olarak "çatışma çözme kulüpleri" açılması önerilmiştir. Araştırmacılara yönelik ise; farklı gruplarla boylamsal araştırmaları yapılması, özellikle ilkokul alt kademleri için çatışma çözme eğitim programları geliştirilmesi, çatışma çözme programlarının etkililiğinin farklı değişkenler üzerinde sınanması gibi öneriler getirilmiştir.
Orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler
Bu çalışmanın amacı; ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil (İngilizce) öğrenmelerini etkileyen etmenlerden; yabancı dil kaygısının, aile eğitim seviyesi ve mesleğinin, öğrenim gördükleri okul ve okul türünün (devlet, özel gibi), cinsiyetlerinin, yabancı dil ve ders işleme teknikleri hakkındaki düşüncelerinin İngilizce öğrenimine etkisini belirlemektir. Bu çalışmada, Gaziantep'te 2004-2005 öğretim yılında yabancı dil ağırlıklı eğitim veren 17 lisenin hazırlık sınıflarında öğrenim gören 1454 öğrenci arasından rasgele-örnekleme yöntemiyle seçilen 293 öğrenciye Likert tipi ölçek uygulandı. Verilerin analizi için t-testi, tek yönlü ANOVA ve Scheffé testleri kullanıldı.Öğrencilerin, anne ve babalarının eğitim düzeylerinin, mesleklerinin, cinsiyetlerinin, mezun oldukları ve okudukları okul türünün yabancı dil kaygı düzeylerine etkisi araştırıldı ve öğrencilerin kaygı düzeylerinin bunlardan etkilenmediği sonucuna ulaşıldı. Ancak öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeyi yüksek olan bazı okullarda öğrencilerin yabancı dil başarı düzeyleri düşük bulundu.Ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeylerinin başarılarını etkilediği, yabancı dil kaygısı yüksek öğrencilerin akademik yıl sonu yabancı dil notlarının düşük olduğu, düşük yabancı dil kaygısı taşıyan öğrencilerin ise notlarının yüksek olduğu ortaya çıkarıldı. Bununla birlikte, araştırmadan elde edilen bulgular, öğrencilerin yabancı dil başarı düzeylerinin, babalarının eğitim düzeyinden, öğrenim gördükleri okuldan, okul türünden ve dil hakkında geliştirdikleri olumlu düşüncelerinden etkilendiğini göstermektedir. Bulgular öğrencilerin yabancı dil kaygı seviyelerinin cinsiyetlerine göre farklılık göstermediğini, ancak kız öğrencilerin yabancı dil başarı seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin bilgi ve iletişim teknolojilerinden yararlanma düzeylerinin incelenmesi (Kilis ili örneği)
Bu araştırmanın temel amacı; ilköğretim II. kademe öğrencilerinin bilgi ve iletişim teknolojilerinden yararlanma düzeyleri ile bunun sosyal ve pedagojik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırmanın ilk aşamasında; bilgi edinme, araştırma-inceleme, iletişim, oyun-eğlence ve kendini ifade etme adı altında toplam beş alt boyuttan ve 18 maddeden oluşan ?Bilişim Teknolojilerinden Yararlanma Ölçeği? geliştirilmiştir. Ölçeğin son hali, evrenden oranlı küme örneklem alma yoluna gidilerek, 734 ilköğretim ikinci kademe öğrencisine uygulanmıştır. Araştırmanın sonraki aşamalarında; öğrencilerin evlerinde bulunan bilişim teknolojisi imkanları, bilişim teknolojilerinden en çok yararlanma amaçları, bilişim teknolojilerinden yararlanma düzeyleri, bu yararlanma düzeylerinin cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri sınıflara, genel not ortalamalarına, anne ve babalarının eğitim ve mesleki durumlarına göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın sonunda; öğrencilerin bilişim teknolojilerinden yararlanma düzeyleri genel olarak; bilgi edinme, araştırma-inceleme, iletişim ve oyun-eğlence alt boyutlarında orta düzey olarak belirlenirken, kendini ifade etme alt boyutunda ise düşük düzey olarak belirlenmiştir. Cinsiyete göre bilişim teknolojilerinden yararlanma düzeyleri genel olarak incelendiğinde; ölçeğin toplam puanları ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Öğrencilerin öğrenim gördükleri sınıflara, genel not ortalamalarına ve anne ve babaların eğitim ve mesleki durumlarına göre bilişim teknolojilerinden yararlanma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanmıştır.
Amacı yapılandırılmamış felsefe sohbetleri yoluyla eleştirel düşünme öğretiminde yeni bir yaklaşım
Bu araştırma, Amacı Yapılandırılmamış Felsefe Sohbetlerinin öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerine etkisini belirlemeyi ve bu deneyimin öğrenciler ve sınıf öğretmeni tarafından nasıl anlamlandırıldığını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Ege Bölgesi'nin bir büyükşehrinin ilçe merkezindeki bir devlet ilkokulunun dördüncü sınıfına devam eden 48 öğrenci (22 deney, 26 kontrol) ile yürütülmüştür. Araştırma, karma araştırma yönteminin deneysel karma (iç içe karma) desenine göre yürütülmüştür. Deney grubuna 8 hafta boyunca Amacı Yapılandırılmamış Felsefe Sohbetleri programı araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Kontrol grubunda okuldaki mevcut öğretime devam edilmiştir. Çalışmanın nicel verilerini toplamada Eleştirel Düşünme Becerisi Yazılı Testi 1 ve 2 kullanılmıştır. Nitel veriler ise öğrenci günlükleri, öğrenci görüşmeleri, öğretmen günlükleri ve öğretmen görüşmesi ile toplanmıştır. Nicel ve nitel verilerden elde edilen bulgular birbirlerini doğrular nitelikte olup Amacı Yapılandırılmamış Felsefe Sohbetleri öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmektedir. Öğrenciler ve sınıf öğretmeni felsefe sohbetlerinin keyifli, verimli, farklı ve derinlemesine düşünmeye hizmet eden, sorgulama becerisini artıran, öğrencilerde felsefeye karşı olumlu duygular oluşturan, eleştirel bakış geliştirmelerini sağlayan, düşünsel sabır içerisinde mantıklı düşünmeyi artıran bir uygulama olduğunu düşünmektedirler. Çalışma sonunda uygulayıcılara ve araştırmacılara bu yaklaşımın uygulanması ve farklı gruplarda denenmesi için öneriler sunulmuştur. Alanyazında P4C yöntemi kullanılarak yapılan çalışmalar mevcuttur ancak "amacı yapılandırılmamış" farkıyla ortaya konan bu model alanda ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu nedenle farklı deneysel çalışmalarla farklı gruplarda sınanması önerilmektedir.
100 temel eserlerde yer alan değerlerle sosyal bilgiler öğretim programındaki değerlerin uyumu
Bu araştırmada Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okulları için tavsiye ettiği"100 Temel Eser? listesinde belirtilen eserlerde yer alan değerler ile ilköğretim sosyal bilgiler öğretim programında verilen değerlerin uyumu incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okulları için tavsiye ettiği ? 100 Temel Eser? okuma kitapları serisi; çalışma grubunu ise 100 temel eser serisindeki kitapların sayfa sayılarına göre gruplandırılması sonucu, bu eserler arasından maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile seçilen on iki (12) yerli yazarlı ve dokuz (9) yabancı yazarlı olmak üzere toplam yirmi bir (21) kitap oluşturmaktadır.Çalışma grubunu oluşturan yerli ve yabancı yazarlı kitaplarda bulunan değerler incelenmiş ve yapılan analizler sonucunda, incelenen yerli ve yabancı yazarlı kitaplarda yer alan değerler tespit edilmiştir. İncelenen yerli ve yabancı yazarlı kitaplarda en fazla bulunan değerler, sevgi, yardımseverlik, saygı, estetik, dostluk, acıma, cesaret, ümit, merhamet ve başarılı olma değerleri, en az bulunan değerler ise emaneti korumak, feragat, istişare, görgülü olmak, sağlıklı olmaya önem verme, tutumluluk, yeniliklere açıklık, ahlaklı olma, doğa sevgisi, eşitlik, hoşgörü, milli birlik şuuru, ölçülülük, sadelik ve zarafet değerleri olmuştur. İncelenen kitaplarda sosyal bilgiler öğretim programında yer alan değerlerden, sırasıyla sevgi, yardımseverlik, saygı, estetik ve özgürlük değerleri en fazla yer alan değerler olmuştur. İncelenen kitaplarda sosyal bilgiler öğretim programında yer alan değerlerden bilimsellik, sağlıklı olmaya önem verme, hoşgörü, barış ve bağımsızlık değerleri olmuştur. İncelenen yerli ve yabancı yazarlı kitaplarda tespit edilen değerler içinde, Sosyal Bilgiler Öğretim Programında yer alan değerlerden bağımsızlık, estetik, misafirperverlik, sağlıklı olmaya önem verme ve temizlik değerlerini destekleyen değer olmamıştır. Yapılan analizler sonucunda, yerli ve yabancı yazarlı kitaplarda, Sosyal Bilgiler Öğretim Programında yer alan değerleri zedeleyen ifadeler yer almıştır.Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler Öğretim Programı, Değerler Eğitimi, İlköğretim 100 Temel Eser
Yetiştirme yurtlarında kalan bireylerin eğitim sorunları: İstanbul ili örneği
Bu araştırmanın amacı Yetiştirme yurdunda kalan bireylerin yurtta, yurt dışındaki sosyal hayatlarında ve devam ettikleri okullarda yaşadıkları sorunların ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Araştırma var olan durumu saptamaya yönelik olduğundan tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Araştırma için yurtta kalan bireylere yönelik sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve yetiştirme yurdunda kalmış olan birey ile birlikte toplumsal sorunlarla, eğitim sorunları aile ve yurtta yaşanılabilen sorunlarla ilgili olarak anket formu hazırlanmıştır. Bu anket formu İstanbul'da bulunan Halkalı Erkek Yetiştirme Yurdu, Zeytinburnu Erkek Yetiştirme Yurdu ve Atatürk Kız Yetiştirme Yurdu'nda kalan toplam 113 bireye uygulanmıştır. Anket sonuçları SPSS 13 paket programı yardımıyla çözümlenmiştir. Veriler istatistiksel yöntemler kullanılarak bireylerin geneli ve cinsiyete göre sonuçlar olarak iki şekilde tablo haline getirilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda bireylerin toplumsal hayatta yaşayacaklarını düşündükleri sorunlar, okul başarıları, geleceğe dair beklentileri ve yurt koşullarına yönelik düşünceleri ile ilgili veriler elde edilmiştir. Yurtta kalan bireylerin sağlıklı gelişebilmesi için her türlü fiziksel ve eğitim imkanının yurt müdürlüğü tarafından sağlandığı fakat bu imkanlara rağmen bireylerin büyük bir kısmının okul başarı durumlarının istenilen seviyede olamadığı görülmüştür. Yurtta bireylerin sağlıklı gelişebilmesi için her türlü fiziksel ve eğitim imkanının sağlandığı fakat bu imkanlara rağmen bireylerin büyük bir kısmının okul başarı durumlarının istenilen seviyede olamadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Yetiştirme yurdu, eğitim sorunları
Lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçları ile sosyal medya bağımlılığının akademik erteleme davranışlarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçları ile sosyal medya bağımlılık düzeylerinin akademik erteleme davranışları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu çalışmada genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada, lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılık düzeylerinin akademik erteleme davranışı üzerindeki etkisinin belirlemesinde etkili olduğu düşünülen cinsiyet, sınıf ve öğrenim gördükleri okul değişkenleri dikkate alınarak uygun örnekleme yöntemi ile Zongudak ili Ereğli ilçesindeki 6 farklı liseden 867 öğrenciye uygulama yapılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla lise öğrencilerinin sosyodemografik özelliklerini ve sosyal medya kullanım durumlarını belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Çalışmada, öğrencilerin sosyal medya bağımlılıklarını belirlemek için Günüç (2009) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği; akademik erteleme düzeylerini belirleyebilmek için Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen Akademik Erteleme Ölçeği ve sosyal medya kullanım amaçlarını belirlemek için de Şişman-Eren (2014) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Kullanım Amaçları ölçeği kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmede cinsiyete göre sosyal medya kullanım amaçları genel puanında anlamlı bir farklılığın olduğu görülmüştür, kadın öğrencilerin sosyal medya kullanım amaçları genel puanlarının erkek öğrencilerden elde edilen puanlardan istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet değişkenine göre hem genel hem de kadın ve erkek öğrencilerde sosyal medya bağımlılığı genel puanında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Sınıf düzeylerine göre değerlendirildiğinde sosyal medya kullanım amaçlarının ve akademik erteleme davranışlarının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılaştığı bulunmuştur. 9. Sınıf öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçları ve akademik erteleme puanlarının diğer sınıf düzeylerine göre düşük olduğu görülmüş, öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı puanlarında ise sınıf düzeylerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğrenciler okullarındaki ortalama puan durumlarına göre değerlendirildiğinde sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medya bağımlılığı puanlarının anlamlı şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Akademik erteleme davranışı puanlarında ise not ortalamalarına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medya bağımlılığı puanlarında internette geçirilen süreye göre anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medya bağımlılığı puanları arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal medya bağımlılığı ile akademik erteleme davranışı puanları arasındaki ilişki incelendiğinde iki değişken arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların sosyal medya kullanım amaçları puanlarının akademik erteleme davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde bir yordayıcılığının bulunmadığı görülmüştür. Bu araştırma, Zonguldak ili Ereğli ilçesindeki Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı liselerde öğrenim gören lise öğrencilerini kapsamaktadır. Ulaşılan bulguların kapsam genişliğini artırmak için benzer değişkenler ve ölçme araçları kullanılarak Türkiye'deki farklı iller ve ilçelerde yer alan ilkokul, ortaokul ve üniversite öğrencileri, devlet ve özel kurumlarda öğrenim görenler olarak farklı çalışmalar yapılabilir. Aynı değişkenler ve benzer örneklem kullanılarak karma ya da nitel araştırma yöntemleriyle de öğrencilerin İnternet bağımlılığı ve akademik erteleme düzeyleri incelenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Bağımlılık, Akademik Erteleme
Öğretmenlerin yirmi birinci yüzyıl becerileri öğretimi, mesleki öz-yeterlilikleri ve motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin yirmi birinci yüzyıl becerileri öğretimi, mesleki öz-yeterlilikleri ve motivasyonları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, öğretmenlerin bu üç temel alandaki yeterliliklerini belirlemek ve aralarındaki ilişkileri ortaya koymak hedefiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın verileri, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan toplam 261 öğretmenden (158 kadın ve 103 erkek) elde edilmiştir. Verilerinin analizinde SPSS programı kullanılmış, ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Ölçek verileri değerlendirilirken sonuçların normallik değerleri için çarpıklık-basıklık değerleri ve Kolmagorov-Smirnov testlerinin sonuçları incelenmiştir. Araştırmada kullanılan ölçekler arasındaki ilişkileri belirlemek için Spearman korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak, Özyurt (2020) tarafından geliştirilen "21. Yüzyıl Becerileri Öğretimi Ölçeği", Schmitz ve Schwarzer (2000) tarafından geliştirilen ve Yılmaz, Köseoğlu, Gerçek ve Soran (2004) tarafından Türkçeye uyarlanan "Öğretmen Öz-Yeterlik Ölçeği" ve Karabağ Köse, Karataş, Küçükçene ve Taş (2020) tarafından geliştirilen "Öğretmen Mesleki Motivasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, öğretmenlerin yirmi birinci yüzyıl becerileri, mesleki öz-yeterlilikleri ve motivasyonları arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Analiz sonuçları, öğretmenlerin yirmi birinci yüzyıl becerilerine ilişkin farkındalıklarının yüksek olduğunu ve bu becerileri öğrencilere kazandırma noktasında yetkin olduklarını göstermektedir. Bunun yanı sıra, öğretmenlerin öz-yeterlilik algılarının mesleki motivasyonları üzerinde belirgin bir etkisi olduğu saptanmıştır. Mesleki öz-yeterlilik düzeyi yüksek olan öğretmenlerin motivasyonlarının da yüksek olduğu ve bunun eğitimdeki başarıya olumlu yansıdığı görülmüştür. Bu doğrultuda, öğretmenlerin 21. yüzyıl becerilerini geliştirmeye yönelik mesleki gelişim programlarının güçlendirilmesi ve öz-yeterlilik algılarını artırmayı hedefleyen stratejilerin uygulanması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinin sosyotelist olma ve sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada Eğitim fakültelerinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin Sosyotelist Olma ve Sosyal Kaygı Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel bir araştırma yöntemi olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örnekleminde kolay ulaşılabilir veya erişilmesi kolay olarak da tanımlanan uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi'nde 2023-2024 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 508 eğitim fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılar 427'si kadın 81'i erkeklerden oluşmaktadır. Araştırmada veriler yüz yüze toplanmıştır. Araştırmada Orhan Göksün (2019) tarafından geliştirilen "Genel Sosyotelizm Ölçeği" ve Alkış, Kadirhan ve Şat (2017) tarafından geliştirilen "Sosyal Medya kullanıcıları için Sosyal Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır Verilerin analizinde korelasyon analizi ve betimsel istatistikler, t-Testi, ANOVA, post hoc testlerinden yararlanılmıştır. Katılımcıların Sosyotelizm ölçek sonuçlarına Nomofobi alt boyutunda yüksek bir puana sahip oldukları görülmüştür. Kişilerarası Çatışma alt boyutunda en düşük düzeyde sorun yaşanırken, Kendini Yalnızlaştırma boyutunda katılımcıların insanlarla vakit geçirmek yerine telefonla ilgilenme eğilimlerinin düşük olduğu anlaşılmaktadır. Problem Farkındalığı boyutunda, telefon kullanımının sosyal etkileşimleri olumsuz etkileyebileceğinin farkında oldukları ancak bu farkındalığın yüksek düzeyde olmadığı dikkat çekmektedir. Genel değerlendirmede, katılımcı öğretmen adaylarının orta düzeyde sosyotelist oldukları ve orta düzeyde sosyal kaygıya sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Nomofobi ile Sosyal Kaygının alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sosyal medya kullanımının Sosyal Kaygı ölçeğinin Paylaşılan İçerik Kaygısı ve Gizlilik Kaygısı arasında da pozitif yönlü yüksek ilişki bulunmuştur. Son olarak Sosyotelizm ile Sosyal Kaygı arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklik ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin öğretme motivasyonu üzerine etkisi
Bu araştırma ile, okul öncesi öğretmenlerinin bilişsel esneklikleri, psikolojik sağlamlıkları ve öğretme motivasyonları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bilişsel esneklik ve psikolojik sağlamlıklarının öğretme motivasyonunu yordama gücünü belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma betimsel araştırma modellerinden ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma desenine uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırmaya 195 okul öncesi öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veriler bilişsel esneklik ölçeği, psikolojik sağlamlık ölçeği kısa formu ve öğretme motivasyonu ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırmada betimsel istatistiklerden frekans, yüzde, ortalama, standart sapmanın yanı sıra bağımsız gruplar t testi, Anova, korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin bilişsel esnekliklerinin yüksek, psikolojik sağlamlıklarının ve öğretmen motivasyonlarının orta-üst düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin bilişsel esnekliklerinin cinsiyete göre farklılaştığı, kıdeme ve çalışılan kurum türüne farklılaşmadığı; psikolojik sağlamlıklarının cinsiyete, kıdeme ve mezun olunan bölüme göre farklılaşmadığı, çalışılan kurum türüne göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretme motivasyonlarının ise cinsiyete, çalışılan kurum türüne göre farklılaştığı, kıdeme ve mezun olunan bölüm türüne göre farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada okul öncesi öğretmenlerin bilişsel esneklikleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken, bilişsel esneklik ve öğretme motivasyonu arasında ilişki tespit edilememiştir. Araştırmada bilişsel esneklik ve psikolojik sağlamlığın anlamlı birer yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ortaokul öğretmenlerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumları ile analitik ve bütüncül düşünme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı ortaokul öğretmenlerinin yapay zekaya yönelik tutumları ile analitik ve bütüncül düşünme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 137 ortaokul öğretmeni katılmıştır. Araştırmada yapay zekâya yönelik tutum ölçeği ve problem çözerken analitik ve bütüncül düşünme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, korelasyon, bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada ortaokul öğretmenlerinin yapay zekaya yönelik tutumlarının olumlu olmadığı, yapay zekaya yönelik negatif tutumlarının cinsiyete ve meslekteki deneyime (kıdem) göre farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırmada öğretmenlerin düşünme stillerinin birbirlerine yakın olmakla birlikte analitik düşünme stiline daha yakın olduğu belirlenmiştir. Analitik ve bütüncül düşünme becerilerinin cinsiyete göre farklılaşırken, mesleki deneyime göre farklılaşmadığı belirlenmiştir. Analitik düşünme stili baskın olan öğretmenlerin yapay zekâya yönelik negatif tutumlarının bütüncül düşünme stili baskın olan öğretmenlere göre yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmada yapay zekâya yönelik negatif tutumlar ile analitik ve bütüncül düşünme puanları arasında negatif yönlü ilişki tespit edilirken, pozitif tutumlar ile analitik ve bütüncül düşünme puanları arasında anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Araştırmada öğretmenlerin yapay zekaya yönelik negatif tutumları ve analitik ve bütüncül düşünme becerileri ilişkisinden yola çıkılarak bazı öneriler getirilmiştir.
İlkokul sosyal bilgiler dersi öğretim programının sınıf öğretmenlerinin görüşlerine göre değerlendirilmesi
Bu çalışma, ilkokul sosyal bilgiler dersi öğretim programını sınıf öğretmenlerinin görüşleri doğrultusunda değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için sınıf öğretmenlerinin ilkokul sosyal bilgiler dersi öğretim programının kazanım, içerik, öğrenme öğretme süreci ve değerlendirme boyutlarına ilişkin görüşleri toplanmıştır. Araştırmanın örneklerimini Ankara ilinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda görev yapan 394 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına ulaşmak için sınıf öğretmenlerinin ilkokul sosyal bilgiler dersi öğretim programının kazanım, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme boyutlarına ilişkin görüşlerinin cinsiyet, kıdem, mezun olunan okul türü, branş, program hakkında bilgi edinme durumlarına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Veriler, Kılıçoğlu (2007) tarafından literatüre kazandırılan "Sosyal Bilgiler Öğretim Programının Değerlendirilmesi" anketi aracılığıyla toplanmış ve SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında, iki grup arasındaki normal dağılım gösteren parametrelerin karşılaştırılmasında Bağımsız Örnekler t testi, ikiden fazla grup arasındaki normal dağılım gösteren parametrelerin karşılaştırılmasında ise Tek Yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Ayrıca, anlamlı farklılıklara yol açan grubun tespit edilmesinde Tukey testi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, öğretmenlerin sosyal bilgiler öğretim programına ilişkin görüşlerinin cinsiyet temelinde farklılık göstermediğini, ancak mesleki kıdem yıllarına bağlı olarak anlamlı bir farklılık sergilediğini ortaya koymuştur. Mesleki deneyimin artmasıyla birlikte, öğretmenlerin program hakkındaki görüşlerinin daha olumlu bir yönde değiştiği gözlemlenmiştir. Cinsiyet, mezun olunan fakülte ve branş gibi demografik değişkenlerin öğretmenlerin görüşleri üzerinde belirgin bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Bu bulgular, öğretmenlerin sosyal bilgiler öğretim programını değerlendirmede ortak bir bakış açısına sahip olduklarını göstermektedir.
İlköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluşları ile öğretmenlik mesleğine yönelik eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ilköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluş düzeyleri ile öğretmenlik mesleğine yönelik eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu genel amaç doğrultusunda ilköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluşları ile öğretmenlik eğilimleri cinsiyet, sınıf düzeyi, mezun olunan lise türü, anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu değişkenleri açısından karşılaştırılmıştır. İlköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluşları ile öğretmenlik mesleğine yönelik eğilimleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırma bir ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma araştırmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu 2024-2025 akademik yılı içerisinde Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi, Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Bölümü, İlköğretim Matematik Öğretmenliği lisans programında öğrenim gören 154 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgiler Formu", "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ve "Öğretmenlik Eğilimi Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Nedensel karşılaştırma deseni için non-parametrik testlerden olan Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır. Ayrıca ilköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluş düzeyleri ile öğretmenlik eğilimleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi için Spearman Rank korelasyon katsayısına bakılmıştır. Araştırma sonucunda ilköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluş düzeylerinde cinsiyet, sınıf düzeyi, mezun olunan lise türü, anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı, öğretmenlik eğilimi düzeylerinde cinsiyet ve sınıf düzeyi değişkenine göre anlamlı bir farklılaşma olduğu ancak mezun olunan lise türü, anne eğitim durumu ve baba eğitim durumu değişkenine göre anlamlı farklılaşma olmadığı görülmüştür. İlköğretim matematik öğretmen adaylarının öznel iyi oluşları ile öğretmenlik eğilimleri arasında istatistiksel anlamda düşük düzeyde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının başarı yönelimlerine etkisinde öz yeterliklerinin aracılık rolü
Bu araştırmada, öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının başarılı yönelimlerine etkisinde öz yeterliğin rolü incelenmektedir. Literatürde öz yeterlik, bireyin belirli bir hedef doğrultusunda gerekli davranışları sergileyebilme inancı olarak tanımlanırken, atanamama kaygısı ise öğretmen adaylarının meslek hayatına giriş sürecinde yaşadığı belirsizliklerden kaynaklanan psikolojik bir durumdur. Daha önce yapılan çalışmalar, öz yeterliğin bireyin akademik ve mesleki başarısı üzerindeki etkilerini ele almış ancak atanamama kaygısıyla ilişkisi detaylı biçimde incelenmemiştir. Bu bağlamda araştırma, literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın genel amacı, öğretmen adaylarının atanamama kaygıları ile başarılı yönelimleri arasındaki ilişkiyi öz yeterlik açısından değerlendirmektir. Bu kapsamda alt amaçlar arasında, atanamama kaygısının öğretmen adaylarının akademik ve mesleki motivasyonlarına etkisini belirlemek, öz yeterliğin bu süreçte nasıl bir aracı değişken rolü üstlendiğini analiz etmek ve öz yeterliği yüksek bireylerin başarılı yönelimlerinde nasıl bir farklılık olduğunu incelemek yer almaktadır. Araştırmanın önemi, günümüz eğitim politikaları ve öğretmen istihdamındaki belirsizlikler göz önünde bulundurulduğunda daha da artmaktadır. Öğretmen adaylarının mesleki motivasyonlarını ve yönelimlerini anlamak eğitim kurumlarına değerli bilgiler sunacaktır. Bu çalışma, öğretmen yetiştirme sürecinde psikolojik faktörlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayarak eğitim sistemine katkı sağlamaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Betimsel tarama modeline dayalı olan çalışmada, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Eğitim Fakültesinde matematik, sosyal bilgiler ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören 1 ve 4. Sınıflardaki 170 öğretmen adayı çalışma grubunu oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü, istatistiksel analizlerin güvenilir sonuçlar vermesini sağlamak amacıyla yeterli düzeydedir. Veriler, "Öğretmen Adaylarının Atanamama Kaygısı Ölçeği", "Başarı Yönelimleri Ölçeği" ve "Akademik Öz Yeterlik Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu analizler, değişkenler arasındaki ilişkileri anlamlandırmada etkili bir yöntem sunmaktadır. Bulgular, araştırma sorularına göre kategorize edilerek değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, öğretmen adaylarının öz yeterlik düzeylerinin hem başarı yönelimleriyle anlamlı ve pozitif bir ilişki gösterdiğini hem de atanamama kaygısıyla karmaşık ama istatistiksel olarak dolaylı ilişkiler içinde olduğunu ortaya koymuştur. Öz yeterlik düzeyi arttıkça başarı yönelimleri artmakta; ancak atanamama kaygısı üzerinde öz yeterliğin doğrudan aracılık rolü gözlenmemiştir. Sonuçlar, öğretmen adaylarının mesleki kaygılarını azaltmak için öz yeterlik geliştirme programlarının önemine işaret etmektedir.
Öğretmen adaylarının depresyon düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, öğretmen adaylarının depresyon düzeylerini Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) temelinde incelemek ve bu düzeylerin çeşitli demografik ve psikososyal değişkenlere göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymaktır. Öğretmenlik, yalnızca akademik bilgi aktarımını değil; aynı zamanda duygusal dayanıklılığı, stresle başa çıkabilme becerisini ve empatik iletişimi de gerektiren çok boyutlu bir meslektir. Bu nedenle öğretmen adaylarının psikolojik iyi oluş düzeylerinin mesleğe geçiş sürecinde değerlendirilmesi, hem bireysel hem de toplumsal açıdan önem taşımaktadır.Araştırma, 2023–2024 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Türkiye'deki bir devlet üniversitesinde öğrenim görmekte olan toplam 147 öğretmen adayı üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılar; Okul Öncesi Öğretmenliği (n=70), İlköğretim Matematik Öğretmenliği (n=41) ve Sosyal Bilgiler Öğretmenliği (n=36) bölümlerinde öğrenim gören birinci ve dördüncü sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, bireylerin depresyon düzeylerini belirlemeye yönelik geliştirilmiş olan Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır.Veriler, SPSS 25.0 programı aracılığıyla analiz edilmiş; parametrik olmayan veriler için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testlerinden yararlanılmıştır. Değişkenler arasında; pandemi döneminde ekonomik zorluk yaşama, sosyal izolasyon durumu, sağlık sorunu yaşama, ailevi problem yaşama, uzaktan eğitim sürecinde aksaklık yaşama ve psikolojik stres düzeyi yer almıştır.Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, öğretmen adaylarının depresyon düzeylerinin pandemi döneminde yaşadıkları psikolojik stres düzeylerine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Yüksek düzeyde stres yaşayan bireylerde depresyon belirtileri daha yoğun olarak gözlemlenmiştir. Diğer değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmamış olsa da, özellikle ekonomik zorluk, sosyal izolasyon ve uzaktan eğitim deneyimleri gibi etmenlerde dikkat çekici eğilimler gözlemlenmiştir.Bu bulgular, öğretmen adaylarının yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik destekle de güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırma, eğitim fakültelerinde ruh sağlığı temelli önleyici programlara ihtiyaç duyulduğunu göstermekte; gelecek araştırmalar için daha geniş örneklemler ve nitel yöntemlerle desteklenmiş çalışmalar önerilmektedir.
Müzik öğretmenlerinin kolektif öğretmen yeterliği ile mesleki motivasyon düzeylerinin ilişkisel olarak incelenmesi
Araştırma amacı, müzik öğretmenlerinin kolektif öğretmen yeterliği ile mesleki motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma ayrıca öğretmenlerin kolektif öğretmen yeterliği ile mesleki motivasyon düzeylerinin cinsiyet, medeni durum, mesleki kıdem ve eğitim durumu değişkenlerine göre farklılaşma durumunu belirlemeyi de amaçlamaktadır. Araştırma modeli, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli doğrultusunda yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Ankara ili Çankaya ilçesinde görev yapan ve uygun/elverişli örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 119 müzik öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler, kişisel bilgiler formu, kolektif öğretmen yeterliği ölçeği ve mesleki motivasyon ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler ile Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H ve Spearman's rho korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda müzik öğretmenlerinin yüksek düzeyde bir kolektif yeterliliğe sahip oldukları, kadın ve erkek öğretmenler arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı, evli öğretmenlerin, bekar öğretmenlere göre kolektif öğretmen yeterliği düzeylerinin yüksek olduğu, öğretmenlerin mesleki kıdemi arttıkça kolektif yeterliliklerinde arttığı, eğitim durumuna göre öğretim stratejilerine yönelik kolektif alt boyutu ve öğrenci disiplinine yönelik kolektif yeterlik alt boyutunda lisansüstü eğitim almış öğretmenlerin düzeyi yüksek olmasına rağmen gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü. Müzik öğretmenlerinin mesleğe karşı motivasyonlarının yüksek düzeyde olduğu, cinsiyet, mesleki kıdem, medeni durum ve eğitim durumu değişkenlerine göre bir farklılık olmadığı görüldü. Öğretim stratejisine yönelik kolektif yeterlik alt boyutu ve öğrenci disiplinine yönelik kolektif yeterlik alt boyutu arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, kolektif öğretmen yeterliği ölçeğinin tüm alt boyutlarda pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, öğretmenlerin mesleki motivasyon ölçeğininde de mesleki gelişim ve saygınlık alt boyutu, fiziksel imkanlar, okul içi faktörler, gelişim ve saygınlık alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.
Öğretmen adaylarının bireysel yenilikçilik düzeyleri ile sosyal girişimcilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, öğretmen adaylarının bireysel yenilikçilik düzeyleri ile sosyal girişimcilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma, 274 kadın ve 68 erkek olmak üzere toplam 342 aday öğretmen üzerinden yürütülmüştür. Çalışma kapsamında veri toplama araçları olarak "Kişisel Bilgi Formu", Hurt, Joseph ve Cook (1977) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Kılıçer ve Odabaşı (2010) tarafından yapılan "Bireysel Yenilikçilik Ölçeği" ve Konaklı ve Göğüş (2013) tarafından geliştirilen "Aday Öğretmenlerin Sosyal Girişimcilik Özellikleri Ölçeği" kullanılmıştır. İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen çalışmada veriler t-testi, ANOVA ve Pearson Momentler Katsayısı teknikleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonunda yapılan veri analizinden elde edilen bulgulara göre; aday öğretmenlerin sosyal girişimcilik özelliklerinin öğrenim görülen bölüme göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra aday öğretmenlerin öğrenim gördüğü bölümü sevme derecelerinin de hem bireysel yenilikçilik hem de sosyal girişimcilik tüm alt boyutlarında anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca formasyon öğrencileri ile eğitim fakültesi lisans öğrencileri arasında da tüm değişkenler açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bir diğer bulguya göre sosyal girişimcilik toplam puanı ve alt boyutlarının bireysel yenilikçilik kategorilerine göre anlamlı şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Değişkenler arasındaki ilişkilere bakıldığında ise, öğretmen adaylarının bireysel yenilikçilik düzeyleri ile sosyal girişimcilik toplam puanı ve sosyal girişimciliğin alt boyutları olan kişisel yaratıcılık, risk alma ve özgüven düzeylerinin tümü arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur.
Türkiye ile Güney Kore'nin fen bilimleri öğretim programlarının karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı; Türkiye ve Güney Kore'de 3,4,5,6,7, ve 8. sınıflara uygulanan İlköğretim Fen Bilimleri Öğretim Programlarını içerik, eğitim felsefeleri ve amaçları, öğrenme öğretme süreçleri ve ölçme değerlendirme yaklaşımları boyutları bakımından karşılaştırarak programlarda var olan benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmaktır. Araştırmada nitel araştırma modellerinden tarama modeli kullanılarak ülkelerin eğitim sistemleri, ülkelerin coğrafi, siyasal ve ekonomik yapısı, eğitim felsefesi ve eğitim amaçlarına ilişkin bilgiler; makaleler, ülke makamlarının resmi internet sayfaları ve konuyla ilgili yazılmış kitaplardan elde edilmiştir. Her iki ülkede TIMMS 2015 sınavına giren öğrencilerin Fen ve Teknoloji Bilişsel Alanları ile ilgili bilgiler ise TIMSS 2015 Ulusal Bilim Raporlarından elde edilmiştir. Yaklaşım olarak karşılaştırmalı eğitim yaklaşımlarından yatay yaklaşım ve veri analiz yöntemi olarak da doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, öğretim programlarının felsefeleri, amaçları, öğrenme öğretme süreçleri ile ölçme ve değerlendirme durumları açısından değerlendirilerek karşılaştırılmalar yapılmıştır. Türkiye ve Güney Kore Fen Bilimleri Öğretim Programlarında dersin hedefleri, konulara ayrılmış ve kazanımlar verilerek öğretmenlere yol gösterici niteliktedir. Ancak Türkiye Fen Bilimleri Öğretim Programının bu bağlamda daha kapsamlı ve detaylı olduğu sonucuna varılmıştır. Türkiye ve Güney Kore Eğitim Sistemlerinde değerlendirmenin çeşitli sınavlar başta olmak üzere sürecin de önemini vurgulayan gözlem testleri ve raporlardan faydalanılarak yapıldığı gözlemlenmiştir. Türkiye ve Güney Kore seçme, yerleştirme ve sistem değerlendirmesi amacıyla ulusal sınavlar yapmaktadır. Ayrıca, TIMMS sınavına giren Türkiye ve Güney Kore'deki öğrencilerin bilişsel alanı oluşturan bilme, uygulama ve akıl yürütme alt boyutları açısından farklılaştığı bulunmuştur. Çalışmada bulgular tablolar halinde açıklanmış ve yorumlanmıştır. Araştırma bulgularının sonuçlarına göre Türkiye ve Güney Kore Fen Bilimleri Öğretim Programlarının şekil itibariyle benzerlikler gösterdiği gözlenmiştir. Ancak Türkiye Fen Bilimleri Öğretim Programının Güney Kore Fen Bilimleri Öğretim Programından daha kapsamlı olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular çerçevesinde önerilerde bulunulmuştur.
Görme yetersizliği olan öğrenciler için görsel sanatlar dersi öğretim programının CIIP modeline göre değerlendirilmesi
Bu araştırma MEB'e bağlı Görme Engelliler Ortaokulu 5. sınıf total görme yetersizliği olan öğrencilere uygulanan görsel sanatlar dersi öğretim programını Stufflebeam' in bağlam, girdi, süreç ve ürün (CIPP) modeline göre değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması modeli kullanılmıştır. Katılımcılar amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmanın verileri total görme yetersizliği olan öğrenci, velisi, görme yetersizliği olan iki sınıf arkadaşı, görsel sanatlar dersi öğretmeni ve araştırmacıdan elde edilmiştir. Araştırma verileri 18 haftalık ders içi gözlemler, görüşme ve doküman analizinden oluşmaktadır. Verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında sınıfın fiziki yapısının kısmen yeterli olduğu, ders saatinin zamanla azaldığı, öğretmenin kendi çabalarıyla programı görme yetersizliği olan öğrencilere uyarladığı, üniversite eğitimi sırasında ve çalışma hayatında bu konuda herhangi bir hizmet içi eğitim almadığı görülmüştür. İkinci aşamada programın amacıyla içeriğinin uyumlu olduğu, programda kullanılan öğretim yöntem ve tekniklerinin görme yetersizliği olan öğrencilerin hedeflere ulaşmasında etkili olamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Üçüncü aşamada, öğretmenin programı uygularken düz anlatım yöntemini kullandığı, dokunsal materyallerin yetersiz olduğu görülmüştür. Dördüncü aşamada, programın belirlenen hedeflere ulaşamadığı, detaylı çalışmalarla programın geliştirilebileceği, öğrencilerin bu derste diğer öğrenciler gibi resim tekniklerini öğrenmek istedikleri fakat bu konuda bilgi edinemedikleri, görsel sanatlar dersinin diğer derslerin başarısının artmasına yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Okul öncesi eğitim programlarının karşılaştırılması: Türkiye, Rusya ve Finlandiya
Bu araştırmanın amacı Türkiye'de uygulanan okul öncesi eğitim programıyla Rusya ve Finlandiya'da uygulanan okul öncesi eğitim programının çeşitli boyutlar (yapı, genel amaçlar, kazanım, içerik, eğitim durumları, ölçme-değerlendirme ve ek programlar) açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmada nitel araştırma modellerinden tarama modeli, yaklaşım olarak karşılaştırmalı eğitim yaklaşımlarından yatay yaklaşım ve veri analiz yöntemi olarak da doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin karşılaştırılması sonucunda ulaşılan sonuçlar şöyledir; Programların yapı boyutunda, Türkiye'de merkezi bir program uygulanırken, Rusya okul öncesi eğitim devlet standardının, uygulama yükümlülüğünde %60'lık kısmının, ülke genelinde eğitim birliğini oluşturmak amacıyla zorunlu olduğu, Finlandiya'da ise çerçeve bir okul öncesi eğitim planının belirlendiği ancak yerel yönetimlerin program hazırlama zorunluluğunun olduğu görülmüştür. Programların amaçları boyutunda, Türkiye, Rusya ve Finlandiya'nın çocukların bütünsel gelişimini desteklemeyi, ilkokula hazırlık sürecini sağlamayı ve eğitime eşit erişimin ülke genelinde sağlanmasını amaç edindiği görülmektedir. Programların kazanım boyutunda, Türkiye'de öz bakım becerileri kazanımlarının, Rusya ve Finlandiya'da karşılığının tam olarak olmadığı, Finlandiya'da çevre ve doğa çalışmaları kazanımlarının diğer ülkelere göre farklı olduğu belirlenmiştir. Programların, içerik boyutu kavramlardan oluşmaktadır. Türkiye, Rusya ve Finlandiya programlarında, kavramların hangi zaman aralığında çocuklara aktarılacağı belirlenmemiş, çocukların hazır bulunuşluk düzeylerine göre, öğretmenin seçimine bırakılmıştır. Programların eğitim durumları boyutunda ülkelerin, okul öncesi eğitimde oyunla öğrenmeyi ön plana aldıkları görülmektedir. Programların ölçme-değerlendirme boyutunda Türkiye ve Finlandiya'da çocuğun değerlendirme sürecinin öğretmen gözlemiyle yapıldığı, Rusya'da ise öğretmen gözlemiyle birlikte, uzmanlar tarafından uygulanan standart testler ile yapılabileceği belirtilmiştir. Finlandiya'nın, Rusya ve Türkiye'den farklılaşarak, okul öncesi dönemde çocuğun öz değerlendirme becerisi kazanmasına önem verdiği görülmüştür.
PQ4R öğrenme stratejisinin okuduğunu anlamaya, üst bilişsel düşünmeye, öz yeterlik inancına ve kalıcılığa etkisi
Bu çalışmanın amacı, PQ4R öğrenme stratejisinin okuduğunu anlama, üst bilişsel düşünme, öz yeterlik ve kalıcılık üzerine etkisini incelemektir. Bu amaçla, çalışma 2018-2019 öğretim yılı bahar döneminde, Zonguldak ilinde bulunan bir ilkokulun 4. sınıfında öğrenim gören toplam 35 öğrenci üzerinde, Türkçe dersi kapsamında, 12 haftayı kapsayacak şekilde yürütülmüştür. Araştırmada deney (N:17) ve kontrol grubu (N:18) olmak üzere iki farklı grup üzerinde çalışılmıştır. Deney grubunda PQ4R öğrenme stratejisi uygulanırken, kontrol grubuna müdahale edilmemiştir. Araştırmada karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında, "eşitlenmemiş kontrol gruplu ön-test- son-test modeli" kullanılmıştır. Veri toplama araçları olarak okuduğunu anlama testi, okuduğunu anlama öz yeterlik inancı ölçeği ve okuma stratejileri üst bilişsel farkındalık envanteri kullanılmıştır. Veri toplama araçları deney ve kontrol gruplarına ön-test ve son-test olarak uygulanmıştır. Araştırmanın nitel kısmında ise durum çalışması kullanılmış olup, veriler odak grup görüşmesi yoluyla toplamıştır. Görüşmeye katılan öğrenciler, maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenmiştir. Elde edilen verilerin yorumlanmasında betimsel analiz kullanılmıştır. Veriler tahmin etme, dikkat, soru ve okuduğunu anlama kodları altında analiz edilmiştir. Araştırmanın sonunda, PQ4R öğrenme stratejisinin okuduğunu anlama, üst bilişsel düşünme, öz yeterlik ve kalıcılık düzeylerini artırmada büyük etkiye sahip olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. PQ4R öğrenme stratejisi ilköğretim öğrencilerinin okuduğunu anlama becerilerini, okuma stratejilerine ilişkin üst bilişsel düşünme becerilerini, okuduğunu anlamaya yönelik öz yeterlik inançlarını ve bilgilerin kalıcılığını artırmada kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: PQ4R öğrenme stratejisi, Üstbilişsel Düşünme, Okuduğunu Anlama, Öz Yeterlik İnancı, İlkokul Öğrencileri
İlkokul öğretmenlerinin öğretmen olma motivasyonu, öz yeterlik inançları ve yenilikçilik algılarının iş memnuniyetine etkisi
Öğretmenler toplumların istediği nitelikli insan gücüne sahip olmada, bireylerin toplumsal yaşama uyum sağlamasında, toplumun sosyal ve teknolojik bir takım değişimlere uyum sağlamasında önemli görevler üstlenmektedir. Bu bakımdan öğretmen eğitiminde nitelikli öğretmenlerin sisteme katılması ve bu öğretmenlerin sistem içerisinde kalması önemlidir. Bu nedenle öğretmenlik ve öğrenme-öğretme süreci ulusal ve uluslar arası düzeyde bir çok araştırmaya konu olmaktadır. TALIS (Teaching and Learning International Survey)-Uluslararası öğrenme ve öğretim anketi bunlardan biridir. Bu araştırmada TALIS 2018 anket verilerinden hareketle Türkiye'de bu araştırmaya katılan sınıf öğretmenlerinin öğretmen olma motivasyonları, öğretmenliğe ilişkin öz yeterlilik inançları, yenilikçilik (inovasyon) algılarının iş memnuniyetine etkisi incelenmiştir. Araştırma tarama modelindedir. Araştırmada TALIS 2018 Türkiye verilerinden 3204 ilkokul öğretmeninin verileri temel alınmıştır. Veriler OECD web sayfasından elde dilmiştir. Araştırmada kullanılan öğretmen olma motivasyonu, öz yeterlik inancı, yenilikçilik ve iş memnuniyeti anketlerinin geçerlik ve güvenirlik değerleri uygundur. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t testi, anova, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin öğretmen olma motivasyonunda sosyal fayda kaynaklarının daha etkili olduğu; öz yeterlik inançlarına ilişkin öğretime, sınıf yönetimi ve öğrenci katılımını sağlamaya yönelik öz yeterlik inançlarının orta düzeyin üzerinde olduğu, yenilikçilik algılarının ve iş doyumlarının orta düzeyin üzerinde olduğu bulunmuştur. Kadın öğretmenlerin, öğretmen olma motivasyonu, öz yeterlik inancı ve iş memnuniyetinin daha yüksek olduğu, öğretmenlerin öğretmen olmaya ilişkin formal eğitim sürecini tamamlama sonrası geçen süreye göre öğretmen olma motivasyonları ve öz yeterlik inançlarının farklılaşmadığı belirlenmiştir. Öğretmenlerin öğretmen olma motivasyonu, öz yeterlik inancı, yenilikçilik ve iş memnuniyeti arasında pozitif düşük ve orta düzeyde ilişkiler olduğu; öğretmen olma motivasyonu, öz yeterlik inancı ve yenilikçiliklerinin, öğretmen iş memnuniyetinin anlamlı yordayıcısı olduğu bulunmuştur.
Okul öncesi öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki öz yeterlik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada okul öncesi öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki öz yeterlik algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu genel amaç ile birlikte, okul öncesi öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki öz yeterlik algıları cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi gibi değişkenler açısından karşılaştırılmıştır. Bu bakımdan bu araştırma betimsel nitelikli ilişkisel tarama araştırmasıdır. Araştırma Batı Karadeniz Bölümünde yer alan bir üniversitede okul öncesi öğretmenliği okuyan 188 okul öncesi öğretmen adayıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada verilerin analizi için frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Kolmogorow-Smirnov testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmada okul öncesi öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimlerinin yüksek düzeyde olduğu, cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılaşma olduğu ancak sınıf düzeyi, anne ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmen adaylarının mesleki öz yeterlik algılarının oldukça yüksek düzeyde olduğu, sınıf düzeyi değişkenine göre anlamlı bir farklılaşma olduğu ancak cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmen adaylarının oyun severlik eğilimleri ile mesleki öz yeterlik algıları pozitif yönde olup anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretiminde web 2.0 araçlarının öğrencilerin derse yönelik tutumlarına ve motivasyonel stratejilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı Türk Dili ve Edebiyatı öğretiminde Web 2.0 araçlarının öğrencilerin derse yönelik tutumlarına ve motivasyonel stratejilerine etkisini belirlemektir. Araştırma, 2020- 2021 eğitim öğretim yılı I. döneminde Zonguldak ili Karadeniz Ereğli ilçesinde bir Anadolu Lisesi'nde yürütülmüştür. Nicel araştırma yöntemlerinden yarı deneysel modelle gerçekleştirilen araştırma yansız atama yöntemiyle oluşturulan bir deney ve bir kontrol grubu olmak üzere 59 öğrenciyle yürütülmüştür. Dersler beş hafta deney grubundaki öğrencilerle Web 2.0 araçları kullanılarak, kontrol grubunda geleneksel yöntemle işlenmiştir. Veri toplama aracı olarak Arslan ve Şimşek (2018) tarafından geliştirilen "Ortaöğretim Öğrencileri için Türk Dili ve Edebiyatı Dersine Yönelik Tutum Ölçeği" ve Pintrich ve De Groot (1990) tarafından öğrencilerin bir ders ya da konuya yönelik öz-düzenleme stratejileri ve motivasyonel inançlarını ölçmek için geliştirilen İlker, Arslan ve Demirhan (2014) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği" (MSLQ) kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına deneysel süreç öncesinde ön test, deney grubuyla yürütülen uygulama sonucunda iki gruba da son test olarak uygulanmıştır. Veriler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının ön test-son test uygulamaları ilişkili ve ilişkisiz örneklemler t-testiyle karşılaştırılarak, sonuçlar arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma sonucunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretiminde Web 2.0 araçlarının kullanımının öğrencilerin derse yönelik tutumlarının ve motivasyonel stratejilerinden öz düzenleme, öz yeterlik, içsel değer, sınav kaygılarında geleneksel yönteme göre daha etkili olduğu görülmüştür. Bilişsel stratejilerini kullanım düzeyindeyse anlamlı bir değişiklik meydana getirmemiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda öğrencilerin bilişsel stratejilerini kullanım düzeylerini arttırabilmeleri için derslerde bu alt boyuta yönelik etkinliklere yer verilmesi önerilmektedir.