
4,141
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ar-ge harcamaları, patent başvuru sayısı ve ekonomik büyüme: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bu çalışma, seçili 23 OECD ülkesi (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) için 1995 – 2013 yıllık verilerini kullanarak, Ar-Ge harcamalarının ve patent başvuru sayılarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ile Ar-Ge harcamalarının patent başvuru sayıları üzerindeki etkisini panel veri analiziyle test etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik çalışmada üç model kurulmuş ve bu modeller dört aşamalı ekonometrik yöntemle araştırılmıştır. İlk aşamada, değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığını araştırmak için Friedman, Frees ve Pesaran testleri uygulanmıştır. Yatay kesit bağımlılık testlerinin üçü de kurulan üç model için değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığın olduğunu göstermiştir. İkinci aşamada değişkenlerin durağanlık analizi Im Pesaran ve Shin ve Pesaran testleri ile yapılmıştır. Sabit ve trendsiz Im Pesaran ve Shin ile Pesaran birim kök testleri değişkenlerin düzey değerlerde birim kök içerdiğini, birinci farkları alındığında ise %1 anlamlılık düzeyinde durağan olduklarını göstermektedir. Üçüncü aşamada ise değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkilerin varlığı Westerlund Panel Eşbütünleşme testleriyle araştırılmıştır. Eşbütünleşme testi ile değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Dördüncü aşamada ise panel bazında değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli katsayılar Ortalama Grup Tahmincisi (MGE) ve Havuzlanmış Ortalama Grup Tahmincisi (PMGE) yöntemleriyle tahmin edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda panel genelinde değerlendirildiğinde Ar-Ge harcamaları ve patent başvuru sayılarının ekonomik büyüme üzerindeki uzun dönem etkisi ile Ar-ge harcamalarının patent başvuru sayıları üzerindeki uzun dönem etkisi istatistiki olarak anlamlı ve pozitiftir. Buna karşın kısa dönem katsayıları pozitif fakat istatistiki olarak anlamlı değildir.
Emekliliğin hanehalkının eğlence ve kültür harcamaları üzerindeki etkisi:Türkiye üzerine bir inceleme
Eğlence ve kültür harcamalarının belirleyicisi olduğu farz edilen zaman faktörü, çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Gary Becker'ın Hanehalkı Üretim Teorisi esas alınarak ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2013 Hanehalkı Bütçe Anketi kullanılarak uygulanan logistik analiz sonuçları bu kanıyı destekler niteliktedir. Analiz sonuçlarına göre; emeklilik, toplam harcamalar ve eğitim, Türkiye'de hanehalkının eğlence ve kültür harcamalarını pozitif yönde etkileyen önemli faktörlerdir. Ayrıca, emeklilik dönemine geçişin dinamiklerini daha iyi kavrayabilmek amacıyla bireylerin eğlence ve kültür mallarını deneyimlemesini etkileyebilecek olası faktörler hem emekli hanehalkı hem de emekliliği yakın hanehalkı için incelenmiştir. Emekli ve emekliliği yakın hanehalkının eğlence ve kültür harcamalarını etkileyebilecek olası faktörlerin incelendiği bu tez çalışması ile hem politika tasarlayanlar hem de bu tür malları üretenler için önemli ipuçları sağlanabileceği düşünülmüştür.
Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı
Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.
Makroekonomik faktörlerin Borsa İstanbul sektör endekslerinin performanslarına etkisi üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, borsa performansını etkileyen faktörleri sektörel bazda incelemek olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında belirlenmiş olan makroekonomik değişkenlerin (enflasyon, faiz oranı, büyüme oranı, işsizlik oranı, ticaret dengesi, altın fiyatları ve kur değişimi), seçilmiş olan sektör getiri endeksleri (banka, hizmet, gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, tekstil deri) üzerindeki etkileri araştırılmıştır. 2007-2015 yılları arasında oluşan yıllık değerler, Türkiye İstatistik Kurumu, Merkez Bankası, Borsa İstanbul ve özel yatırım acentelerinden toplanmış ve bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler ise korelasyon ve regresyon analizleri ile tespit edilmiştir. Her bir bağımlı değişken ayrı ayrı incelenmiş olup; alınan değerlerin hepsi, yıllık değişim oranına çevrilerek aynı türden verilerin analize tabi tutulması sağlanmıştır.Regresyon analizi sonuçlarına göre, tüm sektör getiri endekslerinin negatif veya pozitif olmak üzere bir şekilde makroekonomik değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Özellikle kur değişiminin, tüm sektörlerin getiri endeksleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkisi olduğu bulunmuştur. Kur değişikliklerine benzer bir şekilde,araştırma kapsamında incelenen ve sektör getiri endeksleri üzerinde oldukça önemli etkisi olan bir başka değişken ise büyüme oranıdır. Gerçekten de gayrimenkul yatırım ortaklığı, gıda içecek, banka ve tekstil deri sektörleri getiri endeksleri, büyüme oranı değişkeninden pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Banka sektörü getiri endeksi, makroekonomik faktörlerden en fazla etkilenen endeks olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, banka sektörü getiri endeksi kur değişiminden negatif, enflasyon oranı ve büyüme oranından ise pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Borsa, Borsa Performansı, Sektör Getiri Endeksleri, Makro Ekonomik Değişkenler
Nükleer enerji tüketiminin makro ekonomik belirleyicileri: OECD ülkeleri üzerine bir panel veri analizi
Enerji iç ve dış siyasetin şekillenmesinde, Milli sanayinin ve ekonominin gelişiminde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle enerjinin hangi kaynaklardan üretildiği oldukça önemlidir. Fosil yakıtlar açısından zengin olmayan pek çok ülke için nükleer enerji önemli bir alternatiftir. Bu çalışmada nükleer enerjinin makro ekonomik belirleyicileri incelenmiştir. Bunu gerçekleştirirken literatürde yer alan benzer çalışmalar titizlikle taranarak değişkenler tespit edilmiştir. 2000-2015 yılları arasında OECD ülkelerinin örneklem olarak alındığı analizde nükleer enerjinin makro ekonomik belirleyicileri olarak sivil iş gücü, toplam karbon dioksit emisyonu, ham petrol fiyatları, Enerji yoğunluğu, Fosil yakıt tüketimi( toplamın % si), Yenilenebilir enerji tüketimi (toplam nihai enerji tüketiminin % si ) ve kişi başına sabit fiyatlarla GSYİH değişkenleri kullanılmıştır. Dengeli panel analizi yapmak için verileri yetersiz olan 5 ülke çalışmadan soyutlanmıştır. Yapılan dengeli panel veri analizinin ilk aşamasında F testi ve Breusch Pagan düzeltilmiş langrange çarpanı (LM) testi yapılarak klasik modelin kullanılamayacağı sonucuna varılmıştır. Analizin daha sonraki aşamasında ise Rassal (Random) modelin mi yoksa sabit (Fixed) modelin mi daha etkin olduğunu araştırmak amacıyla Hausman testi yapılmış ve modelin tahmini rassal (random) etkiler tahmincisiyle yapılmaya karar verilmiştir. Yapılan analizden çıkan sonuca göre; Emek ve Pet. değişkenleri istatistiki açıdan %5 önem düzeyinde anlamsız olarak bulunmuştur. 〖Co〗_2, EnerY., Fosil, Yenib.ve GSYİHise %1 istatistiki önem düzeyinde anlamlı olduğu görülmektedir. İstatistiki açıdan anlamlı çıkan değişkenlerden 〖Co〗_2 ve EnerY. değişkenleri Nük değişkeni ile pozitif ilişkilidir. Fosil, Yenib.ve GSYİH değişkenleri ise Nük değişkeniyle negatif ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Makro Ekonomik Belirleyici, Nükleer Enerji, OECD Ülkeleri, Panel Veri Analizi
Katılım bankalarının kullandırdığı fonların makro iktisadi göstergelere etkisi: Türkiye örneği
Türkiye'de katılım bankaları ve katılım bankacılığına verilen önem son dönemde giderek artmaktadır. Dünyada 20. y.y.'ın ikinci yarısından sonra finansal sistemde kendisine yer bulan faizsiz bankacılık Türkiye'de de son 20 yılda giderek artan payı ile finansal sistemdeki yerini almaya başlamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada katılım bankacılığının gelişimi ve Türkiye'de panel veri analiz yöntemiyle 2010-2017 yılları arası 3'er aylık dönemlere ilişkin veriler kullanılarak katılım bankalarınn kullandırdığı fonların reel makroekonomik göstergeler üzerindeki ( ithalat, ihracat, faiz oranı, ekonomik büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla, istihdam, hane halkı tüketim harcamaları ve yatırımlar) etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları göstermiştir ki katılım bankalarının kullandırdığı fonlar Türkiye ekonomisinin dış ticaretini, istihdamını, arz ve talep cephesine ilişkin göstergeleri pozitif yönde etkilemektedir.
KOSGEB'in faaliyetleri ve ekonomiye katkısı
Ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ülkelerde de ülke ekonomisinde önemli bir yere sahiptir ve önemi, her ülkede artmaya başlamıştır. Ülkedeki bütün işletmelerin yüzde 99'undan fazlasına sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler, istihdam oluşturmasına, verimliliğe, girişimciliğin geliştirilmesine, yatırım yapılmasına, bölgesel kalkınmaya, rekabet ortamının oluşturulması ve yaratılmasına ve dolayısıyla en yüksek ekonomik göstergelere önemli katkılarda bulunmaktadır. Ayrıca KOBİ'ler toplum refahının ve sosyal düzenin gelişmesinde de önemli faydalar sağlamaktadır. KOBİ'ler artan rekabet ortamından çok fazla etkilenmekte ve birçok sorun ile karşı karşıya kalmaktadırlar. KOSGEB bu aşamada devreye girerek küçük işletmelere rekabet gücü kazandırmak ve piyasadaki sorunların verimliliklerini etkilememesi ve faaliyetlerini sürdürebilirliğini sağlaması için destek vermektedir. Bu nedenle KOSGEB'e, firmalarla birlikte hareket etmede büyük işler düşmektedir. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin fiziki ve idari altyapı eksikliklerinin hızla tamamlanması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması adına bir çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmada KOBİ'lerin Türkiye'deki durumları ve sorunları ele alınarak KOSGEB'in bu alanda yaptığı çalışmalar, KOBİ'lerin genel özellikleri, geliştirilmesi için yapılması gerekenler, fonksiyonlarının neler olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak ise KOSGEB'in faaliyetlerinde ana temanın KOBİ'ler olması gerektiği belirtilerek bu alandaki çalışmaların geliştirilmesi için öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOSGEB Faaliyetleri, KOBİ Tanımı, KOBİ'lerin Avantaj ve Dezavantajları
Kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ampirik bir analiz
Toplumsal refah açısından iktisadi büyüme kadar öneme sahip bir diğer konu, gelirin toplumu oluşturan bireyler arasındaki dağılımıdır. Gelir dağılımı, toplumsal refah ile olduğu kadar sosyal barış ve istikrar, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve yoksulluk ile de doğrudan bağlantılıdır. Bu öneminden dolayı gelir dağılımının dinamikleri iktisatçılar tarafından uzun yıllardır incelenmekte ve gelir dağılımı eşitsizliğini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler geliştirilmektedir. Ancak bu teorilerin birçoğunda kurumların rolünün dikkate alınmadığı görülmektedir. Oysa ekonomik ve politik süreçleri yöneten kurumlar, kişisel teşvikleri etkiledikleri ve bireylerin üstlenebilecekleri faaliyetleri sınırladıkları için kişisel gelirleri de etkiler. Bu çerçevede, çalışmanın amacı kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda kurulan modellerde, gelir dağılımı göstergesi olarak Gini katsayısı, kurumsal yapı göstergesi olarak ise Uluslararası Ülke Risk Rehberi'nden yararlanılarak oluşturulan kurumsal kalite indeksi kullanılmıştır. Ayrıca, ihmal edilmiş değişken sapmasına yol açmamak için modellere, literatürde gelir dağılımı ile yakından ilişkili olduğu varsayılan reel kişi başına gelir ve finansal gelişmişlik indeksi değişkenleri de eklenmiştir. 1988-2014 dönemini kapsayan yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada, panel veri analizi tercih edilmiş olup, CCEMG ve Sistem GMM gibi yeni geliştirilen katsayı tahmincileri kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik analiz kısmında elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir: i) Kurumsal kalitedeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde pozitif etkilemektedir. ii) Finansal gelişmişlik indeksindeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını pozitif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde negatif etkilemektedir. iii) Reel kişi başına gelirdeki bir artış hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemektedir.
Meraların hayvancılığa katkısının sosyo ekonomik boyutu Eskişehir örneği
Dünya nüfusu hızlı bir şekilde artmaktadır. Ancak bu nüfusu beslemek için gerekli üretim yeterli düzeyde değildir. Azalan yiyecek kaynaklarına karşı hızla artan dünya nüfusunun nasıl besleneceği bugün küresel anlamda büyük bir problem teşkil etmektedir. Bu problem, üretim-bölüşüm ilişkilerini belirleyen ekonomi politikalarına da yön vermektedir. Çok yakın bir gelecekte dünya nüfusunun önemli bir kısmının açlık tehlikesinde olacağı çok açıktır. Günümüzde doğal kaynakları koruma konusunda alınan tedbirlerin en üst düzeyde olması durumun ciddiyetinin kavrandığını göstermektedir. Artık ülkeler ucuz ve sağlıklı yiyecek kaynaklarına sahip olmanın ve bu kaynakları korumanın yollarını aramaktadırlar. Hayvancılık maliyetlerinden yem giderlerinin büyük bir kısmını karşılayan meralar tarım için hayati öneme sahiptir.
Türkiye'de kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisinin mekansal analizi
Farklı kültürden insanların aynı coğrafyayı paylaşması ile oluşan kültürel çeşitlilik olgusu, dünya tarihinde yeni bir konu olmamakla birlikte 1980 sonrasında yaşanan küreselleşme süreci ile birlikte daha yaygın bir hal amıştır. Artan kültürel çeşitlilik, farklı alanlardan araştırmacıların ilgisini çekmiş ve 1990'lı yıllardan itibaren kültürel çeşitliliğin, ülkelerin ekonomik performansları üzerine etkilerini analiz eden çalışmalar yapılmıştır. Bu konudaki öncü çalışmalarda yüksek kültürel heterojenliğin zayıf ekonomik performansa neden olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen süreçte ise bazı araştırmacılar, belli koşullar altında kültürel çeşitliliğin pozitif ekonomik sonuçlar sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Kültürel çeşitlilikle ilgili olumlu yaklaşımın altında yatan temel görüş, farklı kültürel arkaplana sahip bireylerden oluşan bir grupta fikir çeşitliliğinin daha yüksek olmasıdır. Bu durum, bireyler arasında yetenek tamamlayıcı bir etki yaratır ve kültürel açıdan heterojen grup homejen gruba kıyasla belirli bir işte daha iyi performans gösterir. Bu çalışmanın amacı, kültürel çeşitliliğin bölgesel kalkınma üzerine etkisini Türkiye'de 81 adet Düzey 3 bölgesi (iller) kapsamında incelemektir. Çalışmada öncelikle, literatürde yaygın bir şekilde kabul görmüş ölçüm kriteri olan doğum yeri farklılıklarına göre kültürel çeşitlilik endeksi oluşturulmuştur. Bölgesel kalkınma göstergeleri olarak ise illerin kişi başına gelir, inovasyon ve girişimcilik düzeyleri kullanılmıştır. Ampirik analizler, mekansal istatistik ve mekansal ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kültürel çeşitlilik, bölgesel kalkınmayı pozitif yönde etkilemektedir. Sonuçlar genel olarak literatürle uyumluluk göstermektedir. Diğer taraftan mekansal analizler bölgeler arası mekansal bağımlılığın varlığına işaret etmektedir.
Bilgi ekonomisinde inovasyonun önemi ve büyümeye etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine analizi
-1990 yılı ve sonrasında teknolojide yaşanan gelişmelerin de etkisiyle bilgi ekonomisi kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini göstermede önemli bir kıstas haline gelen bilgi ekonomisinin belirli göstergeleri vardır. Bu göstergelerden bazıları bilgi ve iletişim teknolojilerine yapılan yatırımlar, yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayıları, internet erişim sayıları ve inovasyondur. Bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olan inovasyon bir ülkenin bilgi ekonomisi haline gelmedeki en önemli yapı taşı olarak görülebilir. İnovasyon genel olarak bir firmanın ya da işletmenin kendi üretmiş olduğu ürünü eskitmesi yani daha iyisini daha kalitelisini üretmesi çabasıdır. İnovasyon firma ya da işletmelerin piyasadaki sürdürülebilirliklerinin (kalıcı olmalarının) en önemli belirleyicisidir. Bilgi ekonomisi olma yolunda bilgiye, teknolojiye ve en önemlisi de inovasyona yatırım yapan ülkelerin ekonomik yapısı da bundan pozitif yönde etkilenecek ve ekonomik büyüme yaratacaktır. Bu çalışmada bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olarak görülen inovasyonun büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan çalışmada 2000-2015 dönemine ait ABD, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, Japonya, Güney Kore, Litvanya, Portekiz, Slovakya ve Türkiye olmak üzere 15 OECD ülkesine ait AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarının yıllık verileri kullanılmıştır. Yöntem olarak Panel Veri Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonucuna göre bağımlı değişken olan ekonomik büyümenin, bağımsız değişken olan AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarına yapılan yatırımlar sonucunda etki düzeyinin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kompulsif satın alma, beş faktör kişilik özellikleri, kredi kartı kullanımı ve kredi kartına yönelik tutum arasındaki ilişki: Dumlupınar Üniversitesi örneği
Kredi kartları, kart sahiplerinin her türlü mal ve hizmeti nakit para taşımaksızın satın alabildiği ödeme araçlarıdır. Kredi kartları, bu kartları çıkartan kuruluşlar tarafından kart sahiplerine kullandırılan kısa vadeli bir kredi niteliği taşımaktadır. Tıpkı nakit para gibi kredi kartı da elinde bulundurana bir alım gücü sağlamakta, bu nedenle kişilerin harcamalarını etkilemektedir. Kredi kartlarının bireylerin alım gücünde yarattığı bu artış, ekonomide pek çok değişkene etki edebilmektedir. Örneğin; kredi kartlarının anlık satın alma davranışlarında kolay ulaşılabilir bir finansman aracı olarak ya da kişisel tatmin ve prestij unsuru olarak kullanılması durumlarında, kompulsif satın alma davranışı gibi rasyonel olmayan tüketim kararları verilebilmektedir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kredi kartının tarihçesi, türleri, kullanım amaçları, hukuki nitelikleri, teknolojik gelişmelerle birlikte yaşadığı değişim ve kullanım şekilleri, ikinci bölümünde ise tüketim toplumlarındaki ve elektronik ödeme sistemlerindeki yeri, elektronik ticaret ile ilişkisi incelenerek geniş kapsamlı bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde çalışmanın temelini oluşturan kişilik yapısı, kompulsif satın alma, kredi kartına yönelik tutum ve kredi kartı kullanım alışkanlıkları ile ilgili bilgi verilerek, bu yapıları ölçmek için kullanılan ölçekler tartışılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise anket yöntemi kullanılarak bireylerin sahip olduğu kişilik özelliklerinin kredi kartı kullanımı ve kompulsif satın alma davranışı üzerindeki etkisi ile kredi kartı kullanımının kompulsif satın alma üzerindeki etkisi analiz edilmiştir.
Dünya'da ve Türkiye'de mevduat sigortalarının incelenmesi ve mukayesesi
Bankalar, tasarruf sahipleriyle, yatırımcıları buluşturarak, köprü görevi gören, finans sektörü içinde özel bir yere sahip kuruluşlardır. Özellikle ekonomik kalkınmada, bankaların fon kaynağı olan mevduatlarının tasarruf sahiplerine özgü tasarlanmış sigorta düzenlemeleriyle korunması gerekliliği de artık tüm dünyada yasalarla desteklenmektedir. Tüm Dünya'da ve ülkemizde bankacılık sektöründe geçmişe baktığımızda mevduatların korunması hususunda birçok sorunla karşılaşıldığı bilinmektedir. Bu sorunlar tasarruf sahiplerine ciddi sıkıntılar yaşamalarına sebep olmuştur. Bu nedenle bankacılık sektöründe yaşanabilecek sorunların oluşmasının neticesinde panik ortamı oluşacaktır. Önemli olan bu panik ortamından en az zararla kurtulmaktır. Panik ortamını yok etmek için mevduat sahiplerine tasarruflarının en kısa sürede geri ödenme garantisini veren bir sistemin oluşturulması gerekmektedir. İşte bu sistem ise, mevduat sigorta sistemidir. Mevduat sigortasıyla, tasarruf sahiplerinin hakkını yasal düzenlemeler çerçevesinde korumak böylece mümkün olacaktır. Bu sigorta sistemiyle finansal sistemin istikrarı da sağlanmış olacaktır. Her ülke kendi ekonomik ve yasal düzenlemelerine göre mevduat sigorta sistemi uygulanarak mali sektör istikrarına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Dünyadaki ve Türkiye'deki mevduat sigorta sistemleri ele alınmıştır. Ülkemizde mevduat sigorta sisteminin nasıl olması gerektiğine ilişkin önerilere de yer verilmiştir.
Finansal istikrar ve reel ekonomi arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Çalışmada finansal istikrarı temsil eden aylık ve çeyreklik finansal istikrar endeksleri farklı metodolojilerle oluşturulmuştur. Çeyreklik toplu finansal istikrar endeksi ile reel ekonomiyi temsil eden yatırım harcamaları ve reel GSYH arasındaki ilişki 2004Q1-2017Q4 dönemine yönelik değerlendirilmiştir. İlgili dönemde finansal istikrarın reel ekonomik istikrarı pozitif yönlü etkilediği kuvvetli bulgularla ortaya konmuştur. Toplu finansal istikrarı oluşturan alt kalemler ile reel ekonomiyi temsil eden değişkenler arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. İlişkide cari denge, mevduat başına krediler ve risk ağırlıklı kalemler başına yasal özkaynaklar en hassas kalemlerdir. CAMELS kalemleri ile reel ekonomi arasındaki ilişkide bankacılık istikrarına yönelik tartışılmıştır. Sermaye ve likidite kalemlerinin reel ekonomi üzerinde en hassas kalemler olduğu ortaya çıkmıştır. Aylık dönemde ise, aylık finansal istikrar endeksi ile sanayi üretim endeksi arasındaki ilişki 2003M1-2017M12 dönemi için değerlendirilmiştir. Uzun dönemde finansal istikrarın sanayi üretimi üzerinde pozitif yönlü etkisi ortaya konmuştur. İlgili dönemde finansal istikrarsızlığın reel ekonomik istikrarsızlığa yol açtığına yönelik kuvvetli bulgulara ulaşılmıştır. Aylık finansal istikrar alt kalemleri ile sanayi üretimi arasındaki nedensellikler tartışılmıştır. Aracılık fonksiyonunu oluşturan alt kalemler sanayi üretimini en çok etkileyen bileşenlerdir.
İslam iktisadı perspektifinden hisse senedi piyasalarının analizi
Bu araştırma, genel çerçevesi itibariyle İslam iktisadı, hisse senedi piyasaları ve İslami endeksler konularını kapsamaktadır. Özel anlamda, çalışmayla amaçlanan durum ise; İslam iktisadı açısından teori ve pratikte mevcut hisse senedi piyasalarının incelenmesidir. Bu amaçla; yapılan teorik çalışmanın dışında, anket yöntemi uygulanarak katılımcıların konuya bakışları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hisse senedi piyasalarının, teoride pay ortaklığını ifade eden halinin İslam iktisadı prensipleriyle çelişmediği söylenebilir. Fakat, hisse senedi piyasalarının işleyiş kısmı olarak ifade edilen uygulama noktasında ise, İslam iktisadı prensiplerine uygun olmayan durumlar bulunmaktadır. Bu durumların başlıcaları; açığa satış işlemi, mahzurlu görülen alanlardan elde edilen gelirler, imtiyazlı ortaklıklar, faizli işlemler, spekülasyon gibi durumlardır. Yapılan anket sonucuna göre; katılımcıların İslam iktisadı ve hisse senedi piyasaları hakkındaki bilgi seviyelerinin yetersiz olduğu ifade edilebilir.
Döviz kuru dalgalanmalarının firmaların ihracat performansına etkisi,firma bazlı bir uygulama
Ulusal para biriminin yabancı para cinsinden değerini ifade eden döviz kurları, uluslararası ticaretin artması ve ekonomilerin birbirlerine bağımlı hale gelmesiyle birlikte ekonomideki en önemli göstergelerinden biri haline gelmiştir. Bu çalışmada döviz kuru değişmelerinin firmaların ihracat performansına olan etkisini araştırmak amacıyla ISO 500 listesindeki 2005 – 2016 yılları arasında kesintisiz verileri olan 6 farklı sektör grubundaki 69 firma temel alınarak model oluşturulmuş ve ekonometrik yöntemlerle katsayı tahmininde bulunulmuştur. Çalışmada geliştirilen modelde, firmaların ihracat değerleri bağımlı değişken, döviz kuru, katma değer ve sermaye emek oranı bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Veri seti İstanbul Sanayi Odası ISO 500 listesinden ve TCMB elektronik veri tabanından temin edilmiştir. Veri setinin kullanımında havuzlanmış modelin uygun olup olmadığı F-Testi ve Breusch –Pagan testi sonuçlarına göre karar verilmiş, daha sonra rassal ya da sabit etkiler modeli seçimi için Hausmann Testi yapılmıştır. Kesitler arasında otokorelasyon, yatay kesit ve değişen varyans problemleri olup olmadığını sınamak için sırasıyla, Wooldrigde, Greene Likelihood ve Pesaran testleri uygulanmış, panel verilerin hepsinde bu problemlerden en az birinin varlığı tespit edilince, bu sorunlara dirençli analiz yöntemi Driscoll Kraay yöntemi kullanılarak, katsayı tahmininde bulunulmuştur. Tüm istatistiki testler için Eviews ve Stata istatistik programları kullanılmıştır. Anahtar Kelimler: Döviz Kuru, İhracat, Panel Veri Analizi, Driscoll Kraay.
Tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisi: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma
İnternetin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan Web 2.0 teknolojileri, sunduğu olanaklarla yeni bir çağı başlatmış, tüketicilerin bilgi ihtiyacını karşılamak için başvurdukları kaynakları dönüşüme uğratmıştır. Tüketicilerin içerik üretip paylaşabildikleri Web 2.0 platformlarının kurulmasıyla, ürünler ve hizmetlerle ilgili görüş ve deneyimler de bu platformlarda paylaşılmaya başlanmış, böylece ağızdan ağıza iletişim de dönüşerek elektronik ağızdan ağıza iletişim şeklini almıştır. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisini belirlemektir. Bu amaçla Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin farklı bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler üzerinde bir anket çalışması gerçekleştirilmiş ve tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, elektronik ağızdan ağıza iletişimin etkisini belirleyen faktörler araştırılmıştır. İlgili yazından elde edilen bilgiler doğrultusunda, bu etkinin belirleyicileri olarak yorum sayısı, yorum yapana duyulan güven, yorum kalitesi ve yoruma duyulan güven faktörlerinin bağımsız değişken olarak ele alındığı bir araştırma modeli oluşturulmuş ve modelin geçerliliği regresyon analiziyle incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, tüketicilerin satın alma davranışları üzerinde, yorum sayısının, yorum yapana duyulan güvenin, yorum kalitesinin ve yoruma duyulan güvenin pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Bankacılık krizlerinin önlenmesinde bankalar birliğinin rolü ve lonca teşkilatı
Bankacılık krizleri, 1980'li yıllardan itibaren yükselen piyasa ekonomilerinde sürekli tekrarlanmıştır. 2008 Küresel Krizi ise özellikle güçlü ekonomik ve finansal alt yapıya sahip gelişmiş ülkelerde önemli tahribata yol açmıştır. 2008 Küresel Krizi'nin özellikle gelişmiş piyasa mekanizmalarına sahip ülkelerde gerçekleşmesi, bankacılık krizlerini önleyici geleneksel tedbirlerin yetersizliğini kanıtlamıştır. Bu çalışma, bankacılık krizleri ile daha etkin mücadele için geleneksel tedbirler olan makro (kamusal) ve mikro (banka içi) tedbirlere ilaveten mezo (meslek birlikleri) düzeyde tedbirlere de ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Mezo düzeyde faaliyette bulunan ve banka birlikleri gibi bir meslek örgütü olan Osmanlı loncaları, geçmişte devlet ile esnaf arasında, özellikle devletin aldığı tedbirlerin etkinliğini arttıran tamamlayıcı çok sayıda fonksiyon icra etmişlerdir. Çalışma, bankacılık krizlerinin önlenmesinde loncaların banka birlikleri için bir rol model olabileceğini ortaya koyarak mevcut literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Çalışmanın temel amacı, bankacılık krizlerinin önlenmesinde banka birliklerinin tamamlayıcı rolünün makro tedbirler üzerindeki etkisini incelemektir. Bu kapsamda çalışmada "Bankacılık Krizlerini Önlemede Banka Birliklerinin Tamamlayıcı Rolünün Etkinliği Ölçeği" geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek emekli bankacı ve akademisyenlerden oluşan bir örnekleme uygulanmıştır. Elde edilen veriler, yapısal eşitlik modellemesi yöntemi ile test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda banka birliklerinin bankacılık krizlerinin önlenmesinde üstlenmesi gereken tamamlayıcı roller tespit edilmiştir. Bu roller aracılığa, demokratik katılıma, otokontrole ve toplumsal faydaya ilişkindir. Anahtar Kelimeler: Küresel Finansal Kriz, Bankacılık Krizi, Osmanlı Loncaları, Mezo Tedbirler, Banka Birlikleri, Yapısal Eşitlik Modellemesi
Muhasebe meslek mensuplarının kayıt dışı ekonomiyi önlemedeki tutum ve sorumluluğu: Kütahya ili örneği
Kayıt dışı ekonomi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin geçmişten günümüze uluslararası sorunu haline gelmiştir. Kayıt dışı ekonomi, resmî kayıtlara girmeyen, devletin dışında gerçekleşen kanunî veya kanun dışı ekonomik faaliyetleri içermektedir. Devletin en önemli gelir kaynağı ve gücü olan vergilerin, kayıt dışı ekonomi sebebiyle göz ardı edilemeyecek boyutlarda kaybına sebep olmakta; ayrıca vergisini ödeyen, ödemeye çalışan mükelleflerin cezalandırılmasına, ahlakî değerlerinin etkilenmesine sebep olmaktadır. Bu sebepten kayıt dışı ekonominin nedenleri ortaya konularak, kayıt dışı ekonomiyle mücadele yöntemleri belirlenmelidir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede başarılı olabilmek için de ilgili tüm kurum ve kuruluşların desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. En önemli desteği de şüphesiz devletle mükellefler arasında bir köprü görevi gören muhasebe meslek mensupları olacaktır. Muhasebe meslek mensuplarının kayıt dışı ekonomiyi önlemede evrensel ve kritik bir konuma sahip olması sebebiyle kayıt dışı ekonomiyi önlemede üzerine düşen görevler üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin kayıt dışı ekonomiyi önlemedeki katkılarını ortaya koymak ve kayıt dışı ekonomiyi önlemede katkılarını muhasebe meslek mensuplarının cinsiyet durumuna, yaşına, eğitim durumuna, meslekî unvanına ve meslekî kıdemine göre farklılık gösterip göstermediğini araştırmak, çözüm önerilerini, fikir ve düşüncelerini araştırmak amacıyla literatürde yapılmış çalışmalardan yararlanarak Kütahya Merkez'de bağımsız çalışan muhasebe meslek mensuplarına anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasını analiz yapmak için "t testi" ve "tek yönlü Anova analizi" uygulanmıştır. Analiz sonucunda; muhasebe meslek mensuplarının cinsiyet durumuna, yaş değişkenine, eğitim durumuna, meslekî unvanına, meslekî kıdemine göre kayıt dışı ekonomiyi önlemede katkılarının bu değişkenlere bağlı olarak belirli farklılıklarının olmadığı bulguları elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kayıt Dışı Ekonomi, Kütahya, Muhasebe Meslek Mensupları
Enerji ithalatının ödemeler bilançosu dengesine etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik gelişmişliğin en önemli göstergesi üretimdir. Ülkeler için büyük önem taşıyan üretimin en önemli girdisi ise, enerjidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranlarındaki artışlar enerji ihtiyacının artmasına neden olmaktadır. Dünya enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Bu enerji kaynakları yeryüzünde düzensiz bir dağılıma sahiptir. Türkiye gibi enerji kaynakları bakımından yetersiz olan ülkeler, enerji ihtiyaçlarının büyük bir kısmını ithal ederek karşılamaktadırlar. Enerjide dışa bağımlı olan bu ülkelerin yüksek enerji ithalatı, cari açık vermesine neden olmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin enerji ithalatı ile ödemeler bilançosu dengesi arasındaki ilişki, zaman serisi analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analizlerde, cari işlemler dengesi bağımlı değişkeni, petrol ve doğalgaz ithalat miktarı, sanayi üretim endeksi, GSYH ve reel efektif döviz kuru bağımsız değişkenlerine ait 2007Q1-2021Q3 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, doğalgaz ve petrol ithalat miktarı ile sanayi üretim endeksi değişkenlerinin cari işlemler dengesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Türkiye'nin enerji ithalatının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynakları ve mevcut enerji üretim tesisleri ile dağıtım kanallarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi cari açığı azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji İthalatı, Ödemeler Bilançosu Dengesi, Zaman Serisi Analizi
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kırılganlık endeksi göstergelerinin döviz kuru üzerine etkileri: 1998-2022 panel veri analiz uygulaması
2008 Küresel Finansal Kriz sonrası krizleri öngörebilmek ve önlem alabilmek için Amerikan Merkez Bankası (FED) 2014 yılı Şubat ayında yayımladığı Para Politikası Raporunda riski yüksek ülkeler için ekonomik kırılganlık endeksi aracını bir ölçüm aracı olarak ifade etmeye başlamıştır. Bu kavram Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) arasındaki göreli kırılganlık derecesi ile finansal piyasa stresinin bir ölçüsü olarak GOÜ'ye ait para birimlerinin dolar karşısındaki değişimini gözeten, altı temel göstergenin içerisinde bulunduğu bir endeksi ifade etmektedir. Birçok GOÜ yaşanan krizlerin ardından dış finansman şoklarına karşı kırılganlıklarını azaltmak için ciddi şekilde çaba sarf etmektedir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkeler için döviz kurunu etkileyen ekonomik kırılganlık endeksi içerindeki makroekonomik değişkenlerin neler olduğunu ve ne düzeyde döviz kurunu etkilediğini analiz ederek politika önerilerinde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda 1998-2022 yılları arasında 18 ülkeden verilerine ulaşılan 16 gelişen / gelişmekte olan ülkenin verileri kullanılarak panel veri analizi yapılmıştır. Analizler, Ortak Kolerasyonlu Etkiler Ortalama Grup (CCEMG) tahmincisi ile gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda Reel Efektif Döviz Kuru (REER) ile Dış Borç / Toplam İhracat Oranı, Enflasyon ve Brüt Kamu Borcu / GSYİH oranı arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Reel Efektif Döviz Kuru (REER) ile Cari Açık / GSYİH Oranı ve Özel Sektör Kredi Borcu / GSYİH Oranı arasındaki ilişkinin negatif, Büyüme Oranı ile arasındaki ilişkinin ise pozitif ancak anlamsız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dış borcun toplam ihracata oranı, enflasyon ve brüt kamu borcunun GSYİH'e oranında meydana gelen bir artış reel efektif döviz kurunun azalmasına neden olurken büyüme, cari açığın GSYİH'e oranı ve özel sektöre ait kredi borcunun GSYİH'e oranındaki değişim reel efektif döviz kuru üzerinde anlamlı bir etki yaratmamaktadır.
Kayıt dışı ekonominin gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, kayıt dışı ekonominin tanımı ve boyutları ele alınmış, ardından gelir dağılımı kavramı, ölçüm yöntemleri ve gelir dağılımını etkileyen faktörler üzerinde durulmuştur. Bu çalışma, ARDL modelini kullanarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı ekonominin gelir dağılımı üzerine olan etkisini ölçmeyi amaçlamıştır. Bu maksatla, Avustralya ve Uruguay ülke örnekleri üzerinde çalışılmıştır. Bu çalışmada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak veriler toplanmış, DGE model yöntemi ile tahmin edilen kayıt dışı ekonomi verileri dikkate alınarak, kayıt dışı ekonominin etkilediği mali ve ekonomik değişkenler belirlenmiş ve modelin katsayıları ARDL sınır testi yöntemi ile tahmin edilmiştir. Her iki ülke örneğinde de kayıt dışı ekonomi ve gelir dağılımı arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir uzun dönemli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında Diagnostik test sonuçları, ARDL modelinin uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirmek maksadıyla kullanılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, Avustralya örneğinde; kayıt dışı ekonominin gelir eşitsizliği üzerindeki etkisinin pozitif olduğu, Uruguay'da ise kayıt dışı ekonominin gelir eşitsizliği üzerindeki etkisinin negatif olduğu görülmektedir.
The relationship between economic growth, development and education: 1990-2020 era
Economic development and growth are among the primary objectives of economic policies across all countries, regardless of their level of development. These elements are considered complementary for creating a sustainable economic system. Economic growth provides the necessary financing for development, while economic development ensures the sustainability of growth. Among the numerous factors influencing economic activities, the human factor is recognized as the most significant. In this context, the relationship between education, which enhances the productivity of the human factor, and economic development and growth is undeniable. Education improves labor skills, fosters entrepreneurship, and increases social welfare. This thesis aims to analyze the effects of education and its indicators on economic development and growth, and to propose potential solutions. The study utilizes annual data from 1990 to 2020 for Turkey. Six variables were employed, and three models were constructed. The Augmented Dickey-Fuller (ADF) and Phillips-Perron (PP) Unit Root tests were applied to determine the stationarity of the variables. The Fourier Engle-Granger Cointegration test was used to analyze the existence of a long-run relationship between the variables. Upon confirming cointegration, the Fully Modified Ordinary Least Squares (FMOLS) method was employed to analyze the long-run relationships. The data analysis revealed a long-term relationship between education and education indicators and economic development and growth. The findings indicate that economic factors such as capital investments, labor force participation, and school enrollment rates positively affect the Human Development Index (HDI), while the effect of education expenditures on the HDI is insignificant. Consequently, education indicators and investments should be evaluated separately according to the level of education.
Reel döviz kurundaki değişimlerin sektörel ihracat üzerindeki etkisi Türkiye örneği
Çalışmamızın amacı reel döviz kuru değişimlerinin ihracat üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Bu doğrultuda Türkiye ekonomisinde ihracat yapan 100 üretici firmanın döviz kuruna karşı tepkisi ölçülmek istenmiştir. 2004-2018 dönemi için firmalara ait yıllık ihracat verileri kullanılmıştır. Panel GMM yönteminin kullanıldığı modelde bağımsız değişken olarak reel efektif döviz kuru yanında firma büyüklüğü göstergesi olarak toplam satışlar ve dış talep göstergesi olarak kabul edilen en çok ihracat yapılan ülkelerin büyüme rakamları kullanılmıştır. Ekonometrik analizden elde edilen bulgular reel efektif döviz kuru, satış rakamları ve ekonomik büyüme değişkenlerinde meydana gelen artışın ihracatı artırdığını göstermektedir. Çalışmada daha sonra 100 firma faaliyet gösterdiği sektöre göre en çok ihracat yapılan 6 farklı sektör şeklinde sınıflandırılarak reel efektif döviz kurunun sektörel bazlı ihracat etkisi test edilmiştir. Sektör bazlı analizden elde edilen bulgular neticesinde ulusal paranın değer kazanması, teorik olarak beklentiyle uyumlu olarak otomotiv ve demir çelik sektörü ihracatında azalışa neden olurken, gıda ve elektrik ve makine sektörleri ihracatında artışa neden olmaktadır. Tekstil ve kimyasal madde ve mamulleri sektörlerinde ise katsayı istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Reel Döviz Kuru, Firma İhracatı, Panel GMM
Stratejik ticaret politikası teorileri ışığında ihracat teşviklerinin performansı: Türkiye örneği
Dış ticaret politikaları kapsamında bir takım teşvik veya kısıtlamalarla serbest rekabetçi koşullar aksamaktadır. Her ülke kendi çıkarları çerçevesinde sürece müdahale ettikçe reaksiyon göstermeyen ülkeler aleyhine bazı kazanımlar elde edebilmektedir. Stratejik ticaret politikaları, oligopolistik piyasalarda oluşan aşırı karların daha yüksek seviyede ülkeye aktarılması için firmaların desteklenmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu çalışma 2006-2020 yıllarını dikkate alarak, Türkiye'de uygulanan ihracat teşviklerinin küresel ihracat pazar payını nasıl etkilendiğini zaman serisi analizi ile açıklamaktır. Kurgulanan model sonucunda, ihracat teşviklerinin istatistiki olarak anlamlı ve iktisadi olarak pozitif yönde küresel ihracat pazar payını etkilediği tespit edilmiştir. Küresel ihracat pazar payı 2023 İhracat Stratejisi Belgesi'nde yer alan 2019 yılı ülke hedeflerinin altında gerçekleşmiştir. Bu durum belgedeki tedbirlerin tam olarak hayata geçmediği ve ihracat teşviklerinin miktarının artırılması gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Ülkelerin çoğunluğunun yararına olacak uzun dönemli etkin çözüm; serbest ticaret ortamında, küresel rekabete ayak uyduracak makul tedbirlerin alınması şeklinde olacaktır.
The impact of migrant remittances on the economic growth of the Gambia, Senegal, Nigeria, Togo, Cabo Verde, and Guinea Bissau
The Impact of Migrant REM on the Economic Growth of The Gambia, Senegal, Nigeria, Togo, Cabo Verde, and Guinea Bissau The paper aims to explore the impact of migrant workers' remittances (REM) on the growth in six West African countries punctiliously: Gambia, Senegal, Nigeria, Togo, Cabo Verde, and Guinea Bissau; we used balanced panel data from 2004 to 2019. The impact of REM is estimated using pooled OLS, FE, RE, and Dummy-variable Interaction models. In the six West African countries, empirical regression analysis reveals both a negative and positive impact of REM on economic growth; additionally, all West African countries except The Gambia have a positive effect of REM on growth.
Suriyeli göçmenlere yardım yapan kuruluşlar ve yapılan yardımlar
İnsanlar tarih boyu çok çeşitli nedenlerle yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Göç kavramı ile açıklanan bu ayrılık, insan ve mekân üzerinde çok yönlü etkiyi beraberinde getirmiştir. Suriyelilerin de kitlesel olarak göç etmesi Türkiye açısından farklı bir göç deneyimi olarak ifade edilebilir. Bu farklı göç deneyimi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Türkiye'ye göç eden Suriyeliler ekonomik, insani ve sosyal yardımlara ihtiyaç duymuşlardır. Türkiye kamu kurum ve kuruluşları ile Suriyeli göçmenler için tüm alanlarda yardım çalışmaları yapmıştır. Türkiye'ye maddi olarak büyük bir yük olmaya başlayan bu durum küresel çapta bir organizasyonu gerekli kılmıştır. Avrupa Birliği en büyük bütçeli yardım programını Türkiye'ye uygulamıştır. Hem ulusal hem de uluslararası STK'lar bu süreçte eksik kalan noktaları çözüme kavuşturmaya çalışmışlardır. Bu çalışmada Suriyeli göçmenlere yapılan yardımlar detaylandırılmış, yardım yapan kurum ve kuruluşlar sıralanmıştır. Ayrıca Suriyeli göçmenlere yönelik yapılan yardımlarda aktif rol alan ulusal ve uluslararası kaynaklardan haberdar olmayı ve takip etmeyi de kapsamaktadır. Anahtar Sözcükler: Göç, İnsani Yardım, Suriyelilere Yapılan Yardımlar
Stagflasyon kavramı, nedeni ve sonuçları Mısır örneği
OPEC üyelerinin 1973 savaşında İsrail'i destekleyen ülkelere karşı petrolü siyasi bir baskı aracı olarak kullanması, küresel ekonomik ortamda büyük etki yaratmıştı. O dönemde petrol fiyatlarında yaşanan önemli artışın ardından Phillips'in ünlü eğrisindeki işsizlik ile enflasyon arasında ters yönlü ilişki olduğu iddiası gözden düşmüştür. Sonuç olarak, işsizlik ve enflasyon ilk kez aynı anda arttığı için Keynesyen analiz önemli eleştiriler almıştır.Bu ekonomik duruma stagflasyon adı verilmiştir. Ekonomi okulları, stagflasyonun birleşik bir yorumu üzerinde anlaşmaya varmamış ve İktisatçılar arasında olguyu açıklanması, ortaya çıkış nedenleri ve ortadan kaldırma yöntemleri konusunda görüş ayrılığına varmıştır. Bu çalışmanın amacı, stagflasyon olgusunu kısaca teorik çerçevede açıklamak; ardından aynı olgunun Mısır Devleti'nde ortaya çıkışını teorik olarak incelemek vestagflasyonu, işsizlik ve enflasyonun toplamı alınarak büyüme oranı ile ilişkisi1973-2020dönemi için araştırmaktır.Çalışma,1998-2002 dönemi hariç, Mısır ekonomisinin 1979-2020 döneminde stagflasyon yaşamış olduğu sonucuna varmıştır. Mısır'da stagflasyon ilk kez 1979 yılında ortaya çıkmıştır. Bunu, 1976 yılında uygulanan ekonomik dışa açıklık politikası nedeniyle ve aynı yıl enflasyonla mücadele için faiz oranlarının yükseltilmesi yatırım ve istihdamı olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmada, Johansen Eşbütünleşme analizine göre, değişkenler arasında uzun dönemli ilişki gözlenmiştir. Mısır'da stagflasyon oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında ters yönlü ilişki olduğu açıktır. Stagflasyon oranı %1 arttığında ekonomik büyüme oranı %0,326 azalmaktadır.Hata düzeltme modeli (ECM) hesaplanmıştır, buna göre modele bir şok geldiğinde ilişki zaman içinde tekrar dengeye gelebilmektedir.Son olarak CUSUM kare testi yapılmıştır. Ve model kurma hatasına restlenmemiştir.
Yenilenebilir enerji cari açık ve tasarruf ilişkisi: Seçili AB ülkeleri ve Türkiye panel veri analizi
Günümüz dünyasında, artan enerji ihtiyacı ve bu ihtiyaç doğrultusunda büyük oranda kullanılan fosil yakıtların gerek çevreye verdiği zarar gerekse de orantısız dağılımı sebebiyle meydana gelen cari açık ve enerji krizleri, ekonomileri hem enerji tasarrufu hem de alternatif bir enerji üretimi arayışına itmiştir. Dolayısıyla, geçmişten günümüze kadar bu arayış doğrultusunda, alternatif enerji kapsamında yenilenebilir enerji türleri gündem oluşturmuştur. Bu alandan hareketle ülke grupları üzerine yapılan çalışmalarda çok sayıda enerji tüketimi ve üretiminin makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ancak tasarruf üzerine nadir çalışmalara rastlanılmıştır. Bu çalışmada 1990-2015 yıllarını kapsayan dönem baz alınarak 20 AB ülkesi ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji tüketimi, yenilenebilir enerji üretimi ve fosil yakıt üretiminin tasarruf ve cari açık üzerindeki etkisi ve nedensellik ilişkisinin olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu doğrultuda serilerin durağanlığını test etmek için Pesaran (2007), 2. Nesil birim kök (CIPS) testi, çalışmada doğru modellerin tahmin edilebilmesi için Hausman testi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkilerin gözlemlenebilmesi için Rassal Etkiler GLS Regresyonu tahmin edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit edebilmek için Kao (1999) eşbütünleşme testi ve değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığını ve yönünü test etmek için Dumitrescu-Hurlin (2012) nedensellik testi kullanılmıştır. Ampirik sonuçlar; DREC, DREP ve DFEP'ten DCİD ve DGSYT'ye doğru 2. Gecikme düzeyi dikkate alınarak tek yönlü nedensellik olduğu gözlemlenmektedir. Yani yenilenebilir enerji tüketimi, yenilenebilir enerji üretimi ve fosil enerji üretimi Cari İşlemler Dengesinin nedenidir. Yenilenebilir enerji üretimi, tüketimi ve fosil enerji üretimi 2. Gecikme düzeyinde birbirlerinin nedenidir. Dolayısıyla, analiz sonuçlarına göre yenilenebilir enerji üretimi ve tüketimi tasarruf ve cari açık üzerinde olumlu bir etki bırakmaktadır.
Gelişen ekonomilerde doğrudan yabancı yatırımlara dayalı teknoloji transferinin toplam faktör verimliliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Standart neoklasik teoriye göre, ülkeler arasındaki uzun vadeli büyüme oranlarındaki farklılıklar, yalnızca dışsal olarak verilen TFV büyüme oranlarındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Öte yandan, içsel büyüme teorisi, bir teknoloji transfer mekanizması olarak doğrudan yabancı yatırımın, sermaye birikimi üzerindeki etkisinden çok TFV üzerindeki etkisiyle uzun vadeli büyümeyi etkileyebileceğini savunmaktadır. İçsel büyüme teorilerinde, teknolojik ilerleme dışsal bir faktör olarak değil, araştırma, geliştirme ve yeniliğe yapılan bilinçli yatırımın bir sonucu olarak kabul edilir. Teknolojik gelişmeler, girdilerin daha verimli kullanılmasına ve mal ve hizmet üretmenin yeni yollarının yaratılmasına olanak sağlayarak TFV'yi artırmaktadır. Bu bilgiler ışığında, bu tezin amacı doğrudan yabancı yatırımların toplam faktör verimliliği üzerindeki etkilerinin gelişmekte olan ülkeler için incelenmesidir. Bu doğrultuda, doğrudan yabancı yatırımların, patent sayılarının, beşeri sermayenin, ticari açıklığın ve tüketici fiyat endeksinin toplam faktör verimliliği üzerindeki etkisi 1990-2019 periyodu ve 10 gelişmekte olan ülke (Brezilya, Çin, Endonezya, Hindistan, Meksika, Malezya, Filipinler, Tayland, Türkiye ve Güney Afrika) için panel FMOLS katsayı tahmincisi aracılığıyla incelenmektedir. Daha sonra, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi panel VEC Granger nedensellik testi aracılığıyla incelenmektedir. Elde edilen bulgular incelendiğinde, uzun dönemde, teknolojik gelişimin, beşeri sermaye birikiminin ve ticari açıklığın faktör verimliliğine katkılarının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buna karşın, tüketici fiyat endeksindeki artışın faktör verimliliğini azalttığı tespit edilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımlardaki artışın faktör verimliliğini arttırdığı görülmektedir. Son olarak, doğrudan yabancı yatırımlardaki artışın, teknoloji transferi aracılığıyla faktör verimliliği üzerindeki etkisini gözlemlemek amacıyla, doğrudan yabancı yatırımlar ile teknolojik gelişimin faktör verimliliği üzerindeki bütünleşik etkisi incelenmiştir. Buradan elde edilen bulgu, yabancı yatırımlardaki artışın, teknolojik gelişimin faktör verimliliği üzerindeki pozitif etkisini tetiklediğine işaret etmektedir.
Ekolojik ekonomi üzerine üç makale: AB ülkelerinde ekonomik büyüme, çevresel regülasyonlar ve teknolojik inovasyon
Sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda sürdürülebilir bir çevre için ülkeler çeşitli politikalar uygulamaktadırlar. Ancak gelinen noktada küresel ısınmanın artmasıyla birlikte çevre kirliliğini önleme konusunda uygulanan politikaların etkinliği tartışmalara yol açmaktadır. Çevre kirliliği dünyanın ekolojik dengesini bozarak küresel ısınma ve iklim değişikliğine yol açmaktadır. Dolayısıyla çevre kirliliğine yol açan etmenlerin araştırılıp, söz konusu bu etmenlere karşı önlem alınması büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada ekonomik büyüme, çevresel regülasyonlar ve teknolojik inovasyonun çevre kirliliği üzerindeki etkileri 3 ayrı bölümde 3 ayrı model olarak incelenmiştir. İlk olarak ekonomik büyümenin çevre kirliliği üzerindeki etkileri Çevresel Kuznets Eğrisi çerçevesinde araştırılmıştır. Bunun için, 17 AB ülkesinin (Almanya, Belçika, Avusturya, Danimarka, Bulgaristan, İrlanda, Çekya, Finlandiya, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Malta, Portekiz, Romanya, Yunanistan ve İspanya) 1993-2018 yılları arası baz alınarak elde edilen veriler ikinci nesil panel veri teknikleriyle analiz edilmiştir. Buna göre ekonomik büyümenin ilk aşamalarında çevre kirliliği artarken, ekonomik büyümenin ilerleyen aşamalarında çevre kirliliğinin azaldığı tespit edilmiştir. İkinci olarak, çevresel regülasyonların çevre üzerindeki etkileri araştırılmış olup; 17 AB ülkesi için 1995-2018 yılları arası baz alınarak elde edilen veriler, ikinci nesil panel veri teknikleriyle analiz edilmiş ve çevresel regülasyonların çevre kirliliğini azalttığı saptanmıştır. Son olarak, teknolojik inovasyonun çevre kirliliği üzerindeki etkileri 17 AB ülkesi açısından 1995-2018 yılları arası baz alınarak araştırılmıştır. Buna göre teknolojik inovasyonun çevre kirliliğini azaltacak düzeye henüz ulaşmadığı saptanmıştır.
Dijitalizmin kadın istihdamı üzerindeki etkileri
İnsanlık tarihinde toplumsal ve evrensel hayata doğrudan etki eden birçok değişim meydana gelmiştir. Etkileri bakımından en önemlilerinden biri olan teknolojik gelişmeler, diğer bir anlamı ile dijitalleşme olmuştur. Bu çalışmada ülkemizde ve dünyada kadın istihdamının günümüze dek olan değişim ve süreçsel gelişimi incelenmiş, kadın istihdamının sosyal, ekonomik, bireysel ve toplumsal olarak dizitalizmin üzerindeki etkileri değişik etmen ve etkiler çevresinde değerlendirilmiş ve ortaya konulmuştur. Emek piyasasının anahtar kalemleri olan iş gücü ve istihdam gibi unsurlar, iletişim ve mobilite alanında sınırların kalktığı küreselleşme çağı ile birlikte her gün alan fark etmeksizin büyüyen teknolojinin gelişimi, artan nüfus ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçlar, toplumsal, çevresel, iklimsel, ekonomik ve sosyo-kültürel alanlarda yaşanan her türlü talepler, farklı yeni iş kollarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Emek faktöründe ortaya çıkan yapısal ve işlevsel değişimler, kadınlarında emek-iş yaşamında çeşitli sektörlere ve iş kollarına girmelerinin önünü açmıştır. Bu çalışmada, kadın istihdamının tarihsel olarak ortaya çıkışı, nedenleri, değişim ve etki süreçleri incelenmiştir. Son yüzyıldan günümüze, kadınların emek iş gücü piyasasında yaşadıkları sorunlar ortaya konulmuştur. Ülkemizde kadınların en çok yaşadığı sorunların başında gelen toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı olarak dijitalizmin kadın istihdamı üzerindeki etkileri olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır.
Türk mali sisteminin regülasyonu
Mali sistemin regülasyonu, mali sektörü oluşturan kurumların oluşumlarının, faaliyetlerinin yetkili otorite(ler)ce düzenlenmesi,denetlenmesi ve gözetimi fonksiyonlarını içermektedir. Mali sektörün kendi haline bırakıldığında krizlere açık yapısı ve reel sektör ile bağlantılı durumu nedeniyle sistemde oluşabilecek sıkıntıların reel kesimi ve tüm ekonomiyi etkileyecek boyuta ulaşabilmesi, sistemin regülasyonunu gerektirmektedir. Bu kapsamda, çalışmanın amacı, Türk Mali Sistemi'nin niçin, nasıl ve hangi kuruluşlarca regüle edildiğinin irdelenmesidir. Finansal regülasyonun mantığının kavranması için öncelikle oluşturulan regülasyon teorileri, mali piyasaların regüle edilmesine yönelik gerekçeler ve kullanılan araçlar incelenmekte, regülasyonun fayda ve maliyetleri gözetilerek uygulanmasına yönelik optimal regülasyon kavramı üzerinde durulmaktadır. Ardından, kurumları ile ülkemiz mali sisteminin yapısı, görünümü, sorunları incelendikten sonra; finansal regülasyonun gerekçeleri arasında yer alan finansal krizler, krizlere yönelik geliştirilen teorik çerçeve ile birlikte incelenmekte; son olarak Türk Mali Sistemi'ni regüle eden kuruluşlar ve uluslararası regülasyon düzenlemelerinin ülkemize yansımaları değerlendirilmektedir. Yapılan incelemeler sonucunda görülmüştür ki, mali sistemimizin etkin bir regülasyona tabi olmadığı dönemde gerek ülkemiz yapısal sorunları kaynaklı, gerekse uluslararası piyasalar kaynaklı bir dizi finansal kriz yaşanmıştır. Bu krizlerin sonucu olarak finansal sistemin etkin bir regülasyona tabi tutulması ile birlikte tüm dünyayı ciddi boyutlarda etkisi altına alan 2008 global krizinden Türk Mali Sistemi'nin diğer ülkelere oranla daha az boyutta etkilendiği görülmüştür. Bu durum mali sistemin regülasyonunun önemini ortaya koyan bir bulgu olarak değerlendirilebilmektedir.
Türkiye'de teknolojik gelişimin ekonomik büyümeye etkisi
Ekonomik büyümeyi arttırmaya yönelik çeşitli eğilimler olsa da teknolojik ilerlemenin temel bileşeni olan ve Ar-Ge harcamalarının nihai sonucu kabul edilen patent sayısı ekonomik büyümenin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. 1990'ların başında, Ar-Ge'ye dayalı içsel büyüme modelinin yapısıyla birlikte inovasyon kavramı büyümenin merkezi haline gelmiştir. Bu bağlamda, ekonomik büyümeyi sürdürmek ve uluslararası rekabet avantajını kullanmak isteyen ülkeler, kaynaklarının etkin ve rasyonel kullanımını sağlamak amacıyla Ar-Ge harcamalarına ağırlık vermeye başlamıştır. Bu bilgiler ışığında bu tez çalışmasında Türkiye'de 1991-2020 dönemini kapsayacak biçimde, patent başvuru sayısı, sermaye ve işgücünün ekonomik büyüme üzerinde ki etkileri ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmektedir. Elde edilen sonuçlara göre, değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşik ilişkinin olduğu ve patent sayısının kısa ve uzun dönemde ekonomik büyüme katkı sağladığı, kısa dönemde ekonomik büyüme üzerinde herhangi bir anlamlı etkiye sahip olmayan iş gücünün uzun dönemde ekonomik büyümeyi arttırdığı ve son olarak sermaye miktarının uzun dönemde ekonomik büyümeyi anlamlı bir şekilde etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. İnovasyonu güçlendiren, insan sermayesini besleyen ve sermaye dağıtımını optimize eden dayanıklı bir yaklaşımın Türkiye'nin sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyüme hedeflerini gerçekleştirmede etkili olacağı söylenebilmektedir.
Türkiye'de sanayide dijitalleşme ve model fabrikalar
Dünya tarihine bakıldığında gelişmiş ve kalkınmış ülke olarak adlandırılan ülkelerin büyük bir çoğunluğu, sanayi alanında ciddi atılımlar ve yatırımlar yapmış ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Birinci Sanayi Devrim ile İngiltere'de başlayan sanayileşme; İkinci, Üçüncü ve günümüzde yaşanan Dördüncü Sanayi Devrimi ile birlikte Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Japonya, Güney Kore gibi ülkeler ile devam etmiştir. Tüm bu ülkelerin ortak özelliği, sanayide dijital dönüşümü yakalamış olmalarıdır. Türkiye ise 2011 sonrası dünyada yaşanan yeni sanayileşme akımını planladığı ve uyguladığı çeşitli politikalar ile takip etmeye başlamış ve dünya çapında rekabet edebilir hale gelmek için ulusal anlamda "Model Fabrika" modelini uygulamaya koymuştur. Çalışmanın ilk bölümünde, tarihsel süreç olarak sanayi devrimlerinin oluşumu, gelişimi ve sonuçları ele alınarak sanayileşme üzerinde etkilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, dünyada ve Türkiye'de sanayide dijital dönüşümün durumu irdelenerek, özellikle dünyada Dördüncü Sanayi Devrimi'ni yakından takip eden Çin, ABD ve Avrupa ülkeleri ele alınmıştır. Bunların dışında Türkiye'deki dijital dönüşümün devlet nezdinde güvenceye alınmasına ilişkin kanun ve mevzuatlar incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Türkiye'de sanayinin dijital dönüşümüne katkı sağlamak amacı ile Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile Türkiye'nin çeşitli illerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önderliğinde, birçok Sivil Toplum Kuruluşu ve Uluslararası Organizasyonlar iş birliği çerçevesinde kurulan Model Fabrikalar ve bu kuruluşların faaliyetlerine ilişkin birçok inceleme ele alınmıştır. Ancak inceleme sonucunda Türkiye'nin henüz yolun başında olduğu, yeterli düzeyde hedeflenen noktaya gelemediği fakat bu doğrultuda büyük adımlar ile ilerlediği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayi Devrimleri, Sanayileşme, Dijital Dönüşüm, Model Fabrika, Türkiye
Türkiye'de 2000 yılı sonrasında bankacılık sektöründe değişim ve dönüşüm
Bu tez çalışması, Türkiye'de bankacılık sektörünün 2000 yılı ve sonrasındaki dönüşüm aşamaları detaylı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu süreçte meydana gelen değişim ve geçiş sektörel bazda ve ayrı ayrı bankalar bazında incelenmektedir. Söz konusu dönem küreselleşme ve ekonomik krizlerin dünya genelinde yaygınlığı ve bulaşıcılığının arttığı bir dönemdir. Bu dönemde bankalar bu durumdan nasıl etkilendiği, sektörün yapısı nasıl değiştiği gibi sorulara cevap verme amacını taşıyan bu tez, sermayenin derinliğinin artması ve tabana yayılması konusunda bankacılık sektörünün rolünü de anlama amacı taşımaktadır. Bu dönemde kapanan ve devralınan bankalar ve ilgili sektör yapısı detaylandırılmaktadır. Özellikle banka görünümleri, gelir ve karlılık gibi değişkenlerin izlendiği atıf temelli bir literatürden yararlanılarak yansıtılmaya çalışılmaktadır. Küreselleşmenin finans sektöründeki ilk önemli yansımalarının görüldüğü 2000 yılı ve sonrasında, Türk bankacılık sektörü çok uluslu bir yapıya dönüşmüştür. Bu yapı daha sonraki yıllarda ortaya çıkan 2008 küresel finans krizi ve koronavirüs pandemisi gibi dalgalanmalarda sektörün daha dayanıklı bir hale gelmiş olduğunu işaret etse de yabancı ortaklı bankaların ağırlıklı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak, yerleşik vatandaşların değer biriktirirken yerli para yerine yabancı para tercih etmesi olarak ifade edilen mevduat dolarizasyonu olgusu mevcuttur. 2000'li yıllardan günümüze dış kaynak ihtiyacı devam etmektedir. Türk finans sisteminde bankacılık sektörünün tasarruf ve yatırım verimliliğinin iyileştirilmesi gerekmektedir.
Merkez bankası bağımsızlığı ve dolarizasyon ilişkisi
Merkez bankacılığı kavramının içerisinde yer alan merkez bankası bağımsızlığı iktisat literatüründe oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlam doğrultusunda, iki ayrı kavram olan merkez bankası bağımsızlığı ve dolarizasyon ilişkisi ele alınarak betimsel bir yaklaşım çerçevesinde çalışma bir araya getirilmiştir. Çalışma üç bölüm şeklinde ele alınarak kavramlar çok yönlü bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu çalışmanın amacı, ele alınan iki ekonomik kavram arasındaki etkileşim ve ilişkiyi açıklamak elde edilen bulgu ve değerlendirmeler sonucunda merkez bankası bağımsızlığına ve dolarizasyona karşı sergilenen yaklaşımları ya da tutumları ortaya koyarak elde edilen bu gözlem ve bulguları iktisat literatürüne kazandırmaktır.
Demokratikleşme ve vergi gelirleri arasındaki ilişki
Bu çalışmada vergi yükü ve demokratikleşme arasındaki ilişki dünya ülkeleri ve Türkiye örneği üzerinden ele alınmıştır. Demokratikleşme, bir süreci ifade etmekte olup yalnızca seçimler üzerinden değerlendirilemez ve bir ülkede yaşayan bireylerin vatandaş olma bilincine sahip olması anlamına gelmektedir. Bu noktada ise temelde iki husus ortaya çıkmalıdır. Bunlardan ilki bireylerin kendi özgürlüklerinin yanında kamusal faydayı da gözetmesi, diğeri ise kamusal meselelere katılma konusunda istekli olmalarıdır. Vergilendirme ise burada önem kazanır. Vatandaşlar vergi verdiklerinde kamunun faaliyetlerini denetleme ve siyasal iktidarı dengede tutmak konusunda faal olurlar. Diğer yandan, adil bir vergi sistemi, vatandaşların vergi sistemine ve genel olarak anayasal sisteme güven duymaları bakımından önemlidir. Vergi adaleti, kamunun ihtiyacı olan mali kaynağın sermayeden ve gelir üzerinden alınan vergilerden temin edilmesini, dolaylı vergilerin ise asgari bir seviyede tutulmasını gerektirmektedir. Gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde gelir adaleti bu açıdan yerleşmiş bir anlayıştadır. Bu ülkelerin demokrasi puanlarının yüksek olduğu gibi gelir ve sermaye üzerinden aldıkları vergilerin dolaylı vergilere kıyasla daha büyük oranda olduğu görülmektedir. Türkiye'de ise durum farklı olup gelir üzerinden alınan vergilerin genele oranı düşünüldüğünde, Türkiye'nin sonuçları oldukça düşüktür.
Din ve ekonomi; kuramsal bir yaklaşım
Dinin, bireylerin günlük ekonomik yaşantısı üzerindeki etkileri, din ve ekonomi arasındaki ilişkinin incelenmesinde önemli bir etken olmuştur. Hem din hem de ekonomi, toplumsal yaşamı oluşturan ve toplumda bireyin düşünce ve davranış kalıplarına yön veren dokular veya ortamlardır. Din; rekabetçi piyasada dini kurumlar ve din adamları tarafından üretilen, ona inanan cemaat üyeleri tarafından tüketilen farklılaşmış bir maldır. Din piyasası; dini grup ve cemaatlerin varlıklarını sürdürebilmesi için kaynak ve üye bulma mücadelesi verdikleri piyasalardır. Arz edenler, bunu gerçekleştirirken, dışsallık, bedavacılık gibi sorunlarla da başa çıkmak zorunda kalmaktadır. Dinin talep yönü; Beşeri Sermaye Teorisi, Rasyonel Seçim Teorisi ve Hane Halkı Üretim Modeli ile açıklanabilmektedir. Dini talep edenler, kulüp mallarını tüketmek ve üyeliklerini devam ettirmek için katı dinler ya da dini kulüpler tarafından uygulanan bazı maliyetleri, fedakarlık yaparak ve kendilerini bu uğurda kurban ederek ödemeye istekli olmak zorundadır. Bu gibi fedakarlık beklentileri, bedelsiz kullanıcıları azaltmada rol oynamaktadır. Çalışmanın amacı; din ve ekonomi arasındaki bu ilişkiyi, kuramsal bir yaklaşımla incelemektir. Çalışmanın ileri safhalarında Max Weber'in öncü olduğu araştırmalar ışığında, Batılı Hristiyan ülkelerin ekonomik açıdan ileri seviyelerde olması, çoğu Müslüman ülkelerin ise ekonomik gelişmelerde geri kalmasında ki dinin rolü incelenmiş, dini farklılığın bu sonuca ulaştıran tek etmen olmadığı kanısına varılmıştır.
Geçiş ekonomilerinde yabancı sermaye yatırımları ve Kırgızistan örneği
Son 20 yıl içeresinde doğrudan yabancı sermaye yatırımların (DYSY) dünyada ve özellikle geçiş ekonomisi olarak adlandırılan ülkelerde ekonomik gelişme, büyüme ve kalkınma süreçleri üzerinde önemli bir etken haline gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, DYSY'ların ülke ekonomilerinin gelişmesini ne şekilde etkilediği ve özellikle geçiş ülke ekonomileri açısından, DYSY'ları çekmek için gerekli altyapının oluşturulması açısından ülke ekonomisinde ne tür reformların ve yeniliklerin yapılması gerektiği ile ilgili bilgi verilmeye çalışılmıştır.Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları (DYSY) geçmişte ve günümüzde birçok ülkenin iktisadi anlamda gelişme sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Bunun temel nedeni az gelişmiş (AGÜ) ve geçiş ekonomi ülkelerinin (GEÜ) hem gelişme süreçlerine başlayabilmeleri hem de istikrarlı kalkınmalarını sürdürebilmeleri için iç kaynakların yanında, dış kaynaklara da gereksinim duymalarıdır. Özellikle, yatırım kaynakların olmaması kısır döngüsünü kırarak dışa kapalı bir ulusal ekonomi modelinden çıkarak diğer dünya ekonomileri ile liberalleştiğinde, başka bir ifade ile dışa açık bir ekonomi haline dönüştügünde, ülke içi yatırımlar yabancı sermaye ile de finanse edilebilir konuma gelmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmada doğrudan yabancı sermaye yatırımları kapsamında geçiş ekonomi ülkeleri tanımı ve piyasa yapıları ile ilgili teorik tanımlar verilmiştir. DYSY'ların GEÜ'lerine girişin sağlanması için bu ülkelerin özellikleri çerçevesinde gerekli yasal altyapı, uygulanması gereken teşvik politikası ve bölgesel yapılanma gibi konularda gerekli çözüm tavsiyeleri tespit edilmiştir.Bir geçiş ekonomi ülkesi olan Kırgızistan örneğinde DYSY'ların ülke sektörleri bazında ve ülkenin makro ekonomik bazında analiz yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda DYSY'ların Kırgızistan örneğinde, bir geçiş ekonomi ülkesi olarak gelişmesi, büyümesi ve kalkınmasında önemli bir rol oynadığı saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, geçiş ekonomi ülkeleri, mukayeseli sektöreler analiz ve ekonomik gelişme ve büyüme.
Küreselleşmenin Türkiye'de ücret ve gelir eşitsizliğine etkileri
Bu tez, Türkiye'de küreselleşmenin ücret ve gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Geleneksel ticaret teorisi, ticari serbestleşme sonucu gelişmekte olan ülkelerde (GOÜ) vasıfsız emeğin ücretinin olumlu yönde etkileneceğini ve vasıflı ve vasıfsız emek arasındaki ücret eşitsizliğinin azalacağını öngörür. Ancak yapılan çalışmalar birçok GOÜ'de ücret eşitsizliğinin arttığına işaret etmektedir.Bu çalışmada, neo-liberal dönemde Türkiye'de bölgesel ve sektörel eşitsizlik, bölgelerin ve sektörlerin eşitsizliğe yaptığı katkılar ayrıştırılarak analiz edilmiştir. Theil'in T istatistiğinden yararlanılarak yapılan sektörler ve bölgeler arası ücret eşitsizliği analizine göre bölgeler arası eşitsizlik 1980'li yıllarda artarken, 90'ların ortalarından itibaren düşüş trendine girmiştir. Bununla birlikte, 2009 yılındaki ücret eşitsizliği Türkiye'nin dışa açıldığı 1980 yılındaki ücret eşitsizliğine kıyasla daha yüksektir. Neo-liberal dönemde Türkiye'nin Batı ve Doğu bölgeleri arasındaki eşitsizlik azalmamıştır. Bir diğer bulgu, kriz yıllarında sektörler ve bölgeler arası ücret eşitsizliğinin artma eğiliminde olduğudur.Çalışmada ayrıca ticari serbestleşmenin bölgesel ücret ve gelir eşitsizliğine etkisi panel veri analizi ile araştırılmıştır. Ekonometrik model tahmin sonuçlarına göre, 2000'li yıllarda bölgenin dış ticaret hacmindeki artışın bölge içi imalat sanayi alt sektörleri arasındaki ücret eşitsizliği üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken, on bir ana sektör arasındaki ücret eşitsizliği üzerinde anlamlı pozitif etkisi olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca dış ticaret hacmindeki artış bölge içi gelir eşitsizliğini de artırmaktadır.
Türkiye'de ve dünyada çocuk işgücü
Çocuk işgücü, farklı türleri ile eski tarihlerden beri ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları içinde yer almaktadır. Günümüzde, çocuk işgücü istatistikleri doğrultusunda, Dünya çapında çalışan çocuk sayısının yaklaşık 306 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu bağlamda, her nekadar başta ILO olmak üzere pek çok kurum ve kuruluş, çocukların çalışma hayatından uzaklaştırılmasına yönelik düzenlemeleri hayata geçirse ve bu konu üzerindeki çalışmalarını sürdürmeye devam etse de, gerek Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde gerekse de gelişmiş ülkelerde çocuk işgücü kullanımı hala devam etmektedir.Bu çalışmada, çocuk işgücü, hem Türkiye bazında hem de Dünya genelinde ele alınmıştır. Çalışmanın ekonometrik analiz bölümünde, çocuk işgücü, 20 ülkenin 1990-2005 dönemine ait verileri esas alınarak panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmada, birleştirilmiş en küçük kareler tahmini (POLS), sabit etkiler tahmini (FE), değişen varyans durumunda sabit etkiler tahmini (FE, robust), rassal etkiler tahmini (RE) ve Hausman model belirleme testi yapılmıştır. Panel veri analiziyle gerçekleştirilen bu dört farklı tahmin sonucunda, çocuk işgücü üzerine yapılan teorik ve ampirik çalışmaları büyük ölçüde destekler nitelikte bulgular elde edilmiş ve elde edilen bu bulgular yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Çocuk İşgücü, Çocuk İşgücünün Boyutları, Panel Veri Analizi
Bankacılıkta risk yönetimi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı genel olarak, bankacılık'ta risk yönetiminin günümüzde gelmiş olduğu noktayı BDDK raporları, Basel II ilerleme raporları vb. raporlar, araştırmalar yardımıyla tespit etmek, Basel III hakkında fikir oluşturmak, özellikle çalışma esnasında eksikliğini çokça hissettiğim ve yol gösterici olarak bu çalışmaya koyduğum varlıkların tek tek piyasa risklerinin hesaplanmasında kullanılan, teorik temeli onlarca yıl evveline dayanan ancak riske maruz değer hesaplamalarında son dönemlerde kullanılmaya başlanan "Uç Değerler Yöntemi" yönteminin uygulaması hakkında açıklayıcı örnekler oluşturmak, kredi riski ve operasyonel risk uygulamalarına da genel bir bakış açısıyla yaklaşmaktır. Bu amaçla, çalışmada üç temel risk türü olan piyasa, kredi ve operasyonel risklerin hesaplamaları yapılmıştır. Piyasa riski ölçümünde, tarihsel simülasyon ve uç değerler yöntemleriyle ayrı ayrı riske maruz değerler bulunmuş ve mukayeseli olarak çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Kredi riski, ülkemizde faaliyet gösteren bir bankanın sermaye yeterliliği standart oranlarına ilişkin tablolardan yararlanarak hem sadece ana ortaklık olan banka için, hem de konsolide tablo yardımıyla bankanın finansal kuruluşları için hesaplanmış olup oransal değer tespit edilmiştir. Bankaların kullandığı, brüt geliri temel gösterge kabul eden, "Temel Gösterge Yöntemi" ile de operasyonel risk rakamı hesaplanmıştır.Sonuç olarak, piyasa riski hesaplamalarında bulduğumuz RMD'lere baktığımızda, üç varlık için de en büyük RMD'ler Uç Değerler Yöntemi ile bulunmuştur. Kredi riskine maruz değerin, beklendiği gibi operasyonel riske maruz değerden çok daha büyük çıktığı ve kredi riskinin büyük bölümünün, finansal kuruluşlarından ziyade bankanın kendisinden kaynaklandığı saptanmıştır.
Madencilik sektörünün Türkiye'de sürdürülebilir kalkınmaya etkisi
Gelecek kus?akların ihtiyac?larını kars?ılayabilme olanag?ından o?du?n vermeksizin gu?nu?mu?zdeki neslin ihtiyac?larını kars?ılayabilecek bir kalkınma modeli olan su?rdu?ru?lebilir kalkınma, 20. yu?zyılın son c?eyreg?inde du?nya gu?ndemine, 1990'larda imzalanan anlas?malarla global anlamda uygulanan bir kalkınma stratejisi konumuna gelmis?tir. Madencilik sekto?ru?nu?n gu?c?lu? ve dog?rudan, sosyal, c?evresel ve ekonomik etkileri mevcuttur. Madencilik dog?ası gereg?i c?evre u?zerinde negatif etkiler olus?turması ve sonlu bir kaynag?ı tu?ketmesinden dolayı, su?rdu?ru?lemez bir aktivite olarak deg?erlendirilmektedir. Ancak madencilikten elde edilen gelir, yeni teknolojilerin gelis?tirilmesi, sosyal yapının gelis?tirilmesi ve yeni madencilik sahalarının aras?tırılması gibi alanlara yatırım yapılırsa, madencilik su?rdu?ru?lebilir kalkınmaya pozitif katkı sag?layabilmektedir. Bu c?alıs?manın amacı Tu?rkiye'de madencilik sekto?ru?nu?n su?rdu?ru?lebilir kalkınmaya pozitif katkı sag?layıp sag?lamadıg?ını VAR (Vector Auto Regressive) model kurularak test etmektir. Etki- tepki fonksiyonuyla madencilik gelirinin madencilik dıs?ı gelir u?zerine uzun do?nem c?arpanı hesaplanmıs?tır. Su?rdu?ru?lebilir kalkınma kriteri olarak elde edilen c?arpanın hesaplanan su?rdu?ru?lebilirlik kriterinin minimum oldug?u yıldan daha yu?ksek olması gerekmektedir. C?alıs?mamızda 1989-2010 yılları arasındaki veriler kullanılıp, veri seti Tu?rkiye I?statistik Kurumundan elde edilmis?tir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Türkiye'de Madencilik Sektörü, VAR
Küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkileri
Küreselleşme süreci, 1980'li yıllardan sonra hız kazanarak tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ekonomik bakımdan bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşümün sonucu olarak ulus devletlerin ekonomideki ağırlığı gün geçtikçe azalmış ve ülkeler ekonomi politikaları alanında karar verirken çeşitli kuruluşlara bağımlı hale gelmişlerdir.Devletler, ekonomik hayatta etkinliğini yavaş yavaş kaybederken mali istikrarı sürdürebilmenin çaresini aramışlardır. Bu nedenle maliye politikası aracı kullanılarak kamu bütçesinin etkinliğini artırmanın yolu aranmıştır. Kamu bütçesinin hazırlanmasında mali alanda sınırlandırmalara gidilerek mali disiplinin sağlanması amaçlanmıştır.Türkiye'de de kamu mali disiplini anlayışı AB ve IMF gibi uluslar üstü kuruluşların etkisiyle önem kazanmış ve bir takım anayasal düzenlemeler yapılarak devletin yeni ekonomik sisteme uyum sağlanmasına çalışılmıştır.Bu bağlamda, çalışmada küreselleşmenin Türk kamu maliyesine etkisi 24 Ocak kararları sonrasında tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir.
Kalkınma iktisadına oyun teorik yaklaşım: Fakirlik tuzakları üzerine üç makale
Fakirlik tuzakları, bir ekonominin ısrarlı bir şekilde az gelişmişlik kısır döngüsüne yakalandığı, kendi kendini sürdüren mekanizmalardır. Koordinasyon başarısızlığı modelinde ekonominin potansiyel üstün dengesine göre daha düşük bir dengeye yapışması olarak modellenir. Bu mekanizmalarla kalkınmanın farklı bir resmi ortaya çıkar. Buna göre büyüme otomatik değil, başlangıçtaki küçük farklılıklar zamanla büyür ve çoğalır. Yani ülkelerin birbirine yakınsaması imkânsız hale gelir, fakir daha fakirleşerek, zengin daha da zenginleşir. Dolayısıyla, refaha giden yolun ilk adımı, fakirlik tuzaklarının neler olduğunu teşhis etmek ve bunlardan kurtulma yöntemlerini bulmaktır. Bu tez çalışması fakirlik tuzakları üzerine üç makaleden oluşur. Birinci makale ile fakirlik tuzaklarını yapısal, davranışsal ve kurumsal olmak üzere üç grupta toplayarak ve çeşitli ülkelerden örnekler vererek, oyun teorik yapılar ve modeller içinde analiz etmeyi amaçlamaktayız. İkinci makalede, kurumsal bir fakirlik tuzağı olan politik klientelizmi koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, bireylerin nasıl klientelizm dengesine tutunduğunu göstereceğiz. Daha sonra ise evrimsel oyun teorisiyle, toplumda tekrarlanarak oynanan bu koordinasyon oyununun sonucunda, toplumun klientelizme doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Üçüncü makalede ise başka bir kurumsal fakirlik tuzağı olan taşeronluk ilişkilerini, işçi ile işveren arasında oynanan bir koordinasyon oyunu olarak modelleyerek, ajanların nasıl taşeronluk ilişkilerine tutunduğunu göstereceğiz. Sonrasında ise evrimsel oyun teorisiyle, emek piyasasının taşeron ilişkilerine doğru nasıl evrildiğini göstereceğiz. Her iki makalenin sonuçları kurumsal fakirlik tuzakları olan politik klientelizmin ve taşeronluk sisteminin çekim bölgesinde olan bir ekonominin bu tuzaklardan kurtulması için yapılabilecek olan stratejik hareketleri analiz etmek açısından önemlidir. Böylece kalkınma iktisadında, oyun teorisi yaklaşımını kullanarak temel politikalar ve öneriler geliştirilebilir.
Uluslar arası para sisteminin reformu: Dünya merkez bankacılığı mı yoksa serbest bankacılık mı
Over the centuries we have not learned origins or symptoms of crises accurately. As a result of this, we have always had the crises and lastly the 2008 financial crisis (Great Recession). The Great Recession showed we have faulty economic theories and economic policies. Thus, we need theories that can detect the origins of any crises more accurately and then cancel them. Actually, we don't need economic models when crises have already arisen. Here we initially show the flaws of the current monetary system and then proposals to solve these flaws. In this case, we will introduce two type proposals. The first category of proposals is World Central Banking Models: proposals of J.M.Keynes (Bancor Plan), P.Davidson (International Monetary Clearing Union), J.Stiglitz and B.Greenwald (Global Greenback Plan), J.D'Arista (International Clearing Agency Plan), J.A.Ocampo (SDR-based Global Reserve System), P.Alessandrini and A.F.Presbitero (SDR-based International Monetary System). According to these writers the flaws of the current global reserve system are anti-Keynesian bias (deflationary bias), the Triffin Dilemma (the currency asymmetry problem) and the instability-inequality link.The second category is Free Banking Models: proposals of G.Selgin (Productivity Norm and Free Banking), F.Hayek (Denationalization of Money and Nominal GDP Targeting), L.von Mises(Gold Standard with Free Banking), and J.H.de Soto and M.Rothbard(Gold Standard with % 100 Reserves). These authors argue that any government intervention like regulations and bailouts in the production of money or any government based institutions like central banks or treasury cause instabilities (business cycles and thereby economic crises) in the free society. According to them we should create a world freed from governments. But they differ in three issues: the identity of the money issuer, the nature of the money substitutes, and the nature of the private property. These issues led them to propose different monetary reforms. Key Words: origins, the Great Recession, flaws of the current monetary system, proposals of World Central Banking and Free Banking Models
The economic causes of the collapse of the USSR
The economic causes of collapse of the Soviet Empire are one of the actual and controversial topics of the modern economics. Over the last 20 years there were made a lot of works and researches in this subject. The purpose of this thesis is detection and learning the main economic reasons of the dissolution of the Soviet Union. We develop our analysis in the three main directions. The first direction describes the work of Soviet economic policies, which was based on the administrative- command type of economic system. The main economic policies of the USSR were War Communism, New Economic Policy and Democratic Centralism. Each of these economic policies has its own characteristics. The second direction is related to the analysis of the Soviet economy, which encompassed the period from Stalin to Brezjnev epoch. This long-lasted period will be inspected based on the analysis of the soviet industrial, agricultural, financial and transport system. In this part we will concentrated on such economic reforms as industrialization and collectivization, reforms of Khrushchev, Kosygin's reforms and the process of intensification. The paper has recognized that the problems pertained to the Soviet economy is tensely connected with the agricultural sector, the shortage of Scientific Technical Progress in economy, super-industrialization and militarization of the economy and etc. The third part of the thesis examines the main economic causes of collapse of the USSR. During the research we found the four main factors of breakdown. Firstly, the Cold War characterizes the enormous defense expenditures of the Soviet economy, which adversely affected development of the other spheres of the economy. The second factor was the oil crisis of 1985 year which swiped by the budget and incomes of the Soviet government and led to the deep budget deficit and hard currency shortage in the country. The third factor is repressed inflation which gave push to such problems as shortage of goods, savings, input hoarding, supply diversion and hyperinflation. The last factor of the breakdown was Gorbachev's Perestroika (Restructuring). It was a series of laws aimed for the shifting of the economy to the market socialism. However these reforms were failed. All these factors forced the USSR in a deep economic, social and political crisis, from which it was unable to exit. Key Words: dissolution of the USSR, economic policies, analysis of the Soviet economy, the main factors of breakdown
Finansal serbestleşme, finansal krizler ve Türkiye örneği
Gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin küreselleşme dalgası ile sermaye hareketlerinde serbestleşmeye gitmesi gelişmekte olan ülke ekonomilerini de özellikle 1980'lerden sonra finansal serbestleşme yönünde adımlar atmaya zorlamıştır. Sermaye piyasalarının tamamen kontrolden bağımsız hale gelmesi ve serbestleşmenin giderek önem kazanması ülkelerin bağımsız bir şekilde iktisat politikalarını uygulamasına izin vermemiş bunun yanı sıra ülkeler ekonomik krizle karşı karşıya kaldığında bile uluslararası fonlar tarafından kurtarılmaya çalışılmıştır. Türkiye ekonomisinde finansal serbestleşme sürecinin temelleri 24 Ocak 1980 Kararları ile atılmıştır. Finansal reformlara her geçen yıl yenileri eklenmiş ve 1989 yılında 32 Sayılı Karar'la birlikte dış finansal serbestleşmeye geçilmesi ile birlikte gelişmeye çalışan ülke ekonomisi pek çok finansal istikrarsızlık ve finansal krizle mücadele etmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde 1980 sonrasında uygulanan finansal serbestleşme politikalarının büyüme üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümünde finansal serbestleşmenin teorik çerçevede yaklaşımları ve çeşitleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Türkiye ekonomisinin finansal serbestleşme ile sınavı değerlendirilmiştir. Burada özellikle gerçekleşen finansal serbestleşmeye yönelik reformlar ve reformlar sonrası gerçekleşen önemli finansal krizler üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise finansal serbestleşme düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki Vektör Otoregresyon yöntemi aracılığıyla modellenmiş ve ulaşılan sonuçlar analiz edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda finansal serbestleşme ile ekonomik büyüme arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ulaşılan sonuç literatürdeki pek çok çalışma ile bu anlamda paralellik göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Serbestleşme, Finansal Krizler, Türkiye Ekonomisi,Ekonomik Büyüme
Enerji ekonomisi üzerine üç deneme
This study examines the Turkish economy with respect to a number of energy related issues. It is comprised of three chapters, each utilizing a different methodology. Chapter One shows that Turkey has room for implementing energy efficiency policies without hampering economic growth. Chapter Two examines the level and the evolution of oil price pass-through over time. The findings indicate that oil price pass-through to domestic prices in Turkey increases over time. Chapter Three investigates the role of biofuels in commodity futures price linkages, which is relevant to energy policy issues in Turkey. The findings shows that a channel through biofuels has probably caused links between energy and agricultural commodities by increasing the correlation between them. Keywords: Granger Causality, Bootstrap, Turkey, Oil Prices, Domestic Prices, PassThrough, Wavelet analysis, Comovement, Energy futures, Agricultural Commodity Futures, Biofuels