
31
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Uzun süreli egzersizlerin tedavileri tamamlanmış izlem sürecindeki kolon kanseri hastaların psikofizyolojik değişimlerine etkileri
Tedavileri tamamlanmış izlem sürecindeki kolon kanseri hastalarına uygulanacak uzun süreli egzersiz programlarının hastaların psikofizyolojik değişimlerine etkilerini incelemek amacıyla planlanan çalışmamıza, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi Hastanesi, Tıbbi Onkoloji Bölümü'nde (1. - 3. evre) erken evre kolon kanseri tanısı almış, opere edilmiş veya tedavisi tamamlanmış izlem sürecinde olan 18 - 65 yaşları arasındaki kadın ve erkek hastalar ile sağlıklı sedanter bireyler katılmıştır. Çalışmanın başında, tüm katılımcılardan test protokolünde yer alan anketleri doldurmaları ve fiziksel uygunluk testlerine katılmaları istenmiştir. Çalışmanın başlangıcında katılımcılar; sağlıklı sedanter bireyler ve tedavi edilmiş izlem sürecindeki kolon kanseri hastaları olarak iki gruba ayrılmışlardır. Sağlıklı sedanter bireyler çalışmanın sağlıklı grubunu oluşturmuş, çalışma süresince herhangi bir egzersiz programına katılmadan sadece kendileri için hazırlanmış psikofizyolojik testleri uygulamışlardır. Tedavi edilmiş kanser hastaları ise, bilgisayarda oluşturulan "rastgele sayı" tablosuna göre kontrol ve çalışma grubu olarak ikiye ayrılmışlardır. Tedavi edilmiş izlemdeki kolon kanseri hastalarından oluşturulan kontrol grubundaki hastalar da çalışma süresince herhangi bir egzersiz programına dâhil olmamış, sadece protokolde yer alan psikofizyolojik testlere katılmışlardır. Çalışma grubu, dört aylık çalışma süresince, test protokollerine ek olarak, spor bilimciler ve hekimler tarafından kendileri için programlanmış egzersizleri çalışma sorumluları ve/veya aile bireyleri ile birlikte gözetim altında uygulamışlardır. Tüm katılımcılar, çalışmanın başlangıcında, ikinci ayında (8. hafta sonunda) ve dördüncü ayın sonunda olmak üzere üç farklı zamanda test protokollerinde yer alan anketleri doldurmuş ve fiziksel uygunluk testlerine katılmışlardır. Dördüncü ayın sonunda uygulanan son testlerin ardından çalışma sonlandırılmıştır. Çalışmamız, randomize tek kör niteliğinde planlanmış, testler ve istatistiksel değerlendirmeler katılımcıları tanımayan, katılımcılar hakkında bilgi sahibi olmayan ve katılımcıların hangi gruba dâhil olduğunu bilmeyen kişi/kişiler tarafından yapılmıştır. Çalışmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak belirlenmiş ve istatistiksel analizler IBM SPSS v22.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, kanser, psikofizyolojik testler.
Kadın voleybolcularda antagonist kasa yapılan statik germenin alt ekstremite güç çıktısına etkisi
Bu çalışmanın amacı, antagonist kaslara yapılan statik germe sonrası ve bütün aktif kaslara dinamik germe sonrası yapılan yüklü skuat sıçrama sırasında elde edilen zirve güç çıktısı (ZGÇ) farkını incelemektir. Çalışmaya elit düzeyde müsabakalara katılan 21 kadın voleybolcu (yaş: 23,955,04 yıl, boy: 181,907,54 cm, vücut kütlesi: 70,968,38 kg) katılmıştır. Araştırma ölçümleri dört farklı günde gerçekleştirilmiştir. Birinci gün; antropometrik ölçümler ve 1 tekrar maksimum (1TM) yükler belirlendi (117,6222,62 kg). İkinci gün; katılımcıların test koşullarına adapte olmalarının amaçlandığı uyum seansı düzenlendi. Üçüncü ve dördüncü gün; kuvvet platformu (FP) ile yüklü skuat sıçrama egzersizine ait ölçümler yapıldı. Katılımcılar üçüncü gün sadece antagoniste statik germe grubu (ASGG) ve bütün kaslara dinamik germe grubu (DGG) olarak rastgele iki gruba ayrıldı. Antagonist kasa pasif statik germe (ASG) uygulaması kalça fleksör, diz fleksör ve dorsi fleksör kaslarına 3 30 s ağrı eşiğinde uzman fizyoterapist tarafından uygulandı. Skuat sıçramada ZGÇ ölçümü, dinlenme aralıkları 2 dk olan 3 farklı yük (%20, %40 ve %60 1TM) için her yükte iki denemeden oluştu. Dördüncü gün katılımcılar grup değiştirerek aynı test protokolünü uyguladılar. Dinamik germe (DG) uygulaması sonrası yükler için yapılan ikili karşılaştırılmalar farklılığın %20 ile %60 (p=0,013) ve %40 ile %60 (p=0,017) arasında olduğunu göstermektedir. İlgili yüklerde elde edilen güç değerleri %20>%40>%60 olarak belirlenmiştir. ASG uygulaması sonrası yükler için yapılan ikili karşılaştırılmalar farklılığın %20 ile %60 (p=0,028) ve %40 ile %60 (p=0,01) arasında olduğunu göstermektedir. İlgili yüklerde elde edilen güç değerleri %40>%20>%60 olarak belirlenmiştir. Aynı yüklerin DG ve ASG uygulamaları sonrası istatistiksel olarak karşılaştırılmaları sonucunda ise %20 1TM yük ile skuat sıçrama sırasında ortaya konan ZGÇ DG sonrası ASG sonrasına göre istatistiksel olarak daha yüksektir (p=0,032). %40 ve %60 yüklerde istatistiksel olarak bir fark gözlenmemiştir. Bu sonuçlara göre elit kadın voleybolcuların alt ekstremite ZGÇ performansı dikkate alındığında, ASG uygulamasının DG uygulamasına göre %20 1TM yükte istatistiksel olarak daha düşük güç üretimine neden olurken, %40 ve %60 1TM yüklerde ise ASG uygulaması ile DG uygualamasına göre güç üretimi açısından istatistiksel olarak bir avantajı gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: voleybol; statik germe; güç; antagonist; ko-aktivasyon; üçlü ekstensiyon.
Plyometrik sıçramalardaki yere uygulanan kuvvetlerin belirlenmesi ve dünya atletizm federasyonu performans puanlarının değerlendirilmesi
Plyometrik egzersizler performansı geliştirmek amacıyla bir çok spor branşında yaygın olarak kullanılan bir egzersiz türüdür. Plyometrik egzersizlerin sportif performansı geliştirdiği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı üç farklı plyometrik sıçrama egzersizi esnasında oluşan yere uygulanan kuvvet değerlerini tespit etmek ve bunları sportif performans puan gruplarına göre incelemektir. Araştırmanın yöntemi, deneysel araştırma yöntemidir. Araştırmada İzmir ve Aydın illerindeki atletizm branşında aktif faaliyet gösteren 18 ve üzeri yaş aralığındaki 15 sporcu analiz edilmiştir. Yapılan çalışmada durarak uzun atlama, dikey sıçrama ve derinlik sıçraması olarak üç farklı sıçrama egzersizi ile yere uygulanan kuvvet incelenmiş ve ortaya çıkan sonuçların Dünya Atletizm Federasyonu Performans Değerlendirme Puanlama Sistemine göre katılımcıların daha önceki müsabakalarda elde etmiş oldukları en iyi performans puanları gruplandırılarak analiz edilmiştir. Ölçümler sırasında yere uygulan kuvvetin tespiti için platform tipi yük hücreleri ve biopac veri analiz sistemi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde ve atletik performans puan grupları ele alındığında dikey sıçrama kuvvet değerleri, derinlik sıçraması kuvvet değerleri ve durarak uzun atlama kuvvet değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p< 0,05). Plyometrik egzersizler esnasında oluşan yere uygulanan kuvvet değerleri ile sporcuların atletizm performansına yönelik başarılarına ilişkin farklılıklar bu çalışma ile açıklanmıştır ve plyometrik egzersizlerin antrenörler tarafından takip edilmesi gereken bir parametre olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler; kuvvet, sıçrama, performans, plyometrik
Dalış öncesi yapılan tüm vücut titreşimli egzersizin venöz gaz kabarcıklarına etkisi
Aletli dalışlarda basınç altında nitrojen gazının solunması sebebiyle uzun ve derin dalışlarda ortaya çıkan rahatsızlık Dekompresyon Hastalığı olarak isimlendirilmektedir. Bu rahatsızlığın önlenmesi için sportif amaçlı dalışlarda dalış tabloları kullanılmaktadır. Ancak profesyonel amaçlı dalışlarda bu risk dalış tablolarıyla engellenebilecek boyutta değildir. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalarda dalış öncesinde akut olarak uygulanan sub-maksimal aerobik egzersizin ve akut olarak uygulanan 30-40 Hz'lik tüm vücut titreşiminin venöz gaz kabarcıklarını küçültmede etkili olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada dalış öncesinde uygulanan egzersiz ve titreşim uygulamalarının venöz gaz kabarcıkları üzerine olan etkisini incelemek amaçlanmaktadır. Dalış öncesinde uygulanan egzersiz ve titreşimin dalış öncesi ve sonrasındaki kan akımı değerleri ve kanın ultrasonik yansıtıcılığa bağlı parlaklık değeri üzerine olan etkisi de bu çalışma kapsamında incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 15 istatistik programı ile One-Way Anova ve Paired-Samples "t" testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçların anlamlılık dereceleri p<0.05 seviyesinde kabul edilmiştir. Dalışta meydana gelen venöz gaz kabarcıklarının azaltılmasında titreşimin etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmasa da bir etkisinin olduğu fakat dalıştan önce yapılan sub-maksimal egzersizin anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Titreşim, Doppler, Scuba, Dalış, Dekompresyon
Açlık ve tokluk durumunda gerçekleştirilen farklı yoğunluktaki direnç egzersizlerinin kilolu kadınlarda egzersiz sonrası yağ oksidasyonu üzerine etkisi
Yanlış beslenme ve hareketsizliğin artması ile evrensel bir sorun haline gelen obezitenin önlenebilir bir hastalık olduğu bilinmektedir. Egzersiz sırasında ve gece açlığı sonrası yapılan egzersizlerde de azalan insüline bağlı olarak tokluk durumunda yapılan egzersizlere göre enerji tüketiminde yağ asitlerinin kullanımının arttığı gözlenmiştir. Bu çalışmanın amacı fazla kilolu bayanlarda aç veya tok iken gerçekleştirilen düşük ve yüksek yoğunluklu direnç egzersizlerinin egzersiz sonrası enerji kullanımı ve yağ oksidasyonu üzerine etkilerini incelemektir. Katılımcılar, kuvvet antrenman tekniklerini bilen kilolu/ obez10 kadından oluştu. Egzersiz yüklerinin saptanmasından sonra 8TM ve 16TM'luk yüklerdeki 8 temel hareketin uygulandığı egzersiz seansları gece açlığı ve tok iken olmak üzere 4 kez gerçekleştirildi. Her seans sonrası 2 saat gaz analizörü ile solunum gazları analiz edildi, elde edilen VO2, VCO2 değerleri üzerinden yağ oksidasyonu (gr/dk) ve enerji harcamaları hesaplandı. Uygulamalar arası ve dinlenim ve toparlanma verilerinin karşılaştırılmasında Friedman testi ve Wilcoxon eşleştirilmiş diziler testi kullanıldı. Dinlenim ve toparlanma arasında yağ oksidasyonunda 16TMtok, 8TMtok ve 16TM aç uygulamalarında anlamlı fark görülse de, dört uygulama toparlanma için karşılaştırıldığında anlamlılık bulunmadı. Bu çalışma ile kilolu/obez kadınlarda egzersiz sonrası yağ oksidasyonunun egzersizin yoğunluğu ve açlık-tokluk durumundan etkilenmediği söylenebilir.
Karbonhidrat ve kafein kombinasyonunu ağızda çalkalamanın tekrarlı sıçrama performansına etkisi
Spor bilimlerinde son dönemlerin merak edilen konulardan biri, sportif performans üzerinde karbonhidrat (KH) ve kafeinin (KAF) 'ağızda çalkalama' yöntemi ile ergojenik etkileri gelmektedir. Bu yöntemin dil ve ağız boşluğundaki kemoreseptörleri harekete geçirmesi ile, beyindeki motor aktivitenin ödül, motivasyon ve regülasyonunda yer alan merkezlerin uyarılması sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Literatürde "ağızda KH çalkalama" ve "ağızda KAF çalkalama" yöntemiyle ilgili özellikle anaerobik performans üzerinde az sayıda çalışma bulunmaktadır ve tekrarlı sıçrama performansı üzerine etkisine bakılan bir çalışma yoktur. Bu çalışmanın amacı, antrene sporcularda ağızda sadece KH (%6,4 maltodekstrin çözeltisi), sadece KAF (%1,2 kafein çözeltisi), KH (%6,4) ve KAF (%1,2) kombinasyonu çözeltisini ağızda çalkalamanın tekrarlanan sıçrama performansı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu laboratuvar çalışması tekrarlı, tek kör, plasebo-kontrollü ve çaprazlama dizaynına sahiptir. Ulusal ve uluslararası düzeyde güç sporlarında yarışmacı 8 erkek katılımcı (yaş ort 22,3 yıl) çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Sporcular en az 24 saat ara ile sabah 08.00-11.00 arasında uyum seansı ve test seansları olmak üzere toplam 5 kere gece açlığı ile laboratuvara gelmiştir. KH, KAF, plasebo (sakarin) veya KH+KAF kombinasyonu solüsyonundan oluşan 25 ml'lik 4 farklı çözeltiden biri 10 saniye ağızda çalkalanmış, ardından 5 dk arayla 2 kez 30 saniyelik tekrarlı dikey sıçrama testi gerçekleştirilmiştir. Farklı uygulama seanslarındaki tekrarlı sıçrama testlerine ait doruk güç çıktısı, dikey sıçrama yüksekliği (H), kalp atım hızı, kan laktat düzeyi (LA), yorgunluk indeksi (Yİ) ve algılanan zorluk derecesi (AZD) karşılaştırıldı. Hmin, Hort, AZD'de KAF, KH ve KH+KAF uygulamalarında; Yİ'nde ise KAF ve KH uygulamalarında iki ölçüm arasında anlamlılık bulundu (p<0,05). 4 × 2 (Uygulama × Sıçrama Serisi) tekrarlı ölçümlerde iki yönlü ANOVA sonuçları anlamlı bir etkileşimin olmadığını gösterdi. Elde edilen sonuçlar, KAF, KH ve KH+KAF ağızda çalkalama yöntemlerinin ardışık gerçekleştirilen tekrarlı sıçrama performansına olumlu etkisinin olmadığını gösterdi.
Fiziksel aktivite düzeylerine göre egzersiz yapan bireylerin bedeni beğenme ve egzersiz bağımlılığının değerlendirilmesi
Fiziksel aktivite, egzersiz, bedeni beğenme, egzersiz bağımlılığı gibi kavramların anlamları bilinmesine ve üzerlerinde ayrı ayrı sıkça araştırmalar yapılmasına rağmen, bireylerin bedeni beğenme durumlarını ve egzersiz bağımlılığı riskini fiziksel aktivite düzeylerine göre değerlendiren çalışma sayısı yetersizdir. Bu çalışmanın amacı düzenli egzersiz yapan spor salonu kullanıcılarının, fiziksel aktivite düzeylerine göre bedeni beğenme durumları ve egzersiz bağımlılığı düzeylerini incelemektir. Çalışmanın örneklemi İzmir ili Bornova ilçesindeki aktif spor salonu kullanıcısı 352 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler anket yöntemiyle toplanmıştır: demografik bilgiler için kişisel bilgi formu, Craig C. L., ve diğerleri, 2003 tarafından geliştirilen ve Türkçe geçerlik güvenirliği Öztürk M., 2005 tarafından yapılan Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-Short), Türkçe geçerlik güvenirliği Anlı ve Akın, 2015 tarafından yapılan ve Tylka ve Wood-Barcalow, 2015 tarafından geliştirilen "Bedeni Beğenme Ölçeği" (BBÖ) ve Hausenblas ve Downs, 2002 tarafından geliştirilen ve Türkçe geçerlik güvenirliği Gürbüz ve Aşçı, 2006 tarafından yapılan "Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği-21" (EB-21) kullanılmıştır. Katılımcıların BBÖ ve EB-21 puanlarının fiziksel aktivite (FA) düzeyine (1-3) göre karşılaştırılmasında Kruskal Wallis Testi, farkın oluşmasına sebep olan gurubun tespiti Mann Whitney U Testi ile; cinsiyetlere göre farkın saptanmasında Bağımsız gruplarda t-testi; parametreler arasındaki anlamlı ilişki Pearson korelasyon testi ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların BBÖ puanı 4,24 ± 0,65 iken, zaman ve egzersiz puanı 2,55 ± 0,95, kontrol eksikliği puanı 2,74 ± 1,11, geri çekilme puanı 3,00 ± 1,25, tolerans puanı 2,95 ± 1,17 ve devamlılık puanı 2,55 ± 1,06 olarak tespit edilmiştir. Sadece EB-21 alt boyutlarının tamamında cinsiyetler arasında ve FA seviyesine göre belirlenen gruplar arasında fark olduğu saptanmıştır. Bu anlamlı farklılık, düşük ve yüksek FA düzeyi ile orta ve yüksek FA düzeyi grupları arasında gerçekleşmiştir. EB alt boyutlarının tamamı ile FA için harcanan MET-dk değerleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p< 0,05). Sonuçlar, EB ile FA seviyesi arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu fakat BB durumunun FA düzeylerinden bağımsız olduğunu göstermektedir.
Tenis servisi sırasında postürün hız ve isabet üzerine etkileri: Denge ve postural asimetri değerlendirmesi
Amaç: Tenis servis sırasında postürün hız ve isabet üzerine etkileri: denge ve postüral asimetri değerlendirmesi yapmak ve arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Yapılan bu çalışmada,örneklem grubunu oluşturan toplam 16 gönüllü erkek tenisçinin yaş ortalaması; 22,3 ± 3,4 yıl; spor yaşı ortalaması 14,7 ± 3,7 yıl; boy uzunluğu ortalaması;178,8 ± 7,1 cm; vücut ağırlıkları ortalaması; 76,6 ± 7,9 kg.; vücut kütle indeksi (VKİ) ortalaması 24,0 ± 2,6 kg; servis hızı ortalaması; 146,9 ± 18,2 km/s en yüksek başarılı / isabetli servis hız ortalaması ise; 156,8 ± 18,5km/s olarak bulunmuştur. Antropometrik ölçümlerin ardından test aşamasına geçilmiş ve 10 maksimal hızda servis atmaları istenmiştir. Servis atışları sırasında radar cihazı kullanılarak, en hızlı ve isabetli olan atış kaydedildi. Daha sonra 7 hareketten oluşan fonksiyonel hareket tarama testi yapıldı. Bir gonyometre aracılığı ile dominant kolun omzuna normal eklem hareket genişliği omuzunda (iç-dış rotasyon fleksiyon, hiper-ekstansiyon, abdüksiyon, el bileğinde; fleksiyon- ekstansiyon, ön kolda; supinasyon ve pronasyon açıları belirlendi. El pençe / kavrama izometrik kuvvet testi el dinamometresi kullanılarak iki denemeden en yüksek olan değer kabul edildi. Statik G.K-G.A. (Göz Kapalı – Göz Açık) denge parametreleri; x-ekseninde statik ortalama basınç merkezi, Y-ekseninde statik ortalama basınç merkezi –Elips Alan (mm2), Statik çevre - (mm) Statik alan oranı - G.K-G.A. Statik Çevre Oranı G.K-G.A. ve dinamik postürografi / denge parametreleri ortalama yol hatası oranı (%) izokinetik denge cihazı ile değerlendirildi. Katılımcıların postür analizinde Global Postüral Sistem 400 cihazı kullanılıp, postür değerlendirmesinde ise toplam 12 vücut segmenti; anteriordan; baş, omuz seviyeleri, omurga, kalça seviyesi ve ayaklar. Lateralden; boyun, göğüs, omuz, üst sırt, gövde, karın ve bel bölgesi olmak üzere 12 vücut segmenti değerlendirildi. Toplam 60 puan üzerinden her segment 5-3-1 olarak puanlanıp sırasıyla iyi- orta- kötü postür olarak değerlendirildi. Verilerin analizinde SPSS 18.0 istatistik programı (SPSS INC, Chicaco IL) kullanılıp, istatistiki anlamlılık düzeyi olarak p < 0,05 kabul edildi. Sonuç: Bu çalışmada içe rotasyonun, tenisçilerin servis atış hızında istatistiksel olarak bir etkisi olmadığı görülmüştür (p = 0,31 > 0,05). Bununla beraber dominant kolun omuz dışa rotasyonunun servis atış hızına etkisi olmadığı görülmüştür (p=0,66 > 0,05). Ayrıca postürün, tenisçilerin servis atış hızında istatistiksel olarak bir etkisi olmadığı görülmektedir (p=0,91 > 0,05). Buna ek olarak, G.K.- G.A. statik denge çevre oranı ile en yüksek başarılı / isabetli servis arasında istatistiksel olarak bir ilişki görülmemektedir (p= 0,78 > 0,05). Bununla beraber, G.K.- G.A. statik alan oranı ile en yüksek başarılı / isabetli servis arasında korelasyon kat sayısı r = -0,624 olduğundan, negatif yönde ilişki olduğu gözlenmiştir (p=0,01 ≤ 0,01). Bunun yanı sıra tenisçilerin boy uzunlukları ile en yüksek başarılı / isabetli servis hızı arasında istatistiksel olarak ilişki olmadığı görülmektedir (p= 0,24 > 0,05).
Gelişim grubu basketbolcularında, fonksiyonel hareket tarama testi sonuçlarına göre planlanan 16 haftalık düzeltici egzersizlerin sıçrama ve denge yetilerine etkisi
Çalışmamızın amacı, gelişim grubu basketbolcularında, fonksiyonel hareket tarama testi sonuçlarına göre planlanan düzeltici egzersizlerin 16 hafta sonunda sporcuların sıçrama ve denge yetilerine olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya yaş ortalamaları 13,5±0.522 yıl olan 25 gelişim grubu lisanslı basketbol sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Çalışmaya katılan sporcular en az 3 yıl haftanın 3 gün günde 90 dakika, düzenli olarak basketbol antrenmanı yapmışlardır. Araştırmamıza katılan sporcular, kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Deney grubunda olan sporcular (n=16), basketbolun gerektirdiği teknik-taktik, sürat ve çabukluk antrenmanı dışında, haftada 3 gün, Fonksiyonel Hareket Tarama Testi sonuçlarına göre planlanan düzeltici egzersizleri uygulanmış, kontrol grubundaki sporcular ise bu süre içerisinde planlanan antrenmanlarına devam etmişlerdir. Sporcuların yaş, spor yaşı, boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ile biyomotor yetilerinin ölçümleri, çalışmanın başında ön, 8. ara ve 16. haftanın sonunda son test olarak kaydedilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi ve değerlendirilmesi ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı özellikler SPSS versiyon 20.0 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kontrol ve deney gurupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar olup olmadığını tespit etmek için İndependent Samples T-Test, kontrol ve deney gruplarına uygulanan testler arasında farklılık olup olmadığını belirlemek için ise, Paired Samples T-Testi uygulanmıştır ve p<0,01 ile p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmanın başında ve sonunda uygulanan testler sonucunda, gruplar arasında yaş, spor yaşı, boy uzunluğu, vücut ağırlığı ölçümlerinde anlamlı farklılıklar görülmezken (p>0,05), 16 hafta sonunda testlerde, deney grubundaki sporcuların biyomotor yetileri arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,01) (p<0,05). Sonuç olarak 13-14 yaşlarında, düzenli olarak yapılan basketbol antrenmanları ile birlikte Fonksiyonel Hareket Tarama Testi sonuçlarına göre planlanan düzeltici egzersizleri yapan gelişim grubu basketbolcularının sıçrama ve belirli denge yetilerinin kontrol grubundaki, düzeltici egzersizler yapmayan basketbolcuların sıçrama ve denge yetilerinden istatistiksel olarak farklı olduğu bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel Hareket Tarama Testi, Düzeltici Egzersiz, Sıçrama, Denge
Düzenli aerobik egzersizin kan nitrik oksit ve endotel nitrik oksit sentaz protein düzeyi üzerine etkisi ve endotel nitrik oksit sentaz intron 4A/B polimorfizminin rolü
Düzenli aerobik egzersizin kan nitrik oksit ve endotel nitrik oksit sentaz protein düzeyi üzerine etkisi ve endotel nitrik oksit sentaz intron 4a/b polimorfizminin rolünün incelenmesi Amaç: Nitrik oksit (NO), endotelyal nitrik oksit sentaz protein (eNOS) düzeyi ve eNOS intron 4a/b polimorfizmi koroner kalp hastalığı risk faktörleridir. Aerobik antrenmanın NO ve eNOS üzerindeki muhtemel etkisinde eNOS intron 4a/b polimorfizmin rolü belirsizdir. Bu çalışmanın amacı; düzenli aerobik antrenmanın kan NO, endotelyal nitrik oksit sentaz protein (eNOS) düzeyi üzerine etkisi ve eNOS intron 4a/b polimorfizminin rolünün araştırılmasıdır. Metot ve Yöntem: Sporcu grubu (SG) olarak, 46 antrene erkek futbol hakemi (SG) (yaş: 23,3±2,84) ve kontrol grubu (KG) olarak, 43 sedanter (yaş: 23,2±3,28)'den alınan tokluk venöz kan örneklerinden serum NO, eNOS ve oksideLDL (OksLDL) düzeyleri ELISA yöntemiyle, total antioksidan/oksidan statüsü (TAS/TOS), tiyobarbitürik asit ile reaksiyona giren maddeler (TBARS) düzeyleri spektrofotometrik olarak belirlendi. Periferik kandan alınan genomik DNA örneklerinden eNOS intron 4a/b polimorfizmi PCR-RFLP ve VNTR yöntemiyle belirlendi. Serum lipid ve lipoprotein düzeyleri ve aspartat aminotransferaz (AST) ve alanin amino transferaz (ALT) enzim aktiviteleri standart enzimatik-kinetik yöntemlerle bir otoanalizörde saptandı. Bulgular: Polimorfizm düşünülmediğinde; SG ve KG arasında NO, eNOS, TOS, TBARS, total kolestrol (TK), trigliserid (TG), yüksek ve düşük yoğunluklu lipoprotein kolestrol (HDL-K ve LDL-K) düzeyleri için anlamlı bir farklılık bulunmadı. Ancak SG'nin Oksidatif Stres İndeksi (OSİ; TOS/TAS oranı) ve OksLDL düzeyi KG'ninkilerden anlamlı olarak daha küçük (p=0,011); TAS düzeyi ise daha büyüktü (p=0,000). Sporcu ve kontrol genotip grupları; a taşıyıcı grubu (aT; aT=aa+ab) ve bb homozigot grubu arasında NO ve eNOS için anlamlı bir fark saptanmadı ve bu parametreler üzerinde polimorfizmin herhangi bir rolü gözlenmedi. Ancak kontrol grubunda, aT genotip grubunun eNOS değeri bb grubundan daha büyük bulundu. Ayrıca, yine kontrol grubunda bb genotip grubunun NO (%26) AST (86%) ve ALT (23%) değerleri aT taşıyıcı grubununkilerden daha büyüktü (p>0.05). Sporcu grubunda ise; homozigot bb grubunun NO (%29) değerleri aT grubundan daha büyük bulundu (p>0.05). Buna ek olarak, sporcu grubunda aT grubunun TBARS (% 18), TOS (% 16) ve AST (% 18) değerleri homozigot bb grubununkilerden daha büyüktü. Sonuçlar: Bu bulgular aerobik egzersizin; antioksidan kapasiteyi arttırdığını ve OksLDL düzeyini düşürdüğünü, kan NO ve eNOS düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadığını ve eNOS intron 4a/b polimorfizminin bu sonuçlar üzerinde anlamlı bir rolü olmadığını gösterir. Kontrol genotip grupları arasında serum eNOS ve NO değerleri arasındaki farklılıklarda belirtilen polimorfizmin rolü olabilir. Aerobik eğersizin kan lipid ve lipoprotein düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: Aerobik egzersiz; endotelyal nikrik oksit intron 4a/b polimorfizmi; futbol hakemi; nitrik oksit; oksidatif stres
Dayanıklılık gelişiminde kullanılan güncel kesintili ve kesintisiz antrenman modellerinin kardiyovasküler yanıtlar üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, dayanıklılık geliştirmede kullanılan güncel antrenman modellerinin maksimal oksijen kullanım düzeyini (VO2maks) oluşturan merkezi ve periferik bileşene ait gelişim potansiyellerini ortaya koymaktı. 5 farklı yüksek yoğunluklu antrenman modelinin (HIT), yüklenme ve toparlanma fazlarına ait O2 kullanım düzeyi (VO2) ve bu değeri oluşturan kardiyak çıktı (KÇ), kalp atım hacmi (KAH), kalp atım sayısı (KAS) ve arterio-venöz O2 farkı (a-vO2farkı) yanıtları analiz edildi. Çalışmaya orta ve ileri düzeyde antrene 8 erkek bisiklet sporcusu katıldı. Uyum seanslarını takiben, sporcuların aerobik güç (V ̇O2maks) düzeyleri ölçüldü ve sonrasında bireysel maksimal KÇ, KAH, a-vO2farkı, ve KAS düzeyleri (KÇmaks), (KAHmaks), (a-vO2farkı_maks), (KAS_maks), V ̇O2maks'ın %40'ından %110'una kadar olan farklı egzersizlerle nitröz-oksit tekrar-soluma yöntemi kullanılarak saptandı. Daha sonra farklı günlerde rastgele şekilde beş farklı egzersiz modeli; HIT1: VO2maks'ın ~%110'una denk gelen güç çıktısıyla (p@~%110 VO2maks) 45-sn × 16 tekrar, 1:1 yüklenme/toparlanma (y/t) oranıyla kesintili model; HIT2: p@~%95VO2maks ile 3-dk × 4 tekrar, 1:1 y/t oranıyla kesintili model; HIT3: 1-dk p@~VO2maks + 4-dk p@~Anaerobik eşik (AnE) yükünde × 5 tekrar değişken yüklü kesintisiz model; HIT4: 25-dk sabit yüklü kesintisiz model; HIT5: vücut kütlesinin %7,5'i ile 30-sn × 6 tekrar, 1:7 y/t sprint yüklenme özellikli HIT modelleri maksimal eforla uygulandı. Elde edilen veriler arasındaki farklar tekrarlayan ölçüm varyans analizi sonrasında post-hoc olarak parametrik değerler LSD, nonparametrik değerler Wilcoxon testleriyle değerlendirildi. VO2maks'a %5 yakınlık kriterine göre bu düzeyde en uzun süreye HIT2 modelinde ulaşıldı (p<0.05). KÇmaks düzeyinde geçirilen süre, kesintisiz HIT3 ve HIT4 modellerinde, kesintili HIT1, HIT2 ve HIT5 modellerine oranla daha büyüktü (p<0.05). KAHmaks düzeyinde geçirilen süre HIT4 modelinde, HIT1 ve HIT2 modellerine oranla daha büyüktü (p<0.05). a-vO2farkı_maks düzeyinde geçirilen süre, HIT1 ve HIT2 modellerinde HIT3 ve HIT4 modellerine oranla daha büyüktü (p<0.05). Ulaşılan laktat düzeyi ve egzersiz sonrası yağ oksidasyonu HIT5 seansında daha yüksekti (p<0.05). Bu sonuçlar benzer VO2maks düzeyine ulaşan farklı egzersiz modellerinin, VO2maks ile ilişkili farkı bileşenlerin gelişiminde etkili olabileceğini göstermektedir. Kesintili HIT modellerinin periferik, kesintisiz HIT modellerininse VO2maks'ın merkezi bölümünü geliştirmede daha etkili olabileceği söylenebilir.
Farklı sprint interval modellerinden alınan metabolik ve fizyolojik akut yanıtların değerlendirilmesi
Bisiklette uygulanan geleneksel sprint interval türü olan Wingate tipi interval (vücut kütlesinin %7,5'i ile; 6 x 30-sn maksimal yüklenme; 1:8 yüklenme/dinlenme oranı), takip eden yüklenmelerde pedal devir hızlarının dramatik bir şekilde düşmesine bağlı olarak "aralıklı sprint" özelliğinin kaybedildiği bir interval türüdür (SIT1). Buna bağlı olarak SIT1'lerde yüklenme sırasında azalan oklüzyon ve hipoksik koşullar, sprint intervallerden beklenen aerobik ve anaerobik dayanıklılık gelişimi potansiyellerini olumsuz etkiliyor olabilir. Bu tez çalışmasının amacı hâlihazırda uygulanmakta olan popüler bir sprint interval türü olan SIT1'e kıyasla, plot çalışmalarımızdan elde edilen bulgulara dayalı olarak tasarladığımız alternatif sprint interval modellerinin dayanıklılık geliştirmedeki potansiyel etkilerini değerlendirmekti. Çalışma, bisiklet sporcusu olmayan düzenli fiziksel aktivite yapan (3-5 gün/hafta) yedi erkek katılımcıyla gerçekleştirildi (yaş: 24±3 yıl; boy: 177,9±1,9 cm; kütle: 77,7±7,2 kg; vücut yağ yüzdesi: %8,81±4,1). Katılımcılara dört uyum seansını takiben, bireysel zirve oksijen kullanım düzeylerini belirlemek için submaksimal ve maksimal kademeli testler yapıldı. Sonrasındaysa SIT1'e kıyasla oluşturulan beş sprint interval uygulamasının (6 x 30-sn yüklenmeler; 1:8 yüklenme/toparlanma oranı) etkileri sınandı. Bu uygulamalardan SIT2 vücut kütlesinin %5'i ile maksimal yüklenmeler; SIT3 %200 PPO yükünde sabit rpm ve dirençte yüklenme; SIT4 30-sn yüklenmelerin ortalama rpm değerleri 120 üzerinde olacak şekilde; SIT5, 30-sn yüklenme periyotlarının son 5-sn ortalama rpm değeri 120 üzerinde olacak şekilde ve SIT6 uygulaması 30-sn süresince izokinetik modda, rpm değerinin 120'ye sabitleneceği şekilde uygulatıldı. Elde ettiğimiz bulgular, en yüksek rpm ortalamalarıyla tamamlanan sprint interval uygulamasının 139 rpm ile SIT5 olduğunu gösterdi (p=0.001). Bunun doğal bir sonucu olarak SIT5 modeli SIT1, SIT2 ve SIT3'e kıyasla en yüksek kan laktatı yanıtını verdi (19,9 mmolL-1; p<0,05). Laktatın toparlanma kinetiklerine bakıldığında da SIT5 modelinden alınan 120. dakika kan laktatı yanıtları (2,3 mmolL-1), diğer tüm uygulamalara kıyasla daha yüksekti (p<0,05). Diğer yandan sprint hızlarının korunamadığı SIT1 ve SIT4 modellerine kıyasla SIT5 modelinde RER'in daha geç toparlanabildiği saptandı (p<0,05). Dolasıyla bu tez çalışmasıyla SIT5 uygulamasının özellikle anaerobik prosesleri daha iyi geliştirebileceği, diğer yandan da dolaylı olarak aerobik performans geliştirici potansiyellerinin olabileceği sonucuna varıldı.
Halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres düzeyi ile lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisi
Halk oyunları, müzik eşliğinde tüm vücudu koordineli bir biçimde kullanabilmeyi sağlayan ve bu özelliği yörelere göre farklılıklar gösteren fiziksel aktivite türüdür. Bu çalışmada amaç, halk dansları oyuncularında 12 haftalık halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres belirteçleri ile kan lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisini araştırmaktır. Ayrıca halk dansları çalışmalarının kas hasarı belirteçleri üzerindeki etkisi ile dansçılara ait bazı fiziksel ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 21-24 arasındaki sağlıklı, ortalama 11 yıllık dans antrenman geçmişi olan, 38 erkek halk dansçısı katıldı. Dansçıların bazı fiziksel ve fizyolojik ölçümleri ile alınan kan örneklerinden oksidatif stres göstergeleri (serum TAS, TOS ve OSİ), kan lipid ve lipoprotein düzeyleri (TK, TG, HDL-K, LDL-K) ve kas hasarı belirteçleri (LDH, CK, ALT, AST) farklı yörelerin (Kafkas, Bar, Zeybek, Kaşık, Trakya, Horon) her gün 2'şer saat çalışıldığı haftada 10 saatten oluşan toplam 12 haftalık antrenman dönemi öncesi ve hemen sonrası gerçekleştirildi. Tüm kan değerleri, belirlenen referans aralıkları içinde bulunan halk dansçılarının 12 haftalık antrenman programının kan lipid profili üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı, buna karşılık vücut yağ miktarı (p ≤ 0.012) ve zirve oksijen kullanım kapasitesi (p = 0.000) ile kas hasarı belirteci (CK için, ∆% = ─19.6) ve total antioksidan kapasiteyi (TAS ve OSİ, p ≤ 0.002) geliştirdiği bulundu. Branşa özgü bir fiziksel ve fizyolojik karakteristik gerektirmediği görülen halk oyunlarının, düzenli yapılması halinde dansçıların vücut yağ miktarı, aerobik güç ve antioksidan kapasiteleri ile kas hasarı belirteçleri üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçlarla, halk oyunları aktivitelerinin tüm topluma yaygınlaştırılmasına önem verilmesi önerilebilir.
Tırmanıcılarda 4 haftalık sistem antrenmanının bazı kuvvet parametreleri üzerine etkisi
Kaya tırmanışı dünya genelinde gittikçe yaygınlaşan bir spordur. Tırmanıcılarda temel performans faktörü parmak kuvvet ve dayanıklılığıdır. Buna rağmen; tırmanıcıların performanslarını geliştirmeye yönelik bilinen tırmanışa özgü antrenman yöntemlerinin araştırıldığı sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; 4 haftalık sistem antrenmanının (SA) tutuş kuvvet ve dayanıklılığına etkisinin araştırılması ve kısa kaya tırmanış (KKT) antrenmanı ile karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmadaki katılımcılar; 13 erkek ve 11 kadın tırmanıcı 4 haftalık antrenman periyodu için kontrol grubu (KG, n=12) ve antrenman grubu (AG, n=12) olmak üzere rastgele ikiye ayrılmıştır. Antrenmanların öncesinde ve sonrasında pençe kuvvetini belirlemek için el-tutuş kuvvet (ETK) testi uygulanmıştır. Maksimum parmak kuvvetini ölçmek için tırmanışa özgü olarak uyarlanmış test aparatında "crimp" ve "pinch" tutuş pozisyonlarında baskın el (BE) ve baskın olmayan el (BOE) için izometrik maksimum istemli kasılma (MİK) testi yapılmıştır. Önkol fleksör kaslarının dayanıklılığına yönelik parmak tahtasında aralıklı asılma testi (AA) ile "crimp", "pinch" ve "slope" tutuşta devamlı asılma (DA) testleri yapılmıştır. Üst vücut kuvveti için ise lat pull-down testi uygulanmıştır. ETK-BE için AG'de anlamlı bir artış görülmüşken (Δ%=4,1 p<0.05), KG'de bir artış görülmemiştir. AG'de MİKcrimp (BE; Δ%=20.1 ve BOE; Δ%=18.2, p<0.05) ve MİKpinch (BE; Δ%=17.3 ve BOE; Δ%=15.2, p<0,05) değerlerinde anlamlı bir artış olmuştur. KG'de ise sadece BOE için MİKpinch (Δ%=14.8, p<0.05) değerinde anlamlı bir artış vardır. AG'de asılma testlerinin hepsi için anlamlı bir artış bulunmuştur (AA; Δ%=41, DAcrimp; Δ%=42, DApinch; Δ%=45, DAslope; Δ%=26 p<0,05). KG'de ise sadece AA ve DAcrimp (AA; Δ%=53.4 ve DA; Δ%=62.8 p<0,05) testlerinde anlamlılık görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre; SA'nın parmak kuvvet ve dayanıklılık gelişimi için etkili bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz. Tutuş çeşitleri ile BE ve BOE arasındaki kuvvet kazanımında dengeli bir dağılım görülmektedir. Dolayısıyla SA'nın tırmanış antrenman planlamasının içerisinde yer alması faydalı olacaktır.
Estetik sporlardaki elit düzeydeki sporcuların fiziksel, fizyolojik ve beslenme özelliklerinin saptanması
Estetik Sporlardaki Elit Düzeydeki Sporcuların Fiziksel, Fizyolojik ve Beslenme Özelliklerinin Saptanması Cimnastik, buz pateni ve bale gibi spor branşlarında estetik görselliğin önemi çok fazladır. Bu dallardaki elit düzey sporcuların maruz kaldıkları çok yoğun antrenman programları ve kilo kontrollerindeki sert tutumlar, sporcuların beslenme yetersizliğiyle sonuçlanabilmektedir. Özellikle bayan sporcular "kadın sporcu üçlemesi" durumuyla karşılaşmaktadırlar. Artan sakatlık durumları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, adet düzensizlikleri, anormal kemik mineralleşmesine bağlı kırık riskinin artması sporcuların sağlıklarını tehdit etmekte ve yaşam kalitesini bozmaktadır. Bu çalışmada amaç, estetik kaygı taşıyan cimnastik, buz pateni ve bale branşlarındaki üst düzey yarışmacı sporcuların vücut kompozisyonlarını, beslenme ve hidrasyon durumlarını, kemik mineral yoğunluğu düzeylerini ve bazı fizyolojik parametrelerini belirlemektir. Çalışmaya, sağlıklı, 18 yaş ve üstü, toplam 15 artistik cimnastik, buz pateni sporcusu ve bale dansçısı ile benzer fiziksel özelliklerdeki 10 kişi kontrol grubu olarak katılmıştır. Katılımcılara vücut kompozisyonu, istirahat metabolik hızı, hidrasyon durumu ve kemik yoğunluğu ölçümleri ile genel beslenme alışkanlığı değerlendirmesi, kan analizi ile kemik metabolizması, anemi ve genel sağlık belirteçleri ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle bayan sporcuların günlük enerji tüketimi ve besin yoluyla alınan vitamin- mineral düzeyleri, D vitamini, kalsiyum ve demir alımları, yetersizdir. Sporcularda günlük enerji dağılımında yağın önerilenden fazla, karbonhidratın ise yetersiz olduğu, 2/3'ünün dehidrate olduğu görülmektedir. En düşük vücut kütlesine ve en yüksek yağ yüzdesine sahip olanlar balerinlerdir. Sporcularda menstrual düzensizlik ve yeme bozukluğu davranışları görülmemiştir. Kemik mineral yoğunluğu en yüksek olanlar cimnastikçiler, en düşük olanlar kontrol grubudur. Hem sporcu hem de kontrol grubunun dengeli beslenmemeleri nedeniyle, özellikle bayan sporcuların "kadın sporcu üçlemesi" riski açısından kontrol altında tutulmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bale, cimnastik, buz pateni, bayan sporcu üçlemesi, hidrasyon durumu, kilo kontrolü, kemik mineral yoğunluğu.
Farklı diyet modifikasyonlarının sprint interval egzersiz sonrası yağ oksidasyonuna etkisi
Tek bir sprint interval yöntemi (SIY) egzersiz seansının, egzersiz sonrası oksijen tüketimi (VO2) ve yağ oksidasyonunu artırıp, solunum değişim oranı (RER) ve karbonhidrat oksidasyonunu azaltarak yağ metabolizması üzerindeki olumlu etkiler sağladığı, buna karşılık kısa süreli yağdan zengin diyetin ise bu etkiyi, egzersiz öncesi ve sonrasında yağ oksidasyonunu artırarak gerçekleştirdiği bilinmektedir. Fakat söz konusu egzersiz ve diyetin kombine uygulamasının yağ oksidasyonu üzerindeki etkisi araştırılmamıştır. Bu çalışmada amaç, genç antrene erkeklerde kısa süreli uygulanan farklı diyet modifikasyonlarının (normal, yüksek karbonhidratlı ve yüksek yağlı) SIY performansına ve egzersiz sonrası toparlanma sürecine etkilerini araştırmak ve bu etkileri fiziksel olarak daha az aktif olanlar ile karşılaştırmaktır.Katılımcılar, maxVO2 düzeylerine göre, antrene (n=5, 57.9 ml.kg.dk-1) ve rekreasyonel aktif (n=5, 37.8 ml.kg.min-1) olarak gruplandırıldı. Üç günlük besin tüketim kaydı alındı, vücut kompozisyonu, istirahat metabolik hızı ölçüldü, günlük enerji ihtiyacı hesaplandı. Birer hafta arayla aynı enerji içeriğine sahip 3 farklı diyet (birer günlük normal diyet, yüksek karbonhidrat diyeti ve 3 günlük yüksek yağlı diyet) uygulandı. SIY seansı öncesi açlık metabolik hızı ölçüldü, kahvaltı, 3 saatlik dinlenme ve sonrasında klasik bir SIY seansı (6 x 30 sn, 4.5 dk dinlenme) uygulandı ve hemen ardından toparlanma dönemi gerçekleştirildi. Egzersiz sırasında üretilen ortalama güç çıktıları (watt/kg) ile 2 saatlik toparlanmada gaz analizörü ile ölçülen VO2 (ml.dk-1), RER (VCO2/VO2) ve yağ oksidasyonu (% ve gr/dk) verileri iki grup arasında karşılaştırıldı.Yağdan zengin diyet sırasında ölçülen dinlenim yağ oksidasyonu hızı (gr/dk), diğer diyetlere göre anlamlı olarak yüksekti ve bu farklılık gruplar arasında anlamlı değildi. Farklı diyet uygulamaları ile egzersiz seanslarında üretilen güç çıktıları arasında bir farklılık görülmedi. Yağdan zengin diyet ile toparlanma sürecinin özellikle son 45 dk'sında ölçülen on beş dakikalık yağ oksidasyonu ortalamaları diğer diyetlerden ve kontrol grubundan anlamlı olarak yüksekti. Bu araştırmanın sonuçları ile, yüksek yağlı diyet uygulaması ve SIY kombinasyonunun yağ oksidasyonunu arttırarak kilo kontrolünün sağlanmasında alternatif bir yol olabileceği düşünülmektedir.
Şınav hareketinin farklı tempolarında eklem açıları ve yere uygulanan kuvvetlerin analizi
Bu çalışmanın amacı şınav hareketinin 202 (2 sn iniş : 2 sn kalkış), 101 (1 sn iniş : 1 sn kalkış) ve maksimal hız tempolarında (MHT) eklem açılarını, eklem hareket genişliklerini ve yere uygulanan kuvvetleri (YUK) analiz ederek 1TM (tekrar maksimal) bench press ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Örneklemi en az bir yıl kuvvet antrenmanı geçmişine sahip, gönüllü 24 erkek sporcu [yaş: 24.95±3.65, boy: 178±6,96 cm, kütle: 80,58±10,58 kg, BKİ (beden kütle indeksi): 25,34±2,54 kg/m2, VYO (vücut yağ oranı): %12,80±5,56] oluşturdu. Katılımcılardan indirekt yöntem ile 1TM bench press verisi alındı. Daha sonra 3 farklı tempoda (202, 101, MHT) şınav hareketi yaptırıldı. Katılımcılar şınav hareketini gerçekleştirirken yük hücreleri ile kuvvet verileri alındı. Eş zamanlı olarak kamera ile de görüntü kaydı yapılarak açıların analizi sağlandı. Elde edilen kuvvet ve açı verileri normal dağılım varsayımına uyduğunda, fark analizi için; parametrik testlerden "tek yönlü tekrarlayan ölçümlerde ANOVA" testi yapıldı, sonrasında post-hoc (çoklu karşılaştırma) testi olarak "LSD" (en küçük anlamlı fark testi) kullanıldı. İlişki analizi için "Pearson korelasyon katsayısı" testi kullanıldı. Normal dağılım varsayımına uymayan verilerde fark analizi için; parametrik olmayan testlerden "Friedman" testi, sonrasında post-hoc testi olarak "Wilcoxon" testi uygulandı. İlişki analizi için "Spearman" testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olarak belirlendi. Şınav hareketinde 3 farklı tempoda 4 ekstremitenin yere uyguladığı kuvvetler ve relatif kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görüldü (p < 0,001). Şınav hareketinin farklı tempolarında eklem hareket genişliğinin farklı olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p < 0,001). Ayrıca tempo değiştikçe zirve kuvvetin görüldüğü açıların değiştiği gözlemlendi. Bench press ile tempo artışı arasında anlamlı bir ilişki görüldü. Sonuç olarak bu çalışma ile şınav hareketinin biyomekanik bir analizi yapılarak şınav temposu arttıkça yere uygulanan kuvvetlerin arttığı fakat eklem hareket genişliğinin azaldığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: relatif kuvvet, yük hücresi, biyomekanik, hareket genişliği, kinesiyoloji, hareket analizi, kinematik.
Denge, çeviklik, dayanıklılık ve kuvvet yetileri ile futbol pas tekniğinin, futbol müsabakası sırasındaki teknik becerileri etkileme düzeylerinin incelenmesi
Son zamanlarda futbol gibi branşlarda popüler hale gelen dar alan oyunları (DAO), müsabakaların kesitsel bölümlerini en yoğun biçimde yansıtması nedeniyle araştırmalarda popüler bir konu haline gelmiştir. Bunun yanı sıra futbolcuların fiziksel ve teknik performanslarını dahada kaliteli hale getirmek için bir çok araştırma yapılmıştır. Fakat yapılan çalışmalarda futbol oyununundaki hangi fiziksel becerinin, hangi teknik beceriyle ilişkili olduğunu araştıran çalışma konularının sayısı yetersiz olduğu görülmektedir (86). Bu tezin temel amacı antrene futbolcuların fiziksel yetileri ile DAO içerisindeki teknik parametreler ile ilişkilerini incelemektir. Çalışmaya İzmir ili genç amatör futbol liginde oynayan toplam 24 futbolcu gönüllü olarak katıldı (16,41±0,50 yıl/yaş, 175,88±0,078 cm/boy, 63,05±9,09 kg/ağırlık). İlk aşamada 1 gün ara ile sporcuların postural kontrol, çabukluk, pas tekniği ve kuvvet testleri, 2 aşamada 3:3 oyunlar salı ve perşembe günü olmak üzere iki hafta içerisinde gerçekleştirildi. Değişkenlere ait veriler arasında yapılan korelasyon analizleri sonucunda; tek bacak denge düzeyleri ve çift bacak gözler açık denge düzeyleri ile büyük alan serbest oyunlardaki (BASO) teknik beceriler, çift bacak gözler kapalı denge ile küçük alan serbest oyunlardaki (KASO) teknik becerilerin ilişkili olduğu gözlemlendi (p<0.05). Büyük alan sınırlı topla temas oyunlarındaki (BASTTO) teknik becerilerden ikili mücadeleler ile fiziksel parametrelerden VO2max arasında ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca kuvvet ile ilgili farklı ve tartışmalı sonuçlar elde edilirken, pas tekniği düzeyleri ile BASO ve küçük alan sınırlı topla temas oyunlarındaki (KASTTO) arasında, çabukluk ile KASO'daki teknik beceriler arasında ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmanın sonucuna göre; sporcuların farklı kural ile farklı ebatlarda oynanan DAO'lardaki teknik değişkenlerin; denge, çabukluk, VO2max ve pas tekniği düzeyleri ile ilişkili çıkmıştır (p<0.05).
Elastik direncin çeviklik ve reaksiyona etkisinin incelenmesi
Amaç: Dışarıdan uygulanan değişken elastik bir direncin, sporcunun bu özelliğini geliştireceğini düşünüyoruz. Çeviklik çalışmalarında kullanılan elastik direncin, futbolculardaki çeviklik ve reaksiyon özelliğini geliştirmeye etkisini incelemek araştırmamızın amacını oluşturmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada, deneme modellerinden tekrarlı ölçüm içeren kontrol gruplu model kullanılmıştır. Katılımcılar karışık atama ile Dirençli Çeviklik Grubu (DÇG), Dirençsiz Çeviklik Grubu (ÇG) ve Kontrol Grubu (KG)' na ayrılmıştır. DÇG ve ÇG grupları 6 haftalık bir süreçte haftada 2 gün (ardışık olmayan günlerde) çeviklik programına katılmışlardır. Araştırma, 48 katılımcı ile (boy:177,04±5,06 cm; ağırlık:71,75±8.88 kg; antrenman yaşı:9,83±3,23 yıl; yaş:21±1,84 yıl) ilk ölçümlere başlanmış ve uygulama çalışmalarına 14 kişilik DÇG, 12 kişilik ÇG ve 22 kişilik KG olarak devam edilmiştir. Her üç grubun testleri çalışmanın başlangıcında, 3. ve 6. Haftanın sonunda yapılmıştır. Test bataryası; a) Kapalı Beceri Çeviklik Testi (KBÇT), b) Açık Beceri Çeviklik Testi (ABÇT), c)15m Sürat Testi (ST), d)Reaksiyon Zamanı Testi (RZT) değerlendirmelerinden oluşmaktadır. Bulgular: Ölçümler arası verilere göre grupların ön test, ara test ve son test sonrası performans değerleri Friedman Test analiz yöntemi ile karşılaştırılmış. KG'nun ST değerlerinde istatistiksel bir farka rastlanmamıştır (p>0.05). Diğer parametrelerde istatistiksel farka rastlanmıştır (p<0,01). ÇG'nin verilerine göre; RZT değerlerinde anlamlı fark bulunamamıştır (p<0,05). Fakat KBÇT, RBÇT ve ST değerlerinde anlamlı fark bulunmuştur (p<0,01). Performans değerlerinin gruplararası farkının Kruskal-Wallis testi ile karşılaştırılmasıyla elde edilen verilere göre 1.hafta performans değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmazken 3.hafta ölçümlerinde ST ve KBÇT'nde gruplar arasında anlamlı (p<0,05) diğer performans değerlerinde çok anlamlı fark görülmüştür(p<0,01). 6.hafta ölçümlerinde ise RBÇT'nde anlamlı fark(p<0,05) bulunurken, diğer parametrelerde çok anlamlı fark görülmüştür. Sonuç: Programlama yaparken kuvvet gelişimini gerektiren kapalı beceri aktivitelerinde elastik dirençli çalışmalar yapılabilir. Anahtar Sözcükler: Elastik Bant, Çeviklik, Reaksiyon Zamanı, Sürat, Reaktif Çeviklik
10 - 14 yaş tenisçilerde sürat antrenmanlarının ivmelenme ve çeviklik üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma, 10-14 yaş arası tenisçilerde sürat antrenmanlarının çeviklik ve ivmelenme performansları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmanın çalışma grubunu Balıkesir Tenis İhtisas Kulübü kortlarında eğitim gören ve aktif olarak tenis sporu ile uğraşan, lisanslı ya da lisanssız, 10-14 yaş arası cinsiyet ayırımı yapmaksızın toplam 40 sporcudan oluşmuştur. Sporcular 20 Sürat antrenman grubu (SAG) ve 20 kontrol grubu (KG) olmak üzere 2 grubu ayrılmışlardır. Tüm Sporculara SmartSpeed (Fusion Sport) marka fotosel cihazı kullanılarak sırasıyla 30m sprint testi, 15 metre ivmelenme testi, yöe değiştirmeli çeviklik testleri uygulanmıştır. Sporcular aynı testi 2 kez olmak üzere 30 saniye dinlenme ile gerçekleştirmişlerdir. Her test arasında 2 dakikalık bir dinlenme gerçekleştirilmiştir. Yapılan 2 ölçümden daha iyi olan dereceler kayıt altına alınmıştır. Yukarıdaki test protokollerine ek olarak SAG 8 hafta boyunca, haftada 4 gün sürat antrenmanları yapmışlardır. Ön ve son test verileri kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Uyguladığımız testler sonucunda SAG'ı oluşturan sporcuların sırasıyla yaş, boy ve vücut ağırlıkları ortalamaları şu şekildedir; 12,40 ± 1,04 yıl, 158,10 ± 8,53 cm, 44,30 ± 6,83 kg'dır. KG'nin ise sırasıyla 12,20 ± 1,47 yıl, 156,35 ± 12,56 cm, 48,40 ± 11,38 kg'dır. Grupların kendi içlerindeki karşılaştırmalarında Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, iki grubun karşılaştırmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. SAG'ın kendi içindeki ön ve son testleri arasında anlamlı (p<0,01), KG'nin kendi içindeki ön ve son testleri arasında bir takım farklılıklar, SAG ve KG'nin arasındaki ön ve son testler arasında ise SAG lehine çeviklik son testinde istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,01). Sonuçlar: Yapmış olduğumuz ön ve son testler arasında, çeviklik son SAG lehine anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,01). Anahtar Kelimeler: Smartspeed, Tenis, Çeviklik, Sürat, İvmelenme
Beyin merkezli futbol antrenmanlarının maç içerisinde topa sahip olma oranına etkisi
Amaç: Futbolda oyuncuların fiziki ve teknik becerilerini yerine getirebilmeleri için yüksek bilişşel beceri gerekmektedir.Son zamanlarda beyin merkezli futbol antrenmanları bu becerilerin gelişimi için kullanılmaktadır,ülkemizde yeni uygulanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı futbolda sezon boyunca uygulanan beyin merkezli pas drill antrenmanlarının lig maçları içersinde topa sahip olma oranına etkisini incelemektir. Metot: Bu çalışmaya, Altınordu Futbol Kulübünün U19 kategorisinde oynayan 15 erkek futbolcu ve 256 tane rakip erkek futbolcu katılmıştır. Araştırmamızda yer alan futbolculara 29 hafta boyunca uygulayacakları beyin merkezli pas drilleri, haftada en az 1 kez görsel analiz yapılarak göstertilmiş ve haftada 3 gün 25 dk'dan oluşan antrenman programıyla uygulandı.SportsCode Game Breaker analiz programı ve Tiga Digital kronometre kullanarak, rakipte ve Altınordu Futbol Kulübünde topa sahip olma süreleri belirlenmiştir. Bulgular: Altınordu Futbol Kulübü ile diğer takımlar topla oynama sürelerine göre karşılaştırıldığında anlamlı farklar tespit edilmiştir Bu fark maçın devreleri ayrı ayrı incelendiğinde de toplam olarak incelendiğinde de anlamlı düzeyde bulundu. (* p<0,05) , 15'er dakikalık aralıklardaki topla oynama süreleri karşılaştırıldığında her bir 15 dakikalık aralıklarda Altınordu Futbol Kulübünün topla oynama süresi anlamlı miktarda yüksek bulundu. (* p<0,05) Altınordu Futbol Kulübü ile diğer takımlar 1. bölgede ve 2,3. bölgede topla oynama sürelerine göre karşılaştırıldığında Altınordu Futbol Kulübü adına anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. (* p<0,05) Sonuçlar: Sezon başı ve müsabaka süresince uygulanan beyin merkezli pas drill antrenmanlarının topla oynama süresini arttırmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre futbolda beyin merkezli pas drill antrenmanları antrenörler için performans artışı ve topa sahip olma için önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Futbol, Cogi antrenmanları, Beyin merkezli pas drilleri
20-40 yaş arası erkeklerde 10 haftalık egzersiz programının kemik turn-over markerları ve kemik mineral yoğunluğu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, 20-40 yaş arası erkeklerde on haftalık egzersiz programının vücut kompozisyonu, MaxVO2 ve kemik turn over markerlarından Beta Cross Laps, PINP, ALP, BALP ve kemik mineral yoğunluğu üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Manisa bölgesinde yaşayan, düzenli egzersiz yapmayan, 20-40 yaş arası, 37 sağlıklı erkek katılmıştır. Çalışma grubu; Egzersiz grubu (EG) (n=19) ve kontrol grubu (KG) (n=18) olarak 2 gruba ayrılmıştır. Egzersiz grupları; haftada 3 gün, günde 20 dakika ile başlayıp her iki haftada %10'luk artışlarla 28 dk'ya ulaşan sürelerde jogging uygulamışlardır. EG ilk 5 hafta 20,20,22,22 ve 24 dk'lık sürelerde maksimal kalp atım sayısı yedeği (KASYmax)'ın %60 şiddetinde, ikinci 5 haftada ise 24,26,26,28 ve 28 dk'lık sürelerde KASYmax'ın %70 şiddetinde jogging ve çabuk kuvvet uyguladılar. Antrenman programından önce ve sonra tüm katılımcıların vücut kompozisyonu, MaxVO2, kemik turn over markerlarından Beta Cross Laps (CTx), PINP, ALP, BALP ve kemik mineral yoğunluğu düzeyleri ölçüldü. Bulgular: 10 haftalık antrenmanlar sonrasında vücut kompozisyonu ölçümlerinde (vücut ağırlığı (VA), yağ oranı, yağ miktarı ve beden kütle indeksi (BKİ) ve MaxVO2, kolesterol, testosteron, serbest testosteron, vitamin D ve BALP değerlerinde EG'de istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: Son yıllarda keşfedilen kemik yapım belirteci olan PINP'de egzersiz grubunda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da bir artış, kemik yıkım belirteci olan CTx'de ise azalma bulunmuştur. BALP ve femur boynu, şaft ve toplam skorlarda(DEXA) meydana gelen artış, uyguladığımız egzersizlerinin KMY üzerinde olumlu, dolayısıyla osteoporozdan koruyucu etkiye sahip olduğu söylenebilir ve ayrıca açık havada yapılan egzersizlerin yararının vitamin D'de meydana gelen artış ile doğru orantılı olduğu söylenebilir.
Farklı liglerdeki kadın futbolcuların reaksiyon ve çeviklik testlerinin karşılaştırılması
Bu çalışma ile farklı liglerdeki kadın futbolcuların reaksiyon ve çeviklik koşu testlerinde farklılık olup olmadığına bakılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmanın örneklem grubunu aktif olarak futbol ile uğraşan lisanslı 18-25 yaş arası 1. Lig ( Konak Belediyespor)'e ait 15 kadın futbolcu ile 2. Lig (Manisa Gençlerbirliği)'e ait 15 kadın futbolcu oluşturmaktadır. Gönüllüler toplamda 30 kadın futbolcudan oluşmştur. Reaksiyon ve çeviklik testleri Smartspeed (Fusion Sport) markalı fotosel cihazıyla reaktif çeviklik testi, grid drill (reaksiyon testi), 30m sprint testi ve zig-zag yön değiştirmeli koşu testleri akşam saat 19.00'da uygulanmıştır. Bulgular: Uyguladığımız testler sonucunda 1. Lig ( Konak Belediyespor)'in sırasıyla yaş, boy, vücut ağırlığı, BKİ ve sporcu yaşları ortalamaları şu şekildedir; 21,26 ± 2,08 yıl, 165,53 ± 5,65 cm, 56,60 ± 4,62 kg, 20,64 ± 1,16 kg/m², 7,53 ± 3,41 yıl'dır. 2.Lig (Manisa Gençlerbirliği)'in ise sırasıyla 20,66 ± 2,57 yıl, 165,20 ± 5,91 cm, 57,13 ± 7,01 kg, 20,92 ± 2,19 kg/m², 3,86 ± 1,88yıl'dır. 1. Lig ( Konak Belediyespor)'in reaktif çeviklik testi 3,35 ± 0,35sn, 30m sprint testi 4,98 ± 0,21 sn, zig-zag yön değiştirmeli koşu testi 6,51 ± 0,37sn, reaksiyon testi 23,91 ± 2,21 sn'dir. 2. Lig (Manisa Gençlerbirliği)'in reaktif çeviklik testi 3,60 ± 0,57 sn, 30m sprint testi 6,36 ± 0,29 sn, zig-zag yön değiştirmeli koşu testi 5,17 ± 0,47 sn, reaksiyon testi ise 24,13 ± 1,50 sn'dir. Sonuçlar: Yapmış olduğumuz testler sonucunda reaksiyon ve reaktif çeviklik testlerinde her iki grup arasında istatiksel olarak p˃0,05 anlamlı bir farklılık bulunmazken, 30 metre sprint 1. Lig (Konak Belediyespor) lehine istatiksel olarak p˂0,05 olumlu bir anlamlılık bulunmuş olup, zig-zag testinde ise 2. Lig (Manisa Gençlerbirliği) lehine istatiksel olarak p˂0,05 anlamlı fark bulunmuştur.
Plazma amonyak, pH ve toplam kan laktat düzeylerinin kassal hipertrofi antrenmanına akut yanıtı ve uzaklaştırılma süreleri
Bu çalışmanın amacı, hem merkezi sinir sistemi, hem de periferik yorgunluğa yol açtığı düşünülen NH3 (NH+NH»*) ile pH ve toplam kan laktat (TKL) seviyelerinin 60 dakika süren bir seanslık kassal hipertrofi antrenmanı sırasında kandaki değişimlerini ve antrenman sonrası istirahat seviyesine dönüş sürelerini saptamaktır. Bu amaçla çalışmaya, yaşlan 22±2, ağırlıkları 73.6±5.6kg ve boylan 173.8±8.22cm olan, iki yıllık direnç antrenmanı geçmişine sahip ve iki aydır direnç antrenmanlarım aksatmamış olan gönüllü erkek sporcular katıldı. Çalışmada 60 dakika süren bir seanslık hipertrofi antrenmanı uygulandı. Egzersiz öncesi, egzersiz sırası (her onbeş dakikada bir) ve egzersiz sonrası (0., 2., 7., 12., 20., 30., 60., ve 120. dakika), plazma NH3, Vitros - 250 fotometrik vitröz oto analizörüyle kuru kimya metodu kullanılarak, plazma pH Sartorius marka pH metre ile ve toplam kan laktat ise "YSI 1 500 Sport" Laktat analizörü kullanılarak elektroenzimatik yöntem ile bakıldı. Egzersiz sırası ve sonrası ölçülen tüm sonuçlar istatistiksel açıdan istirahat değerleriyle karşılaştırıldı. Plazma NH3 istirahat değerleri 28.66±12.17umol.r' bulundu ve egzersizin 45. dakikasında zirve değere ulaştı (167.91 =63,95umol.1-1 (p<0.01). Egzersiz sonu ise 130.37±44.93jımoLr1 (p<0.05) bulundu. Egzersiz sonrası 60. dakikada 30.5±21.16umol.r1 (p>0.05) ve 120. dakikada ise 20.25±10.52umol.r1 (p<0.05) olarak kaydedildi. Plazma pH istirahat değerleri 7.41±8.61"2, egzersizin 45. dakikasında en düşük seviye olan 7.24±8.52"2 (p<0.005) değerlerinde bulundu. Egzersiz sonu ise 7.25±7.01"2 (p<0.05) ve egzersiz sonrası 20. dakikada ise 7.40=b7.48"2 (p>0.05) olarak tespit edildi. TKL istirahat değerleri ise, 1,33=0,45mmoLl"1 bulundu. Egzersizin 45. dakikasında ise zirve değeri olan 10.31±1.71mmoLrl'a (p<0.005) ulaştı. Egzersiz sonrası 9.67±0.88mmol. (p<0.05) ve egzersiz sonrası 120. dakikada 1.57±0.34 mmoLl"1 (p>0.05) olarak kayıtlara geçti Plazma NH3 ve TKL arasında p<0.00l, r=0.942; plazma NH3 ve pH arasında p<0.01, r=-0.741; TKL ve plazma pH arasındada p<0.005, r=-0.775 oranında istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler bulundu. Sonuç olarak, egzersiz sonrası plazma NH3'ün 60., plazma pH'ın 20. ve TKL'nin ise 120. dakikalarda istirahat seviyelerine döndüğü görüldü.
Sekiz dokuz yaş grubu kız ve erkek çocukların psikomotor gelişim düzeylerinin TGMD-II testine göre araştırılması
Bu çalışmanın amacı; Yozgat İli Akdağmadeni İlçesi örneğindeki sekiz ve dokuz yaş grubu kız ve erkek çocukların motor gelişim düzeylerinin araştırılmasıdır. Araştırmaya Yozgat İli Akdağmadeni İlçesi, 75.yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulunda I. Kademe 3.ve 4. Sınflarda okuyan sekiz yaş grubunda 60 (30 kız-30 erkek), dokuz yaş grubunda 60 (30 kız-30 erkek) olmak üzere 120 öğrenci örneklem olarak katıldı. Çalışmaya katılan çocuklara TGMD-II testi uygulandı. TGMD-II de alt testler olarak; temel lokomotor beceriler (koşu, gallop, sek sek, sıçrama, durarak uzun atlama, kayma) ve obje kontrol becerileri (durarak top sürme, sopayla topa vurma, yakalama, duran topa ayakla vurma, bel seviyesi üzerinde atış, bel seviyesi altından atış) ölçüldü. Ölçümler tüm çocuklarda ikişer tekrar halinde uygulatılarak başarılı olduğu ve olmadığı beceriler belirlendi. Başarılı olduğu becerilere 1, başarısız olduklarına ise 0 puan verilerek beceriye ait toplam başarı durumu belirlendi. Verilerin çözümlenmesinde gruplara ait verilerin normal bir dağılıma sahip olup olmadığını belirlemede Kolmogorov-Simirnov ve Spahiro-Wilk normallik testleri uygulandı. Sonra gruplar arasında bir fark olup olmadığını belirlemek için α=0.05 anlamlılık düzeyinde Çift yönlü varyans analizi testi (Two way ANOVA) uygulandı. Önemli bulunan farklılıklar için ikinci seviye testi olarak Tukey's HSD testi uygulandı. Test sonuçlarında TGMD-II lokomotor alt test puanları, obje kontrol alt test puanları ve TGMD-II toplam puanları bakımından; 9 yaş grubunda kız ve erkek çocukların puanları 8 yaş grubu kız ve erkek çocukların puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bilimsel çalışmalarda yaygın olarak kullanılan TGMD-II testi uygulanarak bir yandan Türk çocukları için normların oluşmasına katkı sağlanırken, diğer yandan öğrenciler arasında cinsiyete ve yaşa bağlı olarak temel motor özellikler gözlenebilecektir. Bilim Kodu : Anahtar Kelimeler : Psikomotor Gelişim, Motor Test, TGMD-II. Haziran, 2020; 110Sayfa
Okçuluk sporunda kondisyon çalışmalarının nişan alma ve atış performansına etkisi
Bu çalışmanın amacı; Okçuluk sporunda kondisyon çalışmalarının nişan alma ve atış performansına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamıza Aksaray Üniversitesinde öğrenim görmekte olan aktif olarak okçuluk sporu ile uğraşan, müsabakalara katılan 12 okçuluk sporcusu ( 5 Kadın; Yay türü: 3 klasik yay 2 makaralı yay, Yaş:22,00±1,58 yıl, Boy:166,40±3,78 cm, Vücut ağırlığı: 58,20±4,03 kg, Spor yaşı:4,60±1,14 yıl. 7 Erkek; Yay türü: 4 klasik yay 3 makaralı yay, Yaş: 21,14±1,22 yıl, Boy: 171,43±5,09 cm, Vücut ağırlığı: 76,00±5,63 kg, Spor yaşı:6,14±1,35 yıl) Araştırma grubu oluşturuldu. Sporculara normal antrenmanlarına ek olarak; 8 hafta, haftada 3 gün kondisyon antrenmanı uygulandı. Sporculara kondisyon antrenmanlarına başlamadan ön test ve 8 hafta sonunda son test uygulandı. Nişan alma testi: sporcuların yayı çektikten sonra kronometre ile 3 kez ölçüldü, en iyi olan test sonucu ön test ve son testlerde değerlendirmeye alındı. Atış puanı testi: TOF'da belirtilen 720 round üzerinden 2 x 36 toplam 72 ok ve 720 puan üzerinden puanlama yapılarak gerçekleştirildi. Her sette 6 ok atıldı. 6 set 2 devre olarak test alındı. Her sette 240 sn. verildi, süre tamamlandıktan sonra gerçekleşen atışlar karavana olarak değerlendirildi ve karavana olan her ok en yüksek puanlardan sıraya göre düşüldü. İstatistiksel olarak okçu sayısının 30'un altında olması sebebi ile parametrik olmayan testler seçildi. Wilcoxon işaretli sıralar testi nişan alma testi son test lehine pozitif yönde farklılaşma olduğu anlaşılmaktadır.(p<0,05). Wilcoxon işaretli sıralar testi atış puanı testi son test lehine pozitif yönde farklılaşma olduğu anlaşılmaktadır. (p<0,05). Sonuç olarak yapılan bu çalışma neticesinde, Okçuluk sporunda kondisyon çalışmalarının nişan alma ve atış performansına etkisinin olduğu görülmektedir.
Judocularda farklı ısınma protokollerinin, 30 M. sürat, esneklik, dikey sıçrama, kuvvet, denge ve anaerobik güç performansları üzerine akut etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı judocularda farklı ısınma protokollerinin, 30 m. sürat, esneklik, dikey sıçrama, kuvvet, denge ve anaerobik güç performansları üzerine olan akut etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Araştırmaya, gönüllü olarak İzmir Büyükşehir Belediye ve Manisa Belediye Spor kulüplerinde, judo dalında aktif olarak haftada 3 ile 5 antrenman yapan, yaşları 11-14 arasında değişen 20 sağlıklı erkek judocu katıldı. Bu çalışmada 20 kişilik tek bir grup mevcuttur ve kontrol grubu oluşturulmadı. Dört farklı ısınma içeriğine sahip olan protokoller 48 saat ara ile uygulandı. Yirmi katılımcı eşit süreli 4 farklı ısınma seansına öğrenme etkisi ve kümülatif etkinin dışlanması için rastlantısal olarak alındı. Çalışmayı oluşturan farklı dört ısınma uygulaması ise; ısınma uygulaması-1; sadece düşük tempoda aerobik koşu (statik germe ya da dinamik ısınma egzersizi olmadan), ısınma uygulaması-2; düşük tempo aerobik koşu ve sonrasında statik germe, ısınma uygulaması-3; düşük tempo aerobik koşu ve sonrasında dinamik ısınma egzersizleri, ısınma uygulaması-4; düşük tempo aerobik koşunun ardından hem statik germe hem de dinamik tipte ısınma egzersizlerinden oluşturuldu. Araştırma grubunun, her ısınma uygulamasından sonra 30 m. sürat, esneklik, dikey sıçrama, kuvvet, denge ve anaerobik güç performansları ölçüldü. İlk ısınma protokolü uygulamasından 2 gün öncesinde tüm denekler ısınma protokolleri ve testler hakkında bilgilendirildi ve sonrasında ısınma protokollerini birer kez denediler. Tüm uygulamalar kendi protokol günlerine, 5 dakika hafif şiddetli (jogging) aerobik koşu ile çalışmaya başladı. Denekler 5 dakikalık koşu tamamlandıktan sonra 2 dakika yürüyüş yaparak dinlendi. Rahatlatıcı yürüyüş uygulamasından sonra birinci ısınma uygulaması hariç diğer tüm ısınma protokollerindeki planlanmış ısınma yöntemleri gerçekleştirildi. Her bir ısınma bitiminde 4-5 dakikalık dinlenme verildi ve sonrasında 30 m. sürat, esneklik, dikey sıçrama, kuvvet, denge ve anaerobik güç testleri uygulandı. 30 m. sürat haricinde her bir parametreyi ölçmek için judo minderi içerisinde istasyonlar kurularak, istasyonların başında 1'er araştırmacı görevlendirildi. Denekler bir ölçüm bitince diğer ölçüm istasyonuna geçti. Verilerin sayısal sunumunda aritmetik ortalama ve standart sapma kullanıldı. Verilerin normal dağılım varsayımına uygunluğu Shapiro-Wilks testi ile yapıldı. Normal dağılım gösteren verilerin tekrarlayan 4 farklı ölçümünde Repeated Measures of ANOVA ve farkın hangi ölçümden kaynaklandığını bulmak için ise post-hoc testlerinden LSD kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen verilerin tekrarlayan 4 farklı ölçümünde Friedman testi ve farkın hangi ölçümden kaynaklandığını bulmak için ise ikili eşleştirmeler yapılarak Wilcoxon testi uygulandı. Verilerin analizinde SPSS 18,0 istatistik programı (SPSS Inc, Chicago, IL) kullanıldı ve istatistiki anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmada 30 m. sürat değerleri incelendiğinde, 4 farklı ısınma uygulaması arasında, ısınma uygulaması-1 ile ısınma uygulaması-4 arasında p<0.05 düzeyinde, ısınma uygulaması-2 ile ısınma uygulaması-3 arasında p<0.05 düzeyinde, ısınma uygulaması-2 ile ısınma uygulaması-4 arasında p<0.01 düzeyinde anlamlı fark saptanmıştır. Esneklik ölçüm değerleri incelendiğinde, 4 farklı ısınma uygulaması arasında esneklik performansında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Esneklik uygulaması arasında karşılaştırma yapıldığında, ısınma uygulaması-1 ile ısınma uygulaması-2 arasında p<0.05 düzeyinde anlamlı fark bulunmuştur. Bacak kuvvet uygulamaları karşılaştırıldığında, ölçülen parametrelerden biri olan bacak kuvveti performansında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Bacak kuvvet performansının uygulamalar arasındaki karşılaştırmaları yapılığında; ısınma uygulaması-1 ve ısınma uygulaması-4 arasında p<0.01 düzeyinde, ısınma uygulaması-2 ve ısınma uygulaması-4 arasında p<0.05 düzeyinde anlamlı fark bulunmuştur. Bunların dışında dikey sıçrama, denge ve sırt kuvveti performansında anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç: Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre; 30 m. sürat performanslarının, judocularda kombine edilmiş statik ve dinamik egzersiz sonrasında daha iyi çıktığı gözlemlenmiştir. Esneklik performansları judocuların statik egzersiz sonrası daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. Bacak kuvveti değerleri incelendiğinde ise kombine edilmiş statik ve dinamik egzersiz sonrasında yapılan kuvvet çekişlerinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak; 11-14 yaş erkek judocuların, antrenmanlar ve müsabakalardan önce 30 m. sürat performansı ve bacak kuvveti gibi yüksek güç gerektiren performanslarındaki gelişim için kombine edilmiş statik ve dinamik egzersizlerin birlikte yapılması gerektiği, esneklik performansını geliştirmek için ise statik egzersizlerin yapılması gerektiği önerilmektedir.
Femoral bölgede manşonla yaratılan iskemik önkoşullama(İÖK) sonrası kas kuvveti ve performans parametrelerinde ortaya çıkan değişkenlerin incelenmesi
Femoral Bölgede Manşonla Yaratılan İskemik Önkoşullama (İÖK) Sonrası Kas Kuvveti ve Performans Parametrelerinde Ortaya Çıkan Değişkenlerin İncelenmesi Amaç: İskemik adaptasyonun doku ve iskelet kasıda dahil olmak üzere oksijen taşınmasını geliştirmek ve yapılan maksimal egzersizlerde performansı arttırmada bölgesel ve sistematik etkileri vardır. Yapılan bu çalışmanın amacı alt ekstremitelere uygulanan iskemik önkoşullama ve reperfüzyon sonrası anaerobik güç ve kas kuvveti üzerindeki etkilerini incelemektir.Aynı zamanda çalışmanın odak noktası olarak maksimal yapılan egzersizler boyunca performanstaki güç çıkışlarında iskemik önkoşullamanın etkisi üzerinde durmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde okuyan 14 gönüllü erkek öğrenci katıldı. Çalışma grubunun yaş ortalamaları 21,93 ± 1,5 yıl, ağırlık ortalaması 71,66 ± 9,24 kg ve boy ortalaması 176,13 ± 6,13 cm olarak kaydedildi. Çalışmanın tüm detayları deneklere anlatılıp onayları alındıktan sonra ardışık günlerde ''Wingate'' ve izokinetik testleri uygulandı. İskemik önkoşullamanın etkisinin belirlenmesi için katılımcıların her iki bacak femoral bölgesinde oluşturulan iskemi sonrası tekrar edilen testlerden elde edilen verilerin analitikleri değerlendirildikten sonra tekrarlı ölçümlerin arasındaki fark anlamlılıkları test edildi. Bulgular: Deneklere uyguladığımız her iki bacak iskemi ve iskemi reperfüzyon periyodundan sonra yapılan ''Wingate'' ve izokinetik test sonuçları göz önüne alındığında istatistiksel olarak bütün güç değerleri iskemi sonrası mutlak değerler olarak yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p<0.05). Sonuçlar: Tek siklusta gerçekleştirilen iskemi ve reperfüzyon uygulamalarının anaerobik güç değerlerinde ve herhangi bir değişikliğe yol açmadığı gibi, ayrıca izokinetik ölçümlerde gerek fleksör gerekse ekstansör kas kuvveti ve işlevinde akut bir etkiye yol açmadığı da ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: İskemik Önkoşullama, izokinetik kuvvet testi, ''Wingate'' anaerobik güç testi
Farklı spor kulüplerinde düzenli fiziksel aktivite yapan down sendromlu bireylerin ailelerinin yaşam memnuniyeti ve sürekli kaygı durumları
Farklı Spor Kulüplerinde Düzenli Fiziksel Aktivite Yapan Down Sendromlu Bireylerin Ailelerinin Yaşam Memnuniyeti ve Sürekli Kaygı Durumları Amaç: Düzenli fiziksel aktivitenin down sendromlu bireylerin ailelerinin yaşam memnuniyeti ve sürekli kaygı düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya çocukları düzenli fiziksel aktivite yapan ve fiziksel aktivite yapmayan down sendromlu bireylerin ebeveynleri katıldı. Toplam 50 anne ve 50 baba olmak üzere 100 gönüllü kişi katılmıştır. Down sendromlu çocuklarını fiziksel aktiviteye gönderen ve göndermeyen ebeveynlere ilk anket ve 6 ay sonra son anket uygulaması yapıldı. Fiziksel aktivite yapan down sendromlu çocuklar haftada 5 gün 12 ay boyunca günde 2 saat çalıştırıldı ve her çalışma sonucunda aileler bilgilendirildi. Fiziksel aktiviteler başladıktan 6 ay sonra ebeveynlere ilk anket yapıldı, 6 ay sonra son anket yapıldı. Çocuklarını fiziksel aktiviteye göndermeyen aileler rastgele belirlendi. Anket sonuçlarının güvenilirliği açısından ebeveynlerin yaş, eğitim ve gelir durumları da belirlendi. Bulgular: İstatistiksel analiz sonuçlarına göre; deney ve kontrol guruplarının kaygı ve mutluluk düzeyleri ilk test-son test puanları arasındaki farklarda anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.01). Bu farklılık deney gurubunun kaygı ve mutluluk düzeyinin artışından ve kontrol gurubunun mutluluk düzeyinin azalmasından kaynaklandığı belirlendi. Sonuç: Sonuç olarak; down sendromlu çocuklarına fiziksel aktivite yaptıran ailelerin mutluluk ve kaygı düzeylerinin artabileceği düşünülmektedir. Down sendromlu çocuklarına fiziksel aktivite yaptırmayan ailelerin ise mutluluk düzeyinin azalacağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aile, Down Sendromu, fiziksel aktivite, kaygı, yaşam memnuniyeti.
Cimnastik branşında amuda kalkma hareketinin üç boyutlu biyomekanik analizi ve modellenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; bağlantılı uzuv modelini kullanarak, AKH'ni temsil eden bir biyomekanik model oluşturarak eklemlere uygulanan kuvvet ve momentleri belirlemektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya bir denek erkek milli Cimnastikçi katılmıştır. Çalışmada, yüksek hızlı dört adet kamera (120 alan ayarla) kullanılarak AKH'nin görüntüsü kaydedildi. AKH'nin özelliğinden yola çıkılarak calışmada deneğin 3B, beş bağlantılı üye, dört eklemle, mekanik modeli tasarlanmıştır. Bu amaçla görüntü alınmadan önce deneğin üzerinde belirlenen anatomik noktalarına 15 tane yansıtıcı işaret yerleştirildi. Kuvvet platformun veri toplama frekansı 120 Hz ayarlandı Kamera görüntülerindeki işaretleyicilerin 3B konum verilerinin tespit edilmesi amacıyla MATLAB yazılımında hazırlanan kodlar kullanılmıştır. Bulgular: Özet olarak bu çalışmada, oluşturulan biyomekaniksel model beş üyeden oluşan katı cisim modelinde dört adet eklem bulunmaktadır. El bileği ekleminde ortalama 10°'lik eklem açısal gerçekleştiği ortaya çıkmıştır. Omuz eklem açısı ortalama 6°, kalça 5° ve dirsek 3° elde edilmiştir. Sonuç: El bileğinin açısal değişimi ve momenti göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür. El bileği ekleminin AKH'nin sırasında vücut kontrolünde önemli bir rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: AKH, Biyomekanik, 3B, Modellenme
Farklı antrenman metodlarının güreşçilerin bazı fiziksel ve fizyolojik parametrelerine etkisi
Amaç: Bu doktora tez çalışmasında, üç farklı antrenman metodunun güreşçilerin fiziksel ve fizyolojik özelliklerine etkilerini belirlemek ve karşılaştırılmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Yaşları 15-17 arasında değişen 37 güreşçi basit rastgele örneklem yöntemiyle Direnç (DG; n=12), Kalistenik (KG; n=12) ve Güreş (GG; n=13) olarak üçe ayrılmışlardır. Toplam 16 hafta süren çalışmada, gruplar haftada 4 gün antrenman yapmışlardır. DG ve KG Pazartesi ve Çarşamba günleri kendi antrenman programlarına ayrıca Cuma ve Cumartesi günleri GG ile birlikte güreş antrenmanlarına katılmışlardır. GG haftada 4 gün (Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Cumartesi) kendi antrenörleriyle güreş antrenmanlarını sürdürmüşlerdir. Her üç grupta yer alan sporcuların; boy vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, dinamik denge, esneklik, sürat, çeviklik, el kavrama, bacak ve sırt kuvveti, anaerobik güç, reaksiyon zamanı, maksimum oksijen hacmi ve vital kapasite ölçümleri ön ve son test olarak alınmıştır. Elde edilen bulgular SPSS İstatistik Paket Programında analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistikler verilmiştir. Her üç grupta örneklem sayısı 30'un altında olmasına rağmen verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile denenmiş ve normal dağılım olmadığı görülmüştür. Bağımlı iki örneklemin karşılaştırılmasında NonparametrikWilcoxon İşaretli Sıralar Testi, ikiden fazla bağımsız örneklemin karşılaştırmasında Non-Parametrik Kruskal Wallis (K IndependentSamples) testi kullanılmıştır. Farkın kaynağını belirlemek için Non Parametrikbağımsız iki örneklem Mann Whitney U testi ile çoklu karşılaştırmalar yapılmıştır. Anlam düzeyi p<0.05 ve güven aralığı % 95 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; direnç antrenmanı güreşçilerin boy (Z=.3.002; p=.038;<.05) ve vücut kitle indeksine (Z=-2.269; p=0.23; <.05) anlamlı etki ederken kalistenik ve güreş antrenmanı; boy (Z=-2.836; p=.005;<.05; Z=-3.111; p=.002;<.05) ve vücut ağırlığına (Z=-2.669; p=.008; <.05; Z=-2.691; p=0.07; <.05) anlamlı etki etmiştir. Gruplararası karşılaştırmalarda dinamik denge (χ2= 15.886, p=000<.05) ve çeviklik (χ2=6.979; p=.031;<.05) puanlarında fark bulunmuştur. Anaerobik güç (χ2=12.940;p=.002<.05) gruplar arasında fark göstermiştir DG ve KG arasında etki benzerliği vardır. Kalistenik ve direnç antrenmanı sağ el görsel reaksiyon zamanı gelişiminde güreş antrenmanından daha etkilidir (χ2=8.922; p=.012;<.05) ama sol el görsel reaksiyon zamanı gelişiminde her üç antrenman yönteminin etkileri benzerdir. Sonuç: Bu doktora tezinden elde edilen sonuçların genellenebilmesi için benzer bilimsel çalışmaların farklı antrenman sürelerinde ve sporcu gruplarında tasarlanması önerilmiştir.