Marmara University
Discipline

Doğum, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Marmara University

19

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

19 Theses
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi

Her kadının, menopoz semptomları ve menopoza yönelik tutumu, birçok farklı etmenden etkilenmektedir. Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki araştırmanın evrenini, Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde yaşayan 40-64 yaşları arasındaki 4361 kadın oluşturdu. Örneklemde, araştırmaya dâhil etme kriterlerine uyan 424 kadın yer aldı. Veriler kişisel bilgi formu, cinsel mitler ölçeği (CMÖ), menopoz tutum değerlendirme ölçeği (MTDÖ) ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği (MSDÖ)'ni içeren bir soru formu kullanılarak, öz-bildirim yöntemi ile toplandı. Bağımlı değişkenin CMÖ, bağımsız değişkenlerin MTDÖ ve MSDÖ olduğu araştırmada, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyi ile yorumlandı. Araştırmada yer alan postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortalaması 57,12±5,60 olup, son adet yaşlarının ortalama 46,54±5,35 ve menopozda geçirdikleri sürenin ortalama 10,58±7,02 yıl olduğu, %84,0'ünün doğal yolla menopoza girdiği belirlendi. Kadınların CMÖ toplam puan ortalaması 92,28±17,80, MTDÖ toplam puan ortalaması 27,86±8,06 ve MSDÖ toplam puan ortalaması ise 17,11±9,43 olarak bulundu. Postmenopozal dönemdeki kadınların CMÖ, MTDÖ ve MSDÖ toplam puanları karşılaştırıldığında, CMÖ ile MTDÖ arasında bir ilişkinin olmadığı (r=-0,067, p=0,168), CMÖ ile MSDÖ arasında ise pozitif yönlü, anlamlı ve çok zayıf ilişki (r=0,125, p=0,01) bulunduğu saptandı. Sonuçlar, kadınların cinsel mitlere inanma düzeyinin orta seviyeden yüksek olduğunu, cinsel mitlere inanma durumunun menopoz tutumlarını etkilemediğini ancak menopoz semptomlarını ve şiddetini etkilediğini göstermektedir. Bu durum kadınların menopoz sonrası yaşadıkları semptomların ve şiddetinin azaltılabilmesi için cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel sağlık/üreme sağlığının iyileştirilmesi için kadınlara her fırsatta cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmelidir.

Belirti ve semptomlarCinsel ilişkiCinsel mit+5
Ebru Cirban
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte emzirmenin sürdürülmesine ilişkin annelerin düşünce ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde, emzirirken gebe kalmanın sütten kesmede önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu araştırma, emzirirken gebe kalan kadının emzirmeyi sürdürmesine yönelik annelerin düşünce ve davranışlarını belirlemek amacıyla soru formu kullanılarak, İstanbul'da devlete ait bir doğum hastanesinde dâhil etme kriterlerine uygun 358 anne ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki kare testi kullanılmıştır. Annelerin %74,6'sı, emzirirken gebe kalan bir kadının emzirdiği çocuğunu sütten kesmesi gerektiği düşüncesine sahipti. Ayrıca annelerden %82,6'sında da, gebelikte emzirmenin anne, fetüs veya çocuktan herhangi birine mutlaka zararı olacağı inancı bulunmaktaydı. Annelerden %21,4'ünün, gebelik olması/gebelik isteme/ gebe kaldığı düşüncesi ile bir önceki çocuğunu sütten kestiği saptanmıştır. Birden fazla gebelik öyküsü olan annelerden %32'si, şimdiki ya da önceki gebeliklerinden birinde emzirirken gebe kalma deneyimi yaşamıştır. Bu annelerin %51,1'inin de gebeliğini öğrendiğinde, bir süre daha bebeğini emzirmeye devam etme davranışı gösterdiği saptanmıştır. Annelerin; gebelikte emzirmeyi sürdürmeye yönelik düşünce ve davranışlarının olumsuz olduğu ve gebelikte emzirmenin anne, fetüs, çocuğun sağlığına etkisine yönelik endişeleri sonucunda, çocuğun sütten kesilmesi gerektiği inancının olduğu belirlenmiştir. Sağlık personelleri; topluma ve aileye eğitim vermeli, emzirirken gebe kalan kadının, fetüsün ve çocuğun sağlık takibini sağlamalı ve yeni araştırmalar yapmalıdır. Anahtar kelimeler: Anne sağlığı; çocuk sağlığı; emzirme; gebelik; tandem emzirme.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerDüşünce+2
Pınar Doğancı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkilerine yönelik annelerin düşünceleri

Dünyada farklı kültürlerde anneanne ve babaannelerin belli konularda söz sahibi olması ve daha genç kadınları yönlendirme özelliği birçok konuda olduğu gibi emzirme konusunda da dikkati çekmektedir. Bu araştırma anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkileri hakkında annelerin düşüncelerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırma Bursa ilinin üç ilçesinde bulunan altı aile sağlığı merkezine başvuran, 7-12 aylık bebeklere sahip 404 anne ile 15 Ocak-15 Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Ortalama 29,31±5,18 yaşında olan annelerin %37,9'unun lise/dengi okul mezunu olduğu, %60,6'sının çalışmadığı, %67,8'inin gelirinin giderine eşit olduğu, %74'ünün annesi ya da kayınvalidesiyle birlikte yaşamadığı belirlenmiştir. Ortalama 54,0±7,75 yaşında olan anneannelerin %54,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %89,7'sinin çalışmadığı; ortalama 57,3±7,44 yaşında olan babaannelerin %50,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %94,4'ünün çalışmadığı saptanmıştır. Annelere göre, anneannelerin %85,5'inin, babaannelerin %65,6'sının erken emzirme konusunda annelere destek oldukları; anneannelerin %89,1'inin, babaannelerin %78,9'unun ilk sütü verme durumuna; anneannelerin %83,7'sinin, babaannelerin %71,2'sinin emzirme sıklık ve süresine olumlu tepki verdikleri; anneannelerin %52,4'ünün, babaannelerin %57,8'inin ilk altı ayda ek gıda; anneannelerin %32,1'inin, babaannelerin %36,4'ünün mama önerdikleri belirlenmiştir. Annelere göre, anneanne/babaannelerin %96'sının herhangi bir zamanda emzirmeyi bırakmayı önermedikleri; anneannelerin %75,4'ünün, babaannelerin %54,2'sinin emzirmeyi olumlu etkiledikleri; anneannelerin %77,2'sinin ve babaannelerin %56,2'sinin emzirmeye yardımcı oldukları saptanmıştır. Babaannelerin emzirmeyi olumsuz etkilediğini düşünen, anneanne ve babaannelerin emzirmeye engel olduklarını ya da yardımlarının yetersiz olduğunu düşünen annelerin ilk altı ay içinde ek gıdaya geçtikleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusuda; annelerin ilk sütü verme, emzirme sıklığı ve süresi, ek gıdaya geçme, emzirmeyi bıraktırma, emzirme döneminde beslenme, emzirmeyi olumlu/olumsuz etkileme, emzirmeye yardımcı olma/engel olma konularında anneanne/babaannelerden etkilendiklerini düşündükleri saptanmıştır. Gebelik ve doğum sonu dönemde anne ile en yakın temasta olan hemşireler emzirmenin başlatılması ve devam ettirilmesi açısından kilit noktada bulunmaktadırlar. Anne ile iletişime geçerek, yakın sosyal çevresinde yer alan anneanne ve babaannelerin emzirme sürecine olan etkilerini dikkatlice gözlemlemeli ve sorgulamalıdırlar. Hemşireler tarafından, anne ve anneanne/babaannenin bir arada olduğu ortamlarda görsel eğitim materyalleri de kullanılarak emzirmeye yönelik bilgilendirme eğitimleri yapılması önerilmektedir.

AnneanneAnnelerDavranış+2
Beyzanur İşbay
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Prenatal tarama test sonucuna göre riski düşük ve yüksek düzeyde olan gebelerin psikososyal sağlık durumunun karşılaştırılması

Çalışma, prenatal tarama test sonucuna göre riski düşük ve yüksek olan gebelerin psikososyal sağlığını karşılaştırmak amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ocak 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniğine başvuran gebelik haftası 11-22 arası olan gebelerle yapılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğünü openepi programında ortalamalar arası farkın karşılaştırılmasına göre %90 güçte belirlenen gebeliği yüksek riskli 165, düşük riskli 165 olmak üzere toplam 330 gebe oluşturmaktadır. Prenatal tarama testlerinden (ikili, üçlü, dörtlü, nifty vb.) herhangi birinde risk saptanan (kesin veya şüpheli) gebeler "yüksek riskli", risk saptanmayanlar "düşük riskli" olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri; gebe tanıtıcı bilgi formu ve Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme ölçeği (GPSDÖ) formlarıyla yüz yüze toplanmıştır. Veriler SPSS programında Student t, Mann Whitney U, Varyans ve Kruskall Wallis analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmada gebelerin prenatal tarama testlerinin sonucu; yüksek riskli gebelerin %64.2'sininde "şüpheli risk", %35.8'inde "yüksek risk", düşük riskli gebelerin ise tamamında "düşük risk" şeklindedir. Yüksek riskli gebelerde GPSDÖ toplam puan ortalaması, düşük riskli gebelere göre "daha düşük" saptanmış ancak puan ortalaması farkı istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). GPSDÖ'nin üç alt boyutu olan "kaygı ve strese, gebelik ve eş ilişkisine ve psikososyal destek gereksinimine ait özellikler" puan ortalaması; yüksek riskli gebelerde, düşük riskli gebelere göre "daha düşük" bulunmuş, fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Düşük ve yüksek riskli gebelerde GPSDÖ'nin "aile içi şiddet, ailesel özellikler, gebeliğe ilişkin fiziksel-psikososyal değişiklikler" e ait özellikler alt boyutlarının puan ortalaması karşılaştırması, anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak prenatal tarama testi sonucuna göre yüksek riskli gebelerin; "gebelik ve eş ilişkisine", "kaygı ve strese" ve "psikososyal destek gereksinimine" ait özellikler açısından psikososyal sağlığının bozulma (negatif etkilenme) riski, düşük riskli gebelerden daha fazla saptanmıştır.

GebelikPrenatal bakımPrenatal teşhis+2
Selma Nur Eskihellaç
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin ilaç kullanım nedenleri ve etkileyen faktörler

Bu çalışma Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi'nde 20 Ekim 2020 ile 15 Nisan 2021 tarihleri arasında kadın doğum polikliniğine başvuran 750 gebe ile ilaç kullanım nedenleri ve etkileyen faktörleri tespit etmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Gebelikte Kullanılan İlaçlar ve Nedenleri Tespit Formu" ve "Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, medyan, minimum, maksimum değerleri ve Lojistik Regresyon Analizi yapılmıştır. Gebelerin %93.7'sinin gebelik süresince ilaç kullandığı ve kullanılan ilaçların %91.6'sının reçeteli, %2.1'inin reçetesiz olduğu ayrıca %63.1'inin birden fazla ilaç (28.3'ü bir ilaç, %30.5'i iki ilaç, %26'sı üç ilaç, %6.8'i dört ilaç) kullandığı saptanmıştır. Gebelerin en çok kullandığı ilaçların sırasıyla %86 oranında vitamin (folik asit, D vitamini, multivitamin), %33 oranında antikoagülan (ecopirin, oksapar), %30.2 oranında demir ilaçları (vegaferon, maltofer, ferrosanol) olduğu belirlenmiştir. Gebelerin %76.4'ünün vitamin / vitamin eksikliği, %30.4'ünün antikoagülan, %23.3'ünün demir eksikliği / anemi nedeniyle ilaç kullandıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte gebelerin %68.4'ünün ilaçları akılcı şekilde kullandığı saptanmıştır. Gebelerin akılcı ilaç kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılan regresyon analizinde ise lise ve üstü eğitim seviyesinde olma, sağlık sigortasına sahip olma, sigara kullanmama, ev ile sağlık kuruluşu arasındaki mesafenin 1 km'den az olması, hastalık durumunda ilk aile sağlığı merkezine başvurma, gebelik takiplerine düzenli gitme, evde yedek ilaç bulundurmama, doktor tarafından ilaçlarla ilgili bilgilendirilme ve doktorların gebelere ayırdığı zamanın az olmasının reçete edilen ilaç sayısını etkilemediğini düşünme durumunun gebelerin akılcı ilaç kullanımını etkilediği tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak gebelerin çoğunluğunun reçeteli ilaç kullandığı, ilaç kullanım nedenlerini bildiği, ilaç kullanımını birden fazla faktörün etkilediği ve ilaçları akılcı şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Gebeler gebelik takiplerinde kullanması gereken temel ilaçlar hakkında, reçete edilen ilaçların etkileri, ilaç kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar ve ilaç kullanımı sonucu hastaneye başvurması gereken durumlar konusunda bilgilendirilmelidir.

FarmasötiklerGebelikTrabzon+2
Nazan Tayar
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum ve kadın hastalıkları alanında çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüşleri

Amaç: Araştırma Aydın ve Muğla il merkezlerinde bulunan kamuya ait kadın-doğum hastaneleri ve kliniklerinde çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu uygulamalarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Bu araştırma Eylül- Ekim 2014 tarihlerinde Aydın ve Muğla il merkezinde bulunan kamuya ait hastanelerin doğum ve kadın hastalıkları birimlerinde çalışan ve gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 105 hemşire, ebe ve hekim ile yapılmıtır. Verileri hemşire, ebe ve hekimlerin tanıtıcı özelliklerinin ve doğal doğum görüşlerinin sorgulandığı kişisel soru formu ve anne-dostu doğum uygulamaları görüş formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney-U testi analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındaki hemşire, ebe ve hekimlerin yaş ortalamasının 39,23±7,60 ve kadın doğum alanında çalışma süre ortalamalarının 11,29±8,48 yıl, %92,1'inin kadın ve %41,0'ının lisans lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %75,2'si doğal doğumun tanımını bildiklerini ve %79,0'ı doğal doğumun ülkemizde uygulanmadığını belirtmişlerdir. Katılımcılar doğal doğumun uygulanmamasının nedenlerini kadınların doğal doğum konusunda eğitimlerinin yetersiz olması, doğum ağrısından korkması ve fiziki şartların uygun olmaması olarak bildirmişlerdir. Katılımcıların anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüş puan ortalamalarının 54,00±7,15 (aralık: 38-66) olduğu, ADÜ'de çalışanların, lisans eğitimine sahip olanların ve ebe/hemşirelerin istatistksel olarak önemli bir şekilde olmayanlara göre daha yüksek görüş puanına sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu araştırmada hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamaları ile ilgili olumlu görüşte oldukları sonucu elde edilmiştir. Bu durum doğal doğum uygulamalarınnın kabul görmesi, yaygınlaştırılması ve anne-dostu doğum uygulamaların geliştirilmesine ve dolayısı ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağalyabilir.

Doğal doğumEbelerHemşireler+4
Zeliha Olgaç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi, motivasyon, davranış becerileri modeli'ne dayalı verilen eğitimin emzirme başarısına etkisi: Bir varsayımsal model

Bu çalışmanın amacı bilgi, motivasyon, davranış becerilerinin emzirme başarısı üzerine etkisini bir varsayımsal model üzerinde incelemektir. Bu kesitsel araştırma 1 Ocak – 31 Ekim 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde doğum yapan 229 anne ile yürütülmüştür. Veriler Yapısal Eşitlik Modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25.92±4.91'dir. Kadınların %22.7'si daha önce emzirme konusunda bilgi aldığını, %19.7'si bu bilgiyi sağlık personelinden edindiğini belirtmiştir. Bilginin davranış becerileri (β=-0.226; p<0,001) ve öz bakım davranışları (β=-0.214; p<0,001) üzerinde negatif bir etkisinin olduğu görülmektedir. Annenin (β=0.42) ve eşinin (β= 0.56) emzirme konusundaki olumlu tutumu, daha yüksek motivasyon ile ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Davranış becerilerinin öz bakım davranışları üzerine (β=0.156, p<0.05); öz bakım davranışlarının da sağlık sonuçları (β=0.149, p<0.05) üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca bilgi ve motivasyon arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (r=-0.571; p<0.001). Bilginin davranış becerileri üzerine direk (β=-0.226, p=0.021); öz bakım davranışları üzerine hem doğrudan (β=-0.215, p= 0.019) hem de dolaylı etkisi vardır (β=-0.035, p=0.011). Davranış becerileri, öz bakım davranışlarını doğrudan etkilemektedir (β=0.156, p=0.009). Sağlık sonuçları ise öz bakım davranışlarından doğrudan (β=0.149, p=0.093); davranış becerilerinden (β=0.023, p=0.036) dolaylı olarak etkilenmektedir. Çalışmanın ikinci aşamasında Bilgi, Motivasyon ve Davranış Becerileri (IMB) Modeline dayalı verilecek eğitiminin emzirme başarısına etkisi değerlendirmektir. Tek gruplu öntest-son-test deneysel araştırma tasarımı kullanılan ikinci aşama, 1 Mart – 1 Haziran 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Lohusa ve Doğum Cerrahi Servisi'nde doğum yapan 50 emziren anne ile yürütülmüştür. Gruba IMB Modeline dayalı emzirme eğitim programı uygulanmıştır. Bu eğitimlerde laktasyon süreci, anne sütü, emzirmenin önemi, emzirme teknikleri, emzirmenin duygusal boyutu, yararları, emziren anneye desteğin önemi gibi konulara yer verilmiştir. Veriler anket formu yardımıyla görüşme yöntemi ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Eğitim öncesinde ve eğitimden dört hafta sonra tekrar veri toplama araçları uygulanarak eğitimin etkisi değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student t, Mann Whitney U testleri, Eşleştirilmiş t testi ve Willcoxon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 26.7±5.4, ortalama gebelik sayısı 2.42±1.3, ortalama yaşayan çocuk sayısı 2.00±0.88'dir. Grubun sontest ölçümlerinde ölçek puanlarının tümünde anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar IMB modeline dayalı eğitimin annelerin emzirme konusundaki bireysel ve sosyal motivasyonunu, davranış becerilerini, öz yönetim davranışlarını ve sağlık sonuçlarını iyileştirerek emzirme başarısına olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Bu gerekçelerle emzirme konusunda annelerin bilgi düzeyini yükseltecek, motivasyon kaynaklarını arttıracak ve davranış becerilerini geliştirecek IMB modeline dayalı eğitim programlarının yürütülmesi yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler : Anne sütü,Bilgi-Motivasyon-Davranış Becerileri Modeli,eğitim, emzirme başarısı,emzirme

BilgiBilgi yapısıDavranış+7
Pınar Akgün
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2015-2018 yılları arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde tespit edilen konjenital malformasyonların geriye dönük olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi'nde gebelik sırasında ve doğum sonrası dönemde tanı konulan doğumsal anomali tiplerini değerlendirmek ve doğumsal anomalilerle ilişkili etkenleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 1 Ocak 2015 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda abortusla sona erdirilen ya da doğum yapan ve gebelik sırasında veya doğum sonrası dönemde konjenital anomali tanısı konulan 214 olgu geriye dönük olarak incelendi. Verilerin toplanmasında 32 değişkenden oluşan anket formu kullanıldı. Bu formda, gebelerin sosyodemografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve klinik özellikleri hakkında sorular sorularak gerekli veriler elde edildi. Bulgular: En sık tanı konulan konjenital malformasyonlar, sırasıyla konjenital kardiyovasküler anomaliler (%39,3), santral sinir sistemi anomalileri (%33,6), genitoüriner sistem anomalileri (%14,1), iskelet sistemi anomalileri (%9,3) ve yüz anomalileri (%3,7) olarak belirlendi. En sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler ise atrial septal defekt (%17,8), ventriküler septal defekt (%14), atrioventriküler septal defekt (%5,1) ve Fallot tetralojisi (%2,3) olarak sıralandı. Kardiyovasküler anomalili 84 olgunun 14'ünde (%16,7) Down sendromu teşhis edildi. Down sendromu olgularında en sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler; atrioventriküler septal defekt (%57,1), ventriküler septal defekt (%28,6) ve Fallot tetralojisi (%14,3) olarak saptandı. Konjenital anomali riskini anlamlı düzeyde arttıran etkenler; ileri anne yaşı, yüksek gebelik sayısı, yüksek abortus sayısı, kırsal kesimde ikamet, düşük eğitim düzeyi, herhangi bir işte çalışmama, anne ve baba kan grupları, folik asit kullanmama, ilaç kullanma, sigara alışkanlığı ve radyasyon maruziyeti olarak tanımlandı. Doğumsal anomali türleri; vücut ağırlığı, boy, vücut kitle indeksi, sosyal güvence, akraba evliliği, annenin kronik hastalığı ve cerrahi özgeçmişi, Rh/Rh uyumsuzluğu, annenin ve babanın ailelerindeki kalıtsal hastalık öyküsü bakımından istatistiksel olarak benzerdi. Konjenital anomali belirlenen gebeliklerde; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı oranı anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç: Konjenital anomali riskini en aza indirmek için anne adaylarına akraba evliliğinden kaçınmaları, gebe kalma yaşlarını geciktirmemeleri, sigara içmemeleri, folik asit kullanmaları, gereksiz yere ve doktor kontrolü olmaksızın ilaç almamaları ve radyasyon maruziyetinden kaçınmaları önerilmelidir. Gebeliklerinde konjenital anomali tespit edilen ve gebeliklerine devam etme kararı veren kadınlar; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı riskinin arttığı konusunda bilgilendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Malformasyon, Konjenital Anomali, Genetik Faktörler, Çevresel Faktörler, Down Sendromu

Seval Emre Uğuz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dil engeli olan ve olmayan kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumları

Amaç: Dil engeli olan (Türkçe bilmeyen) ve dil engeli olmayan (Türkçe bilen) kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırma bir üniversite hastanesinde doğum yapan 360 kadınla gerçekleştirilmiştir. Veriler "Birey Tanılama Formu", "Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ)" ve "Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu (HTHOÖ)" kullanılarak toplanmıştır. T testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ki-kare ve korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Dil engeli olanların doğum sayısı olmayanlardan fazladır. Dil engeli olmayanların %47.4'ü sezaryen, olanların ise %46'sı normal doğum yapmıştır. Dil engeli olmayanların %28.9'u doğumhanenin soğuk ve ışıklı olmasından, olanların ise %36.8'i personel iletişiminden rahatsız olmuştur. Dil engeli olmayanların %72.7'si ve olanların tamamı ilk gün taburculuk eğitimi almıştır. Dil engeli olan ve olmayanların DMÖ ve boyutları ile HTHOÖ ve boyutları puanları arasında, yetenek alt boyutu hariç anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dil engeli olmayan kadınların taburculuğa hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması 170.89 ±30, dil engeli olan kadınların ise 170.03±26 olarak bulunmuştur. Dil engeli olan kadınların taburculuk alt boyutlarından kişisel durum boyutu puan ortalaması 59.56±13, bilgi boyutu 52.65±15.33, yetenek boyutu 26.43±4, beklenen destek boyutu 32.23±11 bulunmuştur. Dil engeli olan kadınlarda ise bu alt boyutlar sırasıyla 59.65±11, 51.67±13, 25.11±4 ve 33.58±9 olarak bulunmuştur. Dil engeli olmayan kadınların doğum memnuniyeti ölçeği toplam puan ortalaması 81.16±14, dil engerli olan kadınların ise 81.03±12 olarak bulunmuştur. Sonuç: Göçmen kadınların Türk kadınları kadar doğum deneyimlerinden memnun kaldıkları ve hastaneden taburculuğa hazır oldukları bulunmuştur. Bu durum Suriye'li kadınların aldıkları sağlık bakım hizmetini yeterli bulduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pospartum Dönem, Memnuniyet, Hastanın Taburcu Olması, Göçmenler, Anne Sağlığı

Ana sağlığı servisleriGöçmenlerHasta memnuniyeti+4
Aleyna Bülbül
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser şüphesiyle histerektomi operasyonu yapılan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyleri ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışma kanser şüphesiyle histerektomi olan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tipte planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Kliniğinde Nisan 2019- Nisan 2020 tarihleri arasında histerektomi operasyonu geçirmiş ve sonrasında patoloji sonucunu beklemekte olan 109 kadın oluşturmaktadır. Veriler postoperatif 3. ve 4. günlerde yüz yüze görüşme tekniğiyle Kişisel Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği ve Kanser Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular SPSS ile analiz edilerek Bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis ve Spearman korelasyon testi kullanılmış ve sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada hastaların Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 46.99±9.12, Kanser Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 15.10±4.94 olarak saptanmış ve normal kişilere göre kaygı puanları yüksek bulunmuştur. Yeterli sosyal desteği olmayanların olanlara göre durumluk kaygı puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p=0.015). Cronbach's alfa değeri Durumluk Kaygı Ölçeği için 0.888, Kanser Kaygı Ölçeği için 0.909 bulunmuş ve yüksek güvenilir olarak yorumlanmıştır. İki ölçek arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Kanser şüphesiyle histerektomi planlanan kadınların histerektomi sonrası durumluk ve kanser kaygı puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim durumu, geçirilen cerrahinin tipi, ailede kanser olan bireyin varlığı gibi özellikleri ve kaygı düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ancak sosyal desteğin durumluk kaygıyı anlamlı derecede etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Histerektomi, patoloji, kaygı, Kanser Kaygı Ölçeği, hemşirelik

AnksiyeteHemşirelik bakımıHisterektomi+7
Şerife Basır
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişki

Amaç: Araştırma, menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metaryal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki araştırma Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini menopoz dönemindeki 382 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Sezgisel Yeme ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Veriler sayı, yüzdelik dağılım, ortalama, minimum ve maksimum değerler, standart sapma, t testi, Tukey Post Hoc, Tamhane's T2 Testi, Levene Testi ile birlikte ANOVA Varyans, Pearson Korelasyon, Lineer ve Lojistik Regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadınların yaş, eğitim ve gelir durumu, menopoza girme süresi, menopozu algılama biçimi ve olumlu algılama nedeni, atlanılan öğün, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre BDÖ toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada yaş, gelir durumu, menopoza girme süresi, öğün sayısı, üzüntülü/yorgun olma durumunda yeme alışkanlığı, yeme şekli, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre SYÖ-2 toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) tespit edilmiştir. Menopoz dönemi kadınların BDÖ toplam puan ortalaması ile SYÖ-2 toplam puan ortalaması arasındaki korelasyon değeri negatif yönde anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmada menopoz dönemindeki kadınların depresyon düzeyinin artmasının, sezgisel yeme davranışlarını azalttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Kadın, Sezgisel Yeme, Depresyon Düzeyi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıDepresyon+5
Cansu Ağralı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dismenore sıklığı ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Araştırma dismenore sıklığını ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metod: Bu araştırma Adıyaman il merkezindeki 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adıyaman il merkezinde yaşayan, 20-34 yaş arası tüm kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise küme örnekleme yöntemiyle seçilen 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezlerinde yaşayan 614 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Anket Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form (SF-36) ve Vizuel Analog Skalası (VAS) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınlarda dismenore prevelensı %76.5 olarak belirlenmiştir. Kadınların %79.3'ünün düzenli adet gördüğü, %73.8'inin adetinin1-6 gün arasında devam ettiği, %45.6'sının adet sırasında ara sıra ağrı yaşadığı ve %36.2'sinin orta şiddette ağrı yaşadığı saptanmıştır. Dismenoresi olan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 52.14±13.73 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 58.37±17.03 olduğu belirlenmiştir. Dismenoresi olmayan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 61.07±15.21 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 71.41±18.21 olduğu belirlenmiştir. Kadınların adet süresi, dismenore sıklığı, ağrı şiddeti ve ağrının süresi ile fiziksel ve zihinsel yaşam kaliteleri arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Dismenoresi olan kadınların yaşam kalitesi, dismenoresi olmayan kadınlara göre daha düşük bulunmuştur. Daha uzun süre adet görenlerde, daha sık dismenore yaşayan ve daha şiddetli ağrı deneyimleyen kadınlarda yaşam kalitesi azalmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda dismenore, kadınlarda yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yaygın bir sağlık problemidir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dismenore, SF-36, Yaşam kalitesi

AğrıDismenoreSF-36 Sağlık Taraması+2
Necla Bozkurt
İnönü University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Peri ve postmenopoz kadınlarda menopoz semptomları ve vücut kitle indeksi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, peri ve post menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları menopoz semptomları ile semptomların şiddetinin vücut kitle indeksi ve bel kalça oranı ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul ilinde bir Aile Sağlığı Merkezinde yapıldı. Çalışmanın örneklemini 45-65 yaş arasında peri (n=50) ve postmenopoz (n=170) döneminde olan toplam 220 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Vaka Tanılama Formu" "Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği" kullanıldı. Vücut kitle indeksi (VKİ) ve bel kalça oranına (BKO) ait veriler araştırmacı tarafından ölçülerek elde edildi. Veriler SPSS 20 versiyonunda analiz edildi. Bulgular: Kadınlarda yaş ortalaması perimenopoz grubunda 47,28±2,29, postmenopoz grubunda 54,40±5,14' dü ve her iki grupta kadınların eğitimi genelde ilkokul düzeyindeydi. Postmenopozdaki kadınların yarıdan fazlasının (%52,3) obez olduğu, perimenopozdakilerin ise çoğunluğunun (%44,0) şişman olup obeziteye aday oldukları görüldü. Her iki gruptaki kadınların tamama yakınında BKO 0,72 ↑ olarak belirlendi. Genel olarak postmenopoz dönemindeki kadınların menopoz şikayetlerini perimenopozdaki kadınlara göre daha fazla yaşadığı saptandı (p< 0,001) ve en fazla yaşanan semptom sıcak basmasıydı (p< 0,001). Obez olan kadınların genel menopoz şikayetlerini ve özellikle somatik şikayetleri daha fazla yaşadıkları (p<0,05- p< 0,001) belirlendi. BKO açısından ise özellikle BKO 0,72 altında olan kadınların genitoüriner şikayetleri biraz daha fazla yaşadıkları saptandı (p< 0,05). Sonuç: Postmenopoz dönemindeki kadınların tüm şikayetleri perimenopoz dönemindeki kadınlardan daha fazla yaşadıkları ve obezitenin menopoz şikayetlerini arttırdığı sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Menopoz, perimenopoz, postmenopoz, menopoz semptomları, obezite

Belirti ve semptomlarKadınlarMenopoz+3
Abdurrahim Uyanık
Marmara University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişkisel desende yürütülen bu araştırmanın evrenini, Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği'ne bebeği ile birlikte başvuran babalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 01.06.2022-31.03.2023 tarihleri arasında polikliniğe başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 150 baba oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)", "Baba Bebek Bağlanması Ölçeği (BBBÖ)" kullanılarak yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SAS 9.4 paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar arası t-testi, varyans analizi (F testi), Pearson korelasyon analizi ve çok değişkenli adımsal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan babaların TCRTÖ toplam puan ortalamaları yüksek (135.71±26.74) yüksek, BBBÖ toplam puan ortalamaları (65.37±9.95) ise ortalamanın üzerinde bulunmuştur. TCRTÖ ve BBBÖ toplam puan ortalaması ile babaların eğitim durumu, yaşadığı yer, meslek, gelir durumu, sosyal güvence durumu, aile tipi, eş/anne ile ilişki durumu, eşin/annenin eğitim durumu, eşin/annenin mesleği, çocuk sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, eş/anne ile gebelik kontrollerine katılma, bebeğin cinsiyetinden memnun olma, bebeğin yaş aralığı (ay), bebek bakımına yönelik danışmanlık alma, bebek bakımına katılma, bebekle günlük geçirilen süre arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Babaların BBBÖ toplam puan ortalaması ile TCRTÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve güçlü bir ilişki bulunmuştur (r=0.71841, p<0.0001). Çok değişkenli adımsal regresyon analizi sonuçlarına göre; BBBÖ toplam puanındaki varyasyonu açıklamada en fazla kısmi öneme sahip olan bağımsız değişken, %51.61'lik kısmi R² ile TCRTÖ toplam puanı değişkenidir. Sonuç: Araştırmada babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutuma sahip oldukları, baba bebek bağlanması düzeylerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumları arttıkça baba bebek bağlanması düzeylerinin de arrtığı belirlenmiştir. Sonuçlara göre baba bebek bağlanmasını desteklemeye yönelik ve babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumlarını arttıracak hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Nurşah Işıtan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde doğum korkusu ile prenatal bağlanma arasındaki ilişki

Amaç: Gebelerde doğum korkusu ile prenatal bağlanma arasındaki ilişkiyi ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Analitik ve kesitsel tipteki bu araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı gebe polikliniğine başvuran, en az 28 haftalık 398 gebe ile 15.04.2021-15.09.2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler Gebe Tanıtıcı Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A Versiyonu ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Spearman testi, lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan gebelerin ortanca yaşı 28,0 (18,0–45,0), eşlerinin ortanca yaşı 32,0 (20,0-51,0) olarak bulunmuştur. Gebelerin %37,9'unun lise mezunu olduğu, %67,3'ünün herhangi bir işte çalışmadığı, %78,1'inin gelirinin giderine denk olduğu, %88,9'unun çekirdek aile tipi yapısında, %77,9'una eşinin destek olduğu saptanmıştır. Gebelerin %62,6'sının 35-38. haftalar arsında olduğu, %37,2'sinin toplam bir gebeliği olduğu, %23,9'unun düşük yaptığı, %6,3'ünün kürtaj olduğu, %3,3'ünün ölü doğum yaptığı, %48,5'inin hiç çocuğu olmadığı %66,3'ünün gebeliğinin planlı olduğu belirlenmiştir. Gebelerin %72,8'inin doğum yöntemleri hakkında bilgi aldığı, %37,5 oranında vajinal doğumu, %37,5 oranında sezaryen doğumu tercih ettikleri saptanmıştır. Gebelerin %70,4'ünün doğum deneyimlerinden olumlu etkilendiği, %64,8'inin ise doğum ağrısı çekmekten korktuğu tespit edilmiştir. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (eşin yaşı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, çalışma durumu, aile gelir durumu, eşin destek olma durumu) ve obstetrik özellikleri (doğuma hazırlık sınıflarına katılma, kontrol ve izlemlere gitme, doğum yöntemleri hakkında bilgi alma, doğum deneyimlerinden etkilenme, doğum ağrısı çekmekten korkma) ile W-DEQ-A ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (yaş, eşin yaşı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, çalışma durumu, eşin çalışma durumu, aile gelir durumu, en uuzun süre yaşanılan yer, evlilik süresi, aile tipi, eşin destek olma durumu) ve obstetrik özellikleri (toplam gebelik sayısı, düşük yapma, yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, doğuma hazırlık sınıflarına katılma, kontrol ve izlemlere gitme, doğum yöntemleri hakkında bilgi alma, doğum deneyimlerini konuşma ve dinleme, doğum deneyimlerinden etkilenme) ile PBE puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Gebelerin W-DEQ-A ölçek puanı ile PBE puanı arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır (p=0,000). Katılımcıların W-DEQ-A ölçek puanı arttıkça PBE puanının azaldığı tespit edilmiştir. Gebelerin PBE puanının W-DEQ-A ölçek puanını yordalayabilme gücü, lineer regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Eğitim durumu, çalışma durumu, aile gelir durumu, eş destek olma durumu, doğuma hazırlık sınıflarına katılma, kontrollere izlemlere gitme, doğum yöntemleri hakkında bilgi alma, doğum deneyimlerinden etkilenme değişkenlerinin karıştırıcı etkisi dışlandıktan sonra W-DEQ-A ölçek puanı ile PBE puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Gebelerin PBE puanındaki bir birimlik artışın W-DEQ-A ölçek puanını 0,698 birim azalttığı tespit edilmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgular gebelerde prenatal bağlanma arttıkça doğum korkusunun azaldığını, prenatal bağlanma ve doğum korkusunu etkileyen bazı sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerin olduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda hemşireler ve ebelerin doğum öncesi bakım izlemleri sırasında gebelerin doğum ve doğum sonu süreçlerini etkileyebilen prenatal bağlanma durumlarını, doğumu algılama biçimlerini, doğuma hazır oluşluklarını, doğum korkusu varlığını dikkatle değerlendirmeleri önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Anne-Fetüs İlişkisi, Bağlanma, Doğum Korkusu, Gebelik

BağlanmaDoğumDoğum korkusu+3
Edanur Demir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde sağlık okuryazarlığı düzeyi ile üçüncü el sigara dumanı farkındalığı arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma, gebelerde sağlık okuryazarlığı düzeyi ile üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık düzeyi ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Analitik ve kesitsel tipte yapılan bu araştırma, Haziran 2022-Kasım 2022 tarihleri arasında, İstanbul'da bir hastanenin gebe polikliniklerine başvuran 340 gebe ile yürütüldü. Veriler, kişisel bilgi formu, Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Üçüncü El Sigara Dumanı Hakkında Farkındalık Ölçeği'ni içeren bir soru formu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov Smirnov, Independent Sample T Testi, Paired Sample T Testi, One Way ANOVA Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Gebeler ortalama 28,46±5,36 yaşında olup, %32,6'sı lise mezunu, %57,6'sı 3.trimesterde, %51,2'sinin geliri giderinden az ve %29,1'inin ilk gebeliği idi. Gebelerin %11,2'si sigara içtiğini ve %84,4'ü yaşadığı evde sigara içildiğini ifade etti. Gebelerin sağlıkla ilgili en güvendikleri bilgi kaynakları sağlık çalışanları, aile üyeleri ve internet idi. Gebelerin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puan ortalaması 109,85±14,50 ve Üçüncü El Sigara Dumanı Hakkında Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması ise 37,09±7,10 olarak saptandı. Gebelerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (r=0,245, p=0,001). Sonuç: Bu çalışmada gebelerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin ve üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık düzeylerinin iyi düzeyde olduğu ve gebelerin sağlık okuryazarlığı düzeyi arttıkça, üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık düzeyinin de arttığı sonuçlarına ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Gebelik, Sağlık okuryazarlığı, Sigara, Üçüncü el sigara dumanı.

GebelikSağlık okuryazarlığıSigara
Mümüne Durmuş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin amniyosenteze ilişkin bilgi, görüş ve yaklaşımları

Amaç: Bu araştırma gebelerin amniyosenteze ilişkin bilgi, görüş, yaklaşımları ve etkileyen faktörleri incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik-kesitsel olarak, Temmuz 2021 ve Eylül 2022 tarihleri arasında, Van Yüzüncü Yıl Üniversite Hastanesi'nde Perinatoloji polikliniğine muayene olmaya gelen 172 gebe ile gebe polikliniğinin bekleme salonunda muayene öncesi veya muayene sonrası yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare ve Fisher kesin ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların %94,8'inin herhangi bir sağlık problemi olmadığı ve %84,3'nün gebelikleri boyunca düzenli olarak kontrole gittikleri belirlendi. Kadınların %83,7'nin şuan ki gebeliğini istediği, %96,5'nin gebe eğitim sınıfına katılmadığı, %88,4'nün gebeliğinin riskli olmadığı, %95,9'nun kendiliğinden gebe kaldığı saptandı. Gebelerin %97,1'i daha önce amniyosentez yaptırmadığını ve %87,8'i de amniyosentez hakkında bilgiye sahip olduğunu belirtti. Gebelerin %81,4'ü amniyosentez hakkında bilgiyi doktordan aldığını belirtti. Çalışmaya katılan gebelere amniyosentez önerilmesinin en sık nedeni Ultrasonoğrafi (USG) değerlendirmesinde risk çıkmasıydı. Gebelerin %93,6'sı amniyosentezin nasıl yapıldığını bildiğini, %69,2'nin amniyosentez işleminin kendisine zarar vereceğini düşündüğünü, %92,4'nün amniyosentez işleminin bebeğe zarar vereceğini düşündüklerini belirtti. Çalışmaya katılan gebelerin %88,2'si amniyosentez işleminin sonucuna güvendiklerini belirtti. Gebelerin tanıtıcı özelliklerinin amniyosentez yaptırıp/yaptırmama kararına etkisine bakıldığında gebelerin yaşı, gebelik haftası ve gebelik sayısı ile amniyosentez yaptırma/yaptırmama kararı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görüldü. Araştırmaya katılan gebelerden amniyosentez yaptırmayı düşünenlere nedeni sorulduğunda, %24,4'ü bebek sağlıklı mı öğrenmek için yaptırmayı düşündüğünü, amniyosentez yaptırmamayı düşünenlere nedeni sorulduğunda ise %22,7'si amniyosentez işleminin kendisine yada bebeğe zarar vermesinden korktuğu için yaptırmayı düşünmediğini belirtti. Sonuç: Araştırma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda, gebelerin amniyosentez işlemi ve işlemin nasıl yapıldığı hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi oldukları görüldü. Çalışmada amniyosentez önerilen gebelerin büyük çoğunluğu amniyosentez yaptırmayı düşünmediğini belirtti. Gebelerin büyük çoğunluğu amniyosentez işlemi hakkında bilgiyi doktorlarından aldıklarını belirtti. Sağlık profesyonelleri içinde gebelerle en çok iletişim halinde olan hemşirelerin amniyosentez işlemi hakkında kurum içi eğitim ve sertifika proğramlarına katılarak konuyla ilgili aktif rol üstlenmeleri gerektiği düşünüldü. Gebelik planlayan tüm kadınların prenatal tarama testleri, amniyosentez işlemi ve bebekte görülebilecek anomaliler hakkında bilgilendirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Amniyosentez, Anomali, Prenatal tanı, Fetüs, Hemşirelik.

AmniosentezGebelik
Şerife Esra Bağcı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Görme engelli kadınlarda menstrual kap kullanımı: Yarı deneysel bir çalışma

Bu araştırma menstrual kabın, görme engelli kadınlar tarafından kullanılabilir bir ürün olup olmadığını belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Engelli Kadın Derneği ve Altı Nokta Körler Derneği Manisa Şubesi'ne üye olan kadınlar oluşturdu. Örneklem sayısı G Power version 3.1'de 21 olarak hesaplandı. Katılımcılara menstrual kap kullanımı sözel olarak ve maket üzerinde anlatıldıktan sonra kullanmaları için kap verildi. Kadınlar, kabın kabul edilebilirliğini, kullanıcı deneyimlerini ve devamlılığını değerlendirmek için 6 ay boyunca izlendi. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Cochran Q testi, McNemar Testi, tek yönlü varyans analizi ve Wilcoxon Signed Rank testi ile değerlendirildi. Görme engelli kadınların %76,0'ının üniversite mezunu olduğu, %88,0'ının çalıştığı ve %56,0'ının daha önce menstrual kabı duyduğu bulundu. Katılımcıların ilk izlemde %72'sinin, üçüncü izlemde %95,8'inin adet kanamasının olduğu her gün kabı kullandığı belirlendi. Menstrual kabı yerleştirme sorunlarının izlemlere paralel olarak %60,0'dan %4,8'e gerilediği, çıkarma sorunlarının %40,0'dan %9,4'e düştüğü ve bu düşüşün sadece yerleştirme sorunları için anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Kadınların %52,0'ı ilk izlemde, %23,8'i son izlemde menstrual kanın kaptan sızdığını belirtti. Kabın sızdırma durumunda izlemler arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptandı (p>0,05). Kap kullanımının, %38,0 katılımcının hijyen ürünlerine harcadıkları parayı azalttığı, %28,6'sının adet sırasında kötü koku sorununu ortadan kaldırdığı ve %23,8'ine adet olduğunu unutturduğu belirlendi. Katılımcılar, kap öncesinde kullandıkları pedlerden memnuniyetlerine 4.92±2.08, menstrual kaba 8.95±0.97 puan verdi. Menstrual kap ve ped memnuniyet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). Araştırmada, menstrual kabın kullanımına ait sorunların kullanım süresi arttıkça azaldığı ve görme engelli kadınlar tarafından kullanılabilir bir ürün olduğu saptandı.

Engelli kişilerGenital hijyenGörme engelliler+4
Tuğba Dündar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde gebelerin fiziksel aktivite, kendini algılama düzeyleri ve ilişkili faktörler

Amaç: Covid-19 pandemisinde gebelerin fiziksel aktivite ve kendini algılama düzeylerini, arasındaki ilişkiyi ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı – Analitik tipteki araştırma 8 Aralık 2021 – 27 Haziran 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na bağlı Gebe Polikliniği'ne başvuran 382 gebe ile yürütülmüştür. Veriler Gebe Tanıtıcı Formu, Uluslararası Fizksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA) ve Gebelerin Kendilerini Algılama Ölçeği (GKAÖ) ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile sayı, yüzde, ortalama ve ortanca (25-75 persentil) ile dört gözlü (veya fisher exact test) ya da çok gözlü ki-kare testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis Testi ve Spearman Korelasyon analizi ile değerlendirilmiş olup, istatistiksel olarak anlamlı olanlarda post hoc iki grubun karşılaştırılması için Mann Whitney-U testi (Bonferoni düzeltmesi ile) yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortanca değeri 27,0 (24,0 - 31,0) ve Beden Kitle İndeksi ortanca değeri 25,5 (22,9 – 28,0)'dir. Gebelerin; %42,9'unun lise mezunu olduğu, %69,4'ünün herhangi bir işte çalışmadığı, %67,5'inin gelirinin giderine denk olduğu, %45,3'ünün en uzun süre ilçede yaşadığı, %80,4'ünün çekirdek aile yapısına sahip olduğu bulunmuştur. Katılımcıların gebelik haftası ortanca değeri 26,0 (21,0 – 30,0), gebelik sayısı ortanca değeri 2,0 (1,0 – 2,0), yaşayan çocuk sayısı ortanca değeri 1,0 (0,0 – 1,0) ve son gebelikteki izlem sayısı ortanca değeri 1,0 (1,0 – 1,0) olarak tespit edilmiştir. Gebelerin %79,6'sının gebeliğinin planlı olduğu, gebelik izlemlerinin %63,4'ünün doktor tarafından yapıldığı, %81,2'sinin gebelik hakkında bilgilendirildiği, %68,6'sının doğum hakkında bilgilendirildiği, %67,5'inin bebek bakımı hakkında bilgilendirildiği, %92,9'unun gebe eğitim sınıfına katılmadığı, %89,8'inin gebeliği ilk öğrendiğinde mutluluk, olumlu duygular hissettiği, %97,9'unun anne olmaya hazır olduğu belirlenmiştir. Eşlerin %85,6'sının ev işlerine ve çocuk bakımına katıldığı belirlenmiştir. Gebelerin %97,1'inin Covid-19 geçirmediği, %94,5'inin hiç karantinaya alınmadığı, saptanmıştır. Gebelerin kendini algılama ölçek puanı ortancası 38,0 (35,0 – 40,0), annelik algısı alt boyut ortancası 28,0 (27,0 – 28,0), beden algısı alt boyut ortancası 8,0 (10,0 – 13,0) olarak, UFAA' ya göre değerlendirildiklerinde, gebelerin 255'inin (%66,8) inaktif olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin UFAA ve GKAÖ toplam puan karşılaştırılmasında UFAA'ya göre inaktif olanların ortanca değeri 38,0 (35,0 – 41,0) ve aktif olanların ortanca değeri 37,0 (34,0 – 39,0) olarak saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p = 0,052). Sonuç ve Öneriler: Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda Covid-19 pandemisinde gebelerin fiziksel aktivite ve kendini algılama düzeyleri arasında ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Eğitim durumu, gelir durumu ve çalışma durumu, gebelikteki izlem sayısı, izlemi yapan kişi, bebek bakımı hakkında bilgilendirilme durumu gibi değişkenlerin fiziksel aktivite durumlarını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. BKİ, aile yapısı, gebelik sayısı, çocuk sayısı gebelikteki izlem sayısı planlı gebelik olma durumu, izlemi yapan kişi, doğum hakkında bilgi alma durumu, gebe eğitim sınıfına katılmış olma, anne olmaya hazır hissetme, gebeliği ilk öğrendiğinde hissedilen duygu, eşin ev işleri ve bebek bakımına katılma durumu gibi değişkenlerin gebelerin kendini algılama durumlarını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelerin ve ebelerin Covid-19 pandemisinde gebelerin kendini algılama düzeylerinin farkında olmaları, fiziksel aktivite durumlarını değerlendirerek uygun koşullarda arttırılmasını desteklemeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Fiziksel aktivite, Gebelik, Hemşirelik, Kendini algılama.

AlgıBeden algısıCOVID 19+5
Hatice Özkan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00