5
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ülseratif kolit tedavisine yönelik mesalazin ve eksozomun mikroakışkan tabanlı sistem ile enkapsülasyonu
Bu tez çalışmasında, kolon ve rektumda iltihaplanma ve ülserler ile karakterize inflamatuar bağırsak hastalığı olan ülseratif kolitte (ÜK) meydana gelen enflamasyonu azaltmak ve rejenerasyonu arttırmak amacı ile oral uygulanacak bir ilaç taşıyıcı sistem geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, özellikle kolon epitel hücreleri üzerinde topikal anti-enflamatuar etkiye sahip olduğu bilinen kimyasal bir etkin madde olan mesalazin ile doku rejenerasyonu ve onarımı kapasiteleri bilinen insan göbek kordonu bağ dokusu (Wharton jeli) kök hücrelerinden elde edilen eksozomlar (hWJ-MKH exo), yeni bir sistem olan damlacık mikroakışkan metodu kullanılarak oluşturulan yağ içinde su emülsiyonu sistemi ile kombin ve ayrı ayrı olmak üzere enkapsüle edilmiş, kolona hedeflenebilmesi için enterik kaplı kapsüllere doldurularak liyofilize edilmiştir. Hazırlanan sistem üzerinde ve içeriğindeki ki mesalazin ve eksozomlar için karakterizasyon çalışmaları yürütülmüştür. Mesalazin için UPLC kullanılarak analitik yöntem geliştirme ve validasyon çalışmaları, eksozomlar için hem elde edilme hem elde edildikten sonra hem de formülasyon geliştirildikten sonra TEM, SEM görüntüleri, hücre içine alımı analizleri, enterik kapsül için ise salım çalışmaları yapılmıştır. Enterik kapsül içeriğindeki mesalazin ve eksozom içeren ve içermeyen liyofilize yağ içinde su emülsiyonunun toksisitesi MTT analiz yöntemi ile incelenmiştir.
Sirna taşınması için bitkisel kaynaklı eksozom eldesi ve değerlendirilmesi
Lipidik, polimerik ya da inorganik nanopartiküller, çeşitli antikanser, antifungal, analjezik ilaçların ve önemli biyolojik moleküllerin vücut içerisinde taşınabilmesi için kapsamlı bir şekilde uzun yıllardır araştırılmaktadır. Bununla birlikte, kararsızlık ve toksisite olmadan uzun süre dolaşım sisteminde kalma kabiliyetine sahip, bağışıklık sisteminden kaçabilen, hedef bölgeye ulaşan ve uzun süre kalabilen, biyouyumlu ve biyoparçalanabilir güvenli bir taşıma sistemi hala bulunamamıştır. Son yıllarda hücrelerden salınan ve doğal bir taşıyıcı olarak nitelendirilen eksozomlar, bu açılardan nanopartiükler sistemlerin dezavantajlarını önleyebilmektedir. Bu tez çalışmasında bitki kaynaklı olarak limondan elde edilen eksozomlar, akciğer kanser hücrelerinde etkili olabilecek bir siRNA taşıma sistemi olarak kullanılmıştır. Çalışma kapsamında limondan üç yöntem ile elde edilen eksozomların NTA, DLS, zeta potansiyel, TEM analizleri ile karakterizasyonu gerçekleştirilmiş, protein içerik tayini, immünofenotipleme, siRNA yükleme ve siRNA yüklenmiş eksozomların transfeksiyonu araştırılmış, HUVEC, A549 ve MCF-7 hücreleri üzerindeki hücre canlılığı etkileri ve apoptotoik etki düzeyi değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışması ile ilk defa limon kaynaklı eksozomlara BCL- 2 siRNA yüklenmiş ve etkisi değerlendirilmiştir. Nano boyutta elde edilen eksozomların, tek başına hücreler üzerinde sitotoksik etki göstermediği ancak, A549 hücrelerinde BCL-2 siRNA yüklü olanlarının hücre canlılığını düşürücü etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda kanser tedavisinde kullanılabilecek bitki kaynaklı eksozomların, genetik materyal taşıyıcı sistem olarak geliştirilmesinin mümkün olabileceği düşünülmektedir.
Transforme büyüme faktörü içeren farklı farmasötik dozaj formlarının hazırlanması ve etkinliklerinin hücre kültürü temelli olarak araştırılması
Amaç: Tez kapsamında; TGF-β1 proteini kullanılarak farklı farmasötik formlar hazırlanması, etkinliklerinin ve protein stabilitesine katkısının yara iyileşme mekanizmasında rol alan hücrelerde gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: TGF-β1 proteini için 3 farklı taşıyıcı sistem geliştirilmiştir. Bu formülasyonlar PLGA nanopartiküller, PVA/Kitozan hidrojeller ve PVA/PAMAM hidrojellerdir. PLGA nanopartiküller ikili emilsiyon çözücü buharlaştırma yöntemi ile elde edilmiştir. PVA/Kitozan ve PVA/PAMAM hidrojeller ise fiziksel jelleşme metodu olan dondur-çöz yöntemi ile hazırlanmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Hazırlanan polimerik ilaç taşıyıcı sistemlerin karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Daha sonra NIH-3T3 ve HaCaT hücre hatlarında test edilmiş ve özellikle serbest protein ile kıyaslandığında protein stabilitesinin yanısıra, hücrelerin canlılığını ve proliferasyonunu artırdığı bulunmuştur. Optimize edilen formülasyonlar ile migrasyon çalışması yapılmış ve artırdığı gözlemlenmiştir. Geliştirilen formülasyonlar arasında kombinasyon sistemler oluşturularak karakterizasyon analizleri yapılmış ve elde edilen sonuçların kıyaslaması hücre temelli olarak araştırılmıştır.
Oral uygulama amacıyla insülin taşıyıcı sistemlerin hazırlanması, karakterizasyonu ve salım çalışmaları
Uluslararası Diyabet Federasyonunun 2013 yılı verilerine göre tüm dünyada 382 milyon kişi diyabet hastasıdır ve her sene dünya sağlık harcamalarının 548 milyon dolarlık kısmı diyabete harcanmaktadır. İnsüline bağımlı diyabet hastaları her gün tekrarlayan dozlarda enjeksiyon uygulamasına maruz kalmaktadır. Biyoteknolojideki gelişmeler birçok proteinin terapötik amaçlı kullanımının önünü açmıştır. Diabetes Mellitus tedavisinde kullanılan insülin bunlardan bir tanesidir. Protein yapısındaki bir ilaç korunmadığı sürece mide ve bağırsaktaki proteaz etkinlikleri, midedeki asidik pH, mukus, proteaz içeren mikrovilluslar gibi fiziksel bariyerler nedeniyle oral biyoyararlanımı %1-2 'den daha düşüktür. Bu nedenle proteinlerin oral uygulanmasını sağmak için farklı formülasyon stratejileri geliştirilmiştir. Bu tezde, insülin taşınmasında oral olarak uygulanabilecek bir mikroemülsiyon sistemi geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla yapılan ön formülasyon denemeleri sonucunda yağ olarak Plurol Oleik, sürfaktan olarak Tween 80 ve Lesitin, kosürfaktan olarak etanol içeren S/Y mikroemülsiyon sistemi geliştirilmiştir. Rekombinant insülin solüsyonu (100 IU/mL) formülasyona iç faz olarak ilave edilmiştir. Hazırlanan insülin taşıyıcı mikroemülsiyon sistemini daha kararlı hale getirmek ve insülini mide asiditesi ve enzimlerinden korumak için formülasyonun iç fazına farklı oranlarda kitozan ve sodyum tripolifosfat çözeltileri ilave edilmiştir. Elde elde edilen formülasyonların karakterizasyonları yapılmış, fizikokimyasal özellikleri incelenmiştir. Stabilite çalışmalarında +4˚C' de 6 ay boyunca stabil kaldıkları gözlenmiştir. Sirküler dikroizm ile yapılan analizlerde insülinin konformasyonel stabilitesinin kitozan ve sodyum tripolifosfat ilavesinden ve hazırlama koşullarınmdan etkilenmediği gösterilmiştir. Ayrıca, formülasyonların farklı pH değerlerinde mide ve bağırsak vasatında gösterdikleri salım özellikleri incelenmiştir. Buna göre midede insülini en çok koruyan ve bağırsakta en yüksek oranda insülin salımı sağlayan formülasyon serisi ile çalışmalara devam edilmiştir. Bu formülasyonlar ile L929 fare fibroblast hücre hattında toksisite testleri yapılmıştır ve bu hücreler üzerine olan toksik dozlar saptanmıştır. Wistar Albino sıçanlar ile in vivo hayvan deneyleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, sıçanlara intragastrik olarak strandart insülin çözeltisi, iç fazda sadece insülin içeren mikroemülsiyon formülasyonu ve kitozan ile sodyum tripolifosfat içeren optimum mikroemülsiyon formülasyonu uygulanmıştır. Geliştirilen optimum formülasyon, uygulamayı takiben 1. saatten 8. saate kadar etkin bir kan glukoz düzeyi düşüşü sağlamıştır. Kan glukoz düzeyinde elde edilen bu düşüş uygulamadan 8 saat sonrasına kadar diğer gruplara göre anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, tez kapsamında geliştirilen ve iç fazında insülin, kitozan ve sodyum tripolifosfat solüsyonlarını içeren S/Y mikroemülsiyon sistemleri insülinin oral yolla uygulanması için alternatif bir dozaj formu olarak önerilmektedir.
Histon asetil transferaz komplekslerinin bileşenleri olan ada proteinlerinin moleküler etkileşimlerinin incelenmesi
Ökaryotlarda kromatinin baskılanmış doğası, kromatin yeniden düzenlenmeleri ve histon modifikasyon aktiviteleri tarafından serbest hale geçirebilir ve bunun için bileşenler arasında yoğun protein–protein etkileşimleri gerekir. Bu aktiviteler kromatin yapısını RNA polimeraz II aracılı transkripsiyon mekanizmasının bileşenleri tarafından ulaşılabilir ve tanınabilir hale getirir. Bu sebeple, kromatin yapısının modifikasyonunda bulunan moleküler etkileşimler transkripsiyonun kontrolünde önemli bir rol oynarlar. ADA proteinleri, genel transkripsiyon faktörleri ile etkileşerek, transkripsiyon başlangıcında fonksiyon gösterir ve ADA/GCN5 histon asetil transferaz (HAT) komplekslerinin bir bileşeni olarak nükleozomal histonların asetillenmesini kolaylaştırır. Laboratuvarımız önceki çalışmaları ile maya 2 hibrid kütüphane taraması kullanarak insan ADA3 (hADA3) proteinin dört yeni etkileşim partnerlerini, AATF, PHF21A ve protein fosfataz ailesinin düzenleyici alt birimleri PP1 ve PP2A (PPP1R7 VE PPP2R5D sırasıyla), tanımlamıştır. Bu bulgular doğrultusunda hipotezimiz; hADA3 ile etkileşimlerini belirlediğimiz bu partnerlerin, yine hADA3 ile aynı kompleks içerisinde yer alan ve hADA3 ile etkileşimleri daha önceden rapor edilen insan ADA2 (hADA2) proteini ile fonksiyonları gereği etkileşebilecekleri şeklindedir. Bu nedenle çalışmamızda, hADA3 proteinini içeren komplekslerin fonksiyonel önemini belirtmek için hADA3 partnerleri maya 2 hibrid (Y2H) sistemi kullanarak hADA2 proteini ile test edilmiştir. Sonuçlarımız hADA2'nin, hADA3 etkileşim ağına katıldığı hipotezimizi destekler niteliktedir. Bu seçilen etkileşimler, ADA/GCN5 HAT kompleksleri tarafından düzenlenen olası yeni yolakların potansiyel önemine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler; İnsan -ADA3; -ADA2; maya 2 hibrid; kromatin yeniden düzenlenmeleri; transkripsiyonel regülasyon.