Marmara University
Institute

Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü

Marmara University

14

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
DoctorateOpen AccessTR

Demokrasiye geçiş süreçlerinde kadın: Türkiye ve Tunus örneklerinde seküler ve dini kadın hareketlerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, Türkiye'deki ve Tunus'taki kadınların kimlik algılarını, vatandaşlığın kadın boyutunu ve STK pratiklerini kadınların kendi içlerindeki ayrımlaşmaları da göz önüne alarak incelemektedir. Bu kapsamda, vatandaşlık teorilerinden ve kadınların sivil toplumdaki faaliyetlerini esas alan yazından yararlanarak kadınların toplumsal katılımlarının, devlete ve sivil toplumun rolüne bakış açılarının ve kadınlık-aile algılarının analizi sunulmaktadır. Her iki ülkede seküler ve İslami olarak farklı platformlarda görünür olan kadınların kesişen ya da ayrımlaşan görüşleri, farklı sivil toplum alanlarındaki kadınlarla yapılan mülakatlara dayalı olarak tartışılmaktadır. Tezde, karşılaştırmalı vaka analizi yönteminden yararlanılmaktadır. Ortadoğu, İslam ve sekülerizm konularının iki ülke ve ülke içi gruplar açısından karşılaştırmaya el verecek bir bütünlük içinde ele alınması da bu çalışma kapsamında gerçekleşmiştir. Vatandaşlık, kadın, kimlik, feminizm, sivil toplum ve İslami/seküler ayrımlarını bir araya getirmesi bakımından bu tez, bütünsel yaklaşımıyla, vatandaşlık tartışmalarının çıkış noktası olan Avrupa'nın dışında bir bölgede Müslüman nüfus ağırlıklı iki ülke olan Türkiye ve Tunus örneklerinden yola çıkarak bu konuları karşılaştırmalı olarak çalışmak yoluyla literatüre bir katkı niteliğindedir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler toplam 20 kadın sivil toplumu yetkilisi ile İstanbul, Ankara ve Tunus'un başkenti Tunus'ta yapılmıştır. Bu bulgular kapsamında Türkiye'deki ve Tunus'taki kadın hareketlerinin olanakları ve sınırlılıkları tartışılmıştır. Farklı kimlikleri temsil eden kadınların kurucu ideoloji ve feminizm tartışmalarında, kadınlığın tarifinde, alternatif sistem önerilerinde, devlet otoritesi ve sivil toplumun fonksiyonları gibi konularda farklılaştıkları ve iktidar değişimleri neticesinde farklı etkilenmeler yaşadıkları gözlenmiştir. Dolayısıyla kadınların bir aktör olarak aktivizminin yapısal faktörlerin sınırları ölçüsünde gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Kadın, Sivil Toplum, Vatandaşlık, Türkiye, Tunus

DemokrasiDini hareketlerKadın hareketleri+7
Serpil Açıkalın Erkorkmaz
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Demografik yapının Lübnan jeopolitiğine etkisi

Lübnan, jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle bağımsızlığını kazanmasının öncesi ve sonrasında Ortadoğu'nun önemli bir merkezi olmuştur. Bu sebeple, birçok devlet Lübnan'ın bulunduğu bölgeye hâkim olmak için mücadele etmiştir. Lübnan'ın jeopolitik konumu, deniz hâkimiyeti ve ticaret merkezi olması ise bu bölgede mücadeleler yaşanmasını etkileyen unsurlardır. Lübnan, monoteizm inancının ortaya çıktığı andan beri çeşitli din ve mezheplere bağlı kişilerin yaşadığı bir bölge olmuştur. Bu dini ve mezhebi farklılıklar geçmişten günümüze Lübnan'ı sadece etkilememiş aynı zamanda şekillendirmiştir. Lübnan'daki toplumsal yapının etnik ve dini olmak üzere iki farklı boyutu vardır. Etnik boyutunda, Arap Doğu kültürü ile Hristiyan Batı kültürü; dini boyutunda ise Hristiyanlar ile Müslümanlar bir mücadele içindedir. Yani bir yandan Hristiyan Batı kültürü öte yandan İslam Doğu kültürü Lübnan'da bir sentez oluşmaması konusunda ısrarcı bir tutum sergilemektedir. Lübnan diğer Arap ülkelerinin aksine İslamiyet'i tümüyle kabul etmiş bir devlet değildir. Bu sebeple Hristiyan olan halk ve liderleri, kendi benliğini korumak ve Batı kültürü ile özdeşleşmek istemektedir. Ülkenin dini ve mezhebi yapısında sayısal anlamda farklılıklar olsa da hiçbir din ve mezhep bariz bir çoğunluğa sahip değildir. Bu durum ülke içerisinde birtakım bölünmelere yol açmıştır. Ülkedeki din-mezhep faktörüne dayalı bölünme, iç çekişmenin kökenlerinden birisini oluşturmuştur. Lübnan'da hiçbir zaman "ulus devlet" olgusu tam anlamıyla gelişmemiş ve Lübnanlılar her şeyden önce mensup oldukları din ve mezhepleriyle liderlerine bağlı kalmışlardır. Bu yüzden Lübnan'da İç Savaş'tan önce başlayan ve halen devam eden siyasi kriz son gelişmelerle birlikte gittikçe gerilen ve saflaşmaların derinleştiği bölgesel ve uluslararası düzleme yerleşmiştir. Bu çalışmada; Lübnan'ın Jeopolitik yapısı, tarihi, fiziki ve beşeri unsurları, bölgesel politikaları, anayasal yapısı, bölgesel çatışmaları incelenmiştir. Edinilen bu bilgiler ışığında Lübnan'ın demografik yapısının uğradığı değişim ve değişimden etkilenen ülke jeopolitiği üzerinde durulmaktadır. Son olarak ülkenin yaşamakta olduğu karışıklık ortamından nasıl çıkabileceğine dair önerilere yer verilmiştir.

Hüseyin Aslanbay
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İran İslam Devrimi'nin Türkiye'ye etkileri: 1978-1990 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan dergiler üzerine bir inceleme

İran İslam Devrimi'nin Türkiye'deki dergilerde nasıl yer aldığı sorusuna cevap aranan bu çalışmada, öncelikle devrim kavramsal ve kuramsal bir çerçevede ele alınmıştır. Bu bağlamda devrimin arka planı üzerine odaklanılarak sosyo-ekonomik, dinî ve siyasal nedenleri ayrıntılı bir biçimde incelenmiş ve devrime giden sürecin aşamalarına kronolojik olarak yer verilmiştir. Çalışmada devrime giden süreçte etkili olan grupların rollerine değinilmiş ve bu süreçte öne çıkan isimler ile devrime zemin hazırlayan görüşlere ayrıca yer verilmiştir. Devrimden sonraki süreçte İran'ın izlediği dış politika tahlil edilerek, devrimin dünyaya ve Türkiye'ye etkilerine, dünyada devrimin nasıl algılandığı ve Türkiye'deki resmî kurumlar nezdinde devrime yönelik yaklaşıma dikkat çekilmiştir. Çalışma tarih aralığı olarak 1978-1990 şeklinde sınırlandırılarak Türkiye'deki İslami gruplar, siyasi partiler, aydınlar ve dergiler etrafındaki oluşumlar ve bu oluşumlara ait basın-yayın organlarına dair genel bir çerçeve çizilmiştir. Söz konusu gruplar ile ilişkili dergiler belirlenerek, devrimi konu edinen 29 dergi; Hareket, Diriliş, İktibas, Düşünce, Mavera, İslam, Hilal, Fedai, Sebil, Yeniden Milli Mücadele, Pınar, Girişim, İnsan, Aylık Dergi, Bu Meydan, Dış Politika, Son Karar, Akıncılar, Akıncı Güç, Şura, Tevhid, Hicret, İslami Hareket, Kriter, Nesil, İslam'ın İlk Emri Oku, Rayet, Altınoluk, Davet çalışma bağlamında incelenmiştir. Konunun temel parametreleri olan "biçimsel değişkenler" ve "içeriksel değişkenler" haber ve makalelerde tarama modeline dayalı içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Metinlerin ana teması ise; Devrim'e yaklaşım, Ayetullah Humeyni'ye yaklaşım, Şah'ın ve Şahlık rejiminin konumlandırılması, mezhep konusunun yer alma/işlenme biçimi, devrim ihracı, Irak-İran Savaşı ve İran iç siyasetinin konu edinilmesi bağlamında belirlenmiştir. Böylelikle 1978-1990 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan dergilerde devrimin ve devrim ile ilişkili gelişmelerin okurlara aktarılma biçimleri ve bağlamı tespit edilmeye çalışılmıştır.

DergilerDini gruplarDini yayınlar+7
Hülya Özkan
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz Bölgesi enerji potansiyelinin ekonomi politik analizi

Doğu Akdeniz bölgesinin zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya yakınlığı sebebiyle uzun yıllar hatırı sayılır hidrokarbon rezervleri içerdiği düşünülmüştür. Bu kanaat doğrultusunda uzun yıllar bölgedeki ülkeler denizel alanlarında petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri yürütmüştür. Yıllar süren arama faaliyetleri sonrasında teknolojinin de gelişmesi ile bölgede 2000'li yıllardan itibaren yüksek miktarda doğal gaz rezervi bulunmaya başlamıştır. Doğu Akdeniz doğal gaz keşifleri bölgedeki ülkelerin kendi ekonomileri açısından büyük bir önem taşıdığı gibi bölge enerji sektörü açısından da önemli bir potansiyel taşımaktadır. Bunun yanında rezervlerin bölge ülkeleri arasında işbirliğine ve yakınlaşmaya sebep olması, hatta bölgede uzun süredir var olan politik uyuşmazlıkların giderilmesine de katkı sunması beklenmektedir. Çalışmamızda Doğu Akdeniz doğal gaz rezervlerine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirme yapılırken muteber enerji ajanslarının ve enerji şirketlerinin yayınladığı güncel verilere başvurulmuş; ayrıca enerji uzmanlarının konuya ilişkin yaptıkları değerlendirmelerden yararlanılmıştır. Bunun yanında Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına ilişkin gelişmeler, önde gelen haber ajanslarından veya enerji portallarından takip edilerek kaynaklara ilişkin çalışmaların gelişimine ve seyrine dair bilgiler verilerek bütüncül olarak ve en güncel haliyle ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda Doğu Akdeniz rezervleri tarihi, siyasi ve ekonomik boyutlarıyla tartışılmıştır.Çalışmanın amacı, genelde Doğu Akdeniz doğal gaz rezervlerinin dünya enerji görünümündeki yerini tespit etmek, özelde ise söz konusu rezervlerin Türkiye açısından değerlendirilmesidir. Bu anlamda çalışmanın asıl amacı rezervlerin Türkiye bakımından ekonomik ve politik perspektiften değerlendirmek olmuştur. Ekonomik yönden, bölgedeki rezervlerin Türkiye ve ekonomisi açısından ne anlama geldiği tespit edilmeye çalışılmış; politik yönden ise rezervlerin varlığının ve kullanımına yönelik planların Türkiye'nin bölgedeki konumunu ne suretle etkilediği mercek altına alınmıştır.

İrfan Hattatoğlu
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail stratejik kültüründe Hizbullah

Kavramın kuramsal araştırmacılarına göre stratejik kültür, ülkelerin güvenlik temalı strateji oluşturmadaki karar alma süreçlerine etki eden, duygu, düşünce ve davranış kalıplarının toplamı olarak tanımlanmaktadır. Bu tezde, ilk olarak stratejik kültür kavramının teorik içeriğinden bahsedildikten sonra, İsrail stratejik kültürünün, jeostrateji, tarih, din ve kamoyunun algı mercekleri üzerinden tanımlanan kaynakları ve kaynakları ile doğrudan ilişkili olan karakteristik davranış kalıpları belirlenmiştir. İkinci olarak ise İsrail stratejik kültüründeki karakteristik davranış kalıplarının, başta kabine, başbakanlık, savunma bakanlığı, genelkurmay başkanlığı, askeri istihbarat başkanlığı, dışişleri bakanlığı ve ilgili diğer kurumlar olmak üzere İsrailli karar alıcıların ilgili dönemlerin kendi bağlamları içerisinde, Hizbullah ile mücadele temalı güvenlik stratejileri oluşturmadaki karar alma süreçlerine nasıl etki ettiği tartışılmaktadır. Araştırma, Hizbullah'ın kuruluşundan itibaren, İsrail'in Lübnan'a düzenlediği askerî harekâtları içermekte ve son olarak 2006 yılındaki stratejik başarısızlığının nedenlerini stratejik kültür üzerinden sorgulamaktadır. Bununla birlikte, İkinci Lübnan Savaşı ve bilhassa Hizbullah unsurlarının önemli bir bölümünün Suriye'ye kayması sonucunu doğuran Suriye İç Savaşı'ndan sonra bölgede uzun bir süredir taraflararası, göreceli bir sessizlik hakim olmuştur.

Asimetrik tehditlerHizbullahLübnan+3
Ersin Güngördü
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Ak parti döneminde Filistin sorunu (2002-2017)

AK Parti'nin iktidara geldikten sonra 2002-2017 yılları arasında uyguladığı dış politika değişimleri ve özellikle Türkiye'nin Filistin meselesi hakkındaki tutumu bu tezin ana konusudur. Çünkü bu dönemde Filistin meselesi hem Türkiye'nin temel meselelerinden biri haline gelmiştir hem de uluslararası gündemdeki yerini korumuştur. AK Parti'nin uyguladığı bu değişim özellikle Orta Doğu'da söz sahibi olması konusunda büyük role sahiptir. Tezde siyasi kararların kaynağı olan tarihi, analtik ve vasıflandırıcı metotlar kullanılmaktadır. Çünkü bu metot AK parti'nin Filistin meselesine karşı dış politikasını, dış politika mahiyeti ve ilişkiler seviyesindeki etkileşimi ve devlet kimliğinin oluşumuna etkisini açıklamak için en uygun yöntemdir. Osmanlı döneminden başlayarak 2002 yılına kadar olan süreçte Türk dış politikasının nasıl uygulandığı bu tezin konusunu tam olarak ortaya koymak için önemlidir. Bu nedenle tezde Osmanlı dönemin de vurgusu yapılmıştır. Sonrasında ise Ak Parti'nin kendi prensiplerinden kaynaklanan Orta Doğu politikası anlatılmıştır. Ayrıca bu tezde Türkiye'nin dış politikasının uluslararası sistemdeki mahiyeti, çok eski bir müttefik olarak ABD ile ilişkileri, Filistin meselesi ile ilgili anlaşma ve ihtilaf hususları analiz edilmiştir. Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Rusya ilişkileri, Filistin meselesi ile ilgili mutabık ve ihtilaflı olduğu konular, Türkiye'nin BM nezdinde Filistin ile ilgili rolü ve faaliyetleri ve Filistin ile ilgili BM'de alınan kararların açıklanmasındaki rolü bu tezde ayrıntlı bir şekilde anlatılmıştır. 2002-2017 yılları arasında gerçekleştirilen Türkiye-Filistin ilişkilerini açıklamak için Türkiye'deki siyasi partileri, baskı gurupları, çıkarlar, kimlik ve kamuoyu gibi siyasi kararları etkileyen iç faktörlerin bu ilişki üzerindeki etkilerini anlatmak bu tezin amaçlarından biri olarak bilerlenmiştir. Ayrıca 2008 yılında Gazze'ye yapılan saldırılar ve Türkiye'nin Filistin halkına yaptığı destekler, İsrail'e karşı kınama ve sert tutumları tezin amacına uygun bir şekilde objektif olarak anlatılmıştır. Filistin meselesinde Türkiye birçok önemli engelle karşılaşmıştır ve bu meselede önemli bir rol üstelenmiştir. İsrail-Filistin arasında yapılan tasviye girişimleri ve Türkiye'nin rolü, Filistin devleti ve 1967 sınırları, mültecilerin geri dönüş hakkı, Kudüs ve kutsal mekânların durumu gibi çatışmanın önemli konuları da tarafsız bir şekilde açıklanmıştır. İsrail tarafından Filistin halkına yapılan saldırılar (2008, 2012 ve 2014 saldırıları) karşısında Türkiye'nin hem bölgesel hem de uluslararası alandaki tutumu analiz edilmiştir. Ayrıca Türkiye tarafından Filisitin'e yapılan her alandaki yardımlar anlatılmıştır. Filistin iç bölünmüşlüğü konusunda Türkiye önemli bir role sahiptir. Bu rol kapsamında barışı ve kalıcı istikrarı sağlamak için Filistin hükümeti ile Hamas arasında bir arabuluculuk yapmıştır ve hala yapmaktadır. Kısaca İsrail'in kurulmasından itibaren AK Parti'nin iktidara geldiği döneme kadar geçen süreçte ve özellikle AK Parti döneminde, Filistin meselesinin Türkiye-İsrail ilişkilerini ne yönde etkilediği ve değiştirdiği konusunun literatürde tam ve objektif olarak anlatıldığı görülmüştür. Buradan hareketle bu tezde konu ayrıntılı bir şekilde anlatılarak bundan sonra yapılacak olan akademik çalışmalar için tavsiyelerde bulunulmuştur.

Nashat Shawamreh
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Necmettin Erbakan dönemi İsrail-Türkiye ekonomik ilişkileri (1996-1997)

İsrail coğrafi olarak Asya ile Afrika kıtalarının birleşme notasında yer alan bir Ön Asya ülkesidir. Birleşmiş Milletler Topluluğunun kararıyla İngiltere mandası altında olan Filistin toprakları üzerinde 1948 yılında kurulmuş bir Musevi-Yahudi devletidir. İsrail'in Müslüman Filistin topraklarında kurulmuş olması, bölgedeki Arap ülkeleri ve Müslüman Türkiye ile sorunlar yaşamasına neden olmuştur. Özellikle İsrail- Filistin sorunu Türkiye-İsrail ilişkilerinin şekillenmesinde önemli ölçüde etkili olmuştur. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler yaşanan krizlere göre inişli-çıkışlı olmuştur. Sosyal, siyasi ve ekonomik görüşleri "Millî Görüş" fikrine göre şekillenen Necmettin Erbakan, Haziran 1996'da Türkiye'de bir hükümet kurmuştur. Erbakan'ın Millî Görüş" fikrinin esasını "ümmetçilik" oluşturmaktadır. Siyonizm, kapitalizm ve çeşitli adlar altında mazlum ülke ve milletlere zulmedenlerle mücadeleyi gaye edinmiştir. Erbakan İsrail'i zulmeden ve ekonominin çeşitli araçları ile ülkeleri sömüren Siyonist bir ülke olarak tanımlamaktadır. Çalışmanın esas amacı, İsrail hakkında olumsuz görüşlere sahip olan Erbakan'ın iktidara geldiği zaman İsrail ile nasıl ilişkiler içine girdiği ve bu ilişkilerin ticarete olan etkilerinin ne olduğunu incelemektir. Bu çalışmada literatür taraması yöntemi kullanılarak, Türkiye ve İsrail'in ekonomik verilerinden, Necmettin Erbakan ve dönemini analiz eden kaynaklardan yararlanılmıştır. Çalışmada, Erbakan döneminde İsrail ile olan ilişkilerin ekonomik ilişkiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı, bilakis ekonomik ve askeri alanlarda yeni anlaşma ve protokollerin imzalandığı ve ticari ilişkilerin artarak büyümeye devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik ilişkiler+7
Nazmi Kuzu
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Allame Mirza Nâinî'nin Tenbihu'l-Ümme ve Tenzihu'l-Mille isimli eserinin İran meşrutiyet hareketi açısından tahlil ve değerlendirmesi

Avrupa'da 19. yüzyılda ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanan tarihsel akış içinde monarşileri değişime zorlayan ve anayasa hareketlerinin doğmasını sağlayan temel faktör meşruiyet meselesi veya tartışmasıydı. Siyaset felsefesi açısından meşruiyet, siyasî iktidarı makbul kılan, diğer bir ifadeyle gücü iktidara dönüştüren rasyonel etkendir. Şiî ulemanın ondokuzuncu yüzyıldan itibaren siyaset sahnesinde etkin biçimde yer almasıyla İran'da devlet önce meşrutî idareye ve nihayet 1979'daki devrimle de cumhuriyete evrildi. Bu süreçlerde aslî oyuncu din âlimleri olduğundan Şiîliğin teorik tartışmaları aynı zamanda siyasetin de tartışması oldu. 1979 devriminin referansı olan ünlü meşrutiyet önderi Mirza Nainî (1860-1936), Şia'nın siyaset düşüncesinde yenilik bahsinin de önemli aşamasını temsil ediyor. Nainî'nin Tenbihu'l-Ümme isimli eseri, 1905'te harekete geçen meşrutiyet devriminin manifestosuydu. Ama aynı zamanda Nainî, ortaya koyduğu teoriyle Şiî siyaset düşüncesinde de devrim yaptı ve Onikinci İmam'ın yokluğunda (gaybet) ulemanın ve halkın siyasete katılımını temellendirdi. İran meşrutiyetinin içinde oluşan tartışmalar, düşünceler ve birikim 1979'daki İran İslam devrimine kadar kesintisiz biçimde gelişerek devam etti. Denebilir ki, 1979 devrimi, 1906 meşrutiyet devriminde hız kazanan siyasal iktidarın meşruiyeti sorusunu "cumhuriyet" ile cevaplamaktan ibarettir.

AnayasaMeşruiyetMirza Naini+2
Kenan Çamurcu
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye'nin etnik-dini yapısının siyasi tarihe ve iç savaşa etkileri

Dünya'nın çeşitli bölgelerinde yaşanan iç çatışmalarda tarafları harekete geçiren temel motivasyon unsurları arasında, kimliğe dayalı farklılıklardan doğan gerilimler önemli bir yer tutmaktadır. Bu doğrultuda; birbirinden farklı birçok etnik ve dini kimliği bünyesinde barındıran Suriye'de, bu çeşitliliğin ülkenin siyasi tarihine ve ülkedeki iç savaşa ne şekilde ve hangi ölçülerde etki ettiği bir tartışma konusudur. Her ne kadar iç savaşı bütünüyle bu dinamikler üzerinden açıklamak doğru değilse de ülkede etnik ve dini kimlikler arasında modern tarihi süreçte görülen kutuplaşmalar, Suriye'nin 20. Yüzyıl tarihini şekillendirdiği gibi, manda dönemindeki Fransız idarecilerin azınlıklar üzerinden güç devşirme politikası da uzun vadede ülkede bir azınlık iktidarının doğmasına yol açmıştır. Geniş bir toplumsal meşruiyetten yoksun olan Esad ailesinin Nusayri azınlık iktidarı, ülkeyi kırk yılı aşkın bir süre boyunca her türlü demokratik temelden yoksun ve oldukça otoriter bir şekilde yönetmiştir. Bu süre zarfında devletin bütün güç aygıtları kullanılarak ülkede çoğunluğu teşkil eden toplumsal bileşenlere yönelik her türlü baskı ve şiddet politikası uygulanmıştır. Bu sindirme politikası, ülkede etkin bir muhalefetin oluşmasını engelleyemediği gibi aksine toplumda içten içe büyüyen bir öfke birikmesine yol açmıştır. 2011'de patlak veren iç savaş bu öfke birikmesinin bir sonucudur. Bu çalışmada; Suriye'deki etnik ve dini farklılıklardan kaynaklanan çatışmaların, ülkenin siyasi tarihi üzerindeki şekillendirici etkisi ve iç savaşın başlamasındaki rolü araştırılmış ve bu farklılıkların iç savaş sürecinde de tarafları harekete geçiren temel saikler arasında olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre; ülkedeki etnik ve dini farklılıkların hem ülkenin modern siyasi tarihini şekillendirici temel ekenlerden biri olduğu hem de tarafların çatışma hatlarındaki konumlarına bakıldığında iç savaşın başlamasında belirleyici rol oynadığı görülmüştür. İç savaşın radikalleşen safhalarındaki söylemlere bakıldığında ise başlardaki demokratik dönüşüm beklentilerinin, mezhep savaşına dayalı bir propagandaya terk edildiği görülmüştür. Sonuç olarak yaygın kanaatin aksine, Arap Baharı ya da Suriye'deki rejimin salt otoriter doğası, ülkedeki savaşın ortaya çıkmasındaki yegâne etkenler değildir. Başlangıcı itibariyle Suriye İç Savaşı; ülkenin uzun yıllar içinde bulunduğu kimliğe dayalı kutuplaşmanın ve bir azınlık diktatörlüğü altında ezilen toplumun çoğunluğunun, kendileri açısından uygun konjonktür oluştuğunda taleplerini şiddete dayalı bir şekilde ifade etmesinin sonucudur.

Arap BaharıDemografik yapıDini yapı+4
Mehmet Enes Bağlama
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Eleştirel güvenlik ekolü perspektifinden anti-İslamizm ve İslamofobi çözümlemesi

Uluslararası ilişkiler alanında kurucu kavramlardan biri olan güvenlik konusu, Soğuk Savaş'ın sona erdiği 1990'lara kadar genel olarak realist güvenlik yaklaşımlarının teorileri ışığında devlet merkezli, askeri çözümlü, tehdidin genellikle başka ülkelerden geldiği ön kabulü üzerinden ele alınmıştır. Ancak Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çeşitli tehditler ortaya çıkmaya başlayınca klasik güvenlik yaklaşımları eleştirilerek güvenliğin yeni tanımları yapılmaya başlanmış, tanım genişlemiş ve derinleşmiş, bireyin güvenliği de güvenlik çalışmalarına dahil edilmiştir. Ayrıca klasik güvenlik yaklaşımları eleştirilirken güvenliğin türetilmiş bir kavram olduğu tezi savunulmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemde "komünizm tehlikesinin" ortadan kalkmasıyla Batı ülkeleri yeni bir tehdide ihtiyaç duymuş ve bu ihtiyaç Müslümanların güvenlik konusuna dahil edilmesiyle giderilmiştir. Soğuk Savaş sonrası tehdidin İslam medeniyetinden, Batı medeniyetine yöneleceği iddiasının yardımıyla Müslümanlar, İslamofobi ve anti-İslamizm gibi olgular üzerinden birer güvenlik problemi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada, Müslümanların ve İslam'ın siyasi, politik amaçlar için İslamofobi ve anti-islamizm vasıtası ile türetilmiş bilgi yardımıyla nasıl birer güvenlik problemi haline getirildiği, eleştirel bir güvenlik yaklaşımı olan Galler/Aberyswyth Ekolü'nün teorileri üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Eleştirel Güvenlik, Aberyswyth/Galler Ekolü, İslamofobi, İslam Karşıtlığı

GüvenlikUluslararası güvenlikUluslararası ilişkiler+1
Cemile Bayraktar
Marmara University · Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü
2020
00