44
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Psikolojik beceri kıstası olarak özgüvenin, sporcuların başarı algısına katkısı; Güreş Milli Takımı örneği
Amaç: Bu tezin amacı; güreş milli takımlarında çeşitli dönemlerde yer almış ve halen güreş milli takımında bulunan 18 yaş üstü erkek güreşçilerin özgüven seviyelerinin başarı algılarına etkisinin incelenmesidir. Araştırmada; 18 yaş üstü erkek Güreş milli Takımı sporcularına yapılacak Özgüven Ölçeği ve Başarı Algısı envanteri yardımıyla, Türkiye Güreş Milli Takımlarında farklı zamanlarda bulunmuş ve halen güreş milli takımında olan 18 yaş üstü erkek güreşçilerin, spor hayatlarındaki kazanımlarında psikolojik yeteneklerden özgüvenin performanslarına ve başarılarına sağladığı yardımı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda güreş milli takımında yer almış ve halen güreş milli takımında olan 18 yaş üstü erkek güreşçilerin özgüven seviyeleri ve başarı algıları tespit edilerek kıyaslamalar uygulanmıştır. Sportif Özgüven Ölçeği ile ulaşılan sonuçlar ile Başarı Algısı Envanteri ile ulaşılan sonuçlar arasında bulunan bağ Pearson Çarpım Moment Korelasyon testi ile doğruluğu sağlanmıştır. Sonuçların analiz edilmesinde ticari lisanslı istatistiksel hesaplamalar yapabilen yazılımlar kullanılmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Çalışma neticesinde 18 yaş üstü erkek güreşçilerin yaşları, maddi kazançları ve eğitim seviyelerine oranla özgüven seviyelerinde anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ancak Başarı Algısı Toplam Puanı ile Sportif Özgüven Ölçeği sonuçlarında pozitif yönde, normal seviyede anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırma sonucunda ulaşılan neticelerle birlikte, 18 yaş üstü erkek Güreş Milli Takımı sporcularının, sportif özgüven düzeyleri ve başarı algıları arasında olumlu yönde korelasyon tespit edilmiştir.
Hematoloji kliniğinde akut solunum yetmezliği gelişen hastalara uygulanan erken dönem noninvaziv solunum desteğinin etkisi
Amaç: Çalışma; hematoloji kliniğinde akut solunum yetmezliği gelişen hastalara uygulanan erken dönem noninvaziv solunum desteğinin, fizyolojik parametrelere ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla gereçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hematoloji kliniğinde izlem sırasında akut solunum yetmezliği gelişen hastalar dâhil edildi. Akut solunum yetmezliğinin başladığı gün, hastalar yoğun bakım ünitesine alınmadan solunum fizyoterapisti tarafindan noninvaziv solunum desteği verilmeye başlandı (mod: BIPAP-ST). Hastaların akut solunum yetmezliği parametreleri günlük takip edildi. Yoğun bakım endikasyonu gelişen hastalar yoğun bakım ünitesine yönlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 5 kadın, 8 erkek olmak üzere 13 (yaş ort 63,0±.7 yıl) hasta dâhil edildi. Noninvaziv solunum desteğinde başarı sağlanamayan olgularda mortalite oranı daha yüksek bulundu (p=0,02). Olguların; APECHE 2 skorlarına göre beklenen ölüm oranları değerlendirildiğinde beklenen ölüm oranından daha yüksek bir gerçekleşen ölüm oranı görülmedi. Ancak noninvaziv solunum desteğinde başarılı olunan ve olunmayan gruplar incelendiğinde, otolog nakillerde ve kemik iliği nakli yapılmamış olgularda başarı oranının daha yüksek olduğu (otolog nakil %83,33, allojenik nakil %0, kemik iliği nakli yapılmamış olgular %75) görüldü. Sonuç: Hematolojik maligniteli hastalarda akut solunum yetmezliği bir mortalite nedenidir. Erken dönemde solunum yetmezliği belirtileri gözlenirse erken dönemde uygulanan noninvaziv solunum desteğinin sonuçları iyileştirici etkisi vardır. Anahtar kelimeler: noninvaziv ventilasyon, hematolojik maligniteli, akut solunum yetmezliği
Üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyleri ile uykusuzluk ve psikolojik iyilikleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerini, uykusuzluk ve psikolojik iyi oluşlarını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi göstermektir. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımla yürütülen araştırmanın örneklemini Ekim-Kasım 2019 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Fen-Edebiyat Fakültesi'nde okuyan gönüllü 702 öğrenci oluşturdu. Araştırma için gerekli etik kurul ve kurum izinleri alındı. Veriler, 23 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, Uluslararası fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kısa formu, Bergen Uykusuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, Mann- Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Ki kare testi, Lojistik Regresyon Analizi ve Post-hoc Games Howell Analizi kullanıldı. Bulgular Öğrencilerin%20,4'ünün inaktif, %57'sinin minimal aktif ve %22,6'sının yeterince aktif düzeyde olduğu, %59,3'ünün uykusuzluk yaşadığı belirlendi. psikolojik iyi oluş puan ortalaması 40,23±8,18 olarak bulundu. .Psikolojik durumunu kötü olarak değerlendiren öğrencilerin daha fazla uykusuzluk yaşadığı ve psikolojik iyi oluş toplam puanındaki 1 birim artışın uykusuzluk yaşama riskini 0,972 kat azalttığı belirlendi. Aile ilişkisi kötü olanların 1,512 kat, sürekli ağrısı olanların 1,6 kat, aşırı stresi olanların 2,504 kat ve yatakta telefon kullananların 1,760 kat daha fazla uykusuzluk yaşadığı bulundu. Sonuçlar: Yüksek fiziksel aktivite düzeyinin psikolojik iyi oluşu arttırdığı, uykusuzluğun psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilediği ve psikolojik iyi oluş puanındaki artışın uykusuzluğu azalttığı belirlendi. Anahtar kelimeler: üniversite öğrencileri, fiziksel aktivite, uykusuzluk, psikolojik iyi oluş
Yetişkin sporcularda tutkunluk ile kaygı arasındaki ilişkide stresle başa çıkma stratejilerinin aracılık rolü
Amaç: Bu çalışmanın amacı yetişkin sporcularda tutkunluk ile kaygı arasındaki ilişkide stresle başa çıkma stratejilerinin aracılık etkilerini ve bu değişkenlerin cinsiyet, spor türü ve spor deneyimine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya bireysel spor ve takım sporu yapan 147 kadın (Xyaş: 20,65 ± 3,76) ve 190 erkek (Xyaş: 21,02 ± 3,90) olmak üzere toplam 337 sporcu (Xyaş: 20,86 ± 3,84) katılmıştır. Katılımcılara "Tutkunluk Ölçeği", "Sporda Stresle Başa Çıkma Stratejileri Envanteri" ve "Sporda Kaygı Ölçeği-2" ile "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Verilerin analizinde bootsrap yöntemi ve bağımsız örneklemlerde t test kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizlerde stresle başa çıkma ve kaygı alt boyutlarında cinsiyet, spor türü ve spor deneyimine göre farklılık bulunmuştur (p<0,05). Tutkunluk alt boyutlarında cinsiyete göre fark yok iken (p>0,05), spor türü ve spor deneyimine göre anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Çalışmada elde edilen aracılık testi sonuçları, uyumlu ve takıntılı tutkunluk ile kaygı arasında aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Buna göre, uyumlu tutkunluk ile somatik kaygı, konsantrasyon dağınıklığı ve toplam kaygı arasındaki ilişkilere çekilme stratejisi, uyumlu tutkunluk ile endişe arsındaki ilişkiye destek arama ve çekilme stratejileri aracılık etmektedir. Ayrıca takıntılı tutkunluk ile endişe arasındaki ilişkiye destek arama stratejisi, takıntılı tutkunluk ile konsantrasyon dağınıklığı arasındaki ilişkiye sosyal geri çekilme stratejisi ve takıntılı tutkunluk ile toplam kaygı arasındaki ilişkiye düşünce kontrolü stratejisi aracılık yapmaktadır. Sonuç: Sonuç olarak; yetişkin sporcuların yaptıkları spora olan tutkularının stresle başa çıkma stratejileri aracılığıyla kaygılarını etkilediğini söyleyebiliriz.
Sıçanlarda aralıklı hipoksi uygulamasının öğrenme-bellek ve solunum dinamikleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Aralıklı hipoksi çalışmaları son dönemde önem kazanmıştır. Bunun nedeni belirli periyotlarda canlı fizyolojisine olumlu etkisinin görülmesidir. Araştırmalarda aralıklı hipoksi uygulamasının beyin kaynaklı nörotrofik faktör ve serotonin seviyesini arttırdığı rapor edilmiştir. Bazı çalışmalarda da beyin kaynaklı nörotrofik faktör ve serotoninin, canlılarda, bellek ve öğrenme kapasitesini olumlu etkilediği bildirilmiştir. Çalışmamızda amacımız aralıklı hipoksi uygulamasının öğrenme-bellek üzerindeki etkisi ve solunumsal dinamiklerini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Aralıklı hipoksi uygulamamızda çalışma ve kontrol grubu için iki ayrı kap belirlendi. Çalışma grubunun bulunduğu kaba oksijen, nem, basınç ve sıcaklık sensörleri yerleştirildi. Anlık olarak kap içerisi takip edildi ve beşer dakikalık hipoksi ve normoksi periyotları oluşturuldu. Altı gün boyunca deney devam etti ve son gün hemogram ve pasif sakınma testinin öğrenme programı uygulandı. İkinci gün pasif sakınma testi gerçekleştirildi ve Morris su labirenti testine başlandı. Altı gün süreli Morris su labirenti testi devam edildi ve altıncı gün değerlendirme testi yapıldı. Bulgular: Aralıklı hipoksi uygulamasının; hemogram testinde monosit, platelet ve eritrosit başına düşen ortalama hemoglobin sayılarında artış sağladığı görüldü. Ayrıca aralıklı hipoksi periyotlarında, çalışma grubunun solunum frekansı ortalamasının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Pasif sakınma testinde çalışma grubununun kontrol grubuna göre daha iyi öğrendiği tespit edildi (p<0,01). Morris su labirenti testinde iki gurup arasında fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Araştırmamızda aralıklı hipoksi uygulamasının öğrenme-bellek üzerinde olumlu etkisi olabileceğini gösterdi. Bu durum egzersizin öğrenme-bellek üzerinde olumlu etkisini solunumsal mekanizma ile açıklamaktadır. Bunlarla beraber bir çok nöral defitisitte de kullanılabilir ve mekanik ventilatör modlarından biri olarak geliştirilebilir.
Sedanter bireylerde uygulanan farklı miyofasyal gevşeme tekniklerinin esnekliğe etkisi
Amaç: Sedanter bireylerde uygulanan farklı miyofasyal gevşeme tekniklerinin esnekliğe etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-45 yaş aralığında ve vücut kütle indeksi 22-28 kg/m 2 aralığında gönüllü 45 sedanter birey katılmıştır. Katılımcılar rastgele yöntem ile 3 gruba ayrılmıştır. Her grup 15 (9 erkek+6 kadın) kişiden oluşmuştur. Farklı miyofasyal gevşeme tekniklerinin esnekliğe etkisinin araştırıldığı çalışmada Germe grubu (G), germe+köpük silindir (GK) grubu ve germe+darbeli masaj (GDM) grubuna uygulama günü 50 rpm 5 dakikalık bisiklet çevirmeyle ısınma ardından, eller baş üstü çömelme, otur-eriş testi ve dikey sıçrama testleri uygulandı. Her test 3 tekrar olarak uygulandı. En iyi sonuç test değeri olarak kaydedildi. Uygulamaların hemen ardından, 10.dakika ve 20.dakika olacak şekilde 3 farklı zaman aralığında son testler yapıldı. Grup dışı karşılaştırmalarda Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney-U Testi , grup içi karşılaştırmalarda Friedman Testi, Wilcoxon Testi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş, vücut ağırlığı, boy, vücut kütle indeksi, kol boyu grup değişkenine göre anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). G–GDM grupları arasında anlamlı fark vardır (p=0,000). GK-GDM grupları arasında anlamlı fark vardır (p=0,009). GDM grubu hem G hemde GK grubundan daha çok artış göstermiştir. Sonuç: Bu çalışmada, GDM uygulamasının, G ve GK uygulamasına göre eklem hareket açıklığı, esneklik ve dikey sıçrama kuvvetine etkisi daha yüksektir. GK uygulaması da, sadece G uygulamasına göre daha etkidir. Köpük silindir ve darbeli masaj aleti uygulamaları esneklik ve dikey sıçrama performansını olumlu yönde etkilemişlerdir. Statik germe egzersizleri sadece esnekliği olumlu etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Esneklik, Fasyal Gevşeme, Köpük Silindir, Darbeli Masaj Aleti, Eklem Hareket Açıklığı, Dikey Sıçrama Testi, Otur-Eriş Testi.
Diş taşı oluşumunun in vitro simülasyonu için kalsiyum fosfat çökmesi üzerine çeşitli parametrelerin etkisinin incelenmesi
Amaç: Diş taşının inorganik içeriğinin %76'sını oluşturan kalsiyum fosfatın kristal büyüme mekanizmasının bilinmesi ve kontrol edilebilmesi diş taşı oluşumunun inhibisyonu açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı, günlük hayatta sıklıkla tüketilen bazı sıvı besinlerin, içeceklerin, ağız bakımında kullanılan ağız çalkalama sularının, çeşitli bitkilerin sulu ekstrelerinin in vitro şartlarda diş taşı oluşumunu yansıtacağı düşünülen kalsiyum fosfat çökmesi üzerine etkilerini incelemekti. Gereç ve Yöntem: Kalsiyum fosfat çökeltisinin oluşumu, 37oC'de kalsiyum klorür dihidrat ve trisodyum fosfat çözeltilerinin uygun konsantrasyonlarının karıştırılmasından sonra 620 nm'de yaklaşık 30 dakika boyunca iki dakika aralıklarla absorbans değişimi kaydedilerek incelendi. Çökme üzerine etkisi incelenecek örneklerden 50 μL'lik hacimler karışıma ilave edilerek değerlendirme yapıldı. Bulgular: Bitkisel çaylar, meyve suları, süt ürünleri, bitki ekstrelerinin çoğu kalsiyum fosfat çökme süresini farklı oranlarda uzattı. Salata sosları çökmeyi tamamen inhibe etti. Gazlı içecekler, kafeinli içecekler ve ağız çalkalama sularının bazıları ise çekirdeklenme ve kümelenmeyi hızlandırarak çökme süresini kısalttı. Sıcaklık, pH, iyon konsantrasyonu ve karıştırma gibi faktörlerin de çökmeyi etkilediği belirlendi. Sonuç: Diş taşı oluşumunun etkili bir şekilde önlenmesi için tükürük pH'sının kalsiyum fosfat çökmesine izin vermeyecek şekilde optimize edilmesi, oral hijyen ve sağlıklı beslenme stratejilerine önem verilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Diş taşı, Kalsiyum Fosfat, Çökme, Beslenme, İçecekler
Peri ve postmenopoz kadınlarda menopoz semptomları ve vücut kitle indeksi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, peri ve post menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları menopoz semptomları ile semptomların şiddetinin vücut kitle indeksi ve bel kalça oranı ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul ilinde bir Aile Sağlığı Merkezinde yapıldı. Çalışmanın örneklemini 45-65 yaş arasında peri (n=50) ve postmenopoz (n=170) döneminde olan toplam 220 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Vaka Tanılama Formu" "Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği" kullanıldı. Vücut kitle indeksi (VKİ) ve bel kalça oranına (BKO) ait veriler araştırmacı tarafından ölçülerek elde edildi. Veriler SPSS 20 versiyonunda analiz edildi. Bulgular: Kadınlarda yaş ortalaması perimenopoz grubunda 47,28±2,29, postmenopoz grubunda 54,40±5,14' dü ve her iki grupta kadınların eğitimi genelde ilkokul düzeyindeydi. Postmenopozdaki kadınların yarıdan fazlasının (%52,3) obez olduğu, perimenopozdakilerin ise çoğunluğunun (%44,0) şişman olup obeziteye aday oldukları görüldü. Her iki gruptaki kadınların tamama yakınında BKO 0,72 ↑ olarak belirlendi. Genel olarak postmenopoz dönemindeki kadınların menopoz şikayetlerini perimenopozdaki kadınlara göre daha fazla yaşadığı saptandı (p< 0,001) ve en fazla yaşanan semptom sıcak basmasıydı (p< 0,001). Obez olan kadınların genel menopoz şikayetlerini ve özellikle somatik şikayetleri daha fazla yaşadıkları (p<0,05- p< 0,001) belirlendi. BKO açısından ise özellikle BKO 0,72 altında olan kadınların genitoüriner şikayetleri biraz daha fazla yaşadıkları saptandı (p< 0,05). Sonuç: Postmenopoz dönemindeki kadınların tüm şikayetleri perimenopoz dönemindeki kadınlardan daha fazla yaşadıkları ve obezitenin menopoz şikayetlerini arttırdığı sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Menopoz, perimenopoz, postmenopoz, menopoz semptomları, obezite
Keratokonjonktivit ön tanılı hastalardan izole edilen adenovirüs suşlarının alt tiplendirilmesi
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı klinik olarak keratokonjonktivit ön tanılı hastalardan alınan konjonktival sürüntü örneklerinde insan adenovirüsü (hAdV) varlığını araştırmak ve alt tiplerini belirlemektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Ocak 2018 ve Kasım 2019 tarihleri arasında, AdenoPlus ™ (Rapid Pathogen Screening Inc., ABD) hızlı tanı kiti ile pozitif sonuç veren keratokonjonktivit ön tanılı 82 hasta çalışmaya dahil edildi. Nükleik asit ekstraksiyonu ve kantitasyonu, kantitatif gerçek zamanlı PCR yöntemi kullanılarak ELITe InGenius (ELITechGroup, İtalya) cihazı ile gerçekleştirildi. DNA dizi analizi ABI PRISM® 3100 Genetic Analyzer (Applied Biosystems, USA) cihazı ile yapıldı. Elde edilen hADV DNA dizileri BLAST analizi ile tiplendirildi ve genotipler NCBI'nin referans hADV dizileri kullanılarak tanımlandı. Oftalmoloji polikliniğinde uygulanan dezenfeksiyon etkinliğini değerlendirmek ve farkındalığı arttırmak amacıyla çevresel sürüntü örnekleri alarak adenovirüsün varlığı araştırıldı. BULGULAR: Keratokonjonktivit ön tanılı 82 hastada hADV pozitifliği doğrulandı. Hekzon geni pozitif 72 örnekte üç genotip tanımlandı: hAdV-8 (n: 69, %95.8), hAdV-4 (n: 2, % 2.8), hAdV-19 (n: 1, % 1.4). Viral yük ortanca değeri 7,1 log 10 kopya / mL (4,7-7,4) saptandı. Filogenetik ağaçta baskın genetik yakınlık gözlemlenmedi. Çevresel örneklerde dezenfeksiyon sonrasında dahi hADV pozitifliği saptandı. SONUÇLAR: Çalışmamız oküler enfeksiyonlarda adenovirüslerin genotiplendirilmesine yönelik ilimiz ve bölgemizde yapılan ilk çalışmadır ve bulgularımız ilgili ulusal moleküler epidemiyolojik verilere katkıda bulunacaktır.
Farklı voleybol liglerindeki takımlarda görev alan voleybol antrenörlerinin sosyo-ekonomik faktörler ve iyilik hali yönünden karşılaştırılması
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de farklı kategori ve liglerde çalışan voleybol antrenörleri arasındaki sosyo – ekonomik ve iyilik hali yönünden benzerlikler ve farklılıklar incelenmiştir. Bu bağlamda Türkiye'deki voleybol antrenörlerinin farklı değişkenlere göre karşılaştırılması ve bulguların mesleki eğitimlerine rehber olması amaçlanmıştır. Ayrıca tez sonuçlarıyla bu konuda daha sonra yapılacak araştırmalar için bir kaynak oluşturulması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Birinci aşamada, tezin kavramsal çerçevesi ortaya konup, tezin literatür taraması yapılmıştır. İkinci aşamada, veri toplama aracı olarak ölçek ve anket tekniği uygulanmıştır. Çalışmamızda antrenörlere göre geliştirilen "Kişisel Bilgi ve Görüş Formu" ve Gönülaçar (2010)'un "T.V.F. Antrenör Kurslarından Mezun Olan Voleybol Antrenörleri İle M.E. B. Voleybol Etkinlikleri İçerisinde Yer Alan Beden Eğitimi Öğretmenleri Arasındaki Bazı Sosyo-Ekonomik Ve Eğitim Düzeylerinin Karşılaştırılması " başlıklı Yüksek Lisans tezi çalışmasında oluşturdukları Voleybol Antrenörlerinin Sosyo-Ekonomik ve Eğitim Düzeyleri anketi (Ek 1) ve Corbin ve arkadaşları (2005) tarafından hazırlanan ve Odabaş'ın 2017 yılında geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yaptığı İyilik Hali Kendini Algılama Ölçeği (Ek 2) uygulanmıştır.Üçüncü aşamada, anket verileri SPSS programında analiz edilmiştir. Dördüncü aşamada ise analizlerin sonuçları tartışılmıştır. Bulgular ve Sonuç: Voleybol antrenörlerinin özellikle yaşa bağlı olarak duygusal ve zihinsel iyilik hallerinin değiştiği görülmüştür. 18-30 yaş aralığında yer alan antrenörlerin 41-50 ile 61 yaş ve üzerinde yer alan antrenörlere kıyasla zihinsel ve duygusal açıdan kendilerini daha kötü hissetmektedirler.