
41
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0
Researcher
0%
DOI Rate
Discipline
Tunceli'de yetiştirilen assaf koyun ırkında bulunan BMP15 ve GDH9 doğurganlık gen polimorfizmlerinin moleküler karakterizasyonu
Koyun (Ovisaries) dünya genelinde yaygın olarak kullanılan çiftlik hayvanıdır. Süt, et, yün gibi yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini kolaylaştıran ürünlere kaynak oluşturmaktadır. Assaf koyunları ivesi ve doğu friz koyunlarının melezlemesi bir ırk olarak f-Filistinde ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı Assaf ırkında BMP15 (FecXG ve FecXI-bone morphogenetic protein 15) ve GDF9 (G1 ve G4-growth differentiationfactor9) genlerinin polimorfizmini ve genotipler ile yavru sayısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Toplam 100 koyundan kan örnekleri alındı. Genomik DNA tam kandan elde edildi. Araştırılan genlerin polimorfizmlerini belirlemek için PCR-RFLP tekniği kullanıldı. Bu çalışmada doğurganlık genleri olan GDF9 ve BMP15 genlerinin Tunceli'de yayılış gösteren Assaf koyunlarında genotip araştırılmıştır. Buna karşılık BMP15 ve GDF9 E1'de belirlenen BB-AA genotipleri diğer genotiplere göre doğurganlıkla ilişkili olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (P<0.05). GDF9 E2 de ise doğurganlıkla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Tunceli bölgesinde yetiştirilen Assaf koyunlarında belirlenen BMP15 veGDF9 belirlenen genetik farklılıkların koyunlarda doğurganlıkla ilişkili olabileceği elde edilen sonuçlarla belirlenmiştir. Koyun ıslah çalışmalarında BMP15 ve GDF9 genlerinde belirlenen bu farklılıkların yerel koyun ırklarının genetik ilerlemeleri için potansiyeli bulunmaktadır.
HAuCl4 ve Crocus sativus'tan green-sentez yoluyla altın nanopartiküllerin eldesi: Karakterizasyonu, potansiyel antimikrobiyal ve antioksidan etkileri
Bitkisel ilaçlar, yüzyıllardır geleneksel tedavilerin temelini oluşturmuş ve günümüzde de milyonlarca insan için önemli bir sağlık kaynağı olmaya devam etmektedir. Ancak düşük biyoyararlanım ve stabilite gibi sınırlamalar, bu doğal bileşiklerin etkinliğini azaltmaktadır. Lipozomlar, niozomlar ve katı lipid nanopartiküller gibi nanoveziküler sistemler, bu sorunların aşılmasında ve hedefe yönelik ilaç dağıtımında umut verici çözümler sunmaktadır. Crocus sativus (safran), safranal, pikrokrosin, krosin ve krosetin gibi biyoaktif bileşikleriyle antienflamatuar, antioksidan ve terapötik özellikler göstermektedir. Renk, aroma ve lezzet açısından gıda endüstrisinde yaygın kullanımı yanında, tıbbi araştırmalarda da değerli bir doğal kaynak olarak değerlendirilmektedir. Nanoteknoloji, ilaç dağıtımı ve tanı alanlarında önemli gelişmeler sağlarken; biyouyumluluk, toksisite, yüksek maliyet ve düzenleyici belirsizlikler gibi sınırlamalar klinik uygulamalarda zorluk oluşturmaktadır. Altın nanopartiküller (AuNP’ler), biyouyumlu ve antibakteriyel özellikleriyle dikkat çekmekte; reaktif oksijen türlerinin üretimini artırarak hücresel yapılara zarar verip bakterilerin yok edilmesini sağlamaktadır. Bu etkinlik, partikül boyutunun küçülmesiyle daha da artmaktadır. Bu çalışmada, Amasya’da üretilen Crocus sativus bitkisinin soğan, yaprak ve baharat ekstraktları ile sentezlenen AuNP'lerin karakterizasyonunun, antimikrobiyal etkilerinin ve antioksidan kapasitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında soğan (S) ve yaprağın (Y) sulu ekstraktı, baharatın ise hem sulu (BS) hem de etil alkollü (BE) ekstraktları ve bu ekstraktlarla kaplanmış AuNP’ler (soğan (SAuNP), yaprak (YAuNP), baharat su ekstraktı (BSAuNP), baharat etanol ekstraktı (BEAuNP)) olmak üzere sekiz gruba ayrıldı. Optimizasyon sağlandıktan sonra, karakterizasyon işlemleri için XRD, FTIR ve SEM analizleri yapıldı. Daha sonra Aspergillus niger ve Candida utilis mantarları, Listeria monocytogenes, metisiline dirençli Staphylococcus aureus, Streptococcus agalactiae gram pozitif bakterileri, Salmonella parathypi, Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, gram negatif bakterileri, Klebsiella pneumoniae, Acinetobacter baumannii, Campliobacter jejuni patojenleri ve Nisseria meningiditis bakterisi kullanılarak antimikrobiyal aktivite testleri gerçekleştirildi. Ek olarak tetrasiklin antibiyotik diski kullanılarak ekstraktların antibiyotikle sinerjik etkilerinin antimikrobiyal aktiviteleri değerlendirildi. Örneklerin antioksidan kapasiteleri (DPPH, ABTS, FRAP), fenolik ve flavonoid içerikleri tespit edildi. En güçlü antimikrobiyal etki BS-AuNP ekstraktında %10’luk konsantrasyonda, A. niger mantarına karşı 32.48 mm zon çapı olarak görülmüştür. Antibiyotik kombinasyonunda en yüksek antimikrobiyal aktivite BE ekstraktının %20’lik konsantrasyonunda MRSA’ya karşı 32.2 mm zon çapı büyüklüğünde görülmüştür. En düşük antimikrobiyal aktivite ise Y-AuNP antibiyotik kombinasyonunda 7.6 mm zon çapı olarak okunmuştur. Antioksidan kapasite sonuçlarına göre en yüksek değer, DPPH analizinde BS örneğinde (0.280 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. ABTS analizinde en yüksek değer Y örneğinde (2.420 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. FRAP analizinde ise en yüksek değer Y örneğinde (1.147 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. Toplam fenolik ve flavonoid madde içeriği olarak en yüksek fenolik madde miktarı Y örneğinde (0.552 µg Gallik asit Ekv. /µL), en yüksek flavonoid madde miktarı ise BS ekstresi örneğinde (2.330 µg Kuersetin Ekv. /µL) tespit edildi. Bu çalışma, Crocus sativus bitkisinin kısımlarından elde edilen ekstraktların güçlü antioksidan kapasite sergilediğini, ancak tek başına antimikrobiyal etkinliğin sınırlı olduğunu ve bu etkinliğin antibiyotiklerle kombinasyon halinde belirgin şekilde arttığını göstermiştir.
Aksenik jüvenil sakız ağacı (Pistacia lentiscus L.) eksplantlarından kallus kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu
Pistacia lentiscus L.'ta kallus kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu için etkili bir protokol geliştirmek amacıyla yüzey sterilizasyonu yapılan tohumlar, 1 mg/l IBA destekli MS besi ortamında çimlendirilmiş, sonrasında elde edilen aksenik apikal sürgünler 1 mg/l BAP + 0.5 mg/l GA3 içeren MS besi ortamında çoğaltılmıştır. İn vitro çoğaltılmış kültürlerden gelen aksenik yapraklar ve tohumların in vitro çimlendirilmesiyle elde edilen kökler, kallus indüksiyonu için eksplant kaynağı olarak kullanılmıştır. Kallus oluşumuna, her biri 0.25, 0.5, 1.0 ve 2mg/l olacak şekilde farklı oksin (IAA, IBA, NAA ve 2,4-D) ve sitokinin (BAP, Kin, TDZ ve 2İP) kombinasyonlarının etkisi ile yine her biri 1/1 kuvvette hazırlanan farklı besiyeri tiplerinin (MS, WPM, SH, B5) etkileri test edilmiştir. Bunların yanı sıra kallus kültürlerinin gelişimlerinin optimizasyonları üzerine farklı şeker tipi (glukoz ve sukroz) ve konsantrasyonları (15, 30, 50 mg/l), farklı pH (4.5, 5, 5.8, 6.5, 7), farklı ışık yoğunluğu (20,40,80 μmol/s), farklı sıcaklık (10, 20, 25, 30, 35°C) uygulamaları ile farklı besiyeri tipleri (MS, WPM, SH, B5) ve konsantrasyonlarının (0.25, 0.5, 1 ve 2 mg/l) etkileri test edilmiştir. Kallus kültürlerinin başlatılması çalışmalarında besiyeri tipi olarak hem kök (%80) hem yaprak (%84) eksplantları için, 1/1 MS besi ortamının, farklı BBD tipleri bakımından hem kök (%80) hem yaprak (%80) eksplantları için 1mg/l Kin ve 1 mg/l 2,4-D içeren MS besi ortamının en iyi sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Kallus kültürlerinin gelişimleri üzerine optimizasyon çalışmalarında ise, farklı besiyeri tiplerinin araştırıldığı denemede kök (%80) ve yaprak (%100) eksplantlarında 1/1 MS besi ortamının, farklı şeker tip ve konsantrasyonlarının araştırıldığı denemede, kök ve yaprak eksplantlarında 15 mg/l sukroz ortamının, farklı pH uygulamaları arasında kök (%96) ve yaprak (%100) eksplantlarında pH 5.8 ortamının, farklı ışık şiddeti uygulamaları arasında kök eksplantları için 20 μmol (%100), yaprak eksplantları için 80 μmol (%100) ışık uygulamalarının, farklı sıcaklık uygulamaları arasından ise hem kök (%76) hem yaprak (%100) eksplantlarında 25°C sıcaklık uygulamasının en iyi sonuçları verdiği tespit edildi. Özetle bu çalışma, değerli sekonder metabolitlerin P. lentiscus L. kallus kültürleri yoluyla daha fazla miktarlarda üretilmesine ışık tutacak, aynı zamanda kallus kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu için rutin olarak kullanılabilecek bir protokol geliştirilmesine olanak sağlamıştır.
Bazı ağır metal uygulamalarının ın vitro ortamda çoğaltılmış juvenil sakız ağacı (pistacia lentiscus l.) eksplantlarında triterpenoit miktarları üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, geleneksel tıpta birçok hastalığın tedavisinde kullanılan ve tıbbi olarak değerli sekonder metabolitleri içeren Pistacia lentiscus L. (Sakız ağacı) bitkisinin farklı konsatrasyonlarda bazı ağır metal (elisitör) uygulamalarının in vitro koşullarda bu bitkinin triterpenoit miktarları ve çeşidi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda sakız ağacına ait olgun tohumlar 1mg/l IBA destekli MS besi ortamında çimlendirilmiş, elde edilen jüvenil sürgünler 1 mg/l BAP, 0.5 mg/l GA3 ile destekli MS besi ortamında prolifere edilmiştir. Aksenik stok materyallerden, yaklaşık 1 cm uzunluğunda alınan sürgünler 1, 2 ve 4 mg/l olmak üzere 3 farklı konsantrasyonda bakır nitrat, gümüş nitrat, nikel nitrat, kurşun nitrat ve kobalt klorür içeren 1 mg/l BAP ve 0.5 mg/l GA3 destekli MS besi ortamında kültüre alınmıştır. Kültür başlangıcından itibaren 28 gün sonra gövde ile yaprak kısımları oda sıcaklığında kurutularak etanol ekstreleri hazırlanmış ve LC-MS/MS ile GS-MS analizleri yapılmıştır. Ağır metal elisitasyonu sonucunda P.lentiscus L. yaprak ve gövde ekstrelerinin antikanser özelliği bilinen Ursonik, Moronik, Oleononik, Mastikadienolik, Oleonolik ve Ursolik asit triterpenlerine ait miktarlarının kontrol gruplarına oranla artış gösterdiği ayrıca kontrol grubunda bulunmayan bazı triterpenoit bileşiklerin de sentezlendiği tespit edilmiştir. Ağır metal elisitasyonunun jüvenil sürgünlerin kontrol grubuna oranla ortalama gövde sayısını ve gövde oluşturma kapasitesini azalttığı, ortalama gövde uzunluğunu ise arttırdığı belirlenmiştir.
Bazı abiyotik stres uygulamalarının in vitro ortamda çoğaltılmış juvenil sakız ağacı (Pistacia lentiscus L.) eksplantlarında triterpenoit miktarları üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, sakız bitkisinin in vitro sürgün kültürlerine farklı stres (tuz, sıcaklık, ışık, UV-B) uygulamalarının bu bitkinin ekstraktlarında doğal olarak bulunan başta antikanser olmak üzere çok sayıda tıbbi etki gösterdiği bilinen bazı triterpenoit yapıdaki sekonder metabolitlerin miktarlarının arttırılması üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Söz konusu stres uygulamalarına in vitro koşullarda maruz bırakılan Pistacia lentiscus L'un sürgün kültürlerinde bu metabobolitlerin iz miktarlardan gram seviyelerine kadar arttırılabilme yollarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda in vitro kültür uygulamalarında öncelikle yüzey sterilizasyonu yapılan sakız ağaçlarına ait tohumlar 1mg/l IBA destekli MS besi ortamında çimlendirilmiş, elde edilen jüvenil sürgünler 1 mg/l BAP, 0.5 mg/l GA3 ile destekli MS besi ortamında prolifere edilmiştir. In vitro çoğaltılan aksenik sürgünlerden yaklaşık 1 cm boyunda alınan eksplantlar düşük ve yüksek sıcaklık (4 ve 37 °C); aydınlık ve karanlık; farklı miktarlarda tuz (25, 50 ve 100 mg/l olmak üzere 3 farklı oranda) ve 5 gün boyunca 15, 30 ve 45 dk süreyle UV-B uygulamalarına maruz bırakılarak kültüre alınmıştır. Yapılan tüm denemelerde 30 gL-1 sukroz ile desteklenmiş 1mgL-1 BAP ve 0,5 mgL-1 GA3 içeren MS (Murashige Skoog,1962) bazal besi ortamı kullanılmıştır. Kültür başlangıcından itibaren 28 gün sonra gövde ile yaprak kısımları oda sıcaklığında kurutularak etanol ekstreleri hazırlanmış ve LC-MS/MS analizleri yapılmıştır. Elisitasyon uygulamalarının sürgün gelişimi ile triterpenoit içeriğinin değişimi üzerine olan etkisinin araştırıldığı çalışmada;15 dk UV-B uygulamasının juvenil yaprak ekstrelerinde kontrol grubunda bulunmayan Mastikadienolik asit miktarını 0,012 ppm seviyesine yükselttiği tespit edilmiştir. Yine 25 mg/l NaCl uygulamasının gövde ekstrelerinde kontrol grubunda hiç bulunmayan Ursolik asit miktarını 0,028 ppm seviyesine; bunun yanısıra 4°C düşük sıcaklık uygulaması Ursonik asit miktarını ise gövde ekstrelerinde 0,037 ppm seviyesine; yaprak ekstrelerinde ise 25 mg/l NaCl uygulamasının 0,015 ppm seviyesine yükselttiği tespit edilmiştir. Sürgün gelişimlerine ait morfolojik gözlemlere bakıldığında ise stres uygulamalarının gövde sayısını, yaprak ve gövde kuru ağırlığını azalttığı, özellikle yapraklarda klorozis, sararma ve kırmızılaşmalara yol açtığı görülmüştür.
In Vitro ve In Vivo yetiştirilen antepfıstığı (Pistacia vera L.)’nın tuz ile (NaCl) elisitasyonu, enzim inhibisyonu ve antihipertansif aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Pistacia vera L. (Antepfıstığı)’nın tohumları farklı tuz konsantrasyonlarının (0, 50, 150, 250 mM) elisitör olarak kullanıldığı, ancak herhangi bir bitki büyüme düzenleyicisi içermeyen Murashige ve Skoog (MS) besi ortamında bir kontrol grubu ile birlikte çimlendirilmiştir. Kontrol ve elisitasyon grubuna ait kök, gövde ve yaprakları ile In vivo (doğal) koşullarda yetişen erkek ve dişi genotiplerine ait kök, gövde ve yapraklarının antihipertansif ve antioksidan aktiviteleri ile enzim inhibisyon aktiviteleri incelenerek karşılaştırılmıştır. Genel olarak tuz elisitasyonu uygulamalarının biyolojik aktiviteyi kontrol gruplarına oranla arttırdığı, bunun yanı sıra In vivo kökenli ekstrelerin In vitro kökenli ekstrelere kıyasla daha yüksek değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. En yüksek antihipertansif aktivite (77,7) In vivo dişi yaprak ekstrelerinden elde edilmiştir. Ayrıca, bütirilkolinesteraz (BChE) enzim inhibisyonuna karşı In vivo kökenli ekstrelerin daha etkili sonuçlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Test edilen ekstreler arasında In vivo genotiplere ait erkek kök ekstrelerinin hem antiüreaz (61,98±1,71) hem de antitirozinaz (35,28±0,27) aktivite bakımından güçlü inhibitör etki gösterdiği belirlenmiştir. In vivo dişi genotiplerin kök kısımları toplam fenolik içerik (316,79±4,26), ve In vivo erkek genotiplerin kök kısımları ise, toplam flavonoid içerik (44,37±1,55) bakımından zengin bulunmuştur. Çalışılan tüm ekstreler, antioksidan test sonuçlarına (DPPH, ABTS ve CUPRAC) göre antioksidan aktivite sergilemiştir. Bununla birlikte, In vivo erkek genotiplerin yaprak ekstrelerinin, bütillenmiş hidroksitoluen (BHT) ve a-Tokoferol (a-TOC) standart sonuçlarından önemli ölçüde daha yüksek antioksidan aktivite sergilediği kaydedilmiştir. Dolayısıyla, P. vera L.’nın bu tez kapsamında çalışılan kısımlarının farmakolojik çalışmalar için yüksek bir potansiyel teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
Sason orijinli Fritillaria Imperialis ekstrelerinin gümüş nanopartiküllerle enkapsülasyonu, karakterizasyonu, antimikrobiyal ve antioksidan etkilerinin araştırılması
Son yıllarda artan ilaç direnci, doğal kaynaklardan geleneksel ilaçların keşfine olan ilgiyi yeniden canlandırmıştır. Fritillaria cinsi bitkiler, zengin biyoaktif bileşenleriyle her geçen gün dikkat çekmektedir. Bu bitkiler, antiinflamatuar, antitussif, nöroprotektif ve antitümör aktivitelere sahip olan çeşitli bileşikler içerir. Tasarlanmış nanopartiküller (NP'ler), antibakteriyel etkileriyle enfeksiyon tedavisinde potansiyel bir alternatif sunmuştur. Gümüş nanopartiküllerin (AgNP) antimikrobiyal aktivitesi, bakterilere yüzeyden bağlanma ve oksidatif stres oluşturma süreçlerine dayanmaktadır. Ancak, Fritillaria imperialis L. bitkisinin Gümüş nanopartikül (AgNP) ile sentezlenmiş formlarının aktiviteleri hakkında yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Batman / Sason kökenli F. imperialis L. bitkisinin soğan, gövde ve çiçek özleri ile sentezlenen AgNP'lerin karakterizasyonunu ve antimikrobiyal etkileri ve antioksidan kapasitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çiçek (su ve etil alkol ekstresi), gövde ve soğan olmak üzere 4 gruba ayrılarak homojenize edildi. Daha sonra ekstreler herbiri ikiye bölünerek yarısı yalın halde, yarısı ise AgNP ile kaplandı. Böylece çalışma toplam 8 gruptan oluştu. Optimizasyon sağlandıktan sonra, karakterizasyon işlemleri için XRD, FT-IR ve SEM analizleri yapıldı. Daha sonra Candida utilis, Neisseria meningitidis, Listeria monocytogenes, Klebsiella pneumoniae, Acinetobacter baumannii, Salmonella paratyphi, Aspergillus niger, MRSA ve Escherichia coli bakterileri üzerinde antimikrobiyal aktivite testleri gerçekleştirildi. İlaveten, penisilik antibiyotik diskleri ile ekstrelerin kombin uygulaması ile antibiyotik ve ekstrelerin sinerjik uygulaması karşılaştırıldı. Bununla birlikte antioksidan kapasiteleri (DPPH, ABTS, FRAP), fenolik ve flavonoid içerikleri tespit edildi. Agar kuyu difüzyon testinde elde edilen sonuçlara göre, en yüksek değer bitkinin soğan ekstresinde Neisseria meningitidis bakterisinde görüldü (19,2 mm zon çapı). Çiçek ve gövdede ise antimikrobiyal etki görülmedi. AgNP nano kaplı ekstrelerin tümü genel olarak antimikrobiyal etki göstermiştir. En yüksek etki yine soğan-AgNP ekstresinde Neisseria meningitidis’te tespit edildi (15,4 mm zon çapı). Ekstrelerin Penisilin kombinasyonu ile gerçekleştirilen analiz sonucu en yüksek antimikrobiyal etki Pseudomonas aeruginosa’da görüldü (26,26 mm zon çapı). Antioksidan kapasite sonuçlarına göre en yüksek değer, DPPH analizinde çiçek (etanol)-AgNP ekstresinde, ABTS ve FRAP analizlerinde ise çiçek etanol ekstresinde belirlenmiştir. Toplam fenolik ve flavonoid madde içeriği olarak en yüksek değer yine çiçek(etanol)-AgNP ekstresinde bulunmuştur. Sonuç olarak F. imperialis L. ekstresinin AgNP ile kaplanması, antimikrobiyal ve antioksidan etkisini artırmış olup, dirençli bakterilerin elimine edilmesi, antibiyotiklerin yetersiz kalması durumunda sinerjik etki ile ilacı desteklediği ve sağlığa yararlı etkileri tespit edilmiştir. Bu bitkinin insan sağlığına diğer etkilerinin etraflıca araştırılması için daha çok preklinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hyoscyamus aureus L. (Solanaceae) türünün farklı özütlerinin fitokimyasal içerikleri, antioksidan, antimikrobiyal, antibiyofilm ve enzim inhibisyon yeteneklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Hyoscyamus aureus L. (Solanaceae)'nin toprak üstü kısımlarından elde edilen farklı çözücü ekstraktlarının (kloroform, etanol ve su) fitokimyasal bileşimi ve biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Analizler toplam fenolik ve flavonoid içeriğini, antioksidan potansiyelini 1,1-Difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH) ve 2,2’-Azino-bis (3- etilbenzotrazolin-6-sülfonat) (ABTS) katyon radikali giderimi ve Bakır (II) iyonu indirgeme antioksidan kapasitesi (CUPRAC) yöntemleri aracılığıyla, antimikrobiyal ve antibiyofilm aktivitelerini minimum inhibitör konsantrasyın (MİK) yöntemiyle (Gram pozitif, Gram negatif bakterilere ve maya suşuna karşı) ve asetilkolinesteraz, bütirilkolinesteraz, elastaz ve hiyalüronidazı hedef alan enzim inhibisyon analizlerini içermektedir. Fitokimyasal profilleme sıvı kromatografi-kütle spektrometresi/kütle spektrometresi (LC-MS/MS) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. En yüksek verim HAWE (Hyoscyamus aureus su ekstraktında; %16.14) en düşük verim ise HAEE’den (Hyoscyamus aureus etanol ekstraktında; %5.34) elde edildi. Test edilen ekstreler arasında, HAEE, en yüksek toplam fenolik (25.48 μg PEs/mg ekstre) ve flavonoid (26.66 μg QEs/mg ekstre) içeriğini ve en güçlü antioksidan aktiviteyi (DPPH için IC₅₀: 46.12 µg/mL; ABTS için IC₅₀: 33.88 µg/mL; CUPRAC için A₀.₅: 44.26 µg/mL) gösterdi. Antimikrobiyal deneylerde, kloroform özütü (HACE) en güçlü inhibitör etkiyi gösterirken, HAEE sırasıyla %11.8 ve %20.2 inhibisyonla Escherichia coli ATCC 25922 ve Staphylococcus aureus ATCC 25923’e karşı en etkili antibiyofilm aktivitesini gösterdi. Hiçbir ekstre anti-elastaz aktivitesi göstermezken, HACE standart ile karşılaştırılabilir oranda anti-hiyalüronidaz aktivitesi gösterdi. LC-MS/MS analizi, ekstreler boyunca ana bileşenler olarak (HACE: 28.4126 ng/mL, HAEE:7796.0074 ng/mL, ve HAWE:7722.1826 ng/mL) klorojenik asit (HACE:683.9282 ng/mL, HAEE:15859.1327 ng/mL, HAWE:3267.1777 ng/mL) ve hesperidin (HAEE:3974.9121 ng/mL) olduğunu ortaya koydu. Çok değişkenli analiz ısı haritası, Pearson korelasyonu, ana bileşen analizi (PCA), hiyerarşik bileşen analizi (HCA) fitokimyasal içerikler ve biyolojik aktiviteler arasındaki ilişkileri araştırmak için uygulandı. Bu çalışma, H. aureus ekstrelerinin fitokimyasal profilleriyle korelasyon halinde antioksidan, antimikrobiyal, antibiyofilm ve enzim inhibitör özelliklerini bildiren ilk kapsamlı çalışmadır. Bu bulgular, H. aureus’un farmasötik, gıda ve kozmetik endüstrilerinde potansiyel uygulamaları olan biyoaktif bileşikler için umut verici bir doğal kaynak olabileceğini düşündürmektedir.
Endüstriyel kenevir (Cannabis sativa L.) bitkisinde bitki gelişiminin ve lif veriminin hidroponik yöntemle teşvik edilmesi
İnsanlık tarihinin en eski kültür bitkilerinden biri olan kenevir (Cannabis sativa), bütün sanayi kollarında ekonomik değere sahip, hemen hemen tüm kullanım alanlarında üstünlükleri söz konusu olan kıymetli bir bitkidir. Kenevir lifleri en kaliteli lifler arasında olup aynı zamanda antibakteriyel özelliğe sahiptir. Kenevir tarımında biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması bitkinin verim ve kalite unsurlarını arttırmaya yönelik çalışmaları kapsamakta olup son yıllarda yaygınlaşmıştır. Tarımsal biyoteknolojik çalışmaların başlıcalarından biri olan hidroponik yöntem (topraksız tarım) sağladığı birçok avantajından dolayı modern tarımda önemli bir yere sahiptir. Endüstriyel kenevir bitkisi ve bu bitkinin liflerinden elde edilen ürünler ile küresel endüstriyel ürün pazarına ülkemizi rekabetçi ve iddialı bir şekilde dahil edebilmek için yapılan bu çalışmada, tarımsal biyoteknolojik bir yöntem olan topraksız tarım (durgun su kültürü) kullanılarak lif veriminin arttırılması hedeflenmiştir. Bu amaçla tescilli, yerli bir çeşit olan Narlı kenevir (Cannabis sativa L.) bitkisinde, durgun su kültüründe, indol bütirik asit (IBA), silisyum (Si) elementi ve bazı makro elementlerin (azot, fosfor, potasyum) bitki gelişimi ve lif verimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Başlangıç materyali olarak kullanılan Narlı kenevir tohumları çimlendirme ortamına ekilerek 2 hafta boyunca gelişmeye bırakılmıştır. 2 haftanın sonunda 2. gerçek yaprak çiftini veren kenevir bitkileri, 3 farklı durgun su kültürü ortamı (Grup-1: N:P:K besinleri 255:45:267 oranında; Grup-2: NPK + 10 ppm Si; Grup-3: NPK + 1 ppm IBA) ile topraklı saksı (Grup-4: toprak:torf:perlit / 1:1:1) ortamında yaklaşık 2 ay geliştirilmiştir. Bu süre sonunda hasat edilen bitkilerde, kök yaş-kuru ağırlığı, gövde yaş-kuru ağırlığı, gövde uzunluğu, gövde kalınlığı, yaprak boyu ve eni, nispi su içeriği (%NSİ), fotosentetik pigment içeriği, malondialdehit (MDA), yaprak sekonder metabolit (CBD, THC, CBN) içeriği, % lif içeriği, toplam selüloz içeriği parametreleri ışığında, farklı yetiştirme ortamlarının ve yetiştirme ortamlarındaki farklı uygulamaların etkisi incelenmiştir. Hasat edilen bitkilerde havuzlama yöntemi kullanılarak, liflerin bitkinin odunsu kısmından %100 oranında ayrıldığı görülmüştür. Yapılan analizler neticesinde kök yaş-kuru ağırlığı, gövde yaş-kuru ağırlığı, gövde uzunluğu, gövde kalınlığı, yaprak boyu ve eni, %NSİ, fotosentetik pigment içeriği, % lif içeriği, toplam selüloz içeriği bakımından topraksız ortamın, topraklı ortamdan daha iyi sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Bununla birlikte yine topraksız ortamda, bitkide stres göstergesi olan MDA içeriği ve yaprak sekonder metabolit (CBD, THC, CBN) içeriği açısından en düşük sonuçlar elde edilmiştir. Tüm bu parametrelerde test edilen gruplar arasında Si içeren durgun su kültürü ortamında yetiştirilen kenevir bitkilerinin en iyi sonuçları verdiği belirlenmiştir. Çalışmada, durgun su kültüründe IBA uygulamasının bitkinin genel olarak incelenen tüm gelişim parametrelerinde en düşük sonuçları verdiği görülmüştür. IBA uygulaması yapılan bitkiler, lif verimi, selüloz içeriği, bitki boyu, gövde/kök yaş-kuru ağırlığı, %NSİ parametrelerinde en düşük değere sahipken, stres altında miktarı artan MDA ve sekonder metabolit (CBD, THC, CBN) içeriği açısından ise en yüksek değere sahip olmuştur. Bu tez çalışmasının temel hedeflerinden biri olan lif veriminin arttırılmasıyla ilgili sonuçlar değerlendirildiğinde; lif içeriği Si uygulamasında %29,122 (Grup-2); Grup-1’de %24,018; Grup-4’de %19,989; Grup-3’de %13,743 olarak bulunmuştur. Lif kalitesini belirleyen unsur olan selüloz içeriğinin, test edilen uygulamalarda ortalama %61 ile %82 aralığında olduğu belirlenmiştir. %82’lik en yüksek toplam selüloz oranı Si uygulanmış durgun su kültürü ortamında yetiştirilen bitkilerden elde edilmiştir. Sonuç olarak durgun su kültüründe Si uygulanarak yetiştirilen kenevir bitkisinde hem lif verimi hem lif kalitesi bakımından topraklı ortama göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda endüstriyel kenevir bitkisinin yetiştirilmesinde, kullanılan durgun su kültürü yöntemi ile uygulanabilir önemli bir alternatif sunulmuştur. Yapılan bu tez çalışmasının, ülkemizde bu alanda yapılan ilk araştırma olması sebebiyle, tarımsal biyoteknolojik yollarla kenevir bitkisinde lif veriminin arttırılmasına yönelik literatürde yer alan boşluğa önemli ölçüde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Spirulina ve fikosiyanin ekstrelerinin yeşil sentez yoluyla Fe3O4 manyetik nanopartikül kaplanması, karakterizasyonu, antimikrobiyal ve antioksidan etkilerinin araştırılması
Fikosiyanin, yüksek antioksidan, anti-enflamatuvar ve immünomodülatör etkileriyle bilinen, spirulina gibi siyanobakterilerden elde edilen doğal bir pigmenttir. Serbest radikal temizleme kapasitesi sayesinde tıbbi ve biyoteknolojik uygulamalarda önemli bir potansiyele sahiptir. Spirulina ise protein, vitamin ve mineral açısından zengin bir süper gıda olmasının yanı sıra, biyolojik aktivitesi yüksek bileşikler içermesi nedeniyle nanoteknolojik uygulamalarda biyouyumlu kaplama malzemesi olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, Fe₃O₄ manyetik nanopartiküllerinin fikosiyanin ve spirulina ile modifiye edilerek biyomedikal uygulamalara yönelik potansiyelinin araştırılması amaçlanmıştır. Fe₃O₄ nanopartikülleri, kimyasal birlikte çöktürme yöntemi kullanılarak iki aşamalı sentezlenmiş ve farklı konsantrasyonlarda fikosiyanin veya spirulina ile adsorpsiyon yöntemiyle kaplanmıştır. Elde edilen Fe₃O₄ nanokompozitlerin yapısal ve morfolojik özellikleri XRD, FTIR ve SEM teknikleri ile karakterize edilmiştir. Ayrıca, pnömoni ile ilişkili patojen bakterilere karşı antimikrobiyal aktiviteleri (Agar kuyu difüzyon testi, MIC testi) ve biyokimyasal özellikleri (toplam fenolik-flavonoid içeriği ve antioksidan aktiviteleri: DPPH, CUPRAC, FRAP testleri) değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, Fe₃O₄ nanopartiküllerinin fikosiyanin ve spirulina gibi doğal biyomoleküllerle modifikasyonunun biyouyumluluğunu artırarak toksisiteyi azalttığını ve fonksiyonel özelliklerini iyileştirdiğini göstermektedir. Bu çalışma, doğal kaynaklı biyomoleküllerin nanoteknoloji alanında kullanımını teşvik eden yenilikçi bir yaklaşım sunarak, biyomedikal uygulamalar için güvenli ve etkili bir platform geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.
Mardin/Derik orjinli Ecballium elaterium özünün antimikrobiyal ve antioksidan etkilerinin ve fenolik içeriğinin araştırılması
Günümüzde birçok hastalığın tedavisinde bilinçsiz bir şekilde kullanılan antibiyotikler genellikle bakterilerin direnç kazanmasına sebep olmuştur. Bunun sonucunda bu tür hastalıkların tedavileri imkânsız olmaya başlamaktadır. Bundan dolayı bilim insanları tıbbi bitkileri antimikrobiyal ajanların hastalık tedavisinde zengin bir kaynak olarak gösterilmektedir. Birçok bitki, içerdikleri sekonder metabolitler ile antimikrobiyal özelliğe sahip olduğu için alternatif tıpta kullanılmaya başlanmıştır. Son yıllarda gıda, ilaç ve kozmetikler sanayinde doğal kaynak olarak tıbbi ve aromatik bitkiler üzerine yoğunlaşılmıştır. Fitokimkayasallar antimikrobiyal, antiviral, antioksidan ve antikanser gibi birçok biyolojik aktivite göstermektedir. Bu çalışmada, Mardin/ Derik orjinli Ecballium elaterium bitki özünün gram negatif bakteriler (Escherichia coli, Salmonella parathypi, Salmonella Poona ve Campliobacter jejuni), gram pozitif (Staphylococcus aureus, Bacillus subtilis) patojen mikroorganizmalar ve laktik asit bakterileri (Lactobacillus reuteri ve Lactobacillus plantarum) üzerinde antimikrobiyal aktivitesi, minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) ve antioksidan kapasite seviyeleri belirlenmiştir. 1:1 v/v metanol kloroform karışımı öğütülmüş bitki örneğine 1/5 oranında uygulanmış ve daha sonra üç gün boyunca desikatörde saklanmıştır. 35 °C'de buharlaştırmanın ardından elde edilen ekstraktı hazırlamak için 10 ppm damıtılmış su kullanılmıştır. Hazırlanan örnekler 1/5 agar kuyucuk difüzyon testi MIC testi, DPPH yöntemi, FRAP yöntemi ile demir iyonlarını şelatlama aktivitesi tayini yöntemlerinde kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Agar kuyu testinde Ecballium elaterium ekstraktının en çok Salmonella parathypi A’de antimikrobiyal etki göstermiştir (23 mm zon çapı). Daha sonra ikinci en etkili olduğu bakteri MRSA (12 mm zon çapı) olmuştur. Ayrıca, E. coli k-2 (11 mm zon çapı), E.coli RSSK (10 mm zon çapı), S. aureus ve Salmonella poona (9 mm zon çapı), B. Sublitus (6 mm zon çapı) ve Lactobacillus plantarum (4 mm zon çapı) üzerine antimikrobiyal etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ancak Campliobacter jejuni ve Lactobacillus reuteri bakterilerine karşı antimikrobiyal etki göstermemiştir. İlaveten, yapılan antioksidan kapasite testleri ile ekstraktın standartlara kıyasla oldukça güçlü antioksidatif etki gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, zengin antimikrobiyal ve antioksidatif özellikleri tespit edilen E. elaterium ekstraktının, mevcut gram pozitif ve nagatif bakterilere karşı antimikrobiyal etki gösterdiği tespit edildi. Sonuç olarak mevcut bitkinin potansiyelinin daha fazla keşfedilmesi için birçok in vitro / in vivo çalışmalara ihtiyaç vardır.
Kuraklık stresi altındaki yer fıstığı (arachis hypogaea l.) bitkisinde salisilik asitin etkileri
Bu tez çalışmasında Halisbey yer fıstığı (Arachis hypogaea L.) bitkisi polietilen glikol (PEG-6000) kaynaklı kuraklık stres faktörüne maruz bırakılmıştır. Kuraklık stresinin yarattığı hasarın derecesini belirlemek ve bu hasarın hafifletilip hafifletilmediğinin değerlendirilmesi amacıyla bitkilerde salisilik asidin (SA) farklı konsantrasyonlarının (1 mM ve 10 mM) etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla kontrol ve tüm uygulama bitkilerinde fotosentetik pigment içerikleri (klorofil-a, klorofil-b, toplam karotenoid), prolin içeriği, MDA içeriği, toplam fenolik ile toplam flavonoid madde içerikleri ve yağ asidi içerikleri değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda bitki tohumları önceden hazırlanmış saksılara (torf:toprak:perlit) ekilmiş, kontrollü koşulların sağlandığı bitki büyütme odasında gelişmeye bırakılmıştır.5 hafta boyunca ¼ Hoagland besin çözeltisiyle sulanan bitkilere, bu sürenin sonunda kontrol grubu hariç (0 mM PEG) farklı oranlardaki (%3 ve %9) PEG ile PEG+SA uygulamaları 2 hafta boyunca yapılmıştır. Toplam 5 haftalık gelişim peryodundan sonra bitkilere 2 hafta boyunca PEG ile birlikte SA uygulamaları yapılmış ve 14. günü takiben bitkiler hasat edilmiştir. Kuraklık (PEG) stresinin Halisbey yer fıstığı bitkilerinde fotosentetik pigment içerikleri üzerinde meydana getirdiği değişimlerin belirlenmesi amacıyla klorofil-a, klorofil-b ve toplam karotenoid içeriği üzerindeki etkiler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Klorofil-a içeriği için sonuçlar incelendiğinde; PEG uygulamaları ile kontrole göre meydana gelen azalmalar SA eklenmesi sonucu artış göstermiştir. Bu uygulamalarda meydana gelen en yüksek artış 1,442 µg/g TA ve takiben 1,408 µg/g TA ile sırasıyla %3 PEG+10 mM SA ve %9 PEG+10 mM SA gruplarındaki bitkilerden elde edilmiştir. Hem %3 PEG hem de %9 PEG uygulamalarına eklenen SA, klorofil-b içeriğinde de artışa yol açmıştır. 10 mM SA eklenmesi ile klorofil-b içeriğinde meydana gelen artışlar 1 mM SA eklenen deney gruplarına göre daha fazla olmuştur. Aynı şekilde %3 ve %9 PEG stresine maruz bırakılan bitkilerde toplam karotenoid miktarları kontrole göre azalma göstermiş, SA’nın ayrı ayrı uygulanması içerikte artışa neden olmuştur. Membranlarda meydana gelen hasarın etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yer fıstığı bitkilerinde MDA içeriklerinde meydana gelen değişimler incelenmiş, %3 PEG uygulamasında MDA içeriği kontrol grubuna kıyasla yaklaşık 2 kat, %9 PEG’de ise yaklaşık 3 kat artmıştır. Ortama eklenen SA’lar MDA içeriklerinde yaklaşık yarı yarıya azalmalara yol açmıştır. %3 PEG uygulamasında 5,548 µmol/g TA olan MDA içeriği SA uygulaması ile 2,939 µmol/g TA (%3 PEG + 10 mM SA)’ya ve %9 PEG uygulamasında 6,339 µmol/g TA olan değer %9 PEG + 10 mM SA eklenen grupta 3,070 µmol/g TA’ya kadar düşmüştür. Tüm uygulama grupları toplam fenolik/flavonoid madde içerikleri bakımından değerlendirildiğinde SA’lar içerisinde yüksek oranlar 10 mM SA eklenmesi sonucu elde edilen ekstrelerden sağlanmıştır. Toplam fenolik madde içeriği için en yüksek değer 87,429 μg GAEs/mg ekstre ile %3 PEG + 10 mM SA uygulamasından elde edilmiş bunu 67,480 μg GAEs/mg ile %9 PEG + 10 mM SA takip etmiştir. %3 PEG + 10 mM SA uygulaması, %9 PEG + 10 mM SA uygulamasına kıyasla daha yüksek toplam fenolik madde içeriği sağlamıştır. %3 PEG, bitkinin stresle başa çıkma kapasitesini daha verimli bir şekilde artırarak, fenolik bileşiklerin daha fazla sentezlenmesine neden olmuş olabilir. Bu da %3 PEG'in bitki üzerindeki etkisinin daha optimal olduğunu göstermektedir.Toplam flavonoid madde içeriği için en yüksek değer 47,279μg QEs/mg ekstre ile %3 PEG uygulama grubundan elde edilmiştir Bunu 27,018 μg QEs/mg ile %9 PEG + 10 mM SA uygulaması takip etmiştir. %3 PEG'nin en yüksek flavonoid içeriğini sağlamasının nedeni, bitkilerdeki stres yanıtlarının en verimli şekilde tetiklendiği ve flavonoid üretiminin en fazla bu seviyede uyarıldığı bir ortam yaratması olabilir. %9 PEG biraz daha sınırlı bir artış sağlamıştır. Bu, PEG'in osmotik stres yaratma kapasitesinin önemli olduğunu, ancak belirli bir seviyeden sonra fazla stresin bitkiyi olumsuz yönde etkileyeceğini göstermektedir.Sonuç olarak, PEG'nin flavonoid üretimi üzerinde güçlü bir artırıcı etkisi olduğu, ancak bu etkinin PEG konsantrasyonunun artmasıyla sınırlanabileceği ve SA'nın bu süreci destekleyebileceği ancak tek başına PEG kadar etkili olmadığı söylenebilir.Prolin içeriği bakımından en yüksek değere kontrole göre 4 kat ve %9 PEG uygulamasına göre 3 kat artış ile %9 PEG + 10 mM SA (12,779 mmol/g TA) uygulaması sahip olmuştur. Bu tez çalışmasında ayrıca yer fıstığı bitkilerinden hazırlanmış olan hekzan ekstreleri kullanılarak yağ asidi analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde kontrol grubuna kıyasla artış oranı gösteren yağ asitleri %3 PEG uygulamasında Palmitik asit, Linoleik asit metil ester, Fitol ve Heptakosan olurken, % 9 PEG’de Heptadekan, Palmitik asit, Linoleik asit metil ester, Fitol, Heptakosan ve Skualen yağ asitleri olmuştur. Tüm uygulama gruplarında majör yağ asitleri sırasıyla Palmitik asit, Oleik asit metil ester, Linoleik asit metil ester olarak, minör yağ asitleri ise sırasıyla Heptokosan ve Skualen olmuştur. Bu çalışma bulguları, SA uygulamalarının, özellikle de 10 mM SA konsantrasyonunun, kuraklık stres faktörü altındaki Halisbey yer fıstığı bitkilerinde kuraklığın yarattığı olumsuz etkileri azaltma potansiyeline sahip olabildiği sonucunun çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak, SA’nın yarattığı bu etkilerin stres türüne, stresin oranına, koşullarına, uygulama şekline ve bitki türüne bağlı olarak değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır. Bu alanda yapılan çalışmaların sınırlı sayıda olması, bu araştırmanın özgünlüğünü ve literatüre katkısını daha da değerli kılmaktadır. Bu nedenle, SA gibi fitohormonların stres yönetimi stratejilerindeki etkilerinin kesin bir şekilde anlaşılabilmesi için çok daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasından alınan veriler ve gelecekte yapılacak olası araştırmalar, SA ve benzeri fitohormonların strese karşı etkinliğini daha iyi anlamamıza ve bitkilerin çeşitli çevresel stresler (kuraklık, tuzluluk, vb.) altındaki dayanıklık ve uyum stratejilerini çözmemize destek olabilir.
Yarı katı besi ortamında juvenil aspir (Carthamus tinctorius L. cv. Safir) sürgün kültürlerinin optimizasyonu ve geçici daldırma biyoreaktör sistemlerinde (TIS) çoğaltımı
Bu tez çalışması, aspir bitkisi (Carthamus tinctorius L. cv. Safir) sürgünlerinin in vitro çoğaltımı için yarı katı besi ortamlarında ve geçici daldırma biyoreaktör sistemlerinde (TIS) optimum koşulların belirlenmesini hedeflemektedir. Çalışmanın ilk aşamasında, farklı besi ortam tipleri (MS, SH ve Gamborg), karbon kaynakları (sukroz, glukoz, maltoz) ve sitokininlerden (BAP, KIN ve TDZ)’nin NAA ile kombinasyonları test edilmiştir. Sonuçlar, tam kuvvette 1X MS besi ortamı, 30 g/L sukroz ve 2 mg/L BAP + 0.5 mg/L NAA kombinasyonunun, rejenerasyon oranı (%100), gövde uzunluğu (2.80±0.21 cm) ve gövde/eksplant oranı (1.33±0.15) bakımından en iyi performansı sunduğunu göstermiştir. Buna ek olarak, 1X MS besi ortamı, 30 g/L sukroz ve 2 mg/L TDZ + 0.5 mg/L NAA kombinasyonunun da yüksek rejenerasyon oranı (%100), gövde uzunluğu (2.30±0.20 cm) ve gövde/eksplant oranı (1.33±0.19) ile benzer sonuçlar sağladığı belirlenmiştir. Ancak, bu iki kombinasyon karşılaştırıldığında, 2 mg/L BAP + 0.5 mg/L NAA kombinasyonunun daha uzun süre hayatta kalma ve daha iyi rejenerasyon yeteneği göstermesi nedeniyle sıvı ortama uyarlama çalışmalarında bu kombinasyon tercih edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, yarı katı ortamda optimize edilen bu protokol, sıvı ortamda geçici daldırma biyoreaktör sistemi (RITA®) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, farklı daldırma süreleri (8, 16, 24 saat) ve sıklıklarının (8, 16, 24 dakika) sürgün gelişimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, en yüksek gövde uzunluğunun (1.69±0.19 cm) ve en iyi gövde/eksplant oranının (1.21±0.11) 24 saatlik daldırma ve 16 dakikalık sıklık (24s/16d) protokolü ile sağlandığını göstermiştir. Tüm morfolojik veriler ve uygulama kolaylığı değerlendirildiğinde, 24s/16d protokolünün vitrifikasyon oranını minimumda tutarak üstün bir performans sergilediği ve pratiklik açısından da en uygun seçenek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, aspir bitkisi sürgün proliferasyonu için yarı katı besi ortamları ve geçici daldırma biyoreaktör sistemlerinde etkili, ölçeklenebilir ve verimli bir yöntem geliştirmiştir. TIS, özellikle kitlesel üretim için uygun bir alternatif olarak öne çıkmış ve aspir bitkisinin tarımsal ve endüstriyel kullanım potansiyelini artırmaya yönelik önemli bir temel sağlamıştır.
Yerel Karacadağ çeltik (Oryza sativa L.) çeşidinde kurşun stresi üzerine salisilik asit ve metil jasmonat uygulamalarının etkileri
Bu tez çalışmasında ekzojen metil jasmonat (MeJA) ve salisilik asidin (SA) kurşun (Pb) metali stresi altındaki çeltik bitkilerinde fotosentetik pigment içeriği (klorofil-a, klorofil-b, toplam karotenoid), prolin, malondialdehit (MDA), toplam protein içerikleri üzerindeki etkiler ve ağır metal toksisitesini azaltma yeteneği araştırılmıştır. Deneyde farklı konsantrasyonlardaki Pb (0, 100, 400 ppm) stresine maruz bırakılan Karacadağ çeltik çeşidi Hazro popülasyonuna ait bitkilere, yapraktan püskürtme yoluyla 2 farklı konsantrasyonda metil jasmonat (MeJA) ve salisilik asitin (SA) ayrı ayrı (2mM ve 20mM SA ile 20µM ve100 µM MeJA) ve kombine etkileri (2mM SA+20µM MeJA) uygulanmıştır. Çeltik bitkilerinde fotosentetik pigment içerikleri için sonuçlar değerlendirildiğinde; Pb stres faktörü uygulamasında (100 ve 400 ppm) klorofil-a içeriğinde kontrol grubuna göre anlamlı artışların olduğu görülmüştür. Pb toksisitesine yanıt olarak meydana gelen bu artış, bitkinin klorofil-a içeriği bakımından stresten etkilenmediğini göstermiştir. Klorofil-b ve toplam karotenoid içeriğinde Pb’nin her iki konsantrasyonu için, kontrol grubuna göre azalmanın olduğu ve dolayısıyla bitkinin bu bakımından Pb toksisitesinden etkilendiği tespit edilmiştir. İncelenen her üç fotosentetik pigment içeriği için en yüksek artış iki elisitörün birlikte uygulandığı (2 mM SA+20 µM MeJA) gruptaki bitkilerden elde edilmiştir. 400 ppm Pb toksisitesinde elisitörlerin eklenmesi ile oluşturulan gruplar düşük MDA içeriği göstermiş ve en yüksek azalmanın 0,537 µmol/g TA ile 2 mM SA+20 µM MeJA uygulanan bitkilerde olduğu görülmüştür. Bu durum, bu uygulamada lipit peroksidasyonun engellendiğini ve Pb stresine karşı koyarak MDA içeriğini düşürdüğü sonucu çıkarılmasına yol açmıştır. 400 ppm Pb toksisitesinde elisitörlerin tek başına uygulaması toplam fenolik madde içeriğinde artışa yol açarken, flavonoid madde içeriklerinde azalmalar kaydedilmiştir. İki parametrede de yüksek konsantrasyondaki Pb uygulamasında elisitörlerin kombine uygulaması içeriklerde önemli oranda artışla sonuçlanmıştır. 100 ppm Pb stres faktörüne maruz bırakılan çeltik bitkilerinde elisitör uygulaması prolin içeriğini konsantrasyona bağlı olarak değişen şekillerde etkilerken, 400 ppm Pb stresinde prolin içeriğinde anlamlı artışlar olmuştur. Tüm uygulamalar içerisinde toplam protein içeriği yönünden en yüksek artış 8,325 mmol/g TA ile 400 ppm Pb+2 mM SA+20 µM MeJA uygulanan deney grubunda elde edilmiş ve bu grupta toplam protein miktarı bakımından en yüksek iyileşme sağlanmıştır.400 ppm Pb stres faktörüne karşı çeltik bitkilerine uygulanan elisitörlerin konsantrasyon arttıkça Pb içeriğinde anlamlı düşüşler olmuş ve bu düşüşlerde MeJA’nın Pb toksisitesine karşı koymada SA’dan daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, özellikle de yüksek Pb konsantrasyonunda (400 ppm), MeJA+SA’nın birlikte uygulamaları MDA miktarını azaltıp fotosentetik pigmentler, toplam protein, prolin ve sekonder metabolitleri iyileştirerek Pb'nin toksik etkisini indüklemiş ve incelenen tüm bu özellikler yönünden en iyi sonuçların elde edilmesine yol açmıştır.
Yaban keçisi capra aegagrus erxleben, 1777 (Mammalia: Artiodactyla)’un Batman ilinde doğal yayılış alanlarının ve popülasyon yoğunluklarının belirlenmesi
2020-2022 yılları arasında Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Batman ili sınırlarında sekiz farklı istasyonda gerçekleştirilen saha ve izleme çalışmaları ile doğrudan ve fotokapan gözlem teknikleri kullanılarak yaban keçisinin (Capra aegagrus) dağılış alanları, popülasyon yoğunlukları ve habitat tercihleri tespit edilmiştir. IUCN’nin kırmızı liste ölçütlerine göre duyarlı (VU) kategoride yer alan C. aegagrus türünün izlenmesi için oluşturulan istasyonlarda 2169 gün arazide kalan toplam 12 fotokapana ait 1486 veri elde edilirken çalışmalarda 181 foto kapan-gün değerine ulaşılmış ve başarı oranı 1.98 fotoğraf/100 foto kapan-gün değeri olarak bulunmuştur. C. aegagrus’a ait gerçekleştirilen doğrudan gözlemlerde 307 birey (127 dişi; 82 yavru ve 98 erkek ) tespit edilirken, fotokapanlar ile 360 birey (112 erkek; 131 dişi ve 117 yavru) tespit edilmiştir. Ayrıca, yıllara göre değerlendirilecek olursa fotokapan ile 2020 yılında 59, 2021 yılında 139 ve 2022 yılında ise 162 birey tespit edilirken, doğrudan gözlemlerde 2020 yılında 76, 2021 yılında 79 ve 2022 yılında ise 152 birey tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda, yaban keçisi C. aegagrus’un Batman ilinin kuzey ve güney bölgelerindeki dağlık ve ormanlık alanları tecih ettiği ve 100 Ha alanda ortalama 2.62 oranında muhtemel dağılış gösterdiği anlaşılmaktadır. Çalışma alanında yavru sayısındaki oranın düşük çıkması belli yaştaki dişi ve erkek avcılığının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Bu veriler ülkemizde dağılış gösteren C. aegagrus hakkında ki mevcut bilgilere önemli katkılar sağlayacağı gibi, gün geçtikçe sayıları daha da azalan yaban keçilerinin habitat tercihlerinin, besin tercihinin ve aktivite desenlerinin belirlenmesinde, daha aktif ve kapsamlı koruma programlarının geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.
Batman ilinde yayılış gösteren çizgili sırtlanlar (Hyaena hyaena (Linnaeus, 1758)) üzerine araştırmalar
Hyaenidae familyası yeryüzünde sadece 4 türle (Crocuta crocuta, Proteles cristata Hyaena brunnea ve Hyaena hyaena) temsil edilmektedir. Ülkemizde ise sadece çizgili sırtlan (H. hyaena) yayılış göstermektedir. 2020-2023 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu çalışmada Batman ili sınırları içerisinde çizgili sırtlanın varlığının, yayılış alanının ve türe yönelik tehditlerin tespit edilmesi amacıyla doğrudan ve dolaylı gözlem çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Avcılar, çobanlar ve kırsal alanlarda yaşayan yöre insanları ile yapılan görüşmeler sonucunda belirlenen 104 lokasyonda düzenli aralıklarla doğrudan ve dolaylı gözlemler gerçekleştirilmiş ve dört mevsim süresince belirli periyotlarla bu lokasyonlara foto kapan bırakılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda Batman ilinin 20 farklı lokalitesinde çizgili sırtlan varlığı tespit edilmiştir. Ülkemizde sayıları azalmakta olan çizgili sırtlanlar IUCN (Dünya Doğa ve Doğal Yaşamı Koruma Birliği)’ne göre küresel ölçekte Tehdite Yakın (NT) kategorisinde iken Akdeniz bölgesinde Hassas (VU) kategorisinde listelenmektedir. Ayrıca gözlemler süresince türe yönelik tehditler de belirlenerek koruma önerileri sunulmuştur.
Endemik Salvia pseudoeuphratica Rech.f. bitkisinin hücre süspansiyon kültürlerinin optimizasyonu ve bazı AgNP uygulamalarının total fenolik, flavonoid, antioksidan aktivite ile bazı terpenoid bileşiklerin miktarları üzerine etkileri
Salvia cinsine ait türler, geleneksel tıpta drog olarak kullanılan yapılarında birçok terapötik özellik barındıran önemli bir tıbbi kaynaktır. Bu tez çalışması, özellikle endemik ve tehlike altındaki Salvia pseudeuphratica Rech.f.'in türünün biyoteknolojik yöntemlerle optimize edilmiş bir hücre süspansiyon kültür protokolünün oluşturulmasına odaklanmaktadır. Bu bağlamda, hücre süspansiyon kültürleri yoluyla elde edilen bitkisel materyallerin antioksidan aktivite, enzim inhibisyonu etkileri ve terpenoid bileşikleri üzerindeki etkileri değerlendirilerek, terapötik bileşiklerin biyoteknolojik yöntemlerle sürdürülebilir bir şekilde üretilmesine de katkı sağlamak amaçlanmıştır. Ayrıca, Salvia pseudeuphratica Rech.f.'in AgNP uygulamaları ile terpenoid içeriği, toplam fenolik ve flavonoid miktarları ile antioksidan kapasite değerleri üzerindeki farklı etkileri değerlendirilmiştir. Bu tez kapsamında yürütülen çalışmalarla, kritik tehlike altında olan ve lokal endemik bir tür olan Salvia pseudeuphratica Rech.f. bitkisinin biyoteknolojik teknikler kullanılarak ilk defa kallus ve hücre süspansiyon kültürleri oluşturulmuş, ayrıca hücre süspansiyon kültürlerinde bazı AgNP uygulamalarının (100, 200, 400 ve 800 µg/ml) total fenolik, flavonoid, antioksidan aktivite, enzim inhibisyonu ile bazı terpenoid bileşiklerin miktarları üzerine etkileri de ilk kez araştırılmıştır. Bulgular, Salvia pseudeuphratica Rech.f.'in hücre süspansiyon kültürlerine uygulanan gümüş nanopartiküllerin (AgNP'lerin) antioksidan aktiviteleri üzerinde belirgin etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle, 24 ve 48 saatlik sürelerde 400 ve 800 µg/ml konsantrasyonlarda uygulanan AgNP'lerin antioksidan aktivitelerinde önemli bir artış gözlemlenmiştir. Ayrıca, DPPH, ABTS ve CUPRAC yöntemleriyle yapılan antioksidan aktivite çalışmaları, DPPH yönteminde 12 Saat 400 µg/ml AgNP uygulaması (IC50:100,00±1,98 µg/mL), ABTS yönteminde 24 Saat 100 µg/ml AgNP uygulaması (IC50:56,82±0,59 µg/mL) ve CUPRAC yönteminde ise 24 Saat 400 µg/ml AgNP (A0.5:79,591±0,59) uygulamasının en yüksek antioksidan aktiviteyi sergilediğini ortaya koymuştur. Antioksidan etkilerinin yanı sıra, AgNP'lerin bitki hücrelerinde enzim aktiviteleri üzerinde de belirgin etkileri olduğu görülmüştür. Özellikle, BChE enzim aktivitesi üzerinde 24 saatlik süre içinde 400 µg/ml AgNP uygulamasının belirgin bir artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Bu, Salvia pseudeuphratica Rech.f.'in biyolojik aktivitelerini düzenleyen AgNP uygulamalarının, özellikle BChE üzerindeki etkisinin zaman ve konsantrasyona bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Bunun yanı sıra sonuçlar hem toplam fenolik (22,43±0,50 μg PEs/mg ekstre) hem de total flavonoid (11,02±0,26 μg QEs/mg ekstre) içerikleri bakımından 24 saat 400 µg/ml AgNP uygulamasının diğer parametrelere oranla iyi sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Terpenoid analizi sonuçları, AgNP uygulamalarının, bitki kültürlerindeki terpenoid profiline önemli etkiler sağladığını ve özellikle oleanolik asit miktarında belirgin artışlara neden olduğunu göstermektedir. Oleonolik asit’in AgNP uygulaması yapılmayan kontrol grubu örneklerinde bulunmadığı halde bütün AgNP uygulamalarının Oleanolik asit’in sentezinin uyardığı tespit edilmiştir. Süspansiyon kültürlerinde üretilen en yüksek Oleanolik asit miktarı 24 Saat 400 µg/ml AgNP uygulamasında 3995,80 µg analit/g ekstrakt olarak tespit edilmiştir. Bu durum, AgNP'lerin bitki metabolizmasını etkileyerek belirli terpenoidleri artırma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma ile, Salvia pseudeuphratica Rech.f.'in hücre süspansiyon kültürlerinde AgNP uygulamalarının antioksidan aktiviteler, enzim aktiviteleri ve terpenoid profil üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Düzce ili memeli biyoçeşitliliği ve ekolojisi
2015-2016 yılları arasında memeli yaban hayvanları üzerine gerçekleştirilen bu çalışma ile Düzce ili ve civarında, 33 gözlem noktası oluşturulmuştur. Dört mevsim olacak şekilde gerçekleştirilen çalışmalarımızda doğrudan ve dolaylı gözlem yöntemleri kullanılarak çalışılan alanların koordinatları GPS yardımıyla alınmış, yükselti ve habitat özellikleri tarihlere göre not edilmiştir. Doğrudan gözlem yöntemlerinde tuzaklama çalışmalarının yanı sıra dürbün, video kamera, DSLR fotoğraf makinesi ve fotokapan gibi uygun malzemeler kullanılırken, dolaylı gözlemlerde ayak izi, dışkı, ağaç kabuklarının soyulması, yiyecek artıkları vb. belirtiler kullanılmıştır. Toplam 33 istasyona ait gözlem ve fotokapan verileri sonucunda çalışma alanında karaca (Capreolus capreolus), geyik (Cervus elaphus), su samuru (Lutra lutra), kurt (Canis lupus), bozayı (Ursus arctos), yaban tavşanı (Lepus europaeus), uzun kanatlı yarasa (Miniopterus schreibersii), çakal (Canis aureus), yaban kedisi (Felis silvestris), kaya sansarı (Martes foina), porsuk (Meles meles), sincap (Sciurus anomalus), kirpi (Erinaceus concolor), gelincik (Mustela nivalis), yaban domuzu (Sus scrofa) ve tilki (Vulpes vulpes) olmak üzere 7 ordo, 10 familyaya ait 16 memeli türü tespit edilmiştir. Uzun kanatlı yarasa (M. schreibersii) alanı dışında diğer 32 alana her mevsim en az 15 gün kalacak şekilde bırakılan fotokapanların toplam arazide kalma gün sayısı 2915 gün olarak gerçekleşmiştir. Bu süre içerisinde 132 fotokapana ait 1359 veri kaydı elde edilirken, kamera tuzaklarına yakalanma frekansı en yüksek tür çakal (C. aureus), en düşük frekansa sahip tür ise gelincik (M. nivalis) olmuştur. Yapılan bu çalışmalar ile Düzce ili ve çevresinde dağılış gösteren memeli türlerinin tespit edilmesinin dışında bu türlerin popülasyon eğilimi ve habitat seçimleri de ortaya konmuştur.
Pistacia terebinthus galinin bazı biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Pistacia terebinthus üzerinde oluşumu Slavum aff. mordvilkoi afiti tarafından indüklenen galden hazırlanan petrol eteri, aseton, metanol ve su ekstrelerinin antimikrobiyal aktivitesi disk difüzyon yöntemiyle, toplam fenolik miktarları gallik asite, toplam flavonoit içerik kersetine eşdeğer olarak; antioksidan aktiviteleri DPPH, ABTS ve CUPRAC yöntemleri kullanılarak belirlendi. Tüm ekstreler farklı düzeylerde antimikrobiyal aktivite sergilemiştir. En yüksek inhibisyon zon (14 mm) aseton ekstresi tarafından S. aureus'a karşı, en düşük MİK değeri (50 µg/ml) aseton ekstresi tarafından C. albicans'a karşı ve en düşük MBK değeri (500 µg/ml) ise yine aseton ekstresi tarafından S. aureus ve S. pyogenes'e karşı kaydedilmiştir. Toplam fenolik madde miktarı açısından en zengin ekstrenin aseton ekstresi olduğu (204.28 µgGAs/mg ekstre), toplam flavonoit içerik açısından en zengin ekstrenin ise etanol ekstresi (21.21 µgQEs/mg ekstre) olduğu belirlendi. Antioksidan aktivite açısından petrol eteri ekstresi aktivite göstermezken diğer ekstreler pozitif kontrollere yakın/yüksek aktivite göstermiştir.
Endemik ajuga vestita boıss. bitkisinin farklı eksplantlarından itibaren kallus oluşturma potansiyeli ve oluşan kallusun biyolojik aktivitesinin araştırılması
Ajuga vestita BOISS. bitkisi, tıbbi öneme sahip, endemik ve “EN-Tehlikede”kategorisinde olan Ajuga cinsine ait bir türdür. Bu çalışmada Ajuga vestita BOISS.’in in vitro sürgünlerinden elde edilen fidelerin farklı kısımlarından, literatür taramalarında daha önce hiç çalışılmamış olan kallus kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu ile kallustan sürgün elde etme potansiyelinin belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla öncelikle yüzey sterilizasyonu tamamlanan Ajuga vestita BOISS.’in olgun tohumları hormonsuz 1/4 MS besi ortamında çimlendirildi. Aksenik sürgün uçları, 0.125 mg/L-1 Kin içeren 1/1 MS besi yerinde çoğaltılarak kallus oluşturma çalışmalarında başlangıç materyali olarak kullanılacak in vitro sürgünler elde edildi. İn vitro ortamda yetiştirilen sürgünlerin yaprak, gövde, kök kısımları ve testası çatlatılmış olgun tohumlar, sitokinin (Kin, BAP) ve oksinin (2,4-D) farklı konsantrasyonlarının bulunduğu 1/1 MS besi ortamında ayrı ayrı kültüre alındı. Çalışma sonucunda, kültüre alınan tüm eksplant çeşitlerinde kallus oluşumu gözlendi. Ancak, tüm eksplant tiplerinde en iyi kallus oluşumunun 0.5 mg/L-1 Kin+2.0 mg/L-1 2,4-D içeren besi ortamında olduğu belirlendi. Bununla birlikte, 0.5 mg/L-1 Kin+2.0 mg/L-1 2,4-D besi ortamında kültüre alınan yaprak ve testası çatlatılmış tohumların kallus kültürüne en iyi cevap veren eksplant tipleri olduğu saptandı. Kallus geliştirme ve kallustan sürgün oluşturma potansiyeli için tüm materyallerden elde edilen kalluslar, önce hormonsuz besi yerinde 4 hafta kadar bekletildi. Kök ve gövde eksplantlarında oluşan kallusların tamamıyla karardığı, buna karşın yaprak ve tohum eksplantlarının sarı ve açık yeşil renkte kallus oluşturduğu gözlendi. Bu nedenle yaprak ve tohum ekspklantlarından elde edilen kalluslar sürgün elde etme çalışmalarında kullanılmak üzere, BAP ve Kin’in farklı konsantrasyonlarını (0.125, 0.5, 1.0, 2.0, 4.0, 6.0, 8.0, 10.0 mg/L-1) ayrı ayrı içeren 1/1 MS besi ortamlarında kültüre alındı. 0.125 ve 0.5 mg/L1 BAP içeren besi ortamlarında kültüre alındıktan 5 hafta sonra sürgün oluşumu görüldü. 4.0-10.0 mg/L-1 BAP içeren besi ortamında ve Kin konsantrasyonlarının çoğunda oluşan kalluslarda ise kök oluşumu tespit edildi. Çalışmamızda, BAP ve Kin’in farklı konsantrasyonlarından elde edilen kallusların toplam fenolik ve flavonoid miktarları gallik asit ve kersetine eş değer olarak belirlendi. Aseton ekstresinin fenolik ve flavonoid miktarının metanol ekstresinden daha fazla olduğu tespit edildi. Bununla birlikte, DPPH serbest radikali giderim aktivitesi yöntemi kullanılarak kalluslardan hazırlanan aseton ve metanol ekstrelerinin total antioksidan aktivite tayini gerçekleştirildi. En yüksek antioksidan aktivite %88.91 inhibisyon ile 500 μg/L-1 konsantrasyonundaki metanol ekstresinde tespit edildi. 250 ve 500 μg/ L-1 konsantrasyonundaki aseton ve metanol ekstrelerinin aynı konsantrasyonlardaki pozitif kontrol olarak kullanılan BHT’den daha yüksek etkiye sahip oldukları tespit edildi.
Balcı aspir (Carthamus tinctorius L.) çeşidinin mikroçoğaltımı
Aspir (Carthamus tinctorius L.), gerek beslenme gerekse de biyoyakıt üretiminde öne çıkan yağlı tohumlu bitkilerin başında gelmektedir. Bu tez çalışmasında, 2011 yılında tescil edilen ve linoleik tipte olan Balcı aspir çeşidinin olgun tohumlarından itibaren optimum mikroçoğaltım prosedürünün oluşturulması amaçlandı. Aspir bitkisinin in vitro yetiştirme koşullarını belirlemek amacıyla, ilk olarak tohumların sterilizasyonunun sağlanması için sodyum hipokloritte (NaOCI) bekletme süreleri test edildi. %5'lik NaOCI'in farklı sürelerinde (10, 15, 20, 25, 30, 40,50, 60 dk) ayrı ayrı bekletilen tohumlar çatlatılan ve çatlatılmayan olmak üzere 2 farklı şekilde kültüre alındı. Enfeksiyon riskinin azaltılması için tohumların %5'lik NaOCl'de minimum 60 dakika bekletilmesi gerektiği belirlendi. Çatlatılmış tohumların tamamının çimlendiği, çatlatılmamış tohumların ise çok az sayıda (%16.6) çimlendiği görüldü. İn vitro çimlenme için tohumların mutlaka çatlatıldıktan sonra kültüre bırakılması gerektiği tespit edildi. Aspir tohumlarının in vitro çimlendirilmesine, MS gücünün (kontrol, 1/1, ½, ve ¼), karbon kaynağının (30 g/L sakkaroz, maltoz ve fruktoz) ve ışığın (karanlık ve aydınlık -16/8 fotoperiyod) etkisi ayrı ayrı incelendi. MS besi ortamındaki tohumların kontrol grubuna (MS içermeyen) göre daha iyi geliştiği ve morfolojik gelişimde gözönünde bulundurulduğunda ¼ MS'in en uygun besi ortamı olduğu belirlendi. Bununla birlikte besi ortamında kullanılan şeker çeşidinin etkili olduğu ve sakkarozun diğer şekerlerden daha iyi sonuç verdiği saptandı. Aspirin hem aydınlık hem de karanlık ortamda çimlendiği ancak çimlenen tohumların aydınlık ortamda daha iyi gelişme gösterdiği belirlendi. Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde, tohumlar için en iyi çimlenme koşulları; 30 g sakkaroz ile desteklenmiş ¼ MS besi ortamında ve aydınlıkta (16/8 fotoperiyod) kültüre alınan çatlatılmış tohumlarda olduğu tespit edildi. Mikroçoğaltma çalışmalarında, in vitro koşullarda çimlendirilen tohumlardan elde edilen steril fideler kullanıldı. Sürgün çoğaltılmasında BAP ve Kinetinin (Kin) farklı konsantrasyonlarının (0.5, 1.0, 2.0, 4.0 mg/L) etkisi araştırıldı. Sitokinin içermeyen kontrol grubu dışında test edilen BAP ve Kin oranlarının tümünde yeni sürgün oluşumu gözlendi. BAP konsantrasyonları arasında en iyi sürgün çoğaltımı, eksplant başına yaklaşık 5.33 adet sürgün ile 0.5 mg/L BAP'lı ortamdan elde edilirken, Kin uygulamalarında sırasıyla 3.75 - 3.33 adet sürgün ile 0.5 ve 4.0 mg/L Kin içeren ortamdan elde edildi. Ancak BAP uygulamalarının genelinde ve 4.0 mg/L Kin uygulamasında oluşan sürgünlerde vitrifikasyon olduğu belirlendi. Bu nedenle, vitrifikasyonun olmadığı köklenmeye uygun sağlıklı sürgünlerin geliştiği 0.5 mg/L Kin ile desteklenmiş MS besi ortamının balcı aspir çeşidinin in vitro sürgün çoğaltımı için en ideal ortam olduğu tespit edildi. İn vitro sürgünlerin köklendirilmesi amacıyla MS besi ortamına NAA (0.5, 1.0, 2.0 mg/L) ve IAA (0.5, 1.0, 2.0 mg/L) in farklı konsantrasyonları ilave edildi. 0.5 mg/L NAA ve IAA hariç tüm gruplarda sürgünlerin köklendiği ve en iyi kök oluşumunun, eksplant başına 20 adet ile 2.0 mg/L NAA içeren ortamda kültüre alınan sürgünlerde olduğu tespit edildi. Elde edilen köklü fideler torf – perlit karışımı içeren saksılara dikilerek toprağa adaptasyonu sağlandı. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, Balcı aspir (Carthamus tinctorius L.) çeşidinin olgun tohumlarından itibaren in vitro çimlenme, sürgün çoğaltımı ve köklendirilme için ideal bir protokol oluşturuldu.
Kahramanmaraş yöresi Nannospalax (Rodentia:Spalacidae)'larının karyolojik ve serolojik analizleri
Ülkemizde körfareler üzerine moleküler çalışmalar fazla olmadığından kromozomal çeşitliliklerin sebep olduğu taksonomik karışıklıklar tam olarak giderilememiştir. Bu çalışma ile Kahramanmaraş yöresinde dağılış gösteren körfarelerin karyolojik ve serolojik özellikleri ortaya çıkarılarak türün taksonomisine katkı sunmak amaçlanmıştır. Elbistan, Çağlayancerit, Pazarcık, Afşin ve Göksun civarlarından 2015-2017 tarihleri arasında canlı olarak yakalanan toplam 11 N. ehrenbergi (3♂♂, 8♀♀) ve bir N. xanthadon (♂) örneği karyolojik ve serolojik olarak çalışılmıştır. Çalışma alanında ikisi N. ehrenbergi (2n=52 ve 2n=60) türüne, biride N. xhantadon (2n=60) türüne ait olmak üzere üç farklı kromozomal popülasyon tespit edilmiştir. Her üç kromozomal popülasyona ait birer örneğin (1♂♂, 2♀♀) elektroforetik analizleri yapılarak birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Bu kromozomal popülasyonların elektroforetik analizlerinde N. ehrenbergi türünün 2n=52 formunda 10, 2n=60 formunda ise 12 bant tespit edilmiştir. N. xanthadon türünde (2n=60) ise yine 12 bant tespit edilmiştir. N.ehrenbergi ve N. xanthadon (2n=60) popülasyonları kantitatif olarak benzerlik gösterirken kalitatif olarak birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Sonuç olarak elde edilen serolojik veriler her üç kromozomal formun birbirlerinden farklı olduğunu göstermiştir. Örneklere ait post ve iskeletler Batman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Araştırma Laboratuvarında muhafaza edilmektedir.
İn vitro kültür koşulları ve tuzluluk (NaCl) stresi altında çimlendirilen aspir (Carthamus tinctorius L.) bitkisinde meydana gelen morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal değişimler
Bu çalışmada balcı aspir (Carthamus tinctorius L.) çeşidinin olgun tohumlarının in vitro koşullarda çimlenmesi üzerine sodyum klorurun (NaCI) etkisi araştırıldı. Bu amaçla yüzey sterilizasyonu yapılan aspir tohumları farklı konsantrasyonlarda (0, 50, 75, 150, 300 mM) NaCI bulunan 1/4 MS ortamında inkübe edilerek büyüme odasında çimlenmeye bırakıldı. 3 haftalık kültür periyodu sonunda uygulanan tuzluluk faktörünün morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisi incelendi. Uygulama sonrası elde edilen verilere göre; Balcı aspir çeşidinin çimlenme yüzdelerini NaCl tuz faktörünün olumsuz etkilediği tespit edildi. Uygulama grupları karşılaştırıldığında, kontrol grubunda %100 olan çimlenme yüzdesinin, 150 mM NaCl uygulamasında %30’a ve 300 mM uygulamasında ise %5’e düştüğü tespit edildi. Fidelerin morfolojik özellikleri değerlendirildiğinde genel olarak gelişimin oldukça yavaşladığı, 300 mM konsantrasyonda ise fide gelişiminin olmadığı görüldü. İn vitro çimlendirilen fidelerin gerçek su içeriği (GSİ), yeşil aksam taze ağırlıkları, sürgün ve kök uzunluğunun tüm NaCl konsantrasyonlarında azaldığı belirlendi. Ancak tuz stres faktörü fidelerin yeşil aksam kuru ağırlıklarında ise istatistiki olarak anlam ifade eden bir azalmaya neden olmadı. Tuz uygulamalarının şiddetine paralel olarak aspir fidelerinde Malondialdehit (MDA), prolin ve H2O2 içeriğinin arttığı görüldü. En yüksek MDA ile prolin içeriğinin 150 mM NaCl uygulamasında, en yüksek H2O2 içeriğinin ise 75 mM NaCl uygulamasında gelişen aspir fidelerinde olduğu tespit edildi. Aspir fidelerinin toplam fenolik ve flavonoit madde miktarlarının kontrol grubundan düşük olduğu saptandı. Kontrol grubunda 206.0 μg olan flavonoit madde içeriğinin, 75 mM NaCl konsantrasyonunda 119.5 μg a düştüğü tespit edildi. Fenolik madde içeriğindeki azalmanın ise en fazla 100.5 μg ile 75 mM NaCl konsantrasyonunda gelişen aspir fidelerinde meydana geldiği görüldü. Tuz stres faktörüne maruz bırakılan aspir fidelerinin, DPPH serbest radikali giderme aktivitelerinin kontrol grubu da dahil olmak üzere NaCl uygulama gruplarının tamamında düzenli olarak arttığı tespit edildi. En yüksek DPPH serbest radikali giderim aktivitesi, %91.32 inhibisyon ile 150 mM NaCI uygulamasının 500 μg ml-1 konsantrasyonundan elde edildi. 150 mM NaCl uygulanan aspir fidelerinin, pozitif kontrol olarak kullanılan BHT ve BHA’dan tüm konsantrasyonlarda, askorbik asitten ise 10 μg ml-1 konsantrasyonunda daha yüksek antioksidan aktivite gösterdiği tespit edildi.
Siyah sarımsak ile kekiğin zatürre patojen bakterileri üzerine antimikrobiyal ve antioksidatif sinerjik etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, siyah sarımsak ile kekiğin zatürre patojen bakterileri üzerine antimikrobiyal ve antioksidatif sinerjik etkileri araştırılmıştır. Çalışmamızda su ve etil alkol ekstrelerinin antimikrobiyal aktivitelerini belirmek için agar kuyu difüzyon, minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) ve minimum bakterisidal konsantrasyonu (MBC) testleri yapılmıştır. Bu şekilde toplam fenolik, flavonoid, ve antioksidan kapasite (DPPH-2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl, CUPRAC-Cupric Reducing Antioxidant Capacity, FRAP-Fluorescence recovery after photobleaching) belirlenmiştir. Agar kuyu difüzyon testinde beyaz sarımsağın (BS) su ekstraktında (SE) en yüksek etki gösterdiği bakteri Staphylococcus aureus (34.64 mm zon çapı) iken, BS etil alkol(EE) ekstraktı uygulanan bakterilerde en yüksek Pseudomonas aeruginosa ve Klebsiella pneumoniae (30.48mm zon çapı) olduğu görülmüştür. Siyah sarımsak su ekstraktı (SSSE) uygulanan bakterilerde sadece Staphylococcus aureus (9.44 mm zon çapı) üzerinde etkili olurken, siyah sarımsak etil alkol ekstraktının (SSEE’nin) en etkili olduğu bakteri Pseudomonas aeruginosa (18.17mm zon çapı aralığı) olduğu belirlenmiştir. Kekiğin su ekstraktının (KSE) en etkili olduğu bakteri Klebsiella pneumoniae (23.50mm zon çapı) iken, etil alkol ekstraktının (KEE) en etkili olduğu bakteri ise Pseudomonas aeruginosa (20.62 mm zon çapı) olarak tespit edilmiştir. BS+KSE en etkili olduğu bakteri Klebsiella pneumoniae (22.34mm zon çapı) iken, BS+KEE’nin (23.79mm zon çapı) en etkili olduğu bakteri yine Klebsiella pneumoniae olduğu verisine ulaşılmıştır. SS+KSE’nin sadece Pseudomonas aeruginosa bakterisine etkili (8.52 mm zon çapı) iken, SS+KEE’nin en etkili olduğu bakteri Acinetobacter baumannii (38.50 mm zon çapı) olarak tespit edilmiştir. MBC testi verilerine göre, BSSE (0.012 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili iken, MIC testi için en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus (0.094 mg/mL) olarak bulunmuştur. MBC testinin BSEE (0.012 mg/mL) Pseudomonas aeruginosa hariç diğer tüm bakterilerde etki gösterirken, MIC BSEE’nin (0.023 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus bilgisi elde edilmiştir. MBC testinin SSSE’de (0,188 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Pseudomonas aeruginosa iken, MIC SSSE’de (0.750 mg/mL) sadece Klebsiella pneumoniae bakterisine etki etmiştir. MBC testinin SSEE (0.012 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili iken, MIC SSEE’nin (0.047 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus olarak bulunmuştur. MBC testinin KSE‘de (0.375 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus ve Acinetobacter baumannii iken, MIC KEE’nin hiçbir bakteri izolatında etkili olmadığı görülmüştür. MBC testinin KEE’de (0.375 mg/mL) tüm bakterilerde etkili iken, MIC KEE’nin (0.023 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus olduğu verisine ulaşılmıştır. MBC testinin BS+KSE (0.012 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Klebsiella pneumoniae ve Staphylococcus aureus iken, MIC BS+KSE (0.375 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus tespiti yapılmıştır. MBC testinin BS+KEE (0,012 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Klebsiella pneumoniae ve Staphylococcus aureus iken, MIC BS+KEE (0.023 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Staphylococcus aureus ve Acinetobacter baumannii olduğu bilgisine ulaşılmıştır. MBC testinin SS+KSE (0.012 mg/mL) en etkili olduğu bakteri Staphylococcus aureus iken, MIC SS+KSE (0.188 mg/mL) sadece Staphylococcus aureus bakterisinde etkili olmuştur. MBC testinin SS+KEE (0.012 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Staphylococcus aureu ve Acinetobacter baumannii iken, MIC SS+KEE (0.023 mg/mL) en etkili olduğu bakteriler Pseudomonas aeruginosa ve Staphylococcus aureus olduğu tespit edilmiştir. Biyokimyasal testlerde araştırılan ekstraktlar arasında, en yüksek fenolik madde miktarı değerleri KSE 1.184 mgGAE/mL, en yüksek flavonoid madde miktarı değerleri KSE 0.129 mg rutin eşdeğeri/mL olduğu görülmüştür. Antioksidan testlerde ise, en yüksek DPPH radikal giderme aktivitesi değerleri BS+KEE kombinasyonunda 0.198 mg Troloks eşdeğeri/mL, en yüksek CUPRAC aktivitesi değerleri KSE 4.318 mg Troloks eşdeğeri/mL ve en yüksek FRAP aktivitesi değerleri KSE 2.633 mg Troloks eşdeğeri/mL olarak tespit edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda, zengin biyokimyasal ve antioksidatif özellikleri belirlenen tıbbi bitkilerin, yalnız ve birlikte kullanımının patojen pnömoni izolatlarına karşı antimikrobiyal özellikleri yorumlanmıştır. Bu tıbbi bitkilerin pnömoni kökenli hastalarda kullanılan ilaçları destekleyici olarak kullanılması faydalı olabileceği kanısına varılmıştır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yetişen farklı Nicotiana spp. tiplerinin yağ asidi, fenolik flavonoid ve nikotin içeriklerinin belirlenerek kemometrik yönden incelenmesi
Tütün yaprakları bir çok alkoloid içerir, bunlar başta nikotin olmak üzere, nikotinin, anatabine, anatalline ve nornikotinedir. Yapraklar aynı zamanda yüksek oranda glukozitler, tahasinin, tahasilin ve izokerkitrin, 1-kinik, klorojenik, kafeik ve oksalik asitleri de içerir. Bu tez kapsamında daha çok ülkemizin doğu illerinden Nicotiana tabacum türüne ait örnekler toplanmış gölgede kurutulmuş ve petrol eteri ile etanol ekstreleri hazırlanmıştır. Hazırlanan petrol eteri ekstresinin yağ asidi içeriği GC-MS/MS ile, etanol ekstrelerinin fenolik bileşikler bakımından kimyasal içeriği ise LC-MS/MS ile belirlenmiştir. Nicotine, Nicotinamide ve Nicotinic acid bileşiklerinden oluşan bir metot geliştirilerek bu metoda ait tüm analitik parametreler ortaya konmuştur. Etanol ekstrelerinin bu bileşikler bakımından içerik analizi bu metoda göre LC-MS/MS ile yapılmış ve tüm kimyasal sonuçlar kemometrik olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca etanol ekstrelerinin total fenolik içeriği, antioksidan kapasitesi (CUPRAC, DPPH serbest radikali giderim aktivitesi ve ABTS katyon radikali giderim aktivitesi yöntemleri), antikolinesteraz enzim aktivitesi (Asetil ve butirilkolinesteraz), antiüreaz ve antitirozinaz enzim aktiviteleri de incelenmiştir. Genel olarak GC-MS yağ asidi sonuçlarına baktığımızda çalışılan örneklerin özellikle majör bileşenler bakımından farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Farklı lokalitelerden toplanan örneklerin majör bileşenlerinin caproic (C6:0), myristic (C14:0), palmitic (C16:0), oleic (C18:1n9c), linoleic (C18:2n6c), stearic (C18:0) ve pentadecanoic asitler (C15:0) olduğu tespit edilmiştir. LC-MS/MS sonuçlarına baktığımızda ise hesperidin, klorojenik asit, malik asit ve rutin bileşikleri majör bileşen olarak tespit edilmiştir. Antioksidan aktivite bakımından baktığımızda ise DPPH yönteminde MTYE, ABTS yönteminde MZY ve CUPRAC yönteminde yine MTYE ekstrelerinin en yüksek aktiviteyi gösterdiği belirlenmiştir. Tüm örneklerin genel olarak hem asetil hemde butirilkolinesteraz enzim aktivilerinin düşük olduğu fakat özellikle Adıyamandan toplanan örneklerin asetilkolinesteraz enzim aktivitelerinin yüksek olduğu tespit edimiştir. Bazı örneklerin yüksek bazı örneklerin ise hiç antiüreaz enzim aktivitesi göstermediği saptanmıştır. Tirozinaz enzim aktivitesine baktığımızda ise genel olarak örneklerin orta-yüksek bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak lokalite farklılığın hem kimyasal içerik hem de biyolojik aktivite bakımından oldukça etkili olduğu söylenebilir. Diğer bir değişle iklim ve toprak yapısının tütün örneklerin kimyasal içeriği ve dolayısıyla biyolojik aktiviteleri üzerinde oldukça etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Tuz stresine maruz bırakılan Salvia virgata Jacq. bitkisinde elisitör uygulamasının fizyolojik ve antioksidan kapasiteye etkileri
Bu çalışmada, Salvia virgata bitkisi tuz (NaCl) stresine maruz bırakılmış ve çeşitli gruplara ayrılan bitkilere çinko oksit nanopartikül (ZnONP), salisilik asit (SA) ve ZnONP+SA kombinasyonu uygulanmıştır. Bitkilerin fotosentetik pigment (klorofil a, klorofil b ve karotenoidler), prolin (stresle ilişkili bir amino asit), malondialdehit (MDA, lipid peroksidasyon göstergesi), toplam fenolik ve toplam flavonoid içeriği belirlenmiştir. Ayrıca, antioksidan kapasiteyi değerlendirmek için DPPH, ABTS ve CUPRAC gibi serbest radikal giderme aktiviteleri ölçülmüş ve elde edilen tüm veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda Salvia virgata bitkisi tohumdan itibaren yetiştirilerek 4 hafta boyunca ¼ hoagland besin çözeltisiyle ve bu sürenin sonunda kontrol grubu hariç diğer bitkiler 2 hafta boyunca 100 mM NaCl stresine maruz bırakılmıştır. Toplam 6 haftalık gelişimden sonra 10 gün boyunca SA ve ZnONP uygulamaları yapılarak, saksılar; “Kontrol, 100 mM NaCI, 100 mM NaCI + 500 μM SA, 100 mM NaCI + 20 mg/L ZnONP ve 100 mM NaCI + 500 μM SA + 20 mg/L ZnONP” olacak şekilde beş gruba ayrılmış ve 10. günü takiben bitkiler hasat edilmiştir. Tuz stresi uygulaması klorofil a, klorofil b ve karotenoid içeriğinde azalmaya neden olurken, tuz stresi ile birlikte uygulanan SA, ZnONP, SA+ZnONP elisitörleri, her üç pigment içeriğini arttırmıştır. Prolin ve MDA içeriği, tuz stresi uygulaması sonucunda artış gösterirken, prolin içeriği elisitör uygulamalarıyla daha fazla artış göstermiş ancak, MDA içeriği elisitör uygulamalarıyla sadece tuz uygulanan bitkilere göre azalmıştır. En düşük prolin miktarı 2.293±0.13 mM g-1 kontrol grubunda, en yüksek prolin miktarı 4.128±0.18 mM g-1 NaCl+SA+ZnONP uygulamasında; en düşük MDA içeriği 1.674±0.09 µM g-1 kontrol grubunda, en yüksek MDA içeriği 3.666±0.11 µM g-1 NaCl uygulamasında görülmüştür. Tuz stresi ve tuzla birlikte uygulanan SA, ZnONP, SA+ZnONP uygulamaları toplam fenolik ve toplam flavonoid içeriği kontrol grubuna göre artırmakla birlikte, elisitör uygulamalarının toplam fenolik ve flavonoid içeriği daha fazla artırdığı tespit edilmiştir. En düşük toplam fenolik içerik (166.82± 1.72 μg) ve toplam flavonoid içerik (62.25± 0.78 μg) kontrol grubunda; en yüksek toplam fenolik içerik (314.96±3.47 μg) ve toplam flavonoid içerik (114.50±1.96 μg) NaCl+ZnONP uygulamasında görülmüştür. Toplam antioksidan aktiviteyi belirlemek amacıyla kullanılan DPPH, ABTS ve CUPRAC yöntemlerinden elde edilen sonuçlar benzerlik göstermiştir. Tuz stresi ve tuzla birlikte tüm elisitör uygulamaları, antioksidan aktiviteyi kontrol grubuna göre artırmıştır. Üç yöntemin antioksidan aktivite sıralamasının benzerlik gösterdiği ve NaCI+ZnONP > NaCI+SA > NaCI+SA+ZnONP > NaCI > Kontrol şeklinde olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte DPPH yönteminde SA, ZnONP, SA+ZnONP uygulamaları sonucunda elde edilen aktivite değerlerinin pozitif kontrol olarak kullanılan BHT’den, ABTS ve CUPRAC yöntemlerinde NaCl+ZnONP uygulamasının pozitif olarak kullanılan BHA’dan daha yüksek antioksidan aktivite gösterdiği gözlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlara göre, NaCI+SA+ZnONP elisitör uygulamasının fotosentetik pigment, prolin ve MDA içeriği üzerine daha etkili olduğu, toplam fenolik ve toplam flavonoid içerik ile toplam antioksidan aktivitede NaCI+ZnONP elisitör uygulamasının daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, SA ve ZnONP'nin hem stres hasarını azaltmadaki etkileri hem de sekonder metabolit (fenolik, flavonoid, karotenoid) üretimine olan etkileri birlikte değerlendirilerek özellikle stres hasarını azaltmada SA ve ZnONP’nin sinerjik etki gösterdiği görülmüştür. SA ve ZnONP uygulamaları, tuz stresi altındaki bitkilerde stres etkilerini azaltma potansiyeline sahip olabilir. Ancak, bu etkilerin bitki türüne, stres koşullarına, uygulama yöntemine ve kullanılan elisitörlerin konsantrasyonlarına bağlı olarak değişebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, SA ve ZnONP gibi elisitörlerin stres yönetimi stratejilerinde kullanılmasıyla ilgili daha fazla araştırma yapılması önerilmektedir. Bu araştırmalar, bu elisitörlerin etkinliğini ve uygulama protokollerini daha iyi anlamamıza ve bitkilerin tuz stresi gibi çevresel streslere karşı daha iyi bir uyum sağlamasını destekleyen stratejiler geliştirmemize yardımcı olabilir.
Enddemik Bellevalia sasonii bitkisinde fitokimyasal bileşikler ile antioksidan aktivitenin belirlenmesi
Bu çalışmada, endemik Bellevalia sasonii türünün soğan, gövde, yaprak ve çiçek kısımlarının antioksidan aktivite kapasiteleri ve LC-MS/MS yöntemiyle 53 adet fitokimyasal bileşiğin varlığı araştırılmıştır. Ekstrelerin toplam fenolik miktarları gallik asite, toplam flavonoid miktarları kersetine eşdeğer olarak tayin edildikten sonra antioksidan aktiviteleri DPPH serbest radikali giderim, ABTS katyon radikali giderimi ve CUPRAC (Cu2+ İyonu İndirgeme Kapasitesi) yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Bellevalia sasonii bitkisinde en yüksek fenolik içerik soğan ekstresinde (117.28±0.135 µg GAEs/mg ekstre), en düşük fenolik içerik gövde ekstresinde (45.11±0,089 µg GAEs/mg ekstre); en yüksek flavonoid içerik yaprak ekstresinde (79.44±0.081 µg QEs/mg ekstre), en düşük flavonoid içerik gövde ekstresinde (22.77±0.054 µg QEs/mg ekstre) tespit edilmiştir. Antioksidan kapasite çalışmaları incelendiğinde DPPH yönteminde AA ˃ BHA ˃ çiçek ˃ soğan ˃ yaprak ˃ gövde ˃ BHT; CUPRAC yönteminde BHT ˃ AA ˃ çiçek ˃ yaprak ˃ soğan ˃ BHA ˃ gövde; ABTS yönteminde AA ˃ BHT ˃ çiçek ˃ soğan ˃ yaprak ˃ BHA ˃ gövde şeklinde olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde çiçek kısmının genel olarak daha yüksek, gövde kısmının ise diğer organ kısımlarına göre daha düşük aktivite gösterdiği ve ayrıca gövde dışındaki kısımların pozitif kontrol olarak kullanılan BHA’dan daha yüksek antioksidan aktivite gösterdiği gözlenmiştir. Standart olarak kullanılan 53 fitokimyasaldan 27 tanesi hiçbir ekstrede görülmezken 26 tanesi en az bir ekstrede görülmekle birlikte bunlardan 15 tanesi bitkinin tüm kısımlarında (soğan, gövde, yaprak, çiçek) görülmüştür. Bitki organlarını ayrı ayrı değerlendirdiğimizde 53 fitokimyasaldan soğanda 19, gövdede 19, yaprakta 22 ve çiçekte 21 tanesi görülmüştür. LC-MS/MS analizi sonucunda, yaprakta fumarik asit (5267 µg/g ekstrakt ), soğanda kafeik asit (1948 µg/g ekstrakt), çiçekte kosmosiin (2374 µg/g ekstrakt) ve kinik asit (1085 µg/g ekstrakt) gibi metabolitlerin iyi değerler gösterdiği tespit edilmiştir.
Kozluk ilçesi (Batman) kelebek (lepidoptera) faunası üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Kozluk ilçesi Papilionoidea ve Hesperioidea üst familyalarını faunistik açıdan değerlendirmek amacıyla 2020-2021 yılları arasında 43 lokasyonda çalışılmıştır. Alandan toplanan 1.982 materyal üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Kelebek familyalarına ait toplam 7 familyada 103 tür tespit edilmiştir. Elde edilen bu türlerin, 64’ünün Kozluk, 34’ünün ise Batman ili için yeni kayıt olduğu tespit edilmiştir. Batman’a Libythea celtis türü ile Libytheidae familyası eklenmiştir ve ildeki toplam kelebek sayısı 124’e ulaşmıştır. Her türün incelen örnekleri verilmiştir ve türlerin alandaki yayılışları değerlendirilmiştir. Ayrıca bazı lokasyonlara ve ergin bireylere ait resimler sunulmuştur.
Bingöl ili memeli biyoçeşitliliği ve ekolojisi
Bu çalışma, 2016-2018 yılları arasında Bingöl ili ve kırsalında toplam 327 lokalitede doğrudan ve dolaylı gözlem yöntemleri kullanılarak gerçekleştirildi. Her mevsimi içerecek şekilde ve 1/25.000 ölçekli paftalar dahilinde gerçekleştirilen 55 günlük arazi çalışmaları ile gözlem alanlarının noktasal dağılım frekansı pafta başına 4,47 olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan arazi çalışmaları sonucu çalışma alanında 7 ordo, 14 familyaya ait 28 memeli türü tespit edilmiştir. Bu türlerden 24 tanesi doğrudan gözlem yöntemleri ile tespit edilirken, 4 tür ise dolaylı olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda çalışma alanında Rodentia (kemirgenler) ve Carnivora (yırtıcılar) ordolarının 10’ar familya ile en fazla tespit edilen tür oranına sahip oldukları görülmüştür. Elde edilen türlerin korunma durumları IUCN, BERN, CITES, MAKK bakımından incelenmiş ve güncel koruma statüleri kaydedilmiştir.
İn vitro ve in vivo şartlarda yetiştirilen bıttım (pistacia khinjuk stocks.) türünün etanol ekstrelerinin sitotoksik ve antihipertansif etkilerinin belirlenmesi
Bu tez kapsamında, tıbbi ve ekonomik öneme sahip değerli sekonder metabolitleri içeren Pistacia khinjuk Stocks. (Bıttım) bitkisinin in vivo erkek ve dişi genotipleri ile in vitro sürgün kültürlerinden elde edilen kök, gövde ve yaprak kısımlarından hazırlanan ekstrelerin karşılaştırmalı olarak sitotoksik, antihipertansif aktiviteleri ile kolinesteraz, üreaz, tirozinaz ve elastaz gibi enzim inhibisyonu aktiviteleri çalışılmıştır. Bu bağlamda öncelikle in vitro sürgün kültürleri, bıttım ağacına ait olgun tohumların herhangi bir bitki büyüme düzenleyicisi içermeyen MS besi ortamında çimlendirilmesi ile başlatılmış ve elde edilen jüvenil sürgünler 1 mg/L 6-Benzylaminopürin (BAP) destekli MS besi ortamında prolifere edilerek stok kültürler elde edilmiştir. İn vitro sürgünler ile in vivo erkek ve dişi genotiplere ait kök, gövde ve yapraklar oda sıcaklığında kurutularak biyolojik aktivite çalışmalarında kullanılmıştır. Sitotoksik aktivite bakımından çalışılan tüm örneklerin MCF-7 ve HT-29 hücre serilerine karşı sitotoksik etki gösterdikleri tespit edilmiştir. Bütirilkolinesteraz enzim inhibisyonuna örneklerin aktif, ancak asetilkolinesteraz enzim inhibisyonu göstermedikleri belirlenmiştir. İn vitro örneklere ait hiç bir ekstrede antiüreaz aktivitesinin gözlenmediği ayrıca in vivo örneklerin in vitro örneklere nazaran daha yüksek üreaz ve tirozinaz enzim inhibisyon aktivitesine sahip oldukları, antielastaz aktivite bakımından ise sadece in vitro yaprak ekstreleri dışındaki tüm ekstrelerin aktif sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Yine in vivo örneklerin daha yüksek antihipertansif aktivite gösterdikleri tespit edilmiştir. Genel anlamda in vivo dişi ve erkek genotiplerin in vitro ekstrelere oranla daha yüksek biyolojik aktivite gösteririken, kök kısımlarından elde edilen ekstrelerin ise gövde ve yaprak kısımlarına oranla daha yüksek biyolojik aktiviteye sahip oldukları tespit edilmiştir.
Batman ili memeli biyoçeşitliliği
2016-2018 yılları arasında Batman ilinin tamamını kapsayacak şekilde farklı habitatlarında yayılış gösteren yaban hayatı memeli hayvan türleri araştırılmış ve tespit edilen türlerin populasyonlarını tehdit eden unsurlar belirlenmiştir. 169 lokalitede toplam 40 gün arazi çalışması yapılmıştır. Yapılan arazi ve literatür çalışmaları sonucunda 16 familyaya ait toplam 33 memeli hayvan türü tespit edilmiştir. Bu türlerden 26 tanesi doğrudan gözlemlenirken, 7 tanesi ise literatür çalışması olarak tespit edilmiştir.
Reishi mantarı, tarçın ve keçiboynuzunun antibiyotikler ile ventilatör ilişkili pnömoni bakterilerine karşı sinerjik etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, tıbbi aromatik mantar ve bitkilerden, reishi mantarı (RM), keçiboynuzu (KB) ve tarçının (T) iki farklı çözücü ekstraktlarının, (su ve etil alkol) yalın (KB, RM, T), mix (KB+RM, KB+T, RM+T) ve bu formülasyonlarının ve bunların antibiyotiklerle kombinasyonları, Pnömoni ilişkili patojen bakteriler üzerinde antimikrobiyal (Agar kuyu difüzyon testi, MİK ve MBK testi) ve biyokimyasal etkileri (toplam fenolik-flavonoid ve antioksidan aktiviteleri (DPPH, CUPRAC, FRAP testi) araştırılmıştır. Agar kuyu difüzyon testinde RMsu yalın Klebsiella pneumoniae üzerine 30.12 mm, RMalkol yalın yine K. pneumoniae üzerinde (16.86 mm zon çap) en etkili formülasyon olarak belirlenmiştir. Siprofloksasin ilaveli RM+KBsu, K. pneumoniae üzerine (32.49 mm), Siprofloksasin ilaveli RM+Talkol Acinetobacter baumannii üzerine 37.51 mm inhibisyon zonu, Sefotaksim ilaveli RMsu, K. pneumoniae üzerine 32.48 mm, Siprofloksasin ilaveli RMalkol Staphylococcus aureus üzerine 32.3 mm inhibisyon zonu ile etkili olmuştır. Tsu yalın (19.0 mm zon çap) S. aureus en etkili iken, yalın Talkol ekstraktında ise (14.66 mm zon çap) en etkili olduğu bakteri K. pneumoniae olduğu belirlendi. Sefotaksim ilaveli Tsu en yüksek değer (31.03 mm zon çap) K. pneumoniae, Sefotaksim ilaveli en yüksek Talkol değer (34.54 mm zon çap) ile S. aureus izolatı oldu. KBsu yalın (15.55 mm zon çap) en etkili olduğu bakteri K. pneumoniae iken, yalın KBalkol (10.67 mm zon çap) sadece S. aureus’ta etkili olmuştur. Siprofloksasin ilaveli KBsu en yüksek değer (31.06 mm zon çap) A. baumannii iken, Sefotaksim ilaveli en yüksek değer KBalkol (33.59 mm zon çap) ile A. baumannii olduğu görüldü. RM+Tsu yalın (24.4 mm zon çap) en etkili olduğu bakteri sadece K. pneumoniae iken yalın RM+Talkol (12.06 mm zon çap) A. baumannii’de etkili olmuştur. Siprofloksasin ilaveli en yüksek değer RM+Tsu (30.41 mm zon çap) S. aureus iken, RM+Talkol ise en yüksek değer (37.51 mm zon çap) ile A. baumannii’de etkili oldu. RM+KBsu yalın (13.3 mm zon çap) en etkili olduğu bakteri sadece K. pneumoniae iken, RM+KBalkol (16.73 mm zon çap) K. pneumoniae’de etkili olmuştur. Siprofloksasin ilaveli RM+KBsu (32.49 mm zon çap) K. pneumoniae iken, Siprofloksasin ilaveli ise en yüksek değer RM+KBalkol (35.45 mm zon çap) ile S. aureus olduğu belirlendi. RM+T+KBsu yalın (20.74 mm zon çap) ve RM+T+KBalkol (13.28 mm zon çap) için sadece en etkili olduğu bakteri sadece K. pneumoniae’de etkili olmuştur. Siprofloksasin ilaveli en yüksek değer RM+T+KBsu (30.2 mm zon çap) A. baumannii iken, RM+T+KBalkol (35.06 mm zon çap) en yüksek değer ile S. aureus izolatı oldu. MBK testinin RMsu (0.750 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili iken, MİK RMalkol (0.375 mg/ml) ile sadece Pseudomonas aeruginosa etkili olmuştur. MBK ve MİK testinin RMalkol (0.750 mg/mL) tüm bakterileri izolatlarının genelinde etkili oldu. MBK testinin Tsu (0.750 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili iken, T hiçbir ekstraktta MİK testinde bakteri izolatında etki göstermedi. MBK ve MİK testi ile Talkol (0.188 mg/mL) tüm bakteri izolatlarının çoğunluğunda etkili olmuştur. MBK testi KBsu (0.750 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili iken MİK testinde Tsu sadece K. pneumoniae (0.750 mg/mL) ve S. aureus’da (0.375 mg/mL) etkili olmuştur. MBK ve MİK testi Talkol (0.750 mg/mL) ile tüm bakteri izolatlarının genelinde etkili olmuştur. MBK testinde ise RM+Tsu (0.750 mg/mL) tüm bakterilerde etkili iken MİK testinde RM+T hiçbir bakteri izolatında etkili olmamıştır. MBK testi RM+Talkol (0.012 mg/mL) A. baumannii’nin sadece 1 izolatında etkili iken diğer bakterilerin çoğunluğunda etkili olmamıştır. RM+Talkol (0.750 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili olmuştur. RM+KBsu (0.750 mg/mL) tüm bakterilerde etkili iken, MİK testinde RM+KB’de K. pneumoniae bakterisinde etkili olmadığı görüldü. RM+KBalkol (0.047 mg/mL) ile tüm bakterilerde, RM+KBalkol (0.750 mg/mL) tüm bakteri izolatlarında etkili olmuştur. MBK ve MİK testlerinde RM+T+KBsu/alkol (0.750 mg/mL) tüm bakterilerde etkili olmuştur. Biyokimyasal analizlerde ekstraktlar arasında, en yüksek fenolik madde miktarı değerleri KBalkol (1.59 mg GAE/mL) ve KBsu (1.32 mg GAE/mL), en yüksek flavonoid madde miktarı değerleri KBsu ekstraktında (0.15 mg rutin eşdeğeri/mL) tespit edildi. Antioksidan testlerinde en yüksek DPPH radikal giderme aktivitesi değeri RMsu (0.35 mg Troloks/mL), en yüksek CUPRAC aktivitesi değerleri KBalkol (6.07 mg Troloks/mL), KBsu (4.22 mg Troloks/mL) olarak belirlendi. RM+Talkol (3.51 mg Troloks/mL), RM+T+KBalkol (1.90 mg Troloks/mL) Tsu (1.75 mg Troloks/mL), en yüksek FRAP aktivitesi değerleri ise sırasıyla KBalkol (3.56 mg Troloks/mL) ve KBsu (2.52 mg Troloks/mL) olarak tespit edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, zengin fenolik ve antioksidatif özellikleri belirlenen mantar ve bitkilerin antibiyotikler ile birleşiminin daha etkili olduğu, ayrıca sinerjik etkinin patojen pnömoni izolatlarına karşı antimikrobiyal özelliği arttırdığı tespit edildi. Antibiyotiklerin tıbbi ajanlar ile kullanılması, hem etkinliği arttırıp, hem de antibiyotiğe dirençli bakterilerin inhibisyonunu sağlamıştır.
Maden İlçesi (Elazığ) geometrıdae (lepıdoptera) faunası ve ekolojisi üzerine araştırmalar
Maden ilçesi (Elazığ) Geometridae faunası üzerine yapılan bu araştırma, Nisan-Ağustos 2016 ve Mart-Ekim 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Baskın bitki türleri dikkate alınarak belirlenen 9 farklı habitat tipinde, 860-1600 metre arasındaki yüksekliklerde çalışılmıştır. Geometridae familyası üyelerinin çoğunluğu nocturnal (gece aktif) olduğundan, çalışmalar çoğunlukla gece yürütülmüştür. Diurnal (gündüz aktif) türlerin yakalanmasında atrap, nocturnal türlerin yakalanmasında ise UV ışık tuzakları kullanılmıştır. Toplanan örnekler gerildikten sonra teşhisleri yapılmıştır. Toplamda 6 altfamilya içerisinde 47 cinse ait 87 tür tespit edilmiştir. Belirlenen örneklerin tamamı araştırma alanı için, 82'si ise Elazığ ili için yeni kayıttır. Türlerin bilimsel isimlerinin kullanımı ve yazımında Uluslararası Zoolojik Nomenklatür Kurallarına (ICZN) dikkat edilmiştir. Her türün sinonimleri, dağılışı, habitat tipi, fenolojisi, larva besin bitkileri ve incelenen örnekleri sunulmuştur.
Juvenil aksenik sakız ağacı eksplantlarından (Pistacia lentiscus L.)süspansiyon kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu
Bu çalışmada, Pistacia lentiscus L. (Sakız ağacı)'nın in vitro çimlendirilmiş tohumlarından hücre süspansiyon kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu için bir protokol geliştirilmiştir. İn vitro çimlendirilen sakız fidelerine ait aksenik yaprak ve kök eksplantlarından öncelikle kallus dokusu elde edilmiş, bu kallus hatlarından ise hücre süspansiyon kültürleri başlatılmıştır. Süspansiyon kültürlerinin başlatılması için, ilk olarak P. lentiscus L. tohumları 1 mg/l IBA içeren Murashige ve Skoog (MS) besi ortamında çimlendirildi. Kallus üretmek için kök ve yaprak eksplantları, BAP, Kin ve 2,4-D (her biri 1 mg/l) kombinasyonlarını içeren MS besi ortamında kültüre alındı. Kallus oluşumu için en iyi bitki büyüme düzenleyicisi (BBD) kombinasyonu sarı renkli ve yumuşak tekstürde kallusların elde edildiği 1 mg/l Kin ve 1 mg/l 2,4-D içeren yarı katı MS besi ortamı olarak tespit edildi ve yine aynı BBD kombinasyonu içeren ancak agar içermeyen MS besi ortamında süspansiyon kültürleri başlatıldı. Süspansiyon kültür koşullarının optimize edilebilmesi amacıyla farklı BBD [BAP, Kin (1.0 ve 0.5 mg/l) ile 2,4-D (1 mg/l)] kombinasyonları içeren, farklı çalkalama hızları (90, 95, 100 ve 110 rpm), farklı ışık yoğunlukları (karanlık ve ışık), farklı sıcaklık dereceleri (4, 25, 37 °C), farklı pH ortamları (4,5, 5, 5.8, 6,5 ve 7.0), farklı şeker tipleri (sukroz ve glukoz) ile bunların farklı kombinasyonlarına (15, 30, 50 mg/l) tabi tutulan MS besi ortamında kültüre alınarak ayrı ayrı test edildi. Test edilen farklı BBD kombinasyonları arasındaki en etkili ortamın, paketlenmiş hücre hacmi (PHH, ml/l), taze ve kuru ağırlık (g/l) değerleri açısından 1 mg/l BAP ve 1 mg/l 2,4-D ile desteklenen MS besi ortamı olduğu tespit edildi. Ancak kültürlerin sürdürülebilirliği ve somaklonal varyasyonlara sebebiyet vermemek adına optimizasyon çalışmalarına test edilen parametreler bakımından aralarında istatistikel olarak fark bulunmayan 1 mg/l Kin ve 1 mg/l 2,4-D BBD kombinasyonu ile devam edilmiştir. Kök ve yaprak süspansiyon kültürlerinin optimizasyonu üzerine denenen söz konusu parametreler bakımından en yüksek PHH, taze ve kuru ağırlık sonuçları 25 °C sıcaklık, 95 rpm çalkalama hızı, pH 5 ile 15g/l (kök) ya da 30 g/l sukroz (yaprak) destekli MS besi ortamından elde edilmiştir. Elde edilen bu veriler ışığında sakız hücre süspansiyon kültürüne ait büyüme fazlarının her birine (lag fazı, eksponansiyel veya log fazı, lineer faz, yavaşlama fazı ve durağan faz) ilişkin zamana bağlı olarak PHH'yi gösteren bir büyüme eğrisi oluşturulmuştur. Hücre süspansiyon kültürleri her 28 günde bir alt kültüre alınarak % 3 sukroz, 1 mg /l 2,4-D ve 1 mg/l Kin destekli MS besi ortamında düzenli olarak muhafaza edilmiştir. Tez çalışmamızdan elde ettiğimiz bu bulgular, sakız hücre süspansiyon kültürlerinin, biyoreaktörlerde değerli kimyasalların büyük ölçekli üretimi için uygun olabileceğini düşündürmektedir.
Yerel karacadağ çeltiğinin (oryza sativa l.) in vitro koşullarda farklı tuz çeşidi ve konsantrasyonlarına verdiği yanıtlar
Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yetiştirilen ve yöre halkı tarafından yaygın olarak tercih edilen Karacadağ yerel çeltik çeşidinde (Siverek populasyonu) farklı tuz çeşidi (NaCI, CaCI2, MgCI2) ve konsantrasyonları (25, 50, 75, 150, 300 mM) uygulanarak oluşturulan stres koşullarında meydana gelen fizyolojik ve biyokimyasal değişimler, in vitro kültür ortamında incelendi. Çalışmada tuz denemelerine başlamadan önce optimum in vitro yetiştirme koşullarını belirlemek amacıyla, çeltik tohumları %5'lik sodyum hipokloritin (NaOCI) farklı sürelerinde (10-15-20-25-30-35-40-45-50 dk) ayrı ayrı bekletilerek optimum yüzey sterilizasyon metodu ve sonrasında ise Murashige&Skoog (Murashige ve Skoog, 1962) besi ortamının farklı kuvvetlerinin (MS- 1/1, 1/2, 1/4 ) etkisi araştırıldı. Tohumların kültüre alınmasından 3 hafta sonra, uygulanan parametreler arasından %5'lik NaOCl'de 60 dk bekletme işleminin sterilizasyon için optimum süre olduğu belirlendi. MS besi ortamının çimlenmeye etkisi incelendiğinde, genel olarak tohumlarda çimlenme yüzdesi bakımından çok büyük farklılıklar görülmezken en yüksek çimlenme yüzdesi (%95) 1/4 MS besi ortamında kültüre alınan tohumlardan elde edildi. Karacadağ çeltik çeşidinde tuz stresinin etkisi çimlenme ve fide gelişimi evresinde ayrı ayrı araştırıldı. Bu amaçla tohumlar, NaCI, CaCI2 ve MgCI2'ün 5 farklı konsantrasyonunu (25, 50, 75, 150, 300 mM) içeren 1/4 MS besi ortamında kültüre alındı. Test edilen her 3 tuz çeşidinde de (NaCI, CaCI2, MgCI2) düşük konsantrasyonlarda çimlenme yüzdesinin etkilenmediği ancak, konsantrasyon arttıkça çimlenme yüzdesinin önemli oranda düştüğü belirlendi. Bununla birlikte 300 mM MgCl2 ve CaCl2 de tohumların çimlenmediği ve çimlenmeyi en çok etkileyen tuz çeşidinin MgCl2 olduğu tespit edildi. Fide gelişimi evresinde tuz stresinin etkilerini incelemek amacıyla, bir haftalık in vitro ortamda elde edilen fideler, NaCI, CaCI2, MgCI2'ün farklı konsantrasyonlarında (25, 50, 75, 150, 300 mM) MS besi ortamında kültüre alındı. Kültürün 3. haftasından sonra, Karacadağ çeltik çeşidinin tuz stresine verdiği yanıtlar, sürgün boyu, kök uzunluğu, yeşil aksam / kök yaş-kuru ağırlığı, yeşil aksam / kök nispi su içeriği (RWC), fotosentetik pigment içeriği ve lipid peroksidasyonu derecesi gibi bazı fizyolojik ve biyokimyasal analizler yapılarak incelendi. Farklı çeşit ve düzeylerde tuz stres faktörüne maruz bırakılan in vitro fideler için yapılan analiz değerlerinde, tüm tuz çeşitlerinde konsantrasyon arttıkça sürgün boyu, kök uzunluğu, yeşil aksam/kök yaş- kuru ağırlıklarında ve yeşil aksam/kök nispi su içeriğinde azalmalar meydana geldiği tespit edildi. Bitkilerin genel morfolojik gelişimleri değerlendirildiğinde ise yüksek konsantrasyonlarda (150 mM) bitki gelişiminin oldukça zayıf kaldığı, 300 mM konsantrasyonda ise bitkilerin gelişmediği belirlendi. Stres sonrasında, tuzluluğun bitkilerin fotosentetik pigment içeriklerini (klorofil a, klorofil b, total klorofil ve karotenoid) çoğunlukla olumsuz etkilediği ve tuz çeşidinden ziyade tuz konsantrasyonuna göre değerler arasında farklılık olduğu tespit edildi. Tuz çeşitleri arasından sadece NaCl'nin, fotosentetik pigment içeriği üzerinde daha az olumsuz etkisi olduğu belirlendi. Lipid peroksidasyonun son ürünü olan MDA içeriği, bitkide hücre zarının yıkımı sonucu oluşan önemli bir stres parametresidir. Yaptığımız çalışmada genel olarak tüm tuz çeşitlerinde konsantrasyon arttıkça MDA içeriğinin de doğru orantılı olarak arttığı belirlendi. Uygulanan tuz çeşitleri karşılaştırıldığında, MDA içeriğinin, CaCl2'de diğer iki tuz çeşidine (NaCl, MgCl2) oranla daha yüksek değerlere çıktığı ve en büyük hücre zarı hasarının en yüksek MDA içeriği (4.1820 µmol/g) ile CaCl2'nin 75 mM uygulamasında meydana geldiği belirlendi. Sonuç olarak, in vitro ortamda test edilen tuz çeşitlerinin (NaCl, CaCl2 ve MgCl2), özellikle yüksek konsantrasyonlarda, Karacadağ yerel çeltik çeşidinin hem çimlenme hem de fide gelişimi evresinde büyüme ve gelişmesini olumsuz etkilendiği tespit edildi.
Optimization of callus cultures of endemic plant salvia cerino-pruinosa rech var. elazigensis and determination of bıological activities of ethanol extracts
Bu tez kapsamında, tıbbi ve aromatik öneme sahip değerli sekonder metabolitler içeren Salvia cinsine ait endemik bir tür olan Salvia cerino-pruinosa Rech var. elazigensis bitkisinin kallus kültürlerinin başlatılması ve optimizasyonu için etkili bir protokol geliştirilmiştir; ayrıca kallus kültürlerinin biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Bu bağlamda öncelikle kallus kültürlerinin oluşumuna, her biri 1 mg/l olan oksin (IAA, IBA ve 2,4 D) ve sitokinin (BAP, Kin ve TDZ) BBD kombinasyonunun etkisi test edilmiştir. Kallus gelişiminin optimizasyonu için ise, her biri 1/1 kuvvette hazırlanan farklı besi yeri (MS, WPM, SH, Gamborg B5), farklı şeker tipi (glukoz ve sukroz) ve konsantrasyonları (15, 30 ve 45 mg/l), farklı pH (4.5, 5.8, ve 7) ve farklı ışık yoğunluğu (aydınlık ve karanlık) uygulamaları denenmiştir. 1 mg/l TDZ+ IBA içeren MS besi ortamında %100 yeşil ve dağılgan tekstürde kallus dokularının oluştuğu görülmüştür. Ayrıca aydınlık, 15g sükroz, 1 mg/l TDZ + 1 mg/l IBA içeren, 6.2 g agar destekli, ½ kuvvette hazırlanmış ve pH 7’ye ayarlanmış MS besi ortamında ise optimum kallus gelişimi elde edilmiştir. Kallus dokularına ait etanol ekstresinin ise, yüksek oranda toplam fenolik (52.65±1.87 μg PEs/mg) ve toplam flavonoid içeriğe (16.19±0.81 μg QEs/mg) sahip olduğu, antioksidan, bütirilkolinesteraz (BChE), antitirozinaz, antikollajenaz ve antihipertansif aktivite sergilediği tespit edilmiştir. Ayrıca, kallus dokularının oleanonik (1172,745 ppm), oleanolik (878,191 ppm) ve moronik asit (519,113 ppm) triterpen çeşitlerini içerdiği ancak alfa amirin, betulinik, ursolik ve ursonik asit gibi triterpen çeşitlerini ise içermediği tespit edilmiştir.
Gümüş nanopartikül (AgNP) uygulamalarının Pistacia lentiscus L. sürgün kültürlerinde antioksidan ve antimikrobiyal aktivite üzerine etkileri
Bu çalışmada, Pistacia lentiscus L. (Sakız ağacı)‟nın in vitro çimlendirilmiş tohumlarından elde edilen sürgünler 2 mg/l Benziladenin (BA) ve 0.5 mg/l Giberellik asit (GA3) destekli MS besi ortamında çoğaltılmıştır. u sürgünlere farklı konsantrasyonlarda Ag nanopartükül (NP) uygulamaları yapmak suretiyle kültüre alınan sürgünlerin bazı büyüme parametreleri ve biyolojik aktivite kapasitelerinin nasıl etkilendiği ile ilgili gerekli temel bilgileri içeren bir protokol geliştirilmiştir. İn vitro çimlendirilen sakız fidelerine ait aksenik sürgünleri içeren MS besi ortamlarına ncelikle (1, 2 ve 4 mg/l) 3 farklı konsantrasyonda Ag nanopartikül eklenmiş ve akabinde 4 haftalık kültür süresi sonrasında bu sürgünlere antioksidan ve antimikrobiyal aktivite testleri uygulanmıştır. AgNP uygulamalarının tohum çimlenmesi sonrası gelişen sürgünlerde, bazı fizyolojik büyüme parametreleri ve biyolojik aktivite kapasitesi üzerine etkileri test edilmiĢtir. Genel olarak, AgNP uygulamalarının hem fenolik ve flavonoit madde miktarında hem de antioksidan ve antimikrobiyal aktivite bakımından kontrol grubuna oranla artıĢa yol açtığı tespit edilmiĢtir. Test edilen tüm parametreler arasında en yüksek toplam fenolik içerik 67.63±0.014 μg/mg ile 1 mg/l AgNP uygulamasından, en yüksek toplam flavonoit içerik ise, 18.53±0.006 μg/mg ile 2 mg/l AgNP uygulamasından elde edilmiştir. 1 mg/l AgNP uygulamasının diğer AgNP uygulamalarına oranla daha yüksek antioksidan aktivite (DPPH, A TS ve CUPRAC) sonuçlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Antimikrobiyal aktivite bakımından ise test edilen parametreler içerisinde, 1 mg/l AgNP uygulamasının Candida albicans (ATCC 10231) mantar ve Escherichia coli (ATCC 25922) bakteri suĢlarına karĢı orta derece, Bacillus cereus (DSSM 4312) bakteri suşuna karşı ise düşük derecede aktivite gösterdiği tespit eilmiştir.
Hasankeyf ilçesi (Batman) geometridae (lepidoptera) faunası üzerine araştırmalar
Hasankeyf ilçesi Geometridae faunası üzerine yapılan bu çalışma, 2018-2020 yılları arasında 27 lokasyonda yürütülmüş ve 2870 örnek toplanmıştır. Geometridae familyası üyelerinin büyük çoğunluğu nokturnal (gece aktif) olduğundan örnek toplama çalışmaları daha çok gece yürütülmüştür. Örneklerin yakalanmasında atrap ve UV ışık tuzakları kullanılmıştır. Toplanan örnekler etiketlenerek teşhisleri yapılmıştır. Toplamda 5 altfamilya (Desmobathrinae, Geometrinae, Ennominae, Larentiinae, Sterrhinae) ve 40 cins içerisinde 67 tür tespit edilmiştir. Belirlenen türlerin 47’si Batman ili ve 1’i Türkiye faunası için yeni kayıttır. Her türe ait incelenen örneklerin yanı sıra dünyadaki ve Türkiye’deki dağılışları da sunulmuştur.
Batman ilinde Avrasya Su Samurunun, (lutra lutra linnaeus, 1758), yayılışı üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Ekim 2018-Ağustos 2020 tarihleri arasında Batman ilinde yayılış gösteren yaban hayatı ve biyolojik çeşitlilik açısından önemli olan su samurları (Lutra lutra Linnaeus, 1758) üzerine araştırmalar yapılmıştır. Her mevsim Batman il sınırları içinde bulunan Dicle nehri ve kollarını oluşturan Batman, Sason, Han, Garzan ve Pisiyar çayları ile baraj ve göletlerde doğrudan ve dolaylı gözlem yöntemleri kullanılarak arazi çalışmaları yapılmıştır. Arazi çalışmalarında gözetleme, video kamera, dürbün ve fotoğraflama çalışmaları ile su samurlarının varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Arazi çalışmaları sonucunda önceden belirlenen yirmi dört lokalitenin altısında su samurunun ayak izleri, dışkıları, yuva girişi, fotokapan görüntüsü ile elde edilmiştir.
Bazı meşe gallerinin kolinesteraz, tirozinaz ve üreaz enzim inhibisyonu ile antioksidan aktivitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Quercus brantii L. üzerinde, oluşumu Andricus quercustozae, Andricus cecconii tarafından indüklenen ve Quercus infectoria üzerinde, oluşumu Andricus quercusramuli tarafından indüklenen gallerin metanol ekstrelerinin enzim inhibisyon ve antioksidan aktiviteleri araştırılmıştır. Enzim inhibisyon aktivitesi; asetil ve bütiril kolinesteraz, tirozinaz ve üreaz enzim inhibisyonlarının spektrofotometrik ölçümüyle belirlendi. Ekstrelerin toplam fenolik miktarları gallik asite, toplam flavonoit miktarları kersetine eşdeğer olarak tayin edildikten sonra antioksidan aktiviteleri DPPH serbest radikali giderim, ABTS katyon radikali giderimi ve CUPRAC yöntemleri kullanılarak belirlendi. Kolinesteraz enzim inhibisyonu sonuçlarına göre; ekstrelerin asetilkolinesteraz enzim inhibisyonunda aktif olmadığı, bütiril kolinesteraz enzim inhibisyonunda ise aktivite gösterdikleri sonucuna varılmıştır. En yüksek aktiviteyi %31.33±1.25 inhibisyon oranı ile A. quercustozae gal ekstresi göstermiştir. Tirozinaz enzim inhibisyonu sonuçlarına göre en yüksek aktiviteyi %61.16±0.72 inhibisyon oranı ile A. quercustozae gal ekstresi göstermiştir. Üreaz inhibisyon aktivite sonucunda, A. quercustozae gal ekstresinin %40.98±1.41 oranında aktivite gösterdiği, A. quercusramuli ve A. cecconii gal ekstrelerinin ise aktivite göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ekstrelerin toplam fenolik içeriklerinin toplam flavonoit içeriklerinden yüksek olduğu saptanmıştır. Ekstreler genel olarak yüksek antioksidan aktivite göstermiştir. Öyle ki; bazı ekstreler pozitif kontrollerden daha yüksek aktivite göstermiştir. Bu tez çalışması ile A. quercustozae, A. cecconii ve A. quercusramuli gal ekstreleriyle söz konusu biyolojik aktiviteler açısından ilk kez araştırılmıştır.
Salvia nemorosa bitkisinin bazı fizyolojik ve biyokimyasal parametreleri üzerine elisitörlerin etkisi
Bu tez çalışmasında NaCI stres faktörüne maruz bırakılan Salvia nemorosa L. bitkisinde biyotik ve abiyotik elisitörlerin (AgNP ve MeJA) fotosentetik pigment içeriği, lipid peroksidasyonu derecesi, prolin içeriği, toplam fenolik ile flavonoid madde içerikleri ve toplam antioksidan aktivite üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Bu amaçla saksılara ekimi yapılan tohumlar belirli bir büyüklüğe eriştikten sonra 100 mM NaCI içeren ¼ Hoagland besin çözeltisi ile 10 gün boyunca sulanmıştır. Bu sürenin sonunda saksılar; “Kontrol, 100 mM NaCI, 100 mM NaCI + 50 µM MeJA, 100 mM NaCI + 10 µM AgNP ve 100 mM NaCI + 50 µM MeJA + 10 µM AgNP” olacak şekilde beş gruba ayrılmış ve 10. günü takiben bitkiler hasat edilmiştir. Fotosentetik pigment içerikleri (klorofil-a, klorofil-b ve toplam karotenoid) bakımından sonuçlar kontrol grubu ile kıyaslandığında en yüksek değerler her iki elisitörün birlikte uygulandığı NaCI + AgNP + MeJA ekstreden elde edilmiştir. Lipid peroksidasyonunun bir ölçüsü olan MDA miktarında meydana gelen artış çoktan aza doğru “NaCI > NaCI + AgNP > NaCI + MeJA > NaCI+ AgNP + MeJA > Kontrol” şeklinde olmuştur. Tüm uygulamalarda prolin içeriği kontrol grubuna göre artış göstermiş ve en düşük miktar 3,954 mmol/g TA ile NaCI + AgNP + MeJA uygulamasında, en yüksek değer (5,874 mmol/g TA) yalnızca tuz stres faktörünü içeren 100 mM NaCI uygulamasında olmuştur. Toplam fenolik ile flavonoid madde miktarları bakımından ise en yüksek içeriğin NaCI + AgNP + MeJA; en düşük içeriğin ise NaCI uygulamasında olduğu görülmüştür. Ayrıca üç ayrı yöntem ile değerlendirilen toplam antioksidan aktivite bakımından uygulamalar incelendiğinde; DPPH yönteminde düşük konsantrasyonlarda (100 ile 150 µg/mL) NaCI + MeJA uygulamasının aktivite değeri pozitif kontrol olan askorbik asitten yüksek bulunmuştur. 250 µg/mL konsantrasyonda elisitörlerin birlikte ve ayrı ayrı kullanıldığı uygulamalara ait ekstrelerin DPPH radikali süpürme aktivitesi tüm pozitif kontrollerden (AA, BHT, BHA) yüksek olmuştur. ABTS yönteminde düşük konsantrasyonlarda genel olarak tüm uygulamalar pozitif kontrol BHT’den yüksek aktivite gösterirken; 60 ile 80 µg/mL konsantrasyonlarında elisitörlerin birlikte ve ayrı ayrı uygulandığı bitkilere ait etanol ekstreleri pozitif kontrollerden yüksek aktivite göstermiştir. CUPRAC yönteminde ise özellikle 150 ile 200 µg/mL konsantrasyonlarda iki elisitörün birlikte kullanıldığı uygulamalara ait ekstrelerin radikal giderme aktivitesi BHA’dan yüksek bulunmuştur. Elisitör uygulamaları genel olarak, üç toplam antioksidan yönteminde de tuzun tek başına uygulandığı gruba göre radikal süpürme aktivitesini arttırmıştır. Dolayısıyla kullandığımız parametreler açısından, biyotik ve abiyotik elisitörün birlikte uygulanmasının olumlu sonuçlar vermesi, stres koşullarının yarattığı olumsuz etkiyi gidermede etkili olabilecekleri sonucunun çıkarılmasına yol açmıştır.