
13
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
6360 sayılı Kanun kapsamında köylerin mahalleye dönüşmesinin sonuçları ile ilgili lisansüstü tezlerin incelenmesi
Türkiye'de 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun kapsamında büyükşehir belediyelerinin idari sınırları il mülki sınırlarını kapsayacak şekilde genişletilmiş; köylerin tüzel kişiliği sona erdirilerek mahalle statüsüne geçirilmiş ve il özel idarelerinin kaldırılmasıyla kırsal hizmetlerin sunumu tamamen büyükşehir ve ilçe belediyelerine devredilmiştir. Bu dönüşümün ise kırsal alanda yönetsel sosyo-ekonomik ve mekânsal boyutlarda önemli sonuçları olmuştur. Tez çalışmasında; 6360 sayılı Kanun kapsamında köylerin mahalleye dönüşmesinin sonuçları üzerine kaleme alınmış lisansüstü tezlerin sistematik bir incelemesinin yapılması, tezlerde ulaşılan bulguların tematik olarak sınıflandırılması ve tespitler üzerinden çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Tezlerin birçok farklı üniversite çatısı altında çalıştırıldığı, disipliner dağılımına bakıldığında, büyük çoğunluğunun Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesindeki Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Kamu Yönetimi ile Şehir ve Bölge Planlama anabilim dallarında hazırlandığı görülmüştür. Yöntemsel olarak ise daha çok nitel ve karma yöntemlerin tercih edildiği; özellikle yüksek lisans tezlerinde durum ve betimsel desenlerin, doktora tezlerinde ise betimsel, kesitsel, durum ve tarama desenlerinin kullanıldığı anlaşılmıştır. Görüşme ve anket tekniklerinin ise veri toplama süreçlerinde yaygın olarak tercih edildiği saptanmıştır. Köylerin mahalleye dönüştürülmesine yönelik tezlere ilişkin bulguların, yönetsel etkinlikten sosyal aidiyete, ekonomik üretimden toprak kullanımına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeleri kapsadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Büyükşehir, Kırsal Alan, Köy, Mahalle, 6360 Sayılı Kanun.
Manas Destanında kadının yeri ve önemine ilişkin toplumsal-siyasal bir değerlendirme
Türk destanları, yalnızca tarihsel olayların veya kahramanlıkların değil, aynı zamanda toplumsal yapının ve değerlerin de yansıması olarak değerlidir. Bu çalışmada, Türk destanlarında yer alan kadın figürlerinin siyasal anlamda üstlendikleri roller, sembolik temsilleri ve toplumsal düzen içerisindeki konumları incelenmiştir. Kadının toplumdaki yerine ilişkin kurgulanan anlatılar, yalnızca kültürel birer öğe değil, aynı zamanda siyasal bir ideolojinin taşıyıcısıdır. Destanlarda kadın, kimi zaman bilge bir eş, kimi zaman savaşçı bir lider, kimi zaman ise kutsal bir figür olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda tezde, destanlarda kadına biçilen rollerin siyasal düşünce sistematiği içerisindeki yeri tartışılmış, kadının toplum içindeki etkisinin kültürel temsilleri üzerinden siyasal bir perspektifle çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında araştırma nesnesi olarak Manas Destanı seçilmiş ve destanda kadının rolü, işlevi ve önemi tarihsel-sosyolojik analiz yöntemi ile doküman analizi yöntemleri aracılığıyla incelenmiştir. Bu çerçevede çalışma kapsamında tümevarımcı bir yaklaşımla Destanda toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna odaklanmış toplam 7yedi araştırma sorusu ortaya atılmış ve bu sorulara yönelik atı temel bulguya ulaşılmışıtr. Destan içerisinde kadın karakter tipolojileri, bu tipolojilerin işlev ve rolleri yine toplumsal cinsiyet kavramı perpektifinde incelerek bu bakımdan olumlu ve olumsuz yönler açıklamalı olarak ortaya konmuştur. Çalışmada sonuç olarak, Türk kültürünün kadına biçtiği çok yönlü rollerin, bir çeşitlilik ve derinlik taşıdığı ve modern toplum yapısı ve siyasette etkili olabilecek dayanak noktaları ortaya koyduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Türk Destanları, Kadın ve Destan, Manas Destanı, Manas Destanı ve Toplumsal Cinsiyet, Türkler Destanlarında Kadının
Eleştirel gerçekçilik ve kamu politikası
Bu çalışma, kamu politikası disiplininde uzun yıllar egemen olan pozitivist yaklaşımın sınırlarını ve post-pozitivist paradigmalardan özellikle eleştirel gerçekçiliğin bu alana sunduğu katkıları incelemeyi amaçlamaktadır. Kamu politikası analizinde rasyonel, teknik ve nicel odaklı modellerin ağırlığı, karar alma süreçlerini indirgemeci bir çerçeveye hapsetmiş; bu durum, toplumsal gerçekliğin karmaşıklığını yansıtmada yetersiz kalmıştır. Eleştirel gerçekçilik hem ontolojik realizmi hem de epistemolojik eleştiriyi bir araya getirerek, bilgi üretim sürecinde yapı, fail ve bağlam etkileşimini dikkate alan bütüncül bir yaklaşım önermektedir. Tezin ilk bölümünde, pozitivist paradigma ve deneyselci politika analizlerinin sınırlılıkları tartışılmış; pozitivizme yöneltilen eleştiriler ve post-pozitivist yaklaşımın yükselişi aktarılmıştır. Tezin ikinci kısmında ise eleştirel gerçekçiliğin kamu politikası analizinde nasıl bir ontolojik ve epistemolojik çerçeve sunduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, eleştirel gerçekçiliğin ontolojik ve epistemolojik boyutları detaylandırılmış; yapı-fail ilişkisine ve gerçekliğin çok katmanlı doğasına yaptığı vurgu açıklanmıştır. Bu bölümde kamu politikası disiplini açısından kritik öneme sahip normatif yönelim ve interdisipliner yöntem konuları da ele alınmıştır. Son bölümde eleştirel gerçekçiliğin kamu politikası analizine getirdiği yenilikçi katkılar örneklendirilmiş ve görünmeyen mekanizmaların, yapısal koşulların ve aktörlerin etkileşimi bağlamında politika süreçlerinin derinlemesine değerlendirilmesi önerilmiştir.
Kahve ekonomisi ve kahve sektörünün çevre üzerindeki etkisi
Tropikal bölgelerde yetişen kahve bitkisinin çekirdeklerinden elde edilen kahve, yüzyıllardır dünyada birçok ülkede günlük hayatta en çok tüketilen içeceklerden biri olmuştur. Sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük anlam taşıyan kahve, dünyada en çok ticareti yapılan tarım ürünlerinden biridir. Kahve ekonomisi, dünya çapında milyonlarca üretici, tüketici ve perakendeciyi bünyesinde barındıran büyük bir ekonomidir. Kahve satan işletmeler dış ticaret, imalat, lojistik ve hizmet gibi kategorilerde ticari faaliyetler ve istihdam açısından ele alındığında, kahvenin ülkelerin ekonomisine olan katkısı yüksektir. Latin Amerika, Afrika ve Asya'daki gelişmekte olan ülkeler için de önemli bir gelir kaynağıdır. Kahve bir tarım ürünü olduğundan aşırı iklim olayları arzını etkilediğinde bu durum kahve fiyatlarına yansımaktadır. Öte yandan kahve üretim ve tüketiminde kullanılan yöntemler ciddi çevresel etkilere neden olabilmektedir. Üretiminde ormansızlaşma, toprak erozyonu, su kirliliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kahve işleme, taşıma ve tüketim süreçlerinde karbon emisyonu ve enerji tüketimi oldukça yüksektir. Günümüzde sürdürülebilirlik, atık yönetimi ve küresel çevre sorunları ekonomik kalkınmanın önemli unsurları haline gelmiştir. Bu çalışma, literatürde çok fazla çalışılmamış bir konu olan kahvenin çevresel etkilerini vurgulamayı ve daha sürdürülebilir ilkelerle tüketimi teşvik etmeyi, aynı zamanda bu alanda yeni çalışmalara da kaynak oluşturmayı amaçlamaktadır.
Türkiye'de öğretmenlere yönelik şiddetin önlenmesi düzenlemesinin çoklu akımlar modeli çerçevesinde analizi
Türkiye'de öğretmenlere yönelik şiddet, eğitim sisteminde önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tez, Türkiye'de öğretmenlere yönelik şiddetin önlenmesi düzenlemesinin John Wells Kingdon'un 1984 yılında yayımladığı "Gündemler, Alternatifler ve Kamu Politikaları (Agendas Alternatives And Public Policies)" adlı kitabında yer alan, sorunların, politikaların ve siyasetin kamu politikası üretmek için nasıl etkileşime girdiğini açıklayan, kamu politikasının oluşturulma sürecini tanımlayan bir yönetim ve siyaset bilimi teorisi olan "Çoklu Akımlar Modeli (Multiple Streams Framework, MSF)" çerçevesinde Türkiye'de öğretmenlere yönelik olarak şiddet olaylarının artmaya başladığı 2010 yılından 2024 yılına kadar olan dönemin literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemi kullanılarak detaylı bir analizini sunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye'de öğretmenlere yönelik şiddetin önlenmesi konusunda kamu politikası geliştirmede yeni, özgün ve alternatif bir bakış açısı sunmaya çalışılacak, bu bakımından bazı temel araştırma sorularına yanıtlar aranması ve çözüm önerileri üzerine kurulacaktır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi olan literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemi kullanılarak Türkiye'de öğretmenlerin maruz kaldığı şiddet analiz edilerek sınıf, okul ve bölge çapında Çoklu Akımlar Modeli çerçevesinde etkin ve önleyici kamu politikaları oluşturulmasına katkıda bulunmak, bugün halen devam eden öğretmenlere yönelik şiddet tartışmaları ile ilgili Çoklu Akımlar Modeli çerçevesinde nasıl bir çözüm oluşturabileceği araştırılacaktır. Çoklu Akımlar Modeli çerçevesinde yapılan araştırma neticesinde modelin Türkiye'de öğretmenlere yönelik şiddetin önlenmesi düzenlemesi konusunda problem, politika ve siyaset akımının kamu politikası girişimcileri tarafından gündem belirleme ve gündeme getirme çalışmalarıyla ortaya çıkan bulgular ile etkili bir kamu politikası ve kanuni düzenlemelerin yapılmasına olanak verebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Politikası, Kingdon'un Çoklu Akımlar Modeli, Öğretmenlere Yönelik Şiddet, Şiddet Önleme.
İklim göçleri ve Türkiye'nin iklim göçü politikası
Bu tez çalışması, iklim değişikliğine bağlı göç hareketlerinin politika ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmesini; özellikle Türkiye örneğinde, disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmesini amaçlamaktadır. Su kaynaklarının dünya genelinde azalması, doğal afetlerin artması ve tarımsal verimliliğin düşmesine bağlı olarak göç hareketlilikleri artmaktadır. Bu durum iklim değişikliğini zorunlu yer değiştirmelerin temel nedenlerinden biri haline getirmiştir. Böylece, "iklim göçü" kavramı günümüzde sosyal, demografik ve siyasal sonuçlarıyla daha fazla dikkat çeken konulardan birine dönüşmüştür. Mevcut hukuk sistemleri, çevresel nedenlerle yer değiştiren bireyleri tanımlamakta yetersiz kalmakta; bu durum, artan güvenlik riskleriyle birlikte politika üretiminde önemli bir boşluk yaratmaktadır. Tezde, Türkiye'nin iklim değişikliği karşısındaki coğrafi ve sosyo-ekonomik kırılganlıkları, transit ve hedef ülke rolü bağlamında ele alınmış; iç göç, kırsal kalkınma, göçmen entegrasyonu gibi politik başlıklar üzerinden Türkiye'nin mevcut yaklaşımı analiz edilmiştir. Ayrıca, iklim göçlerine yönelik kurumsal ve hukuki yapıdaki eksiklikler ortaya konulmuş ve politika önerileri geliştirilmiştir. Bu bağlamda çalışma, iklim göçlerinin sadece çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ve kalkınma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Mevcut yapılardaki başlıksız betonarme perdelerin karbon lifli kumaş ve plakalarla güçlendirilmesinin deneysel araştırılması
Ülkemizde meydana gelen depremler, binaların yıkılmasına, zarar görmesine ve can kayıplarına yol açmıştır. İnsanların ve yapıların güvenliğin sağlanabilmesi için, zarar görme ve yıkılma riski taşıyan binaların tespit edilmesi, çözümü zor ve önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Riskli yapıların yıkılıp yeniden inşa edilmesi dışında, güçlendirme çalışmalarıyla sağlanabilecek iyileştirmeler de bir alternatif sunmaktadır. Riskli yapıların güçlendirilmesi amacıyla birçok teknik geliştirilmiş olup, bunların bazıları Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nde yer almakta ve uygulamada kullanılmaktadır. Lif takviyeli polimerler, yüksek dayanım/ağırlık oranı, yapının işlevselliğini etkilememesi, kolay uygulanabilir olması ve şekil değişikliğine yol açmaması gibi avantajlarıyla yetersiz ve kusurlu yapıların güçlendirilmesinde alternatif bir materyal haline gelmiştir. Ülkemizde, ilk kez 1998 Deprem Yönetmeliği 7.6.5.2'de Betonarme Perdelerde başlık bölgesi oluşturulması zorunlu kılınmıştır. Bu yönetmelik öncesinde yapılmış olan binalardaki taşıyıcı perde elemanların, karbon lifli kumaş ve plakalarla güçlendirilmesiyle başlıksız betonarme perdelerdeki etkilerin deneysel olarak araştırılması hedeflenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucu karbon elyaf ile perdelerin başlık bölgesine yapılan güçlendirmelerin süneklik kapasitesinde kayda değer artış sağladığı; "L" karbon elyaf plakalar ile karbon kumaş sargı arasında mukayese yapıldığında ise süneklik kapasitelerinin yakın değerler verdiği görülmüştür. Böylece yeni bir güçlendirme şekli olabilecek "L" plaklar ile perde başlıkları sonradan dışardan oluşturulma imkanı sağlanmaktadır.
Başlıksız betonarme perdelerin karbon lifli polimer demetleri ile başlık bölgesi oluşturularak güçlendirilmesinin deneysel araştırılması
Ülkemizin, dünyanın en yıkıcı depremlerini oluşturan aktif fay hareketliliği olan bir bölgede olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle gelişen teknolojik çalışmalar ve mühendislik çalışmaları sonucunda yönetmeliklerimiz sürekli güncellenerek yayımlanmaktadır. Bu duruma karşılık yapı stoğumuzu depremlere dayanıklı hale getirmemiz gerekliliğini göstermektedir. Bir çok araştırmacı mevcut yapıların güçlendirilmesi hususunda çalışmalarla ülkemizin gelişimine katkı sağlamaya devam etmektedirler. Ülkemizde 1998 yılında yayımlanan yönetmelik ile betonarme perde duvarlarda başlık bölgesi oluşturulması sağlanmıştır. Ancak bu tarihten önce yapılmış yapılarda perdelerde başlık bölgesi olmadığından deprem kuvvetlerine karşı güçlendirilmesi gereklidir. Yapılan çalışmalar sonucu karbon elyaf ile perdelerin başlık bölgesine yapılan güçlendirmelerin süneklik kapasitesinde artış sağladığı ortaya konmuştur. Karbon kumaş demetlerin perdelerdeki başlık donatısı şekli verilerek sonradan dışardan uygulanabilir olması yeni bir güçlendirme metodu olarak kabul edilebilir. Bu yeni metoda başlık bölgesine açılan dişlerin kesitte azalmaya sebep olduğundan göreli kat ötelemelerin 0.008 seviyesine kadar rijitlikte azalmaya sebep olmuş ise de daha ileri ötelenmelerde karbon halatların ciddi rijitlik kazandırdığı görülmektedir.
Kazık temellerin grup davranışının incelenmesi
Bu yüksek lisans tezinde, zemin taşıma gücünün yetersiz olduğu yerlerde tercih edilen kazık temellerin, özelikle grup kazıklarının taşıma gücü davranişı detayl sekilde incelenmiștir. Çalışmada kazıklar arasındaki mesafe, kazık çapı, kazık malzemesi ve dizilim șekli gibi parametrelerin grup kazık temellerin tașima kapasitesi ü zerindeki etkileri sayısal olarak analiz edilmiștir. Terzaghi, Meyerhof ve Hansen gibi bilim insanlarının teorik yaklașımları temel alinarak uç direnci ve çevre sürtünmesi hesapları yapilmış, verimlilik analizlerinde ise 1/8 Kural ve Converse-Labarre Kuralı dikkate alınmıştır. Çalışmanın sayısal bölümü, farklı zemin tiplerine (kil ve kum) yönelik Matlab kodları ile yürütülmüştür. Bu kodlar yardımıyla farkl zemin koşullarinda ve kazık geometrilerinde grup ve tekil kazıkların tașiıma kapasiteleri karşılaştırılmiştır. Bulgular. kazık çapı arttıkça tașıma gücünün doğrusal olmayan șekilde arttğini, drenajsiz kil zeminlerde uç direncinin daha yüksek olduğunu ve kum zeminlerde Terzaghi yaklaşımı ile hesaplanan taşıma gücünün Meycrhof a göre daha yüksek olduğunu göstermektedir Ayrica, kazıklar arası mesafe arttikça grup içi etkileșimlerin azaldığı ve kazıkların bireysel davranışa yöneldiği tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, ekonomik ve güvenli kazık tasarımlarında kullanılabilecek önemli tasarım önerileri sunmaktadr. Bu tezde yatay yjükler, zeminin katmanlı yapısı, zemin oturmaları, kazıkların minimum ve maksimum çap sinırları ihmal edilmiștir. Hedeflenen sonuç ise taşıma gücü hesaplarında hangi tașima gücü yöntemi v hangi bilim adamları yaklaşımları kombinasyonları kullanılarak hangi zeminlerde daha güvenli ya da daha ekonomik tasarımlar yapilır cevabina ulaşmaktır. Anahtar kelimeler: Grup zemin kazıkları, grup kazık verimi, Matlab ile grup kazık analizi, Terzaghi, Meyerhof, tekil ve grup zemin kazıkları taşıma gücü.
Tıkanırcasına yeme bozukluğu ölçeğinin Türkçe uyarlaması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, tıkanırcasına yeme riskli davranışlarını değerlendirmek için kısa ve doğrulanmış bir araç olan "Binge Eating Disorder Scale" (Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeği)'nin Türkçeye uyarlanması, adolesanlarda geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ocak-Haziran 2025 tarihleri arasında, Konya'da ikamet eden ve 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Yunak Anadolu İmam Hatip Lisesi, Yunak Anadolu Lisesi ve Selçuklu Fen Lisesi'nde öğrenim gören 14-18 yaş aralığındaki 163 öğrenci ile yürütülmüştür. Ölçeğin zamana karşı değişmezliğini test etmek amacıyla, ilk uygulamadan yaklaşık iki hafta sonra 100 öğrenciye yeniden uygulanmıştır. Veriler; sosyodemografik veri formu, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeği ile toplanmıştır. Yapı geçerliliği için doğrulayıcı faktör analizi ve bilinen grup geçerliliği yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre tüm standartlaştırılmış faktör yükleri anlamlı (p<0,001) ve tüm uyum indeksleri iyi düzeyde bulunmuştur. Bilinen grup geçerliliğinde ölçek toplam puanı, yeme atağı yaşayanların yeme atağı yaşamayan adolesanlara göre Cohen's d=1,41 olup etki büyüklüğü yüksek bulunmuştur. Güvenilirlik analizlerinde, Cronbach Alfa katsayısı 0,867 olarak hesaplanmış olup ölçeğin iç tutarlılığı oldukça iyi düzeydedir. Sınıf içi korelasyon katsayısı toplam ölçek puanı için 0,838 bulunmuştur. Ölçek toplam puanı ile enerji ve makro besin öğeleri arasında ilişki saptanmamış; yalnızca Beden Kütle İndeksi ile zayıf, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,229, p=0,006). Kadınlarda enerji, protein, yağ ve mikro besin öğelerinin alımları erkeklere göre anlamlı şekilde düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeğinin Türkçe uyarlaması, adolesanlarda geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Altı maddeden oluşan bu ölçek, adolesanlarda tıkanırcasına yeme bozukluğunun riskli davranışlarının değerlendirilmesinde kullanılabilecek pratik ve güvenilir bir araçtır.