
38
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Periodontitis ile diyet inflamatuvar indeksi ilişkili midir?
Bu araştırma, 2021 yılının Haziran ile Ekim ayları arasında İnönü Üniversitesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı'nda periodontitis tanısı konmuş yaşları 46.24±12.84 yıl olan 119 hastada periodontitis ile diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ) arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yürütülmüştür. Hastaların sosyodemografik özellikleri anket formu ile yüz yüze kaydedilmiş, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm) belirlenerek beden kütle indeksleri (BKİ, kg/m2) hesaplanmıştır. Ayrıca, üç günlük besin tüketim kayıtları ile günlük alınan enerji ve besin ögeleri belirlenmiştir. Hastalar Dİİ puanlarına göre antiinflamatuvar ve proinflamatuvar beslenenler olarak iki gruba ayrılmıştır. Buna göre; hastaların %45.3'nün (n=54) antiinflamatuvar, %55.7'sinin (n= 65) proinflamatuvar beslenme profiline sahip oldukları belirlenmiştir. Diyet inflamatuvar indeksi puanı antiinflamatuvar beslenen grupta en az "(-25.15)", en çok "(-0.08)"; proinflamatuvar beslenen grupta en az "(+0.01)", en çok "(+21.00)" olarak hesaplanmıştır. Günlük, enerjinin yağdan gelen yüzdesi, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri, omega-3, omega-6 yağ asitleri, posa, A vitamini, tiamin, B6 vitamini, C vitamini, folik asit, demir (Fe), magnezyum (Mg) ve çinko (Zn), kafein, çay ve biber tüketimlerinin antiinflamatuvar beslenen grupta proinflamatuvar beslenen gruptan fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi ile yağ (r=-0.233, p=0.011), tekli doymamış yağ asitleri (r=-0.210, p=0.022), çoklu doymamış yağ asitleri (r=-0.380, p=0.000), posa (r=-0.341,p=0.000), A vitamini (r=-0.182, p=0.048), E vitamini (r=-0.420, p=0.000), B6 vitamini (r=-0.379, p=0.000), folik asit (r=-0.269, p=0.003), C vitamini (r=-0.415, p=0.000), demir (r=-0.325, p=0.000) ve çinko (r=-0.226, p=0.013) alımı arasında negatif yönlü, anlamlı ve zayıf bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda; periodontitisli hastalarda proinflamatuvar beslenme profilinin antiinflamatuvar beslenenlerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Antiinflamatuvar beslenen peridontitisli hastalarda inflamasyonda etkili olduğu bilinen çoklu doymamış yağ asitleri, omega-3 yağ asitleri, posa, antioksidan özellikli A, C, E vitaminleri, Zn, kafein, çay, biber tüketimlerinin anlamlı olarak daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Bu nedenle periodontitis oluşumunu önleyebilmek için diyetin inflamatuvar yükünün azaltılmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür.
Özel beslenme danışmanlık ofisine başvuran yetişkin bireylerin yeme farkındalıkları ve yeme tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, özel beslenme danışmanlık ofisine başvuran 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde yeme farkındalığı ve yeme tutumlarını değerlendirmek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Bu çalışma toplam 174 (126'si kadın, 48'i erkek) birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma verileri bireylerin demografik bilgilerine, sağlık bilgilerine ve beslenme alışkanlıklarına yönelik sorular ile Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30) ve Yeme Tutum Testinin (YTT-26/EAT-26) yer aldığı bir anket aracılığı ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Çalışmada bireylerin % 44,8'i (K: %40,5; E: %56,3) BKİ sınıflamasına göre hafif şişman grubunda bulunmuştur. Kadınların ve erkeklerin YFÖ-30 puan ortalamaları sırasıyla 97,9±14,1 ve 95,4±15,3'dır (p>0,05). YFÖ-30 alt ölçeklerine bakıldığında kadın katılımcıların duygusal yeme (p=0,014) ölçek puanlarının erkek katılımcılara göre düşük; farkındalık (p=0,004) ölçek puanlarının ise erkek katılımcılara göre anlamlı daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kadınların ve erkeklerin EAT-26 puan ortalamaları sırasıyla 18,5±9,3 ve 16,0±10,6'dır. Kadın katılımcıların EAT-26 puanları erkeklere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). EAT-26 ölçek puanı ile YFÖ-30 toplam (r=0,158), yeme disiplini (r=0,220) ve farkındalık (r=0,219) ölçek puanları arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Erkek katılımcıların YFÖ-30 ölçek puanı ile EAT-26 ölçek puanı arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p=0,013) (p<0,05). Erkek katılımcıların vücut ağırlığı ile YFÖ-30 ölçek puanı arasında (r=-0,223) negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Erkek hastaların BKİ değeri ile de YFÖ-30 ölçek puanı arasında (r=-0,208) negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmada kadınların %42,1'inde, erkeklerin %22,9'unda yeme bozukluğu riski tespit edilmiştir. Yeme farkındalığı ve yeme tutumu yaklaşımları bir arada kullanılarak bireylere yeme davranışı stratejileri geliştirilebilir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Yeme farkındalığı, Yeme tutumu
Fitness merkezlerinde egzersiz yapan sporcuların besin seçimi, besinsel ergojenik destek kullanımı ve sosyal görünüş kaygısının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Karabük spor salonlarında egzersiz yapan bireylerin; besin seçimlerini etkileyen faktörleri, besinsel ergojenik destek kullanımını ve sosyal görünüş kaygı düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Karabük Merkezde düzenli olarak faaliyet gösteren altı spor salonu arasında çalışmaya izin veren iki spor salonunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları bu spor salonlarına üye olan 365 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Beş bölümden oluşan anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Katılımcıların besin seçim faktörleri Besin Seçim Anketi (FCQ) ile, sosyal görünüş kaygı düzeyleri ise Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) ile belirlenmiştir. Bu çalışmada, katılımcıların %47,9'u kadın, %52,1'i erkektir. Yaş ortalaması 26,1±7,7 yıl ve beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 24,6±4,14 kg/m² olarak hesaplanmıştır. Bireylerin egzersiz amaçlarının en yüksek oranda; sağlığı korumak (%78,6), kas gücünü ve yağsız kas hacmini artırmak (%74,5) ve formda kalmak (%73,7) olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların %28,5'inin uyguladığı bir diyet olduğu saptanmıştır. En çok uygulanan diyetler sırasıyla; dengeli beslenme (%59,6), yüksek proteinli diyet (%9,6) ve aralıklı oruç (%8,6) olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %56,2'sinin 3 ana öğün, %36,2'sinin ise 3 ana öğünden daha az tükettiği saptanmıştır. Katılımcıların besin seçimlerini etkileyen en önemli faktörlerin, vücut ağırlığı kontrolü (3,09±0,88), sağlık (3,07±0,64) ve ulaşılabilirlik (2,86±0,74) olduğu tespit edilmiştir. En az önemli faktör puanının ise etnik faktörler (2,13±0,85) olduğu saptanmıştır. Besin seçimi faktörlerinden; besinsel içerik (p=0,008) ve vücut ağırlığı kontrolü (p<0,001) ölçek puanları, ergojenik destek kullananlarda kullanmayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Ayrıca SGKÖ puanı ile besin seçimi faktörlerinden vücut ağırlığı kontrolü ölçek puanı arasında pozitif yönlü zayıf bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Katılımcıların %45,5'inin besinsel ergojenik destek kullandığı belirlenmiştir. Ergojenik destek kullanma oranı erkeklerde %49,5, kadınlarda ise %41,1 olarak bulunmuştur. Katılımcıların ortalama 2,5±1,5 adet ergojenik destek kullandığı tespit edilmiştir. Kullanılan ortalama ergojenik destek sayısı erkeklerde (2,7±1,5) kadınlara göre (2,3±1,5) daha yüksek bulunmuştur (p=0,015). Ek olarak, erkek katılımcıların whey proteinleri, dallı zincirli amino asitler (BCAA), glutamin, kreatin, arginin ve karnitin kullanım oranlarının daha yüksek olduğu, kadın katılımcıların ise protein bar ve soya proteinleri kullanım oranlarının daha yüksek olduğu anlaşılmıştır (p<0,05). Aylık ortalama besin desteği harcaması (208,3±126,9 TL) erkek katılımcılarda (243,1±129,3 TL) kadın katılımcılardan (162,9±108,9 TL) daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Ortalama SGKÖ puanı 32±17,4 olarak hesaplanmıştır. Erkek katılımcıların SGKÖ puanının (35,8±19,1) kadınların SGKÖ puanından (27,9±14,2) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca ergojenik destek kullananların (37,4±18,8) kullanmayanlara göre (27,5±14,7) daha yüksek SGKÖ puanına sahip olduğu saptanmıştır (p<0,001). Sonuç olarak, besin seçimi ve ergojenik destek kullanımı konusunda profesyonel destek sağlamak ve dengeli bir beslenme programı oluşturmak için spor salonlarında diyetisyen istihdamı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Besin seçimi, besinsel ergojenik destek, sosyal görünüş kaygısı
Son trimesterdeki gebelerin bebek beslenmesi tutumu ile doğum sonrası emzirme davranışları ve emzirme öz-yeterliliklerinin değerlendirilmesi
Büyüme ve gelişmeyi optimal düzeyde sağlayan, fonksiyonel, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay, sindirim sistemi fizyolojisine uygun ürünler bebek beslenmesi için önemlidir. Buna en uygun besin anne sütü iken en uygun beslenme şekli de emzirmedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından postpartum ilk altı ay için sadece anne sütü ile beslenme önerilmektedir. Bu çalışma; son trimesterdeki gebelerin bebek beslenmesi tutumları ile doğum sonrası emzirme davranışları ve öz-yeterliliklerinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmaya 142 gebe dahil edilmiştir. Katılımcılara gebeliğin son trimestrinde sosyo-demografik özelliklerine ilişkin sorular ile birlikte bebek beslenmesi tutum ölçeği, doğumdan sonra 3 ve 6. ayda ise emzirme davranışları soruları, emzirme öz yeterlilik ölçeği uygulanmıştır. Çalışmaya dahil edilen gebelerin yaş ortalaması 28,1±5,1 yıldır. Gebelerden %42,0'sı ise üniversite ve üzeri eğitimli ve %81,3'ünün planlı gebelik olduğu saptandı. Gebelerden %48,3'ünün ilk gebeliği, %50,2'sinin ilk doğumu olduğu tespit edildi. Gebelerden %66,9'unun sezaryen doğum yaptığı ve bebeklerden %51,3'ünün erkek olduğu belirlendi. Gebelerin IOWA bebek beslenmesi tutum ölçeği puan ortalaması 47,3±7,7'dir. Annelerin 3. ay ile 6. ay emzirme öz-yeterlilik ölçeği (EÖYÖ) puan ortalamaları; emzirme sürecinde eş desteği alanlarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Annelerin emzirme döneminde EÖYÖ 6. ay puanları; ilk 1 saat içinde emzirenlerde (p=0,003), emzirme sayısı 8'den fazla olanlarda (p=0,001), 6 ay sadece anne sütü ile besleyenlerde (p<0,001), bebeğini 2 yıl emzirmeyi planlayanlarda (p<0,001) EÖYÖ 3. ay puanlarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Emzirmede annelerin kendilerini daha iyi hissedebilmesi ve annenin daha yüksek emzirme öz yeterliliğine sahip olabilmesi için bilgi ve bilinç düzeylerini artırmaya yönelik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Polı̇kı̇stı̇k over sendromlu infertı̇l hastalarda koenzim Q10 kullanımının tüp bebek tedavisi sonucuna etkisinin araştırılması
Retrospektif olarak planlanan bu araştırma; Kayseri''de özel bir kadın ve doğum hastanesinde yaşları 27,3±3,9 yıl olan polikistik over sendromlu infertil 154 kadında Koenzim Q10 (IVF) sonuçlarına etkisinin araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmanın verileri 2019-2021 tarihleri arasında Kayseri'de bulunan özel bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinde IVF tedavisi almış olan PKOS'lu hasta dosyalarından, elde edilmiştir. Hastalar IVF tedavisi öncesi bir ay süre ile 100 mg Koenzim Q10 kullananlar (n= 75) ve kullanmayanlar (n=79) olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hastaların BKI, oosit kaliteleri, HbA1c düzeyleri, gebelik oluşumu ve canlı doğum gibi reprodüktif bulguları kaydedilmiş ve elde edilen veriler Mann Whitney U, Kikare ve Fisher Exact testleri ile analiz edilmiştir. Koenzim Q 10 kullananlarda M2 oosit sayısı (p<0,001) ve fertilizasyon (2 PN) oranları (p<0,05), gebelik oluşumu (p=0,001), klinik gebelik (p=0,001) ve canlı doğum (p=0,001) gerçekleşme oranları, kullanmayanlardan yüksek bulunmuştur. PKOS'lu infertil şişman Koenzim Q10 kullanan hastaların klinik gebelik (p=0,015) ve canlı doğum (p=0.046) oranları arasında Koenzim Q10 kullanmayan hastalara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çalışma sonucunda her iki gruba da IVF uygulanmış olması nedeniyle Koenzim Q10 kullananlarda gebelik oluşumu ve canlı doğum oranlarının kullanmayanlardan yüksek olması nedeniyle Koenzim Q10 takviyesinin IVF sonuçlarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiş, ancak, bu konuda daha uzun süreli ve daha fazla örneklem sayısı ile yapılmış çalışmalara gerek olduğu düşünülmüştür.
Brokoli (Brassica oleracea var. Italica) ekstresinin MDA-MB-231 hücre hattında apoptoza etkisinin araştırılması
Günümüzde kanser araştırmalarının hız kazanması ve kanser ilaçlarının geliştirilmesinde hücre kültürleri büyük önem kazanmıştır. Kanser tüm dünyada morbidite ve mortaliteyi etkileyen dinamik ve çok yönlü bir hastalıktır. Besinlerde bulunan biyoaktif bileşenlerin kanserden ve kronik hastalıklardan koruyucu etkileri epidemiyolojik verilerle desteklenmiştir. Brokoli, karnabahar, beyaz ve karalahana, Brüksel lahanası gibi Brassicaceae olarak da bilinen turpgiller grubundaki sebzelerin tüketimi, genel sebze tüketimi ile kıyaslandığında kansere karşı çok daha güçlü bir koruyuculuk sağlamaktadır. Turpgiller grubunda kanser kemoprevensiyonu ile ilgili olarak en çok çalışılan biyoaktif bileşenlerden biri glukosinolatlardır. En yaygın olarak incelenen izosiyonat (ITC), karsinojenez sürecini inhibe etme, tersine çevirme ve kanser hücrelerini apoptoz yoluyla yok etme potansiyelini gösteren sülforafandır (SFN). Çalışmalar, SFN'nin tümör gelişimine karşı olarak hücre döngüsünü inhibe ettiğini veya apoptozu uyardığını göstermiştir. Brokolinin yapısında en fazla bulunan glukozinolat (GLS) olan glukofarin (GRA), mirosinaz enzim aktivitesiyle SFN'ye parçalanmaktadır. GRA özellikle brokoli filizlerinin yapısındaki toplam GLS'lerin yaklaşık %50'sini oluşturmaktadır. Bu çalışmada brokoli ekstresinin MDA-MB-231 meme kanseri hücre hattında iki farklı dozun (125 µL/ml ve 250 µL/ml) iki farklı zaman süresinde (24 ve 48 saat) apoptotik etkisi araştırıldı. Hücreler 370C'de %5 CO2'li ortamda kültüre edildi. Muse Cell Analyzer cihazı ile gruplara Annexin V ve hücre döngüsü analizleri yapıldı. Brokoli ekstresi içeren gruplarda kontrole kıyasla her iki doz için canlı hücre yüzdesinde azalma, erken ve toplam apoptoz yüzdesinde anlamlı bir şekilde artış görüldü (p<0,05). Geç apoptoz yüzdesi için anlamlı sonuç bulunmadı. S evresinde hücre sayısı tüm gruplarda artmıştı (p<0,05). Brokoli ekstresi içeren grupların S kontrol noktasına geçişte hücre döngüsünü yavaşlattığı görüldü (p<0,05). Bu sonuçların apopitozla ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarına benzerlik gösterdiği bulundu. Yapılan tez çalışmasının brokolinin düzenli ve doğru tüketiminin yaygınlaşmasının kanser oluşumunu yavaşlatmada etkili olacağı ve bu çalışmanın kanser araştırmalarına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Nar (punica granatum) ekstresinin MDA-MB-231 hücre hattı üzerine etkisi
Kanser, tüm dünyada morbidite ve mortaliteyi etkileyen multifaktöriyel bir hastalıktır. Meme kanseri, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü iken, dünya genelinde akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türüdür. Besinlerde bulunan biyoaktif ajanların kanserden koruyucu etkileri epidemiyolojik çalışmalarla desteklenmiştir. Bunun meme kanseri için de geçerli olduğu kanıtlanırsa toksik olmayan doğal koruyucu bileşenlerin meme kanserini önleme ve tedavisinde kullanılması sağlanacaktır. Nar (Punica Granatum), fitokimyasal maddeler içeren ve insan sağlığının geliştirilmesi, çeşitli kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde kullanılan değerli bir meyvedir. Bu çalışmada Nar (Punica Granatum) kabuğundan elde edilen ekstrenin, MDA-MB-231 hücreleri üzerine etkisi araştırıldı. Çalışmada MDA-MB-231 hücreleri kontrol, 25 µg/ml, 50 µg/ml Nar (Punica Granatum) kabuğu gruplarına ayrıldı. MDA-MB-231 hücreleri 37°C'de %5 CO2'li ortamda 24 ve 48 saatlik inkübasyonlara bırakıldı. İnkübasyon süreleri sonunda Muse Cell Analyzer cihazında MDA-MB-231 hücrelerinin hücre canlılığı / apopitoz ve hücre döngüsü durumları incelendi. Sonuçlar değerlendirildiğinde kontrol grubuna göre nar kabuğu ekstresi uygulanan gruplarda hücre canlılığının azaldığı görüldü. Apopitozun en yüksek değerde gözlendiği grup 50 µg/ml nar kabuğu ekstresi grubuydu (p<0,05). Hücre dögüsü testinde ise, G0/G1 evresinde bulunan hücre sayısı 24 saatlik inkübasyon süresi sonunda kontrol ve 50 µg/ml nar kabuğu ekstresi gruplarına göre 25 µg/ml nar kabuğu ekstresi grubunda anlamlı olarak yüksek değerdeydi (p<0,05). Literatürdeki diğer çalışma sonuçlarında ve bu çalışmanın sonucunda, nar kabuğu tüketiminin yaygınlaşmasının kanserlerin oluşumunun önlenmesinde ve ilerlemesinin yavaşlatılmasında etkili olabileceğini ortaya koymaktadır.
Ginseng (Panax quinquefolius) ekstresinin MDA-MB-231 hücre hattı üzerine etkisi
Kanser, insanlık için küresel bir tehdit haline gelmiştir. Kanser verilerine göre 2012 yılında 14,1 milyon civarında yeni kanser vakası ve 8,2 milyon civarında kanserden ölüm gerçekleşmiştir (Torre ve ark., 2015). Meme kanseri, kadınlarda bilinen ve görülen en yaygın kanser türüdür ve en başta gelişmiş batılı ülkelerden sonra tüm toplumlarda kanser ölümleri içinde en sık olarak görülmektedir (Demirci, 1995). Bitkisel kaynaklı biyolojik aktif olan bileşiklere fitokimyasallar denilmektedir. Oksidan radikallerini tutarak, detoksifikasyon (toksinlerden arınma) enzimlerini aktive ederek ve immün sistemi uyararak kansere karşı koruyucu etki sağlamaktadır. Bitkilerin çeşitli kısımlarından elde edilebilen biyoaktif maddeler kanser konulu araştırmalarda incelenmiştir. Bu maddelerin etkileri epidemiyolojik verilerle desteklenmiştir. In vitro ve in vivo çalışmalar Ginseng'in kanser hücrelerinde apoptozisi uyararak ve hücre döngüsünü durdurarak bir çok basamağı etkilediğini göstermiştir (Din ve ark., 2012; Lee, Kang ve Kim, 2019). Yapılan bu çalışmada MDA-MB-231 hücre hatlarında Ginseng (Panax quinquefolius)'ın zaman ve doza bağlı etkisi incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Yapılan mevcut çalışmamızda Ginseng (Panax quinquefolius) ekstresi 1mg/ml ve 2mg/ml dozlar ile ve 24, 48 saat olarak iki zaman üzerinde kıyaslandı sonuçlar alındı, canlı meme kanseri hücrelerini öldüren ve apopitoza götüren etkin dozun 24 ve 48 saat için 1mg/ml olduğu, ayrıca hücre döngüsünü G0/G1 fazında durduran grubunda 48 saat için, 1mg/ml olan grup olduğu görüldü. Bu durum kanser hücresinin proliferasyonunu durduracağını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ginseng, MDA-MB-231, Panax quinquefolius
Alanya'da yetiştirilen hass ve fuerte avokado yapraklarından hazırlanan ekstrelerde total antioksidan ve toplam fenolik bileşen tayini
Bu araştırma Alanya'da yetişen Hass (AH) ve Fuerte (AF) avokado türü yapraklarının toplam fenolik madde ve flavonoit içeriği ve antioksidan etkisinin en optimal içeriğinin ekstraksiyon yöntemini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Hass ve Fuerte çeşidi avokado yaprakları biyoaktif beleşenlerinin analizi için ekstreler infüzyon (AHİ, AFİ), maserasyon (AHM, AFM), Soxhlet (AHS, AFS) ve ses dalgaları destekli ekstraksiyon (AHU, AFU) olmak üzere 4 farklı yöntemle elde edilmiştir. Hazırlanan ekstrelerin fenolik bileşen ve flavanoit miktarları hesaplanmış; total antioksidan aktiviteleri 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH●) radikalini süpürücü etki tayini, 2,2'-azino-bis (3- etilben-ztiazolin6-sulfonik asit) (ABTS+●) radikalinin süpürücü etki tayini ve Demir İndirgeme Antioksidan Gücünün (FRAP) tayini yöntemleri ile ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar tek yönlü varyans analizi ve Tukey-HSD testi ile değerlendirilmiştir (p<0,05). Avokado ekstrelerinde en yüksek toplam fenolik madde miktarının AHS, AHU, AHM ve AFS ekstrelerinde; flavonoit miktarının ise AFM, AFS ve AHS ekstrelerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yürütülen antioksidan aktivite deneyleri sonucu avokado yaprağı ekstrelerinin en yüksek etkinliği ABTS+● radikalini süpürücü etki deneyinde kullanıldığı deney düzeninde gösterdiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre avakado 'Hass' türü yapraklarının AHU ve AHS ekstreleri, 'Fuerte' türü yapraklarının ise, AFU ve AFS ekstrelerinin en yüksek düzeyde ABTS radikalini süpürücü etki gösterdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca ekstrelerin DPPH sisteminde zayıf etki gösterdikleri, FRAP deneyinde ise ekstrelerden troloks kadar etkili olmasa da avakado 'Fuerte' ve 'Hass' türü yapraklarından Soxhlet yöntemi ile hazırlanan ekstrelerle etkili olduğu gözlemlenmiştir.
Yaban mersini (Vaccinium myrtillus) ekstraktlarının MDA-MB-231 hücre hattına etkisinin araştırılması
Günümüzde yaygın bir hastalık haline gelen kanser, en önemli kronik sağlık sorunlarından birisidir. Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre yılda 18.1 milyon insana kanser teşhisi koyulmuş, 2018 yılında 9.6 milyon kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Günümüzde kansere karşı mevcut tedavilerde; kemoterapi, radyoterapi, cerrahi ve kimyasal olarak üretilmiş ilaçlar bulunmaktadır. Tanı yöntemleri ve tedavilerindeki hızlı gelişmelere rağmen uygulanan ilaçlara direnç ve metastaz başarılı tedavinin önündeki başlıca engellerdir. Bu nedenle, kansere karşı alternatif tedavilere ve terapilerin kullanılmasına odaklanılmaktadır. Bu çalışmada Artvin ilinden temin edilen yaban mersin meyvesinden elde edilen ekstrelerin MDA-MB-231 hücreleri üzerine etkileri araştırıldı. Yaban mersini ekstreleri 40, 80, 100, 200 µl dozları kullanılarak pilot çalışmalar yapıldı. Sonuç olarak 40 ve 80 µl dozları etkili doz olarak belirlendi. Belirlenen dozlarının MDA-MB231 hücreleri üzerindeki in vitro etkisini incelemek için 24 ve 48 saatlik kültür periyodu sonrasında hücreler, Annexin V ve hücre döngüsü olmak üzere iki farklı analize tabi tutuldu. Çalışmamızda yaban mersini ekstrelerinin MDA-MB-231 hücreleri üzerinde 24 ve 48 saatlik kültür sonunda 40 µl ve 80 µl apopitozu artırdığı, sitotoksik etkisinin olduğu ve hücre proliferasyonunu azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmamıza göre yaban mersini meyvesinin kansere karşı uygun bir tedavi edici ajan adayı olabilir ve yapılan bu araştırmanın kanser araştırmalarına katkıda bulunabilir.