
174
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Taşınır satış sözleşmelerinde ayıp kavramı ve motorlu taşıtlara özgü hukuki sorunlar
Çalışmamızın konusu, satıcının ayıptan doğan sorumluluğu hükümlerinin ve malın ayıplı olması durumunda alıcı lehine doğan seçimlik hakların özellikle otomotiv sektörü bakımından incelenmesidir. Ayıp hükümleri incelenirken, hem adi ve ticari satımlar, hem de tüketici satımları dikkate alınmış, gerekli yerlerde tüketici satımlarına özgü kurallara yer verilmeye çalışılmıştır. Öte yandan, 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 Sayılı yeni Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un getirdiği yeniliklere de mümkün olduğunca yer verilmeye çabalanmıştır. Çalışmamızda, tüm taşınırlara yönelik teorik açıklamalar yer almakta ise de, motorlu taşıtların üzerinde özel olarak durulmuş, motorlu taşıtlara yönelik uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıklar ortaya konularak ve mahkeme kararlarından örnekler sunularak açıklamalarımız somutlaştırılmıştır. Keza yalnızca motorlu taşıtlar yönünden uyuşmazlık doğuran ve uygulamada pek çok davaya konu olan hava yastıkları, boya sorunları gibi belli başlı ayıp türleri bakımından ayrıntılı değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca, motorlu taşıtlardan doğan ayıp iddialarına yönelik malın ayıpsızıyla değişimi veya satış bedelinin iadesi kararlarının infazında yaşanan sorun ve belirsizliklere temas edilmiş, bu konuda doktrin görüşü ile Yargıtay kararlarının karşılaştırılması yöntemi benimsenmiştir.
Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan özel hukuk ve ceza hukuku sorumluluğu
Gebeliklerin sonlandırılması tıp, hukuk, etik, felsefe,din gibi pek çok alanda binlerce yıldır tartışılan bir konudur. Zamana ve mekana göre yaklaşımlar ve bakış açıları değişkenlik gösterse de gebeliklerin sonlandırılmasını ne tamamen serbest bırakmanın ne de aşırı kısıtlamalar getirmenin çözüm olmayacağı bilinmektedir. Ülkeden ülkeye değişkenlik göstermekle beraber, ülkemiz de dahil olmak üzere hemen her ülkenin kanunları gebeliklerin sonlandırılmasına belli koşullar altında izin vermiş, bu koşulları taşımayan durumlarda gebeliği sonlandıran kişilerin sorumluluğuna gidilmiştir. Gebeliklerin herhangi bir kişi tarafından herhangi bir yöntemle sonlandırılması mümkün olup sorumluluğunu da beraberinde getirse de, özellikle yakın zamanlarda gündemde olan ve kamuoyunun ilgisini çeken konu, hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasına yönelik tıbbi müdahale niteliği taşıyan eylemleri olmaktadır. Bu çalışmada hekimlerin gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle hem özel hukuk hem ceza hukuku alanında söz konusu olabilecek sorumlulukları ele alınmıştır. Gebeliklerin sonlandırılmasında özel hukuk sorumluluğu, genel olarak hekimin özel hukuk sorumluluğuna paralel şekilde, hekim ile gebe kadın ya da yasal temsilcisi arasında kurulmuş bir sözleşme ilişkisinden, haksız fiilden, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu ilgili maddeleri uyarınca hekimin kusursuz sorumluluğuna da gidilebilir. Müdahalenin gerçekleştiği sağlık kurumunun da sözleşmeye aykırılığın yanı sıra hekimin kusuru nedeniyle sorumlu tutulması da söz konusu olabilir. Gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle bir tazminata hükmedilebilmesi için de, genel sorumluluk hükümlerine uygun şekilde, bir hukuka aykırılık, zarar, kusur ve nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Çalışmada bu hususlar tıp uygulamasından örnekler eşliğinde ele alınmış, ayrıca ispata ilişkin özellikler ve tazminatın hesaplanması üzerinde de durulmuştur. Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan cezai sorumluluğu açısından Türk Ceza Kanunu 99. ve 100. maddelerinde yer alan çocuk düşürme ve düşürtme suçları irdelenmiştir. Hekimlerin suç işlememeleri, hastalarına zarar vermemeleri ve kendilerini sorumlu duruma düşürmemeleri konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar olarak özellikle Nüfus Planlaması Hakkında Kanun Hükümleri'nin dikkate alınması, hastanın aydınlatılmış onamının alınması, onam olmaksızın, yetki alanı dışında ve endikasyonsuz müdahaleye girişilmemesi ve yapılanların eksiksiz kayıt altına alınması üzerinde durulmuştur.
Tıbbi müdahale hatalarında bilirkişinin rolü
Bilirkişi görüşlerinin davaların sonuçlandırılmasında çok etkili bir rolü vardır. Mahkemeler, ceza ve hukuk davalarında, Hakimlerin çözmekte zorlandığı bilimsel konulara açıklık getirmek için bilirkişilerin görüşlerine başvururlar. Ülkemizde son yıllarda hatalı tıbbi müdahale iddiasıyla açılan davalarda büyük bir artış gözlenmektedir. Mahkemeler ve Hakimler, bilirkişilerin temel tıp kurallarına, kabul edilebilir tedavi seçeneklerine ilişkin açıklamaları ve yorumları olmadan tıbbi müdahale hatalarını komplikasyonlardan ayıramazlar. Ülkemizdeki kanunlara göre, mesleği yapmaya yetkili olan tüm hekimlerin tıbbi bilirkişilik yükümlülüğü de vardır. Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası, Adli Tıp Enstitüleri ve Üniversiteler halen ülkemizde bilirkişilik hizmeti veren kurumlardır. Biz burada, tıp camiasında, mahkemelerde ve sosyal mediada sıklıkla tartışma konusu olan tıbbi müdahale hatasıyla komplikasyonun ayırımını inceledik. Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası tarafından verilen bir takım hatalı, eksik ve bilimsel olmayan tıbbi bilirkişi raporlarını mercek altına aldık. Bu çalışma güvenilir, tarafsız, objektif ve bilimsel tıbbi bilirkişi raporlarının hatalı tıbbi müdahale davalarındaki önemini tartışmakta, tıbbi bilirkişilerin bilginin tarafsız taşıyıcısı olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Tıbbi bilirkişilerin verdikleri hizmetin kalitesini arttırmak ve nihayetinde daha doğru, dürüst ve adil sonuçlara ulaşabilmesi için tavsiyelerde bulunduk. İnsanların daha sağlıklı ve adil bir yaşam sürmelerini sağlayarak, global düzeyde iyi olma halini hedefleyen tıp ve hukuk bilim dallarının birlikte harmoni içinde çalışmaları halinde çok daha etkili olabilecekleri sonucuna vardık.
Amerikan Ceza Hukukunda meşru savunma
Meşru savunmanın kapsadığı alan ve haklar her hukuk sisteminde aynı olmasa da, bugün modern hukuk sistemini benimseyen ülkelerin hukuklarına bakıldığında, birbirine yakın düzenlemelere sahip oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, en eski zamanlardan beri var olan meşru savunma kavramını Amerikan ceza hukuku bakımından incelemek, hem Türk hukukçularının meşru savunmayı bu açıdan da tanımasını sağlayacak, hem de Türk ceza hukukunu zenginleştirilebilecek görüşlerle birlikte farklı tartışmaların yapılmasını kapı aralayacaktır.Bu nedenle çalışmamızda meşru savunmayı ele alırken, öncelikle kavramın Roma hukuku, Osmanlı hukuku gibi modern ceza hukuku öncesi sistemlerinde nasıl ele alındığını, ardından modern hukuk sistemine geçtikten sonra hem Anglo-Sakson, hem de Kara Avrupası sistemlerindeki diğer ülkelerde nasıl düzenlenmiş olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın birinci bölümünde yer alan tarihçe ve diğer bazı ülkelerdeki hukuki düzenlemeler ile tarihçesi eskiye dayanan bir kavram olan meşru savunmanın çeşitli ülkelerde nasıl ele alındığı, ne anlaşıldığı ve neleri kapsadığına değinilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, meşru savunma hem Roma, Osmanlı ve İngiliz hukuklarına göre tarihçesi bakımından ele alınmış, hem de söz konusu kavramın Kara Avrupası Hukukunu benimseyen Almanya, Fransa, İtalya gibi bazı Avrupa ülkelerindeki düzenlemeleriyle birlikte, Türk hukukundaki düzenlenişine yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, meşru savunmanın Amerikan ceza hukukundaki düzenlenişi ele alınmış olup, söz konusu kavram, niteliği, kapsamı, koşulları ve bazı önemli gördüğümüz ilkeleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Meşru savunmanın Amerikan ceza hukukuna göre bir hukuka uygunluk sebebi mi, yoksa bir mazeret nedeni mi olduğu tartışmasına yer verildikten sonra, Amerikan hukukuna göre meşru savunmadan ne anlaşıldığı, hangi hakların bu kapsama girdiği ve Amerikan yargısının meşru savunma konusundak içtihatlarına yer verilmeye çalışılmıştır. Common law şeklinde tabir edilen Türkçe'ye "içtihat hukuku" şeklinde çevirebileceğimiz bir hukuk sistemine sahip olan Amerikan hukuku, özellikle kanunlarda mevcut olan kavramların kriter ve özelliklerini, davalar yoluyla açıklaması ve genişletmesi bakımından oldukça önemlidir. Çalışmamızın esas konusunu oluşturan Amerikan ceza hukukunda meşru savunmanın tanımı, hukuki niteliği, koşulları ve bu koşullardan anlaşılması gerekenler başlıklar halinde ele alınmıştır. Bunun yanısıra, kaçma yükümlülüğü ve Kale İlkesi olarak ifade edilen iki önemli ilkeye değinilerek, söz konusu ilkelerin tanımları, mahiyeti, Amerikan ceza hukukunda meşru savunma bakımından önemi ve Türk ceza hukuku ile karşılaştırmalı noktalarına yer verilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, Amerikan ceza hukukuyla Türk ceza hukukunun belki de en farklı görülen ve yine en çok tartışılan konularından biri olan evin ve malın savunulması konusuna yer verilmiştir. Amerikan ceza hukukununda yer alan meşru savunma kurumunu, Türk yargısının belirlediği kriterler ile Amerikan yargısının ortaya koyduğu ölçütleri belli noktalarda birleştirmek ve Amerikan yargısının meşru savunma ile ilgili verdiği kararlardaki görüş ve ölçütlerinin Türk ceza hukukunda da uygulanıp uygulanamayacağı, tartışmaya açılıp açılamayacağını ortaya koymak gerekmekteydi. Bu nedenle meşru savunmayı, Amerikan ceza hukuku bakış açısıyla ele almaya çalışmamız, Türk ceza hukukundaki işleyişe farklı bir açıyla katkı sağlamayı ve Amerikan uygulamasındaki kriterlerle birlikte Türk hukukuna yeni tartışma konuları getirmeyi amaçladığımızdandır. Bu açıdan, giderek yaklaşan ve birbirinden etkilenen hukuk sistemleriyle birlikte, Anglo- Sakson hukuk sistemini benimsemiş Amerikan hukukunun da Kara Avrupası hukuk sisteminde yer alan Türk hukukuna katkı sağlayabileceği düşüncesindeyiz.
Estetik cerrahide hekimin hukuki sorumlulukları ve bu sorumlulukların eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi
Satın alım, çevrim içi derin indirim sonrası yeniden satın alım ve kulaktan kulağa pazarlama ile ilgili tüketici çalışmaları
Daily deal sites are e-commerce businesses that offer deep discounts (e.g., 50%, 90%) for products and services to consumers through local service providers. These sites increase consumer's buying power and attract more customers for local service providers. The fact that most deal sites keep half of the revenue from each consumer makes this model unprofitable for service providers. To increase the viability of this business model, after purchasing from deal sites, consumers would need to repurchase at full and/or different discount rates from service providers and generate positive Word of Mouth (WOM). For that aim, three studies were conducted. The first study is a survey conducted in Turkey, which examines the consumer motivations based on McClelland Need Theory. The results revealed that need for achievement affects deal purchases while need for group affiliation drives the intention to repurchase at full price and need for power increases the generation of WOM. The second study addresses consumer motivations through a multi-method approach, combining in-depth interviews with an experimental study. The results revealed that price discount and distance are key action variables that managers can control in order to give fewer discounts and make higher profits. Moreover, consumers with a high need for achievement are more likely to generate WOM, while those with a high need for affiliation create more electronic WOM (eWOM). The third study is an experimental study, which reveals that satisfaction is a primary driver for repurchase and WOM. Furthermore, consumer characteristics as coupon proneness and price quality schema are key characteristics for both deal sites and service providers.
Özel hastanede çalışan hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğu
Bu çalışmada, özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden kaynaklanan özel hukuk sorumlulukları ele alınmıştır. Öncelikle tıbbi müdahale başta olmak üzere sağlıkla ilgili temel kavramlar ile özel hastanelerin yönetimi ve işleyişi açıklanmıştır. Daha sonra özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğunun kaynakları sırasıyla incelenmiştir. İlk olarak hekimlik sözleşmesinin unsurları belirtilmiş, hukuki nitelemesi hakkındaki tartışmalar açıklanmış ve sözleşmeden doğan borçlar sayılmıştır. Kanaatimizce hekimlik sözleşmesi bir vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir; ancak Yargıtay estetik ameliyatlar gibi hekimin görünür bir sonuç vadettiği müdahaleler ile ilgili sözleşmeleri eser sözleşmesi olarak nitelendirmektedir. İkinci olarak culpa in contrahendo sorumluluğu hakkındaki tartışmalara kısaca değinilmiştir. Üçüncü olarak haksız fiil sorumluluğunun şartları açıklanmış, özellikle hukuka uygunluk sebepleri ve hastanın rızası üzerinde durulmuştur. Son olarak hekimler açısından vekâletsiz iş görme hükümlerinin uygulanması tartışılmıştır.
Anonim şirketlerde yönetimin devri
Bu çalışma kapsamında, anonim şirketin yönetim faaliyetini daha verimli bir şekilde yerine getirmesi amacı ile yönetim yetkilerinin devredilmesi imkânı incelenecektir.Yönetim kurulunun uhdesinde bulunan yönetim yetkisinin devri en çok sorumluluk bahsinde etkisini göstermektedir. Bu sebeple, de bu çalışmada yönetimin devri konusunun hukuki boyutu incelenirken en çok yönetimin devrinin sorumluluğa etkileri üzerinde durulmaya çalışılmıştır.
Annelerin çocukların olumsuz duygularını sosyalleştirmesinin ve çocukların mizacının okul çağındaki çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemleriyle boylamsal ilişkileri
Interest in identifying the precursors of internalizing and externalizing behavior problems has been increasing. Studies have shown that both parental socialization and children's temperamental characteristics trigger the chronicity and permanence of children's internalizing and externalizing problems. However, there is less research investigating the influences of parental socialization on children's internalizing and externalizing problems through children's temperament during middle childhood in non-Western contexts. Thus, this study aimed to examine the longitudinal relations between parental socialization of children's negative emotions, children's temperament and internalizing and externalizing problems, as well as the mediational effect of temperament on the relations between parental socialization and these problem behaviors with Turkish children. Total of 340 mothers and their children were recruited from Bolu, Istanbul, and Ankara. Coping with Negative Emotions scale at age 7, Children's Behavior Questionnaire at age 8, and CBCL/6-18 at age 9 were used in the study. Results showed that maternal punitive and minimization reactions were positively related to children's internalizing and externalizing problems. Attentional focusing and shifting were negatively associated with internalizing problems, and impulsivity was positively correlated with externalizing problems, but inhibitory control was negatively linked to externalizing problems. Moreover, maternal punitive reactions were negatively correlated with attentional focusing and shifting. Furthermore, maternal punitive reactions were directly and indirectly related to externalizing problems, and they indirectly influenced externalizing problems via inhibitory control. These findings suggest that maternal reactions to children's negative emotions and children's temperament contribute to better understanding of children's internalizing and externalizing problems.
Beliren yetişkinlik döneminde temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmasının ve kimlik statülerinin iki sosyal çevrede incelenmesi
The present study aimed to investigate the relationship between perceived psychological needs satisfaction and identity statuses in emerging adults across two social contexts i.e., parents and best friend. Data were collected as online self-report questionnaires from emerging adults aged between 18 and 26. A total of 288 university students completed questionnaires related to identity statuses and basic psychological needs satisfaction with mother, father and best friend. The results showed that needs satisfaction with the peer was significantly greater than needs satisfaction with parents. In addition, there was a significant effect of year of university education on identity diffusion such that identity diffusion was more prevalent in first year students than students with at least five year university education. Futher, multiple regression analyses indicated that needs satisfaction with best friend predicted all the identity statuses. However, needs satisfaction from mother predicted identity moratorium together with best friend and needs satisfaction from father predicted identity foreclosure jointly with best friend. The findings were discussed in the light of previous studies and future directions were provided. Keywords: emerging adulthood, basic psychological needs satisfaction, identity statuses