
353
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İskenderun Körfezi'ndeki lesepsiyen yengeç Charybdis longicollis Leene, 1938 (Portunidae:Decapoda)'ın bazı biyolojik özellikleri
Bu çalışmada İskenderun Körfezi'nden Temmuz 2012 ile Haziran 2013 tarihleri arasında aylık olarak toplanan lesepsiyen yengeç Charybdis longicollis Leene, 1938'in bazı biyolojik özellikleri verilmiştir. Elde edilen toplam 994 adet C. longicollis bireyinin % 51,61 (513)'i erkek, % 45,17 (449)'si dişi ve % 3,22 (31 dişi ve 1 erkek)'si jüvenil bireylerden oluştuğu belirlenmiştir. Lesepsiyen yengecin karapas uzunluk dağılımı 19,2 mm ile 67,3 mm arasında, ağırlığı ise 0,8 g ile maksimum 50,75 g arasındadır. Eşey oranı (E:D) 1:0,88 olup, erkekler baskındır (p<0.05). Erkek, dişi ve tüm bireyler için sırasıyla boy-ağırlık ilişkisi W= W=0,00007CL3,2149, W=0,00011CL3,0907 ve W=0,00008CL3,1882 bulunmuştur. C. longicollis'in erkek ve tüm bireyler için pozitif allometrik büyüme, dişi bireyler için izometrik büyüme tespit edilmiştir. Araştırma süresince elde edilen C. longicollis'in cinsiyete göre ortalama kondüsyon faktörü erkek bireyler için 0,0199±0,0036 (ortalama±SH), dişiler için ise 0,0159±0,0002 (ortalama±SH) olarak hesaplanmıştır. C. longicollis'in yumurta taşıyan bireyleri Nisan-Kasım dönemi arasında elde edilmiştir. Yumurta verimliliğinin ortalama 4058,88±640,01 (137-15047) olduğu belirlenmiştir.
Karma yem hammaddelerinin Sibirya mersini (Acipenser baerii) jüvenillerinin proteaz aktivitesi üzerine olası inhibe edici etkilerinin belirlenmesi
Çalışma, Macaristan Riged&Riged Ltd. balık üretim tesisi ve İskenderun Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi yetiştiricilik laboratuvarında yürütülmüştür. Sibirya mersin balığı (A. baerii) larvaları yumurtadan çıkış anından itibaren 23 gün boyunca standart besleme protokolü ile beslenmiştir. Karma yeme geçiş yapılan 23. gündeki proteolitik aktivite ve farklı protein kaynaklarının proteaz aktivite üzerine inhibisyon etkileri ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen bilgiler ışığında, Sibirya mersin jüvenillerinin karma yemlerinde protein kaynağı olarak soya protein konsantresi ve balık unu kullanmanın, diğer yemlerle yapılan beslemeler ile karşılaştırıldığında, proteolitik enzim aktivitesini istatistiki açıdan daha olumlu etki yaptığı görülmüştür (P<0,05). Anahtar Kelimeler: A. baerii, proteaz aktivitesi, protein kaynakları, inhibisyon etkisi
Türkiye Doğu Akdeniz kıyılarındaki mürekkep balığının (Sepia officinalis L., 1758) farklı dokularında bazı ağır metal birikimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Akdeniz bölgesinde farklı kirlilik yüklerine sahip istasyonlardan (İskenderun, Antalya, Kaş, Gazipaşa ve Anamur) avlanan dişi ve erkek S. officinalis bireylerinin solungaç, hepatopankreas, gonad (ovaryum ve testis) ve kas (manto) dokularındaki Cd, Co, Cr, Ni ve Pb metal birikim seviyeleri araştırılmıştır. Çalışılan tüm metaller için hepatopankreas dokuların diğer dokulara göre en çok metal birikimine sahip doku olduğu belirlenmiştir. Erkek bireylerin dokularındaki metal birikiminin dişi bireylerdeki birikimden daha fazla olduğu, Cd ve Ni birikimlerinin ise dişi bireylerde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Manto dokusunda ölçülen ağır metal seviyeleri bakımından metaller arası ilişki Co > Pb > Ni > Cd > Cr şeklindedir. Pb metali değerlerinin Anamur, Antalya ve İskenderun istasyonlarında limit değerlerinin üzerinde olduğu tespit edilmiştir.
İskenderun Körfezi'nde beyaz sokar (Siganus rivulatus (Forsskal 1775))'ın bazı biyolojik özellikleri
Bu çalışma. beyaz sokar balığı Siganus rivulatus Forsskal.1775'in İskenderun Körfezi'nde bazı biyolojik özelliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Şubat 2014- Haziran 2015 tarihleri arasında alınan aylık örneklemeler ile 531 adet birey incelenmiştir. Yapılan çalışmada Siganus rivulatus'un yaş, boy, ağırlık. kondisyon faktörü ve gonadosomatik indeks değerleri belirlenmiştir. İncelen örneklerin 166 (%31.19) adet dişi ve 365 (%68.49) adet erkek bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin otolitlerinin okunması sonucunda tüm bireylerin; 1 ve 10 yaş grupları arasında dağılım gösterdikleri belirlenmiştir. Dişi ve erkek bireylerde minimum ve maksimum toplam boy değerleri sırasıyla 8.5-29.5 cm ve 8.5-26.9 cm iken; yine erkek ve dişi bireylerde minimum ve maksimum ağırlık değerleri sırasıyla17.66-284.90 gr ve 8.37-249.49 gr olduğu saptanmıştır. Dişi ve erkek bireyler için hesaplanan boy-ağırlık ilişkisi denklemleri sırasıyla W=0.013×L2.982 ve W=0.015xL2.934 olarak hesaplanmıştır. Von Bertanffy dişi bireyler için boyca büyüme değerleri. L∞ = 48.96cm. K= 0.054 yıl -1. t 0 = - 3.495 olaraksaptanmıştır. Erkek birey için. L∞ =43.534. K=0.059 yıl-1 t0=-3.646 yıl. tüm bireyler için L∞ =47.24. K=0.054 yıl-1 t0 = -3.615 yıl. olarak hesaplanmıştır. Kondisyon Faktörü. dişi bireylerde ortalama; 1.54±0.09. erkek bireylerde 1.48±0.501. tüm bireylerde 1.51±0.300 olarak tespit edilmiştir. Aylık gonadosomatik indeks (GSI) değerleri S. rivulatus için Nisan-Mayıs-Haziran ayları arasında ürediğini göstermiştir.
Seyhan Baraj gölü (Adana) zooplanktonunun vertikal göçlerinin tespiti
Bu çalışmada, Adana il sınırları içinde bulunan, Adana'yı Seyhan Nehri'nin sebep olabileceği su baskınından korumak, sulama ve elektrik üretmek amacı ile yapılan Seyhan Baraj Gölü'nün zooplanktonu kalitatif olarak incelenmiş ve tespit edilen zooplanktonun vertikal göçü 24 saat süreyle araştırılmıştır. Örnekler belirli derinliklerden (0, 1, 2,5, 5, 7,5, 10, 15, 20 m) 4 saatlik aralıklarla alınmıştır. Araştırmada, Rotifera'dan 20, Kladosera'dan 4 ve Kopepoda'dan 2 olmak üzere toplam 26 organizma tespit edilmiştir. Rotiferadan Keratella cochlearis dışında kalan diğer tüm rotifer türleri tüm su sütununda dağılım göstermedikleri belirlenmiş ve ayrıca vertikal göç yapmadıkları tespit edilmiştir. Kladoseradan, Diaphanasoma birgei tüm derinliklerde homojen dağılış gösterdiği, saat 18.00'de yüzeyde en fazla birey sayısına ulaştığı tespit edilmiş olup gündüz vakti derine gece ise yüzeye göç hareketlerini gerçekleştirmedikleri belirlenmiştir. Kopepoda'dan, Mesocyclops leuckarti derinlik artışına paralel birey sayısında azalmalar tespit edilmiştir. Diğer kopepod türlerinin yüzeyde oldukça az bulundukları, derinliğe bağlı olarak artış gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca baraj gölündeki bazı su kalite parametreleri de (konduktivite, çözünmüş oksijen, sıcaklık) belirlenmiş olup bunların normal su kriterleri değerleri içerisinde oldukları tespit edilmiştir.
Hibrit tilapia (Oreochromis niloticus x Oreochromis aureus)'nın bazı dokularında kurşun birikimine askorbik asitin etkisi ve histopatolojisinin belirlenmesi
Bu çalışma ile çevresel kirlilikle sucul ortama girebilecek kurşunun, belirli doz ve sürede tilapia'nın farklı dokularında oluşturabileceği birikimin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla su ortamına verilen askorbik asidin kurşun birikimine etkisi ve birikimin etkilerinin histopatolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Kurşun (10 mg/l Pb2+) ve kurşun + askorbik asit (10 mg/l Pb2+ + 10mg/l askorbik asit) içeren ortamlara maruz bırakılan hibrit tilapialar (Oreochromis niloticus x Oreochromis aureus), 14. ve 28. günlerde örneklenerek solungaç, karaciğer, bağırsak, gonad ve kas dokularında kurşun birikim düzeyleri ve meydana gelen histopatolojik değişimler belirlenmiştir. Dokularda kurşun birikim düzeylerinin zamana bağlı olarak arttığı ve dokulara göre farklılık gösterdiği ( bağırsak > solungaç > karaciğer > gonad > kas) tespit edilmiştir. Kurşun ve askorbik asit içeren ortamlarda bulunan balıkların dokularındaki kurşun birikiminin, yalnız kurşun içeren ortamlardakilere göre daha yavaş ve daha az miktarda gerçekleştiği saptanmıştır. Kurşun iyonlarına maruz kalan balıkların gonad ve kas dokuda patolojik bulgulara rastlanmazken, solungaçlarda; epitel ayrılma, hiperplazi, anevrizma, lamellar füzyon, ödem, karaciğerde; bozuk şekilli nükleuslar, vakuolar dejenerasyon, piknotik nükleus, karyorektik nükleus, nekroz ve bağırsakta; EGC sayısında artış gözlemlenirken, ortamda askorbik asidin bulunmasının, kurşunun hücresel düzeyde meydana getirdiği bu hasarları azalttığı, geciktirdiği ve olumlu sonuçlar verdiği tespit edilmiştir.
Karma yem hammaddelerinin çuka balığı, Acipencer ruthenus Linnaeus 1758, jüvenillerinin proteaz aktivitesi üzerine olası inhibe edici etkilerinin belirlenmesi
Çalışma, Macaristan Riged&Riged Ltd. balık üretim tesisi ve İskenderun Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi yetiştiricilik laboratuvarında yürütülmüştür. Çuka balığı, (A. ruthenus L. 1758) larvaları yumurtadan çıkış anından itibaren 29 gün boyunca standart besleme protokolü ile beslenmiştir. Karma yeme geçiş yapılan 29. gündeki proteolitik aktivite ve farklı protein kaynaklarının proteaz aktivite üzerine inhibisyon etkileri ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen bilgiler ışığında, Çuka balığı jüvenillerinin karma yemlerinde protein kaynağı olarak soya protein konsantresi ve mısır glüten kullanmanın, diğer yem hammaddeleri ile karşılaştırıldığında, proteolitik enzim aktivitesini istatistiki açıdan daha olumlu etki yaptığı görülmüştür (P<0,05).
Melez tilapia (Oreochromis niloticus X Oreochromis aereus) dokularında kadmiyum, kurşun, kadmiyum+kurşun birikimleri ve zeolitin etkisin
Bu araştırmada kurşun (20 mgl-1 Pb2+) ve kadmiyum (5 mgl-1 Cd2+) metallerinin ayrı ayrı ve birlikte bulunduğu akvaryum ortamlarında 14 gün süreyle tutulan Melez Tilapia' nın kas, solungaç, karaciğer, böbrek ve kemik dokularındaki birikimler ve bu birikimlerin giderilmesinde zeolitin (0,1 gl-1) etkisi incelenmiştir. Deneme sonunda balıkların dokularındaki kurşun ve kadmiyum birikimi ICP-MS Spektrometresi ile ölçülmüş olup, Pb içeren ortamlarda dokulardaki Pb birikimi böbrek>karaciğer>kas>kemik>solungaç iken, Cd birikimi karaciğer>solungaç>böbrek> kemik olup, kas dokuda kadmiyum birikimi gözlenmemiştir. Pb+ Cd içeren ortamlarda ise; birikimler böbrek>karaciğer>solungaç>kemik>kas sıralamasında olup, Cd kas dokuda tespit edilmemiştir. Ortamda Zeolitin bulunmasının Melez Tiapia' nın dokularında birikim sıralamasını değiştirmediği ancak kurşun ve kadmiyum birikimini azalttığı, Pb+Cd içeren ortamlara zeolitin katılımıyla da kurşun ve kadmiyum birikiminde azalma olduğu ve bu azalmaların istatistiki olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).
Türkiye denizlerinde bulunan mazak kırlangıcı Trigloporus lastoviza (Bonnaterre, 1788) populasyonlarının genetik analizi
Bu çalışmada, mazak kırlangıç balığının (Trigloporus lastoviza) Marmara, Ege ve Akdeniz populasyonlarının genetik yapısını araştırmak için mitokondriyal DNA 16S rRNA gen dizilimi kullanılmıştır. T. lastoviza, Marmara Denizi'ini temsilen Mudanya, Ege Denizi'ni temsilen İzmir Körfezi ve Akdeniz'i temsilen İskenderun Körfezi'nden olmak üzere üç farklı denizden toplanmıştır. Toplam genomik DNA, standart fenol-kloroform ekstraksiyon yöntemi kullanılarak izole edilmiştir. MtDNA'nın 16S rRNA bölgesi, evrensel primerler kullanılarak PCR vasıtasıyla çoğaltılmıştır. İstatistiksel analiz için BioEdit, Mega kullanılmıştır. Analiz edilen 16S rRNA bölgesinin uzunluğu 757 bc'den oluşmaktadır. Timin (T), sitozin (C), adenin (A) ve guaninin (G) ortalama nükleotid kompozisyonu sırasıyla % 19.8, % 27.7, % 31.2 ve % 21.3 olarak belirlenmiştir. 16S rRNA'nın, 46 bç'lik kısmı değişken bölge iken, 27 bç'lik bölge ise parsimoni anlamlı bölge görevi görmüştür. 16S rRNA'nın dizi analizi sonucu 21 farklı haplotip saptamıştır. Populasyonlar arasındaki ortalama haplotip çeşitliliği 0.94 bulunmuştur. En düşük genetik çeşitlilik Ege Denizi populasyonunda (0,054), en yüksek ise (0,0180) Akdeniz populasyonunda görülmüştür. Populasyonlar arasındaki genetik farklılık ise, Marmara ve Akdeniz populasyonları arasında en düşük (0.007), Marmara Denizi ve Akdeniz populasyonları arasında en yüksek (0.016) olarak tespit edilmiştir. Komşu katılımlı ağaç analizinde, İskenderun Körfezi popülasyonu diğer popülasyonlardan oldukça farklı; Marmara ve Ege Denizi popülasyonları ise birbirine yakın özellik göstermiştir.
Kahverengi alabalığından (Salmo trutta, Linneaus 1766) oogoniyal kök hücre izolasyonu ve kültürü
Bu tezde, dişi Dağ alabalıklarında, Salmo trutta macrostigma, (Salmo trutta, Linneaus 1766) oogoniyal kök hücre izolasyonu ve kültürü için pratik bir yöntem geliştirilmiştir. İlk olarak, oogoniyal kök hücre izolasyon ve kültüründe kullanılan S.t. macrostigma dişi balıklarının ortalama yaş, boy ve ağırlıkları sırasıyla 2,5-3 aylık, 14,65±1,66cm, boy 28,22±7,79g ağırlığında olarak kaydedilmiştir. İkincil olarak ovaryumların morfolojik ve histolojik durumları değerlendirilmiştir. Son olarak S.t. macrostigma oogoniyal kök hücreleri için izolasyon ve kültür şartları optimize edilmiştir. Perinukleolar aşamada olan gonadlarda en yoğun miktarda oogoniyal kök hücre olduğu saptanmıştır. Oogoniyanın yaşama oranı ve mitotik aktivitesi L-15 kültür vasatında, % 5'lik S.t. macrostigma serumu ile (kültür ortamı pH, 7,65; sıcaklık 20ºC) geliştirilmiştir. Hücrelerin izolasyonu sonucunda, oogoniyal kök hücre yoğunluğu 5,4*105 ±2,6*105 hücre/ml olarak, oogoniyal kök hücre hacmi ise 13,5 ml olarak hesaplanmıştır. Tezde, S.t. macrostigma için taşıyıcı anaç teknolojisinde ve hücre gen transfer sistemlerinde kullanılabilecek hücre hattı geliştirilmiştir. Oogoniyal kök hücre kültürü sonucunda transplantasyonda kullanılacak hücre miktarı 2,7*106 ± 1,3*106 olarak önerilmiştir.
Akdeniz ve Ege denizindeki kupez balıklarının biyokimyasal yönden karşılaştırılması ve buzda muhafaza edilen kupez balığının kalite kriterleri açısından incelenmesi
Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Akdeniz ve Ege Deniz'inde avlanan kupez (Boops boops) balıklarının bazı biyokimyasal özellikleri incelenmiştir. Bunlar, besin içeriği (nem, yağ, kül), element seviyeleri ve yağ asitleri kompozisyonlarıdır. Çalışılan kupez balığının bölgeler arasında besin içeriği açısından bazı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Bu farklılıkların başında Ege Deniz'inde avlanan kupez balıklarının yağ içeriklerinin Akdeniz bölgesinde avlanan kupez balıklarına oranla daha yüksek olması gelmektedir. Yapılan yağ asidi analizleri sonucunda her ik bölgeden temin edilen kupez balıklarının C16:0 ve C18:1n9 asitlerinin sırası ile doymuş yağ asitleri (SFA) ve tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) içinde en yüksek oranlarda oluşu ile benzerlik göstermiştir. Ancak, çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) içeriklerinde Ege Deniz'inde avlanan kupez balıklarında C18:2n6, Akdeniz bölgesinde avlanan kupez balıklarında ise C22:6n3 en yüksek iki yağ asidi olduğu saptanmıştır. İlaveten, balıkların kas dokusunda bulunan elementlerden Mg, P, Ca, K, Fe, Cu, Zn, ve Pb seviyeleri araştırılmıştır. Çalışılan makro elementlerden K ve P elementlerinin Akdeniz ve Ege Deniz'inde yakalanan kupez balıklarında en yüksek iki element olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümde ise Samandağ açıklarında avcılığı yapılan kupez balıklarının buzda depolama boyunca meydana gelen kimyasal, mikrobiyoljik ve duyusal değişimler incelenmiştir. Depolama süresince belirlenen başlıca biyojenik aminler; putresin, spermidin, spermin, seretonin ve histamin olmuştur. Her bir analiz gününde total bakteri ve koliform sayımı yapıldı. Başlangıç mikrobiyal yük 2,58 log10 kob/g olarak tespit edildi. Mikrobiyal yük depolamanın sonunda yükseldi.
İskenderun Körfezi'ndeki sünger Sarcotragus foetidus Schmidt, 1862 (Porifera:Demospongiae) ile ilişkili makroomurgasız faunası
Bu çalışma İskenderun Körfezi'ndeki Sarcotragus foetidus Schmidt, 1862 süngeri ile ilişkili olan faunayı tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma 8-15 Temmuz 2016 yılında İskenderun Körfezi'nde seçilen beş farklı istasyonda (1-2 m) gerçekleştirilmiş ve üç istasyonda örnek elde edilmiştir. Sonuç olarak, 7 makroomurgasız gruba ait 38 tür ve bu türlere ait 424 birey tespit edilmiştir. Bunlardan Synalpheus gambarelloides (Nardo, 1847) %32,31'lik dominansi değeri ile en yaygın tür olurken, bunu %11,32 ile Brachidontes pharaonis (P. Fischer, 1870)'in takip ettiği ve diğer türler %56,37'lik değer ile izlemektedir. Amphiura chiajei Forbes, Brachidontes pharaonis (P. Fischer, 1870) ve Ostrea sp türlerinin bu sünger ile ilişki içinde oldukları ilk kez rapor edilmektedir.
Bazı alg özütlerinin hayatta kalış ve MTT metodu ile antikanser etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, Doğu Akdeniz kıyısında yer alan İskenderun Körfezi'nin Kale ve Konacık Bölgesinden iki farklı kahverengi alg (Sargassum sp. ve Cystoseira sp.) toplandı ve özütleri elde edildi. Bu özütlerin Drosophila melanogaster'in hayatta kalışı üzerine etkileri ve insan kolon kanseri hücre hattı (DLD-1) üzerine antikanser etkileri çalışıldı. Hücre kültürü çalışmalarında alg özütlerinin 3 farklı dozu (25 µg/ml, 12.5 µg/ml, 6.25 µg/ml) ayrı ayrı ve doksorubisin (10 µM) ile birlikte, DLD-1 hücre hattına uygulandı, antikarserojenik etkileri 3-(4,5-dimetil tiyazol-2-yl)-2,5-difenil tetrazolium bromid (MTT) testi ile incelendi. Pozitif kontrol olarak genotoksik ve karsinojenik etkileri bilinen ve birçok kanser hastalığının tedavisinde kullanılan kemoterapik ilaçlardan biri olan doksorubisin kullanıldı. Ayrıca, incelenen bitki özütlerinin 10 mg/ml olan dozu flare (flr3) ve çoklu kanat kılı (mwh) mutant işaret genlerini taşıyan 72 ± 4 saatlik transheterozigot Drosophila melanogaster larvalarına uygulandı. Kontrol grubunda hayatta kalış oranı % 83 olarak bulundu. Her iki alg, kullanılan dozda (Sargassum sp. %88 ve Cystoseira sp. %94) Drosopila melanogaster'in hayatta kalışını pozitif etkiledi. MTT testi sonuçlarına göre, her iki alg özütünün uygulanan dozlarda absorbans değerlerini artırdığı bulundu. Elde edilen farklı konsantrasyonlardaki absorbans değerlerindeki artış aritmetik ortalamaları standart hataları ile birlikte MS Excel programında hesaplandı. Bu çalışmada grafik ve tablo halinde sunulan bulgular bu iki algin (Sargassum sp., Cystoseira sp.) gelecek için potansiyel terapötik kaynak olabileceğini işaret etmektedir.
Trol balıkçılığında ıskartanın yaşama ihtimalini etkileyen faktörlerin analizi
Bu çalışmada balıkçılık yönetiminin önemli bir konusu olan ıskarta ölümlerini tahmin ve etkileyen faktörler üzerine ticari ve deneysel bir dizi çalışma yapılmıştır. Ticari trol operasyonlarında ölüm oranları ve basınç tedavisinin yaşama oranına etkisi gözlemlenmiştir. Sanal balıkçılık denemeleri ise kontrollü şartlarda doğadan temin edilen canlı balıklar kullanılarak balık davranışları laboratuvarında gerçekleştirilmiştir. Bu iki farklı çalışmada bir balıkçılık operasyonu sonrasında yaşam oranı, akut ölüm oranı ve gecikmiş ölüm oranı tahmin edilmiştir. Yaşama oranına etki eden temel faktörler, balık davranışı, basınç değişikliği, trol çekim hızı ve deniz suyu sıcaklığı olarak tespit edilmiştir. Bu faktörler, farklı türler üzerinde farklı etkiler göstermiştir. Deneysel ve deniz çalışmaları sonucunda elde edilen yaşama ve ölüm oranları biyokimyasal kan parametreleriyle desteklenmiştir. Yaşama oranına etki eden faktörlerin oluşturduğu stresin seviyesi kan serumundaki kortizol, T3 ve T4 hormon miktarları incelenerek tespit edilmiştir. Çalışmada, basınç tedavisi uygulandığında türlerin yaşama oranının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Laboratuvarda yapılan trol simülasyonu ve akıntı kanalı denemelerinde farklı deniz suyu sıcaklığı ve trol çekim hızına göre davranış bozukluğu ve 24 saat süreyle canlı kalma oranları tespit edilmiştir. Bu çalışmalarda E. costae, E. aeneus, E. marginatus türlerinin ağ içinde veya akıntı kanalında yüzmedikleri ve dolayısıyla yorulmayarak canlı kaldıkları görülmüştür. L. mormyrus ve S. aurata yüksek yüzme performansı göstermiş ve tekrar suya bırakıldıklarında önemli ölçüde canlı kalabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu tez çalışması ıskartanın yaşama oranlarının sürdürülebilir balıkçılık ve stok yönetimi için önemli bir konu olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca balıkçılık operasyonları sonrası tekrar denize atılan ıskartanın yaşaması, balıkçılık ekonomik kayıpları ve sorumlu çevre yaklaşımı için önemli bir husustur.
Türkiye'de yenilebilir su kurbağası Pelophylax ridibundus (Pallas, 1771)'un yetiştiricilik potansiyeli bakımından bazı özelliklerinin değerlendirilmesi
Üç bölümden oluşan bu tez çalışmasının, ilk bölümünde Gölbaşı Gölü (Hatay)'nden toplanan ve ülkemiz için ekonomik değeri yüksek olan Pelophylax ridibundus'un; yaş kompozisyonu, boy uzunluğu (SVL) ile yaş kompozisyonu arasındaki ilişki, üreme havuzlarına bırakılan dişi ve erkek kurbağaların bırakacağı yumurta sayısı incelenmiştir. Dişi ve erkek kurbağaların yaş ortalaması sırasıyla; 3,72±0,97 (yaş aralığı 2-7) yıl, 3,77±0,87 yıl (yaş aralığı 3-6) olarak tespit edilerek, dişi ve erkek kurbağaların yaşları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (P>0,05). Gölbaşı Gölü (Hatay)'nden yakalanıp anaç olarak kurbağa çiftliğine getirilen dişi ve erkek kurbağaların SVL değerleri ile yaşları arasında pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, P. ridibundus'un doğadan toplanan bireylerinde, üreme dönemi başlangıcında ve üreme dönemi içerisinde karaciğer ile gonadlarda meydana gelen değişiklikler tespit edilip, pelet yemle beslenerek çiftlikte yetiştirilen bireylerin karaciğeri ve gonadları ile doğada yetişen bireylerin karaciğer ve gonadları arasındaki farklar histolojik açıdan saptanmıştır. P. ridibundus'un doğadan toplanan bireylerinde, üreme dönemi başlangıcında karaciğer parankimasının ve hepatositlerin sitoplazmik açıdan yoğun olduğu, karaciğer parankimasında melanin pigmentleri ile yağ damlacıkları tespit edilmiştir. Üreme dönemi içerisinde yapılan incelemelerde kurbağaların karaciğer parankiması üzerinde yoğun miktarda melanin pigmenti görülmüştür. Çalışmada, çiftlikte %35 ham protein oranına sahip pelet yemle beslenerek 8 ay gibi kısa bir sürede yetiştirilen kurbağaların karaciğeri ile gonadlarının, doğada yetişen kurbağaların karaciğeri ile gonadları arasında yapısal olarak herhangi bir fark görülmediği sonucuna ulaşılmıştır. Üçüncü bölümde, dişi kurbağaların vücut, karkas ve gıda olarak tüketilen arka bacaklarının ortalama ağırlıkları, erkek kurbağalara göre daha yüksek miktarda tespit edilmiş olup, dişi kurbağalar ile erkek kurbağalar arasındaki bu ağırlık farkları istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (P<0,05). Çiftlikte yetiştirilen dişi kurbağalar ile doğada yetişen dişi kurbağaların besinsel değerleri arasında istatiksel açıdan önemli bir fark görülmemiştir (P>0,05). Çiftlikte pelet yem ile beslenerek kısa sürede yetiştirilen dişi kurbağalar ile doğadan toplanan dişi kurbağaların etlerinin amino asit kompozisyonları arasında, çok büyük farklar olmamasına rağmen; elde edilen bulgulara göre, çiftlikte yetiştirilen dişi kurbağaların daha besleyici olduğu belirlenmiştir.
Balık bırakma takımlarının farklı balıkçılık operasyonlarında barotravma tedavi performansı
Bu çalışmanın amacı, farklı balık bırakma takımlarının barotravma tedavi performansını ve farklı balıkçılık operasyonlarına etkilerini analiz etmektir. Çalışma, Eylül 2017 ile Nisan 2018 arasında Doğu Akdeniz'de yer alan İskenderun Körfezi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, parakete, olta ve dip trol balıkçılığı olmak üzere üç farklı balıkçılık faaliyetinde balık bırakma oltası (BO), balık bırakma kıskacı (BK) ve balık indirme sepeti (İS) olmak üzere üç adet balık bırakma takımı kullanılmıştır. Epinephelus aeneus, Epinephelus costae ve Nemipterus randalli türlerinin bireyleri balıkçılık operasyonlarından sonra denize bırakılmıştır. Çalışma sonuçları balık bırakma takımlarının barotravma tedavisi için çok etkili olduğunu göstermiştir. İS kullanımı dip trol balıkçılığına uygunken BO ve BK ise parakete ve olta balıkçılığında daha kullanışlıdır.
İklim değişikliğinin iskenderun körfezindeki deniz ticaretine etkileri
ÖZET Ekonomide deniz taşımacılığının önemli bir yeri vardır. Sınırların ortadan kalktığı ve küreselleşmenin kaçınılmaz olduğu günümüz dünyasında deniz taşımacılığının payı % 80'in üzerindedir. Küresel ısınmaya bağlı olarak meydana gelen iklim değişikliği birçok sektörü etkilediği gibi deniz yoluyla yapılan taşımacılık sektörünü de etkilemektedir. Günümüzde birçok bilimsel çalışma deniz suyu yüzey sıcaklığı (DSYS) ortalamalarının iklim değişikliğinden etkilendiğini göstermektedir. İskenderun Körfezi; Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nin doğusunda, batıdan Adana ve doğudan Hatay illeriyle çevrelenen körfezdir. Körfezin, ilkçağlardan bu yana Ortadoğu ve Akdeniz'e komşu olan ülkelerin ticaretinde önemli bir yeri vardır. Tez çalışması kapsamında İskenderun Körfezi'nde liman işletmelerine gelen/boşaltılan ve giden/yüklenen yük çeşitleri ve miktarları kategorize edilerek tarım, enerji ve gıda hammaddeleri olarak 3 gruba ayrılmıştır. Ayrıca bu yıllar arasında ölçülen ortalama DSYS değişimlerinin; deniz ticareti ile gelen/boşaltılan ve giden/yüklenen tarım, gıda ve enerji yük miktarları üzerinde düzenli olarak azalma ve artma gibi bir etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Bu etkiyi anlayabilmek için Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı (SPSS) paket programında verilerle parametrik olmayan korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda 1999-2012 yılları arasında DSYS değişimlerinin İskenderun Körfezi'nde bulunan liman işletmelerine gelen/boşaltılan ve giden/yüklenen gıda, tarım ve enerji yük miktarlarını doğrudan etkilemediği, ortalama DSYS değişimlerinin yük çeşitleri ve miktarları üzerinde düzenli olarak azalma veya artma gibi bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Hatay ili Yayladağı ilçesi akarsu ve durgun sularındaki zooplanton faunasının araştırılması
Bu çalışmada, Hatay İli Yayladağı İlçesindeki 20 farklı baraj-gölet, akarsu ve kuyulardan mevsimsel olarak bazı su kalite parametreleri ve zooplankton faunası araştırılmıştır. Ekim 2015- Temmuz 2016 tarihleri arasında yapılan çalışma sonucunda Rotifera'dan 53; Kladosera'dan 17 ve Kopepoda'dan 15 olmak üzere toplam 85 takson belirlenmiştir. Zooplankton gruplarının yüzde bulunma oranları ise Rotifera'nın % 62,35 ile en çok, Kladosera'nın %20 ile ikinci sırada ve Kopepoda'nın %17,65 oranı ile en az bulunan grubu oluşturduğu belirlenmiştir. Kuyularda 30 rotifer, 12 kopepod ve 9 kladoser (toplam 51 tür); baraj ve göletlerde 42 rotifer, 11 kladoser ve 3 kopepod (toplam 56 tür); Akarsularda ise 29 rotifer, 10 kladoser ve 5 kopepod (toplam 44 tür) tespit edilmiştir. Rotifera'dan Keratella cochlearis ve Trichocerca similis 13 sucul ortamda, Kladosera'dan Bosmina longirostris 16 sucul ortamda ve Kopepoda'dan Tropocyclops prasinus 13 sucul ortamda tespit edilmiş ve en yaygın bulunan türler olduğu belirlenmiştir. En az yayılım göstererek sadece bir sucul ortamda bulunan türlerin Anuraeopsis fissa, Branchionus quadridentatus, Cephalodella ventripes, Euchlaris lyra, Filinia longiseta, F. opoliensis, Lecane aculeata, L. furcata, L. pumila, L. acanthinula, Mytilina unguipes, Notholca squamula, Rotaria neptunia, Trichocerca pusilla, T. taurocephala, T. elongata, Testudinella elliptica, Daphnia sp., Leydigia acanthocercoides, Monospilus dispar, Ilyocryptus sordidus, Simocephalus vetulus, Bryocamptus minutus, B. zschokkei, Diacyclops bicuspidatus and Eucyclops serrulatus oldukları belirlenmiştir. En çok tür Görentaş Göletinde (36 tür) bulunmuş, bunu 31 türle Kasım Bey Deresi ve 30 türle Hoplar Deresinin takip ettiği belirlenmiştir. En az tür bulunan çalışma alanının ise 2 türle kuyu 10 olduğu belirlenmiştir. Baraj ve göletlerde her mevsim bol miktarda bulunan türlerin Asplanchna priodonta, Polyarthra vulgaris, Bosmina longirostris olduğu belirlenirken akarsularda Cephalodella gibba, Colurella adriatica, Euchlanis dilatata, Lepadella ovalis olduğu belirlenmiştir. Kuyularda ise düzenli artış azalış göstermeyen, zaman zaman yoğun bulunan türlerin Trichocerca similis, Bosmina longirostris ve Tropocyclops prasinus olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Zooplankton, göl, akarsu, kuyu, Yayladağı, Hatay Sayfa Adedi : 57 Danışman : Prof. Dr. Ahmet BOZKURT
İskenderun Körfezi (Kuzeydoğu Akdeniz)'ne dökülen bazı su kaynaklarının fizikokimyasal ve bakteriyel açıdan incelenmesi
Bu çalışmada İskenderun Körfezi (Kuzeydoğu Akdeniz)'ne dökülen yedi ayrı su kaynağının (Akçay Nehri, Arsuz Çayı, Ceyhan Nehri, Deliçay Deresi, Demirtaş Deresi, Feyezan Kanalı, Payas Deresi) 17α-Ethinylestradiol hormon düzeyi, fizikokimyasal parametreleri (sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, elektriksel iletkenlik, amonyak azotu, nitrit azotu, nitrat azotu, fosfat fosforu ve askıda katı madde), bakteriyolojik kirliliği ve bunun yanında bakterilerin antibiyotik dirençliliği incelenmiştir. Çalışma Mayıs 2014 - Nisan 2015 ayları arasında yapılmış olup kirlilik parametrelerinden 17α-Ethinylestradiol (EE2) hormonu mevsimsel, diğer parametreler aylık olarak çalışılmıştır. Ülkemizde Su Çerçeve Direktifinin ulusal düzeyde uygulama esaslarının düzenlendiği Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği'ne göre 17α-Ethinylestradiol (EE2) hormonunun YO-ÇKS değeri 0,5 µg/L olup tez kapsamındaki tüm su kaynaklarında daha yüksek tespit edilmiştir. Alınan su örneklerinden 222 adet Gr (-) ve 74 adet Gr (+) bakteri izole edilmiş ve bu izolatlar Vitek II otomatize kültür sistemi yardımıyla 8 farklı tür (Acinetobacter baumannii, Enterococcus faecalis, Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae, Proteus vulgaris, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis) tanımlanmıştır. Tür çeşidi en fazla Ceyhan Nehri ve Feyezan Kanalı'nda tespit edilmiştir. İzolatların yaygın kullanılan 15 farklı antibiyotiğe (Amikasin, Meropenem, Levofloxacin, İmipenem, Piperasilin, Gentamisin, Sefepim, Seftazidim Penicillin, Oksasilin, Klindamisin, Eritromisin, Siprofloxacin, Vancomycin, Rifampin) karşı dirençlilikleri araştırılmış olup en yüksek antibiyotik direnci Penicillin antibiyotiğine karşı % 37 olarak Enterococcus faecalis türünde bulunmuştur. Vancomycin antibiyotiğine dirençlilik gözlenmemiştir. Ceyhan Nehri, Demirtaş Deresi ve Feyezan Kanalı'nın fizikokimyasal parametre bulguları açısından Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği'nin Su Kalite Sınıflarına göre IV. sınıfa sahip olduğu, Akçay Nehri, Arsuz Çayı, Deliçay Deresi ve Payas Deresi'nin ise III. sınıfa sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak İskenderun Körfezi'ne dökülen su kaynaklarının evsel, tarımsal ve benzeri atıklar ile kirletildiği ve bu durumun hem ekosistem hem de insan sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği ortaya konmuştur.
Ekinezya (Echinacea purpurea) ekstraktının japon balıkları (Carassius auratus L., 1758)'nda büyüme, karaciğer ve bağırsak histolojisi üzerine etkisi
Bu çalışmada başlangıç ortalama canlı ağırlıkları 2,06±0,48 g olan japon balığı (Carassius auratus) %0, 0,5, 1,0 ve %1,5 oranlarında ekinezya (Echinacea purpurea) ekstraktı ilave edilmiş yemlerle beslenmesinin büyüme üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 3 tekerrürlü olarak 12 adet tankta 45 gün süreyle gerçekleştirilmiştir. Deneme sonunda gruplara ait büyüme parametreleri, yem değerlendirme oranları, yaşama oranları ile karaciğer ve ince bağırsak histolojileri karşılaştırılmıştır. En iyi ortalama canlı ağırlık kazancı 2,83±0,08 ile %0,5 ekinezya ekstraktı ilaveli yem ile beslenen gruptan elde edilirken, en düşük canlı ağırlık kazancı ise 1,19±0,22 ile %1,5 ilaveli grupta olarak gözlenmiştir (p<0,05). Yem değerlendirme ve yaşama oranları bakımından gruplar arasında önemli bir farklılık olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Tüm gruplardaki karaciğer ile ince bağırsak dokuları normal morfolojide bulunmuştur. Ekinezya ekstraktının denemede kullanılan oranlarda japon balıklarının sağlığına olumsuz bir etki göstermediği belirlenmiştir. Büyüme performansı verileri ile birlikte değerlendirildiğinde japon balıklarında, büyüme arttırıcı ve bağışıklık sistemini destekleyici olarak ekinezya ekstraktının kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Sazan, (Cyprinus carpio, L., 1758)'larda Aeromonas hydrophila enfeksiyonlarına karşı farklı antibiyotiklerin etkilerinin belirlenmesi
Son dönemlerde verilen çeşitli desteklerin sonucunda su ürünleri yetiştiricilik sektörüne olan talep artmaya başlamıştır. Yükselişe geçen üretime bağlı olarak bakteriyel hastalıkların görülme sıklığı da artmıştır. İşletmelerde hastalıkların ortaya çıkışı önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle yetiştiricilikte enfeksiyonlara karşı etkili tedavi yöntemlerin belirlenmesi önemli bir yer almaktadır. Bu bakteriyel enfeksiyonlardan Gram (-), hareketli bir bakteri olan Aeromonas hydrophila'nın etken olduğu hastalığa dünyanın her yerinde rastlamak mümkündür. Bu hastalığın tedavisinde mutlaka antibiyotik kullanılması gerekli ve uygulanacak tedavi programının titizlikle uygulanması önem taşımaktadır. Antibiyotik kullanma prosedürlerine uyulmadan kullanılan birçok antibiyotik sonucunda hastalık tedavilerinde antimikrobiyel dirençliliği önümüze çıkmaktadır. Çalışmamızda bu konuya dikkat çekerek sazanlarda (Cyprinus carpio) deneysel olarak oluşturulan Aeromonas enfeksiyonlarında kullanılan üç farklı (Eritromisin, Doksisiklin, Sülfadiazin) antibiyotiğin etkinliği belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma süresince kanlı agar kullanılarak bakteriyel incelemeler yapılmıştır. Sonuçta, tüm gruplardaki klinik bulgular karşılaştırılmış, sürekli gözlemler yapılmıştır. Antibiyotiklerden tedavi etkinliği yüksek olarak sülfadiazin ve doksisiklin tavsiye edilmiştir. Antibiyotik dirençlilik çalışmalarının hem insanlar ve hem havyanlar için kontrollü bir biçimde ülkesel olarak düzenli çalışmalar yapılmalı ve antibiyotik kullanımının takip edilebilirliği için çalışmalar yapılmalıdır.
Kozan Baraj Gölü'nde (Adana) ağ kafeslerde balık yetiştiriciliğinin baraj gölü su kalitesi ve zooplankton faunası üzerine etkisinin araştırılması
Baraj gölünde tespit edilen ortalama su kalite parametrelerinden su sıcaklığının 16,7 oC ± 0,439, pH'ın 8,22 ± 0,044, elektriksel iletkenliğin 406,086 µS/cm ± 1,998, çözünmüş oksijenin 7,846 mg/l ± 0,136, fosfatın 2,60 mg/l ± 0,135, nitritin 0,121 mg/l ± 0,003, nitratın 6,363 mg/l ± 0,131, amonyumun 0,121 mg/l ± 0,005 ve klorofil a'nın 2,979 mg/m3± 0,135 olduğu belirlenmiştir. Baraj gölü suyu sıcaklık, çözünmüş oksijen, NH4-N, bakımından birinci sınıf su; iletkenlik, pH, NO3-N bakımından ikinci sınıf su, NO2-N ve PO4-P miktarı bakımından dördüncü sınıf su kalitesinde olduğu belirlenmiştir. Kafes istasyonu ve referans istasyonu arasında su sıcaklığı değişmezken çözünmüş oksijen, elektriksel iletkenlik ve klorofil a değerleri kafes istasyonda daha düşük, amonyum, nitrat, nitrit, ortofosfat ve pH ise önemsiz seviyede daha yüksek bulunmuştur. Gölde Rotifera'dan 29 tür, Kladosera'dan 15 tür ve Kopepoda'dan 6 tür olmak üzere toplam 50 zooplankton türü saptanmıştır. En çok türün (7) Brachionidae familyasında olduğu belirlenirken, bunu 6 türle Chydoridae ve 5 türle Ameiridae familyalarının takip ettiği belirlenmiştir. Asplanchna priodonta, Polyarthra dolichoptera, Bosmina longirostris ve Ceriodaphnia pulchella her ay heriki istasyonda, B. quadridentatus, L. bulla, Leptedora kindtii, C. sphaericus, D. rostrata ve M. leuckarti sadece kafes istasyonunda, A. fissa, C. adriatica, C. gibba, F. terminalis, H. oxyuris, K. tecta, L. acuminata, L. salpina, T. tetractis, L. leydigi, M. dispar, M. laticornis ve N. Hibernica'nın sadece referans istasyonunda bulundukları belirlenmiştir. Çalışmada 9 ay boyunca referans istasyonda ki tür sayısının daha fazla olduğu belirlenirken, sadece 2 ay kafes istasyonunda ki tür sayısının daha fazla olduğu ve 1 ay da eşit sayıda tür bulunduğu belirlenmiştir. İstasyonlara göre ortalama zooplankton miktarının 5 ay kafes istasyonunda, 7 ayda referans istasyonunda daha bol bulundukları belirlenmiştir. Bununla birlikte Rotifera'nın kafes istasyonunda bol olduğu bulunurken, Kladosera ve Kopepoda'nın referans istasyonunda daha bol oldukları belirlenmiştir.
Amanos dağları'nda bazı doğal su kaynaklarının su parametrelerinin araştırılması
Yaşamın devamı için en önemli ihtiyaç olan suyun verimli kullanımı, doğal su kaynaklarının mevcut durumunun belirlenmesi ve korunması önemlidir. Bu çalışmada, Mayıs 2018 - Nisan 2019 tarihleri arasında İskenderun Körfezi'ne bakan Amanos Dağları eteklerinde Akçay, Bekbele ve Sakıt yerleşimlerinden toplam 12 adet su kaynağının bazı su parametreleri izlenmiştir. Bu su kaynakları, akış hızı, hidrojen potansiyeli (pH), sıcaklık, oksidasyon azaltma potansiyeli (ORP), elektriksel iletkenlik (COND), toplam çözünmüş katılar (TDS) ve tuzluluk (tuzluluk) için takip edildi. Ölçümler mobil cihazla doğal su kaynakları sahasında aylık olarak yapıldı. Ek olarak, bu 12 doğal su kaynağından 8 tanesi kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), demir (Fe), nitrat (NO3-), florür (F-), sodyum (Na), klorür (Cl-) ve çinko (Zn) içeriği için analiz edildi. Mineral analizleri için ikisi Akçay yerleşiminden, ikisi Bekbele yerleşiminden, dördü Sakıt'tan sekiz doğal su kaynağı seçilmiştir. Su kaynaklarının bazı parametreler açısından en düşük ve en yüksek değerleri aşağıda verildiği şekilde değişmektedir: pH: 7,20- 8,01; sıcaklık: 13,41- 19,16 OC; ORP: (-65,38) - (-15,91) mV; iletkenlik; 274,88- 622,88 μS; TDS: 190,00- 448,88 ppm; tuzluluk: 145,87-346,66 ppm ve debi: 3,31- 27,11 lt/dak. . Ayrıca, bazı mineral içerikleri açısından en düşük ve en yüksek değerler aşağıda verildiği şekilde bulunmuştur: Kalsiyum: 3,03- 81,0 ppm; Magnezyum: 4,39- 87,7 ppm; Demir: 0,06- 0,10 ppm; Nitrat: 0,5 ile 20,0 ppm; Florür: <0,1- 0,2 ppm; Sodyum: 3,03- 11,5 ppm; Klorür: 4,48- 16,4 ppm ve Çinko: < 0,01 ppm. Sonuç olarak, incelenen bu doğal su kaynakları, araştırılan değerler açısından ulusal ve uluslararası (TSE, WHO ve EC) içilebilir su standartları dâhilinde bulunmuştur.
Kadife çiçeği (Tagetes erecta), astaksantin ve mannan-oligosakkarit'in labidochromis caeruleus ve pseudotropheus socolofi (Cichlidae Bonaparte, 1835) yavrularının büyüme, renklenme, karaciğer ve bağırsak histolojisi üzerine etkileri
Bu çalışma, kadife çiçeği (Tagetes erecta, KÇÖ) özütü, sentetik karotenoid (astaksantin, AST) ve mannan-oligosakkarit (MOS) katkılı yemlerin iki Cichlidae türünün (sarı prenses, Labidochromis caeruleus ve mavi prenses, Pseudotropheus socolofi) yavrularının büyüme, renklenme, karaciğer ve bağırsak histolojisi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Yem katkı maddelerinin en etkili dozlarını elde etmek için dört farklı yem kullanılmıştır. Deneme I (%0, 2, 4, 6, 8, 10 ve 12 KÇÖ), Deneme II (%0, 2, 4, 8 KÇÖ ve 50, 100, 150 mg AST/kg yem), Deneme III (‰0, 1, 2 MOS, ‰1 MOS+%4 KÇÖ, ‰2 MOS+%4 KÇÖ, ‰1 MOS+50 mg AST/kg yem ve ‰2 MOS + 50 mg AST/kg yem) ve Deneme IV (%0 KÇÖ, %4 KÇÖ, 50 mg AST/kg yem, ‰1 MOS+%4 KÇÖ ve ‰1 MOS+50 mg AST/kg yem) olarak oluşturuldu. Her bir deneme 30 gün sürdü. Denemeler, sürekli havalandırmalı koşullarında 27±1°C su sıcaklığında, 5 sarı prenses+5 mavi prenses/10 L stok oranında (her bir grup üç tekerrürlü) gerçekleştirilmiştir. Her bir denemenin sonucunda elde edilen en etkili dozalar bir sonraki denemede kullanılmıştır. Tüm denemelerin sonucunda her iki Cichlidae türü için de %4 KÇÖ, 50 mg AST/kg yem ve ‰1 MOS katkılı gruplarda en iyi büyüme ve renklenme değerleri (L, a ve b değeri bakımından) kaydedilmiştir. Histolojik analizlerde, kadife çiçeğinin bu çalışmada kullanılan dozlarının patolojik etki göstermediği sonucuna varılmıştır.
Kontrollü laboratuvar koşullarında zebra balığı (Danio rerio, HAMİLTON 1822) yapay üretimi ve cinsiyet oranı
Zebra balıkları model organizma olarak, insan genlerini ve hastalıklarını incelemek amacıyla biyomedikal araştırmalarda yaygın kullanılmaktadırlar. Buna rağmen, zebra balığının yapay üretimi zayıf bir şekilde tanımlanmıştır ve evrensel olarak kabul edilen herhangi bir yapay kültür protokolü yoktur. Biyomedikal alanda çalışan bilim insanlarını tatmin etmek için kontrollü laboratuvar koşullarında standart bir zebra balığı kültür yöntemi geliştirilmelidir. Bu tez ile laboratuvar koşullarında zebra balığının yapay kültürü araştırılmıştır. Ek olarak embriyogenez, yumurta çapı ve cinsiyet oranı, incelenmiştir. Çalışmada, erkek ve dişiler için ortalama vücut uzunlukları sırasıyla 3,34 ± 0,40; 2,97 ± 0,3 cm ve ortalama ağırlıklar sırasıyla 0,38 ± 0,14; 0,25 ± 0,27g olarak ölçülmüştür. Yumurtlama kapları ve çakıllar anaçların yumurtlatılması için kullanılmamıştır. Hem erkek hem de dişiler için olgunlaşma aşaması, kuluçkadan 90 gün sonra saptanmıştır. Abdomenleri şişmiş olan erkek ve dişi anaçlar önceden ürettiğimiz stoklardan seçilmiştir. Önce ovaryumlara yapılan baskı ile yumurtalar, sonra erkeklerden süt yumurtalar üzerine alınmıştır. Döllenme kuru yöntemle ile yapay olarak yapılmıştır. Yumurtalar 28±1ºC, 4- 5 günde açılmıştır. Ortalama yumurta çapları ve yumurta verimliliği ölçülmüştür. Embryogenez başlıca yedi aşamada tanımlanmıştır; zigot, bölünme, blastula, gastrula, segmentasyon, fargula ve çıkış aşamalarıdır. Örneklenen 163 balığın cinsiyet oranı 109: 54 (erkek: dişi) idi ve bu fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Buna ilaveten, Dişilerin canlı ortalama ağırlıkları erkeklerinkinden daha yüksek (p>0.05) olarak kaydedilmiştir. Bu çalışma sonuçları, cinsiyet oranının erkekler lehine olduğunu ve doğru yapay kültür koşulları ve uygun el ile sağım yönteminde biyomedikal araştırma için gerekli yumurta ve embriyoların kolayca elde edilebileceğini göstermektedir.
Sucul sistemlerde ekolojik okuryazarlığa eko-stem yaklaşım
Çevre sorunlarını etkileyen pek çok etmen olmasına rağmen, önümüzdeki on yılda daha da hızlanması beklenen insan nüfusundaki fazla artış en önemli faktördür. Hızlı nüfus artışı gezegenimizin doğal kaynaklarını azaltmakta ve yaşanabilir ekosistemleri bozmaktadır. Tehlikede olan doğal kaynakların başında su gelmektedir. Türkiye'nin yıllık 450 milyar m3'lük yıllık yağış miktarı vardır. Bunun 69 milyar m3'ü yer altı sularını beslemekte ve sadece 28 milyar m3'ü dünyaya tatlı su kaynağı oluşturmak üzere dönmektedir. Yer altı sularının bir kısmı çatlaklardan sızarak buharlaşmakta ve ziyan olmaktadır. Günümüzde pek çok metot sızıntı sularını depolamak için kullanılmakta, toplanan suyun büyük bir kısmı da depoya ulaşmadan tekrar kaybolabilmektedir. Bu çalışmanın konusu , Payas Çınarlık Platosu'nda (yer: 36° 45'18,4 "N 36° 16'01,8" E) bir sızıntı suyun kullanılabilir hale getirilmesidir. Bu çalışma öğrencilerin Eko-STEM yaklaşım ile katılımı ve Payas Belediyesi imkanları ile gerçekleştirilmiştir. Eko-STEM; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik disiplinlerinin günlük yaşam problemlerinin çözümünde kullanılırken ekolojinin de hassasiyetle gözetilmesi yaklaşımıdır. Adı geçen sızıntı suları toplama ve yerinde kullanılabilir hale getirmede kullanılan yöntem oldukça olumlu sonuç verdi ve saniyede ortalama 280 ml tatlı su elde edildi. Bu projenin gerçekleşmesi sırasında projeye katılan 159 öğrenciye "ekolojik okuryazarlık" eğitimi verilerek bilinçlendirme yapıldı. Ayrıca sızıntı suyun kazanılması ve çevresinin rehabilitasyonunun planlanması da Eko-STEM yaklaşım ile öğrenciler tarafından yapıldı. Daha yaşanabilir bir dünya için insanları eğitmeli ve önlemler almalıyız. Ekolojik okur yazar bir nesil yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bu çalışmaları eğitim faaliyetleri içerisinde ele almak daha etkili olacaktır. AnahtarKelimeler : Ekolojik okuryazarlık, STEM, Eko-STEM yaklaşım , Sızıntı sular, Sürdürülebilirlik SayfaAdedi : 70 Danışman : Prof. Dr. Şükran ÇAKIR ARICA
Denizel makroalg, Ulva intestinalis (Cholorophyta),Ellisolandia elongata (Rhodophyta), Dictyota dichotoma veSargassum vulgare (Pheaophyta)'nin lipit içeriği veantimikrobiyal etkilerinin belirlenmesi
Çalışmada, gelecekte geliştirilecek fonksiyonel ürünler için dört farklı makroalg türüne ait biyokimyasal kompozisyon, antimikrobiyal aktivite, yağ asidi kompozisyonu, besin maddesi bileşenleri ve SEM (Taramalı Elektron Mikroskopu) görüntüleri belirlenmiştir. Makroalg örnekleri kuzeydoğu Akdeniz kıyısında yer alan İskenderun Körfezi'nden toplanmıştır. Analizlerde kahverengi alglerden Sargassum vulgare, Dictyota dichotoma, yeşil alglerden Ulva intestinalis ve kırmızı alglerden Ellisolandia elongata türleri kullanılmıştır. En yüksek protein, lipid ve kül içerikleri sırasıyla, U.intestinalis (%15,77), S.vulgare (%12,21) ve kül içeriğinin E.elongata (%76,75) türlerine ait olduğu belirlenmiştir. En yüksek ve en düşük SFA, MUFA ve PUFA'daki yüzde değişimleri sırasıyla D.dichotoma (%41,48)-E.elongata (%85,85)'ya, E.elongata (belirlenemedi) ve D.dichotoma (%22,67), E.elongata (belirlenemedi) ve S.vulgare (%2,52). En yüksek C, H, N % değerleri E.elongata türünde belirlenmiştir. Sonuç olarak, antimikrobiyal etkinlik testlerinde, U.intestinalis ve E.elongata makroalg türlerinin E.coli ve C.albicans'a karşı etkili olduğu belirlenmiştir.
Hatay ili küçük ölçekli balıkçılığının durumu
Bu çalışma Türkiye'nin Kuzeydoğu Akdeniz sahilinde bulunan Hatay ilinin küçük ölçekli balıkçılığın sosyo-ekonomik yapı ve sorunları sahil ilçeleri olan Samandağ, Arsuz, İskenderun, Payas ve Dörtyol ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Av araçlarının teknik ve fiziksel özellikleri, balıkçıların sosyo-ekonomik özellikleri, balıkçılık faaliyetlerinin ekonomik analizi ve balıkçıların karşılaştıkları sorunlar değerlendirilmiştir Hatay ilinde küçük ölçekli balıkçılık faaliyetinde kullanılan toplam kayıtlı 317 adet tekne bulunmaktadır. Veriler Samandağ, Arsuz, İskenderun, Payas ve Dörtyol kıyı bölgelerinde küçük ölçekli balıkçılık faaliyetinde bulunan 209 balıkçı ile yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Balıkçılara toplam 42 sorudan oluşan anket soruları sorulmuştur. Küçük ölçekli balıkçılık, özellikle küçük kasabalarda ve düşük sermaye yatırımlarına sahip balıkçılık alanlarında birçok insan için bir gelir kaynağıdır. Küçük ölçekli balıkçılık, bölge halkının sağlıklı beslenmesine de katkıda bulunur. Su ürünleri insan protein gereksinimlerinde önemli bir rol oynar. Kıyı bölgelerinde sürdürülebilir küçük ölçekli bir balıkçılık elde etmek için etkin doğru yönetim ve politikalara ihtiyaç vardır. Balıkçıların daha fazla desteklenmesi gerekmektedir. Kıyı bölgelerinde küçük ölçekli balıkçılar ve aileleri için, azalmakta olan balıkçılık kaynakları ciddi bir risk oluşturmaktadır.
İskenderun körfezinde dağılım gösteren aslan balığı Pterois miles (Bennett, 1828)'in bazı biyoekolojik özellikleri
Bu çalışmada Mart 2018-Nisan 2019 arasında İskenderun Körfezi'nde zıpkın avcılığı ve uzatma ağı ile toplanan 179 adet aslan balığının Pterois miles (Bennett, 1828)'in yaş, büyüme ve beslenme özellikleri araştırılmıştır. 1-6 yaşlar ve 14,5-35,5 cm boylar arasında dağılım gösteren bireylerin eşey oranı erkekler lehine 1:0,67 olarak hesaplanmıştır. Boy-ağırlık ilişkisi dişiler için W = 0,0067L3,2204, erkekler için W = 0,0076L3,1811, tüm bireyler için W = 0,0079L3,1706 olarak hesaplanmıştır. Von Bertalanffy büyüme parametreleri tüm bireyler için L∞=44,6271 cm, K=0,1933 yıl-1, t0=-1,3513 yıl olarak hesaplanmıştır. Gonadosomatik indeks değeri %6,33 ile en yüksek Ağustos ayında tespit edilmiştir. Midelerin %43'ü boş olarak, içeriğe sahip midelerde balıklar, kabuklular, yumuşakça kabukları, deniz bitkisi, resif parçaları tespit edilmiştir.
Vatoz mukusundan elde edilen ekstraktların biyomedikal olarak kullanım potansiyeli
Tez çalışmasında, vatoz epidermal mukusundan elde edilen çeşitli ekstraktların, biyomedikal alanlarda potansiyel kullanımı, bilimsel prensiplere bağlı olarak tespit edilmiş ve değerlendirilmiştir. İskenderun Körfezi'nde hem trol hem de uzatma ağlarıyla yapılan avcılıklarda elde edilen ve ilk yakalandığında oldukça yoğun bir şekilde mukus salgılayan dört vatoz türü Dasyatis marmorata, D. pastinaca, Gymnura altavela ve Raja miraletus tercih edilmiştir. Dört bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümünde, D. marmorata, D. pastinaca, G. altavela ve R. miraletus türlerine ait epidermal mukus örneklerinin Bradford analizi ile toplam protein miktarı, GC/MS analizi ile uçucu bileşikleri ve HPLC analizi ile R. miraletus mukusundaki vitamin E (α-tokoferol) oranı tespit edilmiştir. D. marmorata, D. pastinaca, G. altavela ve R. miraletus epidermal mukuslarındaki toplam protein miktarı sırasıyla 4,61, 4,87, 4,89 ve 3,94 mg/ml olarak bulunmuştur. GC/MS analizi sonucunda, D. marmorata mukusunda bulunan majör bileşikler; 2-İzopropil-5-metil-1-heptanol (%10,04), 2-tert-Butil-4-izopropil-5-metilfenol (%7,95), Dokosan (%7,98) ve Dodekanoik asit (%15,76); D. pastinaca mukusunda bulunan majör bileşikler, Siklooktasiloksan (%11,22), Siklononasiloksan (%14,49), 1H-Purin-6-amin, [(2-florofenil) metil] (%13,4), Siklodekaziloksan (%12,10), Lusenin-2 (%11,37) ve Oktasiloksan (%10,57); G. altavela mukusunda bulunan majör bileşikler, 1-Nonen (%8,13), 2-İzopropil-5-metil-1-heptanol (%12,24), 2-Hidroksi-3-fenil-2H-1-benzopiran (%11,83), Eikosan (%14,25) ve Dodekanoik asit (%21,37) ve R. miraletus mukusunda bulunan majör bileşikler, Tetrakoksametil (%36,08), Siklodekaziloksan (%31,56) ve Oktasiloksan (%32,36) olarak bulunmuştur. HPLC analizi sonucu R. miraletus mukusunda 13,78 µg/ml oranında vitamin E tespit edilmiştir. İkinci bölümde, D. marmorata, D. pastinaca, G. altavela ve R. miraletus epidermal mukus örneklerinin gram negatif (Escherichia coli ve Klebsiella pneumoniae) ve gram pozitif bakteri (Bacillus subtilis ve Enterococcus faecalis) suşlarına karşı antifungal aktivitesi disk difüzyon ve spektrofotometrik broth mikrodilüsyon metotlarıyla ortaya çıkartılmıştır. Disk difüzyon metodu için en güçlü antibakteriyel aktivite, B. subtilis üzerinde 2,90 mm'lik inhibisyon zon çapıyla G. altavela mukusunun asetik asit ekstraktında (GaAA) belirlenmiştir. Spektrofotometrik broth mikrodilüsyon metodu için ise en güçlü antibakteriyel aktivite, K. pneumoniae üzerinde 8,99 µl'lik MİK değeriyle D. marmorata mukusunun asetik asit ekstraktında (DmAA) belirlenmiştir. Üçüncü bölümde, D. marmorata, D. pastinaca, G. altavela ve R. miraletus epidermal mukus örneklerinin mantar (Candida albicans ve Candida parapsilosis) suşlarına karşı antifungal aktivitesi yine disk difüzyon ve spektrofotometrik broth mikrodilüsyon metotlarıyla ortaya çıkartılmıştır. Disk difüzyon metodu için en güçlü antifungal aktivite, C. parapsilosis üzerinde 2,40 mm'lik inhibisyon zon çapıyla yine G. altavela mukusunun asetik asit ekstraktında (GaAA) belirlenmiştir. Spektrofotometrik broth mikrodilüsyon metodu için ise en güçlü antifungal aktivite, C. albicans üzerinde 9,40 µl'lik MİK değeriyle G. altavela mukusunun asetik asit ekstraktında (GaAA) belirlenmiştir. Dördüncü bölümde ise, G. altavela epidermal mukusunun hücre canlılığı testi (MTT analizi) ile akciğer kanseri hücre hattı (A549) üzerindeki antikanserojen aktiviteleri incelenmiştir. Ancak A549 hücre hattı üzerinde herhangi bir antikanserojen aktivite tespit edilememiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, vatoz epidermal mukusundan elde edilen ekstraktlardaki biyoaktif maddelerin daha detaylı analizlerle karakterize edilip geliştirilerek ilgili alanlarda prototip uygulamalarıyla desteklendiğinde, biyomedikal sektörlerindeki potansiyel iş alanlarında denizel kaynaklı doğal bir ürün olarak ticarileştirilebileceğini göstermiştir. Bu çalışma TÜBİTAK 2211-C Yurtiçi Öncelikli Alanlar Doktora Burs Programı tarafından desteklenmiştir.
Göksu nehri (Kuzeydoğu Akdeniz) etki alanı ve civarında pikoplankton (heterotrofik bakteri, Synechococcus ve Prochlorococcus)'un yüzey suları ve su kolonunda mevsimsel dağılımı
Kuzeydoğu Akdeniz dünyanın en verimsiz denizi olarak bilinmesine rağmen, nehirler tarafından taşınan zengin besin tuzu içeriği sayesinde kıyısal alanlar oldukça verimli durumdadır. Bu nedenle, nehirlerden gelen besin tuzunun, birincil üretime katkı yapan gruplara olan etkisini anlamak bölgedeki biyolojik dinamiklerin anlaşılması için önem arz etmektedir. Bu çalışmanın ilk kısmında Göksu Nehri'nden Akdeniz'e taşınan besin tuzu miktarı tespit edilmiş ve uydu görüntülerinden de faydalanılarak nehir sularının birincil üretime yaptığı katkı araştırılmıştır. Sonuçlar Kuzeydoğu Akdeniz'e Göksu Nehri aracılığıyla ulaşan yıllık NO2, NO3, NH4 ve PO4 yükünün sırasıyla 33 ton/yıl, 2.294 ton/yıl, 887 ton/yıl ve 342 ton/yıl olduğunu ortaya koymuştur. Uydu görüntüleri nehrin etki alanı boyunca ortalama 0,25 mg/m3 düzeyinde seyreden klorofil-a (klo-a) konsantrasyonunun, açık sularda 2,5 kat azalarak 0,10 mg/m3 seviyesine kadar düştüğünü ortaya koymuştur. Besin tuzu yükü ile yüzeydeki klo-a miktarı arasındaki ilişki incelendiğinde, bölgedeki birincil üretimi etkileyen temel faktörün PO4 olduğu, NO2, NO3, NH4 yükleri ile klo-a miktarı arasında direk bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Tez çalışmasının ikinci kısmında Kuzeydoğu Akdeniz'de birincil üretime en fazla katkı yapan grup olan pikoplanktonun Göksu Nehri etki alanı ve etrafındaki dağılımı mevsimsel olarak hem su yüzeyinde hem de su kolonunda incelenmiştir. Mersin Körfezi'nin batısını, Göksu Nehri etki alanı ve verimsiz açık suları kapsayan 50 farklı istasyonda mevsimlik olarak yapılan izleme çalışmaları sonucunda su yüzeyindeki en düşük ve en yüksek piko-ökaryot, Synechococcus, Prochlorococcus, hetetrotrofik bakteri bolluğu (hücre/mL) sırasıyla 1-1,2x103, 0,6x103-9,7x104, 8x102-7,3x104 ve 3x104-58x104 arasında değişim göstermiştir. Piko-ökaryot bolluğu yalnızca Göksu Nehri etki alanı içerisindeki istasyonlarda daha yüksek bulunmuş olup, açıklardan kıyılara doğru gidildikçe ortalama bolluk 1,4 kat azalmıştır. Fotosentetik pikoplankton içerisinde en baskın grup olan Synechococcus'un ortalama bolluğu ise kıyıdan açıklara doğru 1,2 kat artış göstermiştir. Ortalama Prochlorococcus bolluğu ise nehir etki alanı içerisindeki istasyonlarda açık sulardaki istasyonlara kıyasla 4 kat daha fazla tespit edilmiştir. Heterotrofik bakterilerin ortalama bolluğu kıyısal alanlardan açık sulara doğru 1,5 kat azalmıştır. Heterotrofik bakteriler pikoplankton kompozisyonundaki en baskın grup olarak tespit edilmiş olup, bolluklarının üreticilerin toplamına oranı 35 kata kadar ulaşmıştır. Tabakalaşmanın etkin olduğu ekim ve temmuz aylarında Synechococcus, Prochlorococcus ve bakteri bolluğu derin klorofil maksimum'da (DKM) artış gösterirken, piko-ökaryotların bolluğu genellikle derinliğe bağlı olarak azalmıştır. Temel bileşenler analizi sonucunda pikoplankton bolluğu ve kompozisyonunu mevsimsel değişimini etkileyen birincil faktörler sıcaklık, NO2+NO3 konsantrasyonu, Si konsantrasyonu ve derinlik olarak tespit edilmiştir. Bölgesel değişimi açıklayan birincil faktörler ise tuzluluk, PO4 konsantrasyonu, NO2+NO3 konsantrasyonu, Si konsantrasyonu ve derinlik olarak tespit edilmiştir.
Prebiyotik katkılı yemlerin kırmızı benekli alabalıklarda (Salmo trutta macrostigma Dumeril, 1858) büyüme performansı ve bağırsak histolojisi üzerine etkisi
Kırmızı benekli alabalık, yüksek ekonomik değere ve su ürünleri yetiştiriciliğinde çok önemli bir potansiyele sahip alabalık türüdür. Çeşitli nedenlerle doğal ortamında yok olma tehlikesi altındadır. Bu nedenle hem doğal ortamlarda stoklama çalışmaları yapılmış hem de yetiştiricilik potansiyeli araştırılmıştır. Fonksiyonel yem katkı maddeleri olarak prebiyotiklerin büyüme, hayatta kalma, bağışıklık sistemi, bağırsaklarda artan emilim ve bazı balıkların ve kabukluların genel refahını iyileştirme üzerinde birçok yararlı etkiye sahip olduğu bildirilmiştir. Ticari bir prebiyotik olan Grobiyotik®-A yem katkı maddesi olarak bugüne kadar Salmo trutta macrostigma'da değerlendirilmemiştir. Bu, kırmızı benekli alabalık yemlerine Grobiyotik®-A prebiyotik takviyesine yönelik bir ön araştırmadır. Bu çalışmada, Grobiyotik®-A'nın kahverengi alabalığın büyüme performansı, bağırsak yapısı ve vücut kompozisyonu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, ortalama ağırlığı 0,43 g olan 600 balık kullanıldı. Grobiyotik®-A, artemia ve yem ile balıklara uygulandı. Deneysel diyetlerin 90 günlük beslenmesinin ardından kontrol ve Grobiyotik®-A eklenen gruplar arasında kilo alımı, spesifik büyüme oranı, yaşama oranı ve vücut yapısı üzerinde herhangi bir etki gözlenmedi. Bununla birlikte,% 1,4 Grobiyotik®-A ile beslenen balıkların bağırsak villus uzunluğu, kontrol ve% 2,8 Grobiyotik®-A ilave edilmiş yemlerde önemli ölçüde daha yüksek bulundu. Ayrıca her iki Grobiyotik®-A takviyeli grupta kontrol grubuna göre daha fazla yağ oluşumu gözlenmiştir.
Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması dâhilindeki yükümlülükleri ve iklim değişikliğinin bu yükümlülükler üzerindeki etkisi
Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanılması, ormansızlaşma, yanlış arazi kullanımı ve sanayi atıkları ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimleri, Sanayi Devrimi'nden beri hızla artmakta ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bu artış yirmi birinci yüzyılda küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu sorunlara neden olan sera gazı emisyonlarının daha çok insan faaliyetlerinden kaynaklandığı ve bununla birlikte sanayi, tarım, hayvancılık, enerji gibi sektörlerin de neden olduğu bilinmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğine ilişkin uluslararası alanda birçok anlaşma ve müzakereler yapılarak bu probleme yönelik çözüm arayışlarına gidilmiştir. Bu çözüm arayışlarından Paris Anlaşması ile yerküre sıcaklığının 1,5 ºC ile sınırlandırılması hedeflenmektedir. Türkiye'nin yapılan iklim anlaşması ile katkı belgesinde vermiş olduğu %21'lik azaltım taahhüdünü 2030 yılına kadar yerine getirerek, 2 ºC'lik sıcaklık hedefine ulaşması gerekmektedir. Tez kapsamında iklim değişikliği sorunu, etkileri, uluslararası, ulusal ve yerel ölçekte iklim değişikliği azaltım politika ve stratejileri, vb. konularda inceleme ve değerlendirmeler yapılmıştır. 1990-2018 yılları arasında Türkiye İstatistik Kurumu'nun Çevre ve Enerji istatistiklerinden salınan sera gazları emisyon verileri ve ERA5 Reanalysis'den alınan sıcaklık verileri ile regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O) ve F gazının sıcaklığı artırdığı sonucuna varılmıştır. IPCC'nin belirlediği sera gazı emisyonu olasılıklarını temsil eden RCP 2.6 ve RCP 4.5 senaryolarını kullanarak 2019-2050 yılları arasındaki Potsdam Enstitüsü'nden alınan küresel sera gazı emisyon verileri ile CORDEX'ten alınan aynı senaryolar dâhilinde ve aynı yıllar arasındaki Türkiye sıcaklık verileri ile de regresyon analizi yapılmıştır. Bağımsız değişkenlerimiz olan sera gazlarının, bağımlı değişkenimiz sıcaklığa nasıl etki ettiği ve 21. Taraflar Konferansı'nda (COP21) yapılan 2015 Paris Anlaşması doğrultusunda Türkiye'nin sunduğu taahhütler ve uygulanabilirliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler:İklim değişikliği, Paris Anlaşması, yenilenebilir enerji, sera gazları, COP21, RCP 2.6, RCP 4.5
İstilacı deniz türlerinden biyomateryal eldesi ve biyomedikal endüstrisindeki potansiyel kullanımı
Tez çalışması kapsamında, İskenderun Körfezi'nde ticari trol örneklemeleri ve donanımlı dalışlar ile ülkemiz sularından istilacı türler olarak kabul edilen beş balon balığı türü Lagocephalus sceleratus, L. spadiceus, L. suezensis, Sphoeroides pachygaster ve Torquigener flavimaculosus, istilacı lesepsiyen yengeç Charybdis longicollis ve uzun dikenli denizkestanesi Diadema setosum'un örneklemeleri yapılmıştır. Örneklemesi yapılan bu türlerin biyomedikal endüstrisinde kullanım alanları belirlenerek ekonomiye kazandırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda L. sceleratus'un dişinden hidroksiapatit elde edilmiştir. Elde edilen hidroksiapatitin elemental kompozisyonunun ana yapısı %52 kalsiyum ve %39 fosfat, %2,5 manganez, %1,5 magnezyum, %1 titanyum, %0,8 vanadyum ve %3,2 diğer elementlerden oluşmaktadır. Hidroksiapatitin Ca/P oranı ise 1,32 olarak bulunmuştur. Yapılan XRD analizi sonuçlarına göre, L. sceleratus dişinden elde edilen hidroksiapatitin insan dişleriyle uyumlu olduğunu ortaya çıkarılmıştır. L. sceleratus derisinden asitte çözünür kolajen yöntemi kullanılarak kolajen ve jelatin ekstrakte edilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen kolajen oranı %50,9, jelatin miktarı ise %20.63 olarak bulunmuştur. Elde edilen kolajenin nem, protein ve aminoasit içeriği analizleri yapılmıştır. Tez çalışması kapsamında örneklemesi yapılan balon balığı türlerinden (Lagocephalus sceleratus, L. spadiceus, L. suezensis ve T. flavimaculosus) alınan yumuşak dokuların (kas, solungaç, karaciğer ve beyin) ve dişlerin ağır metal birikimi analizleri ICP-MS kullanılarak incelemiştir. Yapılan analizler sonucunda diş ve beyin dokusundaki metal birikimleri benzerlik göstermiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda ilk defa balık dişinin çevresel indikatör olarak kullanılabileceği ortaya çıkarılmıştır. Tez çalışması kapsamında örneklemesi yapılan L. sceleratus, T. flavimaculosus ve S. pachygaster türlerinin kas, yüzgeç, deri ve iskeletinden doku örnekleri alınmış ve standart fenol kloroform yöntemi ufak modifikasyonlar ile kullanılarak mtDNA ektraksiyonu tamamlanmıştır. Türlerin dokularından edilen mtDNA, Cyt b gen bölgesi kullanılarak polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmıştır. Elde edilen 18 sekans için Genbank'tan MZ 512179-MZ 512196 kodlarıyla erişim numaraları alınmıştır. Tez çalışması kapsamında örneklemesi yapılan lesepsiyen yengeç C. longicollis kabuklarından kitin ve kitosan ekstrakte edilmiştir. Kabuklardan ekstrakte edilen kitin oranı %25,78 olarak hesaplanmıştır. Ekstre edilen kitinden üretilen kitosan verimi ise %80,23 olarak tespit edildi. Yapılan FTIR ve XRD analizleri sonucunda elde edilen kitinin yapısında proteinlerin yanı sıra amino-polisakkarit alfa kitin içeren bir yapı gösterdiği tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında örneklemesi yapılan D. setosum'un kabuğunun karakterizasyonu FTIR ve XRD yöntemiyle ortaya çıkarılmıştır. XRD analizi sonuçlarındaki yansımaların Ca5MgC6O18 kimyasal formülüne sahip kalsit ile %91, Mg4O4 kimyasal formülüne periklaz ile %9 oranında örtüştüğü tespit edilmiştir. Ülkemiz sularında dağılım gösteren istilacı yabancı türler kendi sularımızdaki yerli türler üzerinde baskı kurarak hem ekolojik hemde ekonomik yönde negatif sonuçlar doğurmuştur. Bu türlerin insanlar tarafından tüketilmemesi ekosistemde sayılarının giderek artmasına ve baskın hale gelmesine neden olmaktadır. Bu tez çalışması sayesinde türlerin hangi alanlarda ve nasıl kullanılacağı ortaya çıkarılmış ve başarılı bir şekilde ürünler elde ederek ekonomiye kazandırılması sağlanmıştır. Bu tez çalışması sonucunda, istilacı yabancı türler ile mücade yöntemi olarak en güvenilir yolunun bu türlerin ekonomiye kazandırılması olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK 2211-C Yurtiçi Öncelikli Alanlar Doktora Burs Programı), Yükseköğretim Kurulu (100/2000 YÖK Doktora Bursu Programı) ve İskenderun Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (2019LTB-01) tarafından desteklenmiştir.
Siyah asker sineği (Hermetia illucens L.) larvası ununun sazan (cyprinus carpio l.1758) diyetlerinde alternatif protein kaynağı olarak kullanım olanaklarının araştırılması
Sazan (Cyprinus carpio) diyetlerinde alternatif protein kaynağı olarak siyah asker sineği (Hermetia illucens) larvası Ununun (ASSL) kullanım imkânları araştırılmıştır. Çalışmada, üç tekerrürlü olmak üzere, ASSL0 (Kontrol diyet grubu: sadece balık unu), ASSL50 (balık ununa ikame %50 ASSL), ASSL65 (balık ununa ikame %65 ASSL) ve ASSL75 (balık ununa ikame %75 ASSL) olacak şekilde dört farklı diyetle deneme balıkları beslenmiştir. Ortalama başlangıç ağırlıkları 1,045±0,083 g olan sazanlar (Cyprinus carpio) sürekli su akışının sağlandığı 12 adet tanka tesadüfi olarak ve her bir tanka stok yoğunluğu 50 adet olacak şekilde stoklanmış ve 75 gün süre ile besleme çalışması devam etmiştir. Deneme yemleri sazanlara vücut ağırlıklarının %5'i oranında sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez verilmiştir. Deneme periyodu sonunda, ASSL65 diyet grubunda ağırlık kazancı, spesifik büyüme oranı, protein etkinlik oranı, net protein kullanım oranı ve yem değerlendirme oranı pozitif yönde etkilenmiştir. Diyet grupları yemlerinin arasında nem, ham protein, yağ ve kül içeriği açısından önemli farklılıklar tespit edilmiştir (P <0,05). ASSL75 diyet grubunun protein içeriği (%20,22), diğer diyet grupları arasında önemli ölçüde yüksek seviyede bulunmuştur. Araştırma sonucunda, siyah asker sineği larva ununun sazan diyetleri için alternatif hayvansal protein kaynağı olarak düşünülebileceği kanaatine varılmıştır.
Asi nehri yüzey sularında mikroplastik kirliliğinin belirlenmesi
Günümüzde deniz çöpleri tüm dünyada ciddi bir sorun haline gelmiştir. Karasal alanlardan sürüklenen veya kasıtlı olarak dökülen çöpler on yıllardır sulak alanlar ve denizlerimizde birikerek yüzey ve sediman dâhil tüm su kolonunda bulunabilmektedir. Bu çöplerin büyük çoğunluğunu plastikler oluşturmaktadır. Plastikler doğada mekanik ve kimyasal değişimlerle parçalanarak mikroplastiklere dönüşmekte ve boyutları küçülen plastiklerin yayılması da hızlanmaktadır. Vahşi yaşamı tehdit eden plastik çöpler besin ağıyla taşınarak insana kadar ulaşmaktadır. Bu çalışmada ilk kez doğu Akdeniz'e dökülen Asi Nehri yüzey sularında mikroplastik (MP) miktarı ve kompozisyonunu belirlemek için 6 istasyonda mevsimlik (Ağustos 2020, Kasım 2020, Şubat 2021, Nisan 2021) örnekleme yapılmıştır. Tespit edilen MP miktarı 0,03-0,48 adet/m3 aralığında değişirken, Asi Nehrindeki ortalama MP bolluğu 0,13 adet/m3 olarak tespit edilmiştir. MP bolluğu genel ortalamalarına göre istasyonlar ve mevsimler arası kıyaslama yapıldığında; IIAnahtar Kelime: Asi Nehri = Asi River ; Doğu Akdeniz = East Mediterranean ; Mikroplastik = Mikroplastic ; Su kirliliği = Water pollution
Yeşil kaplan karidesi (Penaeus semisulcatus) postlarva yetiştiriciliğinde biyoyumak uygulamasının değerlendirilmesi
Bu araştırmada yeşil kaplan karidesi (Penaeus semisulcatus) potlarvaları (başlangıç ortalama canlı ağırlıkları 0,14±0,44 g) kapalı devre yetiştiricilik sisteminde biyoyumak (BY) ve berrak su (BS, kontrol grubu) ortamlarında karşılaştırmalı olarak 54 gün süreyle büyütülmüşlerdir. Üç tekerrürlü iki grup olarak planlanan deneme ‰35±0,5 tuzlulukta, 45 L hacimli tanklarda yürütülmüştür. Su sıcaklığı, pH ve çözünmüş oksijen değerleri sırasıyla; BY grubu için 27,02±0,33°C, 7,65±0,08, 6,23±0,41 mg/L ve BS grubu için 27,05±0,24°C, 7,57±0,11, 6,44±0,22 mg/L olarak belirlenmiştir. Sonuç canlı ağırlık kazancı (BY: 2,423±0,327 g, BS: 1,814±0,103 g), spesifik büyüme oranı (BY: %5,329±0,159 g/gün, BS: %4,845±0,085 g/gün), yaşama oranı (BY: %62,50±2,50, BY: %51,67±5,20) ve yem değerlendirme oranı (BY: 2,12±0,23, BS: 2,71±0,15) bakımından gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (p<0,05). Araştırma ile BY uygulamasının yeşil kaplan karidesi postlarvalarının yetiştiricilik parametrelerine ilk kez pozitif bir etkisi olduğu belirlenirken (p<0,05), besin madde bileşenleri ve hepatopankreas histomorfojilerinde gruplar arasında farklılık olmadığı saptanmıştır (p>0,05).
Farfantepenaeus aztecus (Ives, 1891)'un yumurtlatılması ve farklı tuzluluk koşullarında postlarval aşamaya kadar yetiştiriciliği
Bu tez çalışmasında, beş farklı tuzluluk düzeyinin (‰ 25, 30, 35, 40, 45) kahverengi karides, Farfantepenaeus aztecus larvalarının Naupli5 (N5) aşamasından Postlarva1 aşamasına kadar hayatta kalma ve gelişimi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla N5 aşamasına ulaşmış 50 adet larva 2 litre kapasiteli yuvarlak, düztabanlı balonlara stoklanmış ve her muamele grubu 5 tekerrürlü olacak şekilde 27,6±0,4°C su sıcaklığında PL1 aşamasına kadar kültüre alınmıştır. Araştırma sonunda N5 aşamasından Protozoea1 aşamasına kadar en iyi yaşama oranı ‰35 tuzluluk düzeyinde % 44,00±23,15 olarak elde edilirken en düşük yaşama oranı ‰25 tuzluluk düzeyinde %14,00±4,89 olarak elde edilmiştir (P<0,05). Aynı şekilde Mysis1 evresinden PL1 aşamasına kadarki en yüksek yaşama oranı ‰35 tuzluluk düzeyinde %24,40±19,51olarak elde edilmiştir. PL1 aşamasında diğer gruplardan elde edilen en iyi yaşama oranları ise sırasıyla ‰30 salinite düzeyinde %23,20±18,14 ve ‰40 tuzluluk seviyesinde % 16,80 ± 6,72 şeklinde elde edilmiştir. ‰25 ve ‰45 tuzluluk düzeylerinde PL aşamaya ulaşma oranı istatistiki olarak diğer gruplardan farklı bulunmuştur (P<0,05). Bu çalışmanın sonuçlarıyla ilk kez, Atlantik kökenli bir karides türü olan, Akdeniz'e daha sonra yerleşerek popülasyonlar oluşturan, Kuzeydoğu Akdeniz'den IV. gonad evresinde elde edilen ve N5 aşamasından PL1 aşamasına kadar farklı tuzluluk düzeylerinde kültüre alınan kahverengi karidesin larvaları için optimum tuzluluk düzeyinin ‰30-40 tuzluluk aralığında olduğu gösterilmiştir.
Farfantepenaeus aztecus (Ives, 1891)'un yumurtlatılması, farklı tuzluluk ve sıcaklık koşullarında yumurtaların inkübasyonu
Bu tez çalışması kahverengi karides, Farfantepenaeus aztecus yumurtalarının açılma oranı, açılma süresi ve larval aktivitesi üzerine tuzluluk ve su sıcaklığının etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla IV. gonad aşamasında doğadan yakalanan F. aztecus aynı gece laboratuvar koşullarında yumurtlatılmıştır. Yumurtaların döllülük oranı mikroskop altında belirlendikten sonra, yumurtalar üç farklı tuzluluk (‰ 30, 35 ve 40) ve üç farklı su sıcaklığından (24, 28 ve 32 °C) dokuz kombinasyon oluşturulmuş ve 3 tekerrürlü, 50 adet/L olacak şekilde 2 Litre kapasiteli yuvarlak cam kavanozlara stoklanmıştır. Tüm su sıcaklığı ve tuzluluğu kombinasyonlarında yumurtaların açılmış olduğu belirlenmesine rağmen, tuzluluk, sıcaklık ve her ikisinin birlikte elde edilen nauplii, açılma süresi ve larval aktivite üzerinde önemli etkileri olduğu belirlenmiştir (P<0,05). Yalnızca tuzluluk kriteri göz önüne alındığında en iyi açılma oranı (48,44%) ‰35 salinite düzeyinde, en düşük açılma oranı ise (%34,77) ‰30 salinite düzeyinde gerçekleşmiştir (P<0,05). Araştırma sonunda en iyi açılma oranlarının %52,22 oranı ile 28 °C'de ve %48,33 ile 32 °C de gerçekleştiği bulunmuştur. Yumurtaların açılma süresi su sıcaklığındaki artışla azalmış ve bu sürenin test edilen su sıcaklıklarında 11saat 40 dakika ile 17 saat 10 dakika aralığında değiştiği belirlenmiştir. Larval aktivitenin 28 °C ve ‰35- 40 salinite düzeylerinde en iyi olduğu, 24 °C de tüm tuzluluk düzeylerinde iyi olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonunda Kuzeydoğu Akdeniz'den yakalanan ve yumurtlatılan F. aztecus 'un yumurta inkübasyonunda 28 - 32 °C su sıcaklığı ve Kuzeydoğu Akdeniz'in tuzluluğundan (‰38-39) bir parça düşük tuzluluğa sahip deniz suyunun naupli üretimi için optimal olduğu önerilebilir.
İskenderun Körfezi'nde bulunan aslan balıklarının (Pterois miles ve Pterois volitans) mide içeriklerinin incelenmesi
2019-2020 yılları arasında İskenderun Körfezi'nde yürütülen bu çalışmada aslan balığı örnekleri uzatma ağı, trol balıkçılığı yapan ticari balıkçılar ve dalış yoluyla zıpkınla elde edilmiştir. Elde edilen 96 adet P.miles örneği 14,5-32,0 cm boy değerleri arasında (ortalama 23,37 cm), 118 adet P.volitans örneği 13,0-31,5 cm boy değerleri arasında (ortalama 20,56 cm) arasında dağılım göstermiştir. P. volitans ve P. miles'in midelerinde bulunan başlıca prey grupları balık ve kabuklular olarak belirlenmiştir. P. miles'in mide içeriklerinde tespit edilen türler ve canlı grupları Chloropthalmus agassizi, Uranoscopus scaber, Helicolenus dactylopterius ve Serranidae, Sparidae, Scorpaenidae üyeleri P. volitans'ın midesinin içeriği olarak tespit edilmiştir. Benzer şekilde Chloroptalmus agassizi de P. miles mide içeriğinde tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada 4 P. miles bireyinin midesinde yavru aslan balığı ve aslan balığı vücut parçaları (sırt yüzgeci ve dikenler) bulunmuştur. Bununla birlikte nadiren resif parçaları, su bitkisi kalıntıları, yumuşakça kabuğu parçaları ve yengeç parçaları her iki tür için midelerin içeriğinde bulunmuştur. Çalışmada besin örtüşmesinin göstergesi olan Prey Similarity Index %83,2 olarak bulunmuştur. Ayrıca P. volitans'ın diyet genişliği değeri (diet breadth, B) (2,36) P. miles'ın diyet genişliği değerinden (2,56) daha düşük olduğu hesaplanmıştır.
Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde uygulanan cezaların karakterizasyonu ve bir karar destek sistemi oluşturulması
Bu çalışmada, Türkiye'nin Akdeniz Kıyılarında 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu kapsamında yapılan ihlallerin karakterizasyonu ve ihlallere yönelik bir karar destek sistemi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, yapılan su ürünleri ihlallerini sıklık ve idari para cezaları dikkate alınarak, yapılan ihlallerin av aracı, bölge, mevsim, bölge x mevsim interaksiyonu ve av aracı x bölge x mevsim interaksiyonları açısından karakterizasyonları yapılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın Antalya-Kaş ilçesinde bulunan Fırnaz koyu ile Hatay-Yayladağı Denizgören kıyıları arasında yaptığı 2014 yılına ait denetleme faaliyetleri kapsamında 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'na aykırı av faaliyetinde bulunanlardan elde edilen kayıtlar oluşturmuştur. İlgili dönemde çalışma alanında 491 su ürünleri ihlali ve bu ihlallere ilişkin 686 611 TL (312 095$) idari para cezası uygulanmıştır. En fazla ihlal tespit edilen bölge Antalya iken, en çok idari para cezası uygulanan bölge Adana-Mersin olarak belirlenmiştir. Akdeniz genelinde en fazla olta (114) ihlali yaşanırken olta ihlallerinin %62,28'i Antalya bölgesinde görülmüştür. En fazla toplam idari para cezası trol (316 591 TL) ihlallerinden kaynaklanmıştır. Gırgır ihlallerinin %68'inin Hatay-Adana bölgesinde yaşandığı ve av sezonun açılmasıyla en yüksek seviyeye çıktığı belirlenmiştir. Bölge x mevsim interaksiyonu açısından en fazla ihlal Antalya bölgesinde ilkbaharda (%13,03) görülürken, idari para cezası bakımından en fazla Adana-Mersin bölgesinde kış mevsiminde (%28,48) yaşanmıştır. Bölge x mevsim x av aracı interaksiyonunda, idari para cezası bakımından en fazla Adana-Mersin bölgesinde kış aylarında trol avcılığında (%25,42) yaşanırken, en fazla ihlal Antalya bölgesinde sonbahar ile yaz aylarında zıpkın avcılığı (%5,7), Adana-Mersin bölgesinde kış aylarında trol avcılığı (%5,5), Antalya bölgesinde sonbaharda olta (%5,5) ve Hatay-Adana bölgesinde sonbaharda gırgır avcılığı (%5,3) esnasında gerçekleşmiştir. Bir karar destek sistemine temel oluşturulması amacıyla veri madenciliği temel tekniklerinden biri olan "Birliktelik Kuralları" kullanılmıştır. Bu kapsamda destek, güven ve kaldıraç değerlerine göre toplam 14 adet anlamlı kural dikkate alınmıştır. Bu kurallar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, gırgır avcılığı Hatay-Adana bölgesinde ve zıpkın/olta avcılığı Antalya bölgesinde yoğunlaşmaktadır. Bu kapsamda gırgır avcılığı için Hatay-Adana bölgesinde ve zıpkın/olta avcılığı için Antalya bölgesinde denetim faaliyetlerinin artırılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak yasa dışı balıkçılıkla mücadelede idari para cezalarının artırılması zorunlu gerekliliktir. Bununla birlikte MCS bileşenlerinin Karar Destek Sistemi içinde balıkçılık yönetim anlayışına entegre edilmesi ve avcılık faaliyetlerinin ekolojik temelli yönetim anlayışına dönüşmesi beklenmektedir.
Bazı denizel biyomateryallerin eldesi ve biyosorbent olarak kullanılması
Bu çalışmada, istilacı denizkestanesi Diadema setosum' dan kolajen ve kahverengi makro alg Sargassum vulgare türünden aljinat elde edilmiştir. Elde edilen aljinat ile kolajen, aljinat ve farklı oranlarda AK1 (2:1) ve AK2 (3:1) boncukları hazırlanmıştır. Elde edilen bu biyomalzemeler ile sucul ekosistemde yaşayan canlılar ve insan sağlığı için toksik olan Pb (II) giderimi hedeflenmiştir. Giderim çalışmalarında, biysorban mekanizmasını etkileyen biyosorban dozajı, pH, temas süresi ve başlangıç çözeltilerinin biyosorpsiyon verimine etkileri incelenmiştir. Biyosorbent miktarının etkisinin belirlenmesi içi yapılan çalışmada, Pb (II) biyosorpsiyon verimi 0,75 g biyosorbent dozajında ise sırasıyla %92,64, %87,08 ve %88,68 ile en yüksek biyosorpsiyon verimine ulaşmıştır. pH 3, 4 ve 5 değerlikte giderim verimleri sırasıyla Aljnat; %67,92, %71,16 ve %76,52, AK1; %53,48, %48,96 ve % 48,52 ve AK2; %61,08, %55,52 ve %58,44 belirlenmiştir. Aljinat boncuklarında süre arttıkça parçalanma gözlenmiştir. AK1 boncuklarında parçalanma gözlenmemesinin yanı sıra, süre arttıkça AK1 boncuklarının boyutlarında büyüme (şişme) gözlenmiş, 360. dakikaya kadar Pb (II) giderimi devam etmiştir. Aljinat boncuklarında yapısal olarak parçalanmalar görülmüş, boyut ve şekil olarak da değişim tespit edilmiştir. AK1 boncuğundaki giderim 100, 200 ve 300 ppm için sırasıyla 2,44 ppm, 6,96 ppm ve 24,96 ppm tespit edilmiş, %96,2, %96,52 ve %91,68 giderim sağlanmıştır. Bu deney aşamasında da diğer deney aşamalarında olduğu gibi en az deformasyona uğrayan biyosorbentin AK1 boncukları olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle AK1 biyomalzemesinin asidik koşullarda Pb (II) içeren atık sulardan, Pb (II) uzaklaştırılması için potansiyel biyosorbent adayı olabilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu denizkestanesinin kabuk ve dikenlerinden kitin ve kitosan elde edilerek karakterizasyonları yapılmış, bu istilacı denizkestanesinin çeşitli alanlara entegre edilerek alternatif biyomateryal malzemeleri üretilmesi ile ekonomiye kazandırılması amaçlanmıştır. Böylece insan gıdası olarak tüketilmeyen ve ekonomik öneme sahip olmayan bu istilacı denizkestanesinin iç organlarından kolajen elde etmenin yanı sıra, kabuk ve dikenlerinden de faydalı biyomateryaller elde edilmiştir. Bir bütün olarak, farklı alanlarda kullanılabilecek farklı biyomalzemeler elde edilse de komple bir canlının farklı yöntemlerle işlenerek, neredeyse hiçbir atık olmaksızın biyomalzeme üretiminde kullanılması söz konusu olmuş ve böylece elde edilen bu farklı biyomalzemelerin ekonomiye kazandırılması olasılığı ortaya konmuştur. Bu durum hem ülke ekonomisine gelir sağlarken, farklı iş kollarının ileride oluşmasına olanak sağlayacağı gibi, ekolojik olarakda denizkestanesinin endemik türler üzerinde oluşturduğu baskının da kontrol altına alınmasını sağlayacaktır. Bu çalışma Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK 2211-C Yurtiçi Öncelikli Alanlar Doktora Burs Programı), Yükseköğretim Kurulu (100/2000 YÖK Doktora Bursu Programı) ve İskenderun Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (2021LTP-03) tarafından desteklenmiştir.
İskenderun ve Mersin körfezlerinden avlananhas kefal (Mugil cephalus) ve levrek (Dicentrarchus labrax)'te mikroplastik miktarı ve bisfenol a birikimi
Plastik atıklar denizel ekosistemlere ulaşarak, bu ortamlarda bulunan canlıları ve dolaylı olarak tüm ekosistemi olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin başında atık plastiklerin parçalanarak mikroplastiklere dönüşmesi ve plastik bileşiminde bulunan katkı maddelerinin doğada çözünmesi gelmektedir. Plastik atıkların içerdiği katkı maddelerinden biri de endokrin bozucu ve kanserojen olduğu bilinen Bisfenol-A (BFA)'dır. Bu çalışma ile önemli miktarda plastik atık yüküne maruz kalan İskenderun ve Mersin körfezlerinde bulunan Asi, Deliçay, Ceyhan ve Seyhan nehirlerinin denize döküldüğü bölgelerin yakınlarından, yaz (Ağustos) ve kış (Şubat) mevsimlerinde örneklenen has kefal (Mugil cephalus) ve levrek (Dicentrarchus labrax) bireylerindeki mikroplastik varlığı ve BFA düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Örneklenen kefal ve levreklerin %88'inde mikroplastiğe rastlanılmış olup, toplamda 1340 adet mikroplastik tespit edilmiştir. Baskın mikroplastik tipinin fiber (%87), baskın rengin ise siyah (%35) olduğu gözlemlenmiştir. En düşük mikroplastik miktarının II (Dörtyol) no'lu istasyondan örneklenen balıklarda toplam 116 adet, en yüksek ise I (Samandağ) no'lu istasyondan örneklenen balıklarda toplam 576 adet olduğu tespit edilmiştir. Türlere göre tespit edilen mikroplastik miktarı ise; kefalde 1057 adet (%78) ve levrekte 283 adet (%21) olarak belirlenmiştir. Örneklenen balıklardaki BFA birikim düzeylerinin; kefallerin kas dokusunda 0,057±0,045 ng/g ile 1,076±0,151 ng/g aralığında, karaciğer dokusunda 0,056±0,440 ng/g ile 1,008±0,556 ng/g aralığında, levreklerin kas dokusunda 0,154±0,048 ng/g ile 0,961±0,469 ng/g aralığında, karaciğer dokusunda ise 0,056±0,440 ng/g ile 0,787±0,431 ng/g aralığında olduğu tespit edilmiştir. Her iki balık türünde de en düşük BFA birikimi I no'lu istasyon (Samandağ)'dan, en yüksek ise IV no'lu istasyon (Mersin)'dan örneklenen balıklarda saptanmıştır.
pH'ın zebra(Danino rerio) balıklarında cinsiyet oranı, gonadal gelişim, büyüme ve yaşama oranı üzerine etkisi
Bu tezde, suyun faklı pH düzeylerinin Zebra balıklarında (Danino rerio) cinsiyet oranı, gonadal gelişme, büyüme ve yaşama oranları üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştımanın birincil amacı zebra balıklarında monosex popülasyonlar üretmek amacıyla çevre ile dost bir uygulamanın geliştirilmesidir. Yumurtadan henüz çıkmış larvalar 3 ay süresince farklı pH düzeylerine (6; 6,5; 7; 8; 8,5 ve 9) sahip sulara banyo yöntemine tabii tutulmuşlardır. Deneme boyutları 22x18x9cm olan 18 adet akvaryumyumda üç tekerrür ve 6 grup olarak uygulanmıştır. Su sıcaklığı bütün uygulama gruplarında, 28±0.33°C' de sabit tutulmuştur. Yeni çalışmada, kullanılan su pH düzeyleri içerisinde erkekleştirmede en etkili olan grubun pH düzeyinin 9 olduğu ve maksimum erkek oranının %100 olarak (p<0,001), bu gruptan elde edildiği görülmüştür. Cinsiyet oranının beklenen 1E:1D oranından (p<0,05) farklı olduğu ve su pH düzeylerinin 6 ve 8,5 olan gruplarda sırasıyla %25 ve %82,35 olarak kaydedilmiştir. Histolojik incelemeler su pH düzeylerinin düşük olduğu gruplarda, su pH düzeylerinin yüksek olduğu gruplara göre balık gametlerinin daha erken olgunlaşma aşamasına girdiklerini göstermiştir. Düşük pH gruplarının gonadlarında bazı anomaliler kaydedilmiştir. Su pH seviyesinin 8 olduğu gruplarda en iyi büyüme, gonadal gelişme ve yaşama oranı kaydilmiştir. En düşük yaşama oranı su pH seviyesinin 9 olduğu gruplarda ölçülmüştür. Çalışmada zebra balıklarında monosex popülasyonların üretimi için düşük pH düzeylerinde dişileştirme (dişi üretimi) ve/veya yüksek pH düzeylerinde ise erkekleştirme önerilmiştir (erkek üretimi). Maksimum büyüme, gonadal gelişim ve yaşama oranı için su pH düzeyinin 8 olması gerektiği önerilmiştir.
Bizmut sülfür (Bi2S3) ve kobalt (Co) nanopartiküllerinin model organizmalar üzerinde olası nanotoksikolojik etkilerinin belirlenmesi
Bilim ve teknolojideki en önemli gelişmelerden biri olan nanomalzemeler, görünmez küçük boyutlu parçacıklar olup; çeşitli alanlarda uygulamaları olan benzersiz fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Sürekli olarak kullanılan nanoyapıların birçok avantajının arkasında hala belirsizliğini koruyan nanotoksik etkileri ve çelişkili durumları mevcuttur. Teknolojik çalışmalarda popüler olan nanomalzemelerin akuatik ekosistemde toksik etkileri belirsizdir. Çalışmamızda, Bizmut sülfür (Bi2S3) nanoçiçekler ve Kobalt (Co) nanoyaprakları mikrodalga bazlı hidrotermal süreç kullanılarak sentezlenmiş ve sentezlenen nanomalzemelerin ayırt edici özellikleri saptamak için; XRD (X ışını kırınımı), SEM (Taramalı elektron mikroskobu) ve FTIR (Fourier Dönüşüm Kızılötesi Spektroskopisi) analizleri yapılarak, model organizma (Cyprinus carpio), (Daphnia magna) üzerindeki genotoksik etkileri araştırılmıştır. Kullanılan nanomalzemelerin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) yönergelerine göre yapılmıştır. İlk bölüm de Bi2S3nanoçiçeklerin 96.saat sonunda LC50değeri probit analizi ile 350 mg L -1 olarak belirlenmiş ve LC50değerine göre üç subletal konsantrasyon (35, 87 ve 175 mg L-1) seçilmiştir. LC50değerine göre Bi2S3 nanoçiçekleri AB Direktifi 93/67/EEC sınıflandırma şemasına göre sucul organizmalar için toksik bulunmamıştır. Bi2S3nanoçiçeklerinin subletal konsantrasyonlarına ait genotoksikolojik değerlendirmede, 35 ve 87 mg L -1 doz gruplarının DNA hasarı ve mikronükleus düzensizlikleri; kontrol grubu ile benzer bulunurken; 175 mg L -1 Bi2S3 grubunda, kontrol ve diğer doz gruplarına göre yüksek DNA hasarı ve eritrosit anormallikleri belirlenmiştir. İkinci bölümünde, sentezlenen kobalt nanoyapraklarının diğer model organizmamız olan Daphnia magna üzerinde olası sitotoksik ve genotoksik etkileri araştırılmıştır. Model organizma, Kobalt (Co) nanoyaprakların farklı konsantrasyonları (1, 5, 10, 15, 20 ve 25 µg L-1 ) 24, 48, 72 ve 96 saatlik periyotlarda maruz bırakılmış ve 96. saatin sonunda, LC50değeri probit analizi ile 9.705 µg L-1 olarak belirlenmiştir. Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesine İlişkin Küresel Uyumlaştırılmış Sistem tarafından belirlenen toksisite seviyelerine göre, Kobalt (Co) nanoyapraklarının yüksek derecede toksik kategorisine girmiştir. Ayrıca, 96 saatlik akut toksisite testi ile Güvenli Uygulama Oranı (SAR) ve Güvenlik Faktörü (SAFE) katsayıları hesaplanmış, sırasıyla 0,025 ve 0,243 olarak bulunmuştur. Subakut denemede, Co nanoyaprakların en yüksek konsantrasyonundaki (2,5 µg L-1 ) DNA hasarı (%53.00±0.94) kontrol grubuna (%28,33±1,52) göre yaklaşık 2 kat daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, ISO10993-5;e göre, Kobalt nanoyapraklar D. magna üzerinde belirli konsantrasyonlar için sitotoksik olarak sınıflandırılmıştır. Bu tez çalışması Bi2S3 nanoçiçekleri ve Co nanoyapraklarının sucul yaşam üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak ve toksikolojisi hakkında somut veriler ortaya koymak adına ilk çalışma olup, bu nanomalzemelerinin çevresel etkileri ve risklerine yönelik daha fazla sistematik çalışma yapılması gerekmektedir.
Balıkçı gemileri egzoz emisyonlarının gemi üzerindeki hava kalitesine etkisi
İskenderun Körfezi'nde 2018-2022 yılları arasında veriler değerlendirilerek gerçekleştirilen bu tez çalışması, bölgede faaliyet gösteren trol ve gırgır balıkçı gemilerinin emisyon miktarlarını detaylı bir şekilde analiz etmeyi hedeflemiştir. Buna göre, bu dört yıllık süre zarfında altı farklı bölgede detaylı emisyon tahminleri yapılmış ve sonuçlar yıllık bazda detaylandırılmıştır. Analiz edilen veriler, özellikle gırgır balıkçılığında emisyon miktarlarında belirgin bir düşüş olduğunu göstermiştir. Trol balıkçılığına göre daha belirgin olan bu düşüş, bölgenin balıkçılık dinamiklerinde yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Bölgesel analizlere bakıldığında İskenderun ve Arsuz arasındaki trol balıkçılığı faaliyetlerinin, özellikle Dörtyol açıklarındaki gırgır balıkçılığına göre daha dominant bir konumda olduğu tespit edilmiştir. Tezin ikinci aşamasında ise, toplamda 10 balıkçı gemisi (7 trol, 3 gırgır) detaylı olarak incelenmiştir. Bu gemilerin farklı operasyon aşamalarında (Liman manevrası, seyir, mola ve vira trol balıkçılığı çekimi) gerçekleştirilen emisyon ölçümleri, geminin değişik bölgeleri için (güverte, kaptan köşkü, yemekhane, kamaralar ve makine dairesi) ayrı ayrı değerlendirilmiştir. v Yapılan bu ölçümlerde, özellikle rüzgârın ters yönünde olan durumlarda gemi güvertesinde çalışan personelin yüksek miktarda karbonmonoksit gazına maruz kaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, bazı gemilerin makine dairesindeki karbonmonoksit seviyelerinin, uluslararası standartlar dâhilinde insan sağlığı için kabul edilebilir limitlerin üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, balıkçı gemisi çalışanlarının maruz kaldığı potansiyel sağlık riskleri açısından büyük bir önem taşımaktadır. Genel olarak, bu tez çalışmasının sonuçları, İskenderun Körfezi'nde balıkçılık faaliyetlerinin çevresel ve sağlıkla ilgili etkilerini detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bölgedeki balıkçılık dinamikleri ve yönetimi hakkında kritik bilgiler sunarak, sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarının teşvik edilmesi için bilimsel bir temel oluşturmaktadır. Bu çalışma hem bölgesel hem de ulusal düzeyde balıkçılık politikalarının şekillendirilmesi adına değerli bir referans niteliği taşımaktadır.
Ege Denizi'ndeki sinarit (Dentex dentex) ve sivriburun karagöz (Diplodus puntazzo) balıklarının doğal ve kültür popülasyonları arasındaki genetik etkileşim ve varyasyonların moleküler markırlarla belirlenmesi ve gelecekteki durum tahmini
Küresel ısınmanın olumsuz etkileri ile birlikte, dünya nüfusundaki hızlı artış karşısında insanların ihtiyaç duyduğu hayvansal protein ihtiyacının karşılanabilmesi için su ürünleri yetiştiriciliğinin tüm Dünya'da üretim alanı ve kapasitesinin artması beklenmektedir. Ancak kaçınılmaz olarak bu artışın doğal ekosistem üzerinde etkileri olacaktır. Bu etkilerden biride doğal ortamda bulunan ve genetik olarak daha fazla heterozigot yapıda olan bireyler ile çeşitli nedenlerden dolayı yetiştiricilik ortamlarından doğal ortama kaçan ve genetik olarak daha çok homozigot yapıda olan aynı türün bireyleri arasındaki döllenmeden kaynaklanan genetik çeşitliliğin azalması riskidir. Mümkün mertebede ekolojik olarak sürdürülebilir üretimin sağlanabilmesi için bu ilişkilerin anlaşılması önemlidir. Sinarit (Dentex dentex) ve Sivriburun karagöz (Diplodus puntazzo) Türkiye'nin Ege ve Batı Akdeniz bölgelerinde yetiştiriciliği yapılan balık türleridir. Bu çalışma ile bu iki türün doğal ve kültür popülasyonları arasındaki genetik etkileşim ve varyasyonların moleküler markırlar ile belirlenmesi ve gelecekteki durum tahmini yapılması amaçlanmıştır. Balık materyalleri için Ege Denizi ve Batı Akdeniz'de Karaburun, Çeşme, Kuşadası, Güllük, Bodrum, Çanakkale ve Antalya olmak üzere 7 farklı lokasyon belirlenmiştir. Kültür ve doğal olmak üzere Sinarit balığından toplam 53 örnek, Sivriburun karagöz balığından 58 adet örnek incelenmiştir. Sinarit türünde Ct ve Tm değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0,05). Buna karşın, Sivriburun karagöz türünde, bireylerin alındığı bölgeleri temsil eden gruplar arasında Ct değerleri açısından istatistik olarak çok önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Elde edilen HRM profilleri Sinarit türünde 2 farklı grupta toplamıştır. Sivriburun karagöz türünde ise HRM profilleri, 4 farklı grup toplanmıştır. Sinarit türüne ait toplam 53 bireyde toplam haplotip sayısı h= 26 olarak belirlenmiş, toplam ortalama haplotip çeşitliliği Hd= 0,7632 olduğu tespit edilmiştir. Toplam belirlenen haplotiplerin 22'si istasyonlardan temin edilen ve çalışmayı oluşturan bireylerde sadece bir hayvanda bulunduğu tespit edilmiştir. Sivriburun Karagöz türüne ait toplam 58 bireyde toplam haplotip sayısı h= 45 olarak belirlenmiş, toplam ortalama haplotip çeşitliliği Hd= 0,9816 olduğu tespit edilmiştir. Sinarit popülasyonunda nükleotid çeşitlilik (π) verilerine bakıldığında ortalama nükleotid çeşitliliği: 0,004423 olarak belirlenmiştir. En yüksek değer "Karaburun kültür" π= 0,00967(+0,00122) ve en düşük değer ise π=0,00140 (+0,00074) ile "Karaburun doğal" popülasyonunda gözlenmiştir. Sivriburun Karagöz popülasyonunda nükleotid çeşitlilik (π) verilerine bakıldığında ortalama nükleotid çeşitliliği: 0,0103 olarak belirlenmiştir. En yüksek değer "Çeşme doğal" π= 0,01935 ve en düşük değer ise π= 0,00771 ile "Kuşadası doğal" popülasyonunda gözlenmiştir. Sinarit türünde incelenen toplam nükleotid sayısı 477 bç'tir. Nükleotid dağılımı sırayla, T: %30,7; C: %28,6; A: %23,9; G: %16,8 olarak tespit edilmiştir. Sinarit örnekleri için toplam transisyon/transversiyon eğilimi (bias) R= 0,70 olarak hesaplanmıştır. Sivriburun karagöz türünde incelenen toplam nükleotid sayısı 465 bç'tir. Nükleotid dağılımı sırayla T: %31,6; C: %27,3; A: %25,0; G: %16,1 olarak tespit edilmiştir. Sivriburun karagöz örnekleri için toplam transisyon/transversiyon eğilimi (bias) R= 1,419 olarak hesaplanmıştır. Değerlerin kabul edilir sınırlar içerisinde olduğu görülmektedir. Sinarit türüne ait istasyonlardan "Karaburun kültür" ile "Güllük doğal" arasında en yakın genetik uzaklık 0,00080 olarak tespit edilmiştir. Sivriburun Karagöz türüne ait istasyonlardan "Karaburun doğal" ile "Güllük doğal" ve "Bodrum doğal" sırayla en yakın genetik uzaklık; 0,000106; 0,00060 olarak tespit edilmiştir. Bu durum istasyonlarda bulunan popülasyonların benzerlik oranı yüksek olmasından kaynaklanabildiğinin göstergesidir. Sinarit türüne ait 53 birey ile kontrol amacıyla evrensel gen havuzundan alınan levrek türüne ait (JQ623929.2) dizi ile DNA dizileme sonuçlarını içeren neighbor joining ağacı 7 gruptan oluşmuştur. Sivriburun Karagöz türüne ait 58 birey ile kontrol amacıyla evrensel gen havuzundan alınan levrek türüne ait (KP975556.1) dizisinin de bulunduğu DNA dizileme sonuçlarını içeren neighbor joining ağacı 4 gruptan oluşmuştur. Sinarit türüne ait veriler ile Sivriburun Karagöz türüne ait, Tajima'nın D değeri ve Fu'nun Fs testlerinde, tüm popülasyonların değerleri negatif ve toplam değerler negatif olduğu ve bu nedenle istatistiksel olarak çoğunlukla anlamsız bulunmuştur. Sinarit türüne ait kültür ve doğal örnekler arasında modellemeye göre, genetik etkileşim süresi t = 2,1584 yıl olarak tahmin edilmiştir. Sivriburun Karagöz türüne ait kültür ve doğal örnekler arasında modellemeye göre, genetik etkileşim süresi t = 5,1367 yıl olarak tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, incelen Sinarit ve Sivriburun Karagöz örneklerinde kültür ile doğal istasyonlar arasında farklı düzeylerde de olsa, genetik açısından bir etkileşimin olduğu belirlenmiştir. Coğrafik koşulların, çalışma alanı için popülasyonların göçü açısından zorlu koşullara sahip olmaması bir etken olduğu düşünülmektedir. Belirli varsayımlar altında yapılan modelleme ile Sinarit ve Sivriburun karagöz türleri için, kültür ve doğal balıklar arasında genetik farklılığın 40 yıl içerisinde çok azalacağı öngörülmektedir. Doğal ortamdaki genetik çeşitliliğin korunması için, üretim tesislerin kalbi niteliğinde olan kuluçkahanelerde, damızlık yönetiminde sahip olunan gen havuzlarını oluşturan anaçlar belirli periyodlarda yenilenmeleri ve değişik popülasyonlardan anaç seçimlerinin bir program çerçevesinde yapılmalıdır. Bunun yanında kafeslerden kaçışın en aza indirilmesi için, üretim ekosistemi içinde bütünleşik olarak yapay zekâ, sensörler ve nesnelerin interneti gibi yenilikçi teknolojilerin de kullanılması önerilmektedir. Bunların sağlanabilmesi için doğal stokların korunmasını önceleyen bir yetiştiricilik politikasını oluşturmaya ihtiyaç vardır. Özel ölçekte ise, tür ve/veya bölgeye özgü bir ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) modeli oluşturulabilir.
Niaouli (Melaleuca viridiflora) uçucu yağı katkılı yemlerle beslenen çipura (Sparus aurata, L.1758) yavrularında büyüme performansı, karaciğer - bağırsak histolojisi ve immun yanıtın incelenmesi
Bu çalışmada Niaouli (Melaleuca viridiflora) uçucu yağı katkılı yemlerle beslenen çipura (Sparus aurata, L.1758) yavrularında büyüme performansı, karaciğer - bağırsak histopatolojisi ve immun yanıtı incelenmiştir. Çalışma iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşamada besleme denemesi yapılarak Niaouli uçucu yağı katkılı yemin balıklar üzerinde yaratacağı büyüme üzerine etkisi izlenmiş olup ikinci aşamada ise Niaouli uçucu yağı katkılı yem ile beslenen gruplar ve sade pelet yem ile beslenen kontrol gruplarından oluşan çipura balıklarına vibrio anguillarum aşısı uygulanarak kan parametrelerinde ve karaciğer-bağırsak histopatolojilerinde yaratacağı etkiler gözlemlenmiştir. Niaouli yağı dört farklı seviyede (%0, %1, %1,5 ve 3) yeme ilave edilmiştir. Çalışma 3 tekerrürlü olarak oluşturulmuştur. Başlangıç ağırlıkları 11,770±0,006g olan altı yüz adet çipura balığı rastgele 12 tanka (her biri 50 çipura olacak şekilde) stoklanarak 105 gün boyunca besleme çalışması yapılmıştır. Çalışma sonunda yem dönüşüm oranı (FCR), canlı ağırlık artışı (WG) ve spesifik büyüme oranı (SGR) %1'lik muamele grubunda istatistiksel olarak diğer gruplardan farklı ve önemli bulunmuştur. Bağırsak histopatolojisinde ise muamele gruplarının hiçbirinde patolojik bir değişiklik gözlemlenmemiştir. Benzer şekilde, besleme ve aşılama modellerindeki kontrol gruplarının karaciğerlerinde de patolojik bozukluk tespit edilmemiştir. Bununla birlikte, Niaouli uçucu yağı katkı maddesinin uygulandığı tüm gruplarda hafiften şiddetliye doğru değişen düzeylerde hepatosit dejenerasyonu gözlenirken, dejenerasyonun şiddetinin uygulama dozundaki artışa bağlı olduğu belirlenmiştir. %1'lik gruptaki karaciğer epitel hücrelerinin büyük çoğunluğunun normale yakın, ancak bazı hepatositlerin sitoplazmalarının granüler bir görünüme sahip olduğu gözlemlenmiştir. %1'lik grup diğer gruplara göre kıyaslandığında daha az hidropik dejenerasyon olduğu saptanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; aşılı ve aşısız gruplar birbirleriyle kıyaslandığında ve besleme parametreleri yönünden değerlendirildiğinde, aşının yem değerlendirme oranını düşürdüğü, canlı ağırlık artışını ve spesifik büyüme oranını arttırdığı gözlemlenmiştir. Hematolojik değerlerde ise aşının eritrosit sayısını arttırdığı, kemik iliğinde eritrosit üretimini stimüle ettiği ve eritrositoz oluşturduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, Niaouli uçucu yağının farklı oranlarda ve uygulanan aşının farklı zaman süresi, farklı yağ oranları ve farklı balık türleri üzerinde deneme yapılarak literatür güncellenmesi önerilmektedir.
İskenderun Körfezi'nden avlanan aslan balığının(Pterois volitans L., 1758) yaş, büyüme, beslenme ve üreme özellikleri
Bu çalışmada kırmızı aslan balığı Pterois volitans (Linnaeus, 1758)'ın yaş, büyüme, beslenme ve üreme özellikleri incelenmiştir. Mart 2018 ve Nisan 2019 tarihleriarasında, İskenderun Körfezi'nin güney kıyılarından uzatma ağları ve olta kullanan balıkçılardan ve dalarak zıpkınla toplam 87 birey toplanmıştır. Yaş tayinleri otolit kullanarak yapılmış ve bireyler 1-7 yaşlar arasında tespitedilmiştir. Bireyler 14,2-35,5 cm arasında dağılım göstermiştir. Cinsiyet oranı dişiler lehine 1:1,41 oranında bulunmuştur. (P<0,05). Boy ağırlık ilişkisi dişiler ve erkekler için sırasıyla W=0,042×L3,3514 ve W=0,0108×L3,0423 olarak tespit edilmiştir. Büyüme parametreleri tüm bireyleri için k=0,064, L∞=38,49 cm and to = -0,797 olarak hesaplanmıştır. Besin kompozisyonu kabuklular ve balıklardan oluşmuştur. Mide doluluk oranı kullanılan av aracının seçici olmasından ve mevsimden etkilenmiştir.
Nikotinin zebra balığı (Danio rerio)'nda büyüme, yaşama oranı, iskelet sistemi ve iç organlar üzerine etkileri: Histopatolojik ve immünohistokimyasal bir çalışma
Nikotin dünyadaki en güçlü toksinlerden biri olmasına rağmen, replasman tedavisi olarak kullanılmakta ve hastalara diş eti, dermal bant, pastil ve inhaler yoluyla verilmektedir. Zebra balıkları mükemmel model organizmalardır ve biyomedikal, genetik kaynaklı insan hastalıklarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tezin amacı, nikotinin zebra balığı larva ve erginlerinde, iskelet sistemi, büyüme performansı, yaşama oranı ve iç organları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Hücresel ve moleküler düzeyde nikotinin negatif etkilerini belirlemek amacıyla, histoloji ve immunohistokimyasal boyama yöntemleri kullanılmıştır. İnsanlarda olduğu gibi, hücre bölünmesi belirteci Kiel 67 (mki-67) ve tümör baskılayıcı protein (TP53) zebra balıklarında yüksek düzeyde korunmuştur. Bu nedenle, mki-67ve TP53 antikor olarak seçilmiştir. Yumurtadan yeni çıkan dört yüz seksen (480) larva dört deney grubuna ayrılmıştır. Gruplar Kontrol (C, 0 mg·L–1), N1 (N1, 5 mg·L–1), N2 (N2, 10 mg·L–1) ve N3 (N3, 20 mg·L–1) olacak şekilde nikotin içermektedir. Sonuçlar, nikotinin zebra balığının büyümesi ve yaşama oranı üzerine öldürücü bir etkisi olduğunu göstermiştir. Nikotine maruz bırakılan deney gruplarının, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında daha düşük canlı ağırlığa ve boya sahip olduğu ve farkın istatistiksel olarak önemli bulunduğu belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan dozlardan 20 mg·L-1 nikotin, büyüme ve yaşama oranı üzerinde en olumsuz etkiye sahip olmuştur. Morfolojik incelemeler, bütün nikotin uygulanmış grupların iç organlarında kontrol grubu ile kıyaslandığında kanama olduğunu göstermiştir. Kanamanın kaslarda, karaciğerde, böbrekte, yüzme kesesinde ve bağırsakta, artan nikotin dozuna bağlı olarak kanama riskinin arttığnı göstermiştir. Ayrıca nikotinin histopatolojik etkileri, kaslarda, karaciğer, bağırsak ve gonadlarda tespit edilmiştir. Bütün iç organlarda, mononükleer hücreler, kofullaşma ve ölü hücreler tespit edilmiştir. Nikotinin en ölümcül etkileri, en yüksek dozda uygulandığı 20 mg·L–1 grubunda kaydedilmiştir. Moleküler düzeyde karaciğer, böbrekler, kas, bağırsak ve gonad hücreleri mki-67 pozitif boyanmıştır. Karaciğer ve böbrek tüm dozajlarda P53 pozitif boyanmışken, gonadlar ve bağırsak yalnızca en yüksek dozajda pozitif boyanmıştır. Kaslarda ise boyanma gözükmemiştir. Nikotinin iskelet sistemini, vücut rengini, balığın büyümesini ve yaşama oranını olumsuz yönde etkileyebildiği gösterilmiştir. Hücresel ve moleküler düzeyde, nikotin dozuna bağlı olarak tüm iç organlarda ölümcül etkiler tespit edilmiştir. Bu nedenle nikotin replasman tedavisinde kullanılırken dikkatli olunması gerektiği önerilmiştir.