Tekirdağ Namık Kemal University
Anabilim Dalı

Küreselleşme ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Tekirdağ Namık Kemal University

44

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

44 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enerji kaynakları açısından Hazar Bölgesi'nin önemi

Günümüzde enerji yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan en önemli kaynaklardan biridir. Enerji insan hayatında önemli olduğu kadar devletleri idare edilebilmesi, ekonomilerin sürdürülebilmesi gibi hayati konularda da en önemli kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya'nın enerjideki tekel konumu ve AB'nin bu bağımlılığa karşı çözüm arayışları, Hazar Bölgesi'nin bu arayışta ne kadar önemli rol oynadığı, Rusya için Hazar Bölgesi'nin ne gibi önem taşıdığı; Türkiye, AB ve Hazar Bölgesi ülkelerinin Rusya'nın baskılarından kurtulabilmek için ortaklaşa hayata geçirmeye çalıştıkları projeleri ve bunlara karşı Rusya'nın hamleleri bu tezin içeriğinde yer alan konular arasındadır. Hazar Bölgesi bir Ortadoğu potansiyeli taşımamakla birlikte, AB'nin Rusya'ya olan bağımlılığının bir nebze azaltılabilmesi için önemli bir yeri vardır. Bu noktada AB ve Türkiye arasındaki ilişkiyi Türkiye'nin ne şekilde kullanacağı da önemlidir. Önümüzdeki yıllarda bu konu üzerinde araştırma yapmak isteyenlere kaynak olması umulmaktadır. Tez, bugüne kadar kaleme alınan kitap, makale, tez ve uluslararası kuruluşların yayımlamış oldukları raporlar ve veriler ışığında hazırlanarak okurlara sunulmuştur.

EnerjiEnerji kaynaklarıHazarlar+1
Atakan Acar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jeopolitik kayma kavramı çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu'nun Arktik bölge politikaları

Bu çalışmada son yıllara kadar uluslararası ilişkiler gündeminde marjinal konumda olan Arktik bölgesinin değişen jeopolitik konumu jeopolitik kayma çerçevesinde ele alındıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu'nun bölgeye yönelik politikaları incelenmiştir. Jeopolitik kayma; coğrafi bölgelerin jeopolitik ve jeostratejik değişimler sonucunda uluslararası politikadaki konumunun değişmesi olarak edilmektedir. Arktik bölgesi; yer altı maden kaynakları, balıkçılık ve dünyada keşfedilmemiş hidrokarbon kaynakları bakımından oldukça zengindir. Arktik bölgesi küresel ısınmadan en fazla etkilenen bölgelerden biridir. Arktik bölgesindeki buzulların erimesi ile birlikte var olduğu tahmin edilen yüksek miktarlardaki hidrokarbon kaynaklara ulaşımın kolaylaşması, geleneksel deniz rotalarına kıyasla zaman ve ekonomik maliyet yönünden daha cazip yeni ulaşım yollarının ortaya çıkması gibi faktörler nedeniyle bölgenin yakın gelecekte jeopolitik önemi artacaktır. Arktik bölgesinin yaşadığı bu jeopolitik kayma sürecinde bölge içi ve dışından birçok uluslararası aktör bölgeye yönelik politikaları güncellemektedir. Çalışma, giriş bölümüyle beraber üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde teorik çerçeveyi, ikinci bölümde Arktik bölgesinin tarihi, coğrafi sınırları ve aktörlerini, üçüncü bölümde ise ABD ve Rusya'nın bölge politikaları incelenmiştir. Sonuç bölümünde de elde edilen veriler neticesinde genel değerlendirmeler yapılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriArktik OkyanusuEnerji+3
Harun Karagöl
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin jeo-ekonomisi ve Afrika

Geçmişte diğer ülkelerin ekonomi kalkınması coğrafi savaşlardan geçiyorsa, 21. yüzyılda diğer ülkelerin fethi ekonomi yoluyla oluşuyor. Yeni terim jeo-ekonomi, her ülkenin dış ekonomisini tanımlar. Çin'in ihracatı dünyada birinci olduğundan dolayı Çin'in jeo-ekonomisi araştırmak önemlidir. Ekonomi ve siyaset bir olduğundan dolayı her bir ülke ile farklı sistem kurmak konusunda Çin başarılı olduğunu göstermekte. Ekonomik konumunu iyileştirmek için Çin, Asya gibi coğrafi bir bölgeye odaklanmıyor. Aksine Çin için işgücü, sermaye ve kaynak önemlidir. Hangi ülkede bu üç faktörün birisi varsa Çin oraya odaklanmaya çalışmakta. Afrika bölgesi daha araştırılmamış hali ile çoğu ülkeleri kendine çeker. Afrika bölgesindeki ucuz işgücü, doğal kaynaklar Çin ekonomisini farklı bir sisteme dönüştürmek için başarılı yol göstermekte.

AfrikaAfrika ülkeleriEkonomi+3
Azıza Ilıasova
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Blok zincir teknolojisi bağlamında kripto paraların, sınıraşan suçlar ve terörizmin finansmanında kullanımı

Teknolojik gelişmelerin insanı ve dahil olduğu her süreci yeniden şekillendirdiği günümüzde, kimi yenilikler görece daha büyük kapasiteli etkiler barındırmaktadır. Çağımızda eğitimden sağlığa, hukuktan güvenliğe, ekonomiden sosyal hayata, kişiler ve uluslararası ilişkiler düzleminde iddialı bir teknolojik yenilik adından sıkça söz ettirmeye başlamıştır. Blockchain. Bu çalışma, çok yönlü bir paradigma değişimini bünyesinde barındıran Blok zincir teknolojisini ve onun en popüler çıktılarından biri olan kripto kara kavramının sınıraşan suçlar nezdinde anlamlandırılmasını ve özellikle de siber suçlar, kara paranın aklanması ve terörün finansmanına konu olması bağlamında literatüre katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Yapılan çalışma neticesinde her ne kadar kimi kripto paraların bu suçlara konu ve kayak teşkil ettiği görülse de global ölçekte bu paraların söz konusu suçlarda araçsal rolünün son derece kısıtlı olduğu görülmüştür. Bununla birlikte gelişmiş ülkelerin merkezi otoriteleri tarafından bu teknolojik yenilik bir tehdit olarak algılanırken bazı gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından küresel eşitsiz koşullarının aşılması bağlamında yeni bir sosyal ve iktisadi fırsat olarak görülmektedir.

Bilişim suçlarıBlockchainBlok zinciri sistemi+7
Orhan Kemiksiz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The rise of populism and nationalism and its implications for Covid-19 pandemic: A social constructivist perspective

The rise of populism and nationalism has recently become highly observable. It has caused systemic changes in political, social and economic fields. Populist and nationalist political movements achieve varying success around the world. Populist and nationalist discourses, such as anti-immigration and anti-multiculturalism, intensify. Besides, conspiratorial thinking has become prevalent. The rise of populism and nationalism also shows its implications throughout the COVID-19 pandemic. There has been a populist resistance against mask wearing and social distancing. Moreover, several conspiracy theories have been prevalent. Finally, xenophobic and racist incidents take place, and orientalist rhetoric against Asian communities resurfaces. This thesis aims to reach conclusions that will provide a better understanding of the impact of rising populism and nationalism on COVID-19 pandemic with the help of social constructivism. As an idealist theory, social constructivism is convenient for understanding populism and nationalism, identity-related phenomena.

COVID 19NationalismPopülism+1
Mert Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsviçre'de faaliyette bulunan Türk sivil toplum kuruluşlarının kamu diplomasisi faaliyetleri yürütüp yürütmediğine dair bir inceleme

Bu çalışmada Türkiye'nin İsviçre'deki kamu diplomasisi faaliyetleri araştırılmaktadır. Yapılan bu araştırmada araç olarak İsviçre'de yaşayan Türkler'in kurdukları sivil toplum kuruluşları seçilmiş ve bu kurumların uygulamaları incelenmiştir. Bu bağlamda İsviçre'de kurulmuş olan, Avrupa merkezli kurulan ve İsviçre'de de faaliyet gösteren ve Türkiye'de kurulmuş ancak İsviçre'de de şubesi bulunan kurumlar araştırılmıştır. Bu kurumların faaliyetleri, faaliyetlerinin nitelikleri ve üye profili gibi unsurlar incelenmiş, bu kurumların İsviçre toplumu ile ne kadar etkileşim içerisinde olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sırasında zaman zaman İsviçre toplumunun Türkler ve Türkiye hakkındaki düşüncelerine ışık tutulmuş, Türk toplumunun İsviçreliler tarafından ne derece tanındığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan bu araştırma ile İsviçre'deki Türk sivil toplum kuruluşlarının İsviçre toplumunun düşüncelerinin şekillenmesinde ne derece etkili olduğu kamu diplomasisi perspektifinden incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda kamu diplomasisi uygulamaları konusundaki eksiklikler ve Türk kurumlarının potansiyeli ortaya konmaya çalışılmıştır.

Dış TürklerKamu diplomasisiSivil toplum örgütleri+5
Gülsiye Akın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'da radikal sağ partiler ve göç karşıtlığı; Güvenlik ekseninde Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Hollanda Özgürlük Partisi (PVV) incelemesi

Avrupalı devletlerin güvenlik algılamaları zaman içerisinde bazı değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Günümüz itibariyle açıkça belirtilmemekle birlikte göçmen olgusu güvenlikleştirmenin merkezinde yer almaktadır. Güvenlikleştirme sürecinde aktör olarak devlet, herhangi bir sorunu tehdit olarak algıladığında o soruna öncelik verir. Sorun olarak tanımlanan "nesne" özel olarak ulusal güvenlik meselesi olarak kabul edilirse devletler bununla baş etmek için de özel haklara sahip olduğunu iddia eder. Soğuk Savaş sonrasında Avrupalı devletlerin güvenlik anlayışında göçmenler aleyhine değişim olmuştur. Aşırı sağ düşüncesi ile hareket eden ve göçmen karşıtı tutum gösteren siyasal partiler yükselişe geçmiştir. Bu çalışmada güvenlikleştirme kavramları ve Avrupa Birliği'nde göçün güvenlikleştirilmesi incelenmiştir. Daha sonra Avrupa'da göçmen karşıtlığı üzerinden siyaset yapan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile Hollanda Özgürlük Partisi (PVV), durum çalışması modeline göre incelenmiştir. Bu seçimin nedeni ise her iki partinin göçmen karşıtlığında son yıllarda dikkat çeken faaliyetlerinin olmasıdır. Ayrıca FPÖ ve PVV'nin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile birlikte Avroseptizm konusunda ortak söylemlerinin olmasıdır. Çalışmanın sonucunda, Avrupa genelinde göçmenlere yönelik ötekileştirici bir anlayışın güçlenmeye başladığı ve bunun da aşırı sağcı siyasi gruplar tarafından istismar edildiği tespit edilmiştir.

Avrupa BirliğiAvusturyaGöçmen karşıtı+7
Selin Balıkoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrasi ve nükleer silahlar: İran örneği

Demokrasi, toplumsal ve ekonomi durumu gözetmeksizin tüm vatandaşların eşit sayıldığı, halkın özgür ve adil seçimler yoluyla temsilcilerini seçme hakkına sahip olduğu barışçıl bir yönetim sistemidir. Uluslararası İlişkiler literatürüne 1980'lerden itibaren giren Demokratik Barış teorisi de bir ülkenin yönetim sisteminin dış politikasındaki davranışlarını belirlediğini dolayısıyla yönetim sistemi demokrasi olan ülkelerin dış politikalarında barışçıl yaklaşımlarda bulunduklarını ve aralarındaki çıkan sorunları savaş ya da çatışma yöntemlerine başvurmadan çözmeye çalıştıklarını savunmaktadır. Tarihte çeşitli nedenlerden dolayı ülkelerarasında birçok anlaşmazlık yaşanmıştır. Ülkelerarasında yaşanan anlaşmazlıklardan biri de nükleer silahlanma yarışıdır. Tek bir hamleyle orduları, şehirleri hatta bölgeleri tamamıyla ortadan kaldırabilecek kapasitede olan nükleer silahlar, yok etme gücüyle tüm dünyanın korkulu bir rüyası haline gelirken diğer taraftan da askeri, siyasi, ekonomi, diplomasi gibi birçok alanda sağladığı avantajları elde etmek için ülkeleri peşinden sürüklemiştir. Nükleer silahların ülkeler arasında yayılması nükleer savaş tehlikesini arttıracağından dolayı uluslararası ortamda endişe oluşturmuştur. Bu noktada tez, bu endişelenmede demokrasinin rolünü, nükleer silahlar ile demokrasi arasındaki ilişkiyi İran nükleer programı üzerinden Demokratik Barış teorisi varsayımları çerçevesinde açıklamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Nükleer Silahlar, Nükleer Silahsızlanma, Demokratik Barış Teorisi, İran

DemokrasiDemokratik barışNükleer silahlar+3
Büşra Celep
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edirne siyasi tarihinde Demokrat Parti dönemi (1950-1960)

Türkiye siyasi tarihinde, 1950-1960 yılları arası Demokrat Parti Dönemi olarak adlandırılmaktadır. Demokrat Parti'nin uyguladığı iç politikalar ve dış politikalar, elbette ki Türkiye genelinde olduğu gibi yerel yönetimlerde de etkilerini belirgin bir şekilde göstermiştir. Bu etkilerin neler olduğu ve ne şekilde yansıdığını değerlendirebilmek amacıyla Edirne Siyasi Tarihinde Demokrat Parti Dönemi incelenmiştir. Tezin birinci bölümü olan giriş kısmında çalışmanın yöntemi, amacı ve önemi belirtilmiştir. Çalışmanın ana hattını oluşturan sorulara yer verilmiştir. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, 1950 ve 1960 yılları arasında uyguladığı genel iç ve dış politikalara değinilmiştir. O dönemki Türkiye'nin iç politika uygulamaları ekonomi, siyasi, eğitim, sağlık alanlarındaki gelişmeler başlıkları altında incelenmiştir. Demokrat Parti'nin genel dış politikasını değerlendirebilmek amacıyla, dönemin Türkiye'sinin diğer uluslarla ilişkileri, yapılan ittifaklar, imzalanan paktlar, konferanslar ve meseleler başlıkları altında incelenmiş olup, 1950-1960 Demokrat Parti Dönemi'nin Türkiye siyasi tarihindeki genel etkileri ortaya konulmuştur. Bunlara bağlı kalarak çalışmanın üçüncü bölümünde ise, 1950-1960 yılları arası, Edirne öznelinden Demokrat Parti Dönemi şeklinde değerlendirilmiştir. Demokrat Parti döneminde uygulanan genel politikaların, yerel yönetime etkileri Edirne ili ele alınarak incelenmiştir. Bu dönemdeki Edirne siyasi tarihi, dönemin Demokrat Parti Edirne milletvekilleri, Edirne'de genel seçimlerin o dönemdeki oy oranları, yerel seçimler, ekonomi, tarım ve hayvancılık, sanayi, petrol arayışları, alt yapı çalışmaları, eğitim ve sağlık alanında yapılan yerel uygulamaların neler olduğu ve 1960 darbesinin Edirne'ye yansımaları başlıkları altında incelenerek ortaya konulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümü tezin sonuç kısmı olup, Edirne siyasi tarihinde Demokrat Parti Dönemi ile ilgili bulgular ve değerlendirmeler ortaya konulmuştur. Konuyla ilişkin gerekli incelemelerde kitap, makale, gazete, örnek tez çalışmaları, tablolar, resimler ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, İç Politikalar, Dış Politikalar, Yerel Uygulamalar, Edirne

Demokrat PartiEdirneSiyasi partiler+5
Tuğba Tamküpeli
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsani yardım kuruluşlarının yerel faaliyetlerinin uluslararasılaşması: Türk Kızılay Çorlu örneği

Tarihten günümüze insanlık birçok nedenden dolayı yardıma ihtiyaç duymuş ve çok sayıda uluslararası insani yardım kuruluşu ve sivil toplu örgütü bu ihtiyacı karşılamaya yönelik faaliyet göstermiştir. Kızılhaç ve ülkemizdeki adıyla Türk Kızılay, insani yardım alanında her durumda aktif bir şekilde görev almış; koruma ve önleme faaliyetleri ile de zor zamanlarında ihtiyaç sahiplerinin yanında olmuştur. Bu çalışma, tarihten günümüze insani yardım faaliyeti için bir araya gelmiş çeşitli uluslararası yardım kuruluşlarını tanıtmakta, Türk Kızılayın yürüttüğü yardım faaliyetlerini Birinci Dünya Savaşı ve sonrası tarihsel gelişimi çerçevesinde aktarmakta ve yerel bir örnek olarak Türk Kızılay Çorlu Şubesinin 2020 yılı faaliyetlerini incelemektedir. Ulusal ve uluslararası makale, tez, rapor ve kitaplar kullanılarak hazırlanmış bu çalışma, geniş ölçekte insani yardım olgusunu ve yerelde Türk Kızılayın bugüne kadar yürüttüğü yardım faaliyetlerini Çorlu Şubesi özelinde sunmaktadır. Bu tez kapsamında belirtilen yerel faaliyetler, insani yardımın uluslararası bir ölçeğe ulaşabilmesinde yerel kuruluşların taşıdığı önemi de açıkça örneklemektedir. Yerelde Çorlu Şubesi tarafında yürütülen faaliyetlerin, uluslararası bir kuruluş olan Kızılhaç için kılcal damar görevi görmesi açısından bu çalışma, aynı zamanda insani yardım alanında yerelde gerçekleşen faaliyetlerin uluslararası ölçekteki hedeflere ne denli katkıda bulunduğuna dair bir fikir ortaya koymaktadır.

Hilal-i Ahmer CemiyetiKırklareli-ÇorluKızılay+2
Serdar Turan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Trakya azınlığın sivil toplum örgütleri bağlamında Türkiye ve Yunanistan dış politikalarına etkileri

Batı Trakya, Balkan coğrafyasında Türklerin M.Ö. yerleştikleri bir coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte Kuzey'den sıcak denizlere Güneye ulaşmak isteyen Rusya için Boğazlar ile Dedeağaç Limanı ticaretin ve denizlere ulaşmanın iki önemli seçeneğidir. Bu dönemde Osmanlı hâkimiyeti yüzyıllar boyunca adil yönetim anlayışı içinde her tebaaya ve inanca özgürlük getirmiştir. İslam dini ve Türk kimliğinin Balkanlar'da her daim adalet ile anılması başka dinlere mensup halkların ilgisi ile karşılanmıştır. Böylece İslam ve Türklük beraber anılmaya başlanmış ve bütün olarak algılanmıştır. Fakat değişen koşullar ve hâkimiyet Balkan coğrafyasında birlik içinde yaşamanın zorluklarını etnik kimlik ve dini mücadeleye bırakmıştır. Türklerin Balkan coğrafyasındaki gücü zayıflamaya başladığından itibaren "Küçük Asya" olarak adlandırılan Anadolu topraklarından dahi sürülmek için planlar Türkler üzerine yapılmıştır. Türklerin kurtuluş savaşı ile birlikte gösterdikleri var oluş mücadelesi sonucu kurdukları yeni Cumhuriyet, Avrupa'nın Balkanlar üzerinde tekrar hesap yapmasına neden olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde Batı Trakya, Türklerin Avrupa'ya açılan üssü konumuna gelmiştir. Fakat bu coğrafya aynı zamanda etnik kimliği ve dini inançları farklı olan insanlara yapılan haksızlıklarla anılmaya başlamıştır. Tarihin hiçbir döneminde hukuk dışı yollara yönelmeyen Türkler, bu bölgede maruz kaldıkları baskı ve zulümleri duyurmak için örgütlü olarak, aynı zamanda hukuk dışına çıkmadan var olma mücadelelerini tüm dünyaya anlatmak zorunda kalmışlardır.

Azınlık haklarıAzınlıklarBatı Trakya+6
Levent Gür
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç Suriyeli mültecilerin sosyal uyum ve sorunlarına ilişkin bir alan araştırması: İstanbul Arnavutköy örneği

Ortadoğu'da halk hareketleri sonucunda yaşanan siyasi ve idari gelişmeler, sivil unsurlar açısından sosyal güvenlik sorunları ve ekonomik riskler doğurmuştur. Can güvenliği noktasında insanların endişeleri ve korkuları ortaya çıkınca psikolojik olarak göç etme kararı almak zorunda kaldılar.Türkiye'ye kara sınırı bulunan Suriye'de bu iç savaş sonucunda yerleşik halk kitlesel gruplar halinde yaşam alanlarına yakın ve güvende olduklarını düşündükleri komşu ülkelere sığınmışlardır. Şüphesiz bu yoğun göç faaliyetlerinden en çok etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Bu yoğun göç hareketliliği sonucunda hedef ülkede ve mültecilerin toplumsal hayatında kaçınılmaz olarak birtakım sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde ikamet eden genç suriyeli mültecilerin sosyal uyumlarına ışık tutmak, yaşamlarında karşılaştıkları sosyal, ekonomik, kültürel sorunları belirlemek ve bu yoğun mülteci grubunun sahip olduğu demografik özellikler ve güncel durumlarını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca alan araştırması sonucunda ulaşılan bilgilerin göç yönetimi ile ilgili kurum ve kuruluşların yapacakları çalışmalara katkı sağlaması bir diğer önemli amaç olduğu belirtilmelidir.

GöçlerMültecilerSosyal uyum+3
Mekin İvrendi
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdülhamid Dönemi İttihat Terakki ve Ermeni ilişkileri 1876-1909

İTC ve Ermeni ilişkilerinin temeli, onların ortak bir gelecekten çok ortak bir düşman idealinde buluştuğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Osmanlı devletinin muhafazakâr yönetim kaideleri ve çağın gereklerine uygun politikalar geliştirememesi, toplumsal katmanlar arasında hem karşıtlıklar hem de birlikte hareket etme modelleri oluşturmuştur. Dönemin genç ve aydınları arasında yükselen bu yeni yönetim anlayışının taşıyıcı unsurları, kendilerini sürekli Avrupa ile kıyaslamış ve içinde yaşadıkları düşkün devlet görüntüsünün acizlik psikolojisinden kurtulmak istemişlerdir. Paylaştıkları coğrafya da yöntem olarak ayrışan unsurların; Türk tarafı, imparatorluğu eski şaşaalı günlerine döndürebilmeyi amaçlarken Ermeni halkı için hedef, uluslaşma sürecinden paylarına düşeni almaktır. Yeni Osmanlılardan İTC'nin oluşumuna kadar. Meşrutiyetin ilanı için çalışan gençler siyasi varlıklarını da ortaya koymak istemişlerdir. İTC, Ermeni örgütleri ile ortaklık ve diyalog denemeleri dönem konjonktürü içerisinde sürekli suikasta uğramış ve durum her iki tarafı da yıpratmıştır. Zaten çok güçlü olmayan güven ortamının ayaklanmalar ve bunlara karşı alınan sert tedbirlerle bastırılması tarafları kendi bünyelerinde ek planlamalar yapmaya itmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdülhamid, İttihat ve Terakki, Ermeniler, Hınçak, Taşnak Federasyonu

Abdülhamid IIErmenilerOsmanlı Devleti+3
Gönül Ekşi İlhan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rusya'nın güvenlik algısı ve Suriye krizi sonrası Doğu Akdeniz stratejileri

Geçmişte ve günümüzde güvenlik kavramı her ülke ve devlet için gerek içte gerekse de dış politika da en önemli konuların başında gelmiştir. Güvenlik, sadece askeri güvenlik olarak değil, siyasi, kültürel, ekonomik ve benzeri pek çok boyutu bulunan bir kavram olarak günümüzde ön plana çıkmaktadır. Bu doğrultuda Rusya Federasyonu da gerek geçmiş gerekse de günümüz ve gelecek öngörülerinde güvenlik ve güvenlik stratejilerine oldukça önem vermiştir. Rusya Federasyonu'nun güvenlik algısı kuruluş döneminden günümüze değin çeşitli evreler geçirmiştir. Moskova Knezliği döneminden itibaren Rusya'nın kurulmuş olduğu coğrafya ve tarihi süreç ulusal ve uluslararası güvenlik stratejilerinin oluşmasında ve oluşturulmasında ve bugünkü hale gelmesinde etkili olmuştur. Özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra yükselen Sovyetler Birliği ile güvenlik kavramının çehresi daha da derinleşmiş ve genişlemiştir. Rusya Federasyonu ile de güvenlik kavramı, özellikle Arap Baharı adı ile başlayan sürecin, Rusya'nın bölgedeki en önemli müttefiki Suriye'de krize dönüşmesi ve hem bölgesel hem de Doğu Akdeniz'deki stratejilerini tehlikeye atması ile boyut değiştirmiştir. Rusya, Sovyetler sonrası Orta Doğu ile ilişkilerinin geliştirmek adına adımlar atmış ve bu süreç Arap Baharı ile önemli bir darbe almıştır. Bölgeye yönelik başta Amerika olmak üzere NATO ve diğer batılı güçlerin ilgi ve etkilileri özellikle Doğu Akdeniz stratejileri ve Akdeniz'i de özellikle son dönemlerde keşfedilen enerji kaynakları ile daha artmıştır. Rusya, bölgedeki en önemli ortağı Suriye ile Akdeniz'deki Tartus Limanını ve bölgedeki etkisini kaybetmek istememiş ve Rusya'nın, Suriye'ye yönelik askeri, ekonomik ve uluslararası arenadaki destekleri artarak devam etmiştir. Bu çalışmada Moskova Knezliği Döneminden başlayarak Rusya Federasyonu Dönemine kadar olan ve devamındaki ulusal ve uluslararası güvenlik algıları hakkında bilgi verilecektir. Aynı zamanda Rusya Suriye ilişkilerinin arka planı ve Suriye krizi ve sonrasındaki ilişkiler ve başta Amerika olmak üzere diğer batılı güçler ve örgütler ile olan ilişkileri ve Rusya'nın, kriz ve sonrasındaki Doğu Akdeniz stratejileri incelenecektir.

Doğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesiGüvenlik+5
Cihan Kazancıoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararasılaşma çerçevesinde KOSGEB tarafından değerlendirilen proje bazlı desteklerin incelenmesi: Tekirdağ ili örneği

Dünyada küreselleşme ile birlikte işletmelerin uluslararasılaşma faaliyetlerinin önemi artmaktadır. Ülkemizde uluslararasılaşma kavramının önem kazanması ile birlikte hükümet politikaları ve stratejik planlarda ihracat arttırıcı, cari açığı azaltıcı destek sistemleri oluşturulmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda devletin destek politikalarının temel uygulayıcıları arasında yer alan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), ülkemizde küçük ve orta ölçekteki işletmelerin (KOBİ) dış ticaret faaliyetlerini destekleyen programlar ile hükümet politikalarının ekonomiye adaptasyonu noktasında faaliyetlerini yürütmektedir. Küreselleşme, dış ticaret faaliyetleri, uluslararası veya bölgesel ekonomik alanlar KOBİ'lere sağlanan teşvik sistemine farklı ve yeni kısıtlamalar getirse de hiçbir zaman ortadan kaldırılmamış sadece destekleme şekilleri veya uygulamaları değişmiştir. Teşvik yada destekler ile elde edilmiş olan kazanımlar sadece desteklenen firma yada sektör ile sınırlı kalmayıp ülke genelindeki ekonomi üzerinde olumlu etkiler ortaya çıkarmıştır. Dünyada ve ülkemizde işletmelerin büyük oranını oluşturan KOBİ'ler istihdam oluşturmaları, ekonomik değişkenliklere hızlı adapte olma becerileri, rekabetçi duruşları ve bölgeler arası ekonomik dengesizlikleri düşürmede büyük rol oynayarak olumlu katkılar sağlamaktadır. Bu rollere pozitif etkinlik sağlamak, dünya pazarlarına açılmalarını teşvik etmek ve desteklemek noktasında KOSGEB destek programları uygulanmaktadır. Bu çalışmada KOSGEB tarafından uygulanan proje bazlı desteklerin analizi yapılarak, yürütülen destek çalışmalarının hükümet programları ve ulusal-uluslararası hedefler ile uyumunun üst düzeye çıkarılabilmesi için öneriler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde KOBİ'nin tanımı yapılarak ve KOBİ'lerin önemi, KOBİ durumları ve ülke ekonomisi açısından önemine değinilmiştir. Bu bölümde dünyada ve Türkiye'de KOBİ kavramı ele alınarak, KOBİ'lerin dış ticarete etkisi noktasına dikkat çekerek KOBİ'lerin piyasadaki rolü aktarılmıştır. İkinci bölümde ise KOSGEB'in varlığı ile işletmelere ve ülkeye katkı durumu ele alınmıştır. KOSGEB'in tarihi, genel yapısı, verilen destekler ile proje bazlı desteklerin uygulama esasları incelenerek mevzuat tanımları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Tekirdağ ili ile sanayisi, Tekirdağ'da dış ticaret durumu ve ilin özel ekonomik bölgeleri ile Tekirdağ'da yararlandırılmış olan KOSGEB destek verileri sunulmuştur. Dördüncü ve son bölümde öncelikle araştırmanın amacı ve yöntemi, verileri toplama metodu, araştırmanın kapsamı ve sınırları başlıklar halinde sunulmuştur. Bu son bölümde araştırma ile birlikte Tekirdağ ilinde KOSGEB'in değerlendirdiği proje bazlı desteklerden yararlanan işletmelerin destek öncesi ve destek sonrası durumları analiz edilmiştir. Tekirdağ ilinde KOBİ'lere yönelik desteklerin proje bazlı olarak değerlendirilen kısımları verilen destekler üzerinden ele alınmıştır. Destekler, Tekirdağ ili örneği çerçevesinde araştırma yapılarak sonuca bağlanmıştır. SPSS programında analiz edilen mali veriler ile sonuçlara yer verilmesiyle desteklerin ülkeye ve Tekirdağ'a uluslarararasılaşma çerçevesinde ortaya çıkan analiz bilgileri ile sonuç ve öneriler kısmıyla bağlanmıştır. KOSGEB kurulduğu 1990 yılından beri kamu kaynaklarını KOBİ'lere aktarmakta ve 2010 yılından itibaren proje bazlı destek programları ile bugüne kadar kesintisiz bir şekilde Türkiye'de bulunan işletmelere destek vermektedir. Çalışma ile Tekirdağ ilinde proje bazlı destek programlarından kaç işletmenin yararlandığı ve bu destek programlarından yararlanmış işletmelerin destek öncesi ve sonrasında toplam satış ve yurtdışı satışlarının analizi ile desteklerden yararlanmış bu firmaların verileri ve bu firmaların aldıkları proje bazlı desteklerin uluslararasılaşma çerçevesi kapsamında incelenerek desteklerin ele alınması değerlendirilmiştir.

Destek programlarıDestekleme politikalarıKOSGEB+6
Ayça Kızıldağlı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The shift in global political economy and international relations education in Turkey

As political and economic systems of the world become increasingly globalized, IR education is also influenced from this trend. In this study, I look at the institutions of IR education and the curricula to analyse the impact of globalization on IR education patterns. IR education trains the experts who will protect the interests of his/her nation in international affairs and the future scholars. As the world becomes increasingly interconnected, the IR curriculums should become standardized. So this study asks "Can IR education be seen as a tool for global governance?" The patterns in IR education can be examined by three types of sources: textbooks, curricula and journals. This study focuses on the curricula. In order to see the influence of globalization I look at the top 5 universities in the Anglophone tradition as listed in the Times Higher Education university rankings. I analyse their curriculums and derive their main characteristics. Then I look at the curriculums of the top 4 universities from Turkey and determine their main characteristics. Then I will compare them with the Anglophone universities. The findings suggest that undergraduate IR curricula in the analysed Turkish universities are similar to that of the analysed Anglophone universities. This can be interpreted as the influence of globalization on IR education in Turkey. The results are important for the discussions on the degree of how IR education should be structured to pursue national interests.

CurriculumChangeEconomy+5
Emel Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu diplomasisi ve yumuşak güç kapsamında yerel yönetimleri yeniden düşünmek: Şarköy Belediyesi örneği

Küreselleşme süreçleri uluslararası ilişkilerde gücün ve diplomasinin uygulanışını değiştirdiği gibi yerel yönetimlerin de görev ve yetkilerini değiştirmiştir. Günümüzde yerel yönetimler sadece yerleşik görevlerini (yol, temizlik, aydınlatma vb.) yerine getiren kurum olmanın çok ötesindedir. Zira yerel yönetimler; devletler, STK'lar, şirketler gibi pek çok uluslararası alanda faaliyetler yürütebilmektedir. Bu çalışmada; uluslararasılaşan yerel yönetimlerin kamu diplomasisi aktörü olarak değerlendirmenin ne ölçüde mümkün olduğu incelenmiştir. Bu doğrultuda yerel diplomasinin içeriği detaylandırılarak kamu diplomasisiyle benzer yönler aranmıştır. Yerel diplomasinin reeldeki durumunu tespit edebilmek için Şarköy Belediyesinin uluslararası faaliyetleri incelenmiş; ilgili kişilerle görüşmeler yapılmıştır. Yerel diplomasinin kamu diplomasisiyle ilişkisi, vaka incelemesi üzerinden tespit edilmeye çalışılmış; söz konusu faaliyetlerin toplumlarla ilişki kurmada ve olumsuz algıların değişimindeki rolü üzerinde durulmuştur. Bu durum; arşiv kayıtları incelenerek, yetkili kişilerle ve kardeş şehirlerle iletişim kurularak tespit edilmeye çalışılmıştır. Nihayetinde şehirlerin, ülkelerinin yumuşak güçleri; şehir yönetimlerinin yani yerel yönetimlerin kamu diplomasisi aktörleri olabilecekleri görülmüş; bu amaçla birtakım öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kamu diplomasisi, Yumuşak Güç, Yerel Diplomasi, Yerel Yönetim

BelediyelerKamu diplomasisiKüreselleşme+2
Buket Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The responsibility to protect: The case of Syria and Libya

Human rights violations occur across the globe, whether caused by racial injustice, gender inequality, poverty, genocide, or even war crimes. The effort to protect human rights extends the term just war to humanitarian intervention, in the 20th century, with the concept of Responsibility to Protect. The Arab Spring, which started in Tunisia, spread to many countries over time. In Syria and Libya, anti-government movements and uprisings turned into a civil war. While there was a humanitarian intervention in Libya, that's not the case for Syria. In the thesis, these two crises will be briefly explained and the Responsibility to Protect and its implementation will be evaluated with these two different decisions. In the thesis, documents published by the United Nations were used both while explaining the development of Responsibility to Protect and examining case studies. In cases where human rights violations occur, whether or not to intervene, and in what situations to intervene, is an ongoing debate. In international relations theories, The English School is one of the theories that discussed humanitarian intervention thoroughly. The humanitarian intervention debate in English School is between pluralists who argue that there should be no intervention in order not to disrupt the international order and solidarists who argue that intervention should be made to ensure justice, in cases where human rights are violated. English School writers argue that today's international society has a pluralist structure, however, over time it has become solidarist. Accepting English School's assumption that the international society is solidarist, in the thesis, can the concept of the Responsibility to Protect be considered as a solidarist institution of the international society? Focused on the question. While evaluating the responsibility to protect as a primary institution, used the methods of identifying primary institutions of Buzan and Holsti, who are the pioneers of both the theory and the concept of primary institutions, and used the founding texts of the Responsibility to Protect.

ConservationResponsibility to protectLibya+5
Ayşen Belkıs Özsarı Seven
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası terör ve terörizm: Kavramsal bir tartışma

Siyasal şiddetin bir türü olan terörizm, toplumda korku ve endişe yaratarak siyasi değişimin sağlanmaya çalışıldığı illegal bir yöntemi ifade etmektedir. Terörizm, siyasi amaçlar için travmatik sonuçlara sebep olacak şekilde şiddeti kullanırken, hedefinde her zaman siyasi otorite vardır. Tarih boyunca ortaya çıktığı dönemin ve coğrafyanın etkisiyle şekillenen terörizm, sürekli dönüşen dinamik bir yapıya sahiptir. Terörizmin bu yapısı ve devletler tarafından dış politika aracı olarak kullanılması, uzlaşı sağlanan ortak bir tanımın yapılmasını da imkânsız hale getirmektedir. Bu çalışmada uluslararası terör ve terörizm olguları hakkında kavramsal bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece terörizmin, değişimi ve dönüşümünün açıklanması ve terörizm ile terör örgütleri arasındaki kavramsal ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada terörizmle ilgili eksik ve muğlak kalan bazı kavramlar tartışılmış ve terörizmin belirlenmesinde bir model ortaya konulmaya çalışılmıştır.

TerörTerörizmUluslararası terörizm
Özlem Nuhoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AB enerji güvenliği ve Türkiye'nin bir koridor olarak yeri

1940'lı yıllarda ortaya çıktığı tarihten itibaren enerji bağlamında gelişen Avrupa toplumu, enerji güvenliğini sağlamak amacıyla birçok adım atmıştır. Bu adımlar hem bütünleşme içindeki üye ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerini hem de Avrupa bütünleşmesinin dışında kalan ülkelerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Bu çalışmada, Avrupa bütünleşmesinin enerji konusunda yaşanan tarihsel krizlerden hareketle AB'nin enerji güvenliğini sağlama adımları açıklanmıştır. Bunun yanında çalışma, enerji güvenliği bağlamının zaman içinde nasıl değiştiğini açıklamaya çalışmaktadır. AB'nin enerji politikası dönüşümünü açıklamak için enerji güvenliğinin önemli boyutları ve parametreleri tartışılmıştır. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle AB enerji politikalarında ve AB'nin kaynak ülkelerle ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. AB ile Türkiye arasındaki enerji bağlamındaki ilişkiler, 1970'lerde Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane tarafından ortaya atılan "Karşılıklı Bağımlılık" çerçevesinde incelenmiştir. Bu noktada iki aktörün ilişkilerinde hem ekonomik hem de siyasi olarak bir maliyetinin var olduğu belirlenmiş ve bunun üzerine önerilerde bulunulmuştur.

Avrupa BirliğiEnerjiEnerji güvenliği+4
Kurtuluş Arslan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta büyüklükte devlet ve eksen ülke kavramları bağlamında Türkiye'nin çok partili sisteme geçmesi

1945 sonrası uluslararası sistemde iki kutuplu sistemin varlığı birçok gelişmeye neden olmuş ve bu iki kutuptan birine dahil olmak isteyen diğer ülkeler farklı politikalar belirlemiştir. Bu ülkelerden birisi de Türkiye'dir. Türkiye, uluslararası sistemde var olmak için ve tehditlerden korunmak için bu iki kutuptan birisine katılmıştır. Bunun sebebi Türkiye'nin Orta Büyüklükte Devlet olmasıdır. Türkiye'nin dahil olduğu kutup ise Batı Bloku ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'dir. ABD ise düşmanı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) karşısında daha etkili konuma geçmek için kendine Eksen bir ülke olan Türkiye'yi seçmiştir. Ayrıca Türkiye'nin SSCB'den ulusal güvenlik sorunları algılaması Türkiye'yi ABD blokuna iten faktörlerden biridir. Bu tez de Türkiye'nin çok partili sisteme geçmesinin en büyük nedeni olan 1945 sonrası sistemsel ve siyasal gelişmeler değerlendirilecektir. Bu değerlendirme Orta Büyüklükte Devlet, Eksen Ülke ve Ulusal Güvenlik kavramları etrafında şekillenmiştir. Bu tez de iddia edilen konu, Türkiye'nin Orta Büyüklükte Bir Devlet olması nedeniyle; yeni oluşan uluslararası sistem de yalnız kalmamak ve algıladığı tehditler sunucunda çok partili siteme geçmesidir. Anahtar Kelimeler: Orta Büyüklükte Devlet, Eksen Ülke, Ulusal Güvenlik, Çok Partili Sistem.

Berkay Işık
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The assessment of conflicting maritime jurisdictions crisis between Turkey and Greece in the Eastern Mediterranean on the axis of Gunboat diplomacy

While the maritime jurisdictional problem between Turkey and Greece has a long history, recent natural gas exploration the Eastern Mediterranean has deepened this problem. The significant economic value of these natural gas reserves has drawn the attention of regional and global actors to this region. In such a global equation, Turkey has seen the defense of its national rights and interests as a fundamental foreign policy goal under the Blue Homeland doctrine. In this sense, the aim of this paper is to examine and exemplify Turkey's application of Gunboat diplomacy, one of the important types of coercive diplomacy and one of the key political arguments Turkey relies on when defending its national rights and interests. The study also aims to demonstrate the favorable outcomes of this diplomacy for Turkey within the scope of the maritime jurisdictional problem between Turkey and Greece and to express its impact on Turkey's role as a game-changer and status quo influencer in the region.

İbrahim Serçe
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kuruluşu, faaliyetleri ve basına yansımaları

XIV. ve XV. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti tarafında fethi gerçekleşen Trakya yüzyıllar boyunca Türk egemenliğinde kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin uyguladığı politikalar neticesinde bu çok uluslu coğrafya sorunsuz bir şekilde yönetilmiştir. Nitekim tüm Dünya'yı etkisi altına alan milliyetçilik fikri Trakya Uluslarının önce ayaklanmasına daha sonra da bağımsızlıklarını kazanmalarına neden olmuştur. Balkan Savaşlarından sonra Osmanlı Devleti, Batı Trakya topraklarını tamamen kaybetmiştir. Akabinde I. Dünya Savaşı'na katılan Osmanlı Devleti, İttifak Bloğunda yer almış ve savaştan yenik ayrılmıştır. Bu durum Doğu Trakya topraklarını da işgale açık hale getirmiştir. Mevcut Trakya topraklarını muhafaza etmek isteyen Trakyalı Türkler, Trakya Paşaeli Cemiyeti çatısı altında toplanarak Trakya'da Milli Mücadeleyi başlattılar. Temmuz 1920 tarihinde Doğu Trakya'da Yunan işgali başlamasıyla birlikte cemiyet üyeleri silahlı direnişe geçme kararı almışlardır. Yunan askerleri ve Rum çetelerine karşı aylarca mücadele vermişler ve böylece Yunan ordusunun, Anadolu işgalinde kullanacağı üç tümenlik gücü Trakya'da bırakma kararı almalarına neden olmuşlardır. Mondros Mütarekesinden sonra başlayan işgal sürecinde, Anadolu ve Trakya topraklarında Milli Cemiyetlerin sözcülüğünü yapan gazeteler kurulmuştur. Trakya Paşaeli Cemiyeti'nin bu dönemde sözcülüğünü yapan ve taraftar toplaması adına her faaliyetini yazan Trakya Paşaeli Gazetesi olmuştur. Milli Mücadele döneminde vatan savunması adına kurulan gazeteler önemli katkılar sağlamıştır.

Mümin Yonat
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel ekonomi politikteki değişim çerçevesinde IMF-Türkiye ilişkileri

Bu çalışma, küresel ekonomi politikteki yaşanan değişimler doğrultusunda Uluslararası Para Fonu'nun yönetişim alanında yaptığı reformlarla yeniden şekillenen Türkiye ile Uluslararası Para Fonu arasındaki ilişkilerin, bu reformlar etrafında incelenmesini içermektedir. Bu araştırmanın yapılmasında asıl neden; dünya ekonomisindeki değişimlerin IMF'de yarattığı etkiler neticesinde Türkiye-IMF ilişkilerinin nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Bunun için öncelikle IMF hakkında genel bilgilere değinilmiş, ardından Türkiye'nin, üyeliğinden son Stand-By anlaşmasının sonlanmasına kadar IMF ile olan ilişkileri kronolojik olarak ele alınmıştır. Daha sonra IMF'nin reform gereksinimi ve reformlara neden ihtiyaç duyduğu tespit edilmiş olup IMF'nin yaptığı reformlar incelenmiştir. Bu reformlar 2006, 2008 ve 2010 reformlarını kapsamaktadır. Son bölümde ise; IMF'nin yönetişim alanındaki reformları çerçevesinde Türkiye-IMF ilişkilerinde görülen değişimler ve özellikle bir gelişmekte ülke olan Türkiye'nin fon içerisindeki değişen konumu ortaya konmuştur. Bir gelişmekte ülke olan Türkiye'nin son yirmi yılda hızla gelişen ekonomisiyle dünya ekonomisindeki önemi artmıştır. Bu önem dahilinde Uluslararası Para Fonu ile olan ilişkilerinin de değişime uğraması olağandır. Bununla beraber IMF'nin de kendi içinde yaptığı reformlar bir bütün olarak ele alındığında, Türkiye ile IMF arasındaki ilişkilerin nasıl değiştiğini anlamak arıca önemlidir. Anahtar Kelimeler: Dünya Ekonomisi, Reform, Uluslararası Para Fonu, Yönetişim

IMFReformTürkiye+3
Mehmet Çakmak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşen dünya'da hegemonya ve uluslararası ilişkiler eğitimi

Küreselleşme aynı zamanda eğitimin de ülkeler arasında birbirine yakınsamasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, küreselleşme Uluslararası İlişkilerin eğitimini de etkilemektedir. Bu durumun iki göstergesi eğitim dilinin İngilizce olması ve ders kitaplarıdır. Tezde, küreselleşmenin Uluslararası İlişkiler eğitimine etkisi dünyada ve Türkiye'deki durum üzerinden incelenmeye çalışılacaktır. Dünya'da ve Türkiye'de en çok tercih edilen Uluslararası İlişkiler bölümlerinin, eğitim dilinin İngilizce olması ve Uluslararası İlişkiler Teorileri dersinde kullanılan kitapların az sayıdaki yayınevinin kitapları olması, küreselleşmenin Uluslararası İlişkiler eğitiminin de ülkeler arasında yakınsamış olduğunu gösterecektir.

Eğitim diliHegemonyaKüreselleşme+4
Sema Baykara
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de Süryaniler: Mardin Midyat örneği

Geçmişten günümüze kadar Süryaniler, dilleri inançları ve kültürleri ile Mezopotamya bölgesinde önemli bir yere sahiptirler. Bugün ülkemizde Süryani nüfusu geçmiş yıllara oranla az olsa da siyasi sosyal ve ekonomik durumları göz önüne alındığında ülkeye katkıda bulunmaktadırlar. Son yıllarda Süryaniler araştırmacıların dikkatini üzerinde toplamıştır.Bu tez çalışmamda Türkiye'deki Süryanilerin ulusal ve uluslararası anlamla Türkiye'ye etkileri ele alınmıştır.Kavramsal olarak Süryani adı incelenmiş, Süryanilerin göç etmesi ve göç ile birlikte göçün sonuçları bu konunun Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine yansıması ele alınmıştır. Süryanilerin tarihsel süreci incelenmiş, göç ile birlikte dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış olan Süryanilerin Türk dış politikasına nasıl yansıdığı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Süryanilerin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze kadar olan dönemde toplumsal dinamikleri ve devlet ile ilişkileri ele alınmıştır. Sonuç olarak Süryanilerin Türk dış politikasında belirleyici bir rol oynadığı özellikle Sözde soykırım iddialarının gündeme gelmesiyle daha belirgin bir hal almıştır.Bu durum Süryanilerin ulusal ve uluslar arası alandaki konumunu anlamak açısından kritik bir zemin sunmaktadır. Anahtar sözcükler:Süryani , Asuri, Nasturi, Göç, Diaspora.

Burcu Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı'dan günümüze Bursa vakıfları

Bir süre Osmanlı Devletine başkentlik yapmış olan Bursa kenti vakıflar konusunda büyük bir öneme sahiptir. İslam medeniyeti ile birlikte Müslümanların sosyal hayatında yer edinen vakıflar, gerek İslamiyet açısından gerekse Osmanlı Devleti dönemi içerisinde önemli bir yer edinmiştir. Vakıf sistemi: eğitim, sağlık, ticaret ve din gibi ihtiyaçların yerine getirilebilmesi için birçok alanda hizmet yerleri kurmuştur. Bu çalışmada Bursa Mahkeme Sicilleri incelenmiş olup, böylelikle vakıflar ve vakıf kuran kişilerin kimler olduğu, vakfedilen mülklerin çeşidinin neler olduğu ve bu vakıfların hizmet alanlarına göre ayrılarak gruplandırılmıştır. Tüm bu araştırmalar bizlere: o dönem Bursa halkının sosyal yaşantısını, şehrin ekonomik anlamdaki durumunu aynı zamanda kişilerin kendi arasında kurmuş oldukları ilişkileri, devlet- birey arasında kurulan ilişkileri de tek tek göstermektedir. Böylelikle hayatın her alanına giren vakıflar bizlere, Osmanlı Devletinin bir "Vakıf Medeniyeti" olduğunu göstermektedir.

Melike Altay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Feminizm ve uluslararası ilişkiler: İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye dış politikasına etkisi

Feminizm, kadın ile erkeğin her alanda eşit olması gerektiğini savunan bir fikir akımıdır. Liberal, marksist, radikal, sosyalist ve postmodern feminizm olarak türlere ayrılmaktadır. Her bir çeşit kadın erkek eşitliğini sağlamak amacıyla ortaya çıkmışsa da savundukları haklar ve öncelikler neticesinde birbirlerinde ayrılmaktadırlar. Postmodern feminizm, feminist yaklaşımın ortaya çıkan son akımı olmakla beraber toplumsal cinsiyet kavramı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Toplumsal cinsiyet bireylere doğdukları andan itibaren biyolojik cinsiyetleri baz alınarak toplum tarafından atfedilmekte olan rollerdir. Bu kapsamda özellikle kadınlar daha fazla ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Ulusal ve uluslararası alanda bu eşitsizlikleri gidermek amacıyla birçok düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden biri de Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi bir diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi'dir. Sözleşme Türkiye devleti tarafından imzaya açıldığı gün olan 11 Mayıs 2011 tarihinde hiç çekincesiz imzalanmıştır. Türkiye sözleşmenin ilk imzacılarındandır. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önleme amacıyla gerçekleştirilen bu uluslararası düzenleme Türkiye'de muhafazakar kesim tarafından tartışma konusu olmuştur. Metinde geçen toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim ifadelerinin Türk aile yapısını bozacağı gerekçeleriyle eleştiriler yapılmış ve tüm bunlar sonucunda sözleşmeden 10 yıl sonra 2021 yılında çıkılmıştır. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması yabancı devletler ve uluslararası örgütler tarafından tepki ile karşılanmıştır. Bu kapsamda Türkiye kadın haklarına yönelik önemli bir adım olan İstanbul Sözleşmesi'nden çıkmasıyla uluslararası alanda itibar kaybetmiştir.

Beyza Buket Fideci
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası kitlesel göç ve göçe hedef olan devletlerin sosyal politikalarına etkisi: türkiye sağlık politikaları üzerine bir değerlendirme

İnsanlar, yaşadıkları yerlerden ekonomik, sosyal, siyasal veya kültürel sebeplerle bireysel olarak ya da topluca göç etmektedir. Başka ülkelerin sınırlarına geçici veya kalıcı yapılan bu hareket uluslararası göç olarak tanımlanmaktadır. 2011 yılında Suriye iç savaşının neden olduğu uluslararası kitlesel göç hareketinin etkileri, sadece komşu ülkeler ile sınırlı kalmayarak Avrupa Birliği'ni de etkilemiştir. Bu nedenle uluslararası düzensiz göçmen sorunu, bölgesel bir sorun olmaktan çıkarak uluslararası sorun halini almıştır. Uluslararası göç, meydana gelme sebepleri ve boyutları itibarıyla, hem göçmenler için hem de göçe hedef olan ülke için birçok olumsuz duruma ve soruna neden olabilir. Bu olumsuzluklardan biri de, sığınmacılardan kaynaklı sağlık alanında yaşanan sorunlardır. Bu tezde, uluslararası kitlesel göçün, göç alan ülkelerin sosyal politikalarına olan etkilerini Türkiye'nin sağlık politikaları üzerinden değerlendirmektedir. Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının ardından Türkiye'ye gelen büyük mülteci nüfusunun, ülkenin sağlık sistemi ve politikaları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Türkiye, bulunduğu coğrafi konum ve açık kapı politikasıyla milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli değişikliklerin yaşanmasına neden olarak bu politika alanlarında düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır.

İlknur Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in kuşak yol girişimi Türkiye ve Orta Doğu stratejileri

Çin, 1978'de uygulamaya koyduğu "Reform ve Dışa açılma" politikası sayesinde küresel ekonominin belirleyici bir aktörü haline gelmiştir. Çin'in lideri Xi Jinping, 2013 yılında Dünya nüfusunun büyük bir bölümünü ve yüzden fazla ülkeyi etkileyecek bir kapsama sahip Kuşak ve Yol Girişimi'ni dünyaya duyurmuştur. Bu girişim, Afro-Avrasya üzerindeki kara ve deniz yolları ile bir ticaret ve altyapı ağı oluşturmayı amaçlamaktadır. Kuşak ve Yol Girişimi, geçtiği rotadaki ülkelerin ekonomilerini Çin ekonomisiyle bütünleştirmeyi hedeflemektedir. Bu girişim, Orta Doğu ülkeleri ile Çin arasında enerji ve teknoloji alanındaki iş birliğinde Türkiye ve Çin arasında ise hammadde temini, taşımacılık ve ticari ilişkilerde yapısal bir dönüşüm yaratabilecek potansiyele sahiptir. Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye ve Orta Doğu ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkilerin daha ileri bir düzeye taşınmasını sağlayabilir. Bu çalışmada girişimin Türkiye ve Orta Doğu'da uyguladığı stratejiler ve projeler incelenecektir

Salih Berk Büyükyurt
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Liberal feminizm bağlamında Angela Merkel'in siyasi mücadelesi ve ortaya çıkan lider profili

Feminizm, erkeğin sahip olduğu tüm haklara kadının da sahip olması gerektiğini savunan ve kadının toplum içindeki rolünü genişletmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Teori, uluslararası sistemdeki olay ve olguların açıklanması için toplumsal cinsiyetin analizlere dahil edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Liberal feminizm, kadın ile erkeğin bütün alanlarda eşit haklardan yararlanması gerektiğini savunurken özellikle, kadının siyasi kurumlarda yer alması ve temsil edilmesi gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Kadın, siyasi yaşama katılımında, cinsiyetinden dolayı ikincil konuma itilmekte, siyasette hakim olan erkek egemen yapının da etkisiyle birçok engel ile karşılaşmaktadır. Bu engellerin ortadan kaldırılmasıyla siyasi yaşamda başarılı olabilecektir. Angela Merkel, 2005 yılından 2021 yılına kadar dört dönem Almanya Şansölyeliğini yürüten dünya siyasetinin en etkili liderleri arasındadır. Merkel, 2000 yılında partisi CDU' nun ilk kadın başkanı olmuştur. CDU, toplumsal cinsiyet açısından ileride olan ve kadın problemlerini esas alan bir parti profilinde değildir. Merkel parti içinde ve siyasi yaşamında birçok engel ile karşılaşmış bu engelleri aşarak siyasi kariyerinde yükselebilmiştir. 2005 yılında şansölye seçildiğinde ülkesinde bu görevi yapan ilk kadın olurken en genç şansölye unvanına da sahiptir. Bu tez liberal feminizm varsayımlarıyla erkek egemen siyasi yaşamda kadının cinsiyetinden dolayı önüne çıkan engeller arasındaki ilişkiyi ve bu engeller ortadan kaldırıldığında kadının siyasi yaşamda başarılı olabileceğini açıklamayı amaçlamıştır. Liberal feminizm perspektifinden siyasal yaşamda kadının önüne çıkan engellerin Angela Merkel özelinde incelenmesinin sebebi şansölyenin bir kadın olarak hem Alman siyasetinde hem de dünya siyasetindeki etkin rolüdür. Anahtar Kelimeler: Angela Merkel, Kadın, Liberal Feminizm, Siyasi Yaşam

AlmanyaFeminizmKadın politikacılar+6
Sümeyya Güven
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kopenhag Okulu çerçevesinde İsrail güvenlik politikaları: "Başarı mı?" Başarısızlık mı?"

Bu çalışmanın temel amacı, İsrail iç ve dış güvenlik politikalarının, Kopenhag Okulu kavramları ve güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenmesidir. Bu bağlamda Kopenhag Okulunun ileri sürdüğü güvenlikleştirme, güvenlik dışılaştırma, bölgesel güvenlik kompleksi ve güvenlik sektörleri gibi kavramlar, İsrail'in güvenlik politikaları ekseninde tarihsel süreçte değerlendirilmiştir. Özellikle 11 Eylül öncesi ve sonrası karşılaştırılarak, Kopenhag Okulunun ana hedefi olan güvenlik dışılaştırma kavramının, İsrail güvenlik stratejileri ekseninde güvenlikleştirme kavramına olan evrilme süreci değerlendirilmiştir. Ek olarak İsrail'in güvenlikleştirme süreçlerinde, hangi kurumların nasıl bir işlev ile rol aldığı üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkileri, güvenlik ve 11 Eylül bazlı olarak değerlendirilmiş ve ABD'nin söz konusu güvenlikleştirme sürecindeki etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak güvenlik kavramı ve küreselleşme üzerinde durulmuştur. Geleneksel yaklaşımlara ek olarak Kopenhag Okulunun ortaya çıkışı ve temel kavramları açıklanmıştır. İkinci olarak İsrail güvenlik ve dış politikasında etkili olan unsur ve kurumlar incelenmiştir. Üçüncü olarak, İsrail'in kuruluşundan başlayarak temel olaylar Kopenhag Okulunun kavramları ışığında değerlendirilmiştir. Yine aynı bağlamda İsrail'in Filistin güvenlik duvarı ve demir kubbe hava savunma sistemi gibi güvenlik uygulamaları Kopenhag Okulu kavramları çerçevesinde normatif boyutu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Kopenhag Okulunun güvenlikleştirmenin "bir başarısızlık" olduğu kabulünden yola çıkılarak, İsrail güvenlik politikaları güvenlikleştirme kavramı ışığında değerlendirilerek söz konusu politikaların hangi açılardan "başarılı" ya da "başarısız" olduğu tartışması yapılmıştır.

FilistinFilistin-İsrail sorunuGüvenlik+7
Bahar Çakar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rusya'nın Asya Pasifik politikası

Tarihsel perspektifte Rusya'nın kimlik ve varlığını "Devlet" olarak tanımlanması III. İvan'ın 1492 yılı Rus birliğini sağlamasına dayanmaktadır. Rus Devletlerince bahsi geçen tarihten günümüze kadar kesintisiz olarak doğrudan ve dolaylı yollarla Asya-Pasifik ülkelerine askeri, ekonomik ve siyasi politikalar geliştirilmiştir. Bu çalışma sürecinde; öncelikle Asya-Pasifik bölgesinin sınırları belirlenip, Rus dış politikasına yaklaşımda hangi doktrinin (neorealizm) kaynak alındığı izah edilmiş ve Rus dış politikasının temel akımları özetlenmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) 'nin 1991'de çöküşüyle Rusya Federasyonu nezdinde meydana gelen ekonomi-güvenlik politika değişiklikleri irdelenmiş, Rus dış politikasında doktrin değişiklikleri detaylandırılmış ve nihayetinde 1991'den günümüze Rusya'nın Asya-Pasifik dış politikasının durumu aktarılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise Rus dış politikasının yakın geçmişten günümüze Asya-Pasifik Bölgesine yaklaşımı ve bu yaklaşımda kullandığı temel doktrinler ile araçlar ve başarı/başarısızlık durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.

Asya Pasifik bölgesiRusya
Adem Akturan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Afrika açılımı ve Moritanya ilişkileri

Türkiye'nin Afrika Açılımı, Türkiye'nin Afrika kıtasına yönelik dış politika stratejisinin bir parçasını ifade etmektedir. Bu strateji Türkiye'nin Afrika'daki etkinliğini ve etkileşimini artırmayı hedeflemektedir. Bu çerçevede Türkiye'nin Moritanya ile olan ilişkileri özellikle dikkate alınmaktadır. Moritanya, Batı Afrika'da yer alan bir ülkedir ve Türkiye ile tarihsel ve kültürel bağları bulunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin Afrika ile olan tarihi bağlarını, "yumuşak güç" stratejisini ve Afrika'daki resmi ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Türkiye'nin Afrika'daki etkinliği ve etkileşimi, TİKA, Türk Kızılayı, AFAD, THY, YTB, TMV, YEE, İHH, TASAM Afrika Enstitüsü ve TDV gibi Türk asıllı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla incelenmektedir. Bu kuruluşlar Afrika ülkelerine hizmet vermektedir ve Türkiye'nin Afrika'daki etkinliğinin ve etkileşiminin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde, Moritanya'nın genel bir portresi çizilerek, Moritanya'nın tarihi, etnik yapısı, coğrafi konumu, nüfusu, siyasi durumu ve ekonomisi üzerinde durulmaktadır. Moritanya'nın Türkiye ile olan ilişkileri bağlamında, bu ülke ile olan ekonomik, ticari ve politik bağlantılarına ilişkin istatistiksel veriler sunulmaktadır. Bu veriler Türkiye'nin Moritanya ile kurduğu ilişkilerin derinlemesine anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. İki ülke arasındaki iş birliği alanlarına dikkat çekilmektedir.

Özlem Yıldız Örs
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The perspective of Turkish companies' overseas investments between 2009-2019 and its interaction with Turkiye's policy choices

The goal of this thesis is to assess the evolution of Turkish outward foreign direct investment by geographies and sectors, together with the attitude of the Turkish Government's foreign policy choices after the global financial crisis of 2008 until the global pandemic of 2020. The article suggests that Turkish firms became stable investors after 2009 thanks to domestic macro-economic restructuring and strengthened corporate maturity at home. The deals in 2009–2019 show that major Turkish investor firms are mostly directed towards western developed countries in order to access new markets, like the regular behavior of developing country multi-national enterprises under liberal market commercial dynamics, but are not in line with the policy choices of the Turkish government. The root cause of the shifts in Turkish foreign policy is analyzed from a commercial perspective, together with the attitude of Turkish firms toward cross-border acquisitions. The findings show that policy-making processes in Turkiye can be evaluated from a constructivist dimension during the 2010s due to the identity and material interests of the ruling elite instead of a mercantilist trading state view like before 2009.

Foreign direct investmentsTurkish foreign policyTurks+3
Barış Sazak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel tedarik zincirindeki değişimin Türkiye çelik sektörü üzerindeki etkisi

Bu çalışmada küreselleşme kavramından bahsedilerek, küresel tedarik zincirinin önemi ve küresel etkileri anlatılacaktır. Dünya ve Türkiye için küresel tedarik zinciri kavramının önemi, covid-19 döneminin etkilerine ve covid-19 dönemi tedarik zinciri faaliyetleri süreçlerine değinilecektir. Dünya'da küresel tedarik zincirinin yeri ve önemi anlatılacaktır. Küresel tedarik zincirinin, Türkiye çelik sektörüne etkilerinden bahsedilerek, uluslararası piyasaya olan etkilerine değinilecektir. Ayrıca Türkiye çelik sektörünün dış ticaret verileri verilmiş olup küresel alandaki yeri ve öneminden bahsedilecektir.

Sercan Yaşar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effect of leader traits on foreign policy: A phenomenological study

In global politics, it is argued that the past experiences and personality traits of leaders play a significant role in shaping and executing foreign policy. Each leader possesses a distinct personality structure and set of character traits, which can influence the decisions made in international relations. This study focuses on the impact of the characteristics of leaders who participated in the Yalta Conference on the decisions made in the context of foreign policy. The study is conducted within a phenomenological scope and does not involve any psychological testing or diagnosis.

Zübeyde Aykaç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuşak-Yol Projesi ve Doğu Akdeniz Havzası kapsamında karşılıklı kazanımlar

Çin, sosyal ve politik yapısı itibari ile tarih boyunca öncü/lider karakterlere, olgulara veya tasavvurlara büyük önem atfetmiştir. Nitekim Çin tarihinde bu özellikleri gösteren çok örnek bulunmaktadır. Son olarak ortaya konulan öncü/lider, geliştirilen Kuşak-Yol Projesi'dir. Kara, demir ve deniz yolu bağlantıları ile oluşturulan bu projeye özgün nitelikleri sebebi ile Doğu Akdeniz havzasında yeni değerler eklenmektedir. Bu havzanın zenginlikleri ve konumu özgün niteliklerin temel sebeplerindendir. Kuşak-Yol Projesi ve Doğu Akdeniz başlıkları uluslararası ilişkiler literatüründe yoğun şekilde incelenmektedir. Ancak bu çalışmalar çoğunlukla iki başlığın üçüncü unsurlar ile değerlendirmesi veya Çin politikalarının eleştirisi eksenindedir. Salt olarak değerlendirildiğinde bu çalışmada her iki başlığın sahip olduğu oyun kurma yetenekleri dikkate alınmaktadır. Bu başlıkların paralelinde kesişim kümesinde hangi düzeyde etkileşim olduğunun açıklanması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda "Kuşak-Yol Projesi ve Doğu Akdeniz havzası birbirlerine ne tür artı değerler katabilir?" sorusu sorulmakta ve cevap aranmaktadır. Kitap, internet, tez, makale, yargı kararları, yazılı ve görsel basın verilerinin taranması yöntemi ile elde edilen veriler nitel olarak değerlendirilmektedir. Ulusal ve uluslararası literatürde iki başlığın interaktivitesinin yeterli kapsamda incelenmemiş olmasından dolayı bu çalışma önemli bir temel kaynak olmayı da amaçlamaktadır. Çalışmanın bir bütünlük arz etmesi adına derinlikli araştırmalar yapılmıştır. Ancak Kuşak-Yol Projesi'nin ve Doğu Akdeniz havzasının oldukça güncel ve esnek yapısından dolayı varılan kanaatlerin süreç içerisinde geliştirilmesi mümkün ve faydalı olacaktır.

Furkan Oğur
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kıbrıs'ın jeopolitik konumu açısından Türkiye için önemi

300 yılı aşkın süreyle Osmanlı İmparatorluğu himayesi altında yaşayan Kıbrıs ve Akdeniz gerek jeopolitik konumu gerekse de sahip olduğu doğal rezervler dolayısıyla günümüzde bölge devletleri ve bölge dışı devletlerin odağındadır. Türkiye Akdeniz'de en uzun sahil şeridi olması ve Kıbrıs ile doğal tarihi bağlarının olması sebebiyle bölgedeki menfaatlerini korumak ve Kıbrıslı Türklere destek olmak zorundadır. Akdeniz'de bulunan doğal rezervler bir ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak açısından yeterli düzeydedir. Enerjide dışa bağımlılığın son bulması için bölgedeki enerji rezervleri korunmalı ve eşitçe hak sahiplerinin faydalanması sağlanmalıdır. Türkiye ve KKTC bu enerji rezervlerinin doğal varisleridir. Buna rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adada bulunan Türk varlığını hiçe sayarak KKTC ve Türkiye'nin menfaatleri ile ters düşecek kararlar almakta ve bu kararları uygulamaktadır. Bu durum ekonomik, siyasi ve askeri olarak Türkiye'yi ve KKTC'yi riske atmaktadır. Anadolu yarımadası olası bir savaş durumunda en büyük desteği de en büyük saldırıyı da Akdeniz'den yani Kıbrıs adasından alacaktır. Akdeniz adeta Anadolu'nun dünyaya açılan kapısı konumundadır. Bu sebeple Kıbrıs Türkiye için eşsiz bir öneme sahiptir. Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Taarruz ve Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin kazanılmasının ardından verdiği "Ordular, il hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emri bizlere Akdeniz'in önemini ve Gazi Paşa'nın kendisinden yıllar sonrasında bile etki edecek vizyonunu göstermektedir. Bu çalışma ile jeopolitik teorilerde önemli bir yeri olan Kıbrıs'ın tarihi arka planı ve jeopolitik konumu itibariyle Türkiye için neden önemli olduğu, bölge dışı devletlerin dahi neden ada üzerinde hak iddia ettiği ve neden adaya hâkim olmaya çalıştıkları sorularına cevap aranmıştır.

Nida Dündaroğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin dünya ekonomisine eklemlenme sürecinde yabancı uzmanların etkisi

Osmanlı batının ilmini ve teknolojisini örnek almada gecikmiş ve kendi sonunu getirmişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başından itibaren Batı'yı yakalamaya çalıştı. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın bıraktığı ağır hasarla 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan itibaren ekonomisinde izlediği çeşitli politikalara ilişkin kararlarında küresel ekonomideki hâkim eğilimlerden etkilenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan devletin düzeni dünyaya adaptasyon ve batının gelişmişliğini yakalamak hedefleri doğrultusunda oluşturulmaya çalışılmıştır. Adaptasyon sürecinde iki dünya savaşı sonucunda oluşan ekonomik yıkımlar ve 1929 Dünya Ekonomik Krizi meydana gelmiştir. Bu sıkıntılı dönemlerden kurtulmak ve ülke ekonomisini daha iyi hale getirip kalkınmak için Türk siyasetçileri çareyi kendi ülkelerinde kendi alanlarında başarılar elde etmiş yabancı uzmanların Türk ekonomisi ile ilgili yazdıkları tavsiye raporlarında bulmaya çalışmıştır. Raporların işaret ettiği düzenlemeler mecliste ve Türk siyasetinde tartışmalara sebep olmuş ancak dönemin şartlarının gerektirdiği tavsiyelerin büyük bir kısmı bariz bir şekilde hayata geçirilmiştir. Hayata geçirilenlerin bir kısmı Sovyetlerin Türk sanayisi üzerine yazdıkları raporlar gibi tercihen, bir kısmı Marshall kapsamındaki raporlar gibi mecburen, ekseriyeti de dünya ekonomisine eklemlenme süreci isteğinde gerçekleşmiştir.

Eda Karagöz Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ilişkilerde kimlik: Mursi Dönemi Türkiye-Mısır ilişkileri

Türkiye ve Mısır ortak bir tarihsel geçmişe sahip olmalarına rağmen kuruldukları tarihten beri iyi ilişkiler kuramamış, iki devlet arasındaki ilişkiler genellikle rekabet ve krizlerin gölgesinde seyretmiştir. Uzun bir süre boyunca düşük bir düzeyde sürdürülen ve zaman zaman gerilimlere sahne olan ilişkiler, Arap baharı sürecinde Mısır'da yaşanan iktidar değişikliği ile farklı bir boyuta geçmiştir. Bu süreçte Müslüman Kardeşlerin Mısır'da iktidara gelmesi ile Türkiye-Mısır ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, krizleri ve gerilimleri aşarak müttefik ilişkisine dönüşmüştür. Bu süreçte iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortaklıklar kurulmuş ve ikili ilişkilerin altın çağı olarak kabul edilebilecek bir döneme girilmiştir. İki devlet ilişkisinin kısa sürede hızlı bir değişim yaşaması bu araştırmanın yapılmasına kaynaklık etmiştir. Bu tezde Türkiye-Mısır ilişkilerinin değişen doğası sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. İki devletin birbirlerine yönelik algılarını ve politikalarını anlamak için iki tarafın kimliklerini ve kimliklerinin oluşum sürecini anlamak gerekmektedir. Türkiye ve Mısır tarihsel anlamda kimliklerini farklı şekilde tanımlamışlardır bu tanımlama ise birbirlerinden farklı çıkarlar belirlemeleri sonucunu doğurmuştur. Farklı kimlik ve çıkarlara sahip olmaları ise birçok alanda uyumlu eylem veya davranışlarda bulunmalarını zorlaştırmıştır. Sahip oldukları sosyal ortaklıklar sonucunda bir dönem birbirlerini algılamalarına "biz" bakış açısı hakimken ayrı devletler olarak kurulduktan sonra her iki devlet de birbirlerine göre "öteki" yi temsil etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ve bölgesel dinamiklerin de etkisiyle ikili arasındaki sistemik etkileşim karşıtlıklar üzerinden sürdürülmüştür. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda bulunduğu Türkiye ile ilişkiler önemli ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde birbirleri ile uyumlu hale gelen kimlik yapıları ile beraber ortaya çıkan ortak kadere yönelik inanç ve bölgesel gelişmelerden kaynaklanan ortak kaygılar ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Bu anlatılanlar ışığında, bu tezde Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı döneminde Türkiye ile Mısır arasında değişen ikili ilişkiler her iki devletin kimliklerine odaklanılarak sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinden incelenmiştir.

KimlikMursi, MuhammedMüslüman Kardeşler+7
Harun Çelikcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tek Kuşak Tek Yol projesi bağlamında Çin-AB ülkeleri işbirliğinin Doğu Akdeniz'e etkileri

Günümüzde Doğu ve Batı arasında ekonomik bir güç olarak karşımıza çıkan Çin, 2013 yılında devlet başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Tek Yol Tek Kuşak projesi ile çağımız küreselleşmesinde ve küresel oyun kurucuların konumlanmalarında değişikliklere yol açmaktadır. Proje, esas itibariyle küreselleşme çağında kazan-kazan politikalarını derinleştirerek, geleneksel küreselleşmenin olumsuz yanlarını da hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan projenin temelleri kapsayıcılık, denge ve uyumluluk mekanizmaları vasıtasıyla küresel bir entegrasyon oluşturma ilkesine dayanmaktadır. Projede sözü edilen "Kuşak" kavramı karayollarını, demiryollarını, petrol ve doğalgaz boru hatlarını ve altyapı çalışmalarını kapsayan "Karayolu Güzergâhlarını" ifade ederken; "Yol" kavramı ise "Deniz Yollarını" belirtmektedir. Dolayısıyla proje, çeşitli altyapı faaliyet zincirleri ve yatırımlar doğrultusunda Doğu ile Batı arasındaki ticari ve kültürel alışverişin sağlandığı bir koridor görevi görmektedir. Başka bir ifade ile Kuşak Yol projesi, sadece Avrasya kıtasının genişletilmiş ticari rotası değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve diğer uygarlıklarında karşılıklı entegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bu arka plan doğrultusunda, Kuşak Yol projesi ekseninde Çin'in ekonomik bir aktör olarak yükselişi ve AB ile gelişen ortaklık ilişkisi uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz bölgesinde dikkat çekici bir boyutta seyir etmektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz ülkelerinde ekonomik olarak varlık gösteren Çin, bölgesel rekabette değişimlere yol açmaktadır. Zira bölge devletlerinin her geçen gün büyük altyapı projelerine katılımı artmakta ve bu durum stratejik konumlanmalarda ve ticaret yolları üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu çalışma, Çin'in büyük dış politika stratejisi olarak nitelendirilen Kuşak Yol projesi vasıtasıyla Doğu Akdeniz'deki ilgi alanlarını ve faaliyetlerini irdelerken, bölgedeki jeopolitik gelişmelerle nasıl ilişkili olduğu sorusu üzerinde durmakta ve bu soruya yanıt aramaktadır. Özellikle AB ülkeleri ile oluşturulan işbirliği çerçevesinin detayları incelenirken, bu işbirliğinden ortaya çıkan altyapı faaliyetlerinin genelde küresel siyasete, özelde ise Doğu Akdeniz'e olan olası etkilerini irdelemektedir. Nitel bir araştırma yöntemine göre hazırlanan bu çalışmanın odak noktası; Kuşak Yol projesi kapsamında AB ile oluşturulan kazan-kazan mekanizmasının Doğu Akdeniz'e olan olası etkileri olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle küreselleşme çerçevesinde teorik bir altyapı hazırlanmış olup; daha sonrasında Kuşak Yol projesinin ana hatları açıklanarak, partner devletlerle kurulan işbirliklerine ve bu işbirlikleri neticesinde yapılan altyapı çalışmalarına değinilmiştir. Son olarak elde edilen veriler ışığında projenin özel odağında yer alan AB işbirliği çerçevesinin uluslararası ilişkilere ve Doğu Akdeniz'deki yansımalarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Kuşak Tek Yol, Doğu Akdeniz, Küreselleşme, Çin, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiBir Kuşak Bir Yol ProjesiDoğu Akdeniz+5
Gizem Sınır
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi ve uygulamaları: Karşılaştırmalı analiz

Toplumsal cinsiyet, insanların oluşturduğu ilk topluluk yapısından günümüze kadar varlığını sürdürmekte olan, cinsiyetlere kültür ve inançların etkisiyle yüklenen anlam, değer ve roller bütünüdür. Bu roller her ne kadar her iki cinse birden çeşitli davranış kalıpları atfetse de bundan daha olumsuz etkilenen cins genellikle kadınlar olmuştur. Cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan kadınlar 19. yüzyılda feminizm akımı ile seslerini duyurmayı başarmışlardır. Ülkeler 20. yüzyılda cinsiyet eşitliği adına çeşitli uluslararası antlaşmalar imzalamaya ve birçok uygulamayı hayata geçirmeye başlamışlardır. Ülkemizde toplumsal cinsiyet algısı kendini kadına karşı şiddet, namus, namus cinayetleri, cam tavan gibi çeşitli şekillerde göstermektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunlukta yaşanan cinsiyet eşitsizlikleri ise feodal ilişkilerin tasfiye edilememesi ve moderniteye entegre olunamamasının bir sonucudur. Bu tezde öncelikle toplumsal cinsiyet olgusununun tarihsel gelişimi ile Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık olarak yayınladığı Küresel Cinsiyet Eşitliği Farkı Raporu'nda ilk 4 sırada yer alan İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç ile Türkiye'nin toplumsal cinsiyet eşitliği adına yaptıkları kanun ve uygulamalar incelenecektir. Ardından Türkiye'de cinsiyet eşitliği söylemi, eğitim ve iş alanında cinsiyet eşitliğinin durumu tartışılacak ve son olarak ise "Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği mümkün mü?" sorusuna yanıt aranacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Türkiye'de Söylem

CinsiyetKadın-erkek eşitliğiKarşılaştırmalı analiz+2
Tuğçe Artar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçün toplumsal cinsiyeti: Suriyeli kadın mülteciler örneği

2011 yılında Arap Baharı olarak nitelendirilen olayların sonucunda Suriye'de iç karışıklıklar başlamış kısa süre sonra bu karışıklıklar büyük bir iç savaşa dönüşmüştür. Yaşanan iç savaşın bir sonucu olarak insanlar kitleler halinde öncelikle sınır komşusu olan ülkelere sığınmışlardır. Türkiye, savaştan kaçan insanları açık kapı politikası uygulayarak sınırları içerisine almış ve bugün en çok Suriyeli mülteci bulunan ülke konumuna gelmiştir. Savaş sonrası göçlerin herkes için zor olduğu bilinmektedir. Ancak erkeklerin yaşadıkları sorunlara ek olarak kadın mülteciler toplumsal cinsiyet normları sebebiyle daha fazla ve sistematik sorunlarla yüzleşmektedir. Bu sebeple; çalışmada, göç sürecinde kırılgan durumları daha çok kırılganlaştıran sorunlarla karşılaşan Suriyeli mülteci kadınlara odaklanılmıştır. Çalışmanın amacı Suriyeli mülteci kadınların sorunlarını görünür kılmaktır. Yapılan çalışmada alanyazın taraması sonucu elde edilen kaynaklar doküman içerik analizi ile incelenerek toplumsal cinsiyet teorisi ile birlikte yorumlanmış, çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda, toplumsal cinsiyet normları ve mültecilik durumu birleştiğinde, Suriyeli mülteci kadınların her birinin birden fazla ve iç içe geçen sorunlarla yaşamak durumunda kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göç, Göç Teorileri, Suriyeli Mülteci Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Türkiye Göç Politikası

GöçlerGöçmenlerKadınlar+4
Meral Doğan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00