
1.245
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Ücret gelirleri üzerindeki mali yükler: Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kırgızistan
Emek unsuru, üretim faktörlerinin içinde ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Özellikle emek unsuru, ülkeler açısından iktisadi büyüme, siyasal ve sosyal istikrarın sağlanmasında çok büyük etki yaratabilmektedir. Ücretler üzerindeki başlıca mali yükler; kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik primlerinden oluşmaktadır. Bu çalışmada, Kırgızistan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde (Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan) ücretler üzerinde oluşan mali yükler kapsamında gelir vergisi tarifeleri, vergi indirimleri ve muafiyetleri, sosyal güvenlik ödenekleri incelenmektedir. Asgari ücret yönünden yapılan değerlendirmelerde, Türkmenistan 248,57 ABD Doları birinci sırada, Kazakistan 114,60 Doları ile Orta Asya Cumhuriyetleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bu ülkeleri sırasıyla, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan izlemektedir. Kazakistan ve Türkmenistan'da çalışanların asgari ücreti 100 doların üstünde iken, diğer üç ülkede asgari ücret 100 doların altında kalmaktadır. Çalışmada asgari ücretle birlikte ücret üzerindeki mali yüklerin seviyeleri Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kırgızistan için karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve emek unsuru üzerindeki mali yüklerin azaltılmasına ilişkin politika önerilerinde bulunulmuştur. Elde edilen bulgular, Kırgızistan'nın Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en düşük asgari ücret ödeyen ülke olduğunu ve ücretler üzerindeki sosyal güvenlik prim oranlarının diğer ülkelerden daha yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Maliye politikasının gelir dağılımına etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir araştırma
Gelir dağılımında adaletin sağlanması tarih boyunca tüm dünyanın en önemli sorunlarından biri olmuştur. Gelir dağılımının sadece ekonomik gösterge olmaması aynı zamanda sosyal barışın ve toplumsal refahın temel taşı olması gelir dağılımını oldukça önemli hale getirmektedir. Vergiler ve kamu harcamaları gelir dağılımının iyileştirilmesinde oldukça etkili maliye politikası araçlarıdır. Bu çalışmada vergiler ve kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkileri incelenmektedir. OECD üyesi 24 ülkenin 2004-2017 dönemi verileri kullanılarak, gelir dağılımı adaletsizliği ile vergiler ve kamu harcamaları arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemleri aracılığıyla araştırılmıştır. Panel regresyon modelinde, Gini endeksi bağımlı değişken; dolaylı vergiler, kamu harcamaları, gelir vergisi, kurumlar vergisi, servet vergileri ile birlikte çeşitli makro iktisadi değişkenler bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre; gelir vergisi, servet vergileri, kamu harcamaları ve büyüme değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca varılamamış, dolaylı vergilerin ise gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, enflasyon, işsizlik ve nüfus artış hızındaki artışın gelir dağılımını bozucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Maliye Politikası, Panel Veri Analizi, Gini Endeksi, OECD Ülkeleri
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirilmesi
"İnsan" faktörü iktisadi kararların analiz edilmesindeki en temel ve önemi yadsınamaz bir husustur. İnsanı tanımak ve anlamak, insanların iktisadi kararlar alırken ne tür motivasyonlar ile hareket ettiklerini ya da edebileceklerini öngörmek için iktisadın insana bakış açısının da buna göre düzenlemesi gereklidir. "Rasyonellik" açısından bakıldığında; bireylerin vergi ödemekten hoşlandıklarını iddia etmek güçtür, hatta rasyonellik ilkesine göre, mükellefler genellikle vergiyi hoş karşılamamakta bunun sonucunda da vergiye uyum açısından problemler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda varılan sonucun gerçekliği ne kadar doğru yansıttığı sorgulanmalıdır. Zira mükelleflerin diğer bütün konularda olduğu gibi vergiye olan tutumlarını belirleyen hususları yalnızca "rasyonalite" açısından incelemek ne kadar mümkün olabilir? Davranışsal iktisadi yaklaşıma göre mükelleflerin vergiye yaklaşımlarını belirleyen oldukça önemli faktörler vardır. Mükelleflerin vergiye karşı uyum ve dirençlerini analiz edebilmek açısından, davranışsal iktisat literatüründe yapılan çalışmalar, mükelleflerin vergiye uyumunun anlaşılmasında bilişsel yanlılıklarının, dolayısı ile sosyal ve psikolojik unsurların önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada kamu kesiminin, kamu gelirlerinde önemli bir paya sahip olan kurumlar vergisi gelirini elde etmek amacıyla uygulamış olduğu politikalar davranışsal çerçevede değerlendirilip, 2006 yılında kurumlar vergisine yönelik bir reform niteliğinde olan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu sonucunda uygulanan politikaların, mükelleflerin vergiye ve vergi erkine bakışını ne ölçüde biçimlendirdiği ve kurumlar vergisi gelirlerinin reformdan sonra ne ölçüde etkilediği incelenmeye çalışılacaktır.
The relationship between anti-corruption and economic development: The case of Banaadir Region Somalia
This study was carried out to examine the relationship between Anti-corruption practices and Economic development in the Banaadir region of Somalia. Especially, it sought to establish how Anti-corruption practices relate to economic development in the Banaadir region of Somalia. The study used the correlational research design to establish the relationship between Economic Development and Good Governance; Transparency Strategy; Social Integration variables. The methodology used was the quantitative method. Data were collected from respondents by use of a questionnaire. Census and stratified random sampling were used as sampling techniques to select 98 respondents out of the study population of 130 people. Pearson correlations analyses were used to establish the relationship among the study variables. The correlation revealed that good governance has a strong, positive, and statistically significant relationship with the Economic Development of the Banaadir region of Somalia (r. 0.614. sig value = 0.000 p-value at 0.05), the Transparency Strategy has a strong, positive, and statistically significant relationship with the economic development of the Banaadir region of Somalia (r. 0. 571. Sig value = 0.000 p-values at 0.05) and the Social Integration has a strong, positive and a statistically significant relationship with the economic development of the Banaadir region of Somalia (r= 0.685. sig value = 0.000 p-value at 0.05). All these findings are economic development perceptions of the surveyed people. The study recommends that Anti-corruption practices should be mitigated through good governance arrangements since this is what many scholars advocate for. Additionally, sustaining transparency when it comes to economic development eventually brings the smart way to develop terms of economic development of the Banaadir region of Somalia. The study recommends that Anti-corruption practices control more social integration arrangements and mutual interests in the society relating to the economic development of the Banaadir region of Somalia. Additionally, the study recommended promoting more and more social integration by building mutual contribution and demotivating all kinds of Anti-corruption practices. Key words: Anti-corruption, Economic Development, Good Governance, Transparency Strategy and Social Integration
Bütçe hakkı ve demokrasi: OECD ülkelerinden ampirik bulgular
Bütçe hakkı, kamu mali kararları olan gider ve gelirlerin belirlenmesinde halkın söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bütçe hakkının varlığı ve etkin işlemesi bir ülkedeki millet iradesinin kesin bir şekilde ifadesi olmaktadır. Demokrasi ise mali kararlarda dahil olmak üzere egemenliğin halka ait olduğu bir yönetim biçimidir. Tarihi süreçte bütçe hakkı geliştikçe demokrasiler de gelişme göstermiştir. Bütçe hakkı uzun yıllardır halk adına, halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanılmaktadır. Ancak temsili demokrasinin krizde olduğu dönemlerde bütçe hakkının kullanımı zedelenmektedir. Bu çalışma ilgili literatür ışığında demokrasi ve bütçe hakkının birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan süreçleri ifade ettiğini savunmaktadır. Demokratik değerlerin artması bütçe hakkının tesisini ve kullanımını kolaylaştırmaktadır. Bütçe hakkının kullanılamadığı bir ortamda demokrasi açığı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak bütçe hakkının nasıl geliştirilebileceği sorusuna demokrasi boyutunda cevap aranmaktadır. Demokrasinin öngördüğü temel ilkelerle bağlantılı olan ve bütçe hakkını güçlendiren şeffaflık, katılım ve hesap verebilirliğin hayata geçirilmesinin hem demokratik yapıyı güçlendirdiği hem bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığına dair kanıtlar sağlanmaktadır. Bu çalışmada, demokratik değerlerin bütçe hakkı üzerindeki etkisi ampirik bir analiz aracılığıyla incelenmiştir. OECD üyesi 19 ülkenin açık bütçe endeksi, demokrasi endeksi, politik istikrar endeksi, kişi başına gelir değişkenlerine ilişkin 2012-2021 dönemine ait verileri panel regresyon analizi aracılığıyla çözümlenmiştir. Ekonometrik analizler sonucunda bütçe şeffaflığı ile demokrasi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma konusu ve ana hipotezi ifade eden bütçe şeffaflığı ve demokrasi ilişkisinin desteklendiği görülmüştür. Daha demokratik ülkelerin daha fazla bütçe şeffaflığı sağladığı ve neticede bütçe hakkının kullanımını kolaylaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde çalışmada ele alınan diğer bağımsız değişkenler ile bütçe şeffaflığı arasında da pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiş ve bu faktörlerin de bütçe şeffaflığı sürecine katkı sağladığına dair kanıtlar elde edilmiştir.
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde çevreye duyarlı bütçeleme yaklaşımı
Küreselleşen dünyanın olumsuz bir sonucu olarak çevre sorunları karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunları en aza indirip en düşük hasarla sonraki nesillere aktarmak her toplumun görevidir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu kavram, elimizde bulunan kaynakların ihtiyacımız kadarını kullanıp gelecek nesillerin kullanımına engel olmayacak şekilde aktarılması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla çevreyi koruyarak ilerlememiz gerekmektedir. Bu da çevreci harcamaların ve çevreyi korumaya yönelik alınan önlemlerin arttırılmasını gerekli kılmaktadır. Karar alıcıların kamu bütçelerini hazırlarken çevreyi göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Çevre sorunlarıyla mücadelede devlet, elinde bulunan ekonomik olanakları düzenleyerek çevreye duyarlı bütçe anlayışını gündeme getirmektedir. Bu bütçe anlayışı çevre ile ilgili son durum hakkında bilgi veren bir rapor özelliği taşımaktadır. Bu rapor sayesinde harcamalar kaynak dağılımında etkinlik ilkesi gereğince daha doğru bir şekilde yapılmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile çevreye duyarlı bütçeleme anlayışı gelir ve gider dengesini sağlayarak çevreye daha duyarlı politikalarla gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada sürdürülebilir kalkınma kavramı üzerinde durulup bu kavram çerçevesinde belirlenen çevreci hedeflerden bahsedilmiştir. Karar alıcıların bütçe hazırlarken çevreye duyarlılık esasına göre aldıkları kararlar ve bu kararların uygulanış biçimleri ülkeler açısından karşılaştırılmalı bir şekilde ele alınmıştır.
Coğrafi tabanlı denetim teknikleri: Türkiye'de kamu dış denetiminde bir Cbs uygulaması
Coğrafi bilgi sistemleri, teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşme ile daha fazla kullanım alanı bulmuştur. Sınırlı süre içinde doğru ve güvenilir sonuçlar elde etmenin önem arz ettiği denetim sektörü, coğrafi bilgi sistemlerinin kullanım alanlarından biridir. Coğrafi bilgi sistemlerinin denetim sektöründe kullanılmaya başlanması 1990'lı yıllara dayanmaktadır. Coğrafi bilgi sistemlerinin denetimin planlama ve uygulama aşamasında kullanılması, taşınmaz denetimlerine ilişkin örnekleme yapılmasına imkân sağlayarak denetimin işgücü ve zaman maliyetleri ile fiziki olarak tüm taşınmazların yerinde denetlenmesi gereksinimini azaltacaktır. Bu tez, denetimin teknoloji ile gelişimini, coğrafi bilgi sistemlerinin denetimde kullanılmasının denetim süreçlerine etkisini mevcut literatür aracılığı ile analiz etmektedir. Bu çalışmada, yüksek denetim kurumlarının coğrafi bilgi sistemlerini kullandığı alanlar ve denetim teknikleri ile çalışmada geliştirilen denetim modeli uygulamasının sağladığı faydalar ortaya konulmaktadır.
Türkiye'de asgari geçim indirimi uygulaması ve gelirin yeniden dağılımı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, ücret kazancı elde edenler için Türk Vergi Sisteminde yapılan değişikliklerin gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Çalışmada, vergileme teorileri, ödeme gücü yaklaşımı ve asgari geçim indirimi kavramları teorik olarak açıklanmış ve Türkiye'deki uygulama örnekleri incelenmiştir. Çalışmada, 2008-2015 yılları arasındaki dönem TÜİK verileri ile değerlendirilmiştir. Türkiye'deki asgari geçim indirimi uygulamasının vergileme tarihini, uluslararası karşılaştırmalarını ve gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Çalışmada, Gini katsayısı ve fark analizi yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada, asgari geçim indiriminin vergi adaletini sağlamadaki rolü ve zorlukları tartışılmıştır. Sonuç olarak TÜİK GYK araştırması kapsamında hane bazında bağlı bulunan aile durumları detaylıca çalışma kapsamında değerlendirilerek ücret kazancı elde edenler için hesapladığımız AGİ neticesinde gelir dağılımında 2008 ve 2015 yıllarında gözle görülür bir iyileşme olduğu saptanmış, uygulamanın bu iyileştirmedeki etkisini artıracak öneriler sunulmuştur.
Yerel yönetimlerde akıllı şehir uygulamalarının mali açıdan değerlendirilmesi: Türkiye deneyimi
Dünya nüfusunun yarısından fazlası özellikle 21. yüzyılın başından itibaren şehirlerde yaşamakta ve şehirleşen nüfus her geçen gün daha da artmaktadır. Kentleşme olgusunun kazanmış olduğu ivme nedeniyle ulaşım, eğitim, sağlık, güvenlik ve altyapı gibi birçok kamusal mal ve hizmetin sunumunda sosyal ve mali problemlerle karşı karşıya kalan yerel yönetimler, bu zorluklara çözüm bulmak amacıyla giderek artan şekilde rekabetçi ve yenilikçi kentsel girişimlere yönelmektedir. Bu alanda geliştirilen ve literatürde sık kullanılan diğer kentsel girişimleri kapsayıcı olmasıyla ön plana çıkan akıllı şehir yaklaşımı, teknolojinin şehir ve toplum ihtiyaçlarına yönelik kullanılması vasıtasıyla şehirlerde meydana gelen kamusal hizmet sunumlarında karşılaşılan problemlerin etkin, ekonomik, verimli, şeffaf ve israfı önleyici yerel yönetim hizmetleri ile çözüleceğini öne sürmektedir. Kamu mal ve hizmetlerinin gerek yerel yönetimler gerek merkezi yönetimler tarafından ihtiyaçların önceliklendirilmesi yoluyla sunulması ihtiyacını temel alan akıllı şehir yaklaşımı, günümüzde tüm dünya ülkeleri ve Türkiye'deki birçok merkezi yönetim ve yerel yönetim idaresi tarafından yayımlanan strateji ve eylem planı gibi politika metinleriyle desteklenmektedir. Bu alandaki uygulama ve projeler hayata geçirilmeye devam etmekte ve dinamik bir sosyoekonomik süreci temsil etmektedir. Akıllı şehir uygulamalarının yüksek maliyetlere sahip olması nedeniyle yeterli bütçe kaynakları ile planlanması, faaliyete geçirilmesi ve idame ettirilmesi gerekliliğini ön plana çıkarmakta ve bu durum ülkemiz yerel yönetimlerinin harcama, gelir ve borç seviyelerini kapsayan mali yapıları kompozisyonlarının ve idari, siyasi ve mali açıdan yetkisel özerkliği için gerekli olan mali yerelleşme seviyesinin, ilgili sürece yerel idarelerin mali açıdan hazır olup olmadığının veya bu uygulamaların neden gerekli olduğunun değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Literatürde günümüze kadar özellikle şehir planlama, çevre mühendisliği ve kamu yönetimi gibi birçok alan tarafından değerlendirilmekte olan ancak mali eksene ilişkin sınırlı sayıda çalışmaya sahip olan akıllı şehir yaklaşımı, bu çalışma ile Türkiye'de akıllı şehircilik alanında ön plana çıkan yerel yönetim idarelerinin güncel istatistiksel veriler vasıtasıyla mali yerelleşme ve mali yapı seviyelerinin dikkate alınarak bu alandaki temel motivasyonlarının belirlenmesi açısından değerlendirme sunmaktadır.
Pandemik hastalıklarla mücadelede kamu politikaları ve etkinliği: Türkiye ve seçili ülkeler üzerinde bir inceleme
Sağlık hizmetleri kamusal niteliği ile hemen her dönem devletin en önemli hizmet alanlarından biri olmuştur. Özellikle koruyucu sağlık hizmetleri ve salgınla mücadele sağlık hizmetlerinin kamusal mal niteliğini ön plana çıkaran hizmet alanlarıdır. Bu kapsamda yoğun liberal iktisat politikalarının egemen olduğu ülkelerde bile devlet koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulması ve salgınla mücadele söz konusu olduğunda gerekli bütçe ve politikaları oluşturarak süreci doğrudan yönetmektedir. 2019 yılının aralık ayında Çin'de ortaya çıkan ve Dünya genelinde hızla yayılan Covid-19 salgını ile mücadelede Türkiye'nin ve seçili ülkelerin salgına karşı uyguladıkları kamu politikalarının değerlendirilmesi tezin konusudur. Bu kapsamda seçili ülkelerde ve Türkiye'de Covid-19 salgınıyla mücadelede uygulanan kamu politikaları ve bu politikaların sosyal ve ekonomik yapı üzerinde yarattığı etkiler incelenecektir. Nüfus hareketliliğinin arttığı günümüzde, pandemilerin bir ülkeden diğer ülkelere yayılması çok hızlanmıştır. Covid-19 salgını ilk olarak Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkmış, daha sonra kısa sürede diğer ülkelere yayılmıştır. Salgının riskleri konusunda yeterli öngörülerde bulunamayan bazı ülkeler ilgili tedbirler konusunda da hızlı adımlar atamamışlardır. Salgın ekonomik büyüme, işsizlik oranı, ihracat-ithalat gibi temel makroekonomik göstergeleri olumsuz yönde etkilemiştir. Salgının yayılmaya başlaması ile sosyal ve ekonomik boyutta tedbirler alınmaya başlanmış olsa da salgın kısa sürede tüm ülkelere yayılmıştır. Çin, Japonya ve Türkiye gibi kimi ülkeler kapsamlı kamu politikaları ve zamanında müdahaleler ile salgın sürecini daha başarılı yürütürken İspanya, İtalya, ABD ve İngiltere gibi kimi ülkeler gerek zayıf kamu sağlık sistemleri gerekse salgının önemsenmemesi ve geç müdahaleler nedeniyle salgınla mücadelede çok başarısız olmuşlardır. Salgının ekonomik yapı üzerinde yarattığı etkilerin büyüklüğünde ise ülkelerin aldıkları ekonomik tedbirlerin niteliği ve kapsamı doğrudan belirleyici olmuştur. Salgınla mücadelede daha yoğun kamusal destek ve teşvik mekanizmalarını devreye alan ülkelerde ekonomik kayıplar daha düşük düzeylerde olurken söz konusu destek ve teşvik konularında yeterli katkıyı sunamayan ülkelerde kişisel gelir kayıpları ve genel iktisadi yapıdaki bozulmalar çok daha kapsamlı ve uzun süreli olmuştur. Salgınla mücadelede devlet müdahalesinin bir zorunluluk olduğu hiç tartışmasız kabul gören bir durumdur. Esaslı tartışmalar söz konusu müdahalede politika araçlarının neler olması gerektiği, hangi politikanın hangi yoğunlukta kullanılacağı ve sürecin mali boyutunun nasıl yönetilebileceği üzerine yapılan tartışmalardır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Kamu Sağlık Politikası.
Kamu sağlık harcamalarının etkinliği: Türkiye ve OECD ülkeleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın konusu, Türkiye ve OECD ülkelerini ekonomik ve sosyal göstergelerle karşılaştırarak, kamu sağlık harcamalarının etkinliğini ortaya koymaktır. Çalışmada Veri Zarflama Analizi ile 2010-2021 dönemi Türkiye ve OECD ülkeleri kamu sağlık harcamaları etkinlik ölçümü ilgili dönem tüm yıllar için ayrı ayrı gerçekleştirilerek, ülkelerin kamu sağlık harcamalarının etkinliği ve etkinlik skorlarına etki eden değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda literatür incelemeleri sonucunda 4 girdi ve 7 çıktı değişkeni seçilerek, 35 OECD ülkesine ait sağlık verileri analize tabi tutulmuştur. Çalışmada hem ölçeğe göre sabit getiri varsayımına yönelik çıktı yönelimli CCR hem de ölçeğe göre değişken getiri varsayımına yönelik çıktı yönelimli BCC modellerine göre analiz sonuçları ortaya konulmuştur. Kamusal bir hizmet türü olan kamu sağlık harcamalarının kâr amacı gütmemesi ve çıktıların ön planda olması nedeniyle Veri Zarflama Analizinin ölçeğe göre sabit getiri varsayımına dayanan çıktı yönelimli CCR modeli esas alınmış ve en son yıl olarak incelenen 2021 yılı verileri analiz sonuçlarına göre etkin olmayan karar verme birimleri için referans kümeleri oluşturularak, potansiyel iyileştirme oranları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonucunda çıktı yönelimli CCR modeline göre 35 OECD ülkesinden 18'inin sağlık göstergeleri açısından etkin olduğu, diğer 17 ülkenin ise etkin olmadığı sonucuna varılmıştır. Etkin olmayan karar verme birimlerinin referans gruplarına uygun olarak etkinlik sağlamalarında hangi girdi ve çıktılarını ne oranda artırmaları ya da azaltmalarına ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Belediyelerin öz gelirlerinin mali özerklik bağlamında değerlendirilmesi: Fransa ve Türkiye örneği
Yerel yönetimlerin mali özerkliği, mahalli idareler teorisi ve uygulamaları alanındaki en önemli konulardan biridir. Yerel yönetimler merkezi idare dışında idareler arası hizmet bölüşümü kapsamında bazı kamu hizmetlerini yerine getirmektedir. Yerel yönetimler kendi yetki alanlarına giren hizmetleri yerine getirirken merkezi idarenin aktarmış olduğu gelirler dışında vergilere ve bu vergiler içinde yer alan öz gelirlere ihtiyaç duymaktadır. Yerel yönetimlerin sahip oldukları toplam gelirleri içerisinde öz gelirlerinin payının düşük ya da yüksek olması yerel yönetimlerin mali özerklik düzeyini belirlemede önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda çalışmanın konusunu Fransa ve Türkiye'de belediyelerin öz gelirlerinin mali özerklik açısından incelenmesi oluşturmaktadır. Hizmetlerin yerinden ve halka en yakın birimler tarafından yerine getirilmesi görüşünün yaygınlık kazanması yerel yönetimlerin önemini giderek artırmaktadır. Yerel yönetimler, kamusal mal ve hizmet sunumu ile kaynak kullanımında etkinliğin sağlanması, işlem maliyetlerinin azaltılması, kamu sektöründe üretilen mal ve hizmetlerin yerel halkın tercihlerine uygun bir şekilde üretilmesi gibi nedenlerden dolayı önem taşıyan birimler haline gelmişlerdir. Dolayısıyla Fransa ve Türkiye'de belediyelerin toplam vergi gelirleri içerisindeki öz gelirlerinin neler olduğunun açıklanması çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Diğer yandan Belediyelerin üstlenmiş oldukları hizmetleri yerine getirebilmesi yeterli gelir kaynaklarına sahip olabilmeleriyle mümkün olmaktadır. Söz konusu gelir kaynakları, genel bütçe vergi gelirlerinden aktarılan paylar, belediyelerin öz gelirleri, borçlanma gelirleri ve diğer gelirlerden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı belediyelerin güçlendirilmesi gerektiği yönündeki düşünce eğilimine paralel olarak, Fransa ve Türkiye'deki belediyelerin öz gelirler bağlamında mali özerklik düzeylerini ortaya koymaktır. Çalışmada betimsel analiz ve doküman taraması tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları, öz gelirlerin mali özerklik üzerinde önemli bir gösterge olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan Fransa'daki belediyelerin öz gelir ve mali özerklik bağlamında Türkiye'deki belediyelere göre daha özerk olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca Fransa'da belediyelerin mali özerkliğinin Türkiye'deki belediyelere göre daha yüksek düzeyde olmasının yanı sıra, Fransa'da bütçe şeffaflığı, demokrasi kültürü ve vatandaşın belediye hizmetlerinden memnuniyetinin de Türkiye'ye göre daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür.
Türkiye'de seçim ekonomilerinin makroekonomik değişkenler üzerindeki etkisi
Demokrasinin hâkim olduğu yönetim şekillerinde yöneticinin belirlenmesi, belirli şartları sağlayan seçmenlerin oy kullanma tercihleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla seçmenlerin oy kullanma davranışı ve bu doğrultudaki kararı, özellikle siyasi gelişmeler sonucunda belirlenebilmektedir. Aynı zamanda seçmenler oy kullanma sürecinde, siyasi gelişmeleri yakından takip ederek veya belli kişi/kişilerin siyasi tercihlerini dikkate alarak oylamaya katılabilmektedir. Politikacılar ise seçimlerden önce fırsatçı politikalar izleyerek, seçimlerde şansını arttırmayı tercih edebilmektedir. Bu doğrultuda politikacılar, seçim dönemlerinden önce birçok makroekonomik değişkenin etkileneceği faaliyetler yürütebilmektedir. Politikacılar seçim dönemlerinde özellikle ekonomik büyümeyi destekleyen, işsizliği azaltan faaliyetleri yürütmekte ve toplam talebin artmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye'de iktidarda bulunan partilerin seçim öncesi politik konjonktür teorilerine bağlı politikalar geliştirip geliştirmediği incelenmiştir. İnceleme yapılırken geleneksel fırsatçı politikalar teorisi çerçevesinde siyasetin ekonomiye müdahalesi dikkate alınmıştır. Çalışmada 1980-2019 dönemleri arasında gerçekleşen genel seçimlerin, Türkiye ekonomisinde politik konjonktürel dalgalanmalar teorisini destekleyen gelişmelere neden olup olmadığı yıllık veriler ile araştırılmıştır. Belirtilen teorinin tespit edilmesi için cari işlemler dengesi, bütçe dengesi, kamu personel giderleri ve transfer harcamaları değişkenleri kullanılmıştır. Genel seçimlerin yapıldığı yıllar ise kukla değişkenler ile belirtilmiştir. Nordhaus'un "geleneksel fırsatçı modeli" çerçevesinde Alesina, Cohen ve Roubini (1991)'nin çalışmalarında kullandığı otoregresif model ve Lee-Strazicich (2003) ile Meng, Lee ve Payne (2017) yapısal kırılmalı birim kök test modeli ile analiz yapılmıştır. Ayrıca her bir seçim döneminin ayrı ayrı incelenmesi için de farklı bir otoregresif model oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre, belirtilen dönemde gerçekleşen on bir genel seçimin incelenen değişkenler üzerinde etkili olduğu ve seçim ekonomisinin uygulandığına dair bilgilere ulaşılmıştır. Yapılan incelemelerde ekonomik koşullara, siyasi yapıya ve seçmen tercihlerine bağlı olarak seçim öncesinde uygulanan politikaların ve çalışmaların değişebileceği de ortaya çıkmıştır.
Sosyal devlet ve vergi adaleti açısından Türkiye'nin 2000 sonrası vergi yapısının seçilmiş AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak analizi
Bu çalışmanın konusu, sosyal devlet ve vergi adaleti açısından Türkiye ile Avrupa Birliği üye ülkelerinden olan Almanya ve Fransa'nın vergi sistemlerinin 2000-2023 dönemi için incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışma ile Türkiye, Almanya ve Fransa'nın vergi yapılarının ve vergi oranlarının gelir dağılımı ile toplumsal refah üzerindeki etkilerinin ve bu sistemlerin sosyal devlet anlayışı ile ne ölçüde uyumlu olduğunun araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada örneklem olarak Almanya ve Fransa'nın seçilmesinin nedeni; Avrupa Birliği ülkeleri arasında bu ülkelerin sosyal devlet anlayışına göre politikalarını yürütmesi ile maliye politikalarında vergi adaletinin sağlanmasına önemli yer vermesidir. Çalışma ile Türkiye'de toplam vergi gelirlerinin içerisinde dolaylı vergilerin payının dolaysız vergilerden daha fazla olduğu görülürken, Almanya ve Fransa'da toplam vergi gelirlerinin içerisinde dolaylı vergilerin payının dolaysız vergilerden daha düşük oranlara sahip olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Türkiye'nin vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin ağırlığının görece fazla olması Türkiye'de vergi yükünün adaletli dağılımını engellediği, Almanya ve Fransa'da ise vergi yükünün adaletli dağılım gösterdiği anlaşılmıştır. Ayrıca gelir dağılımında adaletin sağlanıp sağlanmadığını gösteren en önemli gösterge olan Gini katsayısı ile P80-P20 oranlarına bakıldığında da Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliğinin Almanya ve Fransa'ya göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Sosyal Devlet, Vergi Yapısı, Vergi Adaleti, Gelir Dağılımı
Vatandaş bütçenin vatandaşların bütçe bilinci üzerindeki etkisi: İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa illeri üzerine bir inceleme
Vatandaş bütçe, karmaşık ve teknik olan ulusal bütçe belgelerini açık, anlaşılır ve sade bir şekilde vatandaşların anlayabileceği formatta sunmayı amaçlayan bir belgedir. Bu belgede infografikler ve görseller kullanılarak, bütçenin kilit unsurlarının vatandaşlara net ve erişilebilir bir şekilde aktarılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla vatandaş bütçe, yasalaşmış ulusal bütçeyi ve bütçe sürecinin diğer aşamalarını kapsayan ve hükümetin şeffaflık ile hesap verilebilirliğini artırmayı amaçlayan bir mekanizmadır. Ayrıca vatandaş bütçe ulusal bütçe belgesinin alternatifi değil, vatandaşların bütçe belgelerini ve bütçe sürecini daha iyi anlamasını sağlamak için siyasal iktidarlar ve politika yapıcılar tarafından hazırlanan bir ek belgedir. Bu çerçevede bu çalışmanın konusu vatandaş bütçenin vatandaşların bütçe bilinci üzerindeki etkisini İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa illeri özelinde incelemektir. Çalışmanın nihai amacı ise İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yaşayan vatandaşların devlet bütçesine yönelik bilinç düzeyinin mevcut durumunu ve bütçe bilincini etkileyen faktörleri analiz etmektir. Çalışmada İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yaşayan 18 yaş üstü 456 vatandaşa anket uygulanmıştır. Çalışmada İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa'da yaşayan vatandaşların bütçe bilinç düzeyinin düşük seviyede olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Bütçe, Bütçe Hakkı, Bütçe Bilinci, Vatandaş Bütçe
Vergi cezalarında vergi yargısı uygulama esasları: Türkiye ve Almanya karşılaştırması
Bu çalışma Türk- Alman vergi yargı sistemlerini yapısal yönünden karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında Türk ve Alman vergi yargısı sistemleri ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışmada betimsel analiz yöntemi ile belgesel kaynak yöntemi kullanılmıştır. Yapılan araştırmada Türk ve Alman vergi yargısı sisteminin benzerlik ve farklılıklarına değinilmiştir. Çalışma konu başlığından ayrılmadan, vergi sistemine özgü bazı özellik arz eden kavramların açıklanmasına da çalışmamızda kısaca değinilmiştir. Çalışmada vergi suçları kavramları Vergi Usul Kanununu çerçevesinde açıklanarak, vergilendirme işlemlerinde yaşanabilecek uyuşmazlıklar açıklanmıştır. Türk ve Alman vergi yargısı yapıları, işleyişi ve karar mekanizmaları açıklanmıştır. Vergi yargısı sisteminde etkinliği azaltacak nedenler ile vergi suç ve cezaları ile ilgili Türk ve Alman vergi yargısı uygulamalarında benzer ve farklılık arz eden uygulamalar açıklanmıştır. Türkiye'de ve Almanya'da vergi suç ve cezalarının genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Vergi yargısı uygulamasında etkinlik ve verimlilik sağlayacak uygulamalar önerilmiştir.
Borçların sürdürülebilirliği ve çok borçluluk ölçütleri açısından Türkiye'de 2000 sonrası dış borçların incelenmesi
Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde temel sorunların başında tasarruf ve kronikleşen bütçe açıkları gelmektedir. Türkiye'de gelişmekte olan bu ülkelerden biri olmakla birlikte, Türkiye'de hem tasarruf eksikliği hem de kronikleşen bütçe açıkları mevcuttur. Genel olarak bütçe açıklarını kapatmak ve ekonomik büyümeye katkı sağlayacak yatırımların gerçekleşmesi için finansal kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. İhtiyaç duyulan finansal kaynaklar ya vergi oranlarının artırılması ya da borçlanma yoluyla temin edilmektedir. Hükümetler kendilerine avantaj sağladığı için genellikle vergi gelirlerini artırmaktansa dış borçlanmaya başvurmayı tercih etmektedirler. Hükümetler ağırlıklı olarak vergi yerine borçlanma aracına başvurduğundan dolayı ülkelerin borçluluk düzeyi gün geçtikçe artmakta ve riskli hale gelmeye başlamaktadır. Bundan dolayı günümüzde çok borçluluk ve borçların sürdürebilirliği konusu önem kazanmaktadır. IMF ve Dünya bankası bir ülkenin çok borçlu olup olmadığını Toplam Dış Borç Stoku/GSYH, Toplam Dış Borç Stoku/İhracat, Toplam Dış Borç Servisi/İhracat ve son olarak Toplam Dış Borç Faiz Servisi/İhracat rasyolarına bakarak değerlendirmektedir. Bu dört göstergenin üçü belirtilen eşik değeri geçmesi durumunda ülke çok borçlu ülke kategorisine alınmaktadır. Çok borçlu ülke kategorisine giren ülkeler uluslararası kurumlardan/kuruşlardan borçlanma konusunda sorun yaşamakta veya borçlanamamaktadır. Ayrıca kredibilitesi düşük olduğu için borçlanma maliyetleri diğer ülkelere göre yüksek olmaktadır. Çalışma, IMF ve Dünya Bankası tarafından kabul edilen çok borçluluk göstergeleri açısından Türkiye'nin 2000-2022 yıları arasındaki dış borçlarının sürdürebilirliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin 2000-2022 yıllarına ait dış borçlarının, çok borçluluk kriterleri açısından incelendiği bu çalışmada, Türkiye'nin ağır orta derecede borçlu bir ülke olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda ihracat gelirlerindeki artışlar sayesinde Türkiye'de dış borçların sürdürülebilir olacağı kanısı ağırlık kazanmaktadır. Bundan dolayı dış borçların sürdürebilir olması için tasarruflar artırılmalı ve dış borçlanma kısılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Dış Borçlar, Dış Borçların Sürdürebilirliği, Çok Borçluluk
Tarım sektöründe toplam faktör verimliliği (TFV) ve kamu politikaları: Türkiye ve Hollanda'nın Malmquıst TFV endeksi ile karşılaştırmalı analizi (1961–2021)
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Hollanda tarım sektörlerinin 1961-2021 dönemi toplam faktör verimliliğini (TFV) Malmquist TFV Endeksi ile analiz etmek ve kamu politikalarının TFV üzerindeki uzun dönem etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada, Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemiyle, sabit (CRS) ve değişken getiri ölçeği (VRS) varsayımları altında, girdi ve çıktı odaklı yaklaşımlarla, teknik etkinlik değişimi (TC), teknolojik değişim (TC) ve kümülatif değişimi ölçen Malmquist Toplam Faktör Verimliliği (MTFV) Endeksi hesaplanmıştır. Analizlerde kullanılan 1961-2021 dönemi tarımsal üretim, arazi, işgücü ve sermaye verileri ABD Tarım Bakanlığı'ndan (USDA-ERS) elde edilmiştir. Türkiye ve Hollanda'nın TEC, TC ve MTFV endeks değerlerine ilişkin bulgular, iki ülkenin tarım sektörlerindeki yapısal değişimin nasıl farklılaştığını göstermektedir. Hollanda, hem girdi ve hem de çıktı odaklı CRS ve VRS ölçümlerinde TEC açısından Türkiye'den daha iyi performans sergilemiştir. Hollanda'nın TEC değerleri genellikle 1'in üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durum, Hollanda'nın TEC değerini artırarak tarımsal üretimini sürdürdüğünü göstermektedir. Türkiye ise, girdi odaklı CRS ölçümünde TEC (0,991) değerinde hafif bir kayıp yaşamış, ancak çıktı odaklı analizde olumlu bir gelişme (TEC 1,011) göstermiştir. TC açısından Hollanda'nın hem girdi ve hem de çıktı odaklı değerleri de Türkiye'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Hollanda'nın girdi odaklı TC değeri 1,017 iken Türkiye'nin girdi odaklı TC değeri 1,007'dir. Bu fark, Hollanda'nın teknolojik yenilikleri daha hızlı benimsediğine işaret etmektedir. Türkiye, 1'e yakın olarak bulunan TC değerleriyle teknolojik gelişim sağlasa da, bu artışın Hollanda'ya kıyasla daha sınırlı olduğu görülmektedir. MTFV endeksi açısından da Hollanda'nın değerleri, Türkiye'ye kıyasla genellikle daha yüksektir. Bu durum, Hollanda'nın hem TEC, hem de TC değişimi açısından daha sürdürülebilir bir performans sergilediğini ortaya koymaktadır. Türkiye ise MTFV endeksinde özellikle çıktı odaklı nispi bir iyileşme göstermiş (1,004), ancak genel anlamda Hollanda kadar iyi bir performans sergileyememiştir. Kümülatif MTFV analizleri, Hollanda'da sürekli verimlilik artışını, Türkiye'de ise istikrarsız ve sınırlı gelişmeler yaşandığını göstermektedir. Parçalı arazi yapısı, küçük ölçekli aile işletmeleri, düşük Ar-Ge yatırımları, yetersiz tarımsal eğitim, yenilikçi teknolojilere sınırlı adaptasyon ve istikrarsız politikalar gibi yapısal sorunlar, Türkiye'nin TFV büyümesini kısıtlamaktadır. Türkiye'nin sübvansiyon odaklı kamu politikaları, dönemsel TFV artışlarına yol açsa da, istikrarlı bir artış sağlanamamıştır. Hollanda'nın TFV artışı, Ar-Ge odaklı politikalar, hassas tarım teknolojileri, OTP reformları, kurumsallaşma ve etkin tarım eğitimi modeline dayanmaktadır. Uzun dönemi kapsayan analizlerle literatürdeki önemli bir boşluğu dolduran bu çalışma, stratejik politika önerileri geliştirmek için bilimsel bir perspektif sunmaktadır.
Kamu ekonomisi açısından sağlık sektöründe kamu özel sektör ortaklıklarına bakış: Uşak ili araştırması
Kamusal nitelikli mal ve hizmetler, özelliğine bağlı olarak, kamu ekonomisi ve/veya özel sektör tarafından topluma sunulmaktadır. Özel sektör, kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin üretilip topluma sunulmasında tek başına tedarikçi olarak görev alırken, bazı mal ve hizmetlerin topluma sunumunda ise kamu ekonomisi birimleri ile işbirliği içinde görev alabilmektedir. Kamusal nitelikli hizmetlerin, kamu ve özel sektör işbirliği biçiminde, sunumu konusunda standart uygulama örnekleri geliştirilememiş olduğu görülmektedir. Kamu yararı, kamu hizmeti ve kamu hizmetinin hangi yöntemlerle, özel sektörle işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiği gibi konuların net bir şekilde anayasal ve yasal olarak belirlenmemiş olması bu sonucun doğmasında etkili olmaktadır. Kamu özel sektör işbirliğinin sağlanması ile ilgili olarak; proje seçiminden, uygulamasından ve verilen garantilerden kaynaklanan sorunların varlığı gibi çeşitli hukuki, iktisadi ve idari sebeplerle Türkiye'de de kamu özel sektör işbirliği istikrarlı bir şekilde kurulamamıştır. Zamanla kamu hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak artması kamu finansman gereksinimini artırmış ve mevcut kaynakların etkin kullanımının sağlanamaması nedeniyle kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin sunumunda alternatif modellerin geliştirilerek uygulanmasının zorunluluğu artmıştır. Bu gerekliliğe bağlı olarak toplumun refah düzeyinin yükseltilmesi ve mevcut kaynakların etkin biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla Türkiye'de kamu özel sektör ortaklık modellerinin geliştirilip uygulanması tercih edilmiştir. Bu çerçevede, 2000'li yıllardan günümüze, ulaştırma ve sağlık sektörü başta olmak üzere değişik kamu özel sektör işbirliği modelleri geliştirilerek uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmada, kamu özel sektör işbirliği modellerinin çalışma esasları ortaya koyularak, sağlık sektörü özelinde kamu özel sektörü işbirliğinin toplum tarafından nasıl algılandığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, kamusal mal ve hizmetlerin özellikleri ile üretim ve sunumuna ilişkin açıklamalar yapılarak, kamu özel sektör işbirliğinin sağlanabileceği alanlar ve modeller ülke örneklerinden hareketle ortaya koyulmuştur. Akabinde ise sağlık sektörü özelinde kullanılan kamu özel sektör işbirliğine toplumun bakışı Uşak İli örneği üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Kamu özel sektör ortaklıklarına ilişkin algının belirlenmesinde anket yönteminden faydalanılmıştır. Sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetlerinden yararlananlara uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar SPSS 18 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir.
Vergi mükelleflerinin vergi suç ve cezaları ile temel vergilendirme ilkelerine bakış açısının analizi: Afyonkarahisar örneği
Mükellefin vergiye gönüllü ve cebri uyumunu sağlayacak mekanizmaların mali sistem içine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede mükelleflerin vergiye cebri uyumunu sağlayacak ve gönüllü uyuma yönlendirecek ceza uygulamalarından yararlanılmaktadır. Çalışmada, vergi cezalarının veriye karşı gelişen direncin neden olduğu olumsuzlukların giderilmesinde etkinliği araştırılmıştır. SPSS 19.0 analiz programı kullanılarak verilerin daha sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına önem verilmiştir. Afyonkarahisar ili ve ilçelerinde uygulanan anket çalışması toplamda 41 sorudan oluşmaktadır. Bunlardan 13'ü mükellefleri tanımaya yönelik demografik sorulardan oluşurken, 28'i ise verginin cezalarının ağırlığı, vergi ceza ve uygulamalarının eşitliği, kanunların boşluğu ve anlaşılabilirliği, vergi aflarına bakış açıları ve vergi suçlarına karşı verilen cezaların caydırıcılığı konusundaki düşüncelerine başvurulmuştur. Elde edilen verilere göre mükelleflerden vergi kanunlarında boşluk olduğunu % 54 oranında düşünürken, vergi uygulamalarının eşit uygulandığını düşünenler % 30 şeklinde gerçekleşmiştir. Aynı zamanda vergi afları konusunda ise % 72 oranında kriz dönemlerinde afların kullanılması gerektiğini ve zamanında vergi ödeyenlere bir haksızlık olduğunu sadece vergi ödemeyenlere kolaylık sağladığını dile getirmişlerdir. Vergi cezalarının caydırıcı olduğunu düşünenler ise % 81 civarında olurken aynı oranda da vergi tahsilâtında da cezaların kullanılması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Suçu, Vergi Cezası, Vergi Tahsilâtı, Vergi Ceza Hukuku, Vergi Cezalarının Caydırıcılığı, Tahsilât, Ceza, Suç, Verginin Unsurları, Vergileme Süreci, Verginin İlkeleri Bu tez Uşak Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi tarafından 2013/TP012 numaralı yüksek lisans tez projesi olarak desteklenmiştir
Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi ve anayasal vergileme ilkeleri açısından analizi
Türk vergi hukukunda vergilendirme süreci içerisinde mükellef ile idare arasında çeşitli nedenlerden dolayı uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için idari ve yargısal yöntemler kullanılmaktadır. Bunların içerisinde uzlaşma müessesesinin yeri çok önemlidir. Devlet, sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak için vergi toplarken, mükellef ile idare arasında yaşanan sorunları barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını istemektedir. Vergileme sürecinde yaşanan anlaşmazlıkların idari aşamada çözüm yolu olarak kullanılan uzlaşma mekanizması barışçıl çözüm yollarından biridir. Bu çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci ve bu sürece etki eden unsurlar incelenmiştir. İkinci bölümde, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'deki uzlaşma mekanizmasının tarihsel gelişimi ve uygulama sonuçlarının sayısal ve Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'de vergi adaletini sağlamada ödeme gücünü kavrama uygulamalarının etkinliği: Aydın ili özelinde amprik araştırma
Devlet, bir toplumda yaşayan insanların kolektif ihtiyaçlarını sağlamak için oluşturulmuş en büyük organizasyon olarak adlandırılmaktadır. Tam kamusal mal ve hizmetler nitelikleri dolayısıyla kamu ekonomisi çerçevesinde sunulmaktadır. Özel sektör, mal ve hizmetlerin nasıl sunulacağını piyasanın belirlediği arz ve talep dengesi içerisinde belirler. Kamusal mallar ise siyasi karar alıcılar tarafından bütçe kısıtı dahilinde sunulabilmektedir. Devletin kamusal hizmetleri yerine getirebilmesi için de temel gereksinim duyduğu kaynak vergilerdir. Vergiler salt olarak kamusal kaynak olmasının haricinde ekonomik istikrarın sağlanması ve sosyal hayatı düzenleyici bir etken olarak görülmektedir. Özel ekonomiden, kamu ekonomisine gelir aktarımı olan vergileme sürecinde asıl önemli olan verginin kimlerden ve hangi faktörlere göre toplanacağıdır. Vergi yükünün mükellefler tarafından karşılanması temel olarak "fayda prensibi" ve "ödeme gücü prensibi" olarak iki kriter üzerinden incelenmektedir. Fayda prensibi, vergiyi piyasa sistemine benzetmektedir. Fayda prensibine göre mükellef ile devlet arasındaki ilişki, "bir şeyin kendisine eşit olan başka bir şeyle değiştirilmesi" esasına dayanmaktadır. Mükellef kamusal malların karşılığını o mala atfettiği değer kadar ödeyecektir. Fayda prensibine göre daha eski ve kapsamlı olan ödeme gücü, vergiyi kişinin kendisi ve ailesini geçindirebilecek seviyenin üstündeki miktar olarak değerlendirmektedir. Vergilemenin, mükelleflerin ödeyebilme gücü ile orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Ödeme gücünün nasıl belirleneceği hususunda da; gelir, harcama ve servet faktörleri üzerinde durulmuştur. Fayda prensibine nazaran verginin tabana yayıldığı ödeme gücü prensibi vergi sistemimiz tarafından da uygulanmaktadır. Vergi adaletine yatkın olan ödeme gücü yaklaşımının göstergelerinin; gelir, harcama ve servet olmasının yanında vergi ödeme gücüne ulaşmada yararlanılan araçlar arasında; en az geçim düzeyi, ayırma ilkesi, muafiyet, istisna ve indirim son olarak da tarife yapısı yer almaktadır. Çalışmada, vergilemede adaletin sağlanmasında ödeme gücünü belirleyen faktörlerin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, fayda ve ödeme gücü prensipleri açıklanarak, vergi ödeme gücü araçlarının kullanımı etkinliğinin belirlenmesinde anket yönteminden faydalanılmıştır. Toplumun birçok kesimini içerisine alan mükelleflere uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar SPSS 23 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergilemede Adalet, Fayda Yaklaşımı, Ödeme Gücü Yaklaşımı, Mali Güç.
Katılımcı bütçe ve mali yerelleşme ilişkisi: Uşak ili örneği
Küreselleşme olgusunun tüm dünyaya yayılmasıyla başlayan değişimler, yönetim alanındaki değişimleri de beraberinde getirmiştir. Küreselleşme ile ülkeler arasında kalkan sınırlar gibi yönetim ve halk arasındaki bürokrasi duvarlarının da kalktığı görülmektedir. Yönetim anlayışındaki bu değişimler bütçe süreçlerine de yansımış ve katılımcı bütçeleme anlayışı ortaya çıkmıştır. Katılımcı bütçeleme, halkın karar alma süreçlerine katılarak harcama önceliklerini belirlemesine imkân vermektedir. Katılım, şeffaflık, hesap verilebilirlik, yönetişim ve demokrasi gibi pek çok kavramı bünyesinde barındıran katılımcı bütçeleme, yerel yönetimlerde uygulama alanı bulmuştur. Böylece 1980'lı yıllardan bu yana yasal düzenlemelere ve uluslararası sözleşmelere konu olan yerelleşme katılımcı bütçeleme anlayışıyla daha mümkün hale gelmiştir. Çalışmanın amacı katılımcı bütçeleme ve mali yerelleşme arasındaki ilişkiyi olumlu ve olumsuz yönleriyle ele almaktadır. Katılımcı bütçeleme ile mali yerelleşme arasındaki etkileşim kapsamında, Uşak İli yerel yönetim birimlerinin katılımcılık faaliyetleri ve pilot uygulamalardan Uşak İl Özel İdaresi katılımcı bütçe uygulamasının mali yerelleşme üzerine etkileri tasviri analiz yöntemiyle değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonucunda katılımcı bütçelemenin mali yerelleşmeyle pozitif yönlü ilişkisi olduğu ve katılımcı bütçelemenin yerel yönetimlerde mali yerelleşme için uygun alt yapıyı hazırladığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Kamu satın alımlarında doğrudan temin uygulamaları ve kanuna aykırı davranışlar kapsamında değerlendirilmesi
Kamu alımlarını düzenleyen Kamu İhale Mevzuatı ve ikincil düzenlemelerle korunmaya çalışılan ilke, kamu faaliyetlerinin kamu yararı adına sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Bu doğrultuda yapılan değişikliklerden birisi de doğrudan teminin ihale usullerinden çıkarılmasıyla sağlanmıştır. Böylece ihale sürecinin katı hükümleri ve bürokrasinin hantallığı aşılarak ihtiyaçların daha kolay yöntemlerle karşılanmasına çalışılmaktadır. Zira belli şartların sağlandığı durumlarda kamu yararının, ihale usulü ile değil doğrudan temin usulü ile tesis edileceği öngörüsünden hareket edilmiştir. Ancak doğrudan temin sürecinde sağlanan bu kolaylıklar, iyi niyetlerle yürürlüğe konulmasına rağmen harcama sürecinde rol alan yetkililerin tutumlarına yansıyarak kamu aleyhine yaşanabilecek birçok riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu amaçla çalışmada, doğrudan temin alımlarında kamu görevlilerine verilen yetkiler çerçevesinde kanuna aykırılığın ortaya çıkmasını sağlayacak uygulamalar inceleme kapsamına alınarak, sürecin riskleri değerlendirilmiş, elde edilen bulgularla doğrudan temin sürecinin asıl amacına uygun, verimli ve etkin bir biçimde kullanılmasına yönelik somut öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Araştırma sürecinde inceleme kapsamına aldığımız birimin son bir yıl içerisinde gerçekleştirdiği doğrudan temin alımları mevzuat ve literatürle birlikte geniş bir yelpazede incelenmeye çalışılmaktadır. Buradan çıkarılan sonuca göre kamu yararının sağlanabilmesi adına, doğrudan temin sürecinde feda edilen ilkeler ve idarelere tanınan takdir yetkileri, birçok kanuna aykırılığı oluştursa da bunlardan en belirgini denetim mekanizmasının etkin işlemesini engelleyerek alımlarda yer alan görevlilerin tutumlarını olumsuz yönde etkilediği ve kanuna aykırı davranışlarla kamu zararını ortaya çıkardığıdır. Bu davranışların önlenmesi adına gelişen teknolojiye paralel mevzuatta yapılacak düzenlemelerle, idarelerin takdir yetkisini kullanmalarını azaltıcı önlemlerin faaliyete geçirilmesi sağlanarak; saydamlığın, hesap verilebilirliğin ve denetimin etkin işletilmesine katkı sağlanacağı görüşü üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kamu Alımları, Kamu İhale Sistemi, Doğrudan Temin Usulü.
Vergilerin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma ülkelerin gerçekleştirmek istedikleri amaçlardır. Ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma kavramları birbirleri ile karıştırılmakta veya aynı anlamda kullanıldıkları görülmektedir. Ancak, ekonomik büyüme milli gelir artışını ifade ederken; ekonomik kalkınma milli gelir artışının yanında sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeyi ifade eder. Ekonomik kalkınmayı büyük anlamda gerçekleştirmiş olan gelişmiş ülkeler ekonomik büyüme ile ilgilenirken, gelişmekte olan ülkeler ise ekonomik kalkınmaya daha çok önem vermektedirler. Ekonomik kalkınma sürecinde gelişmekte olan ülkeler çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu sorunların başında şüphesiz ekonomik kalkınmanın finansmanı konusu gelmektedir. Ekonomik kalkınmanın finansmanı yurtiçi kaynaklar ve yurtdışı kaynaklar olmak üzere çeşitli şekillerde sağlanabilmektedir. Yurtiçi kaynaklar içinde ekonomik kalkınmanın en büyük finansman kaynağını şüphesiz vergiler oluşturmaktadır. Bir maliye politikası aracı olarak vergilerin birincil amacı, kamu harcamalarının finansmanını sağlamaktır. Mali amacı olan gelir sağlamanın yanında, değişen ve gelişen dünya şartları karşısında vergilere çeşitli amaçlar yüklenmiştir. Sosyal ve ekonomik olarak ifade edebileceğimiz bu amaçlar içinde, ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada panel veri analizi kullanılarak 2003-2015 döneminde 11 Avrupa Birliği ülkesinde (geçiş ekonomileri) ve Türkiye'de dolaylı, dolaysız vergiler ile doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik kalkınma göstergesi olarak alınan kişi başına düşen gelir üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, bağımlı değişken kişi başına düşen gelir ile bağımsız değişken dolaysız vergiler ve kontrol değişkeni doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Diğer bağımsız değişken olan dolaylı vergiler ile kişi başına düşen gelir arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergiler, Ekonomik Kalkınma, Avrupa Birliği, Geçiş Ekonomileri, Panel Veri Analizi
Makro-ekonomik ve sosyal yönleriyle zekât müessesesi: Türkiye için Malezya modeli örneği
Zekat, İslam'ın en önemli şartlarından biridir. Dini bir yükümlülük olan zekatın sosyal ve ekonomik etkileri de bulunmaktadır. Türkiye'de kurumsallaşmış bir zekat sisteminin olmayışı, zekatın sosyal ve ekonomik etkilerinin ölçülmesini de zorlaştırmaktadır. Son yıllarda bazı ülkelerde zekatın kurumsallaşması için bir takım çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bu ülkelerin başında Malezya gelmektedir. Bu tez çalışması Malezya zekât sisteminin Türkiye'de uygulanabilirliğini konu edinmektedir. Tezin temel amacı, Malezya zekat sistemini incelemek ve Türkiye için normatif önerilerde bulunmaktır. Malezya'da yaşayan zekât mükelleflerinin Malezya zekât sistemi konusunda algı ve memnuniyet durumlarının ölçülmesi ve Türkiye'de uygulanacak en uygun zekât modelinin ortaya konabilmesi bu çalışmanın en önemli çıktılarındandır. Araştırmada; belge tarama, derinlemesine görüşme ve anket tekniğinin birlikte kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Malezya'da federal bölgede zekat toplamakla yetkilendirilmiş Pusat Pungutan Zakat (PPZ) isimli şirketin yöneticileri ile yüz yüze görüşülmüştür. Ayrıca Kuala Lumpur, Selangor ve Terengganu eyaletlerinde yaşayan zekat mükelleflerine anket formu dağıtılmıştır. Malezya zekat sisteminin; kamu modeli, yarı kamu modeli ve özel modelden oluştuğu görülmüşütür. Malezya'da ankete katılan zekat mükelleflerinin mevcut zekat sistemden genel olarak memnun oldukları tespit edilmiştir. Yarı kamu modelinin Türkiye için daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Birleşmiş Milletler'de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin değerlendirilmesi
Cinsiyet eşitliğini sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla hükümetler politikalarının tamamına cinsiyet eşitliğini yaymaya çalışmaktadır. Bu kapsamda kadın haklarını korumak, ekonomi, politika ve sosyal hayatta kadınların daha aktif olmasını sağlamak amacıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm politikalara yayılması hedeflenmektedir. Bu durum, kamu politikalarının her alanına cinsiyet eşitliğinin uygulanmasını ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliklerden kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu bütçeleme sistemi kadınlar için ayrı bir bütçe yapmak anlamına gelmemektedir. Mevcut ulusal ve yerel bütçe sistemine, cinsiyet perspektifinden bakmayı, kadın ve erkeklerin ihtiyaçları doğrultusunda bütçe hazırlamayı gerekli kılmaktadır. Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri, politika süreçleri ve cinsiyet eşitliği seviyeleri, uygulanan cinsiyete duyarlı bütçelemede farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır. Çalışmanın amacı; cinsiyete duyarlı bütçelemenin, cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönündeki katkılarını ortaya koymaktır. Bu kapsamda cinsiyete duyarlı bütçelemeyi destekleyen uluslararası kuruluşlardan Birleşmiş Milletler; mevcut uygulamaları, sağlandığı finansal ve teknik destekler ile öncelikli öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler uygulamaları çerçevesinde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin, ülkelerin cinsiyet eşitliği seviyelerine göre farklılaşan oranlarda katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bütçeleme, Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme.
Bankacılık sektörünün gelişiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Finansal sistem içerisinde önemli bir yere sahip olan bankacılık sektörünün dinamik bir sektör olması ve ekonomik büyümenin tüm ülkeler için önem arz etmesi bankaları, modern ekonomilerin vazgeçilmezi haline getirmiştir. Bankalar toplamış oldukları tasarrufları verimli yatırımlara kanalize ederek ekonomik büyümenin itici konumundadır. Bu tez çalışmasında 1960-2017 dönemlerinde Türkiye'de bankacılık sektöründeki gelişim ve doğrudan yabancı sermaye girişleri ile ekonomik büyüme arasındaki uzun dönemli ilişki ve nedensellik incelenmiştir. Çalışmada ilk olarak değişkenlerin durağanlıklarını tespit etmek amacıyla tek kırılmaya izin veren Zivot-Andrews (1992) birim kök testi, ardından ARDL yaklaşımına dayalı eşbütünleşme testi yapılmıştır. Son olarak Toda ve Yamamoto (1995) nedensellik testi yöntemi kullanılarak nedensellik testi yapılmıştır. ARDL test sonuçlarına göre hem bankacılık sektörünün hem de DYSY girişlerinin uzun dönemde ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Toda Yamamoto test sonuçlarına göre bankacılık sektörünün gelişiminden ekonomik büyümeye doğru ve ekonomik büyümeden DYSY girişlerine doğru tek yönlü nedensellik olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Sektörü, Ekonomik Büyüme, Doğrudan Yabancı Sermaye Girişleri
Türk Vergi Hukuku kapsamında haciz ve elektronik haciz uygulaması ve değerlendirilmesi
Elektronik Devlet anlayışının gereği olarak kamu hizmetleri alanının genişlemesi, vatandaş memnuniyetinin sağlanması yanında daha kolay ve tasarruflu vergi tahsilâtı yapılabilmesi için Elektronik Devlet uygulamalarından yararlanarak kamu gelirlerinin arttırılması amaçlanmaktadır. Türk vergi siteminde kamu alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde izlenmektedir. Kamu alacaklarının vadesinde ödenmemesinden dolayı alacaklı olan kamu idaresi cebren tahsil yöntemleriyle kamu borçlusunu takibe almaktadır. Bu takip yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olan haciz uygulaması ile kamu borçlusunun mal, alacak ve haklarına el konularak kamu alacağının tahsil edilmesi yoluna gidilmektedir. Bahsi geçen el koyma işlemi fiilen yapılabildiği gibi elektronik ortamda da yapılabilmektedir. Bu uygulama ile amaçlanan; tahsilatın en kısa sürede yapılması ve kamu borçlusu ile alacaklı kamu idaresi arasında menfaat dengesinin sağlanmasıdır. Ancak bu uygulamayı kullanırken mevzuat hükümlerine ve mülkiyet hakkına azami dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kamu alacağı ve vergi alacağı kavramları ve bu alacakların temerrüde düşmüş olanlarının haciz uygulamaları ile takibinin ve tahsilâtının yapılması konusu üzerinde durulmuştur. Ayrıca haciz işlemlerinin uygulama süreçleri, bu süreç içerisinde taraflar arasında yaşanan ve yaşanması muhtemel olan sorunların tespiti ve çözümü noktasında getirilen çözüm önerileri çerçevesinde haciz ve elektronik haciz uygulanmasıyla ilgili etkinliği arttıracak önerilere de yer verilmiştir.
Vergi mükelleflerinin denetim algısı: Uşak ili örneği
Devletler kamu ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla finansal kaynaklara ihtiyaç duymaktadır. Devletlerin ihtiyaç duyduğu en önemli finansman kaynağı ise vergilerdir. Vergi, devletin ihtiyaçlarını karşılamak üzere toplumu oluşturan kişi ve kuruluşlardan kazançlarına göre, karşılıksız ve zorunlu olarak almış olduğu iktisadi değerlere denilmektedir. Türkiye'de vergiler beyan usulüne dayanmaktadır. Vergilerin doğru bir şekilde hesaplanması için vergi mükellefleri tarafından belirtilen beyanların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı büyük önem taşımaktadır. Beyanların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının tespit edilmesi için etkin bir vergi denetimine ihtiyaç duyulmaktadır. Vergi denetimi, idarenin ve mükelleflerin vergi kanunlarına uygun hareket edip etmediğinin belirlenmesi ve belirlenen hatalı uygulamaların düzeltilmesini sağlayarak vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçmek amacıyla vergi idaresi tarafından yapılmaktadır. Bu çalışmada, vergi mükelleflerinin beyanlarını bildirmeleri konusunda vergi denetimi algılarının önemini ortaya koymak ve vergi mükelleflerinin denetim algıları sonucu mükelleflerde ortaya çıkan davranışları araştırmak amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Uşak ilinde bulunan toplam 471 vergi mükellefi ile anket yapılmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde çeşitli tanımlayıcı istatistiklerle birlikte T testi, Anova testi ve Çapraz Tablo analizlerinden yararlanılmıştır. Bu analizlerle vergi denetiminin aktif bir şekilde yapılmadığı, vergi sisteminin adaletsiz olduğu ve vergi denetimlerinin arttırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Denetim, Vergi Denetimi, Vergi Denetim Algısı.
Vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının Türk vergi sistemi açısından değerlendirilmesi: Gelir üzerinden alınan vergiler örneği
Devletlerin, kamusal hizmetleri sunabilmek için başvurdukları en önemli kaynak yükümlüler tarafından ödenen vergilerdir. Kamusal ihtiyaçların gelişimi, artan nüfus ve benimsenen sosyal devlet anlayışı devletlerin sunmak zorunda oldukları hizmetleri de artırmaktadır. Vergilemede etkinliğin sağlanabilmesi için vergi mükellefleri ve sorumlularının üzerlerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmeleri gerekmektedir. Vergi, devletler için gelir kaynağı niteliği taşırken işletmeler için maliyet unsurudur. Vergi mevzuatında yer alan vergi güvenlik önlemleri bu açıdan önem taşımaktadır. Küreselleşmeyle birlikte artan rekabet ortamı, işletmeler açısından vergi planlaması kavramına ve uluslararası boyutlarına dikkat çekmektedir. İşletmeler vergi planlaması yaparak, kârlarını maksimize etmek ve maliyet unsuru olan vergi yüklerini minimize etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, Türk Vergi Sistemi'nde yer alan vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının gelir üzerinden alınan vergiler açısından değerlendirilmesidir. Vergi planlaması, mükelleflerin vergi yüklerini azaltmak için vergisel avantajlardan yararlanarak başvurduğu yasal bir süreçtir. Ancak mevzuatın sık sık değişmesi ve kanunların yeterince anlaşılır olmaması gibi nedenler vergi planlaması yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum mükellefleri vergiden kaçınma, vergi kaçırma gibi agresif vergi planlaması uygulamalarına yöneltebilmektedir. Bu açıdan önem taşıyan vergi güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığı ve Türk Vergi Sistemi'nin otokontrol sağlayacak araçlarla donatılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu borçlarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Günümüz modern sosyal devlet ilkesini benimseyen devletlerin ekonomik alandaki görev ve fonksiyonlarının artması nedeniyle doğal olarak daha fazla kamu harcamaları yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, artan kamu harcamalarının finansmanı için vergi gelirlerinin yetersiz kalması nedeniyle vergi gelirlerine alternatif bir kaynak olarak borçlanmaya başvurabilmektedirler. Vergilerden farklı olarak devlet borçlarının vade bitiminde anapara ve faizi ile birlikte geri ödemelerinin yapılması ve özellikle yüksek faiz ve birtakım vergisel avantajlar nedeniyle gelir dağılımında eşitsizliğin, diğer bir ifadeyle adaletsizliğin artmasına yol açabilmektedir. Kamu borçlanmasının gelir dağılımı üzerindeki doğrudan etkileri (olumlu ve olumsuz) ile diğer birtakım ekonomik faktörler üzerinden gerçekleşen dolaylı etkileri borcun kaynağı, vadesi, faiz oranı, kullanım şekli ve miktarı gibi faktörlere bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada, panel veri analizi yöntemi kullanılarak 2007-2017 döneminde 10 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi ülkesinde kamu borçları ile ekonomik büyümenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, bağımlı değişken gelir dağılımı (temsilen Gini katsayısı) ile bağımsız değişken kamu borçları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle kamu borçlarının gelir dağılımı eşitsizliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Diğer yandan kontrol değişken ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında negatif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle ekonomik büyümenin gelir dağılımında eşitsizliği azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik testi sonucuna göre, borçlanma ile gelir dağılımı ve borçlanma ile büyüme arasında anlamlı ve çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiş, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında ise herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Ekonomik Büyüme, Gelir Dağılımı, Panel Veri Analizi
Vergi politikası aracı olarak obezite vergisi: OECD ülke örnekleri
Küreselleşen dünya ile birlikte obezite olgusu anlam farklılığı kazanmıştır. Gelişen ekonomiler, gıda çeşitliliklerinin artması, gelir düzeylerinde artışlar, gıdalara kolay ulaşım, fiziksel hareketsizlikler obezitenin artışına zemin hazırlamışlardır. Obezitenin artması ülkelerin dolaylı ve doğrudan ekonomik maliyetlerinin de artmasına neden olmaktadır. Obeziteye karşı müdahale araçlarının içerisinde en fazla öneme sahip olan obezite vergisi uygulamaları ortaya çıkmıştır. Obezite vergisi, obeziteye neden olan sağlıksız gıdalar üzerinde uygulanmaktadır. Yağ vergisi, soda vergisi, abur cubur vergisi ve şeker vergisi obezite vergisinin çeşitleri sayılabilmektedir. Obezite vergisi genellikle gelişmiş ülkelerde uygulanmış olsa da son dönemlerde gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı vergi politikası aracı olarak obezite vergisine ve OECD ülkelerinde uygulanma şekillerini incelemektir. OECD ülkelerinde uygulanan obezite vergileri sağlıksız gıdaların tüketimlerinin azalmasında etkili olmaktadır. Vergilerin etkili olabilmesinde halkın ve endüstrilerin kabul edilebilirliği de önem taşımaktadır. Türkiye'nin OECD raporlarındaki oranları yıllar geçtikçe artış göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de henüz obezite vergisi adı altında uygulanmasa da yapılan çalışmalar sonucu desteklendiği görülmüştür. Çalışmanın sonucunda obezite vergilerinin obeziteyi azaltmada etkili olduğuna ancak yeterli olmadığı, diğer politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Obezite vergisi, Vergi politikası, OECD
Faydalanma ilkesi ve belediye gelirlerinin 6360 Sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilmesi
Kamusal hizmetlerin, görev ve sorumluluk alanlarının yerel yönetimler ve merkezi yönetim arasında paylaşılması, kamu kaynaklarının da yönetimler arası paylaşımını gerektirmektedir. Yerel yönetimlerin mali kaynakları merkezi bütçe gelirlerinden aktarılan paylar ve yerel yönetimlerin öz gelirlerinden oluşmaktadır. Bir yerel yönetim birimi olarak belediyelerin öz gelirlerinin önemli bir kısmı faydalanma ilkesi çerçevesinde elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Belediyeler, öz kaynakları ile kamusal harcamalarını karşılamakta yetersiz kalmakta, bu nedenle merkezi yönetimden yerel yönetimlere pay aktarılmaktadır. Bu kapsamda yerel yönetimlerin idari ve mali yapılanmalarına yönelik kanuni düzenlemelerin sonuncusu 6360 Sayılı Kanun'dur. Kanun, yerel yönetimlerde büyükşehir belediyelerinin arttırılmasını ve yerel yönetimlerin mali kaynaklarına ilişkin düzenlemeleri içermesi nedeniyle önemlidir. Çalışmanın amacı; belediyelerin faydalanma ilkesi çerçevesindeki gelirlerinin 6360 Sayılı Kanun öncesi ve sonrası gelişimini, belediyelerin mali yapısında meydana getirdiği değişiklikler çerçevesinde değerlendirmektir. Çalışmanın sonucunda, belediyelerin faydalanma ilkesi çerçevesinde elde ettikleri gelirlerde 6360 Sayılı Kanun sonrası, merkezi yönetim genel bütçe vergi gelirlerinden aktarılan paylar benzeri bir artış gözlendiği ancak yetersiz kalması nedeniyle merkezi yönetime bağımlılıklarının artarak devam ettiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel yönetimler, Belediye Gelirleri, 6360 Sayılı Kanun, Faydalanma vergileri.
Türkiye'de vergi incelemeleri: Vergi müfettişleri üzerine bir alan araştırması
Vergi, devletin kamu harcamalarını finanse edebilmek amacıyla toplumu meydana getiren gerçek kişi ve kurumlardan ödeme gücüne göre, karşılıksız ve zorunlu olarak aldığı ekonomik değerlerdir. Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergiler, modern devletlerde olduğu gibi ülkemizde de beyan esasına dayalı olarak tespit edilmektedir. Vergi denetimin türlerinden olan Vergi incelemesi ise ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacı ile yapılan denetim şeklini ifade etmektedir. 10.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vergi denetimi alanındaki çok başlılığa son verilerek vergi denetim birimleri tek çatı altında toplanmıştır. 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı dört farklı denetim birimi kaldırılarak Vergi Denetim Kurulu kurulmuştur. Bu düzenleme ile vergi denetimi yapma görevi vergi müfettişlerine verilmiştir. "Türkiye'de Vergi İncelemesi: Vergi Müfettişleri Üzerine Bir Alan Çalışması" isimli çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde denetim kavramı, vergi ve vergilendirme kavramlarına kısaca değinilmiş sonrasında vergi denetimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de vergi incelemeleri ve inceleme süreçleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, vergi müfettişlerinin görüşleri anket vasıtası ile toplanmıştır. Vergi inceleme elemanlarının görüşlerine başvurma amacı ile geliştirilen 20 ifade yer almaktadır. Katılımcıların, yirmi ifadelerinin yanıtları 5'li Likter ölçeği ile toplanmıştır. Veri toplama aracı ile elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 22.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracının (araştırma ölçeğinin) güvenilirliği Cronbach's Alpha katsayısı hesaplanarak ölçülmüştür. Araştırma ölçeğinin Cronbach's Alpha değeri α = 0,906 olarak hesaplanmıştır. Anket kapsamında toplanan veriler ışığında çıkan sonuçlardan elde edilen analizlerle Türkiye'deki vergi incelemeleri değerlendirilmiş, vergi müfettişleri üzerine yapılan alan araştırması ile vergi inceleme elamanları görüşleri ışığında öneriler yapılmıştır.
Türk vergi yargısında istinaf sisteminin değerlendirilmesi
Uyuşmazlıkların çözümünde taraflar adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama beklerken aynı zamanda bunun en kısa sürede gerçekleşmesini umarlar. Ülkemizde 1982 yılına kadar tek dereceli bir yargılama sistemi mevcuttu. Mahkeme tarafından verilen kararın bir üst mahkeme tarafından denetlenemeyeceğinden hataların ve yanlışlıkların tespit edilmesi mümkün olmuyordu. Böyle bir hukuk sisteminde adil bir yargılamadan söz edilemez. Bu olumsuzlukları bertaraf etmek amacıyla 1982 yılında yargı sistemimiz, ilk derece mahkemesi olarak vergi ve idare mahkemeleri üst derece mahkemesi olarak da bölge idare mahkemesi ve Danıştay olmak üzere iki dereceli bir yapıya bürünmüştür. Ancak iki dereceli yargılama sistemi beklenen başarıyı sağlamamıştır. Danıştay'ın iş yükünün artmasına, yargılamanın uzamasına ve asıl görevi olan içtihat birliğini sağlama görevini yerine getirememesine neden olmuştur. Böylece ilk derece mahkemelerinin kararlarını maddi ve hukuki bir denetime tabi tutarak gerekirse kendisi yeniden ikinci bir yargılama yapacak olan istinaf kanun yolu 2014 yılında 6545 Sayılı Kanun ile yargı sistemimize dâhil edilerek yargı sistemimiz üç dereceli bir yapıya kavuşturulmuştur. 2016 yılında fiilen istinaf incelemesi yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada istinaf kanun yolunun getirilme amacı, getirdiği yenilikler, faydaları ve sakıncaları, istinaf usulü, süreci incelenecek olup, bölge idare mahkemelerinin iş yükü ve istinaf kanun yolu düzenlemesinin Danıştay'ın iş yükü üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdari Yargı, İstinaf Kanun Yolu, Adil Yargılama, Bölge İdare Mahkemesi
Vergi denetimi özelinde dijitalleşmenin muhasebe meslek mensupları üzerine etkisi: Antalya ili örneği
Günümüzdeki teknolojik gelişmeler yalnızca özel sektörde meydana gelen rekabeti değil aynı zamanda kamu sektöründeki rekabeti de harekete geçirmektedir. Özel sektörde beklentileri yüksek olan toplumun devletten de beklentisi git gide yükselmektedir. Bundan dolayı dijitalleşme her sektörde etkisini göstermeye başlamışken devletler de bu dijitalleşmeye adapte olmaya başlamışlardır. Dijitalleşmenin vergi denetimi üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlayan bu çalışmada, verginin ödenmesinde mükelleflere yol gösteren ve dijital uygulamaları kullanan 210 Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak hizmet sunan meslek mensuplarının görüşleri alınmıştır. Araştırmada yer alan katılımcıların %54,8'i erkek, %51,4'ü 33 yaş ve üzerindedir. Katılımcıların %81,9'u lisans mezunu iken çalışanların %37,1'i 1-5 yıl arasında mesleki hizmet süresine sahiptir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre çalışanların dijital denetimden bekledikleri fayda, dijital veri güvenliğine uyumları ve denetçinin sorumluluğuna yönelik algılarının oldukça yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Katılımcılar dijitalleşme ile veri toplama işleminin kolaylaştığını ve dijital verilerin artması sonucu denetçinin rollerinde değişim ve teknoloji konusunda gelişimlerini zorunlu kıldığını düşünmektedirler. Katılımcıların genel olarak e-dönüşüme uyumları ve yeni mesleki yeterliliklerinin yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların e-dönüşümden memnuniyetleri ise ortalamanın üzerindedir. Katılımcılardan büyük çoğunluğu dijital dönüşümün meslek mensuplarına yeni fırsatlar ve kariyer alanı sağlayacağını düşünmektedirler. Anahtar kelimeler: Dijitalleşme, muhasebe, vergi denetimi, avantaj, risk
Elektronik ticaretin seçili OECD ülkelerinde ve Türkiye'de vergilendirilmesi
Ticaret anlayışı, gün geçtikçe değişik şekillerde meydana gelmiştir. Teknolojinin etkileri ticaret anlayışını olumlu yönden etkilemiştir. İlk zamanlar ticaretin masrafı malın üzerinde hissedilmekteydi. Fakat teknoloji ticaretin maliyetlerini azaltmaya da yardımcı olmuştur. Elektronik ortamdan gerçekleştirilen ticaret, sabit masraflarının düşük olması nedeniyle girişleri kolaylaştırmaktadır. Bu durum kolay ulaşılabilir ürünü daha da çeşitlendirmektedir. Böylece elektronik ticaret internet kullanıcıları tarafından daha fazla tercih edilmektedir. İnternet, sadece ülke içerisindeki ürün veya hizmetlerin incelenmesini değil dünyanın başka ülkesine ait ürün veya hizmetlere ulaşma imkanını sağlamaktadır. Dolayısıyla elektronik ticaret, ülkelerin coğrafi sınırlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum ise elektronik ticaretin mükellefinin kim olduğu, verginin nerede doğduğu gibi soruları ortaya çıkartmaktadır. Kafalarda oluşan soru işaretleri, elektronik ticaretin hangi ülke tarafından nasıl vergilendireceği konusunda karışıklıklara sebep olabilmektedir. Bu durum karşısında ülkeler sadece kendi iç mevzuatlarında değil uluslararası alanda da gerekli çalışmalara yer vermektedir. OECD üye ülkelerine elektronik ticaretin vergilendirme konusunda dikkat etmesi gerektiği ilkeleri; verimlilik, esneklik, kesinlik ve basitlik, etkinlik ve adalet şeklinde sıralamıştır. Aynı zamanda uluslararası alanda gerçekleşen elektronik ticaretten çifte vergileme oluşumunu engellemek için ikamet veya kaynak ilkesi gereğince vergileme işleminin gerçekleştirilmesi gerektiği önerilerinde bulunmuştur. Buna nazaran OECD ülkeleri, elektronik ticaretin hususunda kendi mevzuatlarını düzenlemiştir. Aynı zamanda ülkelerin elektronik ticarette vergileme konusunda ortalama aynı anlayış ve oranda vergileme yapmaktadır. Dünya pazarında büyük yere sahip olan Çin, elektronik ticaretin vergilendirilmesine sıcak bakmamakta aksine elektronik ticaret taraflarını serbest bırakmaktadır. Türkiye'de ise elektronik ticaretten diğer ülkelerin iki katında vergi oranı uygulanmaktadır. Elektronik ticaretin vergilendirilmesinde geçmişte yapılan düzenlemelerden ders çıkartılarak daha etkin ve verimli bir çalışmanın ortaya konulması elektronik ticareti daha ileriye taşıyabilir. Böylece hem elektronik ticaret mükellefleri işlemlerini daha düzenli ve sistematik yürütebilirler hem de hükümet düzenleme sonucu verileri daha doğru ve kolay ortaya koyabilir. Bu yüzden elektronik ticaretin vergilendirilmesine dair yapılan çalışmaların ileriye dönük ve sağlam alt yapılı bir düzenlemeler şeklinde yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Elektronik ticaret, Vergileme, Uluslararası elektronik ticaret
Avrupa Birliği vergi politikası stratejisi kapsamında adil vergilendirme: Seçili AB üye ülkeleri incelemesi
Avrupa Birliği (AB), ekonomik ve siyasi entegrasyon sürecinde, üretim faktörlerinin serbest dolaşımını sağlama hedefi doğrultusunda, üye devletlerin vergi sistemleri arasında uyumu teşvik etmektedir. Ortak bir vergi sistemine sahip olmamakla birlikte, vergi politikaları; haksız rekabetin önlenmesi, vergi şeffaflığı, adil vergileme ve çifte vergilendirme ile mücadele gibi ilkeler çerçevesinde şekillenmektedir. Roma Antlaşması'ndan bu yana geliştirilen vergisel iş birliği, ulusal vergi politikalarının AB'nin bütünleşme hedefleriyle uyumlu olmasını amaçlamaktadır. Vergi adaleti, ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen vergi politikalarının toplumsal kabulünü ve yasal geçerliliğini temin eden temel bir ilkedir. Adil vergilendirme, bireylerin ödeme gücüne göre vergi yükünün dengeli dağıtılmasını hedeflerken, kayıt dışı ekonomi, vergiden kaçınma ve vergi cennetleri gibi uygulamalarla mücadeleyi de içermektedir. Dijitalleşme ve küreselleşme süreçlerinin vergi tabanını aşındırdığı günümüzde, AB vergi politikası; doğrudan ve dolaylı vergiler arasındaki dengeyi gözetme, bilgi değişimini artırma ve üye ülkeler arasında vergi oranlarını yakınlaştırma yoluyla adaleti sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde vergi adaleti, bu adaleti sağlamaya yönelik vergileme ilkeleri ve olumsuz etkileyen unsurlar ile AB'nin vergisel uyumlaştırma politikaları çerçevesinde literatür taramasına dayalı olarak analiz edilmektedir. Uygulama kısmında, gelişmiş ve gelişmekte olan 16 AB ülkesinin vergi uygulamaları; vergi oranları, vergi türlerinin GSMH içindeki payı, kayıt dışı ekonomi oranı, çifte vergilendirme anlaşmaları ve AB vergileme ilkelerine uyum çerçevesinde değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre AB üyesi ülkelerde vergi adaletini sağlamaya yönelik uygulamaların ülkesel düzeyde farklılıklar göstermekle birlikte artan oranlı gelir vergisi tarife yapısının gelir adaletini desteklediği görülmektedir. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki yüksek payı ve doğrudan vergilerin düşen oranının vergi adaletini olumsuz etkilediği değerlendirilmektedir. Bu durumun AB genelinde vergi adaletini güçlendirecek yapısal reformlara olan ihtiyacı artırdığı gözlenmektedir. Kayıt dışı ekonomi ve zararlı vergi rekabeti, adil vergilendirme ilkesinin uygulanmasını zorlaştıran temel etkenler arasında yer almaktadır. Üye devletlerin, bu sorunlarla mücadele amacıyla hem iç politika düzenlemeleri hem de uluslararası anlaşmalar yoluyla vergi sistemlerini destekledikleri gözlemlenmiştir.
Tarımsal faaliyetlerde vergi uygulamaları ve mükellef bilinci: Finike çiftçileri üzerine bir değerlendirme
Tarih boyunca insanlığın varoluşsal temelini oluşturan tarım, sadece beslenme ihtiyacını karşılayan bir üretim biçimi değil, aynı zamanda toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının şekillenmesinde belirleyici bir faktör olmuştur. Bu bağlamda, tarım sektörünün vergilendirilme biçimi, yalnızca kamu maliyesi açısından değil, aynı zamanda sosyal adaletin tesis edilmesi bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışma, Antalya'nın Finike ilçesinde tarımsal faaliyetlerde bulunan çiftçilerin vergiye ilişkin algılarını, vergi bilinci düzeylerini ve mevcut vergi sistemine yönelik adalet değerlendirmelerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, karma yöntem yaklaşımıyla tasarlanmış hem nicel hem de nitel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. 270 üreticiyle gerçekleştirilen anket uygulaması neticesinde elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve betimleyici yöntemlerle yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların büyük çoğunluğunun vergi sistemini şeffaf ve adil bulmadığını, mevcut vergi oranlarını ise tarımsal kazançlarla orantısız değerlendirdiğini ortaya koymuştur. Vergiye ilişkin bilgi düzeyinin genel olarak düşük olduğu; vergilendirme sürecinin daha çok yasal bir yükümlülük olarak algılandığı görülmüştür. Ayrıca, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkinlik sağlanamadığı, çiftçilerin fiş-fatura talebi gibi vergiye gönüllü uyumu artırıcı davranışlara yeterince eğilim göstermediği belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, mevcut vergilendirme yapısının hem ekonomik gerçeklikle hem de sosyal adalet ilkesiyle yeterince örtüşmediği tespit edilmiştir. Tarım sektörü özelinde daha kapsayıcı, anlaşılır ve üretici odaklı bir vergi sisteminin oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, çiftçilere yönelik vergi bilincini artırıcı eğitim politikalarının yaygınlaştırılması, kayıt dışılıkla mücadele mekanizmalarının güçlendirilmesi ve destekleme politikalarıyla vergi sisteminin entegrasyonunun sağlanması önerilmektedir.
Türkiye'de tarımsal KİT'lerin analizi ve yeni politika önerileri
Bu çalışmada temel olarak Türkiye'de KİT olarak faaliyetini sürdüren tarımsal işletmelerin analizi yapılmakta ve tespit edilen sorunların çözümüne ilişkin politika önerileri sunulmaktadır. Tarımsal KİT'lere ilişkin mali ve finansal analizlerde esas olarak 2014-2019 dönemi baz alınmıştır. Yeni Kamu Yönetimi anlayışı, çalışmaya dayanak temel doktrin olarak ele alınmıştır. Çalışmada farklı coğrafya ve gelişmişlik düzeyine sahip üç ülke; tarımsal politika, KİT sistemi ve tarımsal KİT'leri açısından ele alınarak ülke örnekleri olarak sunulmuştur. Söz konusu ülkelerden Polonya'da özelleştirme uygulamaları neticesinde mevcut durumda tarımsal KİT kalmaması nedeniyle son dönemde özelleşen tarımsal KİT'lere ilişkin özelleştirme yöntemi ve sonrasına ilişkin mali yapı kısaca açıklanmıştır. Ülkemiz KİT'lerine ilişkin ortak politika önerilerinin uygulanabilirliği, konunun özelliğine göre farklı ülke tecrübeleriyle de desteklenmiştir. Sonuç olarak çalışmada veri analizi yöntemi kullanılmak suretiyle her tarımsal KİT bazında tespit edilen sorunlar üzerine mali politikalar oluşturulmuş, SWOT analizi neticesinde KİT genelinde belirlenen yönetim sorununa yönelik ise mevzuat değerlendirmesi de yapılarak yeni bir yönetim ve ücretlendirme modeli önerilmiştir. Ayrıca çalışmada KİT bazında yapılan analizlerde tespit edilen bazı konulara ilişkin hukuki analizler de yapılmıştır.
Finansal teknolojilerde regülasyon
Günümüzde hızla gelişen teknoloji, hayatımızı derinden etkilemektedir. Finans alanı da bu değişen ve gelişen teknoloji doğrultusunda büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Özellikle teknolojinin gelişimiyle birlikte her şeyin dijitalleşmeye başlaması yeni yaklaşımlar ortaya çıkarmaktadır. Finansal Teknoloji (Fintek) de bu yeni yaklaşımlardan birisidir. 2008 Küresel Ekonomik Kriz sonrasında yaşanan gelişmelerle tüketici yapısı büyük bir dönüşüm geçirmiş, finans sektöründe önemli değişimler yaşanmıştır. Fintekler de bu noktada başta bankacılık, sigortacılık ve ödeme hizmetleri olmak üzere finansal hizmetlerdeki pek çok iş yapış biçimini etkilemiş ve finansal sistemdeki dinamikleri değiştirmiştir. Hızla gelişen ve büyüyen fintek piyasası yeni bir alan olduğu için geleneksel finansal yöntemlerden farklı olarak herhangi bir düzenlemeye tabi değildir. Bu durum finansal hizmetlerde bir avantaj yaratabileceği gibi çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir. Finans sektöründe yeni teknolojilerin uygulanması yeni riskler taşımakta ve finansal sistemin doğasında var olan mevcut riskleri değiştirmektedir. Bu doğrultuda risklerin anlaşılması ve önlenerek finansal sistemin güvenli, verimli ve etkin işleyişinin sağlanması amacıyla bir denetim yapısı ve düzenleyici kuralların oluşturulması önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, finansal teknolojilerin nasıl regüle edildiği incelenmektedir. Bu kapsamda, fintek kavramının geçmişten günümüze nasıl ortaya çıktığı ve fintek ekosisteminin dünyada ve Türkiye'deki sektör gelişimine yer verilmektedir. Çalışmada, düzenleyici yaklaşımlara odaklanılarak dünyadaki ülkelerin finteklere yönelik hangi düzenleyici yaklaşımları uyguladığı ve hangi mevzuat düzenlemelerini benimsediği incelenmektedir. Seçilmiş ülke örnekleri de göz önüne alınarak finteklerin ihtiyaçlarına cevap verebilir şekilde nasıl düzenlenip denetlenebileceğine dair bir yaklaşım sunulmaktadır.
Vergi uyumunda karşılıklılık ilişkisinin rolü
Bu çalışmanın temel hedefi vergi adaletinin temel unsurlarından olan vergi uyum davranışını mali antropoloji perspektifinden irdelemektir. İlgili çerçevede mükelleflerin karşılıklılık kavramı çerçevesinde vergiler ile kamusal malları-hizmetleri nasıl ilişkilendirdikleri değerlendirilecektir. Bu amaçla etnolojik yönelimlerden ve hediye kavramına ilişkin analizlerden istifade edilecektir. Son tahlilde vergi adaletinin tesis edilmesinde disiplinler arası yaklaşımların faydasına vurgu yapılacaktır.
CDS (Kredi Temerrüt Swapları) ile yeni bir kamu iç borç sürdürülebilirliği analizi
Bu tez çalışmasında, 2008 küresel ekonomik krizi sonrası, 2010Ç1 – 2019Ç4 arası dönemde gelişmekte olan ve gelişmiş 20 ülke açısından ulusal ekonomilerin kamu iç borçlarının sürdürülebilirliği bakımından geçerli bir iç borç eşiğinin varlığı araştırılmaktadır. Sürdürülebilirlik analizlerinde klasik çerçevede üzerinde durulan temel konu zamanlararası bütçe kısıtıdır. Bununla birlikte, eşik analizleri de sıklıkla üzerinde durulan diğer bir sürdürülebilirlik analizi yöntemidir. Eşik analizi yaklaşımı ile birlikte borçların ödenmemesine ilişkin riskler çeşitli ekonomik değişkenler bağlamında ele alınmaktadır ve bu bağlamda yetkililer açısından dikkate değer kıyaslar sağlanmaktadır. Sonuç olarak, eşik analizleri, kamu borç sürdürülebilirliğinin analizi noktasında önemli birer politika aracıdır. Tez çalışmasında da, örneklemi oluşturan 20 ülkenin borçluluk düzeylerinin sürdürülebilirlik ve ona bağlı olarak CDS primiyle temsil edilen ülke temerrüt riski açısından kritik bir eşik yaratıp yaratmadığı, eşik analizi çerçevesinde araştırılmaktadır. Bu çerçevede, kamu iç borç sürdürülebilirliğindeki doğrusal olmayan ilişkinin ülke CDS primlerinde karşılık bulduğu varsayımı altında bir panel regresyon analizi gerçekleştirilmektedir. Analizde, CDS primleri bağımlı; kamu iç borç oranları ise temel bağımsız değişkendir. Hansen (1999) tarafından geliştirilen eşik regresyon tahmin yöntemi kullanılarak kamu iç borç sürdürülebilirliğini etkileyen borç eşiklerinin tahmin edilmesine çalışılmıştır ve sonuç olarak, kamu iç borç yükleri ile CDS primleri arasındaki ilişkide, istatistiksel olarak anlamlı bulunan borç eşiklerinin belirlediği asimetrik etkilerin varlığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu yatırımlarının belirleyicileri üzerine ampirik bir analiz
AB genelinde kamu yatırımlarının gayri safi yurtiçi hâsıla içindeki payı 1970'li yıllardan beri azalma eğilimindedir. Bu eğilimde zaman zaman toparlanmalar görülmüş olsa da kamu yatırımları hiçbir zaman eski düzeyine gelememiştir. Kamu yatırımlarına ilişkin bu durum AB genelinde büyümenin yavaşlaması, istihdam oranlarının düşmesi ve toplam verimlilikteki azalmalar gibi çok sayıda iktisadi sorunun da oluşmasına sebep olmaktadır. Kamu yatırımlarının bu denli düşük düzeylerde kalmasına yol açan sebeplerin tespit edilip gerekli tedbirler alındıktan sonra bu tür yatırımların artırılması sağlanmalıdır. Kamu yatırımları ekonomik, mali, politik, demografik, kurumsal ve küresel olmak üzere çok sayıda faktörün etkisi altındadır. Ancak mali ve kurumsal faktörler diğer faktörlere nazaran kamu yatırımlarını daha fazla etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada devlet kırılganlığının, politik yolsuzluğun ve kamu borcunun eşik etkisinin kamu yatırımları üzerindeki etkisi AB 22 ülkesi için 1996-2018 aralığında araştırılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre devlet kırılganlığı ve kamu borcunun eşik etkisi kamu yatırımları üzerinde negatif ve istatistiki olarak anlamlı bir etki oluşturmaktadır. Politik yolsuzluk ise kamu yatırımları üzerinde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir etki oluşturmaktadır.
Türk imalat sanayinde enerji yoğunluğunu etkileyen faktörler
BBu çalışmada Türkiye'de imalat sanayiinde enerji yoğunluğu 2006-2012 dönemi için incelenmiştir. Aşağıda açıklanan değişken ve bu değişkenlerin farklı kombinasyonlarıyla her biri farklı etkileri içinde barındıran 26 regresyon modeli oluşturulmuştur. Bu regresyon modelleri (i) işletme büyüklüğü ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (ii) imalat sanayi alt sektörlerinde enerji yoğunluğunun nasıl farklılaştığını, (iii) işletme yaşı ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (iv) coğrafi bölgelere göre enerji yoğunluğunda farklılaşma olup olmadığını, (v) sermaye sahipliğinin enerji yoğunluğu açısından anlamlı bir değişken olup olmadığını, (vi) Ar-Ge harcaması ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (vii) ihracat değişkeni ile enerji yoğunluğu ilişkisini, ve (viii) bahsi geçen tüm değişkenlerin yer aldığı model ile enerji yoğunluğunun farklı firma karakteristiklerine göre nasıl değiştiğini incelemektedir. Oluşturulan modeller havuzlanmış en küçük kareler yöntemiyle tahmin edilmiştir. Elde edilen ampirik sonuçlar firma ölçeğinin enerji yoğunluğunu etkileyen en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Bu sonuç politika yapıcılara enerji yoğunluğunun azaltılabilmesini teminen ölçek ekonomisinden maksimum oranda faydalanılması gerekliliğini işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Enerji Yoğunluğu, Havuzlanmış En Küçük Kareler, İmalat Sanayi, Enerji Düzenlemeleri, Türkiye
OECD ülkelerinde mali yerelleşmenin belirleyenleri
Kamusal mal ve hizmetlerin yerelleşmiş sunumunun ekonomik etkinlik ve sosyal refah düzeyini artıracağı düşüncesiyle birçok ülkede alt düzey yönetimlerin ekonomik fonksiyonların yerine getirilmesindeki payını artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Çalışmada gelir, alan, nüfus, kentleşme, etnik çeşitlilik, insani gelişme, küreselleşme, kurumsal faktörler, gelir dağılımı, ekonomik istikrar ve katılımcı bütçelemenin mali yerelleşme üzerindeki etkisi OECD ülkelerinin 2000-2016 yılları arasındaki verileri ve Panel Düzeltilmiş Standart Hatalar yöntemi ile ampirik olarak incelenmektedir.
Politik kurumsal yapının mali performans üzerindeki etkisi: Ülkelerarası karşılaştırmalı bir inceleme
Politik ekonomi literatüründe politik yapının mali performans üzerindeki etkilerine ilişkin çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Politika yapıcıların stratejik tercihlerinin ve davranışsal özendiricilerinin maliye politikaları çıktılarına yansıdığına ilişkin genel çıkarım, bu yaklaşımların ortak paydasını oluşturmaktadır. Bütçe disiplini konusunda, politik karar alma mekanizmalarına ve kurumsal yapıya ilişkin güçlü vurgular, politik ve kurumsal unsurların bir arada değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Benzer ekonomik göstergelere sahip ülkelerin maliye politikalarında farklı performanslar sergilemeleri de bu ülkelerdeki politik ve kurumsal yapılara ilişkin farklılıkların önemine dikkat çekmektedir. Dolayısıyla mali performans konusunda, kamu kaynaklarının bölüşümü sürecinde politika yapıcılar arasındaki stratejik etkileşimler ve politika yapıcıların içinde bulunduğu kurumsal çerçevenin önemi ortaya çıkmaktadır. Bütçeye ilişkin alınan kararlarda özellikle yürütme düzeyindeki politik bölünmüşlük, demokrasi düzeyi ve mali kurallar maliye politikası performansının en önemli belirleyicileri arasındadır. Bu çalışmada politik ve kurumsal yapıların mali performans üzerindeki etkileri 63 ülkenin 1995-2015 dönemini kapsayan 21 yıllık verileri kullanılarak panel sabit etkiler yöntemi ile analiz edilmektedir. Elde edilen bulgulara göre bütçeye ilişkin karar mekanizmalarında politik bölünmüşlüğün artmasının kamu mali dengesi üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ancak demokrasinin kurumsallaşmasının ve bütçeleme sürecinde kurala dayalı uygulamaların politik bölünmüşlüğün neden olduğu olumsuzlukları ortadan kaldırdığına ilişkin sonuçlar bu çalışmadan elde edilen en önemli bulgular arasındadır.
Mülkiyet hakkına vergi müdahaleleri (İnsan hakları bağlamında değerlendirme)
Bu çalışmanın amacı, ülkemiz hukuk uygulamasında tamamen yeni bir hukuki kurum olan bireysel başvuru sisteminin, kamu otoritelerince kişilerin mülkiyet haklarına yapılan vergisel müdahaleler çerçevesinde hangi kapsam ve bağlamda bir hukuki güvence teşkil edebileceği, devletlerin egemenlik haklarından doğan vergi alma hakkı ile mülkiyet hakkının korunması bağlamında söz konusu olabilecek bireysel başvuru kaynaklı sınırlamalar arasında nasıl bir denge kurulabileceği sorularına cevap bulabilmek olmuştur. Çalışma sonucunda da ortaya konulduğu üzere Anayasa Mahkemesi, önüne bireysel başvuru yoluyla getirilmiş olan pek çok vergisel müdahale hakkında, şayet bu müdahalenin hukuka dayalı olmadığını, meşru amaç gütmediğini ya da ölçüsüz nitelikte olduğunu tespit etmiş ise, Anayasa'nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'de yer alan "mülkiyet hakkının" ihlal edildiğine karar vermiştir. Üstelik vergisel uyuşmazlıklara ilişkin pek çok kararında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru müessesesinin kuruluş amacına da uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadi birikimini kendisine yol haritası olarak belirlemiş olmasına karşın kimi zaman vergi ödevlilerini daha fazla koruyucu nitelik arzeden hükümlere imza atmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik vergisel müdahalelere ilişkin olarak tesis etmiş olduğu kararlar ile, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin vergisel uyuşmazlıklar hakkında daha etkili olarak uygulanırlık kazanması sağlanmış hem de ülkemiz insan hakları yargı anlayışında gelişmekte olan hak merkezli paradigmaya katkı sağlanmıştır.
Finansal krizlerde uygulanan maliye politikalarının etkinliği
Ekonomi sistemi içinde iktisat düşüncelerinin farklı gruplandırılmasına yol açan ve iktisat literatürünün dallara ayrılmasında pay sahibi olan iktisat politikaları ekonomi konjonktüründeki dalgalanma devrelerinde uygulanma alanı elde etmiştir. İktisat politikalarından küresel piyasada en fazla müdahale aracı olarak kullanılan maliye politikaları Büyük Buhran ve sonrasındaki süreçte kullanılmaya başlayan doktrinleri Vietnam Savaşı ve Petrol Krizlerinin ardı ardına gelmesiyle sorgulanmaya başlamıştır. 2008 Krizine kadar büyük şüpheyle yaklaşılan maliye politikaları, küresel krizin sosyal devlet gerekliliğini göstermesi ile birçok ülke ekonomisinde günümüze kadar yaygın olarak kullanılmaktadır. Finansal krizin sonuçlarının ülkelerin mali ve finansal yapısı, ekonomide yer alan bireylerin tüketim alışkanlıkları, üretimde ve tüketimde yer alan aktörlerin beklentileri, sektörlerin risk yönetimi gibi birçok faktörden ötürü maliye politikasının etkin olabilmesine verdiği cevaplar farklılık göstermektedir. Etkin maliye politikası aracının kamu harcamaları politikası mı yoksa vergi gelirleri politikası mı olduğu literatürde her ülke örnekleminde farklılık gösterdiği tespit edilerek; çalışmada ülke örneklemi olarak Türkiye'nin 2006:1-2019:4 döneminin reel GSYİH, toplam kamu harcamaları ve toplam vergi gelirleri verilerinden yararlanarak maliye politikası test edilmiştir. Yapılan analizde hem kriz etkisinin göz ardı edildiği modelde hem de kriz etkisinin dahil edildiği modelde maliye politikasının etkin olduğu ve örneklem ülke Türkiye için en etkili maliye politika aracının kamu harcamaları politikası olduğu saptanmıştır.