
299
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Anti odipus figür olarak Tristram Shandy
Tristram Shandy is one of the most discussed novels in English language literature since the day it was written. For instance, at the time of its writing; Samuel Johnson, one of the most distinguished names in English literature, was skeptical of this work. He thought that nothing awkard would be permanent. Similarly, contemporary critics of Sterne found his novel to be strange, unusual, and unsuccessful in terms of unconventional narrative techniques. In contrast, Tristram Shandy has still inspired many literary theories, post-modern narrative technique and anti-hero examples, despite more than two centuries since the day it was written. Long before postmodern literary criticism, Sterne problematized the mimetic reality, the myth of integrity, linearity, and the archetype of the hero's journey that the odipal hero completes to reach inheritance, law, and phallus. He has presented a successful parody. Using Don Quixote and other bildungsroman hero parodies, he presented a satirical collage. He glorified the hero's grotesque image of the body, the plane of immanence beyond the self, and the body without organs against the Father's obsession with completeness and perfection. In this context, Tristram Shandy is not disciplined by imperfection, loss, and lack, on the contrary, as a meta-reflexive hero who is aware of his fictional reality, he without hesitation deciphering his fictionality. As a result, Tristram Shandy is a parody, an anti-odipal hero who has been against the concept of hero-subject under the burden of objectification and of guilt and odipal ideals. Keywords: Tristram Shandy, Sterne, Anti-odipal, postmodern literary
Çağdaş Türk resim sanatında gelenek
Bu araştırmanın amacı; Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramının yansımalarını, sanatçıların ve konuyla ilgili uzmanların görüşleri ile saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmada gelenek ve resim sanatı ilişkisine yer verilmiştir. Araştırmada geleneğin Çağdaş Türk Resim Sanatı'ndaki, yansımaları değerlendirilmiştir. Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramı ile ilgili uzmanların belirttikleri görüşler, analiz edilmiştir. Sanatçıların eserleri gelenek bağlamında ele alınıp, betimsel olarak değerlendirilmiştir. Gelenek, insanları tarihle bütünleyen, insan kültürüyle ilerleyen bir olgudur. Geleneğin insanları bütüncül bir bakış açısıyla aynı çatı altında topladığı söylenebilir. Küreselleşme ile geleneğin toplumdaki baskın rolü, değişmiştir. Küreselleşme kültürlerarası etkileşimi artırmıştır. Gelenek kimi zaman küreselleşmenin karşıtı olarak görülmüştür. Küreselleşme güncel sanatın çerçevesini olabildiğince genişletmekte ve yeni kavramlar, malzeme ve düşünceler sanatçının yaratıcı itkisine müdahil olmaktadır. Bu bağlam da Çağdaş Türk Resim Sanatı içerisinde, sanatçının gelenek ile ilişkisini araştırmak araştırmanın ereklerinden biridir. Sanat eleştirmenlerinin ve sanatçıların görüşlerinden, Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda geleneğin farklı boyutlarını ve çağdaş sanata yansımalarını çözümlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Gelenek, Türk Resmi, Sanatçı
Media shaping identity in post-colonial context in Swing Time by Zadie Smith
Dans Zamanı, bir roman olarak, okuyucusunu kullanılan dil vasıtası ile yaşanabilecek her çeşit insani tecrübeyi değerlendirip bunlar üzerine konuşabileceği bir alana davet eder. Bildungsroman içerisinde yer alan en büyük faktör olan Kişilik Gelişim Süreci‟ni, insanlara sömürgecilik sonrası ve postmodern dönem bakış açısıyla ilgili teorilerden faydalanarak çok iyi yansıtır. Zadie Smith‟in ikinci en büyük uğraş odağı olan görecelik kavramı ise roman tarafından okuyucusunun tarafına yansıtılır. Roman gelişme sürecini okuyucusuna öyle bir şekilde sunar ki; okuyucu hiçbirşeyin aslında mutlak betimleme biçimiyle sunulmadığı izlenimine kapılır ve bu da kesinlik sınırlarının genişlemesine sebebiyet verir. Bu nedenden dolayı, karakterlerin bazılarının sahip olduğu Melezlik, Kişilik Bölünmesi ve Taklitçilik gibi kolonileşme sonrası dönemin bakış açısı ve terimlerini kapsayan ortak özellikleri beraberinde onlara belirli bir yere ait olamama hissiyatını da getirir. Bu ait olamayış duygusu sadece karakterlerin kendi ruhsal alemlerinde ve zihinlerinde bir savaş yaşamalarına sebep olmaz, aynı zamanda da okucuya şu soruyu edebi sınırlar çerçevesinde yöneltir: „‟Kim olduğumuza bakıldığında, ya da kim olamayacağımız bize başkaları tarafından söylendiğinde, hatta ve hatta kim olabileceğimizi hayal ettiğimizde, ait olduğumuz yerin yolunu nasıl buluruz?‟‟ Bu soru kendi içerisinde çözümlenebilmesi durumunda, okuyucusuna romanda karakterlerin verdikleri kararları sebeplerini apaçık bir şekilde ortaya çıkartarak, bu kararların onları nereye götürdüğüyle beraber, yaptıkları bu yolculuğun sonunun gerçekte onları ait oldukları yere götürüp götürmediğine de odaklanır. Ve yazar ise bu çalışmayı yine bu karakterlerin bütün bu özelliklerini ortaya çıkarmak amacıyla sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bildungsroman, Melezlik, Taklitçilik, Zadie Smith, Sömürgecilik Sonrası, Postmodernizm
Hamlet in a Nutshell: McEwan's novel Nutshell as a postmodern rewriting
As a postmodern rewriting of Shakespeare's one of the most essential plays, Nutshell narrates the story of an unborn baby whose parents go through the same tragedy as Hamlet's did. Hamlet has been examined mainly under the light of Freudian studies, regarding the issue of Oedipus Complex which can also be observed in Nutshell. It is fundamental to delve into the relationship between the mother and the protagonist of each of the works to compare them in terms of the complicated feelings and motivations. While doing so, the references to the senses should be surveyed closely since they play a very important role in communication. Because, the lack of the sense of sight would be affecting the connection between the characters and bring a new dimension to the story especially when the protagonist happens to be an unborn baby in Nutshell. Since women characters step forth due to their significance in both works, their conditions ought to be reviewed to comment on how they are represented and treated and whether they are affected by male domination in any way. This paper thus aims to examine all the mentioned concerns under certain subtitles, relating them to Hamlet and Nutshell while spotting the similarities and differences. Key Words: Hamlet, Oedipus Complex, Freud, Nutshell, Postmodernism
Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan Amerikan ambargosunun Türk ekonomisi üzerindeki etkileri
Akdeniz bölgesindeki coğrafi konumu açısından büyük önem taşıyan Kıbrıs, tarih boyunca birçok devletin ilgi odağı olmuş ve bu sebeple çekişmelere yol açmıştır. Yunanistan'ın Helen İmparatorluğu'nu kurma hayali, adada yaşayan Rumları harekete geçirmiş ve Türklere yönelik katliam girişimlerini başlatmıştır. 1974 yılında Türkiye, ada üzerindeki hakimiyetini sürdürebilmek ve Rumlarla Türkler arasındaki gerginliğe son vermek amacıyla Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenlemiştir. Harekatta ABD tarafından temin edilen silahların kullanılması ile, bu durumun 1961 yılında imzalanan Dış Yardımlar Kanunu'na aykırı olduğu gerekçe gösterilmiş ve Türkiye'ye karşı silah ambargosu kararı alınmıştır. ABD yardımlarıyla temin edilen savunma sanayii ihtiyaçlarının ambargoyla kesintiye uğraması, Türkiye'nin mutlak bağımlılığını gözler önüne sermiş ve yeni gelişmekte olan Türk ekonomisini oldukça olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmada, Kıbrıs ile ilgili siyasi gelişmeler, II. Dünya Savaşı sonrası ABD'nin yapmış olduğu yardımlarla Türk ekonomisinde oluşan dışa bağımlılık ve ambargo dahilinde ortaya çıkan ekonomik bunalım üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, ABD'nin uygulamış olduğu ambargo ile Türk ekonomisindeki gelişmeleri ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaktır.
Distopik anlatımın 1950 sonrası Türk resim sanatına yansıması
Bu çalışmada 'ütopya' ve 'distopya' kavramları incelenerek, tarihte litarütüre ilk girdikleri dönemden günümüze kadar sanatçıları nasıl etkiledikleri, distopyanın 1950 yılı sonrası Türk resim sanatına olan yansımaları ve Türk resim sanatında distopik anlatım ögelerine rastlanıp rastlanmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak ütopya kavramı ele alınmış ve tanımı yapılmıştır. Tarih sahnesinde birçok filozof, siyasetçi, sanatçı ve bilim insanının ana sorunsalını oluşturan ideal toplum düzeni oluşturma çabası günümüze kadar ulaşmış olan eserler aracılığıyla incelenmiş, Sanayi Devrimi ve modernleşme ile birlikte ütopyanın distopyaya nasıl evrildiği tespit edilmiştir. Distopyanın tanımı yapıldıktan sonra distopya ve ütopyanın birbiriyle olan ilişkisi incelenerek ütopyanın distopyaya neden olduğu ve aynı zamanda distopyanın da içinde ütopyayı barındırdığı soncuna varılmıştır. Distopyanın tarisel sürecine değinildikten sonra edebiyat alanında yazılmış distopik eserler den alıntılar yapılarak distopik anlatım ögeleri belirlenmiş ve bu anlatılarla resim sanatı eserleri ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Belirlenen distopik anlatım ögelerinin 1950 yılı sonrası Türk resmine yansımaları yapılan seçkiyle incelenmiş eserlerinde distopik anlatım ögeleri tespit edilen santçıların sanat yaklaşımları, yapıtları üzerinden incelenerek konu bağlamında bir litarütür oluşturulmuştur. Çalışmanın son bölümünde günümüz toplum yaşantısında oldukça fazla hissetmeye başladığımız distopyanın kişisel çalışmalarıma yansımaları incelenmiştir.
Ahmet Cevdet Paşa'da geleneksellik, muhafazakârlık, modernizm izlenimleri ve Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan sebepler
Türk Toplumunun son iki asrını her konuda ilgilendiren "Modernleşme, Batılılaşma ve Muasırlaşma" kavram ve olgularının, toplumu ne şekilde değiştirdiğini ve bu olguların ne ölçüde ele alındığı konusu her zaman güncelliğini korumaktadır. Muhafazakâr-modernist-yenilikçi bir şahsiyet olan Ahmet Cevdet Paşa'nın getirdiği metot ve yöntemler kendisini, dönemindeki devlet adamlarından ayırır. Çok yönlü ve entelektüel bir sîmâ olan Ahmet Cevdet Paşa'nın tarih sahnesine çıkış döneminde Osmanlı Devleti, karşılaştığı sosyal, siyasal, yönetimsel, eğitimsel ve hukuksal krizlerin üstesinden gelebilecek donanımlı bir bürokrasi kadrosuna ihtiyacı vardı. Dönemin şartları dikkate alınarak Ahmet Cevdet Paşa'nın bu konulara çözümlemeci ve metotsal yaklaşımı, kendisini Osmanlı Devleti'nde çok önemli bir yere koyar. Etkileri bugün bile hissedilen ve toplumları değiştiren Batı merkezli bu olguların, Osmanlı Devleti'ne tatbiki konusunda kullanılan yöntemler uygulayıcılar arasında fikir ayırımlarına sebebiyet vermiştir. Bu fikir ayırımları, modernleşme kavramının farklı kanallar vasıtasıyla ele alınmasına neden olmuştur. Ahmet Cevdet Paşa hiç şüphesiz Tanzimat Döneminin aranılan ismidir. Devrinde diğerlerinden daha iyi anladığı modernleşme kavramını uygularken toplumun kimlik kaybı yaşamaması için "Biz ve Öteki" anlayışını her icraatında kıstas almıştır. Kendisi medrese kökenli bir modernist olmakla birlikte, "kânun-u kadim" anlayışında bir muhafazakârdır. İbn-i Haldun'u felsefesini en iyi anlayan ve çözümleyen bir şahsiyet olmasının yanı sıra "devlet-i ebed müddet" anlayışını tam olarak yansıtan bir devlet adamıdır. Osmanlı Devleti'ni Tanzimat sürecine hazırlayan gelişmeler ve modernleşme kavramının uygulanma seyri zaman zaman değişmiştir. Ahmet Cevdet Paşa'nın adı, Tanzimat öncesi ve Tanzimat'la birlikte yapılan hata ve sonuçlardan ders çıkaran, bunları görev ve icraatlarına deneysel olarak yansıtan ve pozitivist bir sentez oluşturan şahsiyetlerin arasında öne çıkmaktadır.
G20 ülkeleri için finansal baskının ölçülmesi ve finansal baskı yayılım etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan G-20 ülkeleri için finansal baskı endeksinin oluşturmak ve söz konusu piyasalar arasındaki finansal baskı aktarımını incelemektir. Bu kapsamda bu çalışma G-20 ekonomilerinin dış finansal baskı şoklarına karşı kırılganlığını ve istikrar yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Her bir ülke için finansal baskı endeksi beş alt piyasa göstergesi (para, tahvil, hisse senedi, döviz kuru ve bankacılık sektörü) dikkate alınarak hesaplanmıştır. Buna göre hesaplanan finansal baskı endekslerinin resesyon dönemlerini yakalamada yeterli olup olmadığı tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Daha sonra, ülkeler arasındaki entegrasyonun varlığı dikkate alınarak, Diebold ve Yılmaz (2012) tarafından önerilen dinamik bağlantılılık analizi kullanılarak ülkeler arasındaki finansal baskı aktarım ilişkisi 2006-2020 dönemi için incelenmiştir. Buna göre, söz konusu ülkelerde finansal baskının kriz dönemlerinde arttığı belirlenmiştir. Ampirik sonuçlar finansal kriz dönemlerinde finansal stres aktaran ve alan ülkeleri ortaya koymaktadır. Net yönlü yayılma analizi sonuçlarına göre, finansal baskı alıcısı olarak söz konusu ülkeler arasında Endonezya ilk sırada yer alırken, Japonya son sırada yer almaktadır. Öte yandan, finansal stres vericisi olarak söz konusu ülkeler arasında İngiltere ilk sırada yer alırken, Arjantin son sırada yer alıyor. Son olarak, net yayılma analizi sonuçları, finansal baskıyı diğer ülkelere ileten en önemli ülkeler olarak İngiltere, ABD ve Fransa'yı öne çıkarırken, Arjantin, Türkiye ve Endonezya'yı en önemli finansal stres alıcısı olan ülkeler olarak belirtmektedir.
Demokrasi göstergelerinin ekonomik büyüme üzerine etkisi: BRICS-T ülkelerinden ampirik bulgular
Dünyadaki eşitsizliğin ve yoksulluğun kökenlerini anlamak ülkelerin geleceklerine yön vermeleri açısından önem taşımaktadır. Geçmişte ulusların zenginlik ve refahı yalnızca ekonomi politikaları ile açıklanmaktaydı. Günümüzde ise; ekonomi politikaları yanında kurumsal yapının varlığı ve işleyişi de ekonomik büyümeyi etkileyen ana unsurlar arasında sayılmaktadır. Kurumsal yapı, birey ve toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların oluşturulmasına ve geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Ekonomik özgürlükler ve demokrasi, kurumsal yapıyı belirleyerek ekonomik büyüme ve refah düzeyini etkilemektedir. Kurumsal yapının temel göstergeleri arasında sayılan ekonomik özgürlükler ve demokrasi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan teorik yaklaşımlar incelendiğinde çatışma yaklaşımı, bağdaşma yaklaşımı ve şüpheci yaklaşım ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada demokrasi ve ekonomi kavramlarının alt bileşenlerini özümseyerek, küresel dünyada yeni bir güç odağı olan BRICS-T ülkeleri kapsamında demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanması ve yukarıda sözü geçen yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubu için geçerli olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, demokrasi düzeyinin ve ekonomik büyümenin ölçülmesinde kullanılan çeşitli endekslerden yararlanılarak, BRICS-T grubunda yer alan ülkeler özelinde ve 2006-2019 periyodunda elde edilen verilerle ekonometrik analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri analiz metodu olarak, panel regresyon analizi benimsenmiştir. Ekonometrik analizin ilk aşamasında panel birim kök testleri gerçekleştirilmiş ardından panel regresyon modeli, EKK ve Dinamik EKK tahmin yöntemlerinden yararlanılarak tahmin edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda elde edilen bulgular, demokrasi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanmasında ve çatışma, bağdaşma ve şüpheci yaklaşımlardan hangisinin ele alınan ülke grubunda geçerli olduğunun açıklanmasında kullanılmıştır.
Likidite riski ve kredi riskinin bankaların performansı üzerindeki etkisi: Türkiye'deki ticari bankalar üzerine bir uygulama
Bu çalışmada hayatın her alanında karşılaşılan risk kavramının tanımlarına, bankacılık sektöründe ortaya çıkan risk türlerine ve likidite riski ve kredi riskinin Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan 9 ticari bankanın finansal performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. 2005 yılının birinci çeyreğinden 2020 yılının dördüncü çeyreğine kadar olan dönem için oluşturulan örneklem kapsamındaki bankaların finansal verileri Türkiye Bankalar Birliği (TBB) web sayfasından alınmıştır. Kamuyu Aydınlatma Platformu sitesinden takipteki krediler ve özel karşılıklar verileri yazar tarafından elde edilmiştir. Bununla beraber, Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren katılım bankaları örneklem dışında tutulmuş olup çalışmada klasik panel veri analizinden yararlanılmıştır. Çalışmada iki farklı finansal performans ölçüsü kullanılmıştır. Bunlar sırasıyla, aktif kârlılığı (ROA) ve özkaynak kârlılığı (ROE) değişkenleridir. Yapılan analiz sonucuna göre likidite riskinin bankaların performans göstergelerinden aktif kârlılığı ile daha ilişkili olduğu ve kredi riskinin ise hem aktif hem de özkaynak kârlılığı ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, likidite riskindeki artış aktifi kârlılığını anlamlı bir şekilde artırırken, bankaların kredi riskindeki artış hem aktif hem de özkaynak kârlılığını önemli bir şekilde arttırdığı görülmektedir. Bu sonuçlar, bankalar için kredi riskinin önemine vurgu yapmakta ve bankaların faaliyetlerini düzgün bir şekilde yürütebilmeleri için kredi riskini doğru bir şekilde ölçüp iyi bir şekilde yönetmeleri gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır.