Tokat Gaziosmanpaşa University
Discipline

Fisheries Engineering

Tokat Gaziosmanpaşa University

139

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessEN

A comparison study of nutritional and productive aspects of common carp (Cyprinus carpio L.) reared in earthen ponds in Ranya (North of Iraq)

The increasing necessity on fish meat at Northern Iraqs' cities particularly in Sulaimaniya and Erbil Governorates due to the increasing population with suitable economic situation especially after 2010; also brought about excessive demand on various types of fish meats obtained from natural growing fishes in lakes. In this region, water temperature values are optimum about 5-6 months during the year for growing of subtropical climate Cyprinids. For this reason, a rapid increasing has seen on earthen ponds establishment. In this study, it was aimed to determine the productivity aspects of common carp (Cyprinus carpio L.) in Ranya Zone (Raparin Administration), with comparing ponds statics of selected six farms in different s. The study was carried out during the five months period (between May and September) between the farming period and the harvesting season. The mean values of moisture ratio (75.937 % to 70.498 %) were not significantly different (P>0.05), however fat ratio (13.36 % to 6.33 %), protein ratio (21.79 % to 10.40 %) and ash ratio (2.35 % to 1.01 %) of fish meat samples, which were taken from different fish ponds, were found significantly different (P<0.05). The organoleptic tests that were conducted to evaluate the quality of fish's meat, showed significant differences (P<0.05) in tenderness (4.8 to 3.0 on 5) and overall acceptability (4.8 to 3.6 on 5), and no significant differences (P>0.05) in each of juiciness (4.2 to 3.4 on 5) and flavor (4.6 to 3.6 on 5).

Brwa Abdullah Rasool
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Utilization of Chlorella and Daphnia as natural food sources and their combination as a feed supplement compared to commercial feed for common carp (Cyprinus carpio)

This study was carried out to evaluate the effect of adding the two natural food sources, phytoplankton Chlorella spp., zooplankton Daphnia spp. and their combination as a feed supplement and compared them to commercial feed for common carp (Cyprinus carpio L.) fingerlings with different levels. The study was performed in fish laboratory of Animal Sciences Department/ College of Agricultural Sciences/ University of Sulaimani in Iraq, for 12 weeks. The size of fish were varying and the weight ranged between (25.07-37.21 g) with mean initial weight (28.58 g). The fish were acclimated to laboratory conditions and fed with control pellets ( 28.06 % protein) prior to the feeding trials for 21 days, to test the effect of two different levels of the Chlorella spp., zooplankton Daphnia spp. alone and in combination on growth performance, feed utilization, blood parameters, biological parameters, chemical composition and organoleptic (sensory) evaluation of fingerlings. The control treatment (T1) fish were fed a commercial diet without adding any amount of Chlorella and Daphnia , while in other six treatments fish fed control diet with adding Chlorella spp. powder and freeze-dried Daphnia spp. as following: (T2) with 25 g Chlorella/ kg diet, (T3) with 50 g Chlorella/ kg diet, while, in (T4) with 25 g Daphnia/ kg diet, (T5) with 50 g Daphnia/ kg diet, (T6) with 25 g Chlorella + 25 g Daphnia/ kg diet and ( T7) with 50 g Chlorella + 50 g Daphnia/ kg diet. Each treatment had three replicates in which six fingerlings common carp were stocked in each 100 L tank which feed the experimental diets twice daily. The results showed that both Chlorella spp., Daphnia spp. and their combination were very suitable feed supplements for common carp

Amanj Ibrahım Baız Baız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Van Gölü balıkçılığının yapısal analizi

Bu çalışma Van Gölü inci kefali avcılığında kullanılan av araç gereçlerini, avcılığının yapıldığı teknelerin özelliklerini, avlanan inci kefali miktarlarını, Van Gölü balıkçılığının sosyo-ekonomik yapısını ve balıkçıların sorunlarını belirlemek için Nisan 2016–Aralık 2017 yılları arasında, 77 anket görüşmesi yapılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre inci kefali avcılığında sadece fanyalı uzatma ağının kullanıldığı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu fanyalı uzatma ağının teknik planı FAO standartlarına göre tanımlanmış ve Van Gölü'nde bir balıkçı teknesinin ortalama 4393 m fanyalı uzatma ağı kullandığı saptanmıştır. İnci kefali avcılığında kullanılan balıkçı teknelerinin ortalama 92±36.75 hp motor gücüne sahip olduğu ve teknelerin ortalama uzunluklarının 12±2.25 m olduğu tespit edilmiştir. Van Gölü'nde yıllık yaklaşık 1500 ton inci kefalinin avlandığı saptanmıştır. Ayrıca Van Gölü balıkçılığının sosyoekonomik yapısı belirlenmiştir. Anket sonuçlarına göre balıkçıların en önemli sorunlarının kaçak avcılık, avladıkları balığın para etmemesi ve çekek yeri sorunu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu tez ile Van Gölü balıkçılığının sürdürülebilir bir şekilde yönetilebilmesine bir katkı sağlaması amaçlanmıştır.

Adiyet Yeşil
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı fitokimyasalların Yersinia ruckeri üzerine etkileri ve antimikrobiyal direnç durumlarının araştırılması

Bu tez çalışmasında, Su ürünlerinde bakteriyel hastalık etkenlerinden Yersinia ruckeri üzerinde Moringa oleifera ve Sorbus domestica bitki ekstratlarının etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, 2 farklı Y. ruckeri izolatının morfolojik ve biyokimyasal özellikleri belirlenmiştir. Ardından, izolatların Real-Time PCR analizleri ve gen dizilimleri belirlenerek identifikasyonları gerçekleştirilmiştir. Fitokimyasallar (M. oleifera ve S. domestica) ile antibiyotikler (oksitetrasiklin ve enrofloksasin) birlikte kullanılarak gerçekleştirilen antibiyogram testinde fitokimyasalların antibiyotiklere göre etki durumları karşılaştırılmıştır. Ayrıca, Fitokimyasalların Y. ruckeri gelişimi üzerine etkileri TSB besiyerinde oluşturulan 10 farklı grup ile bakteri gelişimi yoğunluklarına göre spektrofotometrik olarak 600 nm dalga boyunda her 2 saatte bir ölçüm yapılarak kıyaslamalı olarak incelenmiştir. Çalışma sonucunda, izolatların Gram negatif, katalaz pozitif, oksidaz negatif, hareketli ve tipik Y. ruckeri kolonileri oluşturdukları gözlenmiştir. GnA+B paneli (Microgen) ile gerçekleştirilen biyokimyasal testler sonrasında %99,85 oranında benzerlik olduğu belirlenmiştir. İzolatların sekans analizi sonrasında 16S rRNA gen bölgesi ile örtüştüğü ve filogenetik analizde izolatların %99 benzer oldukları görülmüştür. Antibiyogram testi sonrasında oksitetrasiklin ve enrofloksasin antibiyotiklerinin Y. ruckeri üzerine dirençli oldukları ancak katı besiyerinde (MHA) fitokimyasalların etkilerinin daha az olduğu gözlenmiştir. Sıvı besiyerinde (TSB) gerçekleştirilen ölçümler neticesinde ise fitokimyasalların %40-50 oranında bakterinin gelişimini inhibe ettiği gözlenmiştir. Antibiyotik direncinin öneminin her geçen gün artmakta olduğu günümüzde antibiyotik kullanımına alternatif ve ekonomik yönden daha uygun olan bitkilerin tedavide olumlu sonuçlar vereceği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Antibiyogram, Balık hastalıkları, Moringa oleifera, Real-Time PCR, Sekans, Sorbus domestica, Yersinia ruckeri.

Mustafa Çevik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Van ili gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss, Walbaum, 1792) anaç populasyonlarının büyüme hormonu (GHh) gen ekspresyon seviyeleri, genetik polimorfizm ile bazı fenotipik parametrelere göre değerlendirilmesi ve yönetimine yönelik bir araştırma

Bu çalışmada Van ilindeki gökkuşağı alabalığı kuluçkahanelerinde bulunan anaç populasyonlarının bazı fenotipik özellikleri, mitokondrial DNA'dan (mtDNA) genotipik polimorfizmleri ve büyüme hormonu (GH-I) gen ifade seviyeleri belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan gökkuşağı alabalığı anaçları (Oncorhynchus mykiss) Van ilinde bulunan ve resmi olarak faaliyet gösteren 6 adet gökkuşağı alabalığı kuluçkahanesinden temin edilmiştir. Gökkuşağı alabalığı kuluçkahanelerinin genotipik özellikleri göz önüne alındığında gökkuşağı alabalığı kuluçkahanelerinde bulunan anaçların 7 adet farklı gökkuşağı alabalığı hattı oluşturduğu bulunmuştur. Ayrıca kuluçkahanelerin genotipik durumlarının "çok iyi", "iyi" ve "orta" seviyede olduğu görülmüştür. Çalışmada kuluçkahanelerin FIS değeri (-0.34) ̶ (0.21) arasında FIT değerleri ise (-0.05) ̶ (0.38) arasında bulunmuştur. Ayrıca FST değeri 0.21 bulunmuştur. Gökkuşağı alabalığı kuluçkahanelerdeki büyüme hormonu nispi gen ifade seviyelerine göre en yüksek büyüme hormonu (GH-I) nispi gen ifade seviyesinin sırası ile OCK ve SFA kuluçkahanelerindeki anaçlarda olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada Van ilindeki gökkuşağı alabalığı kuluçkahanelerdeki anaçlardan elde edilen genotipik ve fenotipik verilerin ayrı ayrı ve birlikte değerlendirilmesi ile sağlıklı bir kuluçkahane ve anaç yönetimi için kıyaslanabilir, değerlendirilebilir yönetim parametreleri elde edilmiştir.

FenotipGen ifadesiGenetik varyasyon+1
Boran Karataş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gökyokuş (Sapur) Deresi su kalite kriterleri üzerine bir araştırma

Bu çalışmada, Gökyokuş (Sapur) Deresi'nın su kalitesi değişimini incelemek amacıyla, belirlenen beş farklı örnekleme noktasında, Mart 2017 - Eylül 2019 tarihleri arasında mevsimsel örnekleme yapılmış ve örneklerde su sıcaklığı, pH, elektriksel iletkenlik, çözünmüş oksijen, oksijen doygunluğu, bulanıklık yerinde ölçümlerle ve gözlemlerle, kalsiyum, magnezyum, toplam sertlik, klorür, tuzluluk, karbonat, bikarbonat, toplam alkalinite, nitrit, nitrat, amonyak, sülfat, fosfor, toplam demir, mangan, çinko, krom ve siyanür ise laboratuvar analizleri ile belirlenmiştir. İncelenen parametrelerin ortalamaları; su sıcaklığı 10.95 °C, ÇO 7.97 mg/L, OD %73.1, pH 8.16, elektriksel iletkenlik 317 μS/cm, tuzluluk ‰ 0.054, bulaniklik 19.6 NTU, klorür 31.8 mg/L, kalsiyum 89.4 mg/L, magnezyum 49.14 mg/L, toplam sertlik 412.46 mg/L CaCO3, karbonat 0.0 mg/L, bikarbonat 709.6 mg/L, toplam alkalinite 581.6 mg/L , nitrat 8.44 mg/L, nitrat azotu 1.89 mg/L, nitrit 0,027 mg/L, nitrit azotu 0,011 mg/L, amonyum 0.05 mg/L, amonyak 0.05 mg/L, toplam fosfor 0.61 mg/L, sülfat 19,98 mg/L, toplam demir 0.05 mg/L, çinko 0.17 mg/L, krom 0.012 mg/L, mangan 0.89 mg/L, siyanür 0.0021 mg/L olarak belirlenmiştir. Gökyokuş Deresi'nin genel olarak kirlenme eğiliminde ve belirli noktalarında içme, kullanma, balıkçılık ve sulama açısından uygun kaliteye sahip olduğu belirlenmiştir.

Rıfat Ruhullah Sanaç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karasu Çayı (Van, Türkiye)'nda çeşitli kirleticilere maruz kalan tatlısu midyesi (Unio stevenianus Krynicki, 1837)'nin antioksidan enzim tepkilerinin incelenmesi

Evsel, endüstriyel ve tarımsal kaynaklı pek çok madde çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Akuatik ortamlar, doğaya arıtılmadan salınan kirleticilerin en sonunda toplandığı, biriktiği yerlerdir. Bu doğal sucul çevreler, çok sayıda omurgalı ve omurgasız canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu canlılardan birisi de ekolojik önemiyle öne çıkan tatlısu midyeleridir. Midyeler bir yere tutunarak ve suyu süzerek beslenen organizmalardır. Sabit yaşam ve beslenme tarzları sebebiyle yaşadıkları ortamın kirlilik kompozisyonunu yansıtırlar. Bu yüzden çevre kirliliği izleme ve takip çalışmalarında sıklıkla kullanılmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, Karasu Çayı'nda yaşayan tatlısu midyesi (Unio stevenianus)'nin doğal ortamda maruz kaldığı kirleticilere karşı oluşturduğu biyokimyasal tepkilerin belirlenmesidir. Bu kapsamda, akarsuyun Arısu ve Zeve bölgelerinden midye örnekleri toplanmıştır. Örneklerde morfometrik özellikler belirlenmiştir. Biyokimyasal analizlerde, U. stevenianus'un solungaç dokusundan elde edilen süpernatantlar kullanılmıştır. Örneklerde, süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR), gulutatyon peroksidaz (GSH-Px), malondialdehit (MDA), redükte glutatyon (GSH) ve toplam protein (TP) ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Absorbans değerleri, spektrofotometrik yöntemle belirlenmiştir. Arısu ve Zeve bölgesi midye örneklerinde sırasıyla, SOD 1015.88±43.59,974.53±28.74 U/g protein; CAT 7.13±0.92,6.13±1.83 nmol/g protein;GST 38.14±7.94,43.33±5.59 nmol/mg protein; GR 0.99±0.13,0.76±0.07 U/mg protein; GSH-Px 48.63±4.11,58.23±4.39 U/g protein; MDA 94.27±19.56,79.66±13.3 nmol/g protein; GSH 3.7±0.72,3.21±0.4 µmol/mg protein; TP 10.46±0.47,10.13±0.24 mg/mL olarak hesaplanmıştır. Enzimatik ve nonenzimatik antioksidan değerlerinin örnekleme noktaları arasında değiştiği, ancak bu değişimin önemli olmadığı (P0.05) belirlenmiştir. Sonuç olarak, akarsuların kirlilik durumunun takip edilmesinde tatlısu midyelerinin antioksidan savunma sistemi parametreleri yönünden incelenmesi kullanışlı ve doğru bir yaklaşım olarak gözükmektedir. İlaveten, farklı maddelere maruz kalma sonucu midye dokusunda oluşan birikimin belirlenmesi çalışmaları da uygun olacaktır.

İlknur Simge Ünal Atıcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nemrut krater gölü (Bitlis) su kalitesi, gölde yaşayan Aphanius mento (Heckel, 1843)'nun larval ontogenisi ve osmoregülatör kapasitesinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Bitlis ili sınırları içerisinde yer alan Nemrut Krater Gölü'nün su kalitesinin belirlenmesi, suda yayılış gösteren Aphanius mento, (Heckel, 1843) türünün moleküler düzeyde identifikasyonunun sağlanması, embriyonik ve larval gelişiminin mikroskobik ve histolojik olarak incelenmesi ve farklı tuzluluk seviyelerine toleransının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Eylül 2018 ve Ekim 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen örneklemelerde suyun fiziko-kimyasal analiz sonuçlarına göre, Nemrut Krater Gölü suyunun içme, kullanma, sulama ve balıkçılık açısından uygun kalitede olduğu belirlenmiştir. Balık türüne özgü primerlerle gerçekleştirilen PCR identifikasyonunun pozitif sonuç verdiği, türün ‰ 22 tuzluluk seviyesine kadar tolerans gösterdiği ve en yüksek kan serumu osmolarite değerinin 572±7.32 mOsm/Kg olduğu tespit edilmiştir. Laboratuvar ortamında üremenin 23.96±1.16 oC sıcaklık, 8.33±0.27 pH, 952±364 µS/cm iletkenlik, 6.92±0.10 mg/L ÇO değerlerinde gerçekleştiği, 23.5 °C'de 11 günde açılan, 8-12 adet yağ damlası içeren yapışkan ve filamentli yapıdaki döllenmiş yumurtaların 1.251±0.316 mm (n:30) çapa sahip olduğu, 3.695±0.225 mm (n:20) total boya sahip yeni çıkan larvada, eksojenik beslenmenin 3. günde ve toz yeme geçişin 10. günün sonunda gerçekleştiği belirlenmiştir.

Ahmet Sepil
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Andız (Juniperus sp) kökü ekstraktının antimikrobiyalözelliğinin ve gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss)yara gelişimi üzerine etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Andız ağacından elde edilen özütünü balık sağlığı açısından değerlendirilmiştir. Ekstraktın bileşenleri GS-MS ile analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan Lactococcus garvieae ve Staphylococcus epidermidis etkenlerinin fenotipik, biyokimyasal ve moleküler identifikasyonları gerçekleştirilmiştir. Antibiyogram testindeekstrakt Florfenikol (F) ve Ampisilin (AM) antibiyotikleri ile mukayese edilmiştir. Ekstraktın kesik yaraları üzerindeki etkisinin belirlenmesi için 80g ağırlığında 6'şar adet gökkuşağı alabalığından oluşan ekstrakt (EG), antibiyoik (AG), kesik (KG) ve kontrol (CG) grupları oluşturulmuştur. Sağaltım sonrasında karaciğer ve kas dokularında yara iyileşmesinde rol alan MDA ve GST enzimlerinin aktiviteleri değerlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan izolatların API testi sonucunda L. garvieae'nin %86, S.epidermidis'in ise %90 oranında identifiye edilmiştir. İzolatlar, universal primerler ile gerçekleştirilen Real-Time PCR'da sigmoidal eğriler vermiştir. PCR amplikonlarının 16S rRNA sekansı sonunda %99 üzerinde moleküler identifikasyonlar gerçekleştirilmiştir. Ekstraktın, L. garvieae üzerinde Amfisilin ile aynı etkiye sahip olduğu, Florfenikol'e göre %4 daha etkili olduğu, S. epidermidis'e göre ise Amfisilin ve Florfenikol antibiyotiklerinden %83 daha etkili olduğu görülmüştür. Ekstraktın %1 konsantrasyonunun bakteri gelişimini inhibe ettiği gözlenmiştir. Ekstrakt grubunda yara bölgesinin 2. gün kapandığı gözlenmiştir. MDA ve GST aktivitelerinin ekstrakt grubunda diğer gruplara göre pozitif farklılıklarının olduğu belirlenmiştir.

Ebru Avcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İpekyolu kırsal mahallelerinde içme suyu kalitesi

Bu çalışma Van ilinin İpekyolu ilçesinde yer alan çeşitli mahallelerden alınan su örneklerinin fiziksel, kimyasal ve biyolojik analizlerini içermektedir. Araştırma, 22 mahallede bulunan 25 farklı su kaynağından numuneler alarak, su kalitesini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Analizler, pH, sıcaklık, çözünmüş oksijen, oksijen doygunluğu, tuzluluk, toplam katı madde, bulanıklık, ağır metaller (gümüş, alüminyum, arsenik, bakır, krom, vb.) ve florür gibi parametreleri içermektedir. Numuneler, örnekleme şişeleriyle alınmış ve uygun sterilizasyon yöntemleri kullanılarak muhafaza edilmiştir. Çalışma, suyun potansiyel sağlık risklerini ortaya koymayı hedeflemiştir. Özellikle arsenik, alüminyum ve kurşun gibi elementlerin yüksek konsantrasyonlarına sahip bölgeler tespit edilmiştir. Faruksuyu ve Karagündüz Okulu gibi kaynaklarda arsenik ve kurşun seviyelerinin Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği sınırları aşması, bu kaynakların insan sağlığı açısından risk taşıdığını göstermektedir. Arazi çalışmaları sırasında pH değerlerinin genellikle 7.47 ile 8.37 arasında değiştiği, bazı kaynaklarda ise düşük oksijen seviyeleri ve yüksek elektriksel iletkenlik değerleri gözlemlenmiştir. Özellikle Faruksuyu kaynağı, düşük çözünmüş oksijen ve yüksek kirlenme oranları nedeniyle içme suyu olarak kullanılmak için uygun değildir. Bu araştırma, içme suyu kalitesinin yerel halk sağlığı üzerindeki etkilerini vurgulamış ve belirli su kaynaklarının iyileştirilmesi gerektiğini önermektedir. Ayrıca, bu su kaynaklarının düzenli izlenmesi ve uygun arıtma işlemleriyle kalitelerinin artırılması gerektiği ifade edilmiştir.

Doğu Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dalyan kanallarında (Köyceğiz-Muğla) bazı ekolojik parametrelerinin belirlenmesi

Köyceğiz-Dalyan Lagün Havzası, Türkiye'nin en büyük sulak kıyı alanlarından bir tanesi olup, flora ve fauna yönünden oldukça zengin bir konumdadır. Ramsar Alanı özelliği taşıyan, Köyceğiz Gölü ve Dalyan Lagün Havzası su kuşları ve balıkların beslenme ve bazılarının üreme alanı olması bakımından önemli bir yere sahiptir. Çalışmanın yapıldığı Dalyan kanalları Köyceğiz-Dalyan Lagün Havzası'da önemli bir ekolojik yapıya sahiptir. Bu çalışma Aralık 2017 yılı ve Kasım 2018 tarihleri arasında, Dalyan kanallarının su kalitesindeki mevcut durumu belirleyerek buna göre önlem planları oluşturmak amacıyla denizle bağlantı noktalarına kadar olan 8 stratejik istasyonda yürütülmüştür. Alınan su numunelerinde bazı fiziko-kimyasal parametreler; Su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen, doymuş oksijen, elektriksel iletkenlik, tuzluluk, nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu, orto-fosfat, toplam fosfor, askıda katı madde, BOİ5, klorofil-a ve bulanıklık aylık olarak incelenmiştir. Seçilmiş istasyonlardan alınan su numunelerinin analizleri Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde akredite olmuş Araştırma Laboratuarları Merkezi Su Analiz Laboratuarında yapılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre, kış aylarında kendi doğal yapısında olan çalışma sahası turizm mevsimi olan Mayıs-Ekim tarihlerinde yoğun turizm faaliyetlerinin etkisinde olup, seçilmiş bazı istasyonlarda su kalitesi ve çevresel anlamda kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dalyan Kanalları, Köyceğiz-Dalyan Lagün Havzası, Su Kalitesi, Fiziko-Kimyasal Parametreler, Turizm Faaliyetleri Çevresel Faktörler

Taha Karaca
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ege Bölgesi'nde eğitim gören lise öğrencilerinin balık tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu tez çalışmasında, Ege Bölgesi'nde bulunan sekiz ilde beş farklı türdeki ortaöğretim kurumunda/lisede (Anadolu İmam Hatip Lisesi (AİHL), Anadolu Lisesi (AL), Çok Programlı Anadolu Lisesi (ÇPAL), Fen Lisesi (FL) ve Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (MTAL)) eğitim görmekte olan öğrencilerin balık tüketim davranışları ve bu davranışlarına cinsiyet, hane fert sayısı, ebeveyn eğitim/meslek durumu, aile ekonomik düzeyi, farklı okul türleri, farklı şehirler, farklı beslenme tarzları, alışkanlık (örf-gelenek) ve beslenme eğitimi gibi faktörlerin ne derece etkili olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri, 7253 öğrenci ile gönüllülük esasına göre yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından anket formu uygulanarak Kasım 2017 ile Nisan 2018 tarihleri arasında tesadüfi örnekleme yöntemiyle elde edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 20.0 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare (Pearson Ki-kare ve Fisher's Exact test) ile belirlenmiştir. Yapılan bu testler sonucu elde edilen Ki-kare (χ²), serbestlik dereceleri (sd) ve istatistiksel anlamlılık (p) sonuçları ile verilerin frekans (n) ve yüzde (%) dağılımları hesaplanmış, bulgular şekil ve çizelgeler haline getirilerek verilmiştir. Değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olup olmadığı yorumlanarak raporlanmıştır. p (istatistiksel anlamlılık) değerinin 0,05'ten küçük saptanması koşulu aranmıştır. Ankete katılan 7253 öğrencinin %48,53'ü kız, %51,47'si ise erkek öğrenci olup bu öğrencilerin yaşlarının 13-20, boylarının 110-205 cm, ağırlıklarının da 30-133 kg arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Öğrencilerin katılım sağladığı iller ise %8,22 ile Afyonkarahisar, %10,48 ile Aydın, %10,42 ile Denizli, %35,68 ile İzmir, %7,20 ile Kütahya, %13,99 ile Manisa, %8,60 ile Muğla ve %5,40 ile Uşak olarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin %9,90'ı AİHL'de, %36,07'si AL'de, %9,73'ü ÇPAL'de, %9,06'sı FL'de ve %34,24'ü MTAL'de eğitimine devam etmektedir. Öğrencilerin %87,04'ünün balık tüketimini tercih ettiği belirlenmiştir. Öğrencilerin balık tüketim miktarı kişi başı ortalama 8,94 kg/yıl olarak hesaplanmıştır. Öğrencilerin balığı tüketim sebepleri arasında en çok %47,31 ile "dengeli ve sağlıklı beslenmek için" olduğu, balık tüketmeyen öğrencilerin tüketmeme nedenleri arasında en çok %52,46 ile "kokusundan" dolayı olduğu, balık denildiğinde akıllarına gelen ilk çağrışımın en çok %57,35 ile "hamsi" olduğu, balık satın alma ve tüketim şeklinin en çok %96,80 ile "taze" olduğu, balığın tazeliğini anlama kriteri olarak en çok %45,70 ile "gözleri" dikkate aldığı, balık temin yerleri arasında en fazla %60,43 ile "semt (halk) pazarı" tercih ettiği, en çok tükettikleri balığın %80,19 ile "hamsi" olduğu, balık pişirme yöntemi olarak en fazla %86,41 ile "kızartma" yöntemini tercih ettikleri, balığı daha çok %95,48 ile "evde" tükettikleri ve balık tüketimi hakkındaki düşünceleri sorusuna ise en çok %62,18 ile "sağlık açısından önemli olması" yanıtını verdikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin üretim şekline göre en çok %77,96 oranı ile avcılık balığını en az ise %2,57 oranı ile kültür balığını tükettikleri saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyeti ile balık tüketim durumu (p=0,127) ve balık tüketim sıklığı (p=0,267) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken balık tüketimini tercih etme sebepleri (p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Öğrencilerin ailelerinde yaşayan birey sayısı ile balık tüketim durumu (p<0,001) ve balık tüketim sıklığı (p=0,019) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin ailelerinin ortalama aylık gelir durumu ile balık tüketim durumu (p<0,001), balık tüketim sıklığı (p<0,001), balık tüketimini tercih etme sebepleri (p=0,003) ve tüketimini tercih ettikleri balık üretim grubu (p=0,003) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin ailelerinin ortalama aylık gelir durumu ile balık ve diğer et türlerinin fiyatlarının karşılaştırmaları (p<0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Öğrencilerin beslenme konusunda eğitim alma durumu ile balık tüketim sıklığı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,021). Öğrencilerin yaşadığı illerin büyükşehir olan/olmayan ile balık tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p=0,037). Öğrencilerin yaşadığı denize kıyısı olan ve olmayan iller ile balık tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,001). Çalışmamızın sonucuna göre öğrencilerin balık tüketimini olumsuz etkileyen başlıca faktörlerin beslenme konusunda yeterli temel eğitim almamaları, kalabalık ailelerin balık alım/tüketim gücünün düşük olması, balığın kılçıklı olması, işlenmiş balık tüketim kültürünün yetersiz olması, balığın koku ve aromasının tüketicileri rahatsız etmesi, balık pişirme ve satış yerlerinin yeterli olmaması gösterilebilir. Balık tüketimini olumlu etkileyen faktörler sırasıyla; ailenin ekonomik olarak alım gücünün ve eğitim durumunun yüksek olması, hane fert sayısının az olması, alışkanlık (örf-gelenek), sağlıklı beslenmede balığın öneminin bilinmesi, beslenme konusunda eğitim almış olmak, büyükşehirde veya denize kıyısı olan ilde ikamet etmek. Aslında öğrencilerin balık tüketimine karşı bakış açılarının pozitif olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda öğrencilerin gelecek yaşlardaki balık tüketim alışkanlıklarının iyice pekiştirilmesi için öğrencilere okul kantinlerinde/yemekhanelerinde konserve veya pişmiş balık satışı yapılmalıdır. Balık/su ürünleri tüketiminin sağlıklı ve kaliteli yaşam için önemi konusunda öğrenciler bilgilendirilerek farkındalık oluşturulmalıdır.

AnketlerBalık etiSu ürünleri+2
Hasan Yiğit
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yanıklar deresi'nin (Fethiye-Muğla) limnolojik ve su kalitesi yönünden incelenmesi

Ege ve Akdeniz Bölgelerinin buluşma noktasında yer alan Yanıklar Deresi, sahip olduğu zengin doğası, alternatif turizm faaliyetleri ve bu turizm sektörüne hizmet eden tarımsal yapısıyla önemli bir konumdadır. Bu çalışma Aralık 2017 yılı ve Kasım 2018 tarihler arasında, Yanıklar Deresi'nin kaynağına yakın noktadan başlayıp denizel alana kadar olan stratejik noktalardan seçilmiş 6 istasyondan alınan su numunelerinde bazı fiziko-kimyasal parametreler aylık olarak incelenmiştir. Seçilmiş istasyonlardan alınan su numunelerinin analizleri Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde akredite olmuş Araştırma Laboratuvarları Merkezi Su Analiz Laboratuvarında yapılmıştır. Buna göre alınan su numunelerinde; su sıcaklığı 12,90-28,45 oC; pH 7,23-9,42; çözünmüş oksijen 4,28-11,82 mgL-1; doymuş oksijen % 43,53-128,10; elektriksel iletkenlik 287-54711 µScm-1; tuzluluk %o 0,16-33,04; nitrit azotu (NO2--N) ALA-0,044 mgL-1; nitrat azotu (NO3--N) 0,03-19,11 mgL-1; amonyum azotu (NH4+-N) ALA-0,425 mgL-1; toplam fosfor ALA-0,123 mgL-1; orto-fosfat ALA-0,09 mgL-1; askıda katı madde 0,08-25,96 mgL-1 ve BOİ5 1,94-5,62 mgL-1 değerleri arasında değişim göstermiştir. Bu analiz sonuçları değerlendirildiğinde, özellikle yaz aylarında yörede yaşanan yoğun turizm faaliyetleri, ikincil konutların turizm hizmetine sunulması, seçilen istasyonların özellikle hafta sonları piknik alanı olarak kullanımı, seralarda kullanılan tarımsal ilaçlara bağlı olarak bazı istasyonlarda su kalitesi ve çevresel anlamda kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Gelecekte Yanıklar Deresinin dengeli ve sürdürülebilir kavram içerisinde bölgeye hizmet etmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yanıklar Deresi, Su Kalitesi, Fiziko-Kimyasal Parametreler, Çevresel Faktörler, Su Kaynakları

Emrah Küçükler
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Su ürünlerinden elde edilen biyoaktif maddelerin kozmetik amaçlı kullanımı

Bu tez çalışmasında, farklı su ürünlerinden elde edilen yan ürünlerin, kozmetik krem hammaddesi olarak değerlendirilerek katma değeri daha yüksek ürünler haline getirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla kefal balığı (Chelon aurata) pulundan kollajen, mavi yengeç (Callinectes sapidus) kabuğundan kitosan, mikroalgden (Schizochytrium sp.) ise yağ üretilmiştir. Ham materyaller ve elde edilen bu ürünlerde ilk olarak besin kompozisyonu analizleri yapılmıştır. Daha sonra kollajende; denatürasyon sıcaklığı, amino asit, SDS–PAGE, histamin analizleri, kitosanda; molekül ağırlığı, su ve yağ tutma kapasitesi, yağda; yağ asidi kompozisyonu, peroksit değeri ve serbest yağ asidi analizi, kollajen ve kitosanda ortak olarak; verim, pH, çözünürlük, renk, viskozite, SEM, EDS, FTIR, TGA analizleri, kollajen, kitosan ve yağda ise antioksidan ve antimikrobiyal aktivite ve ağır metal analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kollajen, kitosan ve yağdan tek başına veya maddelerin kombinasyonları ile 8 grup kozmetik krem üretilmiş ve kremler fiziksel (pH, renk, viskozite, stabilite), kimyasal (antioksidan aktivite ve ağır metal), duyusal ve mikrobiyolojik (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) açıdan incelenmiştir. Kremlerde meydana gelen değişimi takip etmek adına 30. günde de pH, renk, viskozite ölçümleri ve mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; üretilen kollajenin α1 ve α2 zincirlerine sahip olarak tip I kollajen, denatürasyon sıcaklığının ise 30ºC olarak biyomedikal uygulamalar için uygun olduğu belirlenmiştir. En yüksek oranda amino asit içeriğinin ise arginin+treoninden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen kollajen ve kitosanın, besin kompozisyonu, çözünürlük, su ve yağ tutma kapasitesi, renk gibi analizler ve FTIR, SEM, EDS, TGA gibi karakterizasyon analizlerine göre ticari ürünlerle benzer özelliklerde tespit edilmiştir. FTIR ile kollajen ve kitosanda bulunması gereken karakteristik fonksiyonel gruplar gözlenmiş, SEM görüntülerinde kollajende lifli, kitosanda ise yaprak benzeri parçalı yapılar gözlenmiştir. EDS'de tespit edilen C, N, O'nun % kütlesel ve atomik ağırlıkları ticari ürünlerle oldukça benzer bulunmuştur. Alg yağı, yüksek oranda değerli bir çoklu doymamış yağ asidi olan DHA içeriğine sahip, PV ve FFA analizlerine göre ise limit değerlerin altında bulunarak iyi kalitede olarak değerlendirilmiştir. Antimikrobiyal analizlere göre kitosan ve alg yağının S. aureus ve E. coli üzerinde inhibe edici etkisi olup C. albicans'a karşı herhangi bir inhibisyon etkisi olmadığı, kollajenin ise çalışılan hiçbir mikroorganizma grubuna karşı inhibe edici etkisi olmadığı gözlenmiştir. Üretilen kollajen, kitosan ve yağ içerikli 8 grup kremin pH değerleri (4,70±0,02-5,37±0,01) bakımından cilde uygun olduğu, homojenlik ve kıvamı bakımından piyasadaki kremlere benzer olduğu tespit edilmiştir. Kremlerin viskozite değerleri 108.666,7±2.516,61-524.333,3±1.016,65 cP aralığında bulunmuştur. Stabilite testlerine göre santrifüj ile yapılan testte kremlerin stabil olup herhangi bir faz ayrımı gözlenmediği, etüv ile yapılan testte ise alg yağı (Y) ve kollajen+alg yağı (Kl+Y) gruplarında çatlamalar meydana geldiği görülmüştür. Duyusal olarak panelistler tarafından çoğu krem grubu beğenilmekle birlikte, genel görünüş, renk, koku, parlaklık, yapışkanlık, homojenlik, kıvam, yağlılık ve genel beğeni kriterlerinin tümü bakımından en çok beğeni alan grubun yalnızca kollajen içerikli grup (Kl) olduğu sonucuna varılmıştır. Hem kremler hem de üretilen kollajen, kitosan ve yağ yüksek antioksidan aktivite göstermiş, özellikle kozmetik ürünlerde bulunması sağlık açısından risk oluşturan arsenik, civa, kadmiyum, kurşun ağır metallerinin limit değerlerin altında olduğu tespit edilmiştir. Mikrobiyolojik açıdan da çalışılan mikroorganizmalarda (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) hem üretim esnasında hem de 30. günde herhangi bir gelişme olmadığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; bölgemizdeki su ürünlerinden ortaya çıkan ve artık materyal olarak nitelendirilen bu yan ürünlerden (balık pulu, yengeç kabuğu), medikal, kozmetik, gıda gibi farklı endüstriyel alanlarda kullanılmak üzere gelecek vaad eden kollajen ve kitosan, ayrıca değerli yağ içeriğine sahip mikroalgden yağ maddeleri, bu maddelerden fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan yönetmeliklere uygun ve piyasadaki ürünlere benzer, tüketici beğenisini karşılayacak kozmetik krem üretimi gerçekleştirilmiştir.

Cansu Metin
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Güllük lagününde ağır metal kirliliğinin araştırılması

Kıyı alanlarındaki antropojenik faaliyetler nedeniyle Dünya ve Türkiye genelinde doğal ekosistemler zarar görmektedir. Güneydoğu Ege Denizi'nde yer alan Güllük Lagünü ekolojik ve sucul ekosistem potansiyeli açısından çok önemli bir konuma sahip olup, birden fazla antropojenik faaliyetin etkisi altındadır. Bu çalışmada, Güllük Lagünü'nde seçilen 12 istasyondan sediment örnekleri Nisan, Temmuz, Ekim 2018 ve Ocak 2019 dönemlerinde olmak üzere 4 kez mevsimsel olarak alındı. Sediment örneklerinde Pb, Cd, Cu, Fe, Mn, Zn ve Hg metallerinin kimyasal fraksiyonları, bitki ve balık örneklerinde Pb, Cd, Cu, Fe, Mn, Zn ve Hg konsantrasyonları tespit edildi. Metallerin kimyasal fraksiyonlarına ayrılmasında Bureau Referans Komitesi (BCR) tarafından önerilen ardışık kimyasal ekstraksiyon prosedürü uygulanarak metal konsantrasyonlarının AAS ile ölçümü yapıldı. Ayrıca Güllük Lagünü'nden alınan su örneklerinde; su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen, doymuş oksijen, elektriksel iletkenlik, tuzluluk, BOİ5, secchi diski, AKM, nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu, ortofosfat fosforu, toplam fosfor ve klorofil-a analizleri yapıldı. Güllük Lagünü sedimentinde toplam ağır metal konsantrasyon sıralaması; Cu> Mn> Hg> Pb> Fe> Zn> Cd, ağır metal fraksiyonu risk sıralaması (RAC); Cd> Fe> Mn> Zn> Cu> Pb> Hg, Igeo'ya göre kirlilik seviyesi; Hg> Pb> Cu> Cd> Zn> Mn> Fe olarak tespit edildi. Balık dokularındaki ağır metal konsantrasyonları Mugil cephalus> Sparus aurata olarak belirlenmiştir. Balık dokularında en yüksek konsantrasyonlarda tespit edilen ağır metaller Mugil cephalus için Cu, Sparus aurata için Mn olarak bulunmuştur. Bitkilerdeki ağır metal konsantrasyonları Salicornia europaea> Ludwigia stolonifera olarak tespit edilmiştir. Her iki bitki örneğinde de en yüksek konsantrasyona sahip olan ağır metal yine Cu olarak bulunmuştur. Bu durum Cu metalinin sediment ve suda salınımıyla birlikte bitki ve balık dokularındaki biyobirikimleri arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılarak istatistiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Güllük Lagünü çevresel anlamda birçok majör faaliyetten olumsuz etkilenmektedir. Analiz sonuçlarına bakıldığında özellikle ilkbahar ve yaz dönemlerinde bölgede yaşanan yoğun faaliyetlerden dolayı su, sediment, bitki ve balık örneklerinde çevresel anlamda bozulmalar ve kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güllük Lagünü, Ağır Metal Fraksiyonları, Ardışık Kimyasal Ekstraksiyon, Su Kalitesi, Antropojenik Kaynaklar, CBS

Mustafa Döndü
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gazivoda gölünün (Kosova Cumhuriyeti) su kalite parametrelerinin mevsimsel olarak incelenmesi

Kosova Cumhuriyeti 17 Şubat 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmiş olup, ülkenin doğal kaynaklarının birçoğu için yönetim planları henüz hazırlanma aşamasındadır. Dolayısıyla ülkedeki su kaynakları hakkında bilimsel bilginin artması yapılacak planlamaların daha verimli olmasını sağlayacak ve kalkınmayı hızlandıracaktır. Bu çalışma bu bağlamda Kosova Cumhuriyeti'nde gelecekte planlanması yapılacak diğer bilimsel çalışmalara örnek teşkil edeceği düşünülmektedir. Bu çalışma Kosova Cumhuriyeti'nin su kaynakları, ekolojik ve su ürünleri açısından önemli olan Gazivoda Gölü'nde Mart 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, mevsimsel olarak seçilen 7 stratejik istasyonda yürütülmüştür. Alınan su numunelerinde bazı fiziko-kimyasal parametreler; Su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen, elektriksel iletkenlik, tuzluluk, nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu ve toplam fosfor bir yıl boyunca aylık ve mevsimsel olarak incelenmiştir. Seçilmiş istasyonlardan alınan su numunelerinin analizleri Kosova Cumhuriyeti'nde agredite olmuş Hidroregjioni Jugor Enstitüsu Su Analizi Laboratuarında yapılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre, kış aylarında kendi doğal yapısında olan Gazivoda Gölü yaz mevsimi olan Haziran-Ağustos tarihlerinde çevresindeki yoğun turizm faaliyetlerinin etkisinde olup, seçilmiş bazı istasyonlarda su kalitesi ve çevresel anlamda önemli kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda Gazivoda Gölü su kalite parametrelerinin su ürünleri potansiyeli bakımından yaz aylarında riskli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel Faktörler, Fiziko-kimyasal Parametreler, Gazivoda Gölü, Kosova Cumhuriyeti Su Kaynakları

Dıjar Latıfı
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Toprak havuzlarda deniz balıkları üretimi yapan işletmelerin havuz sistemlerinin geliştirilmesi üzerine bir araştırma

Muğla İli Milas İlçesinde faaliyet gösteren toprak havuzlarda deniz balıkları yetiştiriciliği sektörünün, yaşamış oldukları sorunlarının çözümüne yönelik çalışmaların yapılması, toprak havuz işletmelerinin sürdürülebilirlikleri için oldukça önemlidir. Bu çalışmada, toprak havuzlarda deniz balıkları üretimi yapan işletmelerin, havuz sistemlerinin geliştirilmesi ve havuzlarda su kalite değişimleri ile ilgili yaşanan bilgi eksikliklerinin giderilmesi amaçlanmıştır. Milas Savran'da bulunan bir toprak havuz işletmesinde 3 adet toprak havuz, bu çalışma kapsamında kullanılmıştır. Kullanılan havuzlar kontrol (K), taban tahliyeli (T) ve de taban tahliyeli ve havalandırmalı (TH) olarak kodlanmıştır. Kontrol havuzu olarak, hâlihazırda işletmeler tarafından kullanılan bir havuz kullanılmıştır. Taban tahliyeli (T) havuza, taban tahliye sistemi kurulmuştur. Taban tahliyeli ve havalandırmalı (TH) havuza ise; taban tahliye sistemi ve havuz içerisinden suyu alıp havalandırarak tekrar havuza akıtan bir havalandırma sistemi kurulmuştur. Havuzların giriş suyunda, çıkış sularında ve havuzlar içerisinde belirlenen noktalarda, bir üretim periyodu süresince (11 ay), fiziko-kimyasal parametreler yerinde ölçülmüştür. Ayrıca havaların ısındığı dönemlerde fiziko-kimyasal parametrelerde, gece-gündüz farklılıklarının incelenmesi amacıyla, Mart 2019-Ağustos 2019 tarihleri arasında, 6 kez gece ölçümleri yapılmıştır. Havuzlarda azotlu bileşikler (nitrit, nitrat, amonyum, amonyak), toplam fosfor, klorofil-a, kimyasal oksijen ihtiyacı ve sudaki askıda katı madde değerleri aylık olarak izlenmiştir. Ayrıca havuzların tabanlarında organik-inorganik madde miktarı değişimini izlemek için 3 ayda bir ve element miktarı değişimlerini izlemek için 6 ayda bir sediment örnekleri alınarak analiz edilmiştir. Havuzların giriş suyunun, üretim süresince ortalama sıcaklığı 18,65±0,58 °C olarak belirlenmiştir. Havuzlarda, çalışma süresince en düşük su sıcaklığı 9 °C sevilerinde, en yüksek su sıcaklığı ise 27 °C seviyelerinde ölçülmüştür. Havuzlarda en yüksek çözünmüş oksijen değeri, Aralık ayında 9,11±0,10 mg/L ile TH havuzunun yüzeyinde, en düşük çözünmüş oksijen değeri ise 3,14±0,27 mg/L ile Mayıs ayında kontrol havuzunun tabanında ölçülmüştür. Sudaki amonyak değerleri K, T ve TH havuzları için sırasıyla ortalama 0,358±0,208; 0,433±0,200; 0,453±0,197 mg/L olarak bulunmuştur. Sudaki amonyum değerleri K, T ve TH havuzları için sırasıyla ortalama 0,685±0,624; 0,624±0,335; 0,593±0,178 mg/L olarak tespit edilmiştir. Sudaki nitrit değerleri K, T ve TH havuzları için sırasıyla ortalama 0,202±0,191; 0,220±0,181; 0,221±0,175 mg/L olarak belirlenmiştir. Sudaki nitrat değerleri K, T ve TH havuzları için sırasıyla ortalama 0,661±0,155; 0,731±0,227; 0,756±0,231 mg/L olarak tespit edilmiştir. Sudaki toplam fosfor değerleri K, T ve TH havuzları için sırasıyla ortalama 0,121±0,155; 0,168±0,265; 0,220±0,251 mg/L olarak belirlenmiştir. K, T ve TH havuzlarınından alınan taban çamuru örneklerinde toplam azot miktarı çalışma başlangıcında sırasıyla 1457±133, 1620±776, 1430±459 mg/kg olarak ve çalışma sonunda ise 2847±827, 2797±1116, 2257±165 mg/kg olarak belirlenmiştir. Ayrıca K, T ve TH havuzlarınından alınan taban çamuru örneklerinde toplam fosfor miktarı ise çalışma başlangıcında sırasıyla 602±124, 546±49, 558±446 mg/kg olarak ve çalışma sonunda ise 1332±96, 1107±83, 1156±230 mg/kg olarak bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında, havuz suyundaki oksijen miktarını artırmak ve su döngüsünü artırmak amacıyla tasarlanan havalandırma sistemi, sistemden geçen suyun çözünmüş oksijen değerini ortalama %16,85 arttırmıştır. Havuz çıkış suyundan çöktürme yoluyla elde edilen atığın, organik ve inorganik madde içeriği incelendiğinde, Şubat ayında %16,37 ve Ağustos ayında %22,47 organik madde içerdiği görülmüştür. Çalışma sonucunda yeni kurulan taban tahliye sisteminin, kontrol havuzunda geleneksel olarak kullanılan tahliye sisteminden daha başarılı olduğu görülmüştür. K, T ve TH havuzlarında kullanılan tahliye sistemlerinin, sırasıyla havuzlarda bulunan organik madde miktarının %105,4; %136,1 ve %133,1'i kadar organik maddeyi tahliye ettiği belirlenmiştir. Tabanda birikmiş organik maddeyi tahliye etmede; yeni sistem, geleneksel tahliye sisteminden yaklaşık 7 kat daha etkili olmuştur. Sonuç olarak, yeni geliştirilen tahliye sisteminin kullanılması ile üretim sürecinde tabana çöken ve birikim yapan organik materyal, önemli ölçüde uzaklaştırılabilecektir. Çalışma kapsamında üretilen veriler, toprak havuz işletmelerinin sürdürülebilirliğine olumlu katkılar sağlayacaktır.

Rifat Tezel
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Acartia tonsa (Dana, 1849) yoğun kültürü ve su kalite gereksinimleri

Acartia tonsa'nın Artemia ve rotifere alternatif önemli bir canlı yem organizması olarak görüldüğünden son yıllarda kültürü üzerine ilgi gittikçe artmıştır. A. tonsa'nın optimum koşullarda kültürünün gerçekleştirilebilmesi amacıyla amonyak ve nitrite olan tolerans düzeyleri ve termal sıcaklık aralıkları belirlenmiştir. Bu tez üç ana çalışmadan oluşmaktadır. Birinci çalışmada, A tonsa nauplii ve erginleri farklı sıcaklık (18°C, 23°C ve 28°C) ve tuzluluk (‰10, ‰20 ve ‰30) kombinasyonlarında ve pH 8.1'de, statik değişken yöntemi ile bir seri akut toksisite testinde farklı amonyak konsantrasyonlarına maruz bırakılmıştır. Düşük sıcaklık fakat, yüksek tuzluluk kopepodun toplam amonyak azotu (TAN) ve iyonize olmamış amonyağa (NH3) olan toleransını artırmıştır (P<0.01). Naupliilerde 48 saat TAN ve NH3 LC50 değerleri 28°C sıcaklık ve ‰30 tuzlulukta sırasıyla 2.75 mg/L-1 ve 0.17 mg/L-1 olarak hesaplanmıştır. Ergin safha için 96 saat TAN ve NH3 LC50 değerleri aynı sıcaklık ve tuzlulukta 8.67 mg/L-1 ve 0.69 mg/L-1 olarak bulunmuştur. Nauplii ve ergin safha için TAN-NH3 güven seviyesi aralığı 28°C sıcaklık ve ‰30 tuzlulukta sırasıyla 0.275-0.017 mg/L-1 ve 0.867-0.069 mg/L-1 olarak tahmin edilmiştir. Bu çalışma A. tonsa naupliisinin amonyağa ergin safhadan daha duyarlı olduğunu göstermiştir. İkinci çalışmada, A. tonsa nauplii ve ergin safhasının nitrite (NO2-) olan toleransı sıcaklık ve tuzluluğa bağlı olarak tespit edilmiştir. Kopepodlar farklı sıcaklık (18°C, 23°C ve 28°C) ve tuzluluk (‰10, ‰20 ve ‰30) kombinasyonlarında ve pH 8.1'de, statik değişken yöntemi ile bir seri akut toksisite testinde farklı NO2- konsantrasyonlarına maruz bırakılmıştır. Düşük sıcaklık fakat, yüksek tuzluluk kopepodun nitrite olan toleransını artırmıştır (P<0.01). Nauplii için 48 saat NO2- LC50 değeri 28°C sıcaklık ve ‰30 tuzlulukta 21.9 mg/L-1 olarak hesaplanmıştır. Ergin safha için 96 saat NO2- LC50 değeri aynı sıcaklık ve tuzlulukta 43.40 mg/L-1 olarak bulunmuştur. Nauplii ve ergin safha için NO2- güven seviyesi aralığı 28° C sıcaklık ve ‰30 tuzlulukta sırasıyla 2.2 mg/L-1 ve 4.3 mg/L-1 olarak tahmin edilmiştir. Bu çalışma A. tonsa naupliisinin nitrite ergin safhadan daha duyarlı olduğunu göstermiştir. Üçüncü çalışmada, dinamik ve statik metodoloji kullanılarak A. tonsa'nın termal toleransı tespit edilmiştir. Türün ergin safhası 747 °C2 ve 411 °C2 dinamik ve statik termal poligon alanına sahipken, nauplii safhası için dinamik ve statik termal poligon alanları sırasıyla 495 °C2 ve 267 °C2 olarak hesaplanmıştır. A.tonsa'nın nauplii ve ergin safhalarının sırasıyla 105 °C2 ve 131 °C2 direnç alanları ile yüksek ve düşük öldürücü sıcaklıklara aşırı dirençli olduğu belirlenmiştir. 18°C, 23°C ve 28°C sıcaklıklara aklime edilmiş A. tonsa naupliisi sırasıyla 6.8-26.1 °C, 8.6-29.4 °C ve 11.7-34.1 °C CTMin-CTMax değerlerine sahipken, bu türün ergin safhası yukarıdaki aklimasyon sıcaklıklarında sırasıyla 4.4-30.3 °C, 6.3-32.2 °C ve 9.9-35.9 °C CTMin-CTMax değerlerine sahiptir. Geniş dinamik ve statik termal tolerans poligon alanlarının ve dolayısıyla geniş termal limitlerinin A. tonsa'nın doğal ortamlarında sıcak veya soğuk uç sıcaklıklarda hayatta kalmasını sağlayabileceği tahmin edilmektedir.

Calanoid copepod
Murat Can Sunar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Muğla ilindeki kültür balıkçılığının dünü, bugünü ve geleceği üzerine bir araştırma

Türkiye'deki su ürünleri faaliyetlerinde, kullanılan teknoloji, ekonomik balık türleri ve doğal su kaynakları bakımından Muğla ili önemli bir yere sahiptir. Bunun yanında Muğla İl'indeki su kaynakları ve 1489 km'lik kıyı bandıyla Türkiye'nin en uzun kıyı şeridindedir. Muğla İl'indeki su ürünleri sektörü kültür balıkçılığı; denizlerde ağ kafes, toprak havuz, baraj göllerinde ağ kafes ve beton havuz olmak üzere ekonomik değeri yüksek çipura, levrek ve alabalık kültürü yapılmaktadır. Kültürü yapılan bu su ürünleri, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyadaki 30'un üzerinde ülkeye ihraç edilmektedir. Bu çalışmada Muğla İl'indeki mevcut doğal su kaynaklarından azami faydalanmak, sürdürülebilirliği de koruyabilmek için Muğla ilinde faaliyet gösteren kültür balıkçılığının dünden günümüze ve geleceğe dair ne gibi planlamaların olduğu varsa faaliyet gösteren işletmelerin uygulamalar ve kullanılan teknolojiler kapsamında yaşanılan problemleri ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bakımdan bu araştırma kapsamında 86 işletme ile birebir görüşmeler ile anket çalışması yapılmıştır. Sonuç olarak Muğla ili gelecekte ekonomik değeri yüksek balıkların kültürü yanında alternatif su ürünlerinin üretiminin gerçekleşeceği ve Türkiye ekonomisine her geçen gün daha fazla katkıları olacağı çalışmada tespit edilmiştir.

Hatice Betül Toprak
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan bazı kumlu plajlardaki mikro ve makro plastiklerin bolluk ve çeşitliliklerinin belirlenmesi

Bu çalışma kapsamında, Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan 8 farklı plajdaki (Ölüdeniz Kumburnu Plajı, Sarıgerme Plajı, İztuzu Plajı, İçmeler Plajı, Aktur Plajı, Akyaka Plajı, Bitez Plajı ve Yahşi Plajı) mikro ve makro plastiklerin renk, şekil, boyut ve polimer yapılarına göre miktarları ve olası kaynaklarının araştırılması amacıyla 2 farklı sezonda (yaz ve kış) alınan plaj kumu örnekleri incelenmiştir. Kum örnekleri 50×50 cm2 alana sahip bir quadrat kullanılarak kesitin, yüzeyden ~ 3-4 cm derinliğe kadar olan kısmından yaklaşık 3 kg kum örneği alınarak laboratuvara taşınmıştır. Kum örneklerinden mikro ve makro plastiklerin ekstraksiyon işlemleri uluslararası standartlara göre gerçekleştirilmiş ve mikroplastikler mikroskop altında incelenerek renk, şekil ve boyut gruplarına göre sayımları yapılmıştır. Ayrıca tespit edilen mikroplastiklerin polimer tipleri Zayıflatılmış Toplam Yansıma – Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrometresi (ATR-FTIR) ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yaz sezonunda maksimum mikroplastik miktarı Ölüdeniz Kumburnu Plajı'nda (360 ± 237,66 partikül kg-1 ka), makroplastik miktarı ise Aktur Plajı'nda (11,80 ± 6,37 partikül kg-1 ka) tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise maksimum mikro ve makro plastik miktarları Aktur Plajı'nda belirlenmiştir (mikroplastikler için 358,33 ± 397,24 partikül kg-1 ka, makroplastikler için 12,50 ± 16,01 partikül kg-1 ka). Yaz ve kış sezonunda belirlenen mikroplastikler toplam üzerinden değerlendirilmiş olup iki sezonda da şekil yönünden fibril, renk yönünden ise mavi renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Makroplastikler için ise iki sezonda da şekil yönünden fragment, renk açısından ise beyaz renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu ortaya konmuştur. Boyut yönünden mikroplastikler, 0,1 µ - 1 mm ve 1 mm - 5 mm olmak üzere iki farklı boy grubunda incelenmiş ve iki örnekleme sezonunda da 1 mm - 5 mm boy aralığındaki mikroplastiklerin yoğun olduğu belirlenmiştir. ATR-FTIR ile yapılan analizler sonucunda iki sezonda da düşük yoğunluklu polietilen (DYPE) ve ataktik polipropilen (aPP) türlerinin yoğunlukta olduğu saptanmıştır. Elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılmış ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İstasyon gözetmeksizin iki sezon arasında mikroplastikler yönünden istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. Ancak, yaz sezonunda Ölüdeniz Kumburnu Plajı ile diğer tüm plajlar arasında mikroplastikler açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise Aktur Plajı ile Ölüdeniz Kumburnu Plajı dışındaki diğer tüm plajlarla arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca kış mevsiminde rüzgâr hızı ile plajlardaki mikroplastik birikimleri arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir. Mevcut çalışmanın gerçekleştirildiği alan, yüksek nüfuslu şehirlerden, sanayi bölgelerinden ve büyük ticari limanlardan uzak önemli bir turizm merkezidir. Bu bağlamda buradaki mikroplastik kirliliğini etkileyebilecek en önemli unsurlar yaz döneminde turizm faaliyetleri sonucunda artan nüfus, atıksu arıtım tesislerinin deşarj suları, dalga, rüzgâr ve nehirlerle taşınımdan kaynaklandığı düşünülmüştür.

Ege kıyılarıKirlilikKum+3
İdris Şener
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batman barajı'nda faaliyet gösteren ağ kafes alabalık işletmesinin baraj gölüne olan etkisinin araştırılması

Baraj gölü ortamında ağ kafeslerde yapılan alabalık yetiştiriciliğinin sucul çevreye olan etkisi Batman Baraj Gölü'nde faaliyet gösteren ağ kafes çiftliğinde su kalitesi çalışmaları yapılarak değerlendirilmiştir. Ekim 2020-Temmuz 2021 tarihleri arasında 10 ay süre ile su numuneleri alınarak analiz edilmiştir. Örnekleme noktası olarak, gökkuşağı alabalık yetiştiriciliği yapılan ağ kafeslerin yakınlarından ve referans noktası olarak 4 istasyon belirlenmiştir. Örnekleme noktalarından çalışma süresince alınan su numunelerinde hem yerinde hem de laboratuvarda bazı fiziko-kimyasal parametreler olarak; Su sıcaklığı, pH, elektriksel iletkenlik, tuzluluk, çözünmüş oksijen, doymuş oksijen, nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu, biyokimyasal oksijen ihtiyacı, seki derinliği, toplam fosfor ve askıda katı madde ölçümleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda baraj gölünde faaliyet gösteren işletmenin hasat öncesi ve sonrasındaki 10 aylık süreçte ölçülen nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu, toplam fosfor ve askıda katı madde miktarlarında su kalitesi kriterleri ile anlamlı ancak şimdilik tehlikeli olmayan boyutlarda bir kirlilik artışı yaşandığı gözlemlenmiştir. Bu çalışma sonuçları aynı zamanda Türkiye'deki baraj göllerinde faaliyet gösteren ağ kafes balık çiftliklerinin yönetimi ve sürdürülebilir akuakültür açısından çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Batman Baraj Gölü, Gökkuşağı alabalığı, Ağ kafes çiftliği, Su kalitesi, Fiziko-kimyasal parametreler, Çevresel faktörler

Ağ kafeslerBaraj gölleriBatman+4
Nurettin Gülen
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültür Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax) sindirim kanalından tripsin ile kimotripsinin saflaştırılması ve karakterizasyonu

Balıkların sindirim sistemi hidrolitik enzimler bakımından oldukça zengindir. Bu enzimler gelişmiş ülkelerde gıda, kozmetik, deri ve tekstil gibi endüstrilerde yüksek katma değerli ürün olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple ülkemizde en çok üretilen balık türü olan Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax) pilorik seka ve sindirim kanalından tripsin ve kimotripsin enzimlerinin saflaştırılarak farklı çevre koşullarına dayanıklılığı belirlenmek istenmiştir. Avrupa deniz levreğinden tripsin enzimi 52.71 kat saflaştırılmış olup, %8.60 verimlilik oranına sahiptir. Enzimin molekül büyüklüğü SDS-PAGE analizi ile 24 kDa olarak tespit edilmiştir. Tripsin enzimi n-benzoil-dl-arginine-p-nitroanilide substrat olarak kullanılarak, pH 8.0 ve 55ºC'de optimal aktivite göstermiştir. Aynı zamanda aktivitesinin 50 ºC'den sonra %30 ve fazlasını, 70 ºC'de tamamını kaybetmiş; pH 7.0-10.0 arası en iyi stabiliteyi göstermiştir Yine aynı balıktan kimotripsin enzimi 67.05 kat saflaştırılmış, %8.46 verimlilik oranı elde edilmiştir. Enzimin molekül büyüklüğü 29 kDa olarak tespit edilmiştir. Kimotripsin enzimi n-succinyl-ala-ala-pro-phe-p-nitroanilide substrat olarak kullanılarak, pH 9.0 ve 50 ºC'de optimal aktivite göstermiştir. Ayrıca 50 ºC'den sonra aktivitesinin %40 ve fazlasını, 70 ºC'de tamamını kaybetmiş; pH 7.0-10.0 arası yüksek stabilite göstermiştir.

Deniz levreğiDicentrarchus labraxKimotripsin+1
Nihat Karasu
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Eşen-1 HRS baraj gölü (Seydikemer-Muğla) yetiştiricilik taşıma kapasitesi belirlenmesi

Eşen-1 HES barajı Muğla ilinde iç sularda ağ kafes yetiştiriciliği aktif olarak devam eden önemli bir tesis özelliği taşımaktadır. Bir üretim döneminde yapılan gökkuşağı alabalığı üretiminin bir üretim döneminde ne kadar olduğu ve çevresel etkileri sürdürülebilir yetiştiricilik açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 1 Aralık 2019-30 Haziran 2020 tarihleri arasında Eşen-1 HES Baraj Gölünde ağ kafeslerde yapılan gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğinin taşıma kapasitesinin azot ve fosfora bağlı olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, üretimin yapıldığı Eşen-1 HES baraj gölünde üretim dönemi boyunca meydana gelen yem kaynaklı etkilerin ortaya konulması, belirlenen 6 farklı istasyonda gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğinin su kalitesi, sediment kalitesi üzerine etkileri, balığın yemden ne kadar yararlandığı ve sindirebildiği, balık etinde ve balık dışkısı kısmında kalan azot ve fosfor miktarının saptanması hedeflenmiştir. Örnekleme ve ölçümler 6 istasyondan, su örneklemeleri ise bu istasyonların 3 farklı derinlik düzeyinden yapılmış, su ve sediment örnekleri titrimetrik ve spektrofotometrik yöntemlerle analiz edilmiştir. Su ve sediment örneklerinin statistiksel analizleri genelleştirilmiş lineer model kullanılarak istatistik paket programı SPSS 22.0 ile yapılmıştır. Bu analizlerde çalışma 3 faktörlü (istasyon, derinlik ve dönemsel) olarak incelenmiş, model katsayıları yorumlanmıştır. Örneklemeler 2019 Aralık, 2020 Şubat, 2020 Nisan, 2020 Temmuz ve 2020 Kasım aylarında yapılmıştır. Şu Bu bağlamda, su sıcaklığı ortalama 11,035,77 C; pH ortalama değerleri 8,260,40; çözünmüş oksijen değerleri 10,73,02 mg/L; ortalama derinlik 8,533,18 m; turbidite 1,260,61 m; nitrit 0,0070,005 mg/L; nitrat 0,270,25 mg/L; amonyum azotu 0,690,84 mg/L; toplam azot 0,910,61 mg/L; toplam fosfor 0,070,08 mg/L; ortofosfat 0,0170,01 mg/L; klorofil-a 1,271,15 mg/m3; trix indeksi 1,650,69; sedimentte azot miktarı %0,250,12; sedimentte fosfor miktarı %0,120,11 olarak bulunmuştur. Sindirilebilirlik oranı kış ve bahar dönemleri arasında istatistiksel olarak fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Toplam üretim 350 ton olarak gerçekleşmiş, yem değerlendirme oranı 1,1 olarak hesaplanmıştır. Göl suyu yenilenme oranı üretim dönemi boyunca 16,14 olarak bulunmuştur. Taşıma kapasitesi ise aktif üretim dönemi değerlerine göre 1184 ton (hali hazırda yapılan üretimin yaklaşık 3 katı) olarak belirlenmiştir. Her dönem kontrollü olacak şekilde ve kafeslerin rotasyonlu kullanılması kaydıyla üretimin arttırılabileceği sonucuna varılmıştır.

Gökkuşağı alabalığıMuğlaSindirilebilirlik+3
İsmail Berat Çantaş
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Haringet çayının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri

Bu çalışmada Haringet Çayı'nın bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri Mayıs 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında araştırılmıştır. Haringet Çayı üzerinde belirlenen 7 istasyondan ayda bir kez olmak üzere düzenli olarak su örnekleri alınmıştır. Su kalite parametrelerinden akım, sıcaklık, pH, elektriksel iletkenlik, toplam çözünmüş katı madde, çözünmüş oksijen, toplam sertlik, nitrat, nitrit, amonyak, sülfat, reaktif forsfor ve BOİ herbir istasyon için ayrı ayrı tayin edilmiştir. Belirlenen istasyonlarda hesaplanan ortalama en düşük ve en yüksek değerlerin sırasıyla; 0.51-1.66 m³/sn; 7.4-9.05°C; 6.5-7.81; 458-1384 µS/cm; 233-693 mg/1L; 3.3-8.3 mg/1L; 104-258 mg CaCO3/1L; 0.3-8.9 mg/1L; 0.01-0.06 mg/1L; 0.03-2.12 mg/1L; 8.7-75.7 mg/1L; 0.02-1.58; 2.8-286 mg/1L arasında olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, Haringet Çayı'nın sülfat bakımından 1. sınıf, reaktif fosfor değerleri bakımından 3. ve 4. sınıf, nitrat konsantrasyonları bakımından 3. sınıf, nitrit konsantrasyonları bakımından 2. ve 3. sınıf su özelliğine sahip olduğu görülmüştür. Su kalitesi açısından bütün veriler değerlerlendirildiğinde, çayın Keban Baraj Gölü'ne 3. sınıf su kalitesine sahip su boşalttığı ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Haringet Çayı, su kalitesi

Hazel Gökbulut
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı akvaryum balıkları (Cichlidae ve Poecilidae)'nda rastlanılan ektoparaziter enfestasyonların araştırılması

Bu çalışmada, Cichlidae familyasına ait sarı prenses (Labidochromis caeruleus), mavi prenses (Pseudotropheus socolofi) ve ahli çiklit (Sciaenochromis fryeri) balıkları ile Poecilidae familyasına ait velifera (Poecilia velifera) ve beyaz moli (Poecilia sphenops) balıklarının ektoparazitolojik yönden incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 12 ay sürdürülmüştür. Araştırma süresince örneklemeler ticari akvaryum balığı yetiştiriciliği yapan bir işletmeden sağlanmıştır. İşletmeden örneklemeler her ayın ilk ve ikinci haftasında yapılmıştır. Araştırma Aralık 2013- Kasım 2014 periyodunda yapılmış ve 600 balık örneği kullanılmıştır. Örnekleme sırasında balıkların içinde bulunduğu akvaryumların su sıcaklığı, çözünmüş oksijen ve pH değerleri ölçülmüştür. Laboratuvara getirilen balıkların ilk önce dış muayeneleri yapılmıştır. Daha sonra balıkların vücut yüzeyi yüzgeçler ve solungaçlarından sürtme preparatlar hazırlanmış ve ışık mikroskobu altında incelenmiştir. Çalışma süresince Ciliophora şubesinden (Vorticella sp., Tetrahymena sp., Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata), Rotifera (Euchlanis sp.) şubesinden ve Gastotricha (Chaetonotus sp.) şubesinden olmak üzere 6 farklı parazit türü saptanmıştır. Tespit edilen Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata, Euchlanis sp. ve Chaetonotus sp. Türkiye için yeni kayıttır.

Akvaryum balıklarıDış parazitlerDış parazitler
Saadet Yağmur Bulguroğlu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Transglutaminaz enzimi ilave edilerek kaplanmış balık filetolarının kalitesinin belirlenmesi

Bu çalışmada çeşitli oranlarda hazırlanan mikrobiyal transglutaminaz enziminin (MTGaz) uskumru balığı filetosu yüzeyine püskürtülerek, filetoların depolanması süresince kalite değişimleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma materyali olarak Scomber scombrus (Linnaeus, 1758) türü uskumru balıkları kullanılmıştır. Fileto haline getirilmiş uskumru balıklarının yüzeyi enzim çözeltileri (1, 4, 7 ve 10 birim MTGaz enzimi) ile kaplanmış, işlem görmemiş filetolar kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Köpük tabaklar içerisine yerleştirilen filetolar 4±2°C'de depolanmıştır. Depolama süresince balık filetolarında iki günde bir yapılan analizlerde pH, toplam uçucu bazik azot (TVB-N), totox değeri, mikrobiyal gelişim (toplam mezofilik aerobik bakteri: TMAB, toplam psikrofilik aerobik bakteri: TPAB, maya- küf, koliform grubu bakteri), duyusal (koku, tekstür, görünüş) ve renk (L*, a*, b*) değerlerinde meydana gelen değişim gözlemlenmiştir. Çalışmada pH ve TVB-N değerleri bazik bileşiklerin artmasıyla paralel olarak depolama süresince önemli artış göstermiştir. Enzim uygulama gruplarında konsantrasyonun artması ile birlikte, pH artışının kontrol grubuna oranla bir miktar baskılandığı tespit edilmiştir. TVB-N değerlerinin enzim konsantrasyonundaki artışla birlikte kontrol grubuna oranla daha az yükseldiği ve özellikle T7 uygulama grubunun TVB-N değerindeki artışı yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Kontrol örneklerine ait TVB-N değerleri ise depolama sonunda MTGaz uygulanan gruplara göre daha yüksek değerlere ulaşmıştır. Uskumru filetolarında meydana gelen oksidasyon düzeyinin belirlenmesi amacıyla birincil ve ikincil oksidasyon ürünlerinin ortaya konulduğu totox değeri bulgularına göre enzim uygulamasının konsantrasyonundaki artış, totox değerlerine olumlu yansıyarak değerlerin yükselmesini yavaşlatmış ve kontrol örneklerine göre daha düşük değerlere ulaşılmıştır. MTGaz uygulamasının lipid oksidasyonunu baskıladığı ortaya konulmuştur. Mikrobiyolojik analiz bulgularına göre TMAB, TPAB, koliform grubu bakteriler ve maya-küf sayımında özellikle, T7 örneklerinin mikrobiyal gelişmeyi baskıladığı tespit edilmiştir. Kontrol örnekleri ise mikrobiyal üremeye en yatkın uygulama grubu olarak gözlemlenmiş, T1 uygulaması kontrol grubunu takip etmiştir. Renk sonuçları incelendiğinde, balığın vücut kompozisyonunun yanı sıra enzim konsantrasyonundaki artışla birlikte ışığın kırılma miktarında farklılıklar oluşmuştur. T10 örnekleri L* değeri için en düşük değerlere sahip örnekler olarak gözlemlenirken,kontrol örnekleri en yüksek değerlere ulaşarak depolama süresini tamamlamıştır. Buna ek olarak a* değerlerinde uygulama grupları arasında önemli (p<0.01) düzeyde fark gözlemlenmiş ve T10 örnekleri en yüksek değerlere sahip örnekler olmuştur. Renk analizinde bir diğer değer olan b* sonuçları, her uygulama grubu arasında önemli (p<0.01) ölçüde fark gözlemlenmesi ve T7 örneklerinin en yüksek değerlere ulaşması ile sonlanmıştır. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden seçilen panelistler ile yapılmış olan koku, tekstür ve görünüş analizleri sonucunda, panelistler tarafından tekstür özellikleri açısından en beğenilen fileto örnekleri T7 grubunda tespit edilmiştir. Ayrıca koku değerlerinin enzim miktarının artışına bağlı olarak panelistler tarafından genel olarak beğenildiği gözlemlenmiş ve T7 uygulama grubu en beğenilen örnekleri teşkil etmiştir. Bunun yanı sıra T7 örneklerinin ön plana çıktığı bir diğer duyusal analiz olan görünüş değerleri, panelistlerin puanları ile her uygulama grubu arasında önemli fark (p<0.01) gözlemlenerek tamamlanmıştır. Sonuç olarak çalışmanın tümü boyunca farklı uygulama grupları kendi içinde değerlendirildiğinde, T7 uygulamasına maruz kalan uskumru filetolarının diğer tüm uygulama gruplarına oranla daha ön plana çıktığı ve kalitenin korunması açısından daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir. Enzim uygulaması başarılı bulunmuş olsa da, en uygun konsantrasyon seçiminin gerçekleştirilen analizlerle ortaya konulması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Uskumru, Transglutaminaz, Kalite değişimi, Raf ömrü

BalıklarTransglutaminazUskumru balığı
Fahrettin Gökhun Tokay
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek hidrostatik basınç uygulamasının balık marinatında psikrotolerant biyojen amin üreten bakteriler ve biyojen amin oluşumu üzerine etkileri

Bu çalışmada yüksek hidrostatik basınç uygulamasının ringa (Clupea harengus) marinatında psikrotolerant biyojen amin üreten bakteriler ve biyojen amin üretimi üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, farklı asit konsantrasyonları (%2 ve %4) ile hazırlanan ringa marinatlarına Morganella psychrotolerans ve Photobacterium phosphoreum bakterileri inoküle edilerek vakum paketlenmiş ve yüksek hidrostatik basınç (100 MPa, 300 MPa ve 500 MPa 5-10 dk) uygulanmıştır. Yüksek hidrostatik basınç uygulanan ringa marinatları 4oC'de 3 ay boyunca depolanarak kalitesinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Morganella psychrotolerans gelişiminin baskılanmasında %4 asit konsantrasyonu ile birlikte 300 MPa 10 dk ve 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulamasının önemli derecede (P<0.05) etkili olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum inaktivasyonunda %4 asit konsantrasyonu ile 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulamasının önemli derecede (P<0.01) etkili olduğu ve depolama süresince bakteri gelişiminin olmadığı gözlenmiştir. Morganella psychrotolerans ile inoküle edilen %4 asit konsantrasyonlu ringa marinatlarında 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulamasının laktik asit bakterileri (LAB) ve toplam psikrofil bakteri gelişimini önlemede tamamen etkili olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen %2 asit konsantrasyonlu gruplarda 500 MPa, %4 asit konsantrasyonlu gruplarda ise 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulamasının LAB ve toplam psikrofil bakteri gelişimini baskılamada etkili olduğu bulunmuştur. Hidrojen sülfür üreten bakteriler ve maya-küf gelişimi sadece M. psychrotolerans ile inoküle edilen %2 asit konsantrasyonlu gruplarda gözlenirken, P. phosphoreum ile inoküle edilen marinatlarda depolama boyunca hidrojen sülfür üreten bakteriler ve maya-küf gelişimi gözlenmemiştir. Ringa marinatlarında yüksek hidrostatik basınç uygulaması biyojen amin oluşumunu önemli derecede (P<0.01) etkilemiştir. Morganella. psychrotolerans ile inoküle edilen %2 asitli ringa marinatında 500 MPa 10 dk yüksek hidrostatik basınç uygulaması histamin oluşumunu tamamen engellerken, %4 asit gruplarında depolama süresince histamin oluşumu gözlenmemiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen %2 asitli marinat gruplarında depolama süresince histamin oluşumu tespit edilmiş ancak 300 MPa ve üzeri basınç gruplarında bu oluşum önemsiz düzeyde kabul edilmiştir. Histamin oluşumu %4 asit konsantrasyonu ile hazırlanan P. phosphoreum inokülasyon gruplarında depolama boyunca önemsiz bulunmuştur. M. psychrotolerans inokülasyon gruplarında her iki asit konsantrasyonunda da putresin oluşumu gözlenmiş ancak farklı asit konsantrasyonları ve yüksek hidrostatik basınç uygulaması putresin oluşumunun baskılanmasında önemli derecede etkili olmuştur. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen ringa marinatlarında %2 asitli gruplarda putresin oluşumu önemsiz düzeyde iken, %4 asit konsantrasyonunda depolama boyunca putresin oluşumu gözlenmemiştir. Kadaverin oluşumunda yüksek hidrostatik basınç uygulaması düşük asitli M. psychrotolerans inokülasyon gruplarında oldukça başarılı olurken, %4 asitli gruplarda ise depolama boyunca oluşum görülmemiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilmiş her iki asit grubunda da önemsiz düzeyde kadaverin oluşumu gözlenmiştir. Tiramin oluşumunu engellemede yüksek hidrostatik basınç uygulaması düşük asit konsantrasyonlarında etkili olmayıp her iki bakteri grubunda da %4 asit kombinasyonu ile oldukça etkili sonuçlar vermiştir. TVB-N değerleri M. psychrotolerans ile inoküle edilen kontrol gruplarında depolamanın 15. gününde sınır değerlere ulaşmıştır. Depolama boyunca TVB-N değerleri %4 asitli ve 500 MPa yüksek basınç uygulanmış marinatlarda 'çok iyi kalite' özelliğini korumuştur. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen ringa marinatlarında depolama süresince %4 asit konsantrasyonu ile hazırlanmış gruplarda TVB-N değerleri önemli derecede (P<0.01) düşük bulunurken, yüksek hidrostatik basınç uygulamasıyla TVB-N oluşumu azalmış ve depolama süresince sınır değere ulaşmamıştır. Depolama süresince M. psychrotolerans inokülasyonlu her iki asit konsantrasyonunda kontrol grupları ve yüksek basınç uygulanan gruplar arasında TMAN değerleri açısından önemli derecede farklılıklar tespit edilmiştir. Düşük asit konsantrasyonunda 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulaması TMA-N oluşumunu önlemede oldukça etkili olurken, %4 asit gruplarında 100 MPa ve üzeri tüm basınç uygulamalarının başarılı olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen gruplarda farklı asit konsantrasyonları TMA-N oluşumunda önemli derecede (P<0.01) etkili olmuştur. Her iki asit grubunda da kontrol grupları daha yüksek değerlere ulaşırken, 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulaması TMA-N oluşumunu baskılamada oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Yüksek hidrostatik basınç uygulaması ile her iki bakteri grubunda da %2 asit konsantrasyonunda pH değerleri kontrol grubuna göre düşük kalmıştır. Ancak yüksek asit konsantrasyonlu gruplarda pH değerlerinde depolama süresince dalgalanmalar gözlenmiştir. TBA değerleri tüm gruplarda depolama boyunca artış göstermiş ancak basınç uygulanan gruplarda kontrol gruplarına göre daha düşük bulunmuştur. Yüksek hidrostatik basınç uygulanan grupların duyusal genel beğenisi depolama boyunca kontrol gruplarından daha iyi olmuştur. Yapılan çalışma sonunda, M. psychrotolerans ve P. phosphoreum ile inoküle edilen farklı asit konsantrasyonlarındaki ringa marinatlarında mikroorganizma gelişiminin baskılanması ve biyojen amin oluşumunun kontrol altına alınmasında yüksek hidrostatik basınç uygulamasının oldukça etkili olduğu gözlenmiştir. Psikrotolerant biyojen amin üreten bakterilerinin gelişiminin önlenmesi ve dolayısıyla biyojen amin üretiminin kontrol altına alınması için en uygun asit konsantrasyonunun %4, en etkin yüksek hidrostatik basınç uygulamasının ise 500 MPa olduğu tespit edilmiştir. Gerçekleştirilmesi planlanan ileriki çalışmalarda yüksek hidrostatik hidrostatik basınç uygulamasının balık marinatında endüstriyel kullanıma sunulması uygun görülmektedir.

İlknur Uçak
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792) yavru yeminde kurutulmuş damıtma kalıntıları ve çözünür maddeleri (DDGS) kullanma olanaklarının araştırılması

Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yavru yeminde etanol endüstrisi yan ürünü olan kurutulmuş damıtma kalıntıları ve çözünür maddelerinin (DDGS) balık unu ve soya küspesi yerine kullanılabilirliğinin araştırılması amacıyla iki ayrı besleme denemesi yürütülmüştür. Araştırma kapsamında büyüme, yem değerlendirme, ekonomik değerlendirme, balık eti kimyasal kompozisyonu, deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranları, deneme balıklarının karaciğer ve bağırsak histolojileri araştırılmıştır. Birinci denemede, balık unu yerine DDGS yemde %0, %10, %20 ve %30 oranında (Kontrol, DDGS10, DDGS20 ve DDGS30) kullanılarak protein (%45,47 ham protein) ve enerji (sindirilebilir enerji 4164 kcal/kg) değerleri eşit dört farklı deneme yemi hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemleriyle başlangıç ağırlığı 19,88 g olan gökkuşağı alabalığı yavruları 84 gün süreyle beslenmiştir. Deneme sonunda en yüksek canlı ağırlık artışı, yüzde canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve termal büyüme katsayısı değerleri DDGS30 grubunda bulunmuştur. Yem değerlendirme ve protein etkinlik oranı değerleri deneme grupları arasında benzer iken yem tüketimi değerleri DDGS30 grubunda yüksek olduğu, diğer gruplar arasında ise önemli bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Yemde DDGS artışına bağlı olarak yem maliyeti önemli oranda düşmektedir. Ekonomik dönüşüm oranı yemdeki DDGS artışına bağlı olarak azalırken, ekonomik karlılık indeksi artmakta olup gruplar arası bu azalış ve artışlar istatiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Gruplar arası deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranı ve balık eti kimyasal kompozisyonu değerleri arasındaki farklılıklar önemsizdir. Histolojik analizler sonucunda gruplar arası karaciğer hücre nükleus çapında önemli bir farklılığın olmadığı, ancak DDGS20 ve DDGS30 grubu balıkların hepatosit hücre sitoplazmasındaki vakuollerde bir miktar artışın olduğu ve bazı hepatosit hücre nükleuslarının merkezi konumda olmadığı görülmüştür. Yapılan histomorfometrik ölçümler sonucunda yemde kulllanılan DDGS, balıkların arka bağırsak villus yüksekliği, villus alanı, villus genişliği, submukoza, stratum kompaktum ve musküler tabaka kalınlıkları üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı ancak, villus lamina proprianın önemli oranda genişlemesine (P<0,05) neden olduğu tespit edilmiştir. İkinci denemede ise, yemde soya küspesi yerine DDGS kullanımının balıklar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneme-2'de protein kaynağı olarak sadece balık unu içeren Kontrol-1 yemi, balık unu ve soya küspesi içeren Kontrol-2 yemi olmak üzere iki farklı kontrol yemi hazırlanmıştır. Diğer deneme yemleri, Kontrol-2 yeminde soya küspesinin %0'ı, %33'ü, %66'sı ve %100'ü yerine DDGS kullanılarak protein (%45,47 ham protein) ve enerji (4164 kcal/kg sindirilebilir enerji) değerleri eşit olmak üzere toplam beş farklı yem (Kontrol-1, Kontrol-2, DDGS33, DDGS66 ve DDGS100) hazırlanmıştır. Başlangıç ağırlığı 20,46 g olan gökkuşağı alabalığı yavruları 84 gün süreyle bu yemlerle beslenmiştir. Deneme sonunda en iyi canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı, termal büyüme katsayısı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı DDGS66 yemi ile beslenen deneme grubunda görülmüştür. Guruplar arası yaşama oranı, kondüsyon faktörü, hepatosomatik indeks ve visserosomatik indeks değerleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık görülmemiştir. Yemde soya küspesi oranının azalması ve DDGS'nin artışı ile yem maliyetinin azaldığı tespit edilmiştir. Gruplar arasında en iyi ekonomik dönüşüm oranı ve ekonomik karlılık indeksi değerleri DDGS66 ve DDGS100 gruplarında görülmüştür. Deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranı değerleri ve balık eti kimyasal kompozisyon değerlerinin gruplar arasında benzer olduğu bulunmuştur. Histolojik analizler sonucunda gruplar arası karaciğer hücre nükleus çapı değerlerinde istatiksel olarak önemli bir farklılığın olmadığı, ancak yemde bitkisel protein kaynağı kullanımının artışı ile karaciğer hücre nükleus çapında bir miktar azalmanın olduğu tespit edilmiştir. Kontol-1 harici diğer gruplara ait balıkların hepatosit hücre sitoplazmasındaki vakuollerde bir miktar artışın olduğu ve hücre nükleuslarından bazılarının merkezi konumda olmadığı tespit edilmiştir. Histolojik analiz sonucunda, Kontrol-1 grubuna ait balıkların villus yapısından farklı olarak diğer grupların villus yapılarında gözle görülür olumsuz değişikliklerin olduğu tespit edilmiştir. Histomorfometrik ölçümler sonucunda Kontrol-2 ve DDGS33 yemleriyle beslenen balıkların lamina propria, submukoza ve musküler tabaka kalınlıklarının, DDGS66 ve DDGS100 gruplarına göre önemli oranda arttığı tespit edilmiştir (P<0,05). Bu tez çalışması sonucunda DDGS, Deneme-1 sonucuna göre gökkuşağı alabalığı yavru yeminde %30 oranına kadar ve Deneme-2 sonucuna göre de soya küspesinin tamamı yerine kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

AlabalıklarBalık yemlemeBalık yemleri
Baki Aydın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı stoklama yoğunluklarında yetiştirilen beyaz karides (Litopenaeus vannamei) jüvenillerinin yaşama oranı, büyüme performansı ve bazı stres faktörleri üzerine astaksantin ilaveli yemlerin etkisi

Araştırmamızda, farklı stoklama yoğunluklarında yetiştirilen beyaz karides (Litopenaeus vannamei) jüvenillerinin yaşama oranı, büyüme performansı ve bazı stres faktörleri üzerine astaksantin ilaveli yemlerin etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Deneme, stok yoğunluğu (200, 400 ve 800 birey/m3) ve yemdeki astaksantin düzeyine (0, 40, 80 ve 150 mg/kg) göre planlanmıştır. Çalışmanın sonunda en yüksek yaşama oranı %81,67±9,28 A1B1 (200 birey/m3; 0 mg/kg astaksantin); en yüksek ortalama ağırlık 1,81±0,21 g ile A3B3 (800 birey/m3; 80 mg/kg astaksantin) grubunda ve en yüksek deneme sonu stok yoğunluğu 463,30±32,83 birey/m3 ile A3B3 grubunda tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, A3 deneme gruplarında, stoklama baskısıyla ortaya çıkan stresin, enzimatik olmayan antioksidan savunma sistemi tarafından düzenlendiğini göstermektedir. Ayrıca karideslerin beslenmesinde kullanılan deneme yemlerinden 40 (B2) ve 80 (B3) mg/kg astaksantin içeriğine sahip yem gruplarının antioksidan savunma sisteminin düzenlenmesinde daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde, karideslerin yaşama oranı, düşük stoklama gruplarında daha yüksek bulunmuş ve hem stok yoğunluğu hem de yemdeki astaksantin düzeyinden etkilenmiştir (P<0,05). Karideslerde gözlemlenen büyüme performansı değerleri üzerine, stok yoğunluğu farkı etkili olmuş (P<0,05), yemdeki astaksantin düzeyinin ise etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir (P>0,05).

Yasemin Kaya
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya Körfezi'nde Posidonia oceanica'nın akustiksel tanımlanması ve kalibrasyonu

Bu doktora tez çalışması, Antalya Körfezi'nde 206 kHz frekansa sahip bilimsel ekosounder ile 2011–2012 yılları arasında 7 ayrı ayda gerçekleştirilen deniz çalışmasının akustik verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma bölgesi Posidonia oceanica çayırlarının Türkiye'nin Batı Akdeniz kıyılarında yoğun olarak bulunurluğunun tespit edilmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Tez çalışmasının ana amacı; EcoSAV (Eco Submerged Aquatic Vegetation) ve VBT (Visual Bottom Typer) ticari yazılım programlarını kullanarak, P. oceanica türünün akustiksel olarak tanımlanması, bu tanımlanmayı sağlayacak program içerisindeki parametrelerin türe özgü olarak kalibre edilmesi neticesinde; türün mevsimsel olarak tahmini biyokütle miktarlarına ve yaprak yüksekliğine bağlı dağılım haritalarının oluşturulması ve yetiştiği ortamın dip yapısal özelliğinin araştırılmasıdır. Dünyada ilk defa olarak uygulanmış bir metotla VBT üzerinden P. oceanica'dan gelen enerji tespiti gerçekleştirilerek biyokütle miktarları tahmin edilmiştir. Hesaplamalar sırasında mevsimsel farklılık da gözetilerek, biyokütle hesabı sırasında kullanılmak üzere boy-ağırlık verilerinden regresyon analizleri yapılmıştır. Bu veriler üzerinden hesaplanan biyokütle ile alansal akustik enerji (sa) üzerinden yapılan kalibrasyon işleminden elde edilen regresyon denklemi, daha sonrasında akustik enerjinin biyokütleye çevriminde kullanılmıştır. Böylece türün yoğunluk değişimlerinin ve mevsimsel dağılımlarının belirlenmesi ve haritalandırılmasına temel teşkil etmiştir. Ayrıca türün derinliğe ve mevsimlere bağlı akustiksel olarak tahmin edilen biyokütle miktarları ve boy-ağırlık ölçümlerinde farklılık olup olmadığı ANOVA ve ANCOVA ile test edilmiştir. Buna sonuçlara göre mevsimsel olarak farklılık gözlenmezken, derinliğe göre farklılık gözlenmiştir ve derinlik arttıkça biyokütle miktarında azalmanın meydana geldiği belirlenmiştir. Çalışma alanının mevsimsel olarak elde edilen biyokütle bağlı dağılım haritaları incelendiğinde, türün çalışma sahasında 3 farklı yatak oluşturduğu tespit edilmiştir. Tahmin edilen en yüksek biyokütle miktarı iki mevsimde; Temmuz'da 4000 (g/m–2) üzeri ve Nisan/Mayıs ayında 2000 (g/m–2) üzeri, en düşük biyokütle miktarı ise Ocak ayında 800 (g/m–2) olarak belirlenmiştir. EcoSAV ile türün çalışma sahasında dağılım gösterdiği alanlardaki vejetasyon yüksekliği tespit edilmiştir. Çalışma alanında mevsimsel olarak türün yaprak boyuna bağlı dağılımında 3 ayrı yatağın varlığı belirlenmiştir. Türün alansal ve zamansal dağılım sonuçlarının biyokütleye bağlı sonuçlarla birebir örtüştüğü görülmüştür. Bu sonuçlara göre en yüksek yaprak boyu Temmuz ve Nisan/Mayıs ayında 80–90 cm civarlarında belirlenmiş, en minimum boya da Ocak ayında ortalama 30–40 cm olarak tespit edilmiştir. Çalışma alanının hidrolojik özelliklerinden deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluk verileri, bu tezin materyallerinin elde edildiği çalışmada her ay örneklenmiş ve ölçüm kayıtları alınmıştır. Bu verilerden yararlanarak ayrıca türün dağılımı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu kayıtlar doğrultusunda Posidonia oceanica deniz çayırlarının büyüdüğü alanda en yüksek sıcaklık 29–30°C, tuzluluk ise maksimum ‰ 39–40 ile Ağustos ayı olarak belirlenmiştir. Bu sıcaklık değerleri, türün yaşamını devam ettirmesi bakımından olumsuz bir durum henüz teşkil etmediği anlaşılmıştır. Ek olarak VBT ile dip sedimanının yapısal özelliği belirlenmeye çalışılmış ve türün yetiştiği dip yapısının tayini neticesinde, P. oceanica'nın sert kayalık zemin üzerinde dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Son olarak bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, çalışma alanında yaşayan P. oceanica türünün akustiksel olarak tayin edilebilecek kadar kuvvetli bir saçıcı olduğu anlaşılmış ve akustik scattering'i etkileyen akustiksel karakterleri belirlenmiştir. B elirlenen bu özellikleri sayesinde türün çalışma alanında, her mevsim bulunurluğu ortaya konmuştur. Akustiksel olarak türün dağılımını, yaşam alanını ve dinamiklerini belirlemek amacıyla 3 farklı analiz ve yöntem uygulamalarıyla gerçekleştirilen araştırmada, ortaya çıkan sonuçların birbirlerini destekler nitelikte uyumlu oldukları görüşüne varılmıştır. Şunu da belirtmede fayda var ki, yaprak yapısına ilişkin yapısal dinamiklerinin belirlenmesi (CO2, O2, fotosentez oranı, genç-yaşlı olması vb.) akustik olarak vejetasyonların anlaşılmasında katkı sağlayacak önemli bilgiler içerdiği ve buna benzer araştırmalarda bu verilerin kullanılması tavsiye edilebilir.

AkdenizHidroakustik yöntem
Cansu Balaban
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Tilapia (Oreochromis niloticus L.) yavru yeminde tavuk kesim atıkları ununun balık unu yerine kullanım olanakları

Bu çalışmada, Nil tilapia yavru yeminde (Oreochromis niloticus L., 1758) tavuk kesim atıkları ununun (TKAU) ticari balık unu yerine kullanılabilirliği araştırılmıştır. Protein (%34), yağ (%9) ve enerji (3500 kcal/g SE) değerleri eşit beş farklı yem hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemlerinde TKAU, balık unu proteini yerine %0 (kontrol grubu), %25, %50, %75 ve %100 oranında ilave edilmiştir. Kontrol grubu yeminde temel protein kaynağı olarak balık unu (%40,8) ve soya küspesi (%19,65) kullanılmıştır. Deneme, her grupta yirmi balık olacak şekilde üç tekrarlı tesadüf parselleri deneme desenine göre planlanarak 65 L'lik cam akvaryumlarda 13 hafta süre ile yürütülmüştür. Başlangıç ağırlıkları 0,879±0,09 g olan deneme grubu balıkları günde iki kez doyuncaya kadar beslenmiştir. Bu çalışmada deneme grubu balıkların büyüme performansı, yem kullanımı, balık eti kimyasal kompozisyonları ile deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlikleri araştırılmıştır. Deneme sonunda en iyi canlı ağırlık artışı, yüzde canlı ağırlık kazancı, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. %50'den daha fazla TKAU içeren yemlerle beslenen grupların büyüme ve yemden yararlanma değerleri önemli oranda azalmıştır (P>0,05). Deneme gruplarının tamamında yaşama oranı %100'dür. Deneme sonu en yüksek hepatosomatik indeks (2,720±0,394) ve visserosomatik indeks (2,720±0,394) değerleri %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. Deneme sonu balıkların kimyasal kompozisyonlarından protein, yağ, kül ve nem değerleri istatistiksel olarak önemsiz olup (P>0,05), deneme başı değerlerinden istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Yemdeki besin madde sindirilebilirliklerinden kuru madde hariç protein, yağ ve enerji sindirilebilirlikleri yemdeki TKAU'nun artışıyla birlikte azalmış ve gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). En iyi sindirilebilirlik değerleri %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. Elde edilen verilere göre, balıkların büyüme performansı, yem kullanımı, vücut kompozisyonu ve besin madde sindirilebilirlikleri üzerine olumsuz etkisi olmaksızın Nil tilapia yavru yemlerinde %50'ye kadar TKAU'nun balık unu proteini yerine kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Oreochromis niloticus, tavuk kesim atıkları unu, balık unu ikame, büyüme, sindirilebilirlik.

Baki Aydın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Karacaören?I Baraj gölü'ndeki sudak (Sander lucioperca Linnaeus, 1758)'ın populasyon yapısında oluşan değişimlerin belirlenmesi

Bu çalışmada, Karacaören-I Baraj Gölü'ndeki sudak (Sander lucioperca (L., 1758)) populasyonundaki değişimlerin bu gölde ve bu balık türü ile daha önce yapılan çalışmalardan elde edilen verilerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışmada ilgili kurumlardan elde edilen güncel bilgiler paralelinde, söz konusu populasyondaki azalmanın nedenleri hakkında değerlendirme yapılarak daha sonra yapılacak çalışmalar için faydalı bir kaynak oluşturmaya çalışılmıştır. Örnekleme çalışması Kasım 2008 tarihinden Ekim 2009 tarihine kadar devam etmiştir. Örnekleme yapılan periyotta gölde faaliyet gösteren kooperatif ve balıkçılarla ilişkiye geçilerek daha fazla miktarda birey elde edilmeye çalışılmıştır. Avlanmanın yasak olduğu 15 Mart 2009- 15 Haziran 2009 döneminde Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'ndan izin alınarak balık avcılığı yapılmıştır. Kasım 2008- Ekim 2009 tarihleri arasında toplam 113 sudak balığı elde edilmiştir. Yakalanan balıkların 42 adedinin dişi (% 37,2), 71 adedinin erkek (% 62,8) birey olduğu tespit edilmiştir. Yakalanan balıkların çatal boylarının 19,7 cm ile 68 cm arasında, vücut ağırlıklarının ise 77,5 g ile 3472,9 g arasında değiştikleri gözlenmiştir. Balıkların yaşlarının I ile IX arasında değiştiği, I. yaş grubunun % 39,9 ve V. yaş grubunun % 28,3 ile çoğunluk yaş gruplarını oluşturduğu görülmüştür. Yakalanan balıkların mide doluluk oranlarına bakılmış ve değerlendirmeye alınan bireylerin % 29,88'inin midesinin dolu olduğu, dolu mideler incelendiğinde çoğunlukla (% 89,41) gümüş balığına (Atherina boyeri Risso, 1810) rastlanmıştır. Karacaören-I Baraj Gölü'nden elde edilen sudak balıklarının kondisyon faktörü değeri 1,001 olarak tespit edilmiştir. Bu gölde de diğer göllere benzer özellik gösterecek şekilde sudak populasyonunda ciddi bir azalmanın olduğu görülmüştür.

Karacaören I barajıPopülasyon karakteristiği
Gürkan Salih Karabacak
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Dikenli Vatoz (Raja clavata L., 1758)'dan sosis yapımı ve kalite parametrelerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Antalya Körfezi'nden dip trolü ile avlanan Dikenli Vatoz'un sosis yapım teknolojisine uygunluğu ile besinsel bileşenlerinin tespiti ve raf ömrü araştırılmıştır. Bu amaç için 4 farklı deneme sosis grubu oluşturulmuştur. Panelistler tarafından tercih edilen bir deneme sosis grubu üzerinden raf ömrü tespiti çalışmaları devam etmiştir. Dikenli vatozun nem miktarı %75.08±0.05, ham protein miktarı%21.57±0.13, ham yağ miktarı %0.43±0.42, inorganik madde miktarı 1.47±0.22 ve pazarlanabilir verimi %47.17±5.00 olarak bulunmuştur. Oluşturulan deneme sosis grubu ve dikenli vatoz eti kıyması pH değerleri ve toplam uçucu bazik azot (TVB-N) karşılaştırıldığında gruplar arası fark önemli (P<0.05), tiyobarbütirik asit (TBA) değerleri ve Trimetilamin azot (TMA-N) değerleri gruplar arası fark önemsiz (P>0.05) bulunmuştur. Mikrobiyolojik analizlerde sıcakdumanlama işleminin mikroorganizma sayısını azalttığı tespit edilmiştir. Ancak depolama süresince mikroorganizma sayılarının arttığı belirlenmiştir. 4±1oC'de muhafaza edilen sosislerin 42. güne kadar tüketilebilir özelliğini koruduğu, 56. gün ise tüketilemez duruma geldikleri belirlenmiştir. Ancak 42. günden itibaren bu ürünlerin tüketilmemesi kanısındayız.ANAHTAR KELİMELER: Raja clavata, Dikenli Vatoz, sosis yapımı, kimyasal kompozisyon, raf ömrü

Eda Özer
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Marmara Denizi'nde doğadan avcılık yolu ile elde edilen avrupa istiridyesinin (Ostrea edulis, L. 1758) hastalık etkeni bazı bakterilerin incelenmesi üzerine bir çalışma

Bu çalışmada, Kuzey Marmara Denizi'nde avcılık yolu ile avlanan istiridye (Ostrea edulis) örneklerinin hastalık etkeni bazı bakterilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kasım 2009-Nisan 2010 tarihleri arasında Kumbağ-Yeniçiftlik (Tekirdağ) bölgesinden avcılık yolu ile istiridye örnekleri temin edilmiştir. Bakteriyolojik çalışma için, istiriye örneklerinin iç organlarından Deniz Suyu Agar (DSA) ve TTCBS Agara (%1.5 NaCl ilaveli) ekimler yapılmıştır. Araştırmada toplam 60 istiridye ile çalışılmış ve 44 bakteri suşu izole edilmiştir. İzole edilen bakterilerin standart biyokimyasal yöntemler ve API 20E ticari hızlı tanı kitleri ile tanısı gerçekleştirilmiştir. Çalışılan istiridyelerden hastalık etkeni olarak yalnızca Vibrio alginolyticus izole edilmiştir. Bununla birlikte çalışma boyunca 12 Vibrio, 31 Shewanella ve 1 Citrobacter türü olmak üzere 44 bakteri suşu izole ve identifiye edilmiştir.

Bakteri kültürüSu ürünleriİstiridyeler
Nilay Sütçüoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ve çevresindeki tatlı sularda dağılım gösteren Theodoxus türlerinin dış morfolojik özelliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmada Antalya ve çevre illerin tatlı sularında yaşayan Theodoxus türlerinde bazı yapısal özelliklerin morfolojik açıdan incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Benzer fiziksel özellikler gösteren dört istasyondan toplanan Theodoxus örneklerinde kabuk, operkulum, radula, manto kenarı, baş tentakülü, göz, penis, ve solungaç gibi yapılar stereo ışık mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Theodoxus'ların operkulum, radula ve solungaç yapılarının, lokalitelere göre örneklerde önemli farklılıklar yansıttığı, ancak diğer yapılarda bu farklılıkların daha önemsiz kaldığı belirlendi. Operkulum, özellikle mandal yapısının ve kiriş bölgesinin farklılığı ile karakterize edilmiştir. Örneklerde radula, tipik olarak rhipidoglossat tipte olup özellikle merkezi diş ve lateral dişleri yönüyle lokalitelere göre farklı bulundu. İki tabaka halinde olan manto kenarlarında renk farklılığı dışında sadece katmanlar arası boşluk genişliği yönüyle kısmi farklılık görüldü. Baş tentaküllerinde karakteristik kas yerleşim yönüyle neritid özelliği gözlendi. Göz genelde küt ve yuvarlak uçlu bir yapıda olurken sadece Olympos 1 örneklerinde mercek gibi bir çöküntü gözlendi. Başın sağ üst tarafından uzanan penis yapısında sadece Işıklı gölü örneklerinde mantarsı papiller belirlendi. Tek sayıda olan solungaç yapısında lamellerin kalınlıkları ve sil demetleri yönüyle bazı farklılıklar belirlendi.Yapılan incelemeler bölge ile ilgili mevcut kaynaklar ile karşılaştırıldığında, Işıklı Gölü'nde Theodoxus analiticus türü, Döşemealtı- Kırkgöz su kaynağında Theodoxus altenai türü, Olympos deresinde Theodoxus fluviatilis türü ve Theodoxus fluviatilis fluviatilis alt türü, Boğaçay- Arapsuyu (Konyaaltı) tatlı su kaynağında ise Theodoxus sp. türünün bulunduğu öngörülmektedir. Bu çalışma bulgularının ileri düzey populasyonlar arası ve tatlı su ekosistemleri arası ilişkiler kurulmasında önemli kaynak olması söz konusudur.

İpek Alay
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Gümüşi havuz balığı (Carassius gibelio BLOC, 1782)'nın Eğirdir Gölü'ndeki yaşam alanlarına ait bazı fiziko-kimyasal özellikleri ile uzaktan algılamaya dayalı spektral özelliklerinin ilişkilendirilmesi

Bu çalışmada, Eğirdir Gölü'nde baskın tür olarak yaşayan C. gibelio (Bloch, 1782)'nun yaşam alanlarındaki su kalitesi parametreleri ve spektral özellikleri mevsimsel olarak incelenmiştir. Kasım 2009- Ekim 2010 tarihleri arasında 4 farklı istasyondan 957 adet C. gibelio bireyi yakalanmıştır. C. gibelio 30, 40, 45, 50, 60 mm göz büyüklüğüne sahip uzatma ağları ile avlanmıştır. Uzatma ağlarına ve istasyonlara ait av komposizyonları ve verimlilikleri oransal, bireysel ve ağırlıksal olarak belirlenmiştir. Araştırma süresince en fazla birey 40, 45, 50 mm ağ gözü büyüklüğüne sahip ağlarla Eğirdir (% 38,14) bölgesinden avlanmıştır.İstasyonlardan mevsimsel olarak alınan su örnekleri analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda istasyonlardaki su sıcaklığının 12- 16°C, pH'ın 8- 8.95, bulanıklığın 1- 2,31 NTU, klorofil-a konsantrasyonunun 0,267- 1,622 mg/l, çözünmüş oksijenin 6,86 -11,37 mg/l, süspanse maddenin 25- 32,1 mg/l arasında değiştiği ölçülmüştür. Klorofil-a değerlerine göre Eğirdir Gölü'nün oligotrofik yapıda olduğu saptanmıştır.Spektral ölçümler spektroradyometre ile (ASD Fieldspec (UV/ VNIR)) yapılmıştır. Klorofil-a ve yansıma değerlerinin yaz mevsiminde, tüm istasyonlarda (Hoyran hariç) en yüksek değerde olduğu ve av veriminin de buna paralellik gösterdiği tespit edilmiştir.

Av verimiAvcılıkGöller+2
Nur Melike Gözaçan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya körfezindeki fekal mikrobiyal kirleticilerin polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile belirlenmesi

Bu çalışmada amaç Antalya sahilinde özellikle kanalizasyon kaynaklı (konut, turistik tesis ve tekne atıkları gibi) kirlilik yaratan çevre ve insan sağlığına risk oluşturan hastalık etkeni indikatör koliform patojenlerden Escherichia coli, ve Salmonella typi, Shigella sonnei' nin moleküler biyolojik yöntemlerden biri olan PCR yöntemi ile hızlı tespiti amaçlanmıştır.Deniz suyu örnekleri çalışması Eylül 2009'dan 2010 Eylül 2010'a kadar Liman, Konyaaltı, Side ve Kemer bölgelerinin sahillerinden toplanmıştır. Toplanan 48 su örneğinin pH ve sıcaklık değerleri ölçülmüştür. Daha sonra laboratuvara getirilmiş ve DNA izolasyonları yapılmıştır. Referans E. coli , S. tpyhi, S. sonnei bakterileri ve su örnekleri için uygun PCR programı seçilmiş ve örneklerin PCR'ı yapılmıştır. PCR'ı yapılan örnekler elektroforezde yürütülmüş ve incelenmiştir.

Mine Dağaşan Sadıklar
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Ege ve Akdeniz sahilleri mürekkepbalığı (Sepia officinalis L. 1758) populasyonları: Genetik yapısı ve dinamiklerinin incelenmesi

Dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak artan besin ihtiyacının karşılanabilmesi amacı ile denizel stokların üzerinde de önemli baskı oluşmuş ve kemikli balıkların stoklarında önemli azalmalar gözlenmiştir. Balıkçılık sektörü devam eden ihtiyacı karşılayabilmek amacı ile alternatif avlara yönlenmektedir. Kafadanbacaklılar avcıları olan kemikli balıkların stoklarının azalmasının da etkisi ile kendi stoklarının arttırma şansı bulmalarından dolayı besin ihtiyacı arayışına çözüm oluşturabilecek bir potansiyel taşımaktadırlar. Kemikli balıkların sömürülmesi esnasında karşılaşılan sorunların tekrar yaşanmaması için sürdürülebilir bir avlama ve balıkçılık yönetiminin gerekliliği yadsınamaz. Bu amaçla, ekonomik önem taşıyan kafadanbacaklı türlerinin biyolojik özelliklerinin ve stoklarının sınırlarının belirlenmesi sağlıklı bir balıkçılık yönetiminin gerçekleştirilebilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bir kafadanbacaklı türü olan Sepia officinalis L. 1758, Avrupa ve ülkemiz su ürünleri pazarında önem taşıyan bir canlıdır ve ülkemiz denizlerinde yaygın olarak bulunur. Ayrıca türün biyolojik özellikleri göz önüne alındığında, dağılım gösterdiği bölgelerde gen akışına etki eden faktörlerin belirlenmesi açısından da model olarak değerlendirilme potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Bu tez çalışması, ülkemiz Akdeniz ve Ege Denizi sahillerinde dağılım gösteren mürekkepbalığı populasyonlarının moleküler biyoloji metodları kullanılarak, çalışma alanındaki genetik varyasyonun araştırılması ve populasyon yapılarının belirlenmesini amacı ile değerlendirilmesi hedeflemiştir.Yirmiiki istasyondan örneklenen toplam 225 bireyde, populasyonların geçmişte ve günümüzdeki populasyon dinamiklerinin karakterize edilmesi amacı ile mtCOI gen bölgesi çalışılmıştır. Ayrıca beş istasyondan temin edilen toplamda 341 bireyde, 5 polimorfik mikrosatelit lokusuna ait verilerle mürekkepbalığı populasyonları arasındaki genetik ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gerçekleştirilen bilgisayar analizleri sonucunda mtCOI gen bölgesinin değerlendirilmesi ile çalışma alanında ikisi Ege Denizi kaynaklı, diğer ikisi ise Akdeniz kaynaklı 4 farklı haplotip grubu belirlenmiştir. Örnekleme bölgeleri arasında gözlenen genetik farklılaşma miktarları incelendiğinde tüm çalışma alanın içerisinde gen akışını baskılayan dört yarı geçirgen bariyer bölgesinin varlığı ortaya konulmuştur. Bunlardan ilk ikisi Marmaris ? Finike bölgeleri arasında konumlanmıştır. Deniz zemininin ani derinleşmesi sonucunda oluşan bu bariyer bölgeleri Akdeniz ve Ege Denizi'nde bulunan türe ait haplotip gruplarının birbirinden izole olmasına neden olduğu görülmektedir. Bir diğer bariyer bölgesi de Taşucu örnekleme bölgesinde belirlenmiştir. Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezi'nin sığ kesimlerinin tür için daha uygun bir yaşam bölgesi oluşturması ve batıya gidildikçe ani derinleşmelerin söz konusu olması, belirlenen biyolojik bariyerin oluşmasına etki eden faktörlerdir. Bariyer etkisi ile Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezi'nin oluşturduğu alan tüm diğer bölgelerden belirgin bir şekilde farklılık göstermektedir. Çalışma sonucunda belirlenmiş olan son bariyer bölgesi ise İzmir Körfezi'ni diğer bölgelerden ayırmaktadır.Türe özgü beş polimorfik mikrosatelit bölgesinin değerlendirilmesi sonucunda da Akdeniz ve Ege Denizi'nin genetik olarak birbirinden ayrıldığı gözlenmiştir. Ayrıca çalışma alanında dağılım gösteren 3 farklı mürekkepbalığı populasyonu tespit edilmiştir. Bunlardan ilki Akdeniz de bulunan Mersin Körfezi ve Antalya Körfezi'nden örneklenen bireylerin oluşturduğu populasyon, ikincisi Marmaris ve Seferihisar bölgelerinden örneklenen bireylerin oluşturduğu populasyon ve üçüncüsü ise Doğu Ege Denizi'nde bulunan Enez bölgesinden toplanan bireylerin oluşturduğu populasyondur.Çalışmamız sonunda mürekkepbalığı türünün populasyon yapılanmasının, türün değerlendirildiği önceki çalışmalarda bildirilenin tersine mesafeye bağlı genetik farklılaşmadan kaynaklanmadığı ancak derinlik etkisi altında şekillendiği tespit edilmiştir. Belirlenen dört filogrubun demografik geçmişi incelendiğinde, filogrupların son buzul çağı sonrasında ortam koşullarının düzelmesi ile genişlediği belirlenmiştir.

FilogenetikFilogeniMikrosatelitler+2
Olgaç Güven
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırma mercan (Pagellus erythrinus L. 1758)'da hipofiz - gonad histolojisi ve üreme ile ilgili hormonal durumun belirlenmesi

Bu çalışmada, Antalya Körfezi'nden yakalanan Sparidae familyasına ait Kırma Mercan balıklarının (Pagellus erythrinus L. 1758) hipofiz-gonad histolojisi ve üremedeki hormon değişimleri incelenmiştir. Kırma Mercan balıklarının protojinik (protogynous) hermafrodit olmaları nedeniyle gonad gelişiminde önce dişilik, sonra geçiş ve daha sonra da erkeklik karakterlerinin geliştiği toplam 15 gelişim evresi ışık mikroskopik incelemelerle tespit edilmiştir. Bu evreler olgunlaşmamış dişi, F1, F2, F3, F4, F5, F6 dişilik evreleri, T1, T2, T3 geçiş evreleri ve M1, M2, M3, M4, M5 erkeklik evreleri olarak belirlenmiştir. Transmission elektron mikroskobu P. erythrinus balıklarının gonad ve hipofiz yapılarının ince yapısını incelemek için kullanılmıştır. Oositlerin elektron mikroskopik incelemelerinde normal elektron densitedeki bu hücreler de nukleus, nukleolus, uzantılı sitoplazmik endoplazmik retikulum, mitokondri, golgi kompleksi ve çok sayıda salgı vezikülleri içerdiği görülmektedir. Kırma mercan balığında spermatozoa, küresel bir baş ve akrozom, koni şeklindeki bir boyun ve uzun bir kuyruğa sahiptir. Boyunda tek bir mitokondrisi bulunur. Bu çalışmada kırma mercan balıklarının hipofiz bezindeki hücre tiplerinin histokimyasal yöntemlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Organın infundibulum bölgesi, anterior ve posterior lobları oldukça belirgindir. Anterior lopta bölgesel ve hücresel farklılaşmalar farklı boyanma özellikleri şeklinde yansımıştır. Elde edilen örneklerden hipofiz bezinin düzgün dairesel yuvarlak biçimde olduğu görülmüştür.Özellikle rostral pars distalisinde yer alan asidofil hücreler oldukça yoğun yerleşimli olup, koyu boyanmış bölgeyi oluşturmaktadır. Proksimal pars distalisteki bazofilik hücre sayısı da fazladır. Pars intermedia sınırları çok belirgin olmayıp kolloid varlığı ile ayırt edilmektedir. Küçük asidofillerin ve büyük bazofillerin farklı şekilde boyanmaları, granüllerindeki hormon içeriğinin farklılığını yansıtmaktadır. Hipofizin elektron mikroskobik incelemelerinde bu hücrenin ince yapı özellikleri protein salgılayan endokrin hücreleriyle benzerlik göstermektedir. Hormon sentezi için gerekli iyi gelişmiş bir golgi kompleks ve membrana yakın yerleşimli çok sayıda yuvarlak yada oval ortası daha yoğun salgı vezikülleri bulunmaktadır. Oval ökromatik çekirdeğe sahiptir.Kan serumunda 17ß-estradiol (E2), testosteron (T) ve 11-ketotestosteron (11KT) seviyelerindeki değişiklikler Pagellus erythrinus'un yıllık üreme evresi sırasında ovaryum ve testis histolojisine göre vitellojenin konsantrasyonu (VTG), gonadosomatik indeks (GSI) değişimlerin ilişkileri incelendi. Mercan balığının histolojik gelişim evrelerine göre E2 seviyesinin en yüksek değere olgunluk evresi olan F5'te ulaştığı görülmektedir. Vitellojenin düzeylerinin GSI değerlerine paralel bir dalgalanma gösterdiği tespit edilmiştir. F1 evresinden F5 evresine kadar artış olduğu görülmektedir. Erkeklerde GSI değerleri gelişim evrelerine göre incelendiğinde M1 evresinden M3 evresine kadar doğrusal bir artma görülmektedir. En yüksek değere M3 (spermiasyon evresi)'de ulaştığı tespit edilmiştir. 11 KT hormonu spermiogenezis (M2) ve spermiasyon (M3) evrelerinde yüksek iken yumurtlama sonrası (M4) ve dinlenme (M5) evrelerinde düşüş göstermektedir. Erkek balıklarda T hormon değerlerinin spermiogenez (M2) ve spermiasyon (M3) evreleri esnasında önemli ölçüde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Yumurtlama sonrası (M4) evresinde de bir azalma görülmektedir.Hipofizde üreme aktivitelerini başlatan salgı hücrelerinin, ışık ve elektron mikroskopik incelemeleri yanısıra gonad gelişiminin histolojik ve elektron mikroskopik incelemelerine paralel olarak, % GSI değerleri, E2, VTG, T, 11 KT hormon ölçümlerinden elde edilen sonuçlara göre sahillerimizde kırma mercan balıklarının Nisan sonundan-Eylül ayı başına kadar üremelerini gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir.

Elektron mikroskobuGonad gelişimiHipofiz bezi+1
B. Ahmet Balcı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeniçağa Gölü'ndeki (Bolu) tatlısu kefali (Squalius cephalus (L., 1758)) ve kadife (Tinca tinca L., 1758) balıklarının populasyon dinamiğinin incelenmesi

Bu çalışmada; Yeniçağa Gölü'nden Mart 2009- Temmuz 2010 tarihleri arasında örneklenen tatlısu kefali (S. cephalus) ve kadife balıklarının (T. tinca) büyüme ve üreme özellikleri ile ölüm oranları incelenmiş, stok büyüklüğünün tahminiyle stoktan en verimli şekilde faydalanılabilmesi için uygun av gücü, ürün ve biyokütle belirlenmiştir. Ayrıca, göl suyunun bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri araştırılmış, göl suyunun balık yaşamı açısından uygunluğu irdelenmiştir. Yeniçağa Gölü'nden örneklenen 729 talısu kefalinin yaşları I-VIII arasında dağılım göstermiş, % 74,9'unun dişi % 25,1'inin ise erkek olduğu, çatal boylarının 12,8 cm ile 34,6 cm arasında, ağırlıklarının ise 31,8 g ile 643,1 g arasında değiştiği saptanmıştır. Tüm bireyler için von Bertalanffy büyüme parametreleri L?= 36,88 cm, W?= 713,01 g, k= 0,248, t0= -1,278 ve b= 3,109 olarak belirlenmiştir. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) 1,48± 0,01 olarak hesaplanmıştır. İlk eşeysel olgunluk boyu dişi ve erkek tatlısu kefali bireylerinde sırasıyla 19,2 cm ve 15,3 cm olarak hesaplanmıştır. Üreme döneminin Nisan-Temmuz ayları arasında olduğu, yumurta çapının 1,29 mm ve ortalama yumurta veriminin 25349 adet/ birey olduğu belirlenmiştir. Toplam ölüm katsayısı (Z) 0,68 yıl-1, doğal ölüm katsayısı (M) 0,50 yıl-1, balıkçılık nedeniyle olan ölümlerin katsayısı (F) 0,18 yıl-1, stok işletme oranı (E) 0,27 yıl-1, yaşama oranı (S) % 50,14 olarak hesaplanmıştır. Yeniçağa Gölü'nden araştırma dönemi boyunca 24209 adet (4800 kg) tatlısu kefalinin avlandığı ve bir av döneminde gölde 108369 adet (16770 kg) tatlısu kefalinin bulunduğu hesaplanmıştır. Yeniçağa Gölü'ndeki tatlısu kefali stoğundan en verimli şekilde yararlanılabilmesi için mevcut av gücünün % 87 artırılmasıyla 5709 kg ürün elde edilebileceği saptanmıştır.Yeniçağa Gölü'nden örneklenen 291 kadife balığının yaşları I-IX arasında dağılım göstermiş, % 60,5'inin dişi ve % 39,5'inin erkek olduğu saptanmıştır. Çatal boyları 10,9 cm ile 41,5 cm arasında, ağırlıkları 24,0 g ile 1127,2 g arasında değişmiştir. Tüm bireyler için von Bertalanffy büyüme parametreleri L?= 44,19 cm, W?= 1304,46 g, k= 0,236, t0= -0,342 ve b= 2,999 olarak belirlenmiştir. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) 1,55± 0,01 olarak bulunmuştur. İlk eşeysel olgunluk boyu dişi ve erkek kadife balığı bireylerinde sırasıyla 21,4 cm ve 19,8 cm olarak hesaplanmıştır. Üreme döneminin Haziran-Temmuz ayları arasında olduğu, yumurta çapının 0,85 mm ve ortalama yumurta veriminin 198249 adet/ birey olduğu belirlenmiştir. Toplam ölüm katsayısı (Z) 0,55 yıl-1, doğal ölüm katsayısı (M) 0,46 yıl-1, balıkçılık nedeniyle olan ölümlerin katsayısı (F) 0,09 yıl-1, stok işletme oranı (E) 0,16 yıl-1, yaşama oranı (S) % 57,86 bulunmuştur. Yeniçağa Gölü'nden araştırma dönemi boyunca 8344 adet (4350 kg) kadife balığının avlandığı, bir av döneminde gölde 130204 adet (43317 kg) kadife balığının bulunduğu hesaplanmıştır. Bu stoktan en verimli şekilde yararlanılabilmesi için mevcut av gücünün % 203 artırılmasıyla 8793 kg ürün elde edilebileceği saptanmıştır.Yeniçağa Gölü'ndeki örnekleme noktalarından elde edilen analiz sonuçlarına göre bazı aylarda amonyum, nitrit ve fosfat değerlerinin yüksek bulunmasına karşın balık yaşamı açısından bir tehlike oluşturmadığı belirlenmiştir.

Savaş Kılıç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya Körfezi kıyı balıkçılığında kullanılan multifilament uzatma ağları seçiciliğinin belirlenmesi

Bu çalışmada, ticari balıkçılıkta kullanılan 44 mm göz açıklığına sahip sade uzatma ağı ile 40 mm ve 44 mm göz açıklığına sahip fanyalı uzatma ağlarının hedef türleri için seçicilik parametreleri tespit edilmiştir. Elde edilmiş olan parametreler ile türlerin minimum avlanma boyu ve/veya ilk üreme boyları ile kıyaslanması yapılmıştır. Çalışma Antalya Körfezi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırma süresince 15 güne ait geçerli çalışma yapılmıştır.Çalışma sonunda Antalya Körfezi'nde yoğun olarak kullanılan 40 mm sade ağın, 40 mm ve 44 mm fanyalı ağlarla av verimlerinin kıyaslanması yapılarak, farklı morfolojik özelliklere sahip barbun (Mullus barbatus), kırma mercan (Pagellus erythrinus), yabani mercan (Pagellus acarne) ve kupes (Boops boops) balıklarının seçicilikleri belirlenmiştir.

Kıyı balıkçılığıUzatma ağları
M. Tunca Olguner
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalıklarından (Oncorhynchus mykiss) izole edilen hareketli Aeromonas türlerinde bulunan virulans genlerin tespiti üzerine bir çalışma

Bu çalışmada, iç su balıkları yetiştiriciliğinin en yoğun yapıldığıbölgelerden biri olan Muğla'nın Fethiye bölgesindeki gökkuşağı alabalıkçiftliklerinde en sık karşılaşılan hastalıklardan biri olan Hareketli AeromonasSeptiseminin etkeni olan Aeromonas hydrophila, A. veronii, A. caviae ve A.sobria türlerinin gen bölgelerine bakılarak Polimeraz Zincir Reaksiyonu(PCR) yöntemi ile tespiti amaçlanmıştır.Alabalık çiftliklerinden hastalık belirtisi gösteren balık örneklerihastalık olduğunda, steril ortamlarda ve soğuk zincir koşullarına uyularaklaboratuara getirilmiştir. Balıkların farklı dokularından örnek alınmış vebesiyerlerine ekilmiştir. Hem ekilen hem de direk alınan örneklerdenhastalıkla alakalı genlerin tespiti için bakteriyel DNA izolasyonu yapılmıştır.Bakterilerin belirlenmesi için seçilen gen bölgeleri A. hydrophila için Aero veOmpTS, A. veronii için tet, A.sobria için AH ve A. caviae için F3-B3 genbölgeleridir. Bu bölgeleri belirlemek için uygun PCR protokolleri seçilmiş veher bir örnek için uygulanmıştır. PCR uygulaması sonucuda örneklerelektroforezde yürütülmüş ve incelenmiştir.Bu çalışmanın sonucu olarak hastalık belirtisi gösteren balıklarınkaraciğer ve böbreklerinden izole edilen A. hydrophila, A.caviae, A. veronii, veA. sobria bakterileri ile referans bakterilerin PCR yöntemi ile çoğaltılmasısonucu elde edilen görüntüler eşleşmiştir. Klinik bulgularla desteklenen PCRbulgusu bize Hareketli Aeromonas Septisemi' yi doğrulamıştır.

Balık hastalıklarıGökkuşağı alabalığıMikrobiyoloji+1
Evrim Beyhan Şen
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Dağ alası (Salmo trutta macrostigma dumeril, 1858) için ß-aktin promotör - rtghI ifade vektörünün hazırlanması

Genetik iyileştirme, kültür koşullarında hızlı büyüyen ya da genel olarak istenilen karaktere sahip soyların elde edilmesinde sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Yöntem, türün morfolojik özelliklerini tipik olarak taşıyan ve temsil ettiği kuşakta en hızlı büyüyen bireylerin seçilerek kendi aralarında eşleştirilmesi temeline dayanmaktadır. Gen manipülasyonun da ise, istenilen karakterin frekansının daha birinci jenerasyonda arttırılması amacıyla hedef türün genomunda bir takım değişikliklerin yapılmasıdır. Bu tez çalışmasının amacı gökkuşağı alabalığının (Oncorhyncus mykiss) büyüme hormonu genini içeren bir vektör oluşturmaktır. Bu amaca yönelik Salmo trutta macrostigma(Dağ alası) ß- aktin promotörü ve rtghI geni izole edilmiş ve ara rekombinant vektörden sonra pTRE3G-mCherry ökaryotik ekspresyon vektörüne yerleştirilmiştir. Bunun için S. t. macrostigma ß-aktin promotör dizisinin 1607 bç'lik kısmı ile O. mykiss'in 4570 bç'den oluşan ghI gen dizisi izole edilerek kullanılmıştır. Gene ait ihtiyaç duyulan 4526 bç'lik dizi ile promotör bölgeyi kodlayan 1607 bç'lik dizi bilgisayar ortamında birleştirilerek, restriksiyon enzim kesim bölgeleri analiz yoluyla belirlenmiş, alt klonlamalara engel oluşturabilecek kesim bölgeleri uzaklaştırılmış ve istenilen klonlamayı olası kılacak yeni kesim bölgeleri dizayn edilmiştir. Bu çalışmalardan sonra, promotör ve büyüme hormonu bir bütün halinde in vitro ortamda sentezlenmiştir. Sentezlenen promotör-gen dizisi pTRE3G-mCherry ökaryotik ekspresyon vektörüne yerleştirilmiş ve yeni vektöre pMY07 adı verilmiştir. Hazırlanan bu vektör ile dağ alasının büyümesini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.

Anadolu alabalığıSalmo trutta macrostigma
Mesut Yılmaz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı oranlarda L-karnitin ilave edilen yemlerle beslenen japon balığı (Carassius auratus L.1758) yavrularının büyüme performanslarının belirlenmesi

Bu çalışmada, japon balığı (Carrasius auratus L.1758) yavru yeminde L-karnitinin, balıkların büyüme ve gelişmesine etkisi araştırılmıştır. Protein (% 40), yağ (% 6) ve enerji (3540 kcal kg-1 sindirilebilir enerji) değerleri eşit beş farklı yem hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemlerine 0 (kontrol grubu), 250, 500, 750 ve 1000 mg kg-1 oranında L-karnitin ilave edilmiştir. Deneme, her grupta yirmi balık olacak şekilde üç tekerrürlü tesadüf parselleri deneme desenine göre planlanarak 65 lt'lik cam akvaryumlarda 84 gün süre ile yürütülmüştür. Başlangıç ağırlıkları 0,311±0,01 g olan balıklar günde iki kez doyuncaya kadar beslenmiştir. Bu çalışmada deneme grubu balıkların büyüme performansları ve yem kullanımları araştırılmıştır. Deneme sonunda, canlı ağırlık artışı, kondüsyon faktörü, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı bakımından gruplar arasında istatistiki açıdan farklılık bulunmamıştır. Deneme gruplarının tamamında yaşama oranı % 100'dür. Sonuç olarak, yeme L-karnitin eklenmesinin japon balığı yavrularının büyüme ve yem dönüşüm oranı üzerine olumlu bir etkisi tespit edilememiştir.

Büyüme performansıCarassius auratusKarnitin
M. Nurullah Arslan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya körfezi littoralindeki makrobentik derisi dikenliler (Echinodermata) faunası ve mevsimsel dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörler

Antalya Körfezi littoralinde derisi dikenli faunasına ait tür çeşitliliği, bolluğu ve biyokütlesinin belirlenmesi ve dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörlerin saptanmasını amaçlayan bu çalışmada mevsimsel olarak, Ağustos 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında yumuşak substratlarda 6 istasyonda, 0-200 metre derinlikler arasında ve Ağustos 2010- Mayıs 2011 tarihleri arasında sert substratlarda 7 istasyonda, 0-30 metre derinlikler arasında örneklemeler gerçekleştirilmiştir. Yumuşak substratlarda örneklemeler, Akyarlar isimli ticari trol teknesi ile sekiz farklı derinlikte (5, 10, 25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) kum kapanı (van Veen grab) ve bentik kızak (sledge) çekimleri ve altı farklı derinlikte (25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) trol çekimleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Sert substratlarda örneklemeler SCUBA dalış ile 30 metre derinliğe kadar kayalık bölgelerin en alt derinlik sınırına kadar gerçekleştirilmiştir. Taranan hat uzunluklarına göre eşit aralıklarla 1m2lik kuadratlarda derisi dikenli bireylerinin sayımı ve örneklemeleri yapılmıştır. Örnekleme noktalarında deniz suyu ve sediment örnekleri alınmıştır.Örneklerin incelenmesi sonucunda, çalışma bölgesinde derisi dikenli filumuna ait, 5 klasis, 14 ordo, 30 familya, 39 cins ve 50 tür (1 Crinoid, 18 Asteroid, 14 Ophiuroid, 12 Echinoid, 5 Holothurid) tayin edilmiştir. Literatür bilgilerine göre 12 türün (Astropecten spinulosus (Philippi, 1837), Chaetaster longipes (Retzius, 1805), Hacelia attenuata Gray, 1840, Hymenodiscus coronata (G.O. Sars, 1872), Luidia ciliaris (Philippi, 1837), Luidia sarsi sarsi Düben & Koren, in Düben, 1845, Sclerasterias richardi (Perrier, 1882), Ophiacantha setosa (Bruzelius, 1805), Ophiura grubei Heller, 1863, Echinus melo Lamarck, 1816, Genocidaris maculata A. Agassiz, 1869, Spatangus purpureus O.F. Müller, 1776) Türkiye'nin Akdeniz kıyıları için ve Sclerasterias richardi (Perrier, 1882)'nin Türkiye denizleri için yeni kayıt olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen 50 türün 42'si AM, 4'ü E, 2'si K ve 2'si IP kökenlidir. Endemik türler A. mediterranea, A. jonstoni, A. spinulosus ve P. microtuberculatus, kozmopolit türler A. squamata ve E. cordatum, Indo-Pasifik kökenli, yabancı türler ise O. savignyi ve S. reciprocans'tır.Örneklenen derisi dikenli komüniteleri arasında örnekleme metoduna göre önemli derecede fark bulunmuştur. Antalya Körfezi'nde yumuşak substratumda trol örneklemeleri ile 24, kızak örneklemeleri ile 32 ve grab örneklemeleri ile 22, sert substratumda SCUBA dalış örneklemeleri ile ise 7 derisi dikenli türü bulunmuştur.Antalya Körfezi'nde trol örneklemelerinden elde edilen E. sepositus `devamlı', A. mediterranea, A. placenta, C. longispinus, S. affinis, P. regalis ve sert substratumdan örneklenen P. lividus ve S. reciprocans `yaygın', diğer türler ise `nadir bulunan türler' olarak gruplanmıştır. En sık bulunan türler trol örneklemelerinde E. sepositus, kızak örneklemelerinde C. longispinus, grab örneklemelerinde A. filiformis ve sert substratumda SCUBA dalış örneklemelerinde P. lividus'dur. Önem derecelerine (Ö.D.) göre sırasıyla ilk beş tür, trol örneklemelerinde S. affinis, S. granularis, E. sepositus, A. mediterranea, P. regalis; kızak örneklemelerinde H. tubulosa, A. filiformis, H. mammata, P. microtuberculatus, A. mediterranea ve grab örneklemelerinde A. filiformis, E. cordatum, O. ophiura, A. mediterranea ve O. setosa'dır.Antalya Körfezi'nin sırasıyla Kaleiçi Yat Limanı ve Büyük Liman bölgelerinde yer alan C ve D istasyonlarında bulunan tür sayısının düşük olmasının mevcut antropojenik etkilerden kaynaklandığı, Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü alana yakın olan A istasyonunda ise düşük tür sayısının, düşük tuzluluk ve nehirle taşınan karasal kökenli materyalden kaynaklandığı düşünülmektedir. 75 ve 100 m'de bulunan yüksek derisi dikenli tür sayısı (34), bolluk ve biyokütlesinin bu derinliklerde bulunan yüksek kalsiyum karbonat (TKK) miktarı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Deniz suyunda birçok parametrenin mevsimsel olarak değişmesine rağmen, epifaunada mevsimsel bir değişim gözlenmemiş, infaunada ise en yüksek tür sayısı ve bolluğa sahip Ophiuridae mevsimsel değişim göstermiş, tür sayısı, bolluk ve biyokütlede kışın azalma görülmüştür.Derinlik, tuzluluk, NH4-N, TKK, TOK, %çakıl, %çamur ve %kum (0,5- 0,25mm) trol örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametrelerdir. Kızak örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametreler çözünmüş oksijen, %kum (1-0,5mm) ve %kum (0,125-0,063 mm), grab örneklemelerinde ise derinlik ve %kum (0,125-0,063 mm) olarak belirlenmiştir.Bentik fauna biyokütlesinin önemli bir yüzdesini oluşturan derisi dikenli türlerinin saptanması ile Antalya Körfezi'nde uzun süreli izleme çalışmaları için bir veri tabanı ve komünite yapılarındaki değişimleri ve bu değişimleri en iyi açıklayan çevresel parametrelerin belirlenmesi ile ileride yapılacak benzer çalışmalara altlık oluşturulması hedeflenmiştir.

AkdenizAntalya KörfeziBentos+7
Elif Özgür Özbek
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de damızlık temin edilen bazı bölgelerdeki levrek (Dicentrarchus labrax L. 1758) balıklarında genetik varyasyonların mikrosatelit markırlar ile belirlenmesi ve bazı Avrupa popülasyonları ile karşılaştırılması

Araştırmada, levrek yetiştiriciliğinde Avrupa'da, Yunanistan'dan sonra ikinci sırada yer alan ülkemizdeki kuluçkahanelerin damızlık topladığı bölgelerdeki genetik yapının ve akrabalık ilişkilerinin tespit edilerek, bu doğrultuda ileride yapılacak ıslah çalışmalarına temel oluşturacak bilgilerin toplanması amaçlanmıştır. Türkiye'nin Akdeniz ve Ege Denizi'nde ticari kuluçkahanelerin levrek balığı damızlık temin ettiği 5 popülasyonun genetik yapısı,Yunanistan ve Atlantik Okyanusu'ndan temin edilen 2 popülasyon ile(7 popülasyondan toplam 305 birey)ve 10 mikrosatelit lokus ile tespit edilmiştir. Mikrosatelit lokuslarının amplifikasyonu 10'lu Multipleks Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR)ile yükseltgenerek yapılmıştır. Mikrosatelit lokuslarının alel uzunlukları ABI 3730xl (Applied Biosystem, KANADA) kapilar elektroforez cihazı ile tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada 5 farklı popülasyondan toplanan levrek balığı örneklerinin morfolojik farklılıkları Temel Bileşen Analizi (TBA) Diskriminant Analizi (DA) ile tespit edilmiş olup bu morfolojik farklılıklar genotipik farklılıklarla karşılaştırılmıştır. Diskriminant analizi sonucuna göre Doğanbey ve Homa popülasyonlarının morfolojik olarak birbiri ile benzerlik gösterdiği, morfolojik olarak Köyceğiz ve Beymelek popülasyonlarının, diğer popülasyonlardan ayrıldığı tespit edilmiştir.Yapılan genotipik incelemenin istatistiksel analizleri sonucunda, diğer popülasyonların aksine Köyceğiz popülasyonunun Hardy-Wienberg dengesinde olduğu (Fis0,036 P<0,05) ayrıca bariyer testi sonucuna göre Köyceğiz popülasyonunun diğer popülasyonlardan izole bir yapı içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra Homa ve Doğanbey popülasyonlarının yakın akrabalık ilişkisi içinde olduğu(Fst0,00347P<0,001), Yumurtalık popülasyonunun Doğanbey popülasyonu ile yakın ilişkide olduğu tespit edilmiştir (Fst0,01431P<0,001).Bu durum,DA genetik uzaklık analizi ile ve faktöriyel benzerlik analizi ile benzerlik göstermiştir. DA ve Fst matriksleri ayrı ayrı coğrafik uzaklık matriksi ile mantel testine tabi tutulmuş ve her iki matriks karşılaştırmasına göre popülasyonlar arası ilişkinin coğrafik uzaklıkla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla r=0,952 ve r=0,888 P<0,001). Tüm popülasyonlar arasında uygulanan genetik yapı analizi sonucuna göre Yunanistan popülasyonundaki bireylerin, Atlantik popülasyonundaki bireylerle benzerlik gösterdiği,Atlantik popülasyonu ile Yumurtalık popülasyonunun diğer yerli popülasyonlara göre daha çok benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Popülasyonlararası gen akışı sonuçları diğer analiz sonuçlarını desteklemekte, Homa ve Doğanbey popülasyonları arasında en çok gen akışı olduğu 71,74 ancak Köyceğiz popülasyonunda ise diğer popülasyonlarla arasında çok düşük bir gen akışı olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre, ülkemizde levrek balığı ıslah çalışmaları için en uygun popülasyonun Hardy-Weinberg dengesinde oluşu ve diğer popülasyonlardan daha izole olması nedeniyle genetik yapısının daha iyi korunmuş olmasından dolayı Köyceğiz popülasyonun olduğu tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Levrek balığı, damızlık popülasyon yapısı, mikrosatelit markı

Türker Bodur
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde alabalık yetiştiriciliği yapan işletmelerin yapısal durumlarının belirlenmesi

Bu çalışmada, Antalya ilinde karada kurulu gökkuşağı alabalığı işletmelerinin yapısal durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Faal olan 82 adet işletmenin 61 adedinde anket yoluyla elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Antalya ili genelinde alabalık işletmelerinin kuruluşu 1991-1995 yılları arasında yoğunlaşmaktadır. İşletmelerin %88,3'ü tam kapasite üretim yapmaktadır. Aktif olarak üretim yapan işletmelerin %50'nde proje kapasite artışı yapılabilir. Proje kapasite artışını engelleyen en önemli nedenler arasında su ve arazi yetersizliği ön plana çıkmaktadır. Antalya ilindeki işletmelerin %32,2'si 10-29 ton, %32,2'si 30-49 ton, %30,5'i 10 tondan az, %3,4'ü 50-99 ton ve 1,7'si ise 100 ton/yılın üzerindedir. İşletmelerin %62,3'ü aile işletmesi olup, işletmelerin kuruluşunda öz kaynak kullanım oranı %74,6'dır. Antalya'da faaliyet gösteren işletmelerin %45,8'i arazi mülkiyetine sahiptir.İşletmelerin %18'inin su ürünleri mühendisi çalıştırmamasına karşın, %57,9'u yetiştiricilikte danışman desteği almaktadır. Danışmanların %48,5'ini sektörde tecrübeli su ürünleri mühendisleri oluşturmaktadır. Özellikle %97,1 oranında balık hastalıkları konusunda danışman desteği almaktadırlar. İşletmelerin %83,9'u sigortasızdır.İşletmelerin %52,4'ünün kuluçkahanesi olmasına karşın, %52,3'ü yumurta ve yavru balık üretimi kendisine yeterli durumdadır. Kuluçkahanede kullanılan suyun %91,6'sı kaynak suyudur. Anaç balıkların sağımı en fazla kasım ayında gerçekleşirken, şubat ayında da sona ermektedir. Kuluçkahane sahibi işletmelerin yumurta açılım başarısı %45,7'sinin %70,0-80,0 ve yavru balık yaşama oranı %35,9'unun %70,0-80,0 arasındadır. İşletmelerin %17,1'i sadece yumurta, %46,2'si sadece yavru balık satışı gerçekleştirmektedir.Antalya'da faaliyet gösteren işletmelerin %70,5'i beton havuzda, %9,8'i de nehirde kafes balıkçılığı gerçekleştirmektedir. İşletmelerin %50,8'i kombine, %21,3'ü porsiyonluk, %21,3'ü yavru-porsiyonluk, %6,9'u yumurta-yavru ve %1,6'sı ise yavru üreten işletmelerdir. Yetiştiricilikte kullanılan suyun %62,3'ü kaynak suyu olup, işletmelerin %44,3'ünde su sıcaklığı 13-15 oC arasındadır. Ancak, gerek kaynak suyu gerekse akarsuların debileri %40,7 oranında 10-50 L/sn arsındadır. İşletmelerin %64,4'ü su ile ilgili hiçbir fiziksel ve %93,4'ü ise kimyasal ölçüm gerçekleştirmemektedir.İşletmelerde en fazla balık kayıpları hastalıklarından kaynaklanmakta olup, 0,3-5 g ağırlığındaki yavru balıklarda bu oran %70'tir. İşletme sahipleri büyük oranda hastalık problemini kendisi çözümlemeye çalışmakta ancak kendisi bir çözüm bulamaz ise farklı kaynaklardan destek almaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Antalya İli, gökkuşağı alabalığı, işletme, yapısal durum.

Alabalık üretme çiftlikleriAntalyaGökkuşağı alabalığı+1
Necip Murat Şahin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Levrek balığı (Dicentrarchus labrax L. 1758) vitellojen genlerinin karakterizasyonu

ÖZETLEVREK BALIĞI (Dicentrarchus labrax L. 1758) VİTELLOJEN GENLERİNİN KARAKTERİZAYONUÖzlem YILMAZDoktora Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Sadi KÖKSOYMart 2013, 136 sayfaBu çalışmada, levrek (Dicentrarchus labrax) balığında üç ayrı vitellojeni kodlayan cDNA dizileri elde edilmiştir. Yumurta sarısı protein alt birimlerinin hepsini taşıyan iki çeşit vitellojen, günümüzde geçerli olan adlandırma kullanılarak VtgAa ve VtgAb olarak tanımlanmıştır. Fosvitinden yoksun, daha kısa bir cDNA ile kodlanan ve kesilmiş bir C-ucu bölgesine sahip olan `eksik' (incomplete) bir diğer vitellojen formu ise VtgC olarak tanımlanmıştır. Levrek vitellojen cDNA dizilerinden elde edilen tahmini peptid dizilerinin, diğer teleost türlere ait dizilerle ve birincil protein yapılarıyla yapılan kıyaslamalar sonucu, bu diziler kesin olarak levrek vitellojenleri; SbsVtgAa, SbsVtgAb ve SbsVtgC olarak tanımlanmışlardır. Her bir vitellojenin dişi ve 17ß-estradiol ile uyarılmış olan erkek kan plazmasındaki ve ovaryumdaki varlığı, kefal (Mugil cephalus) lipovitellinlerine karşı geliştirilmiş olan vitellojen formuna özgün antikorlar kullanılarak Western blot analizi ile ortaya konmuştur. Bu yöntem yardımıyla, ayrıca üç farklı vitellojenden türemiş yumurta sarısı protein alt birimlerinin büyümeyi tamamlamış (postvitellojenik) ve ovulasyona uğramış yumurtadaki varlığı da belirlenmiştir. Postvitellojenik ve ovulasyon aşamalarındaki ovaryum ekstraktlarının Western blot analiz sonuçlarının karşılaştırmaları, her üç çeşit vitellojenden türemiş lipovitellinlerin oosit olgunlaşması sırasında kısmi bir proteolize uğradığını göstermiştir. Her üç vitellojen ve bunların türevi yumurta sarısı protein ürünlerinin, oosit büyümesini tamamlamış postvitellojenik dişilere ait karaciğer, plazma ve ovaryumundaki miktarları ve birbirlerine göre oranları, işaretsiz niceliksel kütle spektrometrisi ile belirlenmiştir. Normalize edilmiş spektra sayılarına dayanarak VtgAa ve VtgAb'nin levrekte bulunan baskın vitellojen formları oldukları ve VtgAb'nin analiz edilen örnek tipine göre VtgAa'dan 2 ila 5 kat arasında daha yüksek miktarlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Karaciğer ve plazmada genel olarak düşük seviyelerde bulunan VtgC ortalama spektra sayısının, ovaryumda diğer dokulara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca ovaryumda VtgC miktarının, VtgAa ve VtgAb'den sırasıyla yalnızca 0.5 ila 3.0 kat daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, diğer acantomorph teleostlarda bilinen çoklu vitellojen sisteminin levrekte de var olduğu belirlenmiştir. Ayrıca burada, söz konusu sistemin önemli bir parçası olan vitellojenlerin her üç formunun da gelişmekte olan oosit ve yumurtalarda, yumurta sarısı protein depolarına önemli katkıları olduğu ortaya konmuştur. Levrekte bu konuda yapılan ilk çalışmanın ürünü olan bu bulgular, su ürünleri sektöründe yetiştiriciliğe uygun türlerin yumurta kalitesi ve başta vitellogenez olmak üzere, oogenez sürecinde gerçekleşen olaylar dizini üzerine yapılacak moleküler ve fonksiyonel çalışmalara temel oluşturacaktır.ANAHTAR KELİMELER: Levrek, Dicentrarchus labrax, Ovaryum, Oosit, Teleost, Oogenez, Vitellojen, Yumurta sarısı

Özlem Yılmaz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya Tufa falezleri (Türkiye) bentik deniz makroalg ve çayırlarının tespiti ve kataloglanması

Bu çalışmada; Antalya kent merkezinde bulunan ve dünyadaki en büyük tufa çökelim alanı kıyı bandını oluşturan "Antalya Tufa Falezleri" bentik deniz makroalg ve çayırlarının tespit edilmesi ve kataloglanması amaçlanmıştır. Arazi çalışmaları 0,2-20 m derinlikler arasında, bilimsel dalış eğitimi almış 1-2 dalgıç tarafından SCUBA ve serbest dalışlar ile gerçekleştirilmiştir. Dalış çalışmalarına ilaveten makroalg yataklarının yayılım alanları hakkında ekolojik değerlendirme yapabilmek için saha genelinde toplam 5 istasyonda fiziksel, kimyasal ve biyolojik ölçümler yapılmıştır. Her istasyonda farklı derinliklerde yapılan ölçümlerle elde edilen veriler değerlendirilerek, bölgenin coğrafi konumuna (koy, lagün, tatlı su kaynak bölgesi, açık deniz vb) ve değişen çevresel etkenlere bağlı değişimler yorumlanmıştır. Böylece bölgenin ekolojisi ile ilgili olarak mevcut habitat tipleri ve bu habitatlara ilişkin fiziksel, kimyasal ve biyolojik bilgiler değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; Antalya Tufa Falezleri bölgesinde yayılış gösteren deniz makro alglerinden Kırmızı alglere (Rhodophyta) ait 75, Kahverengi alglere (Heterokontophyta) ait 21, Yeşil alglere (Chlorophyta) ait 23 ve deniz çiçekli bitkilerine (Tracheophyta) ait 1 takson olmak üzere toplam 120 takson tespit edilmiştir. Buna göre taksonlar; %63 Rhodophyta, %17 Heterokontophyta, %19 Chlorophyta ve %1 Tracheophyta bölümlerine ait türlerden oluşmaktadır. Ayrıca deniz makroalg ve çiçekli bitkilerine ait ayrıntılı bir envanter çıkarılarak ilk defa bölgeye ait bir deniz makroalg katoloğu oluşturulmuştur. Bu veri tabanı, periyodik zamanlarla yapılması zorunlu izleme araştırmalarına da zemin oluşturacaktır.

Ercan Döver
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya körfezi littoralindeki makrobentik derisi dikenliler (Echinodemata) faunası ve mevsimsel dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörler

Elif Özgür Özbek
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00