
79
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Antalya Körfezi'nde avlanan karideslerin (Penaeus sp.) et verimi, kimyasal yapısı ve raf ömürlerinin belirlenmesi
ÖZET ANTALYA KÖRFEZİ'NDEN AVLANAN KARİDESLERİN {Penaeus sp.) ET VERİMİ, KİMYASAL YAPISI VE RAF ÖMÜRLERİNİN BELİRLENMESİ Ruhan İLHAN Yüksek Lisans Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ramazan İKİZ Mayıs 2005, 85 Sayfa Bu çalışmada, ekonomik değeri yüksek olan Antalya Körfezi'nden avlanan Penaeid karideslerden Penaeus kerathurus, P. japonicus ve P. semisulcatus türleri materyal olarak kullanılmıştır. Bu türlerin eşeylere ve mevsimlere bağlı olarak et verimi ve kimyasal yapısı araştırılmıştır. Ayrıca karideslerin bir kısmı aliminyum folyoyla sarılıp streç filmle ile kaplandıktan sonra oda sıcaklığında, diğer kısmı ise buzlu su içine konulup buzdolabında 4°C'de bekletilmiştir. Verilen koşullarda bekletilen karideslerin raf ömürleri tespit edilmiştir. P. kerathurus ve P. japonicus 'un et verimlerinin birbirine benzerlik gösterdiği ve ortalama %52, P. semisulcatus 'un et veriminin ise diğerlerinden daha yüksek olup (p<0.01) ortalama % 57 olduğu belirlenmiştir. P. kerathurus türünde ortalama %76.22 su, %1.59 yağ, %16.57 protein, %1.99 inorganik madde bulunduğu belirlenmiştir. P. Kerathurus'un kimyasal kompozisyonu mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), eşeye göre değişmemiştir. P. japonicus türünde ortalama %76.08 su, %1.80 yağ, %17.17 protein, %1.96 inorganik madde tespitedilmiştir. P. japonicus'un kimyasal içerikleri (dişilerdeki su oram hariç) mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), eşeye göre değişmemiştir. P. semisulcatus türünde ise ortalama %76.89 su, %3.87 yağ, %16.25 protein, %1.84 inorganik madde bulunmuştur. P. Semisulcatus'un kimyasal içerikleri (erkeklerdeki protein içeriği hariç) mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), yağ ve inorganik madde oranlan eşeye göre farklılıklar göstermiştir (p<0.05). Bu üç tür kendi aralarında karşılaştırıldığında, su oranlarının %76.08-76.89 arasında değiştiği görülmüştür. P. semisulcatus'un yağ oranının diğer türlere göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır (p<0.01). Bu üç türün protein oranlarının ortalama % 16.25- 17.17 arasında olduğu ve inorganik madde oranlarının % 1.84- 1.99 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Duyusal, kimyasal ve mikrobiyolojik analiz sonuçlarına göre aliminyum folyo ve streç filmle kaplandıktan sonra oda sıcaklığında bekletilen karideslerden P. kerathurus ve P. japonicus'un 1 gün, P. semisulcatus'un ise 2 günlük raf ömrüne sahip olduğu bulunurken, buzdolabında buzlu su içinde depolamada P. kerathurus ve P. japonicus'un 10 gün ve P. semisulcatus 'un ise 12 günlük raf ömrüne sahip olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Penaeus kerathurus, Penaeus japonicus, Penaeus semisulcatus, et verimi, kimyasal kompozisyon, raf ömrü JÜRİ: Prof. Dr. Ramazan İKİZ Prof. Dr. Nalan GÖKOĞLU Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZBAŞ ıı
Farklı renklerdeki multiflament uzatma ağlarının av kompozisyonlarının ve av verimliliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada farklı renklerdekieki multifilament fanyalı uzatma ağlarının av kompozisyonları ve av verimleri araştırılmıştır. Çalışma Antalya Körfezi 'nde yer alan Boğazkent'te gerçekleştirilmiş ve beyaz, kırmızı, yeşil renkli ağlar kullanılmıştır. Bir yıllık periyotta ayda üç kez olmak üzere toplam 36 avcılık operasyonundan elde edilen veriler doğrultusunda beyaz, kırmızı ve yeşil renkli ağların av kompozisyonları ve av verimleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda tüm ağlarda toplam 3878 birey yakalanmıştır. Bunların 1292'si beyaz renkli ağlardan, 1290'ı kırmızı renkli ağlardan, 1296'sı da yeşil renkli ağlardan elde edilmiştir ANAHTAR KELİMELER: Fanyalı Uzatma Ağları, Tür Kompozisyonu, Av Verimi
Farklı rasyonlu yemlerle beslemenin zebra çiklitleri (Cichlasoma nigrofasciatum Günther 1869)'nde larval gelişim ve yavru büyümesine etkileri
Haematococcus pluvialis Flotow mikroalginin üretim tesisi planlanması ve endüstriyel astaksantin üretimi
Haematococcus pluvialis Flotow, Chlorophyceae sınıfına dâhil olan, tek hücreli çift kamçılı bir yeşil mikroalgdir. Uygun üreme şartları altında yeşil vejetatif büyüme ve gelişme fazında olan H. pluvialis'in hücreleri stres koşulları altında morfolojik olarak bir değişiklik geçirerek hematokistik forma dönüşürler. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, H. pluvialis yetiştiriciliği birçok açıdan araştırılmıştır. Ancak, endüstriyel ölçekli bir üretim ve üretim tesisi planlama çalışması yapılmamıştır. Bu çalışmada, H. pluvialis yetiştiriciliğinin uygun üretim koşulları araştırılıp, bir üretim tesisi planının yapılması amaçlanmıştır. Böylece ileride yapılacak olan alg yetiştiriciliği işletmelerinin planlanmasına katkı sağlaması hedeflenmiştir. Bu çalışmada kullanılan H. pluvialis kültürü "Kültür Koleksiyon Alg ve Protozoa" (CCAP) SAMS Limited şirketinden satın alınmış ve laboratuvar ortamında çoğaltılmıştır. Hacim artırımı yapılarak en son 160 lt yeşil faz üretimi yapılmıştır. Yeşil fazdan elde edilen 160 lt biyokütle kırmızı faz üretimi için 5 x 2m uzunluğunda ve 15 cm derinliğinde havuzlara inoküle edilmiştir. Fototrofik yöntemle ve kesikli kültür sistemi ile endüstriyel mikroalg üretim tesisi planlanıp, üretim yapılmıştır. Farklı üretimler sonucunda, 750-1250 g civarında kuru madde elde edilmiştir. Elde edilen kuru maddenin astaksantin içeriği spektrofotometrik yöntemlerle % 3.28 - 4.58 olarak belirlenmiştir.
Beymelek lagün gölü'nde farklı ağ göz genişliğindeki fanyalı ağların av verimliliği ve av kompozisyonu
Bu çalışmada, küçük ölçekli balıkçılıkta kullanılan farklı göz açıklıklarına sahip multiflament fanyalı ağlar ile Beymelek Lagün'ünün 1 yıllık av verimi, av kompozisyonu ve av oranları araştırılmıştır. Balık örnekleri, Antalya iline bağlı Demre ilçesinde bulunan Beymelek Lagün'ünden bir yıl boyunca yürütülen çalışmada, farklı göz açıklıklarına sahip (18, 22, 26 ve 30 mm) multiflament fanyalı ağlar ile yakalanmıştır. Örneklemeler için 4 istasyon belirlenip 12 ay boyunca her ay yarım saatlik sürelerle toplam 46 voli operasyonu yapılmış ve toplam 31 tür yakalanmıştır. Bu türlerin 26'sı balık türüdür ve toplam sayıları 15466 adet iken ağırlıkları 1611421 gramdır. Ağırlık bakımından av miktarı en yüksek olan ilk 3 tür sırasıyla çipura (%20,67), Mırmır (%18,37) ve kastros kefal (%16,35) balıklarıdır. Saha çalışmalarında farklı göz genişliği kullanılan ağlardan (18, 22, 26 ve 30 mm) birim çabadaki av verimleri sırasıyla 13,33 - 18,91 - 34,34 - 21,00 olarak tespit edilmiştir. Multiflament fanyalı ağlarla sürdürebilir bir balıkçılık için ağ göz genişliklerinin ideal 26 mm olması gerekir. ANAHTAR KELİMLER: Ağ göz genişliği, Antalya, Av verimi, Beymelek lagünü, Fanyalı ağlar
Antropojenik aktivitelerin Karacaören I Baraj Gölü (Burdur) su kalitesi ve makroomurgasızları üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Önemli bir sulama ve hidroelektrik kaynağı olarak Antalya ili için potansiyel bir içme suyu kaynağı olan Karacaören I Baraj Gölü'nün su kalitesi, baraj gölü ve çevresindeki insan faaliyetleri nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır. Bu nedenle, bu çalışma bazı fizikokimyasal parametrelerini, baraj gölü sedimanlarındaki ağır metal konsantrasyonlarını ve baraj gölündeki makroomurgasız topluluğunu araştırarak baraj gölünün su kalitesinin durumunu belirlemeyi amaçlamıştır. Karacaören I Baraj Gölü'ndeki yedi stratejik istasyondan iki aylık peryotlarla bir yıl boyunca (Ocak 2022'den Aralık 2022'ye kadar) numuneler toplanmıştır. Baraj gölünün su kalitesini sınıflandırmak için Su Kalitesi İndeksi (SKİ) ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği (SKKY) kriterleri kullanılmıştır. Kirlilik Faktörü (KF), Kirlilik Yükü İndeksi (KYİ), Jeobirikim İndeksi (Igeo) ve Zenginleşme Faktörü (ZF) indeksleri, antropojenik faaliyetler nedeniyle ağır metaller/metaloidlerle potansiyel sediman kirliliğinin derecesini tespit etmek ve değerlendirmek için kullanılmıştır. Karacaören I Baraj Gölü'nün kirlilik seviyesini belirlemek için Familya Biyotik İndeksi (FBİ), Biyolojik İzleme Çalışma Grubu (BMWP), Takson Başına Ortalama Puan (ASPT) ve Ephemeroptera, Plecoptera ve Trichoptera (EPT) biyotik indeksleri kullanılmıştır. Çözünmüş oksijen (ÇO), sıcaklık, tuzluluk, toplam çözünmüş katı maddeler (TÇKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik ihtiyacı (BOİ), elektriksel iletkenlik (Eİ), ışık geçirgenliği (Secchi diski derinliği) (cm) gibi bazı fizikokimyasal parametreler ve fosfat, sülfat, nitrit ve nitrat gibi besin maddeleri baraj gölündeki yedi örnekleme noktasında standart yöntemlerle analiz edilmiştir. Baraj gölü sedimanlarındaki ağır metalleri analiz etmek için X-ışını floresans spektrometresi (XRF) yöntemi kullanılmıştır. Ortalama değerler pH, ÇO, sıcaklık, tuzluluk, TÇKM, Eİ, Secchi disk uzunluğu, SO42−, NO2−, NO3−, PO₄³⁻, BOİ ve KOİ için sırasıyla 8,01, 9,18 mg/l, 21,30 oC, 0,18 ppt, 177,99 ppm, 354,29 µs/cm, 206,35, 18,24 mg/l, 0,128 mg/l, 4,67 mg/l, 0,23, 3,20 mg/l ve 15,5'tir. PO₄³⁻, BOİ ve KOİ hariç incelenen tüm fizikokimyasal parametreler mevsimden mevsime önemli değişiklikler göstermiştir (p ≤ 0,05). Pearson korelasyon analizi, tuzluluk, TÇKM ve Eİ arasında pozitif bir korelasyon olduğunu ortaya koymuştur; ilişki anlamlıdır (p ≤ 0,05). SKKY kriterlerine göre, PO₄³- değeri insan tüketimi için uygun olmayan kritik bir seviyede bulunmuştur (Sınıf III). Su Kalitesi İndeksi (SKİ) sonuçları, baraj gölünün suyunun insan tüketimi için mükemmel olmasa da orta seviyede olduğunu ortaya koymuştur. Karacaören I Baraj Gölü, Secchi disk derinliğine göre ötrofik ve mezotrofik göl olarak sınıflandırılmıştır. Çalışılan ağır metallerin sonuçları, Karacaören I Baraj Gölü'nün Al, Co, Cr, Ni ve Pb ile kirlendiğini göstermiştir. Çünkü bu metaller için kaydedilen ortalama değerler, arka plan değerlerinden ve bazı sediman kalitesi kılavuzları" (SQGs) değerlerinden daha yüksektir. Bu çalışmada Karacacaören I Baraj Gölü'nde 24 familyaya ait 39 makroomurgasız tespit edilmiştir. En baskın familyalar Chironomidae, Palaemonidae, Notonectidae ve Corixidae olarak bulunmuştur. Bu sonuç, Palaemon sp türünün Karacaören I Baraj Gölü'ndeki ilk kaydıdır. Margalef, Shannon-Weiner ve Simpson çeşitlilik indekslerinin sonuçları, Karacaören I Baraj Gölü'nün sıcak mevsimlerde (ilkbahar ve yaz) daha yüksek bir makroomurgasız bolluğu ve çeşitliliğine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmada Margalef ve Shannon-Weiner (H′) çeşitlilik indeksleri ile BMWP, ASPT ve FBİ biyotik indekslerinin sonuçları Karacaören I Baraj Gölü'nün II. sınıf su kalitesine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın sonuçlarından, antropojenik faktörlerin Karacaören I Baraj Gölü'nün su kalitesini etkilediği çıkarılabilir. Ayrıca, biyotik indeksler ile NO3-, PO₄³-, Eİ, TÇKM ve tuzluluk arasındaki negatif ilişkiler, Karacaören I Baraj Gölü suyunun kirlilik kaynaklarının doğal olmadığını, antropojenik faktörlerden kaynaklandığını göstermiştir. Bu nedenle, Karacaören I Baraj Gölü suyunun potansiyel bir içme suyu kaynağı olarak planlanan kullanımının gerçekleştirilmesi, su kalitesinin daha fazla bozulmasını önlemek için alınacak koruma önlemlerinin uygulanmasıyla sağlanabilecektir.
Kangal balığında (Garra rufa) timol ve karvakrol maddelerinin anestezik olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu tez çalışması, timol ve karvakrol etken maddelerinin 25 ºC su sıcaklığında kangal balıkları üzerine anestezik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemede beş farklı timol (25, 50, 75, 100 ve 150 mg L-1) ve karvakrol (25, 50, 75, 100 ve 150 μL L-1) konsantrasyon değerleri oluşturulmuştur. Denemede, her iki anestezik maddeye ait konsantrasyon değerlerinin kangal balıklarının bayılma ve ayılma üzerine etkisi saniye cinsinden tespit edilmiştir. Çalışmada her bir anestezik madde konsantrasyonu için 10 balık kullanılmıştır. 25 – 150 mg L-1 timol konsantrasyonlarına maruz bırakılan balıkların bayılma süresi Aşama 1'de 60,7 ± 3,5 – 19,8 ± 2,9 sn. arasında, Aşama 2'de ise 202,2 ± 23,6 – 46,9 ± 6,6 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Tüm timol konsantrasyon değerlerinin balıklar üzerine bayıltma etkisi gösterdiği ve anestezi altındaki tüm balıkların anesteziden çıktığı görülmüştür. Timol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların bayılma sürelerinin azaldığı ve timol konsantrasyonu ile bayılma süresi arasında negatif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (Sırasıyla R2= 0,9241, R2= 0,9087). Balıkların ayılma sürelerine bakıldığında Aşama 1'de 159,7 ± 27,9 – 345,9 ± 36,8 sn. arasında, Aşama 2'de 268,8 ± 33,7 – 508,2 ± 362,6 sn. arasında olduğu tespit edilmiştir. Timol konsantrasyonu ile Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların ayılma süreleri arasında ise pozitif ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2=0,7931; R2= 0,7417). 25 – 150 μL L-1 karvakrol konsantrasyonlarına maruz bırakılan balıkların bayılma süresi Aşama 1'de 71,7 ± 9,6 – 19,4 ± 3,8 sn., Aşama 2'de ise 342,1 ± 77,8 – 48,8 ± 6,9 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Karvakrol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların bayılma sürelerinin azaldığı ve karvakrol konsantrasyonu ile bayılma süresi arasında negatif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2= 0,8857; R2= 0,9048). Karvakrol konsantrasyonları ile bayıltılan balıkların Aşama 1'de anesteziden çıkma süresi 267,7 ± 42,6 – 200,7 ± 40,6 sn. arasında, Aşama 2'de ise 361,8 ± 65,3 – 279,7 ± 60,7 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Karvakrol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların ayılma sürelerinin arttığı ve karvakrol konsantrasyonu ile Aşama 1 ve Aşama 2 ayılma süreleri arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2= 0,7931; R2= 0,7417). Sonuç olarak kangal balıkları üzerindeki optimum anestezik konsantrasyon değerleri timol için 50 mg L-1, karvakrol için ise 50 μL L-1 olduğu, kan alımı gibi işlemlerde hızlı bir anestezi için 100 ve 150 mg L-1 timol, 100 ve 150 μL L-1 karvakrol kullanılabilir. Ayrıca timol ve karvakrolün doktor balıklarındaki fizyolojik etkileri üzerine kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Balıkçıların örgütlenme eğilimleri: Antalya ili örneği
Üretici örgütleri, ortaklarının sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan, günümüzde ülkelerin gelişmişlik kriteri olarak da kabul edilen yapılardır. Üreticiler örgütlenmeyi, faaliyetlerini daha verimli ve kaliteli gerçekleştirebilmek, üretimden pazarlamaya dek tüm süreçlerde karşılaşılan risklerin üstesinden gelebilmek için tercih etmektedirler. Ülkemizde su ürünleri sektöründe faaliyet gösteren ekonomik amaçlı üretici örgütleri ise; 1163 sayılı yasayla kurulan kooperatifler ile 5200 sayılı yasa ile kurulan üretici birlikleri ve bunların üst örgütleridir. Söz konusu örgütler çok amaçlı olduklarından, su ürünleri piyasasının düzenlenmesinden, üreticilerin haklarının korunmasına, üretim ve satışla ilgili eğitim hizmeti sağlanmasından, ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada, Antalya ilindeki balıkçıların örgütlenme eğilimleri, örgütlenme yapıları ve örgütlenmelerini etkileyen faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında Antalya ilinde aktif olarak faaliyet gösteren 14 adet su ürünleri kooperatifinin 75 ortağı ve Antalya İç Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliğinin 35 ortağı ile yüz yüze anket yöntemi ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama aşaması olan anket uygulama dönemi av sezonu dönemi olarak planlanmış ve Kasım 2017- Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çalışmada kooperatif ve üretici birlikleri ortakları ile ilgili üç grup veri elde edilmiştir. Bunlardan ilki anket yapılan ortakların sosyo-ekonomik özellikleri ile ilgili olup, ikinci grup veriler, balıkçılık mesleğine ilişkin, üçüncü grup veriler ise ortakların üretici örgütü ile ilişkileri, düşünceleri ve değerlendirmeleri ile ilgili verilerdir. Çalışmada, ortakların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı testler yapılmış, yapılan testlerin sonucunda bağlantılı olarak öngörülen veriler için khi kare analizi, üretici örgütü ile ortakları ilişkisini belirleyen etkenleri belirlemek için de çok değişkenli istatistik analizlerinden faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, her iki üretici örgütü ortaklarının genç/orta yaş grubu aralığında olduğu, bir kısmının balıkçılıktan başka gelir kaynaklarının da olduğu, eğitim seviyelerinin genel olarak düşük olduğu, ancak su ürünleri üretici birliği ortaklarının su ürünleri kooperatifleri ortaklarına göre daha yüksek düzeyde eğitimli olduğu belirlenmiştir. Ortakların balıkçılık mesleği ile ilişkileri incelendiğinde; her iki üretici örgütü ortaklarının balıkçılık tecrübelerinin ortalama 20 yıl ve üzerinde olduğu, balık fiyatının düşük ve maliyetlerin yüksek olmasından dolayı yeterli kazancı elde edemeseler de balıkçılığı bırakma düşüncelerinin olmadığı, çoğunun balıkçılık faaliyetini gerçekleştirdiği işletme kapasiteleri ve tekne büyüklüklerine göre küçük ölçekli üreticiler olduğu, su ürünleri kooperatif ortaklarının masraf kaleminde en yüksek giderin akaryakıtın, üretici birliği ortaklarının masraf kalemlerinde ise en yüksek gider olarak balık yeminin yer aldığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ortakların üretim girdilerini uygun fiyat ile elde edebilmeleri, gelirlerini artırabilmeleri, ürünlerini iyi koşullarda pazarlayabilmeleri ancak etkin bir örgütlenme ile mümkün olabilir. Nitekim üreticilerin söz konusu örgütlere ortak olma nedenlerinin başında ekonomik ve teknik destek alabilme amacı gelmekte ise de, ortaklar tarafından kooperatiflerin faaliyetleri ile üretici birliğinin gelişimi yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan yine ortaklar tarafından, koşullarının sınırlı olmasına, yeterli desteğe sahip olmamasına ve beklenen başarıyı tam olarak karşılayamamasına rağmen üretici örgütlerinin ayakta durma çabaları ve ortak sayılarının giderek artması Antalya‟da balıkçıların örgütlenmesi açısından olumlu bir sonuç olarak değerlendirilebilmektedir. Ülkemizde, üretici örgütlenmesindeki yapısal ve işlevsel farklılıklarına rağmen, güçlü ve başarılı üretici örgütlenmesi ile dikkat çeken Avrupa Birliği‟ne uyum amacıyla, çalışmalar devam etmektedir. Ancak ortakların da çalışmada belirttiği gibi, Türkiye‟de de Avrupa Birliği örgütlenmesinde olduğu gibi bağımsız, tarımsal piyasaya yön veren, ortaklarına sosyal ve ekonomik açıdan destek sağlayan, yaygın, gelişmiş ve güçlü örgütlenme için üreticilerin dayanışma içerisinde, eğitimli, balıkçılık mesleği ve örgütlenmenin öneminin farkındalığına sahip, ortaklarının haklarını koruyabilen örgütlerin var olabilmesi için yeterli bir devlet desteğine ihtiyaç vardır.
Üç Adalar (Antalya körfezi) makrobentik deniz florası
Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Üç adalar (Antalya Körfezi) Kıyıları'nda dağılım gösteren makrobentik deniz florası (denizel makroalgler ve deniz çiçekli bitkileri) üyeleri tespit edilmiş, dağılım alanları belirlenmiş, mevcut fasiyeslerin alt ve üst derinlik sınırları, derinliğe bağlı yatak durumları incelenmiştir. Çalışma alanını Antalya ili Kemer ilçesi Tekirova mahallesi açıklarında bulunan Üç Adalar kıyıları oluşturmaktadır. Piknik Adası, Mağara Adası, Martı Adası, ve Küçük Ada'dan oluşan, Üçadalar bölgesi tüm yıl boyunca aktif dalış yapılan önemli bir SCUBA dalış merkezidir. Deniz çalışmaları, toplam 12 istasyonda 2018-2019 yıllarında yapılmıştır. Örnekleme çalışmaları 0-46 m derinlikler arasında SCUBA ve serbest dalışlar ile dikey ve yatay taramalar şeklinde yapılmıştır. Makroflora üyelerinin dağılım alanlarının ve örtücülük değerlerinin hesaplanabilmesi amacıyla, kuadrat (20x20 cm) (400cm2) ve foto-kuadrat yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda tür ve tür altı düzeylerde kırmızı alglerden 35, kahverengi alglerden 12, yeşil alglerden 17, siyanobakterilerden 1 ve deniz çiçekli bitkilerinden 2 olmak üzere toplam 67 takson tespit edilmiştir. Bunlardan Schmitziella endophloea türü Türkiye kıyıları ve Pseudocodium okinawense türü Antalya kıyıları için yeni kayıt olarak tespit edilmiştir. Bölgede Caulerpa cylindracea, Caulerpa prolifera, Caulerpa racemosa f. requienii ve Caulerpa taxifolia var. distichophylla türlerinin dağılım gösterdiği saptanmıştır. Bunlardan Caulerpa taxifolia var. distichophylla türününü adanın kuzey kıyılarında ve Caulerpa prolifera türününü adanın batı kıyılarında en yüksek örtücülük değerine ulaştıkları gözlenmiştir. Bölgede deniz çiçekli bitkilerinden Cymodocea nodosa ve Halophila stipulacea türleri dağılım göstermektedir ve adanın kuzey ve batı kıyılarında en yüksek örtücülük değerine ulaştıkları gözlenmiştir.
Levrek etinden üretilen yeniden yapılandırılmış ürünoptimizasyonu ve dondurulmuş depolama süresince kalitedeğişimlerinin belirlenmesi
Tez çalışmasında, farklı oranlarda mikrobiyal transglutaminaz enzimi (MTGaz), baskılama ağırlığı ve yapılandırma süresi parametreleri doğrultusunda balık etinin yeniden yapılandırılması optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. En başarılı yeniden yapılandırılmış balık eti ürünü tekrar üretilerek, dondurulmuş depolanması süresince kalite değişimleri takip edilmiştir. Araştırma materyali olarak levrek balığı (Dicentrarchus labrax, Linnaeus ,1758) kullanılmıştır. Çalışmanın birinci kısmında küçük parçalar haline getirilen levrek balıklarının eti MTGaz (%0, %0.16, %0.32), baskılama ağırlığı (0 gf/cm2, 2.54 gf/cm2 ve 5.09 gf/cm2), yapılandırma süresi (4, 14, 24 saat) parametreleri kullanılarak Yanıt Yüzey Metodu'na göre üretilmiştir. Ürünlerin kalitelerinin belirlenmesi amacıyla çözünme kaybı, toplam serbest amino asit içeriği, sertlik değeri, pH değeri, mikrobiyolojik yük, su aktivitesi, mikroyapı, ısıl işlem sırasında meydana gelen değişimler, duyusal analizler, boyutta sapma ve gözenek miktarı analizleri yapılmıştır. Seçilen parametreler doğrultusunda çözünme kaybı ve toplam serbest amino asit miktarının en az olduğu ve sertlik değerinin 850±30 N değerleri arasında bulunan ürüne ulaşmak hedeflenmiştir. MTGaz ve baskılama ağırlığı içermeyen örnekler (S1: 4 saat-2.54 gf/cm2-%0, S5: 14 saat-0 gf/cm2-%0, S6: 14 saat-5.09 gf/cm2 -%0, S12: 24 saat 2.54 gf/cm2-%0) beklenen sonuçları vermezken, bu parametreleri birlikte içeren örneklerde (S3: 4 saat-5.09 gf/cm2-%0.16, S4: 4 saat-2.54 gf/cm2-%0.32, S7 = S8 = S9: 14 saat-2.54 gf/cm2 -%0.16, S11: 14S- 5.09 gf/cm2-%0.32, S14: 24 saat 5.09 gf/cm2-%0.16, S15: 24 saat 2.54 gf/cm2-%0.32) istenen özellikler tespit edilmiştir. Ayrıca 14-24 saat aralığında yapılandırma süresine sahip örneklerin ön plana çıktığı gözlemlenmiştir. Bu veriler taramalı elektron mikroskobu ve duyusal analizlerle de desteklenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında optimum ürünün (S16: 17.5S-3.56 gf/cm2-%0.32) belirlenerek üretim gerçekleştirilmiş ve 5 ay dondurulmuş (-18°C) depolanması süresince kalite değişimleri (çözünme kaybı, toplam serbest amino asit değeri, tekstür profil analizi, pH, TVB-N, totox değeri, renk değişimi, ısıl işlem sırasında meydana gelen değişimler, mikroyapı, duyusal analiz, boyutta sapma, gözenek miktarı, su aktivitesi) incelenmiştir. Çalışmada pH ve TVB-N seviyeleri depolama süresince artış göstermiş olup, süre sonunda totox limit değeri olan 19.5 meq/kg seviyesinin altında belirlenmiştir. MTGaz ve baskılama ağırlığının etkisiyle dokusu sıkılaşan ürünlerde boyutta sapma, gözenek miktarı, çözünme kaybı ve toplam serbest amino asit değerleri düşük seviyelerde belirlenmiştir. Sertlik değeri hedeflenen "850±30 N" arasında tespit edilmiş, bu durum duyusal analiz ve mikroyapı sonuçlarına olumlu yansımıştır. Depolama süresi boyunca renk değerlerinde azalama tespit edilmiştir. Yanıt Yüzey Metodu ile gerçekleştirilen üretimler sonucu S16: 17.5S-3.56 gf/cm2-%0.32 ile en optimum üretimin yapılabileceği diğer analizlerle de desteklenerek ortaya konulmuştur. Üretilen bu yeniden yapılandırılmış ürünün dondurulmuş depolanması sürecinde gerçekleştirilen kalite değişim analizleri de bu ürünün 5 ay süresince kalitesini koruduğunu göstermektedir.
Sous-vide pişirme tekniğinin kalamar (Loligo vulgaris) kasının tekstür ve fizikokimyasal özelliklerine etkisinin araştırılması
Bu tez çalışmasında Sous-vide pişirme tekniğinin kalamar (Loligo vulgaris) kasının tekstür ve fizikokimyasal özelliklerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ön işlemleri yapılıp temizlenen kalamarlar vakum ambalaj içerisine yerleştirildikten sonra vakum altında paketlenmiştir. Paketlenen kalamar örnekleri sous-vide pişirme ekipmanının su banyosunda 2 farklı pişirme sıcaklığı (60°C ve 80°C) ve 3 farklı pişirme süresi (30, 60 ve 120 dakika) uygulanarak pişirilmiştir. Pişirme işlemi sonrası örnekler derhal buzlu su içerisinde soğutulmuştur. Isıl işlem uygulanmamış çiğ kalamarlar kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Tüm örneklerin fizikokimyasal analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, pişirme sıcaklığının pişirme kaybı değeri üzerinde önemli etkisinin olduğu belirlenmiştir. Kalamar örneklerinin 80°C'de pişirilmesi ile 60°C'de pişirmeye göre daha fazla pişirme kaybı tespit edilmiştir. Pişirme sıcaklığındaki artış pişirme kaybında da artışla sonuçlanmıştır. Pişirme sıcaklığı ve pişirme süresinin pH değerleri üzerinde de önemli etkileri saptanmıştır. Pişirme sıcaklığı yükseldikçe pH değerinde artış gözlenmiştir. En yüksek pH değerleri 60 dakikada pişirilmiş örneklerde gözlenirken en düşük değer 30 dakikalık pişirme süresinde gözlenmiştir. 60°C'de 30, 60 ve 120 dakika ile 80°C'de 30 dakika pişirilmiş örneklerin pH değerinde pişirme işlemi önemli derecede düşüşe neden olmuştur. Pişirme sıcaklığı yükseldikçe serbest amino asit değerinde yükselme gözlenmiştir. En yüksek serbest amino asit değeri 120 dakika pişirilmiş örneklerde gözlemlenmiştir. Çiğ örneklerde yapılan ölçümler ile karşılaştırıldığında pişirme işlemi uzadıkça serbest amino asit miktarının daha kısa süre pişirilen ürünlerden fazla olduğu görülmüştür. Renk tüketicinin gıda üzerinde ilk intibasını oluşturan önemli bir kalite özelliği olmasından dolayı, pişirilmiş kalamarların renk değerleri incelenmiş, L*, a* ve b* değerleri ölçülmüştür. Pişirme işleminin renk değerlerini değiştirdiği, ancak farklı sıcaklıklarda pişirmenin L* değeri üzerinde önemli bir etkisi gözlemlenmezken sıcaklık artışı sonucunda a* değerinde azalma ve b* değerinde artışa neden olmuştur. Pişirme süresinin L* ve a* değerleri üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilerek b* değeri üzerinde önemli etkisinin olduğu tespit edilmiş ve en yüksek b* değeri 60 dakikalık pişirme süresinde gözlemlenmiştir. Çalışmamızda kalamar etinin, sertlik, esneklik, yapışkanlık, bağlılık, sakızımsılık ve çiğnenebilirlik özelliklerinin yanısıra kesme testi ile gereken maksimum kuvvet ölçümü gerçekleştirilmiştir. Yapılmış analizler sonucunda pişirilmiş kalamarın çiğ kalamara göre daha yumuşak olduğu daha düşük sıcaklıkta pişirilen örneklerin sertliğinin daha düşük seviyede olduğu tespit edilmiş ve en düşük sertlik seviyeleri en uzun pişirme sürelerinde elde edilmiştir. Yapışkanlık ve esneklik değerleri açısından en uygun değerler 60 oC sıcaklık ve 60 dakikalık pişirme süresinde saptanmıştır. Bağlılık değerleri sıcaklık ile arttığı tespit edilmiş fakat pişirme sürelerinin etkisi olmadığı belirlenmiştir. Sakızımsılık değerinin pişirme işleminden önemli bir şekilde etkilendiği gözlemlenmiş ve en düşük değerler 120 dakika pişirilen kalamarlarda gözlemlenmiştir. Çiğnenebilirlik değerlerinin düşük olması çiğneme kolaylığını göstermekte ve elde edilen sonuçlar itibariyle yapılan çalışmada yükse sıcaklıkta pişirilen örneklerin çiğnenebilirlik değerlerinin daha yüksek oldukları tespit edilmiş 60 oC'de pişirilen örneklerin daha iyi bir tekstür yapısında olduğu gözlemlenmiştir. Kesme kuvveti değerlerinde pişirme işlemi sonrası önemli oranda bir azalma gözlemlenmiş, yüksek pişirme sıcaklığında kesme kuvvetinde de yükselme izlenmiş ve pişirme süresindeki artış ile kesme kuvveti değerleri de artmıştır. Duyusal analiz sonuçlarına göre 60 oC'de pişirilen kalamarlar daha çok beğeni almış en yüksek skor ise 60 dakika pişirilmiş örneklerde görülmüştür. Çalışma sonucunda sert yapılı kalamar etinin sous-vide pişirme yöntemi ile yumuşatılmasının etkili olduğu tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarında kalamar etinin tekstürel olarak değerlendirilmesi sonucu en uygun pişirme sıcaklık ve süresi 60 oC ve 60 dakika olarak tespit edilmiştir.
Anason (Pimpinella anisum)'un gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansı ve spesifik olmayan bağışıklık sistemi üzerine immunostimulan etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada anason (Pimpinella anisum)'un gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) spesifik olmayan bağışıklık sistemi üzerine immunostimulan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla anasonun alabalıklarda, lökosit ve eritrosit sayısı, hemotokrit değeri, NBT (Nitrablue Tetrazolium), fagositoz aktivitesi, serum lizozim aktivitesi, kanın biyokimyasal parametreleri üzerine etkileri, karaciğer, böbrek, dalak, solungaç ve bağırsak dokuları üzerine histolojik etkisi ile gökkuşağı alabalıklarının büyüme parametreleri üzerine olan etkisi ve sindirilebilirlilik durumu da incelenmiştir. Bu amaç ile anasonun toz formunun %0,1, %0,5, %1,5 %3, %5 oranlarında eklenmesiyle hazırlanan yemler ve bir kontrol yemi ile alabalıklar 56 gün boyunca beslenmiştir. 4. ve 8. hafta bitiminde balıkların ağırlıkları ölçülmüş ve kan örnekleri alınarak analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, anasonun gökkuşağı alabalıklarında büyümeyi desteklemek amacıyla %0,1 ile %1,5 oranında kullanılabilir olduğu anlaşılmıştır. Alabalıkların bağışıklık sistemini desteklemek için ise %1,5 oranında ve 28 gün süre ile kullanılabileceği, yüksek dozlarda (%3-%5) kullanımının hematolojik, serolojik ve immünolojik parametreler üzerine negatif etki ettiği tespit edilmiş ve bu histolojik çalışmalar ile de doğrulanmıştır.
Türkiye'de dağılım gösteren kerevit (pontastacus leptodactylus eschscholtz, 1823) populasyonlarında genetik çeşitliliğin mikrosatellit belirteçler kullanılarak belirlenmesi
Türkiye'de doğal olarak dağılım gösteren iki farklı kerevit türü bulunmaktadır. Bunlardan taş kereviti (Astropotamobius terrentium) Trakya Bölgesinde, dar pençeli kerevit veya Türk kereviti (Pontastacus leptodactylus) tüm Türkiye'de dağılım göstermektedir. Türkiye'de ilk defa 1984 yılında görülen kerevit vebası sonucu stoklar dramatik olarak etkilenmiş ve birçok doğal stok bu hastalık nedeniyle yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Halen risk altındaki bu tür ve stokların korunmasına yönelik, yeni stratejilerin belirlenebilmesi için mevcut populasyonların genetik yapısının ortaya konması oldukça önemlidir. Bu nedenle bu tez çalışması ile Türkiye sularında dağılım gösteren bazı kerevit populasyonlarında populasyon içi ve populasyonlar arası genetik varyasyon parametrelerinin bulunması ve genetik bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, Türkiye'yi coğrafi olarak temsil eden 11 önemli kerevit populasyonundan toplam 220 kerevit örneği, 10 mikrosatellit belirteç kullanılarak genotiplendirilmiştir. Çalışılan 10 mikrosatellit lokus için toplam 172 allel elde edilmiş ve lokuslara göre allel sayısı 4 ile 44 arasında değişmiştir. Çalışılan tüm populasyonlardan elde edilen sonuçlar, gözlenen heterozigotluğun 0.046-0.854 arasında ve beklenen heterozigotluğun 0.054-0.901 arasında değiştiğini göstermiştir. Gen akışı (Nm) değeri 0.839 olarak hesaplanmıştır. Toplam genetik çeşitliliğin %21.96'sının populasyonlar arasındaki farklılıklardan, %22.83'ünün populasyon içindeki bireylerden ve %55.21'inin de tüm bireyler arasındaki farklılıklardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. İncelenen populasyonların genetik yapısı göz önüne alındığında, Çıldır Gölü ve Bafra Balık Gölleri dışındaki tüm populasyonlar arasında gen akışı olduğu belirlenmiştir. Türkiye'deki dar pençeli kerevit populasyonlarının genetik yapısı ilk kez bu tez çalışması ile SSR belirteci ile araştırılmıştır. Elde edilen veriler, Türkiye'deki dar pençeli kerevit populasyonlarının genetik çeşitliliği hakkında önemli bilgiler sağlamıştır. Bu bilgilerin kerevit populasyonlarının korunması ve yönetiminin yanı sıra kerevitlerle ilgili ıslah ve ıslah çalışmalarına destek olacağı düşünülmektedir.
Antalya körfezinde yaşayan köpek balıklarının (Galeus melastomus, Squalus blainvillei, Etmopterus spinax ve Centrophorus granulosus) popülasyon dinamiği
Yapılan bu doktora tezinde Antalya Körfezinde dağılım gösteren dört köpek balığı türünün; üreme, yaş – gelişim, alansal ve zamansal dağılımları incelenmiştir. Bu çalışma söz konusu türlerin balıkçılık, yaşam öyküsü, dağılım özellikleri, üreme biyolojileri ve popülasyon dinamiklerinin bilinmesine odaklanmıştır. Veriler, 2016 ve 2019 tarihlerinde aylık olarak yapılan derin su trol çekimleriyle toplanmıştır. Çalışma sonuçları, türlerin tüm Antalya Körfezine, 300 m ile 1000 m derinlikleri aralığında dağıldıklarını göstermektedir. G. melastomus türünden 1821 birey, S. blainvillie türünden 236 birey E. spinax türünden 995 birey ve C. granulosus türünden 74 birey örneklenmiştir. Dört türde de uzunluk frekans dağılımları arasında fark bulunmamıştır. Sadece E. spinax türünde ortalama uzunluklar arasında cinsiyetlere göre bir fark bulunmuştur. G. melastomus ve E. spinax türlerinde olgun bireylerin özellikle 500 m stratumundan daha derinlerde bulunduğu, S. blainvillei türünün ise 600 m stratumundan daha derinlerde bulunmadığı görülmüştür. Derinlik arttıkça türlerin toplam uzunluklarının (TU) arttığı tespit edilmiştir. Diğer türlerin aksine, G. melastomus türünün yıl boyunca olgun bireylerinin olduğu tespit edildi. Ayrıca uzun üreme periyodu, yavaş büyümeyle beraber erkek bireylerin dişilere göre erken olgunlaşması gibi stratejiler sergilendiği görülmüştür. S. blainvillei türünün dorsal ışınından yapılan yaş incelemesinde uzun bir yaşam döngüsüne sahip olduğu (~26 yaş) ve dişi bireylerinin daha büyük toplam uzunluklara (~73 cm) erişebildiği ve geç olgunluk döngüsü ile avcılık faaliyetlerine karşı da çok hassas olduğu tespit edildi. Bu türler içerisinde sadece G. melastomus türünün dişi ve erkek bireylerinin negatif allometrik gelişim gösterdiği belirlendi. En az örneklenen C. granulosus türünün körfezin Batı – Doğu alanlarına ve 400 – 900 m stratumlarına dağıldığı belirlendi. En küçük olgun birey (~ 75 cm) olarak belirlenmiş olup, geç olgunluk, yavaş büyüme (K ~ 0.1) kaynaklı yeterli olgun birey örneklenemedi. Mide içeriği incelemelerinde C. granulosus'un en yüksek oranda kemikli balıklar (%36.2 IRI) ile beslendiği, diğer üç türün ise kafadanbacaklılarla (cephalapoda) beslendiği belirlenmiştir. Bölgede uygulanan balıkçılık düzenlemeleri içerisinde özellikle avcılık sezonu sınırlaması ve yasal av sahası (kıyıdan 3 mil açık) derin su köpek balığı türlerinin lehine bir durum gibi görülmekte fakat uzun ömre ve düşük üreme yeteneklerine sahip oldukları ve yasal av sahası kuralı uygulansa dahi av aracı – tür etkileşimi kesintisiz gerçekleştiği için etkili olamamaktadır.
Kriyoprotektan madde kullanımının çoklu dondurma ve çözündürme uygulanmış balıklarda kaliteye etkilerinin araştırılması
Çalışmamızda, yağ içeriği yüksek palamut balığı (Sarda sarda) (%18,4±0,56) ve yağ içeriği düşük olan mezgit balığı (Merlangius merlangus) (%1,07±0,31) filetolarında çoklu dondurma ve çözündürme işleminin etkisi araştırılmış bununla birlikte meydana gelen kalite kayıplarının önlenmesi amacıyla farklı kriyoprotektanlar ve çözündürme metotları kullanılmıştır. Kriyoprotektan olarak ticari olarak kullanımı yaygın olan sakkaroz-sorbitol, yine kriyoprotektan özelliği bilinen Sodyum tripolifosfat ve Sodyum aljinat kullanılmıştır. -40 ºC'de hızlı dondurma işlemine tabi tutulan örnekler 14 gün sonunda ortam şartlarında (18±2 ºC'de, yaklaşık 4,5 saat), akan suda (12±1 ºC'de 2 saat) ve +4ºC'de (14-15 saat) buzdolabı ortamında çözündürülmüş analiz örnekleri alındıktan sonra balıklar tekrar dondurucuya (-18 ºC) bırakılmıştır. Balık filetolarına dondurma ve çözündürme işlemi üç kez tekrar edilmiştir. Balık filetolarının TMA-N ve TVB-N analiz sonuçlarına göre kriyoprotektan kullanımı çözündürme işlemlerinde TMA-N ve TVB-N değerlerini önemli düzeyde etkilemiştir. Üçüncü çözündürme işlemi sonunda bile balık filetoları tüketilebilirlik sınır değerlerinin altında kalmıştır. Sodyum tripolifosfat TVB-N oluşumunu geciktirmede etkili bulunmuş kontrol grubu en yüksek değeri almıştır. pH değeri değerlendirildiğinde çözündürme işlemleri ile artış gösterdiği ve çözündürme işlemleri sonunda her iki balıkta da en yüksek pH değerinin sodyum tripolifosfat çözeltisine daldırılmış örneklerin ulaştığı tespit edilmiştir. Sodyum tripolifosfat uygulamasının K değeri üzerinde önemli etkisi olmuş, söz konusu uygulama gruplarının K değeri diğer uygulama gruplarına göre düşük kalmıştır. Farklı kriyoprotektan kullanımı toplam çözünür protein miktarını etkilemezken çözündürme metodu çözünür protein miktarını önemli düzeyde etkilemiştir. Ortam şartlarında çözündürülmüş balık filetolarında dondurma çözündürme işlemleri ile kas proteinleri daha fazla zarar görmüş ve çözünür protein miktarında diğer gruplara oranla daha yüksek oranda azalma olmuştur. Taze palamut ve mezgitte sırasıyla 1527,62±5,77 mg/kg ve 168,66±1,29 mg/kg olan toplam serbest amino asit miktarı çoklu dondurma ve çözündürme işlemlerinde farklı kriyoprotektan kullanımından önemli düzeyde etkilenmiştir. Üçüncü çözündürme işleminden sonra palamut balığında bu değer sodyum tripolifosfat ve suda çözündürme metodu uygulanmış filetolar için 1742,67±4,175 mg/kg; mezgit balığında ise ortam şartlarında çözündürme metodu uygulanmış kontrol grubu için 458,48±0,66 mg/kg olmuştur. Serbest amino asit profili değerlendirildiğinde ise palamut örneklerinde suda çözündürülmüş kontrol ve sodyum tripolifosfat örnekleri ve buzdolabında çözündürülmüş kontrol örneklerinde hidrofobik serbest amino asit içeriği en yüksek değerlere ulaşmıştır. Mezgitte ise yine buzdolabında çözündürülmüş kontrol örnekleri en yüksek hidrofobik amino asit değerine ulaşmıştır. Kriyoprotetan kullanımı agmatin ve putresin oluşumu önemli düzeyde etkilemiştir. Kontrol grubu örneklerinde agmatin miktarı diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Putresin içeriği incelendiğinde sodyum tripolifosfatın putresin oluşumunu azalttığı görülmüştür. Benzer şekilde sodyum tripolifosfat su tutma kapasitesinin korunmasında etkili olmuş ortam şartlarında çözündürme işleminin ise su tutma kapasitesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Balık filetolarının tekstürel özellikleri incelendiğinde dondurma ve çözündürme döngüsünün sertlik değerini arttırdığı tespit edilmiş, üçüncü çözündürme sonunda en sert ürünün kontrol grubu örnekleri olduğu, kriyoprotektanların özellikle sodyum aljinatın sertlik artışında balıketini koruyucu etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Dondurma çözündürme işlemi ile yapışkanlık artmış sakkaroz-sorbitol ve sodyum aljinat uygulanmış balık filetoları daha az yapışkanlık değerine ulaşmıştır. Dondurma çözündürme döngüsü ile kohezyon değerinde değişim olmamıştır. Sakızımsılık ve çiğnenebilirlik değerleri incelendiğinde kontrol grubunun daha yüksek değerler aldığı ve kriyoprotektan uygulamasının her iki değer için de etkili olduğu bulunmuş fakat kriyoprotektanlar arasında bir farklılık tespit edilmemiştir. Renk ölçümleri sonucunda balık türünün, dondurma ve çözündürme döngüsünün ve çözündürme yöntemlerinin L* değerini önemli düzeyde etkilediği fakat kriyoprotektan uygulamasının L* değerini etkilemediği belirlenmiştir. Filetoları akan suda çözündürme işleminin L* değerini başlangıca göre muhafaza ettiği tespit edilmiştir. a* değeri ise palamut balığında daha yüksek değerler almış her iki balık etinin dondurma çözündürme işlemiyle kırmızılığının azaldığı tespit edilmiştir. Kriyoprotektan uygulamasının a* değeri üzerindeki etkisi önemsiz olmuş, buzdolabından çözündürülen balık filetolarının ise a* değeri diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. b* değeri dondurma çözündürme döngüsü ile artış göstermiş en yüksek değerler kontrol ve sodyum aljinat gruplarında tespit edilmiştir. Çözündürme yöntemlerinde ise buzdolabında çözündürülen balık filetolarının b* değerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sodyum aljinat uygulanmış balık filetolarının görünüşü panelistler tarafından daha çok beğenilmiş, benzer şekilde sodyum aljinat ile birlikte sakkaroz-sorbitol uygulanmış balık filetoları tekstürel açıdan daha çok iyi bulunuştur. Buzdolabında ve akan suda çözündürülen balıklar görünüş açsından başarılı sonuçlar vermiştir. Balık filetolarında kokuyu ne kriyoprotektan uygulaması ne de çözündürme yöntemindeki farklılık etkilemiştir. Çalışmamız sonucunda her iki balık türünde de sodyum tripolifosfat ve sodyum aljinat başlangıç kalitesinin korunmasında etkili olmuştur. Dondurma çözündürme döngüsü sonucunda balık filetolarının kalitesi tüketilebilirlik sınırı altında kalmış buna rağmen dondurma ve çözündürme döngüsünün balıketindeki proteinlere bağlı bazı fonksiyonel özellikleri etkileyerek balık kasında fizikokimyasal değişimler meydana getirdiği tespit edilmiştir.
Tatlısu ıstakozunda (Astacus leptodactylus) yanık leke hastalığı etkeni Fusarium avenaceum'un PCR yöntemi ile teşhisi
Bu çalışmada, Türkiye sularında dağılım gösteren tatlısu ıstakozunda (Astacus leptodactylus) yanık leke hastalığına yol açan Fusarium avenaceum mantar etkeninin izole edilmesi ve moleküler teşhisi amaçlanmıştır. Pek çok kabuklu hayvan ve tatlısu ıstakozlarında bu hastalığa neden olan Fusarium avenaceum mantar türünün Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemi ile moleküler düzeyde tespiti amaçlanmıştır. Bayramşah, Karaidemir (Tekirdağ) ve Keban (Elazığ) baraj göllerinden yakalanan tatlısu ıstakozları dokularından örnek alınmış ve PDA besiyerlerine ekimi yapılmıştır. Üretilen mantar izolatlarından DNA izolasyonu yapılmış ve mantar türlerinin moleküler olarak tanımlanmasında yaygın olarak kullanılan ITS bölgesi FAF1 (5'-AACATACCTTAATGTTGCCTCGG-3') ve FAR (5'-ATCCCCAACACCAAACCCGAG–3') primerleri kullanılarak PCR işlemi ile çoğaltılmıştır. Çoğaltılan bölgelerde dizi analizleri yapılarak elde edilen diziler GenBank'ta blast edilerek üretilen izolatların kesin teşhisi gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye sularında dağılım gösteren bazı Astacus leptodactylus popülasyonlarında yanık leke hastalığına neden olan ve ikincil hastalık olarak belirtilen Fusarium avenaceum'un moleküler düzeyde teşhisi yapılarak hastalık etkeni tür düzeyinde tanımlanmış ve doğrulanmıştır.
Bazı indirgen ajanların farklı karides türlerinde enzimatik kararmayı ( melanosisi ) önleyici etkisinin araştırılması
Kabuklu deniz ürünleri sektöründe melanosis denilen koyu renk oluşumu ürünlerin görünümünü olumsuz etkilemektedir. Bu esmerleşme her ne kadar kalite açısından zararsız olsa da tüketici tarafından kabul edilebilirliğini önemli ölçüde düşürmekte ve dolayısıyla mali kayıplara neden olmaktadır. Bu sorunu önlemek için dünya genelinde sülfitler melanosisin ana inhibitörleri olarak kullanılmaktadır. Ancak sık sık alerjik reaksiyonlara bağlı olarak insanlarda sağlık sorunlarına neden olduğundan melanosisi önlemekte kullanılan kimyasal bileşikler yerine doğal alternatiflerin olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu amaçla çeşitli teknikler ve mekanizmalar uzun yıllardan beri geliştirilmektedir. Yöntemlerin çoğu bu kararmaya neden olan polifenoloksidaz (PPO) enziminin aktivitesinin engellenmesi üzerine yoğunlaşmıştır. Askorbik asit ve eritorbik asitin kararmayı önlemek için meyve ve sebzelerde kullanımına dair çalışmalar bulunmaktadır. Askorbik asit ve onun izomeri eritorbik asit sülfite alternatif en iyi indirgen ajanlardır. Genellikle meyve suları, püreler, dilimlenmiş, meyveler, konserve meyve ve sebzelerde anti kararma ajanı olarak kullanılmaktadır. Ancak karideslerde kullanımına dair herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Öte yandan karideslerde melanosis gelişiminin türler arasında farklılık gösterdiği ve bu farklılığın substrat düzeyi, enzim konsantrasyonu ve enzim aktivitesindeki farklılıktan kaynaklandığı bildirilmektedir. Bu sebeplerle bu çalışmada indirgen ajanlardan askorbik asit ve eritorbik asitin farklı karides türlerinde melanosis gelişimi üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla en iyi melanosis önleyici ajan olarak bilinen sülfit uygulaması ile indirgen ajanların etkilerinin karşılaştırılması ve sülfitle kombinasyonları da denenmiştir. Araştırma materyali olarak üç tür karides (Aristomorpho foliacea, Pleosonica edwardsi ve Melicertus hathor) kullanılmıştır. Uygulamada 10 farklı grup oluşturulmuştur. Bu gruplarda askorbik asit ve eritorbik asitin tek başına uygulanmalarının yanında sodyum metabisülfit ile birlikte kombinasyonları şeklinde de uygulanmıştır. Ayrıca sodyum metabisülfit tek başına karşılaştırma amaçlı uygulanmıştır. Hiç muamele görmemiş bir grup karideste kontrol olarak değerlendirilmiştir. Eritorbik asit, askorbik asit ve sodyum metabisülfit solüsyonları distile su ile hazırlanmıştır. Karidesler avlanmadan hemen sonra 10 gruba ayrılmış ve solüsyonlara daldırıldıktan sonra +4 °C'de depolanmıştır. Depolama süresince her gün karideslerde melanosis gelişimi incelenmiş ve diğer kalite kontrol analizleri yapılmıştır. Toplam uçucu bazik azot (TVB-N), Trimetilamin (TMA-N) ve pH değerleri uygulama gruplarında depolama süresince artış göstermiştir. TVB-N, TMA-N ve pH değerleri bakımından uygulama grupları arasında farklılık istatistiksel olarak önemli olmamakla birlikte kontrol grubu ile karşılaştırıldığında askorbik asit ve eritorbik asitin tek başına ve sülfit kombinasyonları kullanımının kaliteyi korumada etkili olduğu gözlenmiştir. Karides türleri karşılaştırıldığında en yüksek TVB-N değeri P. edwardsi türünde belirlenmiş olup, A. foliacea ve M. hathor türlerine ait TVB-N değerleri daha düşük bulunmuştur. En düşük TMA-N değeri M. hathor türünde belirlenmiş olup A. foliacea, P. edwardsi türlerine ait TMA-N değerleri daha yüksek bulunmuştur. En yüksek pH değeri P. edwardsi türünde belirlenmiş olup, A. foliacea ve M. hathor türlerine ait pH değerleri daha düşük bulunmuştur. L*, a*, b* değerleri bakımından uygulama grupları arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmamasına rağmen askorbik asit ve eritorbik asit uygulamalarının ve özellikle de sodyum metabisülfit ile birlikte uygulandığında renk değerlerini etkilediği gözlenmiştir. Karides türleri karşılaştırıldığında en yüksek L* değeri P. edwardsi türünde belirlenmiş olup, A. foliacea ve M. hathor türlerine ait L* değerleri daha düşük bulunmuştur. En yüksek a* değeri A. foliacea türünde belirlenmiş olup sonraki yüksek değer P. edwardsi ve M. hathor türünde en düşük a* değeri bulunmuştur. En yüksek b* değeri A. foliacea türünde belirlenmiş olup, sonraki yüksek değeri P.edwardsi gösterip, en düşük değer ise M. hathor türüne ait olduğu bulunmuştur. Melanosis değerleri bakımından uygulama grupları arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmamasına rağmen, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında askorbik asit ve eritorbik asit ve kombinasyonlarının melanosisi geciktirmede etkili oldukları belirlenmiştir. Karides türleri karşılaştırıldığında en yüksek melanosis değeri M. hathor türünde belirlenmiş olup, sonraki yüksek değer A. Foliacea türlerinde olup ve P. edwardsi türlerine ait melanosis değeri en düşük bulunmuştur. Depolama günleri açısından incelendiğinde melanosis değerleri depolamaya bağlı olarak artış göstermiş olup 96. saatte en yüksek değere ulaşmıştır.
Astaksantinin Aaeromonas hydrophila üzerine antibakteriyel etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı astaksantinin Aeromonas hydrophila üzerine antibakteriyel etkisinin araştırılmasıdır. A. hydrophila önemli bir balık patojenidir. Etken kültür koşullarında ciddi ekonomik kayıplara neden olur. Çalışmada hasta balıklar 2017 de Antalya ilindeki ticari bir alabalık işletmesinden temin edilmiştir. Ağırlığı 56-225 g, boyu 16.5-24 cm olmak üzere altı balık örneği ile çalışılmıştır. Çalışmada ticari astaksantin kullanılmıştır. Çalışmada izole edilen suşların antimikrobiyal duyarlılıkları standart disk difüzyon tekniği ile tespit edilmiştir. Çalışmada ampisilin, eritromisin, flumekuin, kanamisin, nalidiksik asit, oksalinik asit, kloramfenikol, trimetoprim, streptomisin, tetrasiklin ve sülfametaksazol kullanılmıştır. Astaksantinin antibakteriyel aktivitesinin tespiti için etanol, metanol, su, 2-propanol ve kloroform ile farklı solüsyonları hazırlanmıştır. Hasta balıklarda durgunluk, su yüzeyine yakın yüzme, iştahsızlık ve yem alımında azalma şeklinde davranışsal bulgular tespit edilmiştir. Dış bakıda balıklarda deri renginde koyulaşma, ekzoftalmi, karın kısmında şişkinlik, solgun solungaçlar, deride lezyonlar ile pul kaybı gözlenmiştir. İç bakıda balıklarda ağız içerisinde kanamalar, kas dokusunda kanama, karaciğerde solgunluk, böbreklerde erime tespit edilmiştir. Çalışmada 6 A. hydrophila suşu izole ve identifiye edilmiştir. Antibiyotik duyarlılık test sonuçlarına göre, A. hydrophila suşlarının oksitetrasikline dirençli olduğu bulunmuştur. Astaksantinin kloroform çözeltisi etkili bulunmuştur.
Tatlısu kerevitindeki ( Astacus leptodactylus ) siyah solungaç hastalığı etkeni mantar Fusarium oxysporum'un PCR yöntemi ile teşhisi
Bu çalışmada Türkiye'deki nehir, göl, gölet gibi su kaynaklarında doğal olarak dağılım gösteren kerevit (Astacus leptodacylus) popülasyonlarında siyah solungaç hastalığı araştırılmıştır. Siyah solungaç hastalığı etkeni mantar Fusarium oxysporum'un teşhisi için 6 farklı istasyondan kerevit örnekleri toplanmıştır. Laboratuvara getirilen kerevit örneklerinin klinik muayeneleri gerçekleştirilmiş, siyah solungaç hastalığı belirtileri gösteren bireylerden doku örnekleri alınarak PDA besi yerine ekimi yapılmıştır. Petri kaplarında üreyen mantarlardan DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Ekstraksiyonu yapılan DNA'lerden Fusarium oxysporum'un tür tayininde kullanılan primerler yardımıyla istenilen gen bölgesi PCR uygulaması ile çoğaltılmıştır. PCR ürünlerinin dizi analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında Beyşehir Gölü, Gölhisar Gölü, Karaidemir Baraj Gölü, Karataş Gölü, Manyas Gölü, Taşkısığı Gölü kerevit popülasyonlarında siyah solungaç hastalığı tespit edilmiş, Fusarium oxysporum tür bazında tanımlanmış ve gen dizileri gen bankasına girilmiştir.
Arthrospira platensis' in bazı balık hastalık etkenlerine karşı antimikrobiyal etkisinin belirlenmesi
ÇalıĢmanın amacı, prokaryotik alemin Cyanobacteria grubunun bir üyesi olan ve Microcoleaceae ailesine ait Artrospira platensis'in (eski ismi Spirulina platensis) uygun kültür koĢullarında üretilmesinin ardından, metanol ve etanol gibi iki farklı çözelti ile ekstraktlarının hazırlanması ve bu ekstraktların disk difüzyon yöntemi kullanılarak 5 farklı balık hastalık etkenine karĢı antimikrobiyal etkilerinin belirlenmesidir. Farklı bölgelerdeki balık çiftliklerinden izole edilmiĢ balık hastalık etkeni olan Flavobacterium psychrophila, Lactococcus garviae, Aeromonas hydrophila, Aeromonas salmonicida ve Vagococcus salmoninarum bakterileri mikrobiyolojik olarak üretilmiĢtir. Antimikrobiyal etkisi araĢtırmak için Arthrospira platensis siyanobakterisi BG11 besiyeri ortamında üretilmiĢ ve ekstraksiyon koĢulları optimize edildikten sonra etanol ve metanol ekstraktları elde edilmiĢtir. Ekstrakt solüsyonları disklere emdirildikten sonra ayrı ayrı bakterilere uygulanmıĢ ve antimikrobiyal etkileri tespit edilmiĢtir. Tez projesi ile Siyanobakteri türü olan Arthrospira platensis'in beĢ farklı balık hastalık etmenlerine olan antimikrobiyal etkisi belirlenmiĢtir. Arthrospira platensis'in metanol çözgeni kullanılarak elde edilen ekstratı en güçlü etkiyi Aeromonas hydrophila bakterisinde göstermiĢtir. Bu çalıĢmanın sonuçları uygulamaya yönelik alternatif besleme ve hastalıklara karĢı yeni ve çevreye duyarlı kemotörapatik kaynakların denenmesi gibi sürdürülebilir yetiĢtiricilik çalıĢmaları için önem arz etmektedir
Oymapınar Baraj Gölü'ndeki (Antalya) Tatlısu kefali (Squalius anatolicus (Bogutskaya, 1997))'nin bazı büyüme ve üreme özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Oymapınar Baraj Gölü'nden Mart 2016 - Şubat 2017 tarihleri arasında örneklenen tatlısu kefali (S.anatolicus)'nin yaş kompozisyonu, büyüme parametreleri, yumurtlama zamanı, eşey oranları, ilk eşeysel olgunluğa erişme boyu ve yaşı, fekonditesi araştırılmıştır. Oymapınar Baraj Gölü'nden örneklenen 422 tatlısu kefalinin yaşları II-VIII arasında dağılım göstermiş, Örneklerin % 47,39'nu dişiler,% 52,61'ini erkekler oluşturmuştur. Dişilerin çatal boylarının 20,0 cm ile 55,1 cm arasında, ağırlıklarının ise 93,37 g ile 2307,88 g arasında değiştiği saptanmıştır. Tüm bireyler için Von Bertalanffy büyüme parametreleri L∞= 60,57 cm, W∞= 3260,79 g, k= 0,160 t0= -0,877 ve b = 3,195 olarak belirlenmiştir. En büyük yaş dişiler için VIII, erkekler için VII olarak belirlenmiştir. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) 1,278± 0,006 olarak hesaplanmıştır. İlk eşeysel olgunluk boyu dişi ve erkek tatlı su kefali bireylerinde sırasıyla 26,0 cm ve 23,0 cm olarak hesaplanmıştır. İlk eşeysel olgunluk yaşı dişi bireyler için III, erkek bireyler için ise II olarak bulunmuştur. Aylık gonadosomatik indeks değerleri, yumurtlama zamanın yoğun olarak Nisan-Haziran ayları arasında olduğunu göstermiştir. Fekondite (F) - boy ilişkisi, LogF=-0,44697+3,33868*LogL (R² =0,7168) olarak saptanmıştır. Ortalama yumurta çapının 0,93 mm ve ortalama yumurta veriminin 78408 adet/birey olduğu belirlenmiştir.
Oymapınar Baraj Gölü'ndeki (Antalya) Aynalı Sazan (Cyprinus carpio Linnaeus, 1758)'ın bazı biyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın yapıldığı Oymapınar Baraj Gölü, hidroelektrik enerji üretimi amacıyla kurulan baraj göllerinden biridir. İçme ve sulama suyu olarak değerlendirilen baraj gölünde su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığına izin verilmemektedir. Bu baraj gölünde Nisan 2017 ile Mart 2018 tarihleri arasında ekonomik yönden önemli bir yere sahip olan aynalı sazan (Cyprinus carpio Linnaeus, 1758)'ın yaş, boy ve ağırlık dağılımları ile büyüme ve kondisyonu araştırılmıştır. Örneklenen 128 aynalı sazanın yaş aralığı 0-IX arasında bulunmuştur. Örneklerin % 50,8'ini dişiler, % 49,2' sini erkekler oluşturmuştur. Dişilerin çatal boyları 14,5 – 66,6 cm aralığında, ağırlıkları 73,87 g ile 7089,5 g arasında; erkeklerin çatal boyları 11,2 – 57,7 cm aralığında ve ağırlıkları ise 41,73 g ile 5243,31 g arasında değişmiştir. 1. yaş grubu % 26,6'lık bir oranla en baskın yaş grubunu oluşturmuştur. Populasyonda boy-ağırlık ilişkisi tüm bireyler için W=0,0356 L2,8995 şeklinde tespit edilmiştir. Von Bertalanffy büyüme parametreleri ise L∞= 90,15; W∞= 27841,57; k= 0,076; t0= -1,403 olarak bulunmuştur. Kondisyon faktörünün Mart ayında 3,55 ile, Eylül ayında 2,33 arasında değiştiği saptanmıştır. İnceleme boyunca IV yaş üzerinde örnek sayısının az olması, av baskısı olduğunun ve bu baraj gölünde kaçak avcılığın olduğunun göstergesidir. C. carpio populasyonunun korunabilmesi için denetimin artırılması ve kaçak avcılığın önüne geçilmesi gerekmektedir.
Karides işleme artıklarından astaksantin ekstraksiyon koşullarının optimizasyonu: Farklı polaritedeki çözgenlerin astaksantin verim ve kalitesine etkilerinin belirlenmesi
Kırmızı karides (Aristaeomorpha foliacea) işleme artıklarında bulunan doğal renk maddesi ve güçlü bir antioksidan olarak bilinen astaksantinin en uygun şartlarda ekstrakte edilerek karides işleme artıklarının değerlendirilmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla Antalya Balık Halinden temin edilen Aristaeomorpha foliacea soğuk zincirle fakülte laboratuvarına getirilip baş alma ve kabuk çıkarma işlemleri yapılarak karides işleme artığı elde edilmiştir. Karides işleme artıkları dondurarak kurutma yöntemi ile kurutularak ardından öğütücü yardımı ile un haline getirilmiştir. Delik çapı 2 mm olan elek ile elenerek standardize edilen karides işleme artıkları ultrasonik destekli ektraksiyon yöntemine göre ekstrakte edilmiştir. Astaksantin ekstraksiyon koşullarının optimizasyonu Cevap Yüzey Metodu, Box ve Behnken deneme desenine göre yapılmıştır. Optimizasyon en yüksek astaksantin içeriği ve en yüksek antioksidan aktivite hedef alınarak yapılmıştır. Çalışmada astaksantin ekstraksiyonuna önemli etkileri olabileceği düşünülen ekstraksiyon sıcaklığı (30-70 C°), ekstraksiyon süresi (30-90 dakika) ve biyokütle (karides artığı): çözgen oranı (1:10-1:30) gibi parametreler test edilerek karides işleme artıklarından astaksantin ekstraksiyon yöntemi optimize edilmeye çalışılmıştır. Çözgen olarak hekzan kullanılarak optimizasyon yapıldıktan sonra optimum koşullar belirlenmiş ve belirlenen optimum koşullar altında hekzan, aseton, kloroform, metanol, etanol ve izopropil alkol gibi farklı polaritedeki 6 çözgenin ekstrakt içeriğindeki astaksantin miktarına ve kalitesine (antioksidan aktivitesi) etkisi test edilmiştir. Çalışma sonunda kırmızı karides işleme artıklarından astaksantin ekstraksiyonuna ekstraksiyon sıcaklığı (30-70 C°), biyokütle:çözgen oranı (1:10-1:30, g/ml) ve ekstraksiyon süresi (30-90 dakika) gibi parametrelerden çözgen oranının önemli bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışılan şartlarda en yüksek miktarda ve kalitede astaksantin ekstraksiyonu için optimum değerler: ekstraksiyon sıcaklığı: 41 ºC, ekstraksiyon süresi: 88 dakika ve biyokütle:çözgen oranı: 1:30 g/ml olarak bulunmuştur. Belirlenen optimum koşullar altında astaksantin içeriği ise 336.4±5.1 ppm olarak saptanmıştır. Belirlenen optimum koşullarda farklı polaritedeki çözgenlerle yapılan ekstraksiyonlar sonucu en yüksek astaksantin miktarı ve en yüksek antioksidan aktivite değeri hekzan ile en düşük oranlar ise aseton ile elde edilmiştir.
Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yemine altın otu (Helichrysum italicum) ilavesinin büyüme performansı, spesifik olmayan bağışıklık, sindirim ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yeminde altın otu bitkisi (Helichrysum italicum) ekstraktının büyüme performansı ve sindirim, antioksidan kapasitesi ve bağışıklık yanıtı ile ilgili gen ifadeleri üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla 60 günlük bir deneme gerçekleştirilmiştir. Denemede başlangıçta ortalama 15,84±0,05 g canlı ağırlığa sahip balıklar kullanılmıştır. Bir bazal yem (Kontrol) ve bazal yeme farklı seviyelerde altın otu bitkisi ekstraktı ilave edilerek (AO05; 0,5 g/kg, AO1; 1 g/kg ve AO2; 2 g/kg) dört deneme yemi hazırlanmıştır. Final ağırlığı (FA), ağırlık kazancı (CAK), günlük canlı ağırlık kazancı (GCAK), spesifik büyüme oranı (SBO), protein etkinlik oranı (PER) ve yem değerlendirme oranı (YDO) parametreleri, altın otu ekstraktı ilave edilen tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla anlamlı iyileşmeler göstermiştir (p<0,05). Büyüme performansı göstergeleri olan FA, CAK, GCAK, SBO ve PER, yemle alınan altın otu ekstrakt seviyeleri arttıkça doğrusal olmayan, kuadratik bir artış sergilemiştir. Benzer şekilde, YDO değerleri de artan altın otu ekstrakt dozları ile kuadratik olarak iyileşmiştir. Ayrıca, kontrol grubuna kıyasla altın otu ekstraktı gruplarında daha yüksek sindirim enzimi gen ifadeleri izlenmiştir. Antioksidan enzimler olan süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) gen ifadelerinde altın otu ekstraktı ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Altın otu ekstraktının yeme dahil edilmesi ile bağışıklıkla ilişkili genler olan interlökin-1β (IL-1β), tümör nekroz faktörü (TNF-α) ve interlökin-8 (IL-8) gen ifade seviyeleri de önemli ölçüde farklılık göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak, bu çalışma, gökkuşağı alabalıklarının yemine altın otu ekstraktı eklenmesinin sağlıklı büyüme parametreleri üzerinde olumlu etkiler yarattığını deneysel olarak ortaya koymaktadır.
Sivas ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerin yapısal ve biyoteknik analizi
Bu çalışma; Sivas İlinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerin sahip oldukları imkânlar ve sahada karşılaştıkları sıkıntıları belirlemek ve elde edilecek bilgilere göre su ürünleri sektörünün gelişmesini sağlayacak çözüm önerileri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Sivas bölgesinde ruhsatlı olarak su ürünleri üretim faaliyetinde bulunan toplam 32 adet işletme bulunmaktadır. Ağ kafeslerde yetiştiricilik yapan işletmelerin hepsine ve fiili kapasiteleri 10 ton/yıl üzerinde olan karasal işletmelerin tamamına gidilerek anket çalışması yapılmış, işletmelerin mevcut durumu ve problemlerinin ortaya konulmasına yönelik veriler toplanmıştır. Bu işletmelerin toplam proje kapasiteleri 5 637.5 ton/yıl olarak ve yavru üretim proje kapasiteleri toplamda 24 261 190 adet olarak tespit edilmiştir. Çalışma yapılan işletmelerde Teorik kapasite ağ kafeslerde 4644 ton/yıl, karada havuzlarda 162.5 ton/yıl ve 26 642 000 adet yavru olarak bulunmuştur. Yem değerlendirme oranı ağ kafeslerde (FCR) 0.97 ve karada havuzlarda (FCR) 1.075 olduğu hesaplanmıştır. Stok yoğunluğunun normal olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesi neticesinde, Sivas'taki su ürünleri işletmelerinin, üretim aşamalarında bilimsel verilere dayalı üretime yönlendirilmelerinin gerekliliği belirlenmiştir.
Ataköy Baraj Gölü trofik durumunun modellenmesi
Ataköy Baraj Gölü su sıcaklığı ve seki disk derinliği değerlerine göre gölün oligotrof özellikte olması beklenirken; gölün ana su kaynağının Almus Baraj Gölü olması nedeniyle, bu gölün karakterine uygun bir trofik durum ortaya çıkmıştır. Trofik durum indeksi 28 -50 arasında değişmiş ve ortalama 41 TSI değeri bulunmuştur. Göl yüksek oligotrof ve düşük mesotrof aralığında trofik durum sergilemiştir. Ataköy Baraj Gölü su kalitesi alabalık yetiştiriciliği açısından son derece uygun olmakla birlikte; su sıcaklığının 4-12 ⁰C arasında olması, ayrıca yüzey alanının düşüklüğü nedeniyle pazar boyu yetiştiriciliği ekonomik olmayacaktır. Ancak alabalık kuluçkahanesi kurulması ve ön büyütme yapılarak; fingerling boyutundaki balıkların bitişikteki Almus Baraj Gölünde kurulu olan işletmelere satılması ekonomik bir uygulama olacak ve ekolojik açıdan bir sorun teşkil etmeyecektir.
Zinav Gölünün sucul besin ağı
Dimiktik-ötrofik bir gölde (Zinav Gölü, Türkiye) yerli ve istilacı sazan balıklarını destekleyen bazal kaynakların hangilerinin önemli olduğunu belirlemek için kararlı izotop analizi kullanılmıştır. 2013 ilkbahar ve yaz aylarında gölün kıyısal ve pelajik bölgelerinden potansiyel birincil üreticileri (kıyısal, pelajik kaynaklar ve detritus), balıkları ve makro omurgasızları örneklenmiştir. İstilacı (Carassius spp.) ve yerli balıklar (Squalius cephalus, Capoeta banarescui ve Cyprinus carpio) tarafından asimile edilen bazal kaynakların göreceli önemi SIAR karıştırma modeli kullanılarak tahmin edilmiştir. Toplayıcı-toplayıcı (1) (-35.33 ‰) ve S. cephalus, Carassius spp. ve C. carpio gibi tüketiciler daha fazla ¹³C tükenmişliğine (sırasıyla -32.12, -31.09, -31.54 ‰) sahipken, C.banarescui, toplayıcı-toplayıcı (2) vb. daha fazla ¹³C zenginleştirilmiş değerlere (sırasıyla -25.03, -26.55 ‰) sahip olduğu saptanmıştır. SIAR ve bağırsak içerikleri, ana enerji kaynaklarının balıklar arasında oldukça değişken olduğunu, üç ana kaynağın istilacı balıklara katkıda bulunduğunu, ancak C. banarescui için kıyı kaynakları, S. cephalus için pelajik kaynaklar ve detritus ve C. carpio için ise pelajik kaynakların daha önemli olduğunu tespit edilmiştir. Tüketicinin biyokütlesi de kısmen detritusla bağlantılı bulunmuştur. Çalışmamız, tüm türlerin pelajik ve kıyısal bölgelerin birleşmesini teşvik ettiğini ve istilacı ve yerli balıklar arasındaki kaynaklar için rekabetin kaynak paylaşımına ve optimum olmayan kaynaklara doğru kaymaya neden olabileceğini ortaya koymuştur.
Nannochloropsis sp.'in bazı balık patojenlerine karşı antimikrobiyal etkisinin belirlenmesi
Mikroalg grubundan olan Nannochloropsis türleri akuatik çevre için önemli fotosentetik organizmalar olup aynı zamanda karbonhidrat, vitamin, protein ve enzim gibi antimikrobial ve antiviral ajan olarak da kullanılan birçok bioaktif bileşenin kaynağıdırlar. Nannochloropsis türleri gıda, kozmatik, eczacılık, su ürünleri yetiştiriciliği gibi sektörlerde direk olarak kullanıldığı gibi biogaz ve ilaç terapisi gibi biyoteknolojik yaklaşımlar içinde kullanılmaya başlanmıştır. Su Ürünleri Yetiştiriciliğinde, 240 bin ton ile Avrupa'da ikinci olan Türkiye'de, balık hastalıklarının etkili kontrolü için çevreye duyarlı ve antibiyotiklere alternatif kematörapik ajanların kullanımı bu sektördeki ekonomik kayıpların azaltılması için şarttır. Bizim çalışmamızda, Nannochlopsis türlerininden elde edilen extraktlarının Gökkuşağı Alabalığında hastalığa neden olan Aeromonas türlerine karşı antimikrobiyal aktiviteleri çalışılmıştır. Bunun için agar-disk difüzyon yöntemi kullanılmıştır. Aeromonas türlerinde pozitif inhibisyon zonları gözlenmiş ve 11,4-14,6 mm civarında zon çapları ölçülmüştür. Bu sonuç bize denenen Nannochloropsis türlerinde balık hastalık patojeni organizmalara karşı antimikrobiyal etkisinin mevcut olduğunu doğrulamıştır. Bu bulgular ışığında gelecekte su ürünleri sektöründe Nannochloropsis ekstraktları kullanılarak hastalık önleme çalışmaları ve besleme denemelerinin yapılmalı ve alternatif ajan olarak kullanılmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Antimikrobiyal test, Balık hastalıkları, Nannochloropsis
Farklı dondurma ve çözdürme yöntemlerinin kırmızı karides (Aristaeomorpha foliacea)'in kalitesi üzerinde etkileri
Bu tez çalışmasında kırmızı karides (Aristaeomorpha foliacea)'in kalitesi üzerine farklı dondurma ve çözdürme yöntemlerinin etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle laboratuvara getirilen karidesler iki gruba ayrılmıştır. Bir grup karidesin başı ve kabukları ayrılmış, diğer grup karides ise bütün halde kabuklu olarak kalmıştır. Her iki grup karides ön soğutma işleminin ardından üç ayrı yöntem ile dondurulmuştur. Hava akımlı dondurucuda (-40°C sıcaklık, 4 m/s hava hızı), -18°C'deki derin dondurucuda ve sıvı azot ile dondurulmuştur. Dondurulmuş karidesler dondurma işlemi tamamlandıktan sonra zaman kaybetmeden ağzı kilitli polietilen torbalar içerisinde paketlenmiştir. Paketlenen karidesler –18ºC'de derin dondurucuda 30 gün depolanmıştır. Depolama süresinin sonunda üç farklı çözdürme yöntemi ile çözdürülmüştür (ortam sıcaklığında, buzdolabında, mikrodalga fırında). Çalışma sonuçları toplam uçucu bazik azot (TVB-N) ve trimetilamin (TMA-N) değerleri açısından değerlendirildiğinde sıvı azotla dondurulan karideslerin TVB-N ve TMA-N değerleri diğer yöntemlerle dondurulan örneklerinkinden nispeten düşük bulunmuştur. 30 günlük depolama süresinde TVB-N ve TMA-N değerleri önemli derecede yükselme göstermiş ancak tüketilebilirlik sınır değerlerine ulaşmamıştır. Çözdürme yöntemleri açısından kıyaslandığında en yüksek TVB-N ve TMA-N değerlerinin ortam sıcaklığında çözdürülen örneklerde belirlendiği görülmektedir. Buzdolabında ve mikrodalga fırında çözdürülen örnekler arasında TVB-N ve TMA-N değerleri bakımından önemli farklılık gözlenmemiştir. Dondurulmuş karideslerin 30 günlük depolama sonrası pH değerlerinde önemli bir değişim gözlenmemiştir. Ancak dondurma yöntemleri açısından incelendiğinde sıvı azot ile dondurulan karideslerde en düşük pH değerleri belirlenmiştir. Bunu hava akımında ve derin dondurucuda dondurulmuş örnekler izlemiştir. Çözdürme yöntemleri açısından incelendiğinde ise en yüksek pH değerleri ortam sıcaklığında çözdürülmüş örneklerde belirlenirken, en düşük pH değerleri buzdolabında çözdürülmüş örneklerde belirlenmiştir. Renk, karideslerin kalitesi ve kabul edilebilirliğinde önemli bir özellik olması nedeniyle bu çalışmada karideslerin L*, a* ve b* değerleri ölçülmüştür. Parlaklıktaki artışla birlikte renkte solgunluk artışını göstermekte olan L* değeri depolama sonrası artış göstermiştir. Sıvı azot ile dondurulan karideste en yüksel L* değeri ve en düşük a* değeri, buzdolabında çözdürülen karideslerde yüksek L* ve a*değeri belirlenmiştir. Kabuklu karideslerde kabuksuzlara kıyasla daha yüksek L* değeri belirlenmiştir. Dondurma işlemi karideslerde pişirme kaybının artmasına neden olmuştur. Dondurma işlemi sırasında hücre membranları zarar görmesine bağlı olarak su tutma kapasitesi azalmış ve pişirme kaybı artmıştır. Dondurma yöntemleri pişirme kaybı üzerine etki etmezken, mikrodalga ile çözdürmede pişirme kaybı artmıştır. Çalışma örneklerimizin dondurma ve 30 günlük depolama işlemi sonrası sertlik değerlerinde artış belirlenmiştir. Dondurma yöntemlerini karşılaştırdığımızda en düşük sertlik değerleri sıvı azot ile dondurulan örneklerde belirlenmiştir. Ortam sıcaklığında ve buzdolabında çözdürülen örneklerin sertlik değerleri arasında anlamlı bir farklılık belirlenmemiştir. Çözdürme yöntemleri karşılaştırıldığında en yüksek sertlik değerlerinin buzdolabında çözdürülmüş örneklerde belirlendiği görülmektedir. Dondurma ve dondurulmuş depolama karideslerin esneklik değerlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Karideslerin 30 günlük dondurulmuş depolama süresi sonunda esneklik değerlerinde önemli azalma tespit edilmiştir. Dondurma yöntemleri açısından incelendiğinde en yüksek esneklik değerlerinin sıvı azotla dondurulan öneklerde bulunduğu, derin dondurucuda ve hava akımında dondurulan örnekler arasında ise önemli bir farklılık olmadığı görülmektedir. Çözdürme yöntemleri arasında esneklik değerleri bakımından önemli bir fark belirlenmemiştir. Karideslerin kabuklu ve kabuksuz dondurulmaları da esnekleri değerlerini etkilememiştir. Dondurma ve çözdürme yöntemleri arasında bağlılık değerleri açısından önemli bir farklılık gözlenmemiştir. Kabuksuz karideslerin bağlılık değerleri ise kabuklu karideslerinkinden yüksek bulunmuştur. Karideslerin dondurma ve 30 gün depolama süresi sonunda sakızımsılık değerlerinde önemli bir artış tespit edilmiştir. Dondurma yöntemleri açısından kıyaslandığında sıvı azotla dondurulan karidesin sakızımsılık değerleri diğer yöntemlerle dondurulan karidesinkinden önemli derecede yüksek bulunmuştur. Çözdürme yöntemlerini kıyasladığımızda ise ortam sıcaklığında çözdürülmüş örneklerde en yüksek sakızımsılık değerleri belirlenmiştir. Depolama süresi ve dondurma yöntemi ve karides grubu istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur. Çözdürme yöntemi ise istatistiksel açıdan önemsiz bulunmuştur. Karideslerin 30 günlük depolanması sonunda karideslerin duyusal değerlerinde önemli bir azalma belirlenmiştir. Bu durum dondurma ve dondurulmuş depolamanın karideslerin görünüş olarak kalite kaybına uğradığını göstermektedir. Dondurma yöntemi, çözdürme yöntemi ve karidesin kabuklu kabuksuz olmasının duyusal değerler üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Yapılan tüm analizler sonucunda dondurma ve dondurulmuş depolama karideslerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini etkilediği belirlenmiştir. Bu çalışma sonuçlarına göre karideslerin hava akımında dondurma yöntemiyle dondurulmalarının ve buzdolabında düşük sıcaklıkta çözdürme yöntemlerinin diğer yöntemlere göre daha uygun olduğu görülmüştür. Ayrıca kabuksuz dondurulan karideste bozulma parametreleri yönünden daha iyi sonuçlar almakla birlikte tekstürel kayıplar görülebilmektedir.
Su ürünleri tüketiminde fitalat esterlerine maruz kalınma düzeyi
Bu çalışmada, Antalya ilinde tüketimi yaygın olan taze balıklarda ve ambalajlanmış çeşitli su ürünlerinde fitalat ester içeriklerinin tespit edilmesi ve tüketicilerin fitalat esterlerine maruz kalma düzeyi incelenmiştir. Farklı derinliklerde (demersal, pelajik, bentopelajik) yaşamını sürdüren 10 farklı tür balıkta ve farklı ambalaj materyalleri (PVC, PP, teneke konserve, cam kavanoz) kullanılarak paketlenmiş su ürünlerinde BBP, DBP, DEHP, DNOP, DINP, DIDP fitalat esterleri analizi yapılmıştır. Zamana bağlı olarak fitalat esterlerin gıda içerisine göçünün takip edilmesi amacıyla paketlenmiş su ürünleri 4 ay süre ile 4°C'de depolanmıştır. Depolama süresince fitalat esterleri miktarı tespit edilmiş ve son aya ait veriler ile maruz kalma hesaplaması yapılmıştır. Yaygın olarak tüketilen taze balıklar olan Demersal; hani, dil balığı, iskorpit, kupes, Pelajik; istavrit, uskumru, hamsi, Bentopelajik; mercan, mezgit, melanur hiçbirisinde incelenen fitalat esterleri tespit edilebilir düzeyde bulunmamıştır. Bu durum, tüketiciler açısından sevindirici olup, denizlerimizin henüz fitalat esterleri açısından tehdit edici bir unsur olmadığının bir göstergesidir. Analizi yapılan fitalat esterler içerisinde en yüksek miktar, tüm ambalaj materyalleri dahil, DEHP olarak belirlenmiştir. Yağlı bir ürün olan PP ambalajlı torik lakerdada fitalat ester göçü yüksek olmuş ve depolamanın 4.ayında DEHP miktarı 830.300±16.96 ppb değerine ulaşmıştır. PP ambalajlı ürünlerde DEHP'in yanı sıra DINP ve DBP de tespit edilmiştir. PVC ambalajlı ürünlerde fitalat ester içerikleri PP ürünlere oranla daha az miktarda belirlenmiş olsa da DEHP, DINP, DBP'ye ilave olarak BBP de tespit edilmiştir. Teneke konserve ürünlerde DEHP miktarı en fazla ançüez filetoda 104.91±3.03 ppb seviyesine çıkabilmiştir. DIDP ise hiçbir üründe belirlenmemiştir. Tespit edilen fitalat esterlerinin depolama süresince artış göstererek gıda içerisine nüfuz ettiği ortaya konulmuştur. Ürünün yağ içeriğinin yüksek olması, düşük asitlik düzeyi, temas yüzeyinin artışı ve son tüketim tarihine yaklaşılması gibi unsurlar fitalat ester bulgularına yansımıştır. PP ambalaj materyali, incelemeye alınan PVC ve teneke kutu konserve materyallerine göre fitalat ester göçünde daha etkin rol oynamıştır. Beklendiği gibi cam ambalajlı ürünlerde hiçbir fitalat esteri tespit edilmemiştir. Maruz kalma hesaplamaları ise fitalat ester bulguları ile orantılı olmuştur. En hassas grup 2-5 yaş arası bireyler olup, fitalat esterlere en az maruz kalanlar ise 19-64 yaş arası bireyler olarak belirlenmiştir. Fitalat ester göçünün en az yaşandığı teneke konserve ambalajlı ürünlerde maruz kalma düzeyi de düşük olmuştur. Depolama süresinin ilerlemesi ile birlikte fitalat esterlerinin miktarı artış gösterse de, hiçbir numunede izin verilen limit değerler aşılmamıştır. Ancak, bu kimyasala maruz kalınmasının sadece su ürünleri tüketimi kaynaklı olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Alternatif plastikleştirici ajanların kullanımı ile gıdalarda fitalat ester varlığının azaltılması ümit edilmektedir.
Balıkçı ve hizmet gemilerinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden değerlendirilmesi
Bu tez, 20 Haziran 2012 tarihinde, kabul edilen ve 30 Haziran 2012 tarihinde, 28339 sayılı resmî gazetede yayınlanan "İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu" kapsamında çıkarılan 20.08.2013/28741 resmî gazetede yayınlanan "Balıkçı Gemilerinde Yapılan Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri" hakkında yönetmelik ile balıkçı ve hizmet gemilerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. 10 Aralık 1948 tarihli kabul edilen ve ülkemiz tarafından 6 Nisan 1949 tarihinde kabul ettiğimiz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 3.maddesine göre yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasasına 17. Maddesine göre de herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanuna göre işin yürütülmesi sırasında işverenler işe özgü her türlü tedbiri almak ve uygulamakla yükümlüdür. Bu sebeple iş ile ilgili tehlike ve risklerin belirlenmesi için risk değerlendirmesi yapmak ya da yaptırmakla yükümlüdürler. Ülkemizde endüstriyel balıkçılık sezonunda avlanma için kısıtlı bir süre olması ve belli ekonomik değerin elde edilmesi için kısıtlı bir zamanın olması iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyumu aksatabilmektedir. Ayrıca meteorolojik koşulların göz önünde bulundurulması sonucunda avlanma süresinin daha da azalması gibi etkenler nedeniyle çalışanların iş sağlığı ve güvenliğini tehlikeye sokabilmektedir. Bu tez çalışmasında 10-29 metre arası 96 adet, 30-49 metre arası 60 adet, 50-99 metre arası 24 gemi olmak üzere toplam 180 adet balıkçı ve hizmet gemisi araştırılmıştır. Bu tez ile olası kaza risklerinin azaltılması ve balıkçı gemilerinde uygulanan iş güvenliği uygulamalarının aksayan kısımların 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği kanunu ve bu kanuna istinaden çıkartılan Balıkçı Gemilerinde Yapılan Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkındaki yönetmelik maddelerince değerlendirilmesi, gemi boylarıyla iş sağlığı ve iş güvenliğinin ilişkilendirilmesi amaçlamaktadır. Balıkçılık sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin bir kültür haline getirilmesi için öneriler sunmayı planlamaktadır. Ülkemiz her yıl yayınlanan iş kazaları istatistiklerinde kötü bir karneye sahip olduğunu göz önünde bulundurursak alınacak her önlemin önemi artmaktadır.
Antalya Körfezi'ndeki aslan balığı türlerinin dağılımı
Bu çalışmada ülkemiz Akdeniz kıyılarında yaşayan 2 aslan balığı türünün Antalya Körfezindeki dağılımı incelenmiştir. Bu amaçla Antalya körfezini temsil edebilecek 7 örnekleme istasyonu seçilmiştir. Bu istasyonlar doğudan batıya doğru Gazipaşa kadınlar plajı, Alanya marina, Side antik kent, Antalya yat limanı, Antalya deniz akvaryumu resif bölgesi, Kemer döküntü ve Antalya Kumluca şeklinde sıralanmıştır. Örnekleme yaz ve kış aylarında birer kere olmak üzere toplam 2 defa yapılmıştır. Örneklemeler denizde 25 m' ye kadar olan derinliklerde yapılmıştır. Çalışmalarda görsel sayım metodu kullanılmış, sualtında veriler sualtı yazım tahtalarına işlenmiştir. Sualtında aslan balıklarının durumu, yoğunluğu, dip yapısının şekli ve m2 deki sayıları sualtı fotoğraf ve video kameraları ile tespit edilmiştir. Örneklemeler sırasında, her iki aslan balığı türü olan Pterois miles (Bennett 1828) ve Pterois volitans (Linnaeus 1758) tespit edilmiştir. En fazla yoğunluk Antalya Deniz Akvaryumu Su alım boru sisteminde tespit edilmiştir. En düşük yoğunluk ise Side istasyonunda belirlenmiştir. Bulunan yoğunluklar sırasıyla doğudan batıya doğru; Gazipaşa kadınlar plajı 2,2 m2/adet, Alanya marina 3,2 m2/adet, Side antik kent 0,7 m2/adet, Antalya yat limanı 1,5 m2/adet, Antalya deniz akvaryumu resif bölgesi 5,6 m2/adet, Kemer döküntü 4,2 m2/adet ve Antalya Kumluca'da ise 1,4 m2/adet olarak tespit edilmiştir. Araştırmada, aslan balıklarının suyun 5m - 25m arasındaki bütün derinliklerde yaşayabildikleri belirlenmiştir. Yapılan gözlemlerde, aslan balıklarının substrat seçiminde; kayalık ve yapay resifleri, kumlu ve çamurlu dip yapılarına göre daha fazla tercih ettikleri belirlenmiştir. Ayrıca, Serranidae familyası üyeleri ve ahtapot gibi korunaklı dip yapılarını seçtikleri belirlenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda yaz ve kış mevsiminde bu balıkların yoğunluklarının popülasyona katılan yeni bireyler sayesinde arttığı; yeni bireylerin bu alanlara göç etmedikleri belirlenmiştir.
Karides işleme artıklarından astaksantin ekstraksiyonu: Farklı kurutma yöntemlerinin astaksantin verim ve kalitesine etkilerinin araştırılması
Kırmızı karides (Aristaeomorpha foliacea) Akdeniz'de ve özelllikle ülkemiz kıyılarında avcılığı yapılan önemli bir karides türüdür. Kırmızı karideslerin işlenmesinden arta kalan yenmeyen artık kısımlar doğal renk maddesi ve güçlü bir antioksidan olarak bilinen kırmızı renkli astaksantin bioaktif maddesi açısından zengindir. Astaksantin, güçlü antioksidan özelliğinden dolayı fonksiyonel gıda sektöründe renk verme özelliğinden dolayı su ürünleri yetiştiriciliği alanında kullanılmaktadır. Karides artıklarından astaksantin elde edilmesinde en önemli aşama ekstraksiyon öncesi artık maddelerdeki suyun uzaklaştırılması aşamasıdır. Bu tezde dondurarak kurutucuda kurutma, akışkan yataklı kurutucuda kurutma ve geleneksel laboratuvar tipi fırında kurutma gibi 3 farklı kurutma yönteminin astaksantin verimine ve kalitesine etkileri test edilerek astaksantin ekstraksiyonu için en uygun kurutma yönteminin araştırılması hedeflenmiştir. Farklı yöntemlere göre kurutulup ekstraksiyona tabi tutulan karides (Aristaeomorpha foliacea) işleme artıklarından en yüksek astaksantin miktarı (288.85±11.26 ppm) ve antioksidan aktivite değeri (1.99±0.07TEAC) dondurarak kurutucuda kurutulan örneklerde tespit edilirken en düşük astaksantin içeriğine (251.57±7.78b) ve antioksidan aktivitesine (1.39±0.03b) geleneksel laboratuvar tipi fırında kurutulan örneklerde rastlanmıştır. Renk a değeri (14.66±0.68) ve elde edilen EPA-DHA yağ asitleri (25.92±0.90) içeriği açısından elde edilen sonuçlar incelendiğinde dondurarak kurutma yöntemi ile kurutulmuş örneğe ait sonuçların da bu tespiti desteklediği görülmüştür. Tüm bu sonuçlar ışığında kırmızı karides işleme artıklarından en iyi kalitede ve verimde astaksantin eldesi için karides artıklarının dondurarak kurutucuda kurutulmasının en iyi sonuç vereceği tespit edilmiştir.
Akvaryum bitkisi Sagittaria subulata'nın farklı besin ortamlarında büyüme ve gelişmesinin araştırılması
Bu çalışmada, ticari önemi olan, akvaryumlarda sıklıkla tercih edilen Sagittaria subulata'nın akvaryum ortamında kontrollü olarak büyüme ve gelişmesi araştırılmıştır. Farklı gübre gruplarının potansiyelini ölçmek için sabit laboratuvar koşullarında, yaprak genişliği, kök uzunluğu, boy gelişimi, birey sayısı artışları ve yaş ağırlığına bağlı büyüme hızları ve gelişimleri gözlemlenmiştir. Çalışma sonuçları göstermiştir ki inek, solucan ve tavuk gübreleriyle zenginleştirilen taban materyalinde, besin ilavesi yapılmayan kontrol grubuyla karşılaştırıldığında yaprak genişliği, kök uzunluğu, boy gelişimi ve birey sayısı artışına neden olmuştur. Birey sayısı yönünden en fazla artış inek gübresi grubunda olduğu bulunmuştur. Bu grupta başlangıçta 30 adet bitki ekilmiş iken çalışma sonunda 64±1 birey hasat edilmiştir.5 cm'den küçük filizler birey olarak sayılmamıştır. Diğer gübre gruplarında ve kontrol grubunda yeni bireyler oluşmasına rağmen boyutları 5 cm'den küçük olduğu için değerlendirmeye alınmamıştır. İnek gübresi grubu ile diğer gruplar arasında istatistiksel yönden farklılık belirlenmiştir (P<0,05). Solucan, tavuk ve kontrol grupları arasında istatistiksel yönden anlamlı fark bulunmamıştır (P>0,05). En yüksek yaş ağırlık artış miktarını sırasıyla inek gübresi grubu 0,82±0,35 g, solucan gübresi grubu %0,46±0,11 g, tavuk gübresi grubu 0,34±0,14 g ve kontrol grubu 0,26±0,14 g. izlenmiştir. İnek gübresi grubu ile kontrol grubu arasında Ortalama yaş ağırlık artış miktarlarının istatistiksel yönden birbirlerinden farklı oldukları tespit edilmiştir (P<0,05). Diğer gruplar arasında istatistiksel yönden anlamlı fark bulunmamıştır. Ortalama yaprak uzunluğu en yüksek inek gübresi grubunda 3,90± 0,88 cm olarak bulunmuştur, sırasıyla solucan gübresi grubu 3,30±1,23 cm, tavuk gübresi grubu 2,37±1,41 cm, kontrol grubu 1,03±0,81 cm olarak saptanmıştır. İnek, solucan ve tavuk gübresi grupları arasında istatistiksel yönden bir farklılık bulunmazken (P>0,05) kontrol grubu ile gübre ilaveli gruplar karşılaştırıldığında istatistiksel yönden anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (P<0,05). Yaprak sayısı artışı yönünden en yüksek ortalama inek gübresi grubunda 8±2 adet, sırasıyla tavuk gübresi grubunda ortalama 4±1 adet, solucan gübresi grubunda ortalama 4±1 adet ve kontrol gübresi grubunda ortalama 3±1 adet olarak bulunmuştur. Yaprak sayısı artışında inek gübresi grubu ile diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucu görülmüştür (P<0,05). Kök uzunluğu bakımından da en fazla büyüme ve gelişmenin solucan gübresi grubunda 5,7±1,2 cm olduğu, sırasıyla inek gübresi grubunda 4,9±1,2 cm, tavuk gübresi grubunda 3,2±0,9 cm ve kontrol grubunda 2,8±1,2 cm olduğu bulunmuştur. Tavuk ve kontrol grubu ile solucan ve inek gübresi grupları arasında anlamlı farklılık görülmemiştir (P>0,05). Yaprak genişliği en yüksek inek gübresi grubunda 0,57±0,23 cm, sırasıyla tavuk gübresi grubunda 0,33±0,19 cm, solucan gübresi grubunda 0,31±0,21 cm, kontrol gübresi grubunda 0,06±0,21 cm olarak görülmüştür. İnek grubu, solucan grubu ve tavuk grubu ile kontrol grupları arasında anlamlı fark olduğu sonucu görülmüştür (P<0,05).
Edirne merkez ve ilçelerinde balık tüketim davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, Edirne merkez ve ilçelerinde balık tüketim tercihleri ve kalıpları hakkında daha derin bir bilginin yanı sıra altta yatan dinamiklerin belirlenmesidir. Araştırmada kullanılan veriler, Edirne merkez ve ilçelerinde ikamet eden 333 kişiyle yüz yüze yapılan anketlerden sağlanmıştır. Tüketicilerin balık tüketimi üzerine etkili olan faktörlerin belirlenmesinde faktör analizi kullanılmıştır ve bu faktörlerin sosyoekonomik ve demografik değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre tüketicilerin %99,7'si balık tüketiyor ve yıllık ortalama balık tüketimleri 7,9 kg dır. Bu oran Türkiye ortalamasına göre yüksek, dünya ortalamasına göre çok düşüktür. Balık tüketimi en sık ayda birkaç kez (%29,9) gerçekleşmektedir. En çok tüketilen balık türü %70,57 ile hamsi olurken, çipura, levrek ve istavrit gibi türler de yaygın olarak tercih ediliyor. Tüketimi düşük olan türler arasında gümüş balığı, uskumru ve yılan balığı yer alır. Faktör analizi sonucunda balık tüketimini etkileyen dört faktör belirlenmiştir: tüketim eğilimi, olumsuz algı, besin değeri algısı ve bilinçli tercih etkisi. Bu faktörler tüketicilerin balık tüketim alışkanlıklarını önemli ölçüde etkiliyor. Araştırmada, kadınların balık tüketimine ilişkin algısının erkeklere göre daha olumsuz olduğu, düşük gelirli kesimin balığın besin değerine daha fazla önem verdiği ortaya çıktı. Ayrıca tüketicilerin yaş ve eğitim düzeyi arttıkça balık tüketimi konusunda daha bilinçli tercihlerde bulundukları tespit edilmiştir. Sonuçlar balık tüketiminde hem bölgesel farklılıkların hem de sosyoekonomik faktörlerin önemli rol oynadığını göstermektedir. Enez ve Keşan'da yaşayan tüketiciler, Meriç'te yaşayanlara göre daha fazla balık tüketiyor. Düşük gelirli bireyler için besin değeri önemli bir tüketim unsuru iken, yüksek gelirli bireylerde balık tüketimi damak tadı, alışkanlıklar ve ulaşılabilirlik gibi faktörlere bağlıdır. Tüketicilerin balık tüketimini artırmak amacıyla kültürel farkındalık, eğitim ve bilinçli tüketim teşvikleri önerilmiştir. Ayrıca yerel balık türlerinin tanıtımının yapılması ve balık tüketiminde daha sağlıklı ve sürdürülebilir uygulamaların oluşturulmasının gerekliliği belirtildi.
Doktor balığının (Garra rufa Heckel, 1843) kritik termal minimum ve maksimum su sıcaklığı değerlerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında üç farklı su sıcaklığına (15, 25, 35 ±0.5 °C) bir ay süreyle alıştırılan küçük (4,27±0,13 cm ve 0,85±0,06 g) ve büyük (7,51±0,19 cm ve 4,04±0,30 g) boy olmak üzere iki farklı boydaki doktor balıkları (Garra rufa Heckel, 1843) için kritik termal minimum (CTMin), kritik termal maksimum (CTMaks) değerleri, termal tolerans poligonu, alıştırma tepki oranı (ATO) değerleri ve termal tolerans aralığı (TTA) değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Üç faklı sıcaklığa alıştırılan her grup balıktan rastgele seçilen 20 balık 0.3 °C/dakika hızında soğutma veya ısıtma yapılarak balıkların tolere edebildikleri en düşük ve en yüksek sıcaklık değerleri (CTM) belirlenmiştir. CTMin değerinin büyük balıklarda 3,04±0,03 ile 10,21±0,19 °C arasında, küçük balıklarda ise 3,27±0,11 ile 10,88±0,14 °C arasında değiştiği hesaplanmıştır. Balıkların tolere edebildikleri en yüksek sıcaklık değerlerin (CTMaks), büyük balıklarda 36,99±0,26 ile 42,87±0,06 °C arasında, küçük balıklarda ise 35,51±0,36 ile 43,05±0,09 °C arasında değiştiği belirlenmiştir. Alıştırma tepki oranı (ATO) değerleri balık büyüklüğü ve alıştırma sıcaklığı aralığına göre 0,20 ile 0,51 arasında değişim göstermiştir. Yüksek ΔCTM değerleri alıştırma tepki oranında yükselmelere yol açmıştır. Hesaplanan ATO değerleri hem büyük hem de küçük balıkların soğuğa karşı daha toleranslı olduğunu göstermiştir. Termal tolerans poligonu ve alanı alıştırma sıcaklıkları ve balık boyuna göre değişmiştir. Termal tolerans poligonu ve alanı büyük boy balıklar için daha geniş ve daha yüksek bulunmuştur. Termal tolerans poligon alanı değerleri küçük balıklar için 638,35 °C2, büyük balıklar için 647,35 °C2 olarak hesaplanmıştır. Termal tolerans aralıkları genelde 31,43-33,95 °C arasında değişim gösterirken en yüksek termal tolerans aralıkları 15 °C'ye alıştırılan büyük boy balıklarda 33,95 °C ve küçük boy balıklarda 32,24 °C olarak belirlenmiştir.
Lesepsiyen bir karides türü Melicertus hathor (Burkenroad, 1959)'un Antalya Körfezi'ndeki üreme özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, Akdeniz'de ilk kaydı 1999 yılında İsrailli Araştırmacı Bella GALIL tarafından verilen lesepsiyen Karides Melicertus hathor (Burkenroad, 1959)'un bazı üreme özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu karides Akdeniz'de ilk görülmesinden bu yana dağılımını hızlı bir şekilde genişletmiş ve 2010 yılından bu yana İsrail, Suriye, Kıbrıs ve Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında sıkça görülen bir karides türü haline gelmiştir. Araştırmada, M. hathor örnekleri, aylık periyotlarla, fanyalı ağlar yardımıyla, Antalya Beldibi-Göynük ile Lara – Side kıyıları arasındaki bölgeden toplanmıştır. Çalışma sonucunda toplam 296 adet erkek, 280 adet dişi birey toplam 576 adet birey örneklenmiştir. Cinsiyet tayini karideslerde bulunan petasma, thelycumun varlığına göre yapılmıştır. Ayrıca, dişi bireylerde üreme döneminin belirlenmesinde, gonad olgunluk evreleri ve gonadosomatik indeks eşitliklerinden (GSI) faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda; Yumurta çapları minimum 170 μm ile maksimum 650 μm arasında değiştiği belirlenmiştir. Dişi bireylerin aylık GSİ değerleri incelendiğinde, GSİ dağılımı 1,97 (Şubat) ile 7,03 (Aralık) değerleri arasında değiştiği ve ortalama değer ise 4,50 ± 1,7 tespit edilmiştir. Gonadosomatik indeksin şubat ve Mart aylarında en düşük seviyede görülürken Nisan – Aralık ayları arasında sürekli olarak arttığı belirlenmiştir. Elde edilen bu verilere dayanarak M. hathor'un dişi, Ülkemiz, Antalya Körfezi kıyılarında uzun bir üreme periyoduna sahip olduğu fakat en fazla üremenin Ekim – Aralık ayları arasındaki dönemde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Gonad evresi III ve IV olan bireylerin boyları ölçülmüş ve sonuçta bu karideste ilk üreme boyu 16 cm olarak bulunmuştur. Bu çalışma, M. hathor türünün üremesi ile ilgili Akdeniz'de yapılan ilk çalışma olduğundan; buradan elde edilen sonuçların ileride aynı tür ile yapılacak çalışmalara altyapı oluşturacağı düşünülmektedir.
Doğu Karadeniz bölgesinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerin su ürünleri sigortası yaptırma eğilimlerinin belirlenmesi ve analizi
Su ürünleri sektörü, birçok nedenden ötürü ekonomideki stratejik önemini devam ettirmektedir. Ancak bu sektör, üretim koşulları nedeniyle her an doğal, sosyal ve ekonomik risklere maruz kalmaktadır. Bu araştırmanın amacı Doğu Karadeniz Bölgesi'nde (Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Rize ve Trabzon illerinde) su ürünleri yetiştiriciliği yapan üreticilerin su ürünleri sigortası yaptırıp yaptırmama durumlarının ve sigorta yaptırmaya etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma verileri, belirlenen bölgede su ürünleri yetiştiriciliği yapan 160 işletmeden anket soruları yardımıyla elde edilmiştir. Bu işletmelerin % 85'inin (136 işletme) su ürünleri sigortası yaptırmadığı, % 15'inin (24 işletme) ise su ürünleri sigortası yaptırdığı tespit edilmiştir. Verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler ile açıklanmıştır. Araştırmada, üreticilerin su ürünleri sigortası yaptırma durumlarını etkileyeceği düşünülen faktörlerle ilişkilerini ortaya koyabilmek amacıyla önce çapraz tablolar oluşturulmuş ve ki-kare(2) analizleri yapılmıştır. Ardından en az değişken ile en iyi uyumu oluşturabilecek şekilde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilen ve istatistik açıdan kabul edilebilir bir model kurulmuş ve lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bu modelde bağımlı değişken olarak su ürünleri sigortası yaptırıp yaptırmamama durumları, bağımsız değişkenler olarak da bireysel özellikler, işletmelerin özellikleri, su ürünleri sigortalarına karşı tutumları ele alınmıştır. Lojistik regresyon analizi sonucu olarak su ürünleri sigortası yaptırmaya karar vermede etkili olan faktörler incelenmiştir. İşletme sahiplerinin eğitim durumları (p<0,05 ihtimal düzeyinde), işletmelerin çalıştırdığı personel sayıları (p<0,1 ihtimal düzeyinde), işletme sahiplerinin su ürünleri sigortaları hakkında bilgilerinin olması (p<0,1 ihtimal düzeyinde) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu faktörlerin işletmelerin sigorta yaptırma eğilimlerini doğrudan etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca işletme sahiplerinin su ürünleri sigortası yaptırmakta etkili olan faktörlerin en başında üretimini yaptığı canlıyı garanti altına almak düşüncesi yer almaktadır. Su ürünleri sigortası yaptırmayan işletme sahiplerinin sigorta yaptırmaları için gereken şartların en başında primlerin düşmesi beklentisi gelmektedir. Sigorta yaptırmamaktaki en önemli nedenleri sigorta konusunda yeterli bilgiye sahip olmamak olarak belirlenmiştir. Devletten ve sigorta şirketlerinden beklentilerinin en başında hasar oranı (muafiyet oranı) miktarlarının azaltılması talebi gelmektedir.
Deniz hıyarlarından (Holothuria tubulosa) ve (Holothuria polii)'nin dondurma ve kurutma sonrası bazı kimyasal bileşenleri ile histolojik yapısının tespiti
Bu çalışmada deniz hıyarından Holothuria polii ve Holothuria tubulosa ya uygulanan dondurma ve kurutma gibi işleme yöntemlerinin besin içeriğine etkisi nin histolojik olarak meydana gelebilecek değişimlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ege Denizi'nde bulunan Holothuria polii ve Holothuria tubulosa örnekleri İzmir'deki (Türkiye) ticari firma'dan canlı olarak satın alınmıştır. Her bir türden için 100 numune deneyler için kullanılmıştır. Bu türler deniz suyu içerisinde laboratuvara havayla taşınmıştır. Her bir numunenin gövdesi anüsten oral organa kadar kesilmiş ve sonra organları çıkarılmış ve soğuk suyla yıkanmış, tartılmış ve ölçülmüştür. Her iki türün örnekleri kaynar suya konularak 30 dakika kaynatılmıştır. Daha sonra çevre sıcaklığında (72 saat boyunca +27 ° C) kurutulmuş ve Antalya'da (Su Ürünleri Fakültesi Kampüsü'nde) güneşte kurutma için ızgaralara yerleştirilmiştir. Taze deniz hıyarları (HP ve HT) - 35 °C de hızlı şekilde dondurulmuştur. Dondurulmuş numuneler analiz edilene kadar -18 °C de yaklaşık 72 saat saklandı. Deniz hıyarlarından elde edilen dondurulmuş ve kurutulmuş ürünlerin fiziksel ve kimyasal analizleri ile histolojik değerlendirmeleri gerçekleştirilmiştir. Türlerin biyometrik ölçümleri alındıktan sonra kimyasal yapısının incelenmesinde; su oranı, ham protein, ham yağ, ham kül analizleri yapılmıştır. HP ve HT' nin histolojik analizi histokimyasal tekniklere göre, taze, kuru ve donmuş numunelerin deniz hıyarından alınan dokular Haematoxylen-eosin boyanıp, mikroskopta incelenmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Tüm numuneler üç bağımsız tekrarla analiz edildi (n = 3). Elde edilen sonuçlar, donmuş ve kuru HP ve HT numunelerinin protein, yağ ve kül değerlerinin anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermiştir (P <0,05). Ayrıca HP ve HT yaş numunelerin nem, yağ ve kül değerleri de önemli farklılıklar göstermiştir (P <0,05). En yüksek ham protein değerleri (% 19,17) HT donmuş örnekler, (% 66,32) HT kurutulmuş örnekler ve yağ (% 6,31) HT kurutulmuş örnekler ve kül (% 7,78) HP donmuş örnekler, (% 22,57) HP kurutulmuş örnekler tespit edildi. Histolojik değerlendirmeye göre; özellikle HT donmuş numuneleri, HP donmuş örneklerine göre daha iyi olduğu görülmektedir. HP donmuş örnekler; hücre boyutu taze örnekden daha küçük, kurutulmuş örnekden daha büyük, bağ dokusu düzensiz ve hücreler arası boşluk daha fazla bulunmuştur. Ülkemiz açısından öncelikle sahip olduğumuz türler ve doğal kaynaklar ayrıntılı olarak belirlenmeli ve sürdürülebilir avcılık sağlanmalıdır. Bunu yanı sıra denizhıyarı yetiştiriciliğine ait yatırım çalışmalarına önem verilerek doğal kaynaklara bağımlık azaltılarak, endüstriyel olarak denizhıyarlarının işlenmesi konusundaki bilimsel araştırmalara ivme kazandırılmalıdır.
Türkiye denizlerinde trol ve gırgır balıkçılığı ihlallerinin incelenmesi
Etrafını çevreleyen Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz ile şanslı bir coğrafyaya ve zengin deniz kaynaklarına sahip olan Türkiye'de deniz balıkçılığı önemli bir potansiyele sahiptir. Türkiye'deki balıkçı gemilerinin sayıca % 8-9'unu oluşturan ve büyük ölçekli, endüstriyel veya ticari deniz balıkçılığı olarak adlandırılan trol ve gırgır balıkçılığı, denizlerdeki üretimin % 85-90'ını karşılayarak deniz balıkçılığının en üretken ve en hassas bölümünü oluşturmaktadır. Trol ve gırgır, kontrol edilemedikleri takdirde deniz tabiatına ve balık stoklarına kalıcı zararlar verebilmekte, stoklarda çöküşe neden olabilmektedir. Denizlerden avcılık yoluyla elde edilen su ürünleri üretiminde Dünyada 1985 yılından beri artış kaydedilememiş ve genel olarak yatay bir trend gözlenmişken, Türkiye'de 1989 yılından beri yatay ve azalan bir seyir görülmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) inceleme çerçevesini oluşturan 16 istatistiki bölge içinde Akdeniz ve Karadeniz % 62,2 sürdürülemez seviyedeki stok durumu ile en sıkıntılı bölge olarak gözükmektedir. Türkiye'nin içinde yer aldığı Doğu Akdeniz ve Karadeniz'in durumunun Orta ve Batı Akdeniz'e nazaran daha kötü olduğuna yönelik çalışmalar da göz önüne alındığında sorunun daha ciddi boyutta olduğu görülmektedir. Stokların sürdürülebilirliği açısından FAO ve GFCM gibi kuruluşların en önemli faaliyet alanlarından birini hem uluslararası boyutta hem de ülkelerin kendi denizlerinde meydana gelen YKD (Yasa dışı, Kayıt dışı, Düzenlenmemiş) balıkçılıkla mücadele çalışmaları oluşturmaktadır. Türkiye kendi denizlerinde meydana gelen trol ve gırgır balıkçılığından kaynaklanan ihlaller başta olmak üzere YKD balıkçılıktan olumsuz olarak etkilenen ülkelerden biridir. Bu çalışmada 2012-2014 döneminde Türkiye Denizlerinde meydana gelen trol ve gırgır balıkçılığı ihlalleri, Sahil Güvenlik kayıtlarındaki verilerin diğer kaynaklardan temin edilen verilerle zenginleştirilmesi suretiyle ele alınmış, yerli ve yabancı benzer çalışmalar da dikkate alınarak incelenmiştir. Söz konusu üç yıllık dönemde tespit edilen 1664 ihlalden 1050'sinin trol, 614'ünün gırgır ihlali olduğu, trol ihlallerinin gırgır ihlallerine göre daha önemli olduğu görülmüştür. En düşük deniz alanına sahip olan Marmara Denizinin diğer denizlerimize göre hem trol hem de gırgır ihlallerinde en yüksek paya sahip olduğu belirlenmiştir. Türkiye'nin sahil uzunluğunun yaklaşık ¼'üne denk gelen ve tüm ihlallerin % 70-80'i ve daha fazlası ihlallerin meydana geldiği 12 avcılık bölgesi belirlenmiştir. Bu avcılık bölgeleri içinde İstanbul Boğazı ve güneyi, İzmir Körfezi ile Bandırma-Gemlik körfezlerinde tespit edilen ihlaller öne çıkmaktadır. Tüm ihlallerin % 27'sinin tek başına İstanbul ilinde meydana gelmesi ayrıca dikkate değer bir konu olmaktadır. İhlaller açısından İstanbul'u sırasıyla İzmir, Çanakkale, Balıkesir ve Bursa takip etmektedir. Çalışmada ayrıca sırasıyla İstanbul, Bandırma, İzmir, Samsun ve Mersin'e kayıtlı gemilerin diğer yerlere kayıtlı olanlardan daha fazla ihlal işledikleri tespit edilmiştir. Trol ihlallerinin % 53'ü, gırgır ihlallerinin % 28'i uygun ruhsata sahip olmayan gemilerce işlenmiş olup dikkat çekicidir. Trol ihlallerinin % 10'luk payını balıkçılık faaliyeti ile alakası olmayan gemilerin meydana getirmesi dikkate değer bir diğer konudur. Su ürününün vasfı, türü ve nakli kapsamında tespit edilen ihlallerin çoğunluğu gırgır ihlali (% 54) olarak belirlenmiştir. Belge ihlallerinin yarısı gemi adamlarının ruhsatına yönelik iken avcılık kaydına yönelik ihlaller üçte birini oluşturmakta ve çoğunlukla gırgır avcılığı yapan gemilerde (% 54) rastlanmaktadır. Yer ve zaman yasağı ihlallerinin % 82'si yer yasağına, % 18'i zaman yasağına muhalefetten kaynaklanmıştır. Yer yasağı ihlallerinin % 70'i ve zaman yasağı ihlallerinin % 95'i trol ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Kesilen idari para cezalarının % 78'i trol, % 22'si gırgır ihlaline muhalefetten kesilmiştir. El konulan su ürünleri açısından en yüksek oranının % 65 ile hamside olduğu, ağırlıkça trol kaynaklı el konulan su ürünleri % 4 iken, gırgır kaynaklı olanların oranının % 96 olması dikkat çeken diğer bir konudur. El konulan avcılık araç ve gereçleri açısından ise trol kaynaklı olanların % 71, gırgır kaynaklı olanların payı ise % 29 olarak tespit edilmiştir.
Türkiye'de otuz metre ve üzeri balıkçı gemilerinde uygulanan geri-alım programının değerlendirilmesi
Türkiye'de balıkçı gemilerinin tonaj ve makine gücü 1970 senelerinde devlet tarafından sağlanan gümrük muafiyetleri ve düşük faizli krediler nedeniyle önemli şekilde ilerleme göstermiş ve özellikle 1980 yılından sonra tekne sayısında hızlı bir artış gözlenmiştir. Bununla beraber, 1985 yılından itibaren av filosundaki hızlı gelişmeyle denizlerden elde edilen ürün miktarı giderek azalmış, söz konusu durum balıkçıların da reel gelirlerinin azalmasına neden olmuştur. Türk denizlerinde 2018 verilerine göre 15.352 ruhsatlı balıkçı teknesi bulunmaktadır (Anonim 1). Avrupa Birliği (AB) devletlerinin balıkçı tekne sayısı ile Türkiye'deki tekne sayısı karşılaştırıldığında, AB ülkelerinin tekne sayılarının Türkiye'den daha az olduğu görülmektedir (Anonymous 1). Ülkemizde halen uygulanan hatalı balıkçılık teknikleri yüzünden özellikle ekosistem ve balık stokları zarar görmektedir. Bu sorunu çözmenin en önemli araçlardan birisi ise genellikle devlet teşvikiyle yapılan geri-alım programlarıdır. Nitekim, başta AB Ülkeleri olmak üzere, balıkçılıkta gelişmiş ülkeler çok daha önce etkin çözümün filonun azaltılması olduğuna karar vermiş ve bu yönde uygulamalara geçmişlerdir. 2012 yılı itibariyle uygulamaya konan ve her bir yıl için ayrı çıkartılan tebliğler sonucu üç defa gerçekleştirilen geri-alım programının amacı filoda etkin bir azalma ile balık üzerindeki av baskısını azaltmak ve sürdürülebilir balıkçılığın önünü açmaktır. Çeşitli sebeplerle Türkiye'de uygulanan gemi geri-alım programında şimdiye kadar önemli bir başarı sağlanamamıştır. Bu çalışmada söz konusu durum göz önüne alınarak denizlerimizdeki stoklar üzerinde oldukça baskın olan 30 metre ve üzeri gemi geri-alımının başarısı araştırılmış, soruna çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Yapılan incelemede, sürdürülebilir balıkçılık yönetiminde ve stokların korunmasında etkin olan , % 90 üretim payına sahip 18 metre ve üzeri gırgır ve trol balıkçı teknelerinin bu programa ilgi göstermedikleri ortaya çıkmıştır (Duran 2002). Bu nedenle 12 metre ve üzeri gemilerin geri-alımı ile başlayan proje, sonraki yıllarda 10 metre ve üzerindeki balıkçı gemilerine kadar indirilmiş, 2014 yılındaki 3. Programda uzun teknelerin başvurmalarını sağlamak amacıyla destek miktarı değiştirilerek; 31- 34 metre balıkçı gemilerine 20 bin, 35-45 metre balıkçı gemilerine 30 bin ve 46 metre ve üzeri balıkçı gemilerine 35 bin TL destekleme ödemesi yapılması planlanmıştır. Bu araştırmanın kapsamı ruhsatlı, 30 metre ve üzeri, Su Ürünleri Bilgi Sistemi (SUBIS)'ne kayıtlı olup programdan yararlanmayan teknelerdir. Bu kapsamda bahsedilen tekne sahipleri/işletmecileri ile birebir anket yapılmıştır. Elde edilen verilerle programın 30 metre ve üzeri tekne sahiplerinin programdan yararlanmama sebepleri araştırılmış, etkin filo azaltma konusunda sadece gemi boyunu esas alan programın yeterli olup olmadığı ve bu konuda neler yapılabileceği irdelenmiş, diğer ülkelerde uygulanan programlarla karşılaştırılmalar yapılmıştır. Programa katılmama kararındaki en büyük etken ekonomik olarak görülmektedir. Geri-alım programında belirlenen meblağın balıkçılara az gelmesi programa katılmama nedenlerinden en önemli faktörlerden birisi olarak belirlenmiştir. Bunun yanında teşvikten daha fazlasını kazanıyor olma, teknesini yenileme ve ruhsat satışını yapabilecek olma ihtimalleri, programa katılmayan balıkçıların bu kararı verirken en çok etkili olan faktörlerin başında gelmektedir. Baba mesleği bu kararda % 86 kadar etkili olmuştur.
Dip trol ağında hedef dışı vatoz avcılığının azaltılması
Yapmış olduğumuz bu tez çalışmasında denizel ekosistem için önemli olan, IUCN kırmızı liste durumları kritik durumda ve dip trolü avcılığında çok miktarda yakalanan ancak genellikle ıskarta edilip karaya çıkma miktarı çok düşük olan vatoz türlerinin, "Supershooter" model TED ızgara kullanılarak trol torbasına geçmeden ağdan dışarı atılması amaçlanmıştır. Akdeniz Üniversitesi "R/V Akdeniz Su" araştırma gemisi ile yapılan saha çalışmalarında, trol torbasının önüne belli bir açı ile yerleştirilen TED ızgaranın üstünde ve altında olmak üzere 2 farklı kaçış açıklığı denenmiş olup toplamda 29 geçerli trol çekimi yapılmıştır. Yapılan bu tez çalışmasının hedefinde yer alan dip trol ağında hedef dışı vatoz avcılığını azaltmak üzere kullanılmış olan "Supershooter" model TED ızgara alttan kaçış çekimlerinde toplam 16 vatoz bireyinin 14'ünü kaçırmış olup, kaçırılan bu 14 birey toplam avın ağırlıkça %97'sini oluşturmaktadır. Üstten kaçış çekimlerinde toplam 83 balıktan 39'u kaçmayı başarmıştır, ancak bu 39 birey ağırlık yönünden toplam avın %87,38'ini oluşturmaktadır. Öte yandan trol ağında TED ızgara kullanımının ticari öneme sahip olan türler üzerindeki etkisine bakıldığında ise alttan kaçış çekimlerinde ağırlıkça %26,56 oranında bir azaltma meydana getirdiği kaydedilmiştir, üstten kaçış çekimlerinde ise bu oran %39,13'e çıkmaktadır. Vatozların yanı sıra deniz kaplumbağası gibi önemli canlıların ve araba tekerleği gibi atıkların da ızgara sayesinde ağdan dışarı atıldığı saptanmıştır. Özellikle büyük vatoz bireylerinin ağa girmeden dışarı atılması konusunda Supershooter TED ızgara modelinin kullanımının başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür
Dip parakete avcılığında ölüm oranlarını azaltıcı donanım modifikasyonları: Geleneksel (J tip) ve alternatif yuvarlak (C tip) iğne performanslarının karşılaştırılması
Antalya Körfezi'nde gerçekleştirilen bu çalışmada, dip parakete avcılığında yaralanma ve ölüm oranlarını azaltılabilmesi amacıyla geleneksel olarak kullanılan J tip iğneye alternatif olarak C tip iğnelerin performans karşılaştırmaları yapılmıştır. İğne türüne göre hedef, ıskarta, kıkırdaklı ve kemikli balıklar olmak üzere av verimi kıyaslamaları yapılmıştır. İki iğne türü için, balık vücudunda takıldıkları bölgeye göre yaralanma hasar indeksi (YHİ) ve sağ kalma (SKİ) indekslerinin karşılaştırmaları yapılmıştır. Araştırma süresi boyunca deneysel olarak hazırlanan parakete takımı ile 21 geçerli avcılık örneklemesi yapılmıştır. İki iğne türü arasında av verimi kıyaslamalarında bir fark bulunmamıştır (p>0.005). Yakalanmaya bağlı olarak balıklardaki yaralanma hasar değerleri geleneksel iğnelerde yakalananlara göre C tip iğnelerde yakalananlarda daha düşüktür. Bu nedenle, C tip iğnelerde yakalanan balıkların sağ kalma indeks değerleri geleneksel iğnelerde yakalananlara göre ise daha yüksektir (p<0.005). Derin takılma bölgesine göre yakalanan balıkların yaralanma hasarları ile hafif takılma bölgesinden yakalanan balıklara göre daha çok hasar vermiştir (p<0.005).
Türkiye ve Avrupa Birliği'nde uygulanmakta olan su ürünleri yetiştiricilik politikaları'nın karşılaştırmalı analizi
Türkiye, yer aldığı coğrafi konum özellikleri sebebiyle su ürünleri üretimi konusunda önde gelen ülkelerden bir tanesidir. Ülkemizde su ürünleri sektörü geçen yıllar içerisinde destekleme kapsamına alınmış, ihracatta ve üretimde birçok farklı düzenlemeye tabi tutulmuştur. Böylelikle son 30 yıl boyunca su ürünleri yetiştiriciliği sektöründe büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. AB' de ise su ürünleri yetiştiriciliği özellikle topluluğunun kıyı bölgelerinde çok önemlidir. AB'de su ürünleri ve balıkçılığın düzenlenmesine yönelik politikalar OBP altında düzenlenmektedir. OBP, balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğinin çevresel, ekonomik ve sosyal açıdan sürdürülebilir olmasını ve sağlıklı bir gıda kaynağı sağlamayı amaçlamaktadır. AB'de OBP yönelik ilk çalışmalar 1970li yıllarda başlamıştır. Bugün mevcut durum itibariyle OBP dört temel politika alanından oluşmaktadır. Bunlar balıkçılık yönetimi, uluslararası politika, piyasaların düzenlenmesi ve politikanın finansmanına yönelik oluşturulmuş olan alanlardır. OBP, OTP'dan ayrılmasında itibaren birçok farklı değişim ve reform sürecinden geçmiştir. Politika, yıllar içerisinde yapılmış olan bu reformlar sonucunda birçok kez güncellenmiş ve yeniden düzenlenmiştir. Söz konusu reformlardan sonuncusu ise Birlik içerisinde 2014 yılı itibariyle uygulamaya girmiştir. Bu tez çalışmasında OBP'na yönelik olarak 2014 yılında yapılmış olan reform sonrası OBP 'nın yeni düzenlemeleri incelenmekte ve Türkiye'deki mevcut su ürünleri yetiştiricilik politikalarına ilişkin düzenlemelerle karşılaştırılmaktadır. Bu kapsamda tez çalışmasında söz konusu yeni düzenlemelerin Türkiye su ürünleri yetiştiricilik sektörüne olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Oymapınar Baraj Gölü'ndeki (Antalya) Eğrez (Vimba vimba (Linnaeus, 1758))'in populasyon yapısı, büyüme ve üreme biyolojisi
Bu araştırma; Nisan 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Manavgat Irmağı üzerindeki Oymapınar Baraj Gölü'nden örneklemesi yapılan V. vimba'nın yaş dağılımı, boy ve ağırlık dağılımı, büyüme parametreleri, yumurtlama dönemi, eşey oranları, ilk eşey olgunluğa erişme yaşı ve boyu ile fekonditesi gibi biyolojik özellikleri kapsamaktadır. Oymapınar Baraj Gölü'nden temin edilen 139 eğrez örneğinin yaşları II-VI arasında dağılım göstermiştir. III Yaş grubu, % 55,4 oran ile baskın yaş grubu olmuştur. Örneklerin %70,5'ini dişiler, %29,5'ini erkekler oluşturmuştur. Dişilerin çatal boyları 11,30-16,60 cm aralığında, ağırlıkları ise 16,42-58,05 g arasında dağılım göstermiştir. Erkek bireylerin çatal boyları 10,20-17,00 cm aralığında, ağırlıkları 11,47-63,75 g arasında dağılım göstermiştir. Tüm bireyler için Von Bertalanffy büyüme parametreleri L∞= 17,78 cm, W∞= 71,36 g, k= 0,506, t0= -1,082 ve b = 3,2378 olarak belirlenmiştir. En büyük yaş dişiler için V, erkekler için VI olarak belirlenmiştir. İncelenen V. vimba örneklerinde boy-ağırlık ilişkisi eşitlikleri, dişi ve erkek bireylerin toplamında W = 0,012 L3,0043 (R² = 0,9434) olarak bulunmuştur. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) değeri 1,21 ± 0,088 olarak hesaplanmıştır. V. vimba bireylerinde ilk eşeysel olgunluk boyu dişiler için 15,04 cm, erkekler için ise 12,23 cm olarak saptanmıştır. İlk eşeysel olgunluk yaşı dişi ve erkek bireyler için III olarak bulunmuştur. Aylık gonadosomatik indeks değerleri, yumurtlama zamanının Nisan-Temmuz ayları arasında olduğunu göstermiştir. Ortalama yumurta çapının 0,25 mm olduğu belirlenmiştir.
Üzüm çekirdeği yağının aynalı sazan (Cyprinus carpio) yavrusunun büyüme performansı ve vücut kompozisyonu üzerine etkisi
Bu tez çalışmasında, tarım sanayisininbir yan ürünü olan üzüm çekirdeği yağının (UCY)aynalısazan (Cyprinus carpio) yavrusunun büyüme performansı ve vücut kompozisyonu üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla, üzüm çekirdeği yağının %0 (kontrol, UCY-0), %0,5 (UCY-0,5), %1 (UCY-1), %2 (UCY-2) ve %3 UCY-3) oranlarını içeren ham protein (%38), ham yağ (%8) ve sindirilebilir enerji (3750 kcal/kg) değerleri eşit 5 farklı deneme yemi hazırlanmıştır. Deneme, başlangıç ağırlıkları 3,65± 0,049 g ve boyları 6,2 ±0,076 cm olan deneme balıkları kullanılabilir hacmi 60 L olan her bir akvaryuma20 adet olacak şekilde toplamda 15 adet akvaryuma yerleştirilmiştir. Deneme, 3 tekerrürlü olacak şekilde tesadüf parselleri deneme desenine göre planlanmış ve günde 2 kez doyuncayakadar beslenerek84 gün süre ile yürütülmüştür. Deneme sonunda, deneme grubu balıkların deneme sonu ağırlık artışı, yüzde canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve yem dönüşüm oranı değerleri UCY-0,5 grubu hariç diğer gruplarda benzer bulunmuştur (P>0,05). Deneme grubu balıkların deneme sonu boyca büyüme, kondüsyon faktörü, toplam yem tüketimi, hepatosomatik indeks ve visserosomatik indeks değerleri arasındaki farklar önemsiz bulunmuştur (P>0,05).Bütün deneme grubu balıkların yaşama oranları benzer bulunmuştur.Deneme grubu balıkların balıketi kimyasal kompozisyonları arasında istatistiki olarak önemli bir fark bulunmazken, balıketi yağ asidi kompozisyonlarında önemli farklılıklar saptanmıştır (P<0,05). Özellikle doymuş yağ asitlerinden palmitik asit ve stearik asit deneme yemlerindeki üzüm çekirdeği yağının atışıyla artış göstermiş ve bu artış toplam doymuş yağ asitlerine yansımıştır. Çoklu doymamış yağ asitlerinden linoleik asit üzüm çekirdeği yağının artışıyla artış gösterirkenen yüksek değerler UCY-0,5 ve UCY-3 gruplarında elde edilmiştir (P<0,05). UCY-0,5 ve UCY-3 gruplarının linolenik yağ asidi değerleri kontrol grubununki ile benzer olup, diğer gruplarıdan daha yüksek çıkmıştır (P<0,05). Deneme grubu balıklarının tolpam çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) değerleri deneme yemlerindeki üzüm çekirdeği yağının artışıyla birlikte artış göstermiş ve en yüksek değerler UCY-0,5 ve UCY-3 gruplarında saptanmıştır (P<0,05). Deneme sonu balıkların toplam n3 PUFA değerleri en yüksek UCY-0,05 grubunda ve toplam n6 PUFA değerleri ise UCY-0,5 ve UCY-3 gruplarında belirlenmiştir. Deneme sonu balıkların aterojenikindeks değerleri en düşük UCY-0,5 ve UCY-3 grubunda saptanırken, trombojenik indeks ise en düşük kontrol grubuyla birlikte UCY-0,5 vev UCY-3 gruplarında elde edilmiştir. Deneme yemlerindeki üzüm çekirdeği yağının artışıyla birlikte özellikle UCY-0,5 ve UCY-3 gruplarındaki balıkların hipokolostrolemik/hiperkolostrolemik oranı değerleri artış göstermiştir. Sonuç olarak, deneme yemlerine %3'e varan oranda üzüm çekirdeği yağı ilave edilmesinin aynalı sazan yavrusunun büyüme performansı ve yem dönüşümüüzerine kontrol grubu ile benzer etkiye sahip olduğu, bununla birliktebalık eti yağ asidi kompozisyonunu önemli düzeydeve olumlu yönde etkilediği görülmüştür.
Antalya ili civarındaki bazı alabalık çiftliklerindenLactococcus garvieae'nin izolasyonu
Bu çalışmanın amacı Antalyadaki bazı gokkuşağı alabalıkları işletmelerindeki hasta balıklardan izole edilen Lactococcus garvieae suşlarının tanımlanmasıdır. Çalışmada ayrıca suşların antibiyotik duyarlılığı ile Çoklu Antibiyotik Direnç (ÇAD) indeks değerleri de çalışılmıştır. Bu amaçla 2018 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında Kemer, Korkuteli, Manavgat ve Akseki deki alabalık işletmelerine gidilmiştir. İşletmelerdeki havuz suyu sıcaklığı 8 °C'den 21 °C'ye kadar değişmiştir. Çalışmada vücut ağırlıkları 180 gramdan 350 grama kadar olan toplam 30 adet örneği kullanılmıştır. Laktokokkozisden etkilenen balıklarda durgunluk, iştahsızlık, deri renginde koyulaşma, tek ya da iki taraflı ekzoftalmus, opaklaşma ve hemoraji gözlenmiştir. Nekropside, iç organlarda kanama, dalağın büyümesi ve koyulaşması, karaciğerde kanama ve asites tespit edilmiştir. Hasta balıkların karaciğer, dalak ve böbreklerinden alınan örnekler Beyin Kalp İnfuzyon Agar (BHIA)'a inoküle edilmiştir. Ekimli Petri kutuları 25 ± 2 °C de 72 saat süre ile inkübe edilmiştir. İnkübasyon sonrası, izole edilen bakteri suşlarına fenotipik ve moleküler tanı teknikleri uygunlamış ve 75 suş Lactococcus garvieae olarak tanımlanmıştır. Antibiyogram test sonuçlarına göre suşların hepsinin ampisiline dirençli olduğu bulunmuştur. Suşların ampisilin dışında diğer antibiyotiklere karşı duyarlılık ve direnç durumları değişiklik göstermiştir. Suşların Çoklu Antibiyotik Direnç (ÇAD) indeks değerleri sırasıyla 0,22; 0,33 ve 0,44 olarak bulunmuştur.
Çekerek ırmağı balık topluluk yapısının mevsimsel ve alansal değişimi
Bu çalışmada Çekerek Irmağı balık topluluk yapısındaki alansal ve mevsimsel değişimlerin çevresel parametrelerle etkileşimi 8 istasyonda 2017-2018 yılı boyunca mevsimsel örneklemeler ile gerçekleştirilmiştir. Elektroşokerle yapılan örneklemelerden 2 familyaya ait 13 balık türünden toplam 1255 balık bireyi elde edilmiştir. Balık türleri içerisinde Squalius seyhanensis (%30.28)'lik oranıyla en dominant tür olduğu belirlenmiştir. Bu balık türünü Capotea banarescui (%23.51), Capotea sieboldii (%13.63), Alburnus geokani (%8.05), Chondrostoma angorense (%7.33), Oxynoemacheilus sp. (%5.18) ve Barbus anatolicus (% 4.54), Pseudorasbora parva (%3.11), Oxynoemacheilus kosswigi (%2.87), Rhodeus amarus (%1.20), Alburnoides kurui (% 0.16), Carassius auratus ve Vimba vimba (%0.08) oranlarıyla izlemiştir. Çekerek Irmağı'nın yıllık birim av gücü (CPUE) 258.65 (birey/30 dakika), çeşitlilik indeksi (H') 1.95 ve aynılık (evenness) (J) 0.76 olarak tespit edilmiştir. Kanonik Uyum Analizi (CCA), çevresel parametrelerin Çekerek Irmağı balık topluluk yapısının dağılımında meydana gelen değişimlerin %52.8'ini açıklayabilmiştir. İletkenlik, tuzluluk ve pH balık topluluklarını etkileyen en önemli, Çözünmüş Oksijen (ÇO %) ise ikinci derecede önemli çevresel parametreler olarak belirlenmiştir. Teorik olarak akarsularda görülen menbaadan mansaba doğru balık tür sayısındaki artış trendi, Çekerek Irmağı'nda sadece baraj girişi istasyonu olan 4. istasyona kadar tespit edilmiş, Çekerek Barajının çıkış istasyonundan sonra balık tür sayısında bir azalma görülmüştür. Bu durum barajların akarsular üzerinde olan menfi etkilerinin Çekerek Irmağı içinde geçerli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yeşilırmak Havzası, Balık Topluluğu, Mevsimsel ve Alansal Değişim, Çevresel Parametreler, Çekerek, CCA.
Marmara denizi Büyükçekmece ve Tuzla istasyonları mikroplastik miktarları ve dağılımı
İnsanların doğaya boşalttığı veya terk ettiği atıkların denizel çevre üzerindeki olumsuz etkileri 1970'li yıllardan beri bilinmektedir ve günümüze kadar sürdürülen çalışmalar denizel atıkların miktarının her geçen gün artmaya devam ettiğini ortaya koymuştur. Mikroplastik varlığının günümüzde okyanusların en derin bölgelerinden kutupların en uzak noktalarına kadar uzanan geniş alanlara ulaşmış olması, plastik kullanımının her geçen gün artması ve deniz canlılarının üzerindeki etkisi plastik sorunun her geçen gün büyüyeceğini ve dünya üzerindeki tüm canlılar için büyük sorunlar oluşturacağını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı Marmara denizinde bulunan 2 farklı noktada ki mikroplastik varlığını ortaya koymaktır. Çalışmada Mayıs 2018 yılında MBC ve MY1 istasyonlarında, Yüzey suyu örneklemesi, Su kolonu örneklemesi ve sediment örneklemesi yapılmış ve 3 fraksiyonda da mikroplastiklerin varlığı, türleri ve sayıları ortaya konmuştur. Yüzey suyu ve sediman çalışmalarında MBC istasyonunda daha fazla mikroplastik parçacık görülürken su kolonu çalışmasında MY1 istasyonunda daha fazla mikroplastik parçacık tespit edilmiştir. Ayrıca aynı istasyonlarda 2016 yılı ve 2018 yılı karşılaştırması yapılmış 2018 yılında her iki istasyonda da plastik parçacık sayısında artış görülmüştür. Her iki istasyon için yapılan çalışmada da fiber parçacıkların fazlalığı dikkat çekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Mikroplastikler, Marmara Denizi Mikroplastik miktarları
The estimation of the carrying capacity of a Süreyyabey dam lake for the intensive rainbow trout culture in cage
The most important elements in fish net cage culture systems are the water quality parameters surrounding the cages and environmental carrying capacity. In this study, some water quality parameters of Süreyyabey dam lake were monitored for one year and considering the results obtained, some evaluations have been made on trout cage culture and carrying capacity. The research area is located on the Çekerek stream in the Yozgat Province of the Central Anatolia Region. The aim of this thesis is to determine the carrying capacity of Süreyyabey dam lake for trout cage culture by using phosphorus loading model. The acceptable phosphorus load was between 30 and 60 mg/m3 and the feed conversion rate was between 1.0-2.0 in Süreyyabey dam lake that had an average depth of 31.6 m and a surface area of 41.34 km2. As a result, the amount of trout that can be cultivated in cages calculated as approximately 0 to 13 600 tons/year. However, summer water temperature values limited cage trout culture.