Recently Added Theses
View AllOsmanlı Devleti'nde kapitülasyonların kaldırılması meselesi
Kapitülasyonlar, bir devletin başka bir devlete ayrıcalıklar sağlaması anlamına gelir. Bu ayrıcalıklar genellikle siyasi, ekonomik, adli ve hukuki alanlarda belirli hak ve muafiyetleri içerir. "Kapitülasyon rejimi" Osmanlı Devleti kurulmadan önce de uygulanmıştır. Daha önceden uygulanan bu sistemi Osmanlı yönetimi, ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda genişleterek kullanmaya devam etmiştir. Devlet 16. yüzyıldan itibaren ülkeye yabancı tüccar çekerek onların iş yapabilmesini kolaylaştırmayı amaçlamıştır. Bunun için yabancı devletlere ticaret yapma izni verilmiştir. Bu, devletlerin Osmanlı topraklarında kendi yasalarını uygulama hakkını elde etmeleri anlamına gelmektedir. Antlaşmalar ile Batılı devletler, ticaretlerindeki vergi ve diğer mali kısıtlamaların çoğundan muaf tutulmuştur. Ayrıca Batılılar, Osmanlı topraklarında ikamet ve seyahat etme, kendi dillerinde okul açma, konsolosluk mahkemelerinde yargılanma, din ve geleneklerini rahatça uygulama gibi kişisel ve hukuki ayrıcalıklar da elde etmiştir. Osmanlı Devleti kapitülasyonlarla ticaret yollarını canlı tutmayı, Avrupa devletlerinde üretilen ve ihtiyaç duyduğu mamullere kolayca erişim sağlamayı ve nakit akışına her zaman muhtaç olan hazinesini gümrük vergileriyle doldurmayı hedeflemiştir. Ayrıca Katolik Hristiyan Avrupa'yı parçalamak gibi siyasi amaçlarla da kapitülasyonlar verilmiştir. Osmanlı Devleti'nin Batı karşısında 17. yüzyılın sonunda başlayan siyasi, askerî ve mali yönden geri kalma süreci, Avrupa ile arasındaki güç ilişkilerinin önemli ölçüde değiştiği 19. yüzyılda tamamlanmıştır. Osmanlı aleyhine çalışan Batılılar, bu süreçte daha kolay ve kısa zamanda sonuç elde etmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti ise bu zaman diliminde kapitülasyonları sınırlandırmak ve kendi ekonomik çıkarlarını korumak için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bu çalışma ile Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılda verdiği ilk kapitülasyon antlaşmasından başlayarak yaklaşık dört asırlık bir süreçte kapitülasyonların Osmanlı siyasi, mali, adli ve hukuki yapısında yol açtığı zafiyetleri bir bütün olarak tespit etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu tezde kapitülasyonlarla beraber, kapitülasyonlara karşı Osmanlı bürokrasisinin ve aydın kesimin refleksine de yer verilmiştir. Çalışma kapitülasyonların kaldırılma sürecini bir mesele olarak ele alarak, Osmanlı Devleti'nin son dönemine dair yapılacak çalışmalara katkı sağlamayı amaçlamıştır. Ayrıca kapitülasyonlar konusunu ele alan tarihçilerin yanı sıra, farklı disiplinlerin yararlanabileceği bir çalışma olması hedeflenmektedir. Araştırma, kapitülasyonların tarihsel bir perspektiften incelenmesini ve Osmanlı Devleti'nde meydana getirdiği suistimal ağının anlaşılmasını amaçlamaktadır. Çalışma boyunca kapitülasyon sisteminin kökeni, gelişimi ve yaygın kullanım nedenleri anlaşılmaya çalışılarak rejimin devletlerin güç dengeleri üzerindeki etkileri analiz edilmiş ve kapitülasyonların sonuçlarına ilişkin örnekler incelenmiştir. Tez özellikle kapitülasyonların, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerindeki etkilerine odaklanmaktadır.
Derin öğrenme teknikleri ile bazı bağ hastalıklarının belirlenmesi
Türkiye, üzüm üretiminin en çok yapıldığı dünyanın en önemli bağ alanlarına sahip olan ülkelerdendir. Bağcılıkta verimliliği olumsuz etkileyen en önemli sebeplerden birisi bağ hastalıklarıdır. Bu çalışmada, bir yapay zeka yaklaşımı olan Faster R-CNN, SSD Multibox ve özgün olarak yeni geliştirilen derin öğrenme modeli kullanılarak bazı bağ hastalıkları tespit edilmiş ve sınıflandırılmıştır. Bu hastalıklar yaygın olarak görülen ve ekonomik sorun oluşturan külleme, mildiyö, ölü kol hastalığı ile asma yaprak kıvrılma virüs hastalığı (GLRaV) ve asma kısa boğum virüs (GFLV) hastalıklarıdır. Önerilen yöntem 11 000 görüntü kullanılarak eğitilmiş ve test edilmiştir. Deneysel değerlendirmeler sonucunda hastalıkların tespiti ve sınıflandırılmasında genel doğruluk oranları Faster R-CNN %92, SSD Multibox %92.21 ve geliştirilen model ile %96.95 olarak bulunmuştur. Önerilen yaklaşım, literatürdeki benzer yöntemlerden daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu nedenle yöntemin, bazı bağ hastalıklarının tespit edilmesi ve sınıflandırılmasında, güvenilir bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın literatüre temel katkısı, fungal ve viral hastalıklardan oluşan beş farklı bağ hastalığı için büyük miktarda yeni bir veri seti oluşturulması ile hastalık tespiti ve sınıflandırılmasında özgün yeni bir derin öğrenme modelinin geliştirilmesidir.
Halid Ziya Uşaklıgil'in Mensur Şiirler Mezardan Sesler adlı eserinin metindilbilimsel yapısı
Dil, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir. Sadece bir iletişim aracı değildir. Düşünceyi, medeniyeti ve kültürü oluşturmada büyük role sahiptir. Geçmişten günümüze kadar araştırmacılar dil üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar öncelikle dilbilim başlığı altında yapılmış daha sonra dilbilim alt başlıklara ayrılmıştır. Alt başlıklardan biri de metindilbilimdir. Metindilbilimde dilsel olguları metin haline getiren ölçütleri bulmanın yanında metinler ve gönderme yaptıkları olgular ile ilişkileri de ele alınır. İncelenen metin Halid Ziya Uşaklıgil'in "Mensur Şiirler- Mezardan Sesler" adlı eseridir. Bu eser beş bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde Halid Ziya'nın hayatı, sanatı ve eserlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde dilbilim ve metindilbilim kavramları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde gönderimsel bağdaşıklık görünümleri kapsamlı bir şekilde verilmiştir. Dördüncü bölümde tutarlılık görünümleri ele alınmıştır. Özelleştirme, neden-sonuç, karşılaştırma, zaman bağlantısı incelenmiştir. Beşinci bölümde ise metnin tonları açıklanmış ve eserde hâkim olan tonlar açıklanmıştır. Mensur Şiirler Mezardan Sesler adlı eser incelenirken Doğan Günay'ın "Metin Bilgisi" adlı eserinde yer alan değerlendirme ölçütleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halid Ziya Uşaklıgil, Mensur Şiirler-Mezardan Sesler, Dil, Dilbilim, Metindilbilim.
Devâ-i Emrâz 2b-50a varaklar arası (Giriş-inceleme-söz varlığı-metin-dizin)
Osmanlı tıp anlayışının gelişmesinde hiç şüphesiz eski Yunan, eski İran, Hint geleneği, Mısır geleneği ve bunlarla birlikte peygamber hadislerine dayanan İslam tıbbının da etkisi olmuştur. İbni Sina, İbn Nefis, İbn Zuhr, ez-Zehravi, el Biruni, er Razi gibi müslüman bilim insanları ve Huneyn b. İshak ve Cürcis gibi Hristiyan bilim insanları da ortaya koydukları eserlerle İslam tıbbına katkı sağlamışlardır. Bu doğrultuda gelişen İslam tıbbı Osmanlı tıp anlayışının gelişmesine de büyük katkı sağlamıştır. Gelişen Osmanlı tıp anlayışı içerisinde 17. yüzyıla gelinceye kadar çeşitli tıp kitapları kaleme alınmıştır. Bu dönemde yazılmış olan Devā-i Emrāz adlı eserde de geleneksel Osmanlı tıp anlayışında görülen vücudun üst kısmından başlayıp aşağı kısmına doğru ilerleme anlayışı görülmektedir. Devā-i Emrāz'ın Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi 1023 arşiv numaralı Hamidiye nüshası üzerine çalışma yapılmıştır. Ayrıca farklı dillerdeki hastalık adları, bitki adları ve hayvan adlarının doğru okunması hususunda Tavşanlı Halk Kütüphanesi 401 arşiv nolu harekeli nüshadan da yararlanılmıştır. Çalışma Giriş, İnceleme, Söz Varlığı, Metin, Dizin, Sonuç ve Kaynakça bölümlerinden oluşur. Giriş kısmında Osmanlı tıp anlayışını şekillendiren durumlar ve müfred devalar üzerinde durulmuş İnceleme kısmında eserin yazım, ses, şekil bilgisi üzerinde Metin kısmında Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi 1023 arşiv numaralı Hamidiye nüshası okunmuş ve Söz Varlığı bölümünde hayvan, bitki, terkib, hekim, organ adları üzerinde durulmuştur ve Dizin kısmında madde başı dizini yapılmış Sonuç bölümünde Deva-i Emraz'ın dil özellikleri Kaynakça bölümünde çalışmada yararlanılan kaynakların isimlerinin bulunduğu Kaynakça bölümüyle çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler : Devā-i Emrāz, Bolevī İsa Efendi, Osmanlı Tıp Anlayışı, Gelenek, 17 Yüzyıl Tıp Anlayışı
Salâh Birsel'in İstanbul-Paris adlı eserinde kelime grupları
Dil, kültürü yansıtan ve insanın aynası olan bir varlıktır. Bir milletin yaşamına ışık tutan dil, kültürün oluşumuna ve yaşatılmasına önemli katkılar sunar. Dilin temel yapı taşı olan kelime, hayat kaynağıdır ve kültürün taşıyıcısıdır. Kelimeler, bir dili oluşturan ve dilin zenginliğini gösteren yapılardır. Türkoloji alanında bu konuda birçok çalışma yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Salâh Birsel, Türk diline ve söz varlığına yapmış olduğu katkılarla tanınan bir edebiyatçıdır. Eserlerindeki dil ve üslûp özellikleri, Türk diline yeni anlamlar kazandırmış ve kelime dünyasını zenginleştirmiştir. Birsel'in eserlerindeki kelime grupları, söz varlığı, Türkçeye özgün bir bakış açısı getirmiştir. Bu nedenle Salâh Birsel'in hayatı, eserleri, dil ve üslûp özellikleri üzerine yapılan bir araştırma önemlidir. Ayrıca Türkçenin cümle yapısı da incelenmesi gereken konulardan biridir. Kelime grupları, dilin kıvraklığını yansıtan duygu ve düşüncelerin bir araya gelerek oluşturduğu birimlerdir. Bu kelime grupları, dilin canlılığını ve ifade gücünü ortaya koyar. Salâh Birsel'in eserlerindeki kelime grupları ve dili kullanımındaki ustalığı, Türk diline değerli katkılar sunmaktadır. Bu nedenle Salâh Birsel'in İstanbul-Paris adlı eserinin kelime grupları açısından incelenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Salâh Birsel'in Türk edebiyatındaki yeri ve onun Türkçeye katkıları ele alınmıştır. Kelime grupları, iki veya daha fazla kelimenin belli bir düzen içinde bir araya gelerek anlam taşıyan ve genellikle bir düşünceyi, bir kavramı veya bir duyguyu ifade eden dil yapısıdır. Kelime grupları, tarihî unsurları ve kültürel değerleri taşıdığı için önemlidir. Salâh Birsel'in eserlerindeki canlı dil ve anlam zenginliği, Türk dilinin benzersiz tadını ortaya koymaktadır. Bu nedenle dilin ve kelime gruplarının doğru şekilde incelenmesi gerekmektedir. Dil unsurlarının doğru tanımlanması ve aydınlatılması bir sorumluluktur. İstanbul-Paris adlı eserde yer alan kelime gruplarının çeşitliliği, akıcı bir dil kullanımı ve Türkçenin özgün yapısı vurgulanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Kelime, Kelime Grupları, Salâh Birsel, Söz Varlığı
Cemâleddin Aksarâyî'nin "Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn" adlı eserinin İlm-i Hilâf bağlamında değerlendirilmesi
Cemâleddin Aksarâyî (ö. 791/1388-89) XIV. yüzyılda yaşamış alimlerden biridir. Soyu Fahreddin Râzî'ye (ö. 606/1210) dayanan Cemâleddin Aksarâyî Râzî ekolünün Anadolu'ya yayılmasında etkili olmuştur. Talebelerinden Molla Fenârî de hocasından aldığı ilimle Anadolu'da yeni bir sistemin oluşmasına katkı sağlamıştır. Cemâleddin Aksarâyî Aksaray'da yaşamış ve ilmi faaliyetlerini burada devam ettirmiştir. Belli bir dönem de Amasya'ya gitmiş ve orada kalmıştır. Tefsir, fıkıh, hadis, ahlak, tıp ve edebiyat alanında birçok eseri bulunan Cemâleddin Aksarâyî'nin hakkında daha çok menkıbelere yer verilir. Bu menkıbeler onun ilmi kişiliğini gölgede bırakmıştır. Aksarâyî'nin Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn adlı eseri İbnü's-Sââtî'nin (ö. 694/1295) Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn adlı eserindeki bir takım kapalı kalan kısımları izah etmek, eksiklikleri gidermek ve o dönemdeki alimlerin dikkatini bu eser üzerine çekmek için yazıldığı ifade edilmektedir. Klasik fıkıh metinlerinin sistemiyle telif edilen eser hadislerden hareketle Hanefi mezhebi tenkidi yaptığından ve genel olarak Şafiî ekolünün Hanefî ekolüne itirazlarını ele aldığından bir nevi ekoller arası reddiye olarak kabul edilebilir. Kâle-ekûlü tarzında tertip edilen eserde itirazlar temellendirilirken ayet, hadis, kavâid-i külliye, usul ve aklî çıkarımlara başvurulmuştur. Ayrıca Aksarâyî itirazlarını temellendirirken ve naslardan hüküm çıkarırken hüküm çıkarma yöntemlerinin birçoğunu ustalıkla kullanarak itirazlarını temellendirme yoluna gitmiştir. Bu da Aksarâyî'nin alanına son derece hâkim olduğunu göstermiştir. Cemâleddin Aksarâyî'nin "Hâşiye alâ Şerhi Mecmâ'i'l-bahreyn" adlı eserinin ilmi hilaf bağlamında değerlendirilmesi amacıyla; İbadet bölümünde başın meshedilmesi, teyemmümün hangi cisimlerle alınabileceği, namazların cemedilmesi ve müellefe-i kulübe zekat verilmesi konuları, muamelat bölümünde bey'u'l-îne'nin hükmü, icâre akdinin üzerine bina edileceği me'cur, vakfın lazım veya gayri lazım bir akit olması, nikahta veli izni ve gasp edilen malın tazmini konuları, ukûbat bölümünde öldürülen kişinin diyetinin miktarı, kadınların şahitliği ve hazr ve ibaha başlığı altında satranç oynamanın hükmü konuları ele alınmıştır. Bu örneklerin seçilmesinin sebebi bu meseleleri hilaf ilmi bağlamında değerlendirirken ve bu konularda eleştirilerini ortaya koyarken Aksarâyî'nin ilmî birikiminin açıkça görülmesidir. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, İbnü's-Sââtî, Şerh-i Mecma'i'l-bahreyn, Cemâleddin Aksarâyî, Haşiye alâ Şerh-i Mecmâ'i'l-bahreyn.
