
119
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı branş öğretmenlerinin beden eğitimi dersine ilişkin tutumlarının bazı değişkenlere göre incelenmesi: Tokat ili örneği
Bu çalışmanın amacı Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan okullarda görev yapan farklı branştaki öğretmenlerin, beden eğitimi dersine karşı tutumlarını bazı değişkenlere göre değerlendirilmesinin yapılması ve bu değerlendirme sonucunda çözüm önerileri getirmektir. Araştırmanın evreni Tokat ilindeki ilköğretim, ortaokul ve liselerde eğitim veren farklı branşlardaki öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi kolayda örneklem yöntemi ile belirlenmiş, 7106 öğretmen belirlenmiş olup dağıtılan anketlerden 420 tane geri dönüş sağlanmış olup yapılan incelemeler sonucunda 400 anket kullanılmaya uygun bulunmuştur. Bu çalışmada kullanılacak veriler anket formu ile elde edilmiştir. İki kısımdan oluşan anket formunun birinci kısmı demografik özelliklerle ilgili sorulardan oluşmaktadır. Anketin ikinci kısmı ise farklı branşlardaki öğretmenlerin beden eğitimi dersine ilişkin tutumlarının belirlenmesi amacıyla hazırlanan 5'li likert formunda sorular yer almaktadır. Araştırmada veri analizi SPSS paket programı ile yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, ortama gibi tanımlayıcı istatistik testleri yapılmıştır. Verilerin normallik testi yapılmış olup Kolmogorov-Smirnov testi sonucunda anlamlılık değeri 0,05 değerinden küçük olduğundan (0,00 < 0,05) verilerin normal dağılmadığına karar verilmiştir. Veriler normal dağılmadığı için Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi yapılmıştır. Geçerlik ve güvenirliğin test edilmesi amacı ile Cronbach alfa katsayıları hesaplanmıştır. Ayrıca Anova testi ve Post Hoc çoklu karşılaştırma testlerinden olan Tamhome's T2 testinden faydalanılmıştır. Çalışmanın güvenilirlik testi yapılmış Cronbach Alpha değeri 0,955 bulunmuştur. Geçerlilik testinde iç güvenirlik testi uygulanmış sorular uzman kişilere gösterilmiş ve soruların geçerliliği test edilmiştir.
Acil servisten yoğun bakım ünitesine yatan COVİD-19 hastalarında PIRO ve CURB-65 skalasının morbidite ve mortalite üzerine belirleyici etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Çin'in Wuhan şehrinde 2019 Aralık'da ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020'de küresel düzeyde pandemi ilan edilmiştir. Covid-19 hastalarının yoğun bakım, servis ya da evde takibine yönelik kararın verilebilmesi için mortalite düzeylerinin ve ihtiyaçlarının hızlıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Skorlama sistemlerinin kullanımı, acil servis ve yoğun bakım hekimlerinin hastaları daha etkili ve hızlı değerlendirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışma Covid-19 hastalarında yoğun bakım ihtiyaçları ve mortalite düzeylerinin belirlenmesinde CURB-65 ve PIRO skalalarının kullanılabilirliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamızın evren ve örneklemi Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvuran ve yoğun bakıma yatış kararı alınan hastalar oluşturmaktadır. Hastane bilgi sistemi üzerinden alınan verilerle CURB-65 ve PIRO skorları belirlenmiştir aynı zamanda kan parametreleri kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS Statistics 22 veri programı ile kaydedildi. Sürekli değişkenlerin normalliği Shapiro-Wilk's testi, varyansların homojenliği de Levene testi ile incelendi. İki grup arasında farklılık için, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi kullanıldı. Nitel değişkenler arasındaki ilişki için Ki-Kare testi kullanıldı. Nicel değişkenler aritmetik ortalama ± standart sapma ve nitel değişkenler sayı ve yüzde biçiminde gösterildi. Nicel değişkenler arasındaki ilişki için pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 100 hasta dahil edildi. Hastaların %58'i erkek ve %42'si kadındı. Vefat edenlerin %39'u erkek ve %28'i kadındı. Hastaların %67'si yoğun bakımda vefat etmiştir, %33'ü ise yoğun bakımdan servise alınmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 68,93 idi. CURB-65 skoru ortalama 2,52, PIRO skoru ortalama 2,79, Glasgow skoru ortalama 12 idi ve yatış günü ortalaması 14,78 bulunmuştur. Hastaların %40'ında ek hastalık yoktu. %5 hastada nörolojik, %6 hastada kanser (CA), %9 hastada ABY+KBY, %5 hastada KKY, %15 hastada HT, %4 hastada Astım-KOAH ve %16'sında DM+HT vardı. Covid-19 hastalarında vefat eden ve servise nakledilen hastalar arasında yaş yönünden istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır(p<0,001). CURB-65 ve PIRO Skalaları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). CURB 65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). Glasgow Koma Skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0,05). PLT değeri vefat eden hastalarda servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: CURB-65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Tüm gruplar da CURB-65 ve PIRO arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. CURB-65 ve PIRO skalalarının Covid-19 hastalarının yoğun bakım-servis yatış ve taburculuk kararında ve mortalite belirteci olarak etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Covid-19, CURB-65, PIRO
Subakut tiroidit hastalığında MIR375 ve MIR451a genlerinin ifade düzeylerinin araştırılması
Subakut tiroidit (SAT), tiroid ağrısının en yaygın nedenidir. SAT, kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bir sıklık ile yıllık 100.000 bireyde ortalama 12.1 vakalık bir insidansa sahiptir. Mikro RNA (miRNA)'lar gen ifadesinin negatif düzenleyicileri olan endojen kısa tek sarmallı kodlanmayan RNA'lardır. Gen ifadesinin transkripsiyon sonrası düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Bu çalışmada dolaşımdaki iki miRNA'nın (MIR451A ve MIR375) ifade düzeylerinin SAT hastalığının tanı ve takibinde bir parametre olarak kullanılıp kullanılamayacağını araştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya SAT tanısı konulan 50 hasta ve 41 sağlıklı birey dahil edildi. miRNA'ların ifade düzeyleri kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (qRT-PCR) yöntemi ile belirlendi. miRNA'ların ifade verileri 2-ΔΔCt yöntemi ile hesaplandı. miRNA ifadesinin istatistiksel önemi t-testi ile değerlendirildi. MIR375-3p'nin ifade düzeyinin SAT hastaları ve sağlıklı kontroller arasında farklılık göstermezken (p>0.05), MIR451A'in ifade düzeyinin SAT hastaları ve sağlıklı kontroller arasında farklılık gösterdiği saptandı (p=0.049). Her iki MIR375-3p ve MIR451A ifade düzeylerinin, farklı hastalık evrelerinde (hipertiroidi, ötiroid, hipotiroidi) değişkenlik göstermediği belirlendi (p>0.05). SAT hastalarının klinik özellikleri ile MIR375-3p ve MIR451A'nın ifade düzeyleri arasında yapılan korelasyon analizinde de herhangi bir ilişkiye rastlanmadı. Sonuç olarak bu çalışmada dolaşımdaki MIR451A'nın ifade düzeyinin SAT hastalarında daha düşük olduğu saptandı ki bu durum MIR451A'nın SAT hastalığının patogenezinde etkili olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Subakut Tiroidit, MIR451A, MIR375
Parkinson hastası bireylerin manyetik rezonans görüntüleri ile subkortikal yapı hacimlerinin sağlıklı bireylerle kıyaslanarak incelenmesi
Amaç: Parkinson substantia nigra dejenerasyonuna bağlı oluşan ve beyin hacmini olumsuz yönde etkileyen nörodejeneratif bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı Parkinson hastalığına bağlı subkortikal beyin yapılarında oluşan hacim değişikliklerini incelemektir. Bireyler arasındaki farkın etkisini en aza indirmek amacıyla yapı hacimleri Toplam İntrakranial Hacim'e de oranlanarak hacim oranları da karşılaştırılmıştır. Önemi: Subkortikal yapılardaki hacim değişimlerini saptayarak etkilenen yapıları tespit etmek hastalığın erken tanısı ve yapıların işlevlerine göre erken önlem alınabilmesini mümkün kılacaktır. Yöntem: Çalışmaya 58 Parkinson hastası (15 kadın, 43 erkek) ve 28 sağlıklı bireye ait (9 kadın, 19 erkek) manyetik rezonans görüntüsü dahil edildi. Görüntüler üzerinden otomatik beyin segmentasyon programı BrainSuite ile hacim ölçümleri yapıldı. Bulgular: Parkinson hastası grupta sağ nucleus caudatus hacim oranı anlamlı şekilde daha düşük çıkarken; sol putamen hacmi ve sol globus pallidus hacmi, sol putamen hacim oranı ve bilateral globus pallidus hacim oranları kontrol grubunda anlamlı şekilde daha düşük çıkmıştır. Bu da bize hacim oranlarına da bakmanın bir fark oluşturduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Parkinson; Subkortikal Yapılar; Gri madde; BrainSuite; Toplam İntrakranial Hacim
Ortaöğretim öğrencilerinin tenis sporuna yönelik farkındalık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma ortaöğretim düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin tenis sporuna yönelik farkındalık düzeylerinin incelenmesi amaçlanarak hazırlanmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemleri arasında yer alan genel tarama modeli benimsenerek hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formunun yanı sıra üç alt boyuttan oluşan tenis spor farkındalık ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma grubunu %41'I erkek, %59'u kız olmak üzere toplam 400 ortaöğretim düzeyinde öğrenim görmekte olan öğrenci oluşturmuş. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin istatistiksel işlemlerinin belirlenmesi için ilk olarak verilerin normallik dağılımına bakılmıştır. Verilerin normal dağılımdan geldiği tespit edildikten sonra T-testi ve ANOVA testi istatistiksel işlemler için tercih edilmiştir. Elde edilen bulgulara bakıldığında bilişsel ve duyuşsal alt boyutlarında cinsiyete göre anlamlı farklılık tespit edilirken devinişsel alt boyutta cinsiyete göre anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Öğrencilerin haftalık spor yapma durumuna göre yapılan analiz sonuçlarında duyuşsal alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilirken bilişsel ve devinişsel alt boyutlarında anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Öğrencilerin okul türü değişkenleri durumuna göre yapılan analiz sonuçlarında duyuşsal alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilirken bilişsel ve devinişsel alt boyutlarında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Öğrencilerin öğrenim görmekte oldukları sınıf durumu ile bilişsel, duyuşsal ve devinişsel alt boyutları arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Bu doğrultuda araştırma sonuçlarına bakıldığında kız öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel farkındalıklarının erkek öğrencilerden yüksek olduğu ayrıca 9. sınıf öğrencilerinin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel farkındalıklarının diğer sınıf gruplarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan ailelerinde veya çevrelerinde spor yapan birileri olan öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel farkındalıklarının olmayanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın önemli sonuçlarından biriside ölçekte yer alan sorulara verilen cevaplar neticesinde genel olarak ortaöğretim öğrencilerinin bilişsel ve devinişsel olarak az düzeyde farkında olmaları duyşsal olarak orta düzeyde farkında olmalıdır.
Gebelerde D vitamini eksikliği prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Yozgat ili örneği
Bu araştırma, gebelerde D vitamini eksikliği prevalansını ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel nitelikte olan araştırma, 09 Nisan 2021- 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne gebelik tanısı ile başvuran ve doktor tarafından D vitamini tetkiki istenen 350 gebe ile tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri "Tanıtım ve Değerlendirme Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin tanımlayıcı özelliklerinin istatistikleri frekans, yüzde değerleri ile sunulmuştur. Veri dağılımının normalliği Kolmogorov Smirnov Testi ve Shapiro Wilk Testi ile belirlenmiştir. Serum D vitamini düzeyleri normal dağılmadığından karşılaştırmalarda bağımsız iki grup ortalamalarında Mann Whitney U Testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamalarında ise Kruskall Wallis H Testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler ortalama, standart sapma, minimum ve maximum, ortanca ve çeyrekler arası dağılım aralığı değerleri olarak ifade edilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında gebelerin % 37.4'ünde D vitamini eksikliği, % 39.2'sinde D vitamini yetersizliği saptanmıştır ve % 23.4'ü normal serum 25(OH)D düzeyine sahiptir. Gebelerde eğitim durumu, trimester, D vitamini hakkında danışmanlık alma durumu, gebelikte D vitamini kullanma durumu, güneşlenme zamanı ve güneşe maruz kalan vücut bölgesi ile ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Yaş, çalışma durumu, BKİ, gebelik ve doğum sayısı, gebelikte sigara kullanma durumu, tanısı konmuş hastalık varlığı, hergün düzenli olarak güneşe çıkma durumu, açık ortamda günlük güneşlenme süresi, güneş kremi kullanma durumu, ten rengi ve D vitamini diyet kaynaklarının tüketimi ile gebelerin ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gebeler arasında D vitamini eksikliği prevalansı yüksektir ve gebelikte D vitamini düzeyini etkileyen değiştirilebilir faktörler bulunmaktadır. Ebelerin D vitamini prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörler hakkındaki farkındalığı ve bilgisi ve bu bilginin antenatal bakıma entegre edilmesi, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve giderilmesi açısından önemlidir.
Tokat il merkezinde bulunan küçük orta büyüklükte işletmeler'de (KOBİ) çalışanların ilk yardım bilgi düzeyleri ve tutumları
Bu çalışmada, KOBİ tanımına uyan işletmelerde çalışanların ilk yardım bilgi düzeyi ve ilk yardıma karşı olan tutumları (öz yeterlilikleri) araştırılmıştır. Amaç, çalışanların ilk yardım konusundaki bilgilerini ve ilk yardım uygulaması durumunda cesaretleri konusunda bir sonuç çıkarmak, yurt genelindeki KOBİ'ler başta olmak üzere dünyadaki KOBİ'lerde çalışanların ilk yardım konusundaki durumlarını karşılaştırmaktır. Çalışma sonuçlarına göre çalışanlara ilk yardım bilincini aşılamak ve ilk yardım eğitimlerine teşvik etmektir. Çalışmada Tokat il merkezinde bulunan KOBİ'lerde çalışanlara gönüllülük esasına dayalı anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmaya 68 kişi katılmış, alınan veriler SPSS 22 ve Microsoft Excel 2016 yazılımlarında istatistiksel işlemler uygulanmıştır. Çalışmada en başta bakılacak yer, çalışanlar arasında eğitim alanlar (ilk yardım) ile eğitim almayanlar (ilk yardım) arasındaki farktır. Alınan sonuçlarda; eğitim alan çalışanların puanları, eğitim almayanların puanlarına göre daha yüksek, erkeklerin puanları kadınların puanlarına göre daha yüksek, 36-46 yaş arası kişilerin puanları daha düşük, bekârların puanları evlilerin puanlarına göre daha yüksek, lisansüstü öğrenim görenlerin puanları diğerlerinin puanlarına göre daha yüksek, 6-10 yıl süredir çalışanların puanları daha yüksek, ilk yardım eğitimini 2017 ve sonrasında alanların puanları daha yüksek, ilk yardım eğitimini Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan kurumlardan alanların puanları daha yüksek çıkmıştır. Genel olarak baktığımız zaman, ilk yardım bilgi formunda ortalama puan 50.33 olarak hesaplanmış, en yüksek puan 87.5 olmuştur. Kişi öz yeterlilik formunda ise ortalama puan 62.72 olarak hesaplanmış, en yüksek puan ise 96 olmuştur. Çalışma, ülkemizdeki işletmelerde çalışanların ilk yardım konusundaki durumunu tekrar ortaya çıkaracak, belki de yeni sonuçları literatüre ekleyecektir.
COVİD-19 pandemisinin sosyal hizmet çalışanlarının tükenmişlik ve mesleki doyum düzeylerine etkilerinin değerlendirilmesi
Sosyal adalet, insan hakları, toplumsal refahın sağlanması ve toplum içindeki farklılıklara duyulan saygı, sosyal hizmet mesleğinin merkezidir. Sosyal hizmet insanların yaşam kalitesini ve işlevselliğini en iyi seviyeye getirmeyi amaçlayan bir meslek ve disiplindir. Covid-19 sürecinde sosyal hizmetler daha fazla önemli hale gelmiştir. Olağanüstü bir duruma hazırlıksız yakalanan tüm dünya bazı olumsuzluklar ile karşı karşıya kalmıştır. Bunların en başında da çalışanların iş yükü, çalışma saatlerinin artışı ve Covid-19'un etkileri gelmektedir. Covid-19 pandemisinin sosyal hizmet çalışanlarının tükenmişlik ve mesleki doyum düzeylerine etkilerinin değerlendirilmesi ve sosyal hizmet kapsamında bütüncül bir değerlendirmenin sağlanması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırma, Covid-19 pandemisi süresince sosyal hizmet kuruluşlarında aktif olarak çalışmış olan personelin, Covid-19 süreci ile İş Doyumu ve Tükenmişlik Düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçlayan, kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın evrenini, Tokat ilinde bulunan sosyal hizmet kuruluşlarında pandemi döneminde aktif olarak çalışmakta olan 420 personel oluşturmaktadır. Bu çalışmanın örneklemi ise Tokat il merkezindeki sosyal hizmet kuruluşlarında pandemi döneminde aktif olarak çalışan 220 kişi ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Anket, Çapri Tükenmişlik Ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada t-testi, Tukey testi kullanılmış ve ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olup olmadığı tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Çalışmaya katılan 220 katılımcının %61,8'i (n=136) erkek, %38,2'si (n=84) ise kadındır. Katılımcıların kurumlara göre dağılımı incelendiğinde %34,1'i Tokat Huzurevi Müdürlüğünde, %26,4'ü Tokat Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğünde, %18,6'sı Tokat Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünde, %10,9'u Tokat Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde ve %10'u Tokat Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünde görev yapmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 40 ± 4,1 olup, %12,9'u 22-30 yaş grubunda, %32,7'si 31-40 yaş grubunda, % 41,9'u 41-50 yaş grubunda ve %12,4'ü de 50+ yaş grubundadır. İçsel doyum ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri kurumlara göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir (p>0,05). Diğer bir ifade ile farklı kurumlardaki kişilerin içsel doyum ve dışsal doyum düzeyi ile tükenmişlik düzeyleri benzerdir. Bağımsız gruplarda içsel doyum ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir (p>0,05). Diğer bir ifade ile kadın ve erkeklerin içsel doyum ve dışsal doyum düzeyi ile tükenmişlik düzeyleri birbirine yakındır. İçsel doyum düzeyi eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterirken (p<0,05), dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyi eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir. Tükenmişlik ölçeğinin haftalık çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülürken (p<0,05), içsel ve dışsal doyum düzeyinin haftalık çalışma süresine göre anlamlı derecede farklılık göstermediği görülmüştür. İçsel ve dışsal doyum düzeyleri ile tükenmişlik düzeylerinin meslekte çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği görülmüştür (p>0,05). Diğer bir ifade ile meslekte farklı çalışma sürelerine sahip kişilerin içsel ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri benzer seviyededir. Çalışma sonucunda, 55 saat ve daha fazla haftalık çalışma süresi olanların tükenmişlik düzeylerinin diğer gruplardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu, vardiyalı çalışmayanların içsel doyum düzeyinin vardiyalı çalışanlardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal hizmet çalışanlarına kendilerine zaman ayırmaları ve stresle başa çıkabilmeleri için fırsatlar sunulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Sosyal Hizmet, Tükenmişlik, Motivasyon.
İnşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından risklerin değerlendirilmesi ve örnek risk analizi
İnşaat sektörü doğası gereği birçok riskli çalışma alanlarını içinde barındırır. Yapılan istatistik araştırması neticesinde ölümlü iş kazalarının en çok yaşandığı iş kolu olarak inşaat şantiyeleri karşımıza çıkmaktadır. Yaşanan kazaların sonuçlarını onarmak, önlemekten maddi ve manevi daha yıpratıcı bir süreçtir. Bu durumun fark edilmesiyle iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarına proaktif yaklaşım geliştirilmiştir. İş kazalarının önlenmesi adına yapılacak ilk adım kapsamlı bir risk analizi çalışması gerçekleştirmektir. Kapsamlı ve titizlikle yönetilen risk değerlendirmesi süreci sonrasında şantiyelerdeki iş kazalarının en aza indirilmesi mümkündür. Yapılan bu çalışmanın amacı; sektörde çalışan iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine kapsamlı bir kaynak oluşturmak ve şantiyelerde karşılaşılabilecek tehlikeleri belirleyerek katkıda bulunmaktır. Bu tez kapsamında Tokat ili merkez ilçesinde bulunan 4000m2 inşaat alanına sahip küçük ölçekli bir şantiyede yapılan risk analizi çalışmasıyla tehlikeler belirlenmiştir. Yapılan çalışmada çok tehlikeli çalışma alanlarında sıkça kullanılan Fine-Kinney risk analizi yöntemi tercih edilmiştir. Risk analizi sonucunda 365 tane tehlike tanımı yapılmıştır. Belirlenen tehlikelerin sebep olabileceği riskler puanlanarak önem sırası oluşturulmuştur. Bu tehlikeli durumlardan 60 tanesi çok yüksek risk, 211 tanesi yüksek risk, 81 tanesi önemli risk, 11 tanesi orta risk ve 2 tanesi düşük risk olarak elde edilmiştir. Tüm riskli durumlar için uygun iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri önerilmiştir. Ayrıca sonuç kısmında tez araştırması sırasında elde edilen bilgi ve gözlemlere dayanarak sektördeki iş sağlığı ve güvenliği boşluklarına çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Toplumumuzda fabella kemiğinin prevalansının ve lokalizasyonunun radyolojik olarak incelenmesi
Fabella, genellikle m. gastrocnemius kasının lateral başında bulunan ve lateral femoral kondilin posterior yüzüyle eklem yapan bir sesamoid kemiktir. Fabella sesamoid kemiğinin prevalansı popülasyonda %10-30 arasında değişir ve genellikle bilateral olarak bulunur. Bu çalışmanın amacı, fabella'nın Türk popülasyonundaki yaygınlığı, cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımı, lateralizasyon özellikleri ve boyutu incelemektir. Bu çalışma için, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyoloji Departmanı'na diz eklemi radyografi tetkiki için Kasım 2016 ile Mayıs 2021 tarihleri arasında başvuran 1000 kişinin (2000 diz görüntüsü) radyolojik görüntüleri ve hasta dosyaları retrospektif olarak incelendi. Fabella, toplam bireylerin %15.8'inde tespit edilmiştir. Cinsiyet bazında incelendiğinde, kadınlarda %14.9, erkeklerde ise %17.8 oranında görülmüştür. Cinsiyetler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Orta yaşlı bireylerde en yüksek prevalans görülmüş, yaş ilerledikçe fabella görülme oranı artmıştır. Bilateral olarak tespit edilenlerin oranı %42 iken, unilateral olarak tespit edilenlerin oranı %58 olmuştur. Fabella genellikle unilateral olarak sağ ve sol tarafta yerleşmiştir. Diz ekleminde yerleşimi incelendiğinde, büyük çoğunluğu lateral tarafta yer almıştır. Fabella'nın boyutlarına bakıldığında, sol taraftaki fabella'nın superior-inferior (SI) çapının sağ tarafa göre daha büyük olduğu gözlenmiştir. Yaşla birlikte sol taraf fabella'nın SI çapının arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Ancak, sağ ve sol tarafın anterior- v posterior (AP) çapları ile yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmamız, diz eklemine yaklaşım sürecinde fabella kemiğinin varlığının dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Fabella; Sesamoid; Radyografi; Diz Eklemi