Uşak University
Discipline

History

Uşak University

5,863

Archived Theses

12

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik ve Roma döneminde Nikomedia

Antik çağ dönemlerinde Nikomedia adı ile anılan kent Bithynia bölgesine dahil bir şehir statüsündedir. Nikomedia kenti ile ilgili M.Ö. VIII. yüzyıldan öncesine dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. Bu yüzyıldan sonra ise Astakos halkının bölgede yaşadığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. Günümüzde Kocaeli olarak bilinen bu bölge coğrafi konumu ve verimliliği ile geçmişte de değerli bir statüye sahiptir. Kentin deniz ticaretine uygunluğu, topraklarının zenginliği ve Konstantinopolis yani bugün ki adı ile İstanbul'a yakın olması antik çağda da önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bahsettiğimiz özelliklerin yanı sıra birçok alanda da kendini kanıtlamış olan bu kentin değerini, yaşadığı birçok istila ve depremlerin ardından yeniden inşa edilme süreçlerini takip ettiğimizde görebilmekteyiz. Onca sıkıntılara rağmen kent her defasında yeniden yapılandırılmış ve kaybedilmesi göze alınamamıştır. İstanbul'un tedarikçisi konumundaki kentlerinde en önemlisi olmakla birlikte Roma İmparatorluğu'na kadar varlığını Bithynia bölgesi altında idare ettirirken bu dönemden sonra Roma'nın bir eyaleti statüsünde devam ettirmiştir. Bu çalışmada Nikomedia kenti ile ilgili en eski kaynaklar dahil olmak üzere ele geçirebildiğimiz kadar bilgiyi değerlendirerek kısa bir Antik çağ Nikomedia'sına ışık tutmak istenmektedir. Anahtar Kelimeler: Nikomedia, Olbia, Astakos, Bithynia.

Bithynia bölgesiHelenistik DönemKent tarihi+3
Yeşim Arife Deniz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu beylikleri döneminde evliliklerin siyasete etkisi

Bu tez çalışmasının amacı Türkiye Selçuklu Devleti'nin son döneminde ortaya çıkmaya başlayan Batı Anadolu Beyliklerinin gerçekleştirdikleri evliliklerin sebepleri, bu evliliklerin beyliklerin kökenleri ile bağlantısının olup olmaması, evliliklerin beyliklerin siyaseti üzerine etkisini ve evliliklerin sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada beylikler döneminden bahseden İbn Battuta ve El-Ömeri gibi kaynaklardan, Osmanlı döneminde eser veren Aşıkpaşazâde, Neşrî, Enverî, Hasan el-Bayati gibi tarihçilerin eserlerinden, Bizans İmparatorluğu'nda eser veren Dukas, Pachymeres gibi tarihçilerin eserlerinden ve modern tarihçilerin yaptıkları çalışmalardan yararlanılmıştır. Bahsedilen bu kaynaklardan elde edilen bilgiler ile Batı Anadolu Beyliklerinin kökenleri ve siyasi tarihleri incelenmiş ve sonrasında beyliklerin yaptıkları evlilikler incelenerek bu evliliklerin sebepleri ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu Beylikleri, Köken, Siyasi Tarih, Evlilik, Siyaset.

Anadolu BeylikleriBatı AnadoluBeylikler+5
Yusuf Çenesiz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kula'da eğitim (19. yüzyıl sonu- 20. yüzyıl başı)

Çalışmada, II. Abdülhamid Dönemi'nde Kula'da geleneksel ve modern eğitim kurumları incelenmiştir. 1852 yılına kadar Kütahya Sancağı'na bağlı kalan Kula Kazası, aynı yıl Manisa'ya yakın olması nedeniyle Saruhan Sancağı'na bağlanmıştır. Kula Kazası'nın önemli üretim sektörleri tarım ve hayvancılığa dayanmaktaydı. Ayrıca halı ve seccade imalinde de önemli bir kazaydı. Kazada ayrıca sünger taşları ve mermer madenleri bulunmaktaydı. Kula'da geleneksel eğitim kurumlarından birini oluşturan sıbyan mektepleri, 19. yüzyılda faaliyetlerine devam etti. Kula Kasabası'nda 1880'li yıllarda usûl-ı cedîde göre ibtidai mektepleri açılmış, bu mekteplerin açılmasında Kaymakam Abdi Bey önemli bir rol oynamıştır. Kula'nın eğitim bakımından ilerlemesinde önemli hizmetleri olmuştur. Bu dönemde Kula Kasabası'nda dört erkek ve bir kız ibtidai mektebi açılmıştır. Diğer bir geleneksel eğitim kurumu olan medreseler de ele alınan dönemde faaliyetlerini sürdürmüştür. Ele alınan dönemde Kula Kazası'nda dört tane medrese bulunmaktaydı. Bu medreseler genelde ahalinin yardımlarıyla kurulmuştur. Kula'da modern eğitim kurumlarından olan erkek rüşdiye mektebi geç bir tarihte açılmıştır. 1870 yılında açılması gündeme gelmiş, ancak 1884 yılında açılabilmiştir. Bu gecikmede maddi imkânsızlıklar başlıca sebeplerinden birini oluşturmuştur. Mektepte uzun yıllar muallim-i evvel olarak Ahmed Nuri Efendi görev yapmıştır. Kendisi yirmi yıla yakın mektepte görev yapmış, ahalinin takdirini kazanmış, hatta başarılarından dolayı rütbesi yükseltilmişti. Kula Kasabası'nda diğer bir eğitim kurumu olan Çırak Mektebi 1900 yılında açılmıştır. Mektebe yaklaşık 70 esnaf çırağı devam etmiştir. Mektebe atanan ilk muallim Halil Efendi olmuştur. Kula Kasabası'nda Rumlar önemli bir nüfusa sahipti. Rumlar Kuzguncuk ile Hızırilyas mahallelerinde ikamet etmekteydi. Kula Kasabası'nda bir ibtidâî Rum mektebi, ibtidâî ve rüşdî derecede bir erkek Rum mektebi ile ibtidâî ve rüşdî derecede bir kız Rum mektebi bulunmaktaydı. Ayrıca Kula Kasabası'nda Fransız mektebi de vardı. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, Eğitim, Kula, İbtidai, Sıbyan, Medrese, Rüşdiye, Rum Mektebi, Çırak Mektebi

EğitimEğitim kurumlarıEğitim tarihi+2
Serap Alacücük
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet döneminde elektrik üretimi ve şehirlerin elektrik enerjisine kavuşma süreci (1923-1960)

Bu çalışma, 1923-1960 yılları arasında Türkiye'nin illerinin elektrikle tanışma sürecini ve bu sürecin tarihsel gelişimini incelemektedir. Araştırma, elektrik enerjisinin Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet dönemine kadar olan yaygınlaşmasını ve bu süreçteki enerji politikalarını detaylandırmaktadır. CHP iktidarı, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Cumhurbaşkanlıkları dönemleri olarak iki ayrı bölüm olarak incelenmiştir. Demokrat Parti (1950-1960) iktidarı dönemi ise tek parça bir bölüm olarak incelenmiştir. Çalışmada 1923-1960 yılları arasında uygulanan enerji politikaları ve yasal düzenlemeler ele alınarak, Türkiye'deki elektrik üretim ve tüketim faaliyetleri, hidroelektrik santral çalışmaları ve ABD yardımları gibi konular incelenmiştir. Çalışma, elektrik enerjisinin üretim ve tüketimine yönelik örgütlenmeler ve yasal düzenlemeleri, ayrıca Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde ve şehirlerinde elektrik üretim kaynaklarını kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Her bölgenin ve ilin elektrikle buluşma süreci detaylandırılmış, bu süreçteki değişim ve dönüşümler değerlendirilmiştir. Elektrik eğitimi konusu da ele alınarak, enerji politikalarının gelişiminde eğitim ve insan kaynağı faktörleri vurgulanmıştır. Araştırma, geniş bir arşiv taraması ve literatür incelemesi yapılarak gerçekleştirilmiş olup, Türkiye'de elektrik enerjisinin tarihsel gelişimini ve bu süreçteki önemli olayları ve kararları ortaya koymayı amaçlamıştır.

Fatih Nacar
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid döneminde Söke kazasında eğitim (1876-1908)

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda modernleşme kapsamında askeri, idari, iktisadi ve toplumsal alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da önemli düzenlemeler yaptı. II. Mahmut Dönemi'nden itibaren başlayan modern eğitim süreci Tanzimat Döneminde hızlandı. İlki 1847 yılında İstanbul'da açılan erkek rüşdiye mektepleri 1850'li yıllardan itibaren taşrada da açılmaya başlandı. 1859 yılında ilk kız rüşdiye mektebi de İstanbul'da hizmete girdi. Tanzimat Dönemi'nde sıbyan mekteplerini ıslah etmeye yönelik teşebbüsler yapılmakla birlikte beklenen olumlu sonuç alınamadı. 1846 yılından itibaren maarif merkez teşkilatında da önemli kurumsal ve hukuki düzenlemeler yapıldı. Modern mekteplerin idare ve teftişi için 1857 yılında Maarif Nezareti kuruldu. Diğer taraftan geleneksel eğitim kurumlarını oluşturan sıbyan mektepleri ile medreseler varlığını korudu. 1 Eylül 1869 tarihinde Maarif Nizamnamesi yayınlanarak modern eğitim kurumları esaslı şekilde düzenlendi. 19. yüzyılda gayrimüslimler ile yabancılar da mektepler açtılar. Modern eğitim kurumları kaza merkezlerinde ağırlıklı olarak II. Abdülhamit Dönemi'nde açılmaya başlandı. II. Abdülhamid Döneminde Söke kazasında eğitimi ele alan müstakil araştırma bulunmaması gerçeğini dikkate alan çalışma söz konusu mevcut boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Arşiv belgeleri, salnameler ve gazeteler başta olmak üzere birincil kaynakların kullanıldığı çalışmada Söke kazasında açılan veya varlığını sürdüren modern ve geleneksel eğitim kurumları ele alınmıştır. Arşiv belgeleri, salnameler, gazeteler ve literatür temelinde II. Abdülhamit Dönemi'nde Söke kazasında açılan kız ve erkek ibtidai ve rüşdiye mektepleri ile varlığını koruyan medreseler ağırlıklı olarak kurumsal temelde ele alınmıştır. Ermeni ve Rumlara ait ibtidai mektepleri de çalışmaya dâhil edilmiştir. Neticede Söke kasabasında üç erkek, bir kız ibtidai mektebi, 1881 yılında bir erkek rüşdiye mektebi, altı Rum, bir Ermeni mektebi açıldığı, geleneksel eğitim kurumları kapsamında dört medrese ve bir kütüphanenin hizmet verdiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Söke, medrese, mektep, rüşdiye, ibtidaiye, Müslüman/Türk, Rum, Ermeni.

Osman Kara
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz belgelerinde Kıbrıs dış ticareti (1878-1960)

Osmanlı Devleti 1877-78 Rus Harbi sonucunda yenilgiye uğrayarak, 1878 tarihinde Berlin Antlaşması'nı imzaladı. Kıbrıs adasının idaresi, Osmanlı Devleti'ni Rusya'ya karşı desteklemek üzere, İngiltere'ye 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan Kıbrıs Konvansiyonu ile devredildi. 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından, İngiltere Kıbrıs'ı tek taraflı ilhak etti. Savaşın sonucunda 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Kıbrıs'ın ilhakı kalıcı hale geldi. Kıbrıs 1925'te Britanya Kraliyet sömürgesi statüsüne getirildi. Kıbrıs 1878-1960 yılları arasında İngiliz yönetiminde siyasi, idari, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimler yaşadı. Çalışmamız, 82 yıllık süreçte, Kıbrıs dış ticaretinde yaşanan değişimlerin ele alındığı uzun bir dönemi kapsamaktadır. İngiliz belgeleri doğrultusunda İngiliz idaresinde, Kıbrıs dış ticaretinin gelişimi, Akdeniz ve uluslararası deniz ticaretindeki yeri ve önemi, transit bir liman olarak stratejik önemi vurgulanmıştır. İngiliz sömürge politikaları, Kıbrıs politikaları, uluslararası ilişkiler, uluslararası ticaret, dünya savaşları ve ekonomik kriz dönemlerinin Kıbrıs dış ticaretine etkileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmamız 8 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kıbrıs'ın kısa tarihine ve Osmanlı dönemindeki dış ticarete değinilmektedir. İkinci bölümde, İngiliz idaresinin ilk yılları ile 1. Dünya Savaşı döneminde Kıbrıs dış ticaretinde yaşanan gelişmeler incelenmektedir. Üçüncü bölümde, iki dünya savaş arası dönem ve Büyük Buhran yıllarındaki ticari duruma dair veriler yer alırken, dördüncü bölümde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında Kıbrıs'ın dış ticaretiyle ilgili veriler aktarılmaktadır. Altıncı bölümde, Kıbrıs limanları ve deniz nakliyatındaki gelişmeler ele alınmıştır. Yedinci bölümde ulaşım ve altyapı gelişmeleri; sekizinci bölümde ise bankacılık sistemi, gelir-gider dengesi ve mali durum hakkında bilgiler sunulmaktadır. Çalışma, Kıbrıs'ta dış ticaret ve ticari ürünlerinin yanı sıra, savaş ve ekonomik kriz dönemlerinde yaşanan değişimlere ışık tutmaktadır. Çalışmanın sonucunda, İngiliz idaresinde Kıbrıs dış ticareti yükselişini sürdürmüştür. Kıbrıs tarihinin en yüksek dış ticaret hacmi, planlı kalkınma dönemi olan 1946-1959 döneminde görülmüştür. Kıbrıs Adası'nda uygulanan 82 yıllık ticari politikalar ve sonuçlarına dair bilgileri içeren çalışmamız, günümüzde ve gelecekte tarihi kaynak olarak Kıbrıs'a katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kıbrıs, Dış ticaret, İthalat, İhracat, Yeniden İhraç, Britanya.

Deniz ticaretiDış ticaretDış ticaret hacmi+1
Sevgi Korkmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İstanbul'unda ekmekçiler, fırıncılar ve değirmenciler (19. yüzyılın ilk yarısı)

19. yüzyılın ilk yarında Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'daki fırın ve değirmenlerin konu alındığı bu tez çalışmasında, öncelikle fırın ve değirmenler türlerine, mekânsal konumlarına ve iş hacimlerine göre sınıflandırılarak detaylı bir analiz yapılmıştır. Bunun yanı sıra, bu işletmelerde çalışanların meslek dağılımları, etnik kökenleri ve memleketlerine ilişkin veriler de değerlendirilmiş ve dönemin Osmanlı başkentindeki fırıncı ve değirmenci esnafının iş gücü yapısını ortaya koyan bir tablo çıkarılmıştır. Tez çalışmasında, Osmanlı Arşivi'nde yer alan Nüfus Defterleri (Nfs.d.) fonuna ait 31 nüfus defteri serisi (NFS.d 96, 95, 205, 328, 269, 330, 203, 204, 267, 327, 202, 270, 200, 266, 325, 265, 268, 326, 201, 329, 419, 455, 456, 508, 542, 509, 540, 506, 541, 461, 507, 539) temel kaynak olarak kullanılmış ve bu defterlerin transkripsiyonu yapılarak fırıncı ve değirmenci esnafına dair veriler ortaya konulmuştur. Bu veriler kullanılarak, dönemin Osmanlı başkentindeki fırın ve değirmen ağı, burâlârda çalışanların meslek gruplarına göre dağılımları, etnik çeşitliliği ve memleketleri incelenerek yapı analiz edilmiştir. Tez çalışması, 19. yüzyıl Osmanlı İstanbul'undaki fırın ve değirmenler ile burâlârda çalışanların sosyo-ekonomik profillerini ortaya koyarak, dönemin toplumsal ve ekonomik dinamiklerine dair panoramik bir manzarasını sunmaktadır.

Faruk Karakuş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa'nın raporlarından Weimar Cumhuriyeti'ne Bakmak (1925-1933)

Türkiye Cumhuriyeti, 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarında savaşın galip devletlerine karşı verilen yaklaşık dört yıllık bir bağımsızlık mücadelesinin sonucudur. Türkiye 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'yla kendisini dünyaya tam bağımsız bir devlet olarak tanıtmıştır. Cumhuriyet pek çok iç ve dış soruna rağmen ortaya çıkmıştı. Sancılı bir doğum süreci geçiriyordu. İçeride ve dışarıda Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma düzeltilmesi gereken bir imajın yanı sıra isyanlar ve ekonomik sıkıntılarla baş edilmesi gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi bir misyonu vardı: Anadolu topraklarından tam bağımsız Batı'ya entegre olmuş bir demokrasi toplumu yaratmak. Hiç kuşkusuz Cumhuriyet, Mustafa Kemal ve arkadaşları için Batılı değerleri temsil ediyordu; her ne kadar bağımsızlık mücadelesi Batı'ya karşı verilse de Mustafa Kemal Avrupa modeline uygun tam bağımsız bir ulus devlet için çalışmıştı. Bu sebeplerden dolayı Batı dünyasıyla diplomatik temaslar hayati önem arz ediyordu. 1914'ten 1918 yılına geçen sürede Osmanlı İmparatorluğu'nun ilişkileri İtilaf devletleriyle askıya alınmıştı. Savaşın kaybedilmesiyle müttefikleriyle olan ilişkileri de kesintiye uğramıştı. 1924 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Avrupa'nın Londra, Paris, Berlin, Viyana ve Roma gibi kritik başkentlerine büyükelçiler atamaya başlamıştı. Bu doğrultuda Berlin'e Sinop Milletvekili ve Emekli Orgeneral Kemalettin Sami Paşa atanmıştı. Alman İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşından sonra dağılmasına müteakiben ilan edilen Weimar Cumhuriyeti de kuşkusuz Türkiye'nin büyük önem verdiği devletler arasındaydı. Berlin'e elçi olarak görevlendirilen Kemalettin Sami Paşa'nın görevi yeni cumhuriyeti takip etmek ve hakkında raporlar hazırlamaktı. Weimar Cumhuriyeti ileride Avrupa'nın kaderini belirleyecek seçimlere ev sahipliği yapan Almanya için yeni bir demokrasi deneyiydi. Bu sebeplerden ötürü Kemalettin Sami Paşa'nın Berlin Büyükelçiliği görevi oldukça kritikti. Kemalettin Sami Paşa görev yıllarında Avrupa'nın kaderini çizen pek çok siyasetçiyle görüşmüş ve görüşlerini Türk Dışişleri Bakanlığı'na raporlamıştı. Berlin Büyükelçisi sayesinde Türkiye Cumhuriyeti, Almanya'da kurulan istikrarsız yönetimleri, ekonomik krizleri ve yaklaşan Nazi tehlikesini birinci ağızdan öğrenmiştir. Anahtar Kelimeler: Weimar Cumhuriyeti, Kemalettin Sami Paşa, Diplomatik Rapor.

Almanya-BerlinCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+6
Yunus Koçak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hatıratlar ışığında Suriye-Filistin cephesi

Suriye-Filistin Cephesi, neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği ve modern Ortadoğu'nun temellerinin atıldığı bir mücadele alanı olmuştur. Yine Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndaki en büyük ve yıkıcı yenilgiyi burada almış, nihayetinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu ehemmiyetine binaen, cephede görev yapan komutanlar çeşitli vesile ve amaçlarla bu cepheye dair hatıralarını neşretmişlerdir. Bu çalışmada Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) ve mafevki olan rütbelerdeki komutanlara ait 18 hatırat; dış tenkit, mukayese, konjonktür analizi metotları kullanılarak değerlendirilmiştir. Fernand Braudel'in zaman tasnifi kullanılarak, hatırat yazımı "kısa zaman" tasnifi içerisinde bir olay olarak kabul edilmiş ve anlaşılabilmesi için "konjonktür" adı verilen daha geniş ve anlamlı bir zaman dilimi içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı incelenen hatıratlar üzerinden cephedeki lojistik problemine ve sevk-idare tartışmalarına ışık tutabilmektir. Bu değerlendirmeler sonucunda, askeri elitin gözünden lojistik problemi tasvir edilmiş ve sebepleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, sevk-idare noktasındaki farklı fikirler ve anlatılar mukayese edilmiştir. Askeri elitin anlatısının sadece askeri terminoloji kullanılarak izah edilemeyeceği, her bir kumandanın aynı zamanda bir şahıs olarak; kültürel çevresinin, travmaların ve popüler fikir cereyanlarının etkisinde kaldığı ve bu etkinin eserlerine ve sevk-idare tarzına sirayet ettiği gösterilmeye gayret edilmiştir.

Dünya Savaşı IFilistinHatırat+7
Muhammed Uçar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu'nda turizm (1850-1923)

Dünyada teknoloji, sanayi, askerî ve idarî alanlarda birçok değişim ve gelişmenin yaşandığı XIX. yüzyıl, bugünkü anlamıyla modern turizm faaliyetlerinin de başlangıç noktası olmuştur. Osmanlı Devleti, bu değişim ve gelişmelerin yanı sıra turizm faaliyetlerinde de Avrupa'yı geriden takip etmiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa'da 1851'de açılan ilk sergiden 12 yıl sonra 1863'te İstanbul'da "Sergi-i Umumi-i Osmani" adında bir sergi açmıştır. Bu sergiye Avrupa yoğun bir ilgi göstermiş ve sergiyi ziyaret etmek için gruplar halinde İstanbul'a gelmişlerdir. Bu gruplar Osmanlı Devleti'ne toplu olarak gelen ilk turist kafilesidir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı toprakları turistlerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Özellikle ulaşım olanaklarının artması ile Osmanlı'ya daha fazla turist gelmeye başlamıştır. 1883'te ilk seferini yapan Orient Express, Avrupa ile İstanbul'u birbirine bağlamıştır. Osmanlı Devleti'nin dört bir yanında hizmet veren demiryolları seyahat etmeyi kolaylaştırmış ve turizmi oldukça hareketlendirmiştir. Gelen turistlerin konaklamaları için başta Beyoğlu olmak üzere İstanbul'un çeşitli tarihî bölgelerinde ve Osmanlı'nın diğer turistik bölgelerinde oteller ve misafirhaneler inşa edilmeye başlanmıştır. Yaşanan gelişmeler neticesinde başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun liman kentleri ve Kudüs gibi kutsal şehirler dünyanın her tarafından turistleri kendisine çekmiştir. Bu tezde XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile 1923 yılları arasında Osmanlı Devleti'ndeki turizm faaliyetleri, ulaşım olanakları, bu süreçte açılan otel ve misafirhaneler ve Osmanlı hükümetinin yapmış olduğu düzenlemeler incelenmektedir.

Osmanlı DönemiOsmanlı tarihiTanzimat Dönemi+3
Özgün Forlar Yazıcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tercüman Gazetesinde Japon algısı

İsmail Bey Gaspıralı'nın uzun süre yayınladığı Tercüman gazetesinde uzak doğudaki Asya kıtasının yeni gücü olan Japonya'nın geçirdiği hemen hemen bütün süreçlerinden bahsedilmiştir. Bu sayede Tercüman gazetesi Meiji öncesi, Meiji döneminin kültürel, sosyal, siyasi birçok yönleri inceleme olanağı sağladı. Gaspıralı bilhassa Rus Japon Muharebesindeki ahvali hem Rusya topraklarındaki hem de Japonya topraklarındaki yankılarını olayın sıcaklığı ile okuyucularına aktarmıştır. Artık bu muharebeden sonra Tercüman gazetesinde Japonya ile ilgi haberlerde artış görülüyor. Japonya hakkında bize zengin bir bilgi kaynağı sunmuştur. Anahtar Sözcükler Japonya, İsmail Gaspıralı, Tercüman, Rusya

BasınGaspıralı İsmailGazeteler+3
Fatmana Ceran
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi kaynaklarda Rüstem Paşa imgesi

Bu yüksek lisans tez çalışması Osmanlı Devleti'nde XVI. Yüzyılda yaşamış olan, Kanûnî Sultan Süleyman'ın en önemli vezirlerinden biri olarak döneme damga vurmuş Rüstem Paşa'nın yaşamı ile ilgilidir. XVI.- XVII. Yüzyılı kapsayan çalışmada, Rüstem Paşa'nın çocukluğundan geçliğine ve ölümüne kadar tüm yaşamından bahsedilmiş olup, Padişah'ın kızı ile evliliğiyle haremi yöneten kadınlarla olan iletişimi ile Osmanlı Devletinde nasıl bir iz bıraktığı incelenmiştir. Rüstem Paşa'nın bir devlet yöneticisi olarak nasıl bir otorite olduğu, fiziki özelliklerinin yanı sıra karakter özellikleri Osmanlı Tarihi Kaynaklarından incelemeler yapılarak, Kronikler, Tasnif eserler ve Edebi eserlerden faydalanarak Rüstem Paşa algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, Rüstem Paşa ile ilgili hem yabancı kaynaklardan hem de Osmanlı Devleti'ndeki kaynaklardan yararlanarak alınan bilgilerin Paşa hakkında hem ortak özelliklerini hem de farklı noktalarını örneklendirerek belirlemeyi amaçlar. Bununla birlikte çalışmanın esas konusunu oluşturan Rüstem Paşa imgesini, Osmanlı İmparatorluğu bekasına yön veren meselelerde başrol oynayan Paşa'yı bizzat görmüş, Osmanlı Devletini ziyaret eden dönemin yerli ve yabancı seyyahları, elçileri, ve şairlerinin de Paşa ile ilgili kişisel düşünceleri ve değerlendirmeleri karşılaştırılmış, bu şekilde Osmanlı tarihçilerinin algısı netleştirilmeye ve diğer kaynaklarla algı hususundaki farklılıklar benzerlikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Kaynakların karşılaştırmalı olarak olumlu, olumsuz algı ve ortak meselelere bakış açıları değerlendirmeye çalışılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda hem Osmanlı Kaynaklarında hem de yabancı kaynaklarda Rüstem Paşa'nın devlet işlerinde ve söz konusu Padişah olduğunda olumlu bir algı oluşturulurken, Paşa'nın şahsi işleri söz konusu olduğunda özellikle rüşvet alması nedeniyle olumsuz algı olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler Osmanlı, Vezir, Rüstem Paşa, İmge.

16. yüzyılKanuni Sultan SüleymanOsmanlı Devleti+4
Özlem Konuk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Milli Mücadele Döneminde Anadolu'da eğitim faaliyetleri

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu toprakları, galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanılmıştır. İşgalin getirdiği sosyal, kültürel ve ekonomik buhran ortamı Anadolu insanını, hayatın her anında derinden etkilemiştir. Eğitim sistemi de bu buhrandan etkilenenler arasında yer almıştır. Sistemin içerisindeki öğretmen, öğrenci, okul ve idareci unsurlarının her biri farklı yönlerden etkilense de genelde eğitim sisteminin kısmen ortadan kalkması söz konusu olmuştur. Bu süreçte öğretmenler maaşlarını düzenli olarak alamamışlar ve bu nedenle öğretmenlik mesleğini terk etmeye başlamışlardır. Meslekte kalan öğretmenler ise ek işler yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırken öğretmenlik mesleğine olan rağbet azalmıştır. Okullar, söz konusu dönemde, öğrenci sayısına oranla yetersizdir. Sınıflar, fiziki olarak eğitim-öğretim faaliyetleri için uygun değildir ve yeterli eğitim-öğretim materyali yoktur. Ders araç gereçlerinin yetersizliği ve fiziki şartların elverişsizliği, eğitimin kalitesinin düşmesine neden olmuştur. Tüm bunlara ek olarak okulların, işgal güçlerinin doğal hedefi haline gelmesiyle bu mekanlar; basılmış, içerisindeki öğrenciler dışarı atılmış ve askerlerin konaklama alanı ve hastane olarak kullanılmaya başlanılmıştır. İlgili dönemde ilkokul zorunlu olmasına rağmen işgal şartlarının getirdiği yokluk, yoksunluk ve diğer sebeplerle öğrencilerin sayısı zamanla azalmıştır. Okul çağındaki çocukların çok büyük bir kısmı eğitim sistemi dışında kalmıştır. Bu çocukların sistem içerisine çekilmesi, işgal süresince mümkün olmamıştır. Türk/Müslüman eğitim sistemine en büyük zararı Batı Anadolu bölgesini işgal eden Yunan kuvvetleri vermiştir. Bu zarar hem İzmir yerelinde kurulan Yunan Yerel İdaresi eliyle hem de işgal güçleri komutanları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Türk/Müslüman eğitim sistemine zarar verilmesinin yanı sıra Rum eğitim sistemi desteklenmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır.

AnadoluEğitimEğitim faaliyetleri+4
Ahmet Sezgin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fransız kaynaklarına göre Kırım Hanlığı (1700-1768)

Kırım Hanlığı'nın, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmesi, yaklaşık üç yüzyıllık zaman diliminde, onun aynı zamanda Avrupalıların gözünde Osmanlı'nın "sağ kolu" olarak görülmesine vesile olmuştur. Kırım Hanlığı'nın hüküm sürdüğü coğrafi konum, onu adeta İmparatorluğun serhat boyu olarak görmemizi sağlarken, diğer yandan nevi şahsına münhasır karakteristik özelliklerini korumasına ve zaman içinde geliştirmesine de vesile olmuştur. XVI. asırdan itibaren Fransa'nın Karadeniz ve Levant hinterlandına yönelik ticari ilişkileri nedeniyle gelişen siyasi kaygıların yoğunlaşmasıyla bölgeye gönderilen diplomat, seyyah, tüccar ve misyonerlerin geride bıraktıkları arşiv belgeleri, XVIII. yüzyılda giderek yoğunlaşmıştır. Bu tez çalışması, başta Fransa'nın Karadeniz ve Doğu'daki siyasi ve ticari kaygıları nedeniyle bölgeye gönderilen misyoner ve konsolosların belgeleri olmak üzere çeşitli çağdaş Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız konsolosluk raporları ve arşiv kayıtları, XVIII. yüzyılda Kırım Hanlığı'nın siyasi ve sosyal tarihi hakkında bize bilgi vermektedir. Bu tez çalışması ayrıca gelecekteki incelemeler için Fransız birincil kaynaklarına Kırım tarihçiliğine karşılaştırmalı bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır.

Arşiv belgeleriArşivlerFransa+7
Dilek Tığlıoğlu Kapıcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tek partiden çok partili hayata geçiş sürecinde CHP ve Halkevlerinin gayrimenkulleri (1925-1953)

Bu çalışmada esas olarak 1925-1953 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin kullandığı gayrimenkuller ele alınmıştır. Bu gayrimenkullerin illerdeki sayıları, türleri, nasıl kullanıldıkları, nasıl edinildikleri ve nasıl yitirildikleri incelenmiştir. Bu şekilde CHP'nin elindeki gayrimenkulleri nasıl değerlendirdiği ve elindeki bu serveti nasıl yönettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin gayrimenkullerinin önemli bir kısmını emval-i metruke oluşturmaktadır. Emval-i metrukenin CHP'ye nasıl transfer olduğu ve bu emval-i metrukenin nasıl kullanıldığı incelenecektir. 1950 sonrası Demokrat Parti iktidarında başlayan 1951 ve 1953 yıllarındaki aşama aşama gerçekleşen CHP'nin mülksüzleşme süreci TBMM görüşmelerinden ve ulusal basından hareketle anlatılmıştır.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiEmval-i metruke+5
Etem Yunus Akbayır
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

The Taktika of Leo VI adlı eserin tercümesi ve değerlendirilmesi

Makedon Hanedanı'nın ikinci hükümdarı olan Bilge lakaplı VI. Leo'nun 10. yüzyılın başına tarihlenen Taktika adlı eseri, Roma'nın asırları aşan askerî tecrübesini döneminin bilgileri ile harmanlayarak sunan el kitabı niteliğinde bir kılavuzdur. Eserde askerî konularda eğitim vermek, tavsiyelerde bulunmak, yol göstermek ve tecrübelerden faydalanılması amaçlanmaktadır. Müellif herhangi bir muharebede yer almamasına rağmen sunduğu pratik çözümler ve çizdiği canlı tasvirler ile bir yandan Roma ordusunun yapısal niteliklerini kurumsal olarak ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuş bir yandan da pratik olarak muharebe usullerine dair dikkat çekici bilgiler sunmuştur. Bu yönleriyle Taktika, Roma askerî geleneğinin yazınsal alandaki önemli halkalardan birini oluşturmuştur. Bir komutanın taşıması gereken nitelikler, silahlar, teçhizat, cezalar, eğitim, disiplin, ordugâh, muharebe ve muhasara ile taarruz ve müdafaa usulleri, deniz savaşları, diğer milletlere dair bilgiler ve son olarak askerî konularla ilgili özet niteliğindeki özlü sözler bölümü olmak üzere 20 bölümden oluşan eserde VI. Leo, askerliği başarılı bir biçimde idealize ederek eserinin askerî tarih yazımı alanında öne çıkmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: VI. Leo, Doğu Roma, Taktika

Gülsüm Şahin
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Türkistan'da kervanlar

"19. Yüzyılda Türkistan'da Kervanlar" başlıklı çalışma, 19. yüzyılda Çarlık Rusya ve İngiltere arasındaki çıkar çatışmalarını, bölgeye giden kervanlar üzerinden ele almaktadır. Rusya'nın Hindistan'a ulaşma hedefi, İngiltere'nin Hindistan'daki sömürgeleri için bir tehdit oluşturmuş ve bu durum İngiltere ile Rusya'nın Türkistan'a odaklanmasına yol açmıştır. Ancak, Türkistan Hanlıkları'nın askerî güç bakımından zayıf olmalarına rağmen, bölgenin doğal engelleri Rusya ve İngiltere'nin ilerlemesini engellemiştir. Bu nedenle, doğal engellere dayanan savuma sistemini keşfetmek amacıyla bölgeye kervanlar vasıtasıyla birçok seyyah ve casus gönderilmiştir. Bu casuslar, kervan yolculuğu sırasında Türkistan'ın güzergâhlarını belirlemiş, su kaynaklarını, mesafeleri ve erzak temin imkânlarını araştırmıştır. Toplanan bilgiler, Rusya'nın Türkistan'ı işgalini kolaylaştırmıştır. Bu çalışmada, kervanların İngiltere ve Rusya'nın Türkistan'ı keşif sürecindeki rolü ele alınmıştır. Seyyahlar, Türkistan'da ciddi zorluklarla karşılaşmışlardır. Bölgenin zorlu coğrafyası, iklimin aşırı değişkenliği, yağma faaliyetleri seyyahların ilerlemesini engellemiştir. Bu bağlamda çalışmada, seyyahların yolculuk boyunca yaşadığı fiziksel ve psikolojik zorluklar ele alınmıştır. Seyyahların kervanlar hakkında sunduğu bilgiler, kervanların oluşumunu, yönetimini, düzenini, güvenliğini ve ticaretteki rolünü açıklığa kavuşturmuştur.

Ece İrem Özsayın
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Rus tümgeneral Petr Karloviç Uslar'ın anlatılarında Kazak bozkırları (1844)

Çarlık Rusya I. Petro'dan itibaren yeni bir kimlik kazanarak sürekli ilerleme ve atılımlar da bulunmuştur. XIX. yüzyılda Türkistan'dan, Çin ve Hindistan'a kadar uzanan sahada etkili olmak isteyen Rusların önündeki ilk engel Kazak Hanlığıydı. Kademeli olarak uzun yıllar sonucu Kazaklar esaret altına alındı. Çıkarılan tüzük ve işgal hareketlerine Kazaklar, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren sert tepkiler vermeye başladı. Sistemli olarak ve tam anlamıyla isyan hareketi Kenesarı Han zamanında oldu. Kenesarı'nın faaliyetleri Rusları zorlamaya başladı. Bir müddet küçük çarpışmalarda seyredilen durum ciddi hal alınca Ruslar önemli bir kuvveti Kazakların üzerine 1844 yılında sevk etti. Baron Petr Karloviç Uslar, Rus Çarlığının önemli simalarından biri oldu. İlerleyen süreçte Tümgeneralliğe kadar yükseldi. Ancak hayatının buhranlı döneminde, ailesinden kayıplar verince Kazak Hanlığında çıkan büyük bozkır isyanını bastırmak için kurulan müfrezenin içinde yer aldı. Hayatının devamında onu geliştirecek mühim tecrübeler kazandı. Seferin amacı Ruslara göre asi lider Kenesarı'yı yakalayıp isyana son vermekti. Uslar yaşanılan bir olay sonucu Kazaklara esir düştü. Kazakların arasında edindiği tecrübeler, aktarımları, yaşayış şekilleri ve kültürleri Usları derinden etkilemiştir. 1848 yılında kaleme aldığı denemesi Kazakistan tarihi ve bölgesini çalışanlar için önemli anekdot ve bilgiler içerir. Hazırlayacağımız eserin içeriğinde Uslar bizlere, Kazakların tarihi, hanlığın kuruluşu, bölgenin önemi, isyanın seyri ve Kazak kültür tarihi hakkında kayda değer atıflarda bulunmuştur. Kendi ilgi alanı gereğince; dil, edebiyat, destan ve mitolojik birçok hikâyeyi aktarmaktadır. Kenesarı ile olan görüşmesi ve izlenimleri Kazak Han'ı hakkında elzem bilgiler sunar. Bilhassa demonoloji ve sağlık alanında anlattıkları Kazaklar ve Türk tarihi açısından kanımızca önem arz etmektedir.

Bora Emren
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bozok Sancağı'nda aşiretlerin iskânı: Pehlivanlı Aşireti örneği (18-19. yüzyıllar)

Kalabalık bir konar-göçer nüfus barındıran Osmanlı Devleti, 17. yüzyılın ortasına kadar bu kalabalık nüfusu sıkı şekilde kontrol altında tutmayı başarmıştır. Fakat 17. yüzyılın başından itibaren devlet sisteminde görülen değişim ve bozulma emareleri konar-göçerleri de etkilemiştir. Onlar artık devletin kontrolü dışına çıkarak yerli halk için büyük bir sorun haline gelmiştir. Ayrıca kontrol edilemedikleri için vergilerinin toplanması ve askeri alanda istifade edilmeleri de oldukça güç bir hal almıştır. Öte yandan Anadolu'da ortaya çıkan karışıklıklar nedeniyle yerleşik halk da köylerini terk etmek zorunda kalmıştı. İşte böylesi-ne bir durumla karşı karşıya gelen Osmanlı bürokratları konar-göçerleri yerleşik hayata geçirerek hem onlardan yeteri kadar istifade etmeyi hem de boş kalan toprakları şenlen-dirmeyi amaçlamışlardır. Bu süreçten en çok etkilenen bölgelerin başında Bozok sancağı gelmektedir. Bölge nüfusu 16. Yüzyılın son çeyreğine göre %80 nispetinde azalmıştır. Bu yüzden zorunlu iskân çerçevesinde seçilen yerlerden biri de Bozok sancağı olmuştur. Dev-letin aldığı tedbirler neticesinde de bölge eski kalabalık günlere tekrar dönmüştür. Bozok sancağına iskân edilen aşiretlerden biri de Pehlivanlı aşiretidir. Onlar Halep, Dulkadir ve Yeni-il Türkmenleri arasında küçük gruplar halinde yaşamaktaydılar. Buna karşılık hem Halep hem de Dulkadirli Türkmenlerinin boy beyleri de zaman zaman bu aşiretten çık-maktaydı. Zamanla nüfusu arttıran Pehlivanlılara farklı cemaatlerin de tabi olmaya başla-masıyla onlar Türkmenlerin Serdarı haline geldiler. Özellikle Orta Anadolu'ya gelmeleriyle Yeni-il Türkmenlerinin voyvodalığını da ele geçirdiler. Kendilerine karışan aşiretlerle bir-likte 15.000 çadır ki yaklaşık 50.000 kişilik bir nüfusa ulaştılar. Orta Anadolu'da Bozok, Kırşehir, Kırıkkale, Aksaray ve Keskin gibi geniş bir bölgeye dağılarak köyler kurmuşlar-dır. Bu denli kalabalık bir nüfusu yöneten aşiret beylerinden bazıları onlardan aldığı des-tekle devlete karşı isyan ederken bazıları ise yerleşiklerin mallarını yağmalamıştır. Yine onlar sadece yerleşik hayata geçerek bölgenin iskânını sağlamamışlar, ayrıca maden-i hü-mayundan çıkan madenlerin taşınması ve Osmanlı ordusunun asker ihtiyacının karşılan-ması gibi görevlerde de bulunmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Aşiret, İskân, Sancak, Pehlivanlı, Osmanlı.

Havva Yazıcı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2075 numaralı emlak nüfus defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti'nin tarih boyunca etkisi ve önemi göz ardı edilemeyecek konumdadır. Bu büyük devletin tarihini anlamak ve sosyal, kültürel, ekonomik yapısını analiz etmek için nüfus defterleri tarihçiler için vazgeçilmez bir kaynak oluşturur. Osmanlı Devleti'nde, devletin kuruluşundan itibaren, modern olarak nitelendirilen ilk nüfus sayımı 1830-1831 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Bu nüfus sayımının doğal bir ürünü olarak ortaya çıkan nüfus defterleri, tarih araştırmalarında oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bahsi geçen bu defterler ilgili olduğu dönemin demografik, ekonomik ve sosyolojik yapısı hakkında zengin bilgiler sunarlar. Bölgenin idari yapısı, yerleşim yerlerinin isimleri, kayda konu olan şahısların sakal ve bıyık şekilleri, renkleri ve benzeri ayırt edici fiziksel özellikleri, isim ve lakap bilgileri, yaşları, kabaca boyları, hane reisleri ile akrabalık dereceleri, erkek nüfusun sayısı ve askerlik durumu, vergi mükellefleri, doğum ve ölüm tarihleri, nüfus hareketleri gibi birçok hususiyet söz konusu defterler sayesinde öğrenilebilmektedir. Bu bilgilerin yer aldığı 2075 numaralı Emlak kazasının nüfus defteri, 1834 yılı kayıtlarındaki istatistikleri içerir. Bu defterde yer alan Müslim nüfusla ilgili kayıtların transkripsiyonu yapılmış, anlaşılmasına katkı sunması amacıyla, içerik tablo ve grafikler üzerinde düzenlenerek, bölge tarihine ışık tutması istenirken, nüfus defterleri üzerinde yapılacak çalışmalara kaynak özelliği taşıması amaçlanmıştır.

Nurten Kelebekli
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sextus Julius Frontinus'un "The Aqueducts of Rome" adlı eserinin İngilizceden Türkçeye çevirisi

Bu çalışmada, Roma İmparatorluğu döneminde su mühendisliği ve Roma mimarisinin önemli miraslarından olan su kemerleri hakkında büyük bir öneme sahip olan Sextus Julius Frontinus'un "De Aquaeductu Urbis Romae" adlı eseri İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir. Bir dönem Britanya eyaletinde valilik yapan Frontinus, Roma'da su kemerlerinin yönetimiyle ilgilenirken bu eseri yazmıştır. İmparator Tacitus'un kendisinden "praetor urbanus" olarak bahsettiği Frontinus, ününü bu eseriyle kazanmıştır. Frontinus'un eseri, su kemerleri hakkında hem teknik hem de mimari açıdan değerli bilgiler sunmakta ve aynı zamanda su kemerlerinin yönetim sistemi ile ilgili önemli detaylar içermektedir. Bu çeviri çalışmasında, Frontinus'un sunduğu değerli bilgilerin birebir olarak okuyucuya aktarılması amaçlanmıştır. Eser, Roma su kemerlerinin yapım teknikleri, mühendislik becerileri, temel ihtiyaç olan suyun kullanımı ve yönetimi ile ilgili detaylı bilgiler içermektedir. Ayrıca, su kemerlerinin hangi dönemde kim tarafından yapıldığı, su ile ilgili senato kanunları ve imparator fermanları, su kemerlerinin taşıdığı su miktarı ve gerçekleşen yolsuzluklar ile bunların önlenme çabaları, su kemerlerinin bulunduğu bölgeler hakkında coğrafi bilgiler de eserde yer almaktadır. Bu bilgiler, bizzat Frontinus tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmanın amacı, Frontinus'un eserini Türk okuyucular, akademisyenler ve öğrenciler için daha erişilebilir hale getirmek ve Roma mühendisliğinin tarihsel önemini vurgulamaktır. Roma mühendislik tarihi meraklıları ve çeviri çalışmaları ile ilgilenen akademisyenler için de değerli bir kaynak sunmaktadır.

İbrahim Atlı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kahvehaneler: Konya örneği

Bu tez çalışmasında geçmişten günümüze Konya'da bulunan kahvehanelerin varlığı ve yüzyıllar içerisinde gelişimi üzerinde durulmuştur. Kahvenin kökeni ve Osmanlı Devleti'nde ortaya çıkmasıyla dini, siyasi ve sosyal rolleri nedeniyle yasaklamaları beraberinde getirmişti. Kahvehane yasakları zaman zaman hafifletilse bile tamamen yasakların kalkması XIX. yüzyıl dönemine kadar devam etmiştir. XVIII. yüzyılın sonlarında birçok kahvehane çeşitleri ortaya çıkmıştır. Mahalle Kahvehaneleri, Esnaf Kahvehaneleri, Yeniçeri Kahvehaneleri, Semai Kahvehaneleri kahvehane çeşitleri içerisinde incelenmiştir. Kahvenin Konya şehrine gelişi İstanbul ile aynı dönemlere rastlamaktadır. Konya'nın kahve ve kahvehane geçmişi Türbeönü Kahvehanesi ve Sulu Kahve ile başlayarak adeta aşıkların mekanı haline gelmiştir. Konya'da da kahvehane çeşitleri incelenmiş olup Aşık Kahvehaneleri, Esnaf ve Seyyar Kahvehaneler işlenmiştir. Cumhuriyet Döneminde Kayıklı Kahve ve Kızlı Kahveler etkili olduğu belirtilmiştir. Yine Cumhuriyet Döneminde Konya yerel gazetelerinde geçen kahvehanelerle ilgili haberler incelenmiştir. Günümüze doğru geldikçe "kafe" kültürü şekline dönüşen kahvehaneler geleneksel ile modern arasında bir kültürel mekân olmaya devam etmektedirler.

Nimet Şen
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Abdülhamid Dönemi bahriye nazırları ve donanma politikaları

Osmanlı Devleti'nde klasik dönemde deniz teşkilatının idaresini kaptan paşa sağlamaktaydı. Tanzimat döneminde kaptan paşalık idaresi değişime uğramıştır. Bahriye meclisi ve bahriye nezaretinin kurulması süreçleri ile teşkilatta düzenlemelere gidilmiştir. Bahriye Nezareti'nin kurulması ile birlikte unvanlar da değişmiştir. Kaptan paşalık unvanı yerini bahriye nazırlığına bırakmıştır. Bahriye nazırları deniz gücünü ve politikalarını şekillendiren amirler olarak görev yapmıştır. II. Abdülhamid dönemi denizciliği gerek bahriye teşkilatı gerekse politikaları açısından günümüze kadar uzanan tartışmalara konu olmuştur. Bu tartışmalar siyasi, ideolojik sebeplerle özellikle II. Abdülhamid'in şahsında odaklanmış görünmektedir. Bu tez II. Abdülhamid dönemi bahriye tartışmalarının arka planında kalmış Bahriye Nazırlarına odaklanarak bu dönem denizcilik olay ve politikalarını anlamayı hedeflemiştir. Bahriye nazırlarının söylem ve eylemleriyle bahriye teşkilatına etkileri üzerinde durulacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde II. Abdülhamid döneminde bürokratik yapıda yaşanan değişimler ve II. Abdülhamid'in bahriye nezaretine yaklaşımı ele alınmıştır. İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde II. Abdülhamid dönemi bahriye politikasının nasıl şekillendiği ele alınmıştır. Bahriye politikasına yön veren bahriye nazırlarının faaliyetleri incelenmiştir. Beşinci ve altıncı bölümlerde dönemin bahriye politikasına yön veren hadiseler incelenmiştir. Kişiler, olaylar ve koşullar çerçevesinde dönemin bahriye politikasında bürokratik yapının etkisi irdelenmiştir.

Selçuk Sarı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Milli Mücadele dönemi'nde Said Molla ve faaliyetleri

Bu çalışmada 1880-1930 yıllarında yaşamış olan Said Molla'nın Milli Mücadele döneminde Anadolu'daki milli uyanışı yok etmek üzere yapmış olduğu faaliyetler odaklı olarak hayatı ele alınmıştır. Said Molla, İstanbul'da bürokrat ve ulema sınıfa mensup isimlerin bulunduğu bir ailede, Sultan II. Abdülhamid'in yönetimi döneminde dünyaya geldi. Özel okullarda eğitimini tamamladıktan sonra kadı yetiştiren Medresetü'l Kudat'tan mezun oldu. İlmiye sınıfına mensup olan Said Molla'nın memuriyet hayatı II. Abdülhamid döneminde başlayıp, İttihat ve Terakki dönemi, mütareke dönemi ve Milli Mücadele döneminde de devam etmiştir. Damat Ferit Paşa'nın sadareti döneminde memuriyet hayatındaki en yüksek mevkie ulaşarak, Adliye Müsteşarlığı yapmıştır. İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ön plana çıkmasının yanı sıra, bunun devamı olarak nitelendirdiği Milli Mücadeleye karşı da düşmanca hareket etmiştir. Bu noktada Milli Mücadele Hareketi'ni durdurmak amacıyla, İngilizlerle iş birliği yaparak zararlı cemiyetlerin kurulmasına önayak olmuştur. Ayrıca Kuva-yı Milliye'yi yok etmek maksadıyla, İngilizlerden aldığı maddi ve manevi destekle Anadolu'da isyanlar çıkarılmasında rol oynamıştır. Devletin kurtuluşunun yalnızca İngiliz himayesinde olduğunu savunan Said Molla, İngiliz müzaheretini sağlamak için her dönemde girişimde bulunmuştur. Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasının hemen ardından yurt dışına kaçmış olsa da, gittiği farklı ülkelerde Milli Mücadele Hareketi ve Ankara Hükümeti aleyhine faaliyetlerde bulunmaya devam etmiştir. Yurt dışında bulunduğu dönemde, yüzellilikler listesine alındığı için Türkiye'ye dönemeyen Said Molla 1930'da Atina'da ölmüştür. Çalışmamızda, Said Molla'nın hem sarayla olan ilişkisi hem de İngiliz Gizli İstihbarat Servisi üyeleri ve İngiliz Yüksek Komiserleri ile olan ilişkileri göz önünde bulundurularak, Milli Mücadeleyi durdurmak üzere yürütülen faaliyetlerde ne denli önemli bir noktada olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Bunu yaparken, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden, Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nden, ATASE Arşivi'nden, TİTE Arşivi'nden, İngiliz Arşivi'nden, gazetelerden ve döneme şahitlik etmiş isimlerin hatıratlarından yararlanarak döneme ışık tutmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Said Molla, İngiliz Muhipler Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Rahip Frew, İsyanlar.

Milli MücadeleSaid Molla
Şeyma Nur Özden
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Akdes Nimet Kurat (1903-1971): Bir tarihçinin portresi

Akdes Nimet Kurat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında Rusya'dan göçen bir çok entellektüel Türk'ten biridir. Türk tarihi, Rusya tarihi ve Türk-Rus ilişkileri ve bunların dışında bir çok tarih konusunda çalışması bulunmaktadır. Ekim Devrimi sonrası oluşan baskı ortamından kaçan Kurat, 1924'te Türkiye'ye geldi. Burada İstanbul Üniversitesi'nde tarih öğrenimi gördü ve Fuat Köprülü'nün asistanı oldu. Almanya'da dört yıl doktora yaptıktan sonra Türkiye'ye geri döndü ve doçent unvanını aldı. Hocası Köprülü ile tartıştıktan sonra İsveç'e giderek burada misafir akademisyenlik yaptı. Türkiye'ye geri döndüğünde Ankara Üniversitesi'nde professör olarak kadro aldı. Burada da 1971'deki ölümüne kadar akademik çalışmalarını sürdürdü.

Kurat, Akdes NimetRusya TürkleriTarihçilik+2
Ulaş Aydemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze Siverek Karakeçilileri: Tarihleri, sosyal hayatları ve kültürleri

Bugün Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış olan Karakeçililer, kendilerini 24 Oğuz boyu içerisinde yer alan Kayı Boyu'na dayandırmakta ve Ertuğrul Gazi ile Anadolu'ya geldiklerine inanmaktadırlar. Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış bu aşiretin önemli yerleşim yerlerinden biri de Şanlıurfa Siverek ilçesidir. Bu bölgede yaşayan Karakeçililerle ilgi en eski bilgiler XV. yüzyıla dayanmaktadır. Özellikle Osmanlı Devleti'nde konar-göçer halde yaşayan aşiret, yüzyıllar boyunca yaylak ve kışlak olarak Siverek, Viranşehir ve Berriye arasında konup-göçmüş ve Siverek-Viranşehir arasında Diyarbekir Eyaletine bağlı bir idari birim olarak boy(aşiret) varlığını muhafaza etmiştir. Aşiretin hem bölgede bulunan yerel halkla hem de kendileri gibi konar-göçer olan aşiretlerle münasebetleri olduğu gibi bölgedeki devlet görevlileri ile de sürekli ilişkileri olmuştur. Bu çalışmada bugün hala Siverek bölgesinde yaşayan Karakeçili aşiretinin özü ve asli unsuru olan Mirekî oymağının bey ailesi üzerinden aşiretin bölgedeki geçmişine, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına bakmaya çalışılacaktır.

AşiretlerGöçebelerGöçebelik+6
Ümmü Gülsüm Karakeçili
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye tarihinden bir arakesit: 1950-1980 yıllarında kadınların kamusal alanda görünürlüğünü meşrulaştıran hayırseverlik faaliyetleri: Dermancıoğlu ailesi örneği

Bu çalışma, Türkiye'de kadınların kamusal alanda görünürlüğünün arttığı 1950-1980 yıllarında, Ankara'da yaşayan Dermancıoğlu Ailesindeki kadınlarının kamusal alan deneyimlerine sözlü tarih metodunu kullanarak odaklanır. Bu arakesit, Türkiye tarihinde kadının kamusal yaşamdaki görünürlüğü hususunda sesleri duyulmayan birçok kadının hikâyesini içinde barındırır ve dolayısıyla çalışmada kullanılan sözlü tarih metodu, dönemin kadınlarının kendi anlatılarını ortaya çıkarmada yardımcı olur. Sabahat Dermancıoğlu ve Dilek Dermancıoğlu'nun kendi kimliklerini inşasında önemli bir yere sahip olan hayırseverlik faaliyetleri özel ve kamusal yaşam ekseninde kritik bir role sahiptir. Anne-kız neslinin birikimi ve sürekliliği düşünüldüğünde, kamusal ve özel alandaki deneyimiyle bir kadını anlamak, kamusal alanda kadınların oluşturduğu görünürlük patikalarını anlamak için gereklidir. Tarihî belgelerdeki kadın görünürlüğü problemini odak noktasına alan ve kamusal alanda görünürlüğü iç içe geçmiş bir örüntü olarak inceleyen bu çalışma, kaynaklarını çeşitlendirerek aile arşivi, eşyalar, efemera, arşiv belgeleri, süreli yayınlar, kent haritaları ve muhtelif araştırma eserlerinden faydalanmıştır. Böylelikle kadınların kamusal alanda görünürlüğünün karanlıkta kalan bir kesitini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, nesilden nesle ve dönemden döneme aktarılan bu birikimin, sürekliliğin, kırılmaların; ayrıca kadınların özelden kamusala uzanan görünürlüğünün kadın tarihine sağladığı önemli bir katkının anlatısıdır. Anahtar Sözcükler Kamusal yaşamda kadın, sözlü tarih, Dermancıoğlu Ailesi, hayırseverlik, görünürlük

Aile araştırmalarıDermancıoğlu AilesiGörünürlük+4
Melek Topal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi'nde Navarin Kalesi

Osmanlılar tarafından kesin olarak 1501'de fethedilen Navarin, Mora Yarımadası'nın ve hatta tüm Doğu Akdeniz'in stratejik önemi haiz yerlerinden biri idi. Osmanlı idaresinde ve askerî organizasyonu içinde sürekli bir gelişme gösterecek olan bölgeye, sahip olduğu limanın da güvenliğini sağlamak amacıyla modern tarzda (trace italienne) yeni bir kale (Anavarin-i cedid) inşa edildi. Söz konusu kale, II. Viyana Kuşatması sonrası başlayan Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları sürecinde 1686'da Venedikliler tarafından ele geçirilmişse de 1715'te Mora üzerine düzenlenen sefer neticesinde tekrar fethedilmiş ve onarımı için çalışma başlatılmıştır. İlerleyen yıllarda özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısı itibarıyla artan Rus tehdidi, 1768 yılında yerini savaşa bırakmış ve Osmanlı ile Rusya arasındaki harp hali aralıklı bir şekilde Temmuz 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'na değin yaklaşık altı yıl devam etmiştir. Bununla birlikte Osmanlıların ağır yenilgisiyle sonuçlanan bu savaşın cephelerinden birisi de Mora Yarımadası olmuştu. 1770 yılında Rusların tahrikiyle yarımadada bir Rum isyanı patlak vermiş ve kısa sürede büyümüştü. Bu esnada kuşatılan Navarin, bir müddet Rus işgali altında kalmışsa da kale yeniden ele geçirilmiş ve isyanın dönüm noktasını teşkil eden bu olaydan kısa bir süre sonra da ayaklanma tamamen bastırılmıştır. Ancak yine de teyakkuz hali savaş boyunca devam etmiş ve zapt edilmesi sonrası kalenin onarımı için harekete geçildiği gibi garnizonun mevcudu arttırılarak iaşesine gayret edilmiştir. Nihayetinde çalışmamızın ana konusu, 1768-1774 yılları arasında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşında Navarin Kalesi'nin ne şekilde tahkim ve teçhiz edildiğini irdelemek olmuştur. Anahtar Sözcükler Navarin Kalesi, Osmanlı, Rus, Mora, Tamir, Nefer

18. yüzyılMoraNavarin Kalesi+4
Göktürk Altındiş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

27 Mayıs 1960 müdahalesi ve askeri rejim: İhtilalci subaylar arasında iktidar mücadeleleri, fraksiyonlar ve çatışmalar (27 Mayıs 1960-25 Ekim 1961)

Askeri müdahalelerin genel olarak orduya, spesifik olarak ise subay sınıfına etkisini ele alan araştırmalar büyük oranda ihmal edilmiştir. Tez, 27 Mayıs döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin öznesini oluşturan subay figürünü merkeze koyarak ordunun bozulan yapısal özelliklerini irdelemeye çalışmaktadır. Bu süreçte ordu bünyesinde ortaya çıkan gizli cuntalar gibi "illegal" örgütlenmeler ile Milli Birlik Komitesi gibi "legal" örgütlenmelerde ihtilalciler arasında yaşanan iktidar mücadeleleri üzerinde durur. Tezde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde uzun, sıkı ve disiplinli bir askeri eğitim sisteminin yarattığı etkili bir itaat mekanizması ile tek tip bir subay tipolojisinin 27 Mayıs'la paralel biçimde bozulduğu iddia edilmektedir. Sonuçta bu yeni subay figürü, on yıl boyunca Türk askeri ve siyasi hayatını derinden etkileyecektir. Çalışma, ordu içi ayrışmalara dair bütünlüklü bir analiz için hizipleşmelerin meydana geliş ve çözülüş süreçlerinden hiziplerdeki siyasi/ideolojik eğilimlere, subayların kışladaki zihinsel ve duygusal dünyalarına yönelik bir analiz hedeflemektedir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahaleMilitarizm+5
Nesimi Gökşen
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İsyan ikliminde bir asi ve devlet adamı: Katırcıoğlu Mehmed Paşa

XVI. yüzyılda ortaya çıkıp, XVII. yüzyılda karakter değiştirerek idareye karşı bir hareket halini alan Celali isyanları, Osmanlı Devleti'ni siyasî, sosyal ve ekonomik açıdan önemli derecede etkilemiştir. XVI. yüzyılda yaşanan nüfus artışı, uzun süreli savaşların yarattığı mali sıkıntılar, Amerikan gümüşünün sebep olduğu enflasyon ve devalüasyon, Avrupa'daki "Askeri Devrim", ücretli asker sayısının arttırılması, Osmanlı idaresindeki sarsıntılar vb. gibi bazı olaylar, isyanları büyük bir sorun haline getiren temel dinamiklerdir. 1596'da büyük bir krize dönüşerek etkisini arttıran Celali karışıklıkları, 1603'te "Büyük Kaçgun" dönemi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Asi sayılarındaki artışın yanı sıra hükümetin Celali liderlerine görev verme siyaseti olayları daha da karışık hale getirmiştir. Fakat Osmanlı Devleti'nin bu siyaseti, eşkıyaların bölgesel bir güç elde etmesini önleme amacı taşımıştır. Bu amacın yanı sıra devletin, göreve getirdiği bazı eşkıyaların yeteneklerinden yararlandığı da görülmektedir. Osmanlı Devleti'nin bu amaçla 1649 yılında affederek devlet görevine getirdiği Katırcıoğlu Mehmed Paşa, bir eşkıya iken devlet adamı olan asilerden biridir. Katırcıoğlu Mehmed, eşkıya iken önce Haydaroğlu Mehmed ile beraber çeşitli eşkıyalık faaliyetlerinde bulunmuş ve daha sonra Gürcü Abdünnebi isyanına dâhil olmuşsa da devlet adamlığı sürecinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bir dönem Abaza Hasan isyanı üzerine ordu kumandanı olarak görevlendirilen Katırcıoğlu Mehmed Paşa, 19 yıllık devlet hizmetinin çoğunu Girit mücadelelerinde geçirmiştir. 17 Aralık 1668'de Kandiye muhasarası esnasında Anadolu Beylerbeyi iken vefat eden Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın Venediklilerle olan mücadelelerdeki başarıları dönem kaynaklarına yansımıştır. Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın soyuna ilişkin çeşitli iddialar bulunmaktadır. Araştırmamızın amacı, Katırcıoğlu Mehmed Paşa'nın hayatı çerçevesinde hem dönemin sosyo-ekonomik, idari ve siyasî yapısını incelemek hem de eşkıyanın devlete, devletin de eşkıyaya bakışına bir örnek sunmaktır.

17. yüzyılCelali isyanlarıKatırcıoğlu Mehmed Bey+3
Ayşenur Güngör
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Döneminde Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına katkısı (1831-1878)

Eflak ve Boğdan, Balkanlarda önemli stratejik konuma sahip olmakla birlikte, tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bağımsızlığını elde edene kadar birçok mücadele vermiştir. Rekabet halinde olan dış güçlerin otoritelerini meşrulaştırma çabaları, Eflak ve Boğdan topraklarını mücadele alanına çevirmiştir. Bu rekabetten yıpranan yerli halk, topraklarının refahını sağlayabilmek için çeşitli faâliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilâli'nin getirdiği düşünce akımlarıyla entelektüel gruplar ortaya çıkmış ve millî kimlik bilincinin etkisiyle reform hareketlerine girişmişlerdir. İlk olarak prensliklerin birleşmesiyle büyük bir adım atacak olan ihtilâlciler, 1878 yılında bağımsızlığın kazanılmasını sağlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasına katkısını incelemektir. Bu aşamada Eflak ve Boğdan'ı etkileyen Fransız İhtilâli, Fenerli ailelerin reform girişimleri ve Transilvanya Birleşik Kilisesi'nin faâliyetleri ele alınmıştır. Özellikle Eflak ve Boğdanlı ihtilâlcilerin yapmış olduğu modernleşme çalışmalarının ve dış güçlerle olan ilişkilerinin ortaya konulması, bağımsızlık sürecini görmek açısından önemli olmuştur. Entelektüellerin ulusal kimlik inşa etme çabasında dil, din ve tarih gibi kültürel öğelere başvurmaları, çalışmada Eflak ve Boğdan halkının coğrâfî, târihî menşei ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilmesini gerekli kılmıştır. Ayrıca Eflak ve Boğdan'da ortaya çıkan ihtilâl girişimleri üzerinde dış güçlerin müdâhalesiyle yıpranmış olan halkın gösterdiği tepkilerin etkili olması, Osmanlı Devleti ve Avrupalı Devletler ile Memleketeyn arasında yürütülen diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çalışmada Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına olan etkisi Türkçe, İngilizce ve Rumence kaynaklar ışığında incelenmiştir. Buna göre, Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasında yalnızca siyâsî gelişmelerin değil, özellikle ulusal devlet kurma aşamasında rehberlik edecek olan entelektüel grupların sosyo-kültürel faâliyetlerinin de önemli derecede katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.

BağımsızlıkBağımsızlık mücadelesiEflak+7
Esra Kızıl
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi'nde bahriye alanında yapılan ıslâhât hareketleri ve Bahriye Meclisi

Tanzimat'ın 3 Kasım 1839'da ilan edilmesiyle beraber yapılacak olan reform hareketleri hız kazanmıştır. Reform hareketlerinin görüldüğü bir diğer alan da deniz kuvvetleri olmuştur. Deniz kuvvetleri yalnızca devletlerin deniz savaşlarında kullanılmamakla beraber aynı zamanda ticaret güvenliğini sağlamak, savaş esnasında askerlerin sevkine yardımcı olmak ve en önemlisi jeopolitik konuma dayalı olarak toprak bütünlüğünü sağlamada önem arz etmektedirler. Osmanlı Devleti 'de tüm bunları göz önünde tutarak, bahriyede eksiklik gördüğü konularda modernizasyon hareketlerini başlatmıştır. Ancak denizcilik alanında yenilik hareketlerine başlamak kolay bir hareket değildir. Yeni teknolojiye dayalı gemiler yapmak için hem yeni malzemelere hem de gelişmiş bir sanayiye ihtiyaç duyulmaktaydı. Tüm bunlar mali açıdan külfetliydi. XIX. yüzyılda yenilik girişimlerine örnek olarak tersanelere buharlı ve zırhlı gemiler girmeye başlamıştır. Devlet, deniz savaşlarında aldığı bozgunlar neticesinde donanmasını tanzim ederken yeni teknolojiyi kullanma yoluna gitmiş, bu nedenle bu tarzdaki gemileri tersanelerine getirtmiştir. Tanzimat dönemi ile beraber yapılacak olan reformların daha düzenli yapılması ve denetlenmesi açılan meclisler bahriye alanında da kendisini göstermiştir. İki defa kurulan Bahriye Meclisi, denizcilik alanında reformlara öncülük etmeye çalışıp, işlerin belirli bir düzen doğrultusunda yapılmasını amaçlamıştır. 1867 senesinde Bahriye Nezareti'nin kurulması ile beraber meclis, nezaretin bünyesinde görevlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu çalışma, Tanzimat Döneminde denizcilik alanında ne gibi ıslahatlar yapıldığından bahsederken, Bahriye Meclisi'nde alınan kararlar neticesinde ıslahatları gerçekleşmede başarılı olup olunamadığının yanı sıra bu meclisin Osmanlı bürokrasisinde yerinin tayin edilmesine yardımcı olmaktır.

Bahriye MeclisiBahriye teşkilatıDenizcilik tarihi+5
Beyza Şeyhoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gaius Marius'un hayatı ve askerî reformları

Roma'nın bir şehir devleti olarak ortaya çıkışından Akdeniz İmparatorluğu'na doğru uzanan süreçte Roma askeri kuvvetleri, değişen koşullar ve yeni ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenmiştir. Başlangıçta düzensiz savaşçı gruplarından ve çiftçi vatandaş kuvvetlerinden oluşan ordu, Roma'nın genişlemeye başlaması, dönemin diğer güçleriyle mücadele etmesi ve bu çatışmaların artık daha uzun dönemli savaşlara dönüşmesiyle birlikte zayıflamaya ve yetersiz kalmaya başlamıştır. Bu süreçte 'barbarların' Roma'yı ciddi anlamda tehdit etmesi, Roma Ordusu'nun sahada ağır yenilgiler alması, Afrika'da kronikleşen Numidya meselesi ve Kral Jugurtha'ya karşı takip edilen istikrarsız politika, Roma'da var olan siyasi, sosyal ve askeri bunalımların derinleşmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra, politik hizipler arasında meydana gelen bölünmeler ve iktisadi açıdan yaşanan problemler, halkın desteğini arkasına alan asker kökenli liderlerin yükselişine tanıklık eden yeni bir dönemin açılmasını sağlamıştır. Şüphesiz bu yeni dönemde askeri yetenekleriyle ön plana çıkan isimlerin başında Gaius Marius gelmektedir. Marius, askeri sahada sergilediği başarılarla Roma politik arenasında yükselmiş ve en nihayetinde kendisine sıradışı bir konum elde etmiştir. Roma ordusunun en yenilikçi komutanları arasında yer alan General Marius, M.Ö. 107-101 yılları arasında askere alım, ekipman, savaş düzeni ve Roma lejyonlarının eğitimi gibi konularla alakalı olarak bir dizi reformlar gerçekleştirmiştir. Bu reformlar her nekadar Roma ordusunu derin bir şekilde etkilemiş olsa da, reformların detaylı bir şekilde incelenmesi çoğu zaman ihmal edilmiş veya detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Nitekim bu çalışmamızda Marius reformlarının Roma tarihindeki yeri ve etkisi gerek birincil kaynaklar gerekse de ikincil/modern kaynaklar esas alınarak mümkün olduğu kadar geniş bir perspektiften incelenmeye çalışılmıştır.

Askeri yapıAskeri yeniliklerGaius Marius+3
Ali Kerem
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şakâiku'n-Nu'mâniyye ve zeyillerinde Ulemâ Meclisleri

Osmanlı âlimlerinin İslam coğrafyasının farklı havzalarına gerçekleştirdikleri ilmî seyahatler ve kendi çevrelerindeki âlimlerle bir araya geldikleri meclisler ulemâdan, askerî ve siyasî elitten, talebelerden ve halktan kimselerin katılımıyla farklı derinlikte tartışmalara ve sohbetlere konu olmaktadır. Bu çalışmada, Osmanlı dönemindeki ilim meclislerinin içeriği ve tartışma konuları değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı meclislerin Osmanlı âlimlerinin ilmî gündemleriyle ilişkisini ve sosyal fonksiyonlarını incelemektir. Bu sebeple, Taşköprülüzâde'nin Şakâiku'n-Nu'mâniyye' si ile Mecdî ve Nev'izâde Atâyî'nin zeyilleri ilim meclislerini incelemek için temel kaynak grubu olarak seçildi. Konuyla ilgili Şakâik ve zeyillerinden getirilen örnekler tartışmaların içeriklerini gözeten bir tasnifle ele alındı. Sonuç olarak, çalışma ilim meclislerinin Osmanlı entelektüel dünyasındaki fikrî ve sosyal önemiyle ilgili bazı gözlemler ve tespitler içermeye çalışacaktır.

EntelektüelMünazaraOsmanlı Devleti+5
Güllü Koçer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Mısır'ında bir yerel hazine örneği "Keşufiyye" (1711-1795)

Bu tez XVIII. yüzyıl Mısır'ının mali vaziyetini icmal defterleri, mukataa defterleri, mühimme defterleri ve dönemin Mısır kroniklerini kullanarak irsaliye hazinesi bağlamında keşufiyye vergisi örneğinden hareketle anlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma boyunca Mısır'da sosyo-ekonomik gücü tekrar ele geçiren Memlûk Beyleri ile Devlet-i Âlîyye ilişkilerine değinilecektir. Bunun yanı sıra Osmanlı Devleti'nin Mısır'da kurduğu mali modelin XVIII. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte çökmeye başlamasıyla Memlûk ümerasının iktidarı ele geçirmesi arasında organik bir bağ mevcut mudur? Mısır valisinin merkezi hükümete gönderdiği yıllık irsaliye hazinesi içerisinde yer alan keşufiyye vergisi miktarında yaşanan düşüş Devlet-i Âlîyye'nin Mısır algısını nasıl etkilemiştir? Bu durumun adem-i merkeziyetçilik ile bir ilişkisi mevcut mudur? Erkan-ı Kahire olarak adlandırdığımız eyaletin yönetimindeki etkin unsurların Mısır maliyesine katkısı nedir? Bu soruların cevapları mezkûr yüzyılda Devlet-i Âlîyye'nin Mısır algısının yeniden ortaya koyulmasını zorunlu kılmaktadır. Mısır'da kâşif olarak görevlendirilen Memlûk kökenli eyalet yöneticilerinin Devlet-i Aliyye'ye bağlılıkları fellah adı verilen köylülerden topladıkları Keşufiyye vergisi miktarı üzerinden ölçülmektedir. Toplanan vergi miktarındaki süreklilik Mısır valisi nezdinde kâşiflerin merkezi hükümet ile yapmış oldukları gayriresmi akdin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna rağmen eyaletteki vergiler sürekli artmakla birlikte merkezi hükümete gönderilen irsaliye hazinesi miktarında yüzyılın ilk yarısında istikrar hâkimken yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte irsaliye hazindeki vergi miktarı düşmüştür. Masraflarda düzenli bir artış yaşanırken mevcut mukataalar Memlûk zümreleri arasında paylaştırılmıştır. Buna bağlı olarak Mısır'da adem-i merkeziyetçilik ortaya çıkmıştır. Bu düşüş merkezi hükümetin Mısır'ın idaresi hakkındaki algısında değişiklik yapmasını zaruri kılmıştır. Devlet-i Âlîyye'nin Mısır'daki yönetim anlayışını yeniden organize edebilmek için Memlûk hanelerinin askeri, mali ve idari vesayetini ortadan kaldırması gerekmektedir. Fakat Bulutkapan Ali Bey'in isyanı (1768-1773) böyle bir girişimi engellemiş, adem-i merkeziyetçilik daha da derinleşmiştir. Yüzyılın sonundaki Fransızların Mısır'ı işgali (1798-1801) merkezi hükümetin Mısır'da kontrolü tamamen ele geçirmesini engellemiştir. Memlûklerin Mısır siyasetinden azade edilmesi ancak Mehmed Ali Paşa'nın mutlak iktidarı zamanında 1811 yılında meydana gelmiştir.

18. yüzyılKeşufiyyeMemlükler+5
Osman Onur Genç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1730-1731 isyanları hakkında bir dönem kaynağı: Relation des Deux Rebellions Arrivees a Constantinople en MDCCXXX. Et XXXI., dans la Deposition d'Achmet III. et l'Elevation au Trône de Mahomet V. (İnceleme ve izahlı tercüme)

Bu çalışma, 1730-1731 isyanları hakkındaki birincil bir kaynağı mercek altına almaktadır. Söz konusu kaynak, Relation des Deux Rebellions Arrivees a Constantinople en MDCCXXX. et XXXI., dans la Dépositon d'Achmet III. et l'Elevation au Trône de Mahomet V. başlığını taşıyan matbu bir eserdir. 1737 yılında Fransızca olarak yayınlanmış; aynı yıl İngilizce ve İtalyancaya, bir yıl sonra da Almanca ve Rusçaya tercüme edilmiştir. Kaynak eser, 1730 İsyanı ve onun rövanşist bir tekrarı mahiyetindeki 1731 yılında meydana gelen ikinci bir ayaklanmayı konu almaktadır. Uzun müddet anonim olarak değerlendirilen kaynağın Humbaracı Ahmed Paşa ismiyle maruf Claude Alexandre de Bonneval tarafından kaleme alındığı birkaç yıl önce iddia edilmiştir. Eser, 1730-1731 isyanlarına dair ikincil literatürde muteber bir kaynak addedilip sıkça istifade edilmekle birlikte müstakil bir çalışmaya konu olmamıştır. Keza, Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyıldaki siyasî tarihine ait mühim bir hadiseyi nakletmesine rağmen Türkçe neşri de yapılmamıştır. Bu çalışma esasen, kaynak eseri spesifik bir incelemeye konu ederek Osmanlı tarihyazımında son yıllarda belirgin bir artışın gözlemlendiği 1730-1731 isyanlarına dair kaynak odaklı ilmî tetkiklere katkı sunmak gayesine matuftur. Ayrıca, kaynağın Fransızca ve İngilizce nüshalarının karşılaştırmalı ve izahlı bir tercümesine yer verilen çalışmada bu önemli eserin Türkçe çevirisinin bulunmayışı noktasındaki eksikliği gidermek de hedeflenmiştir.

18. yüzyılAhmed PaşaOsmanlı Devleti+3
İbrahim Tolga Kara
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Rum vilayetinde yerleşim düzeninde değişimler (Alaca, Mecitözü ve Almus örneklerinde bir tarihsel coğrafya araştırması 1455-1839)

Kuzey Orta Anadolu havzası; Anadolu'nun fethinde ikinci kuşak serhat hattında yer alan, imparatorluğun kuruluşunda etkin rol oynayan Türkmenlerin öbeklendiği bir bölgeydi. Ayrıca XVI. yüzyılda siyasî, itikadî temelli Osmanlı-Safevi çekişmesi ile pek çok yönü bulunan Celali İsyanlarının bu bölgede etkin olduğu malumdur. Bugün Alaca, Mecitözü ve Almus olarak isimlendirilen ve bu havzada yer alan kazaların geçmişlerinin irdelenmesi bu bakımdan önemlidir. Alaca, Anadolu'da ilk medeniyeti tesis eden Hititlere ait önemli bir iskân bölgesiydi. Burası iskâna uygun özellikleri nedeniyle asırlar sonra Osmanlı nüfus ve iskân faaliyetlerine de konu olmuştur. Bu bakımdan imparatorluğun ilk döneminde yerleşik, hareketli konar-göçer aşiretlerin ön plana çıktığı hareketli bir coğrafyadır. Sivas, Tokat ve Samsun ara yolu bağlantısını sağlayan Mecitözü, Alaca'ya nispetle XV. yüzyılda daha sönük bir sahadır. Bizans Osmanlı çekişmesinin uzun sürdüğü ve Tokat ile Sivas'ı kavuşturan yolun merkezindeki Kafirni (Almus) ise Müslim-gayrimüslim varlığının ön plana çıktığı bir bölgedir. Her üç bölgede, XVI. yüzyıl sonlarında iskân mahallerinin sayısında belirgin bir artış gözlenmiştir. Öte yandan bu bölgelerde, kriz ve dönüşümün işareti olan XVII. yüzyıldan XVIII. yüzyıla uzanan dönemde, eskiyi aratır derecede sönük ve flu bir geçiş dönemi yaşanmıştır. Çok net göremesek de Mecitözü ve Hüseyinabad (Alaca), yaşanan gelişmelerden dolayı ıssızlaşmış, pek çok köyü hâlî ve harap duruma düşmüştür. Kafirni, dağlık ve ormanlık sahaları nedeniyle bölge ve yöre insanına adeta doğal bir barınma alanı olmuştur. Üretim, tüketim, ticarî tarım ve ulaşım faaliyetleri döngüsünün yeniden inşa ettiği XIX. yüzyıl Anadolu kent tarihinden söz konusu üç kaza da nasibini almıştır. Nitekim XVII. yüzyılda bir derbent olan Alaca, zamanla geçiş yolları istikametinde bir kavşak bölge halini almıştır. Mecitözü, Milli ve Kavilli aşiretleri vesilesiyle ilk dönemin aksine çok daha hareketli bir dönem yaşamıştır. Tokat-Sivas hattındaki Kafirni'de ise Celali hışmından yerle bir olmuş iskân mahalleri, XIX. yüzyıla gelindiğinde tekrar canlanmaya başlamıştır. Sonuç olarak; incelediğimiz üç kazanın XV. yüzyılda temelleri atılmış, XVI. yüzyılda en parlak dönemlerini yaşamış, XVII. ve XVIII. yüzyılların kendine has gizemli dünyasında zaman zaman öne çıkmış veya gerilemiş ve nihayet XIX. yüzyılda ise yeniden canlanıp günümüzdeki iskân özellikleri ile sosyo-kültürel yapılarına kavuşmuş oldukları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İskân, Nüfus, Göç, Kafirni (Almus), Mecitözü, Hüseyinabad (Alaca)

NüfusOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Murat Alandağlı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tevârih-i Güzide–Nusret Nâme'nin Türk-Moğol tarihi açısından değerlendirilmesi

Moğol tarihinin nadir bulunan eserlerinden biri olan ve XVI. yüzyılda Çağatay Türkçesinin klasik devrinde yazılmış Târîh-i Güzîde, Nuŝretnâme, özellikle Orta Asya Türk-Moğol tarihi açısından oldukça önemlidir. Orta Asya'da gelişen Türkçe tarih yazıcılığının en kıymetli eserleri arasında sayılabilecek nitelikte olan Tevârih-i Güzîde, Nusret-nâme esasen Şibânînâme olmasının yanı sıra Câmi'ü't-Tevârih'in ilk cildi olan Târih-i Mübâreke-i Gazan Han'ın Çağatayca çevirisini de kapsamaktadır. Oğuz Han destanı ile başlayan eser, Cengiz Han'ın hayatı ve hükümdarlığından Şiban Han'ın küçük kardeşi Mahmut Bahadır Sultan dönemini de kapsayan tarihî olayları ele almaktadır. Eserin iki nüshası bulunmakta ve her iki nüshası üzerine de yapılmış kapsamlı araştırmalar az bulunmaktadır. Çağatay Türkçesi ile yazılmış eserlerin en eski ve en geniş içeriklisi olan Tevârîh-i Güzîde Nusret-name hem dil bakımından hem de Moğol ve Türk tarih bakımından çok önemli bir eserdir ve Şibaniler dönemi tarihi bakımından öğrenilmesi gereken ehemmiyetli eserdir. Ayrıca Monggol-un Niguça Tobçiyan (Moğolların Gizli Tarihi) ve Fazlullah Reşîdü'd-din Fazlullah-ı Hemedânî'nin yazdığı Câmiu't-Tevârîh'ta olmayan veriler bulunduğu için bu eserin değeri artmaktadır. Bunun dışında eserde kullanılan on altı adet minyatür sanat tarihi bakımından çok kıymetlidir. Yazıldığı tarih itibarıyla Türkçe söz varlığına, Türk coğrafyası ve özel adlar bağlamında çok önemli katkılar sağlayacak ve problemler çozülecektır. Ayrıca metnin ekleşmesinde görülen farklılıklar alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlayacaktır. Eser 3200 civarında özel ad barındırmaktadır. Böylece Tevârih-i Güzîde Nusret-nâme Türk ve Moğol tarihi çalışmalarında birincil kaynak olacaktır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde Moğol tarihi yazıcılığına kaynaklık eden üç çeşit Altan Tobçı ve Sagan Secen'in Sagan Seçen'in Erdene-Tobçi eserinin tanıtımı yaptık. İkinci bölümünde "Mogollar ve Moğol İmparatorluğu" başlık altında Moğolları menşei ve Büyük Moğol İmparatorluğu kurulmasından önceki Moğol kavimleri hakkında bilgi verdik. Ardından Temüçin bütün Moğolları birleştirip Büyük Moğol İmparatorluğu kurması ve onun yaptı seferlere yer verdik. Ondan sonra Moğol İmparatorluğu ve bağımsız devletlerin ortaya çıkışı tarihi anlattık. En son üçüncü bölüm olarak TGNN eserin tanıtımı ve TGNN Metnin Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Karşılaştırmayı yaptık.

MoğollarTevarih-i Güzide–Nusret NameTürk-Moğol ilişkileri+1
Ochırpurev Duger
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kabartay'ın Osmanlı Devleti ve Rusya ile bağlılık ilişkileri (1475-1774)

Bu tez Kabartayların, Osmanlı Devleti ve Rusya ile arasındaki siyasi ilişkileri konu edinmektedir. Kuzey Kafkasya'nın merkezinde yerleşik bulunan Kabartaylar Çerkeslerin iki ana kolundan birini oluşturur. Kabartay bölgesi, 18. yüzyılın sonuna kadar bölgenin stratejik, ekonomik ve siyasi açıdan en önemli parçası olma özelliğini korudu ve iki yüzyılı aşkın bir süre Osmanlı Devleti ile Rusya arasında sınır teşkil etti. Bu özelliklerinden dolayı Kabartay'ın Osmanlı Devleti ve Rusya ile arasındaki, çoğunlukla bağlılık zemininde ele alınan ilişkiler, bölgede etkinlik gösteren egemen devletlerin genel olarak Kafkasya ile ilgili yaklaşım ve politikalarına ışık tutabilecek mahiyettedir. Çalışmanın temel amacı karşılıklı ilişkilerin niteliğini ve seyrini ortaya koyarak Osmanlı Devleti ve Rusya'nın Kafkasya'ya yönelik politikalarını anlamlandırabilmektir. Bunun için de Kabartay'ın imparatorluklarla ilişkileri diplomatik çerçeveden daha geniş bir kapsamda ele alınmıştır. İç mücadeleler, bölgesel ittifaklar, Kabartay'daki güç odaklarının Osmanlı-Kırım ya da Rusya yanlısı olarak rolleri, çatışmalar, köle ticareti, göç hareketleri, kısacası bölgede dengeleri belirleyen ve değiştiren bütün siyasi, ekonomik, askeri ilişkiler ve olaylar konumuzu ilgilendirmektedir. Diğer Çerkes kabileleri, Kumuklar, Nogaylar, Kazaklar ve bölgedeki diğer halklar da bütün bu ilişkilerin ve olayların aktörleri arasındadır. Çalışmanın ana kaynakları Kabartay'ın dış ilişkilerini yansıtan Osmanlı ve Rus arşiv belgeleri ile bunların yorumlarını içeren araştırmalardır.

KabartayKafkasya politikasıKuzey Kafkasya+4
Yusuf Altan Altunok
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Börklüce, Torlak, Bedreddin: Eşzamanlı ve eşgüdümlü bir isyan mı yoksa artzamanlı üç ayrı olay mı

Ankara Savaşı sonrasında yaşanan kaosta, şehzadeler arasında iç savaşın yaşandığı Osmanlı coğrafyasında Aydınili'nde Börklüce Mustafa, Saruhanili'nde Torlak Kemal ve Rumeli'de Şeyh Bedreddin önderliğinde yaşanan üç ayrı olay, hem Osmanlı tarih yazınında hem de buna dayalı olarak yazılan diğer tarih eserlerinde çok farklı şekillerde ele alınmıştır. Bazı Osmanlı tarihçileri bu üç olayı Şeyh Bedreddin'in önderliğinde ve koordinasyonunda aynı anda meydana gelen tek isyan olarak yansıtırken, diğer yazarlar bunları artzamanlı olarak meydana gelen üç ayrı olay olarak yansıtmaktadır. Olayların çağdaşı ya da yakın dönem kaynakları dikkatle incelendiğinde, birbirinden bağımsız gelişen, liderleri, toplumsal temelleri ve amaçları birbirinden farklı üç ayrı olaydan söz etmek de mümkün görünmektedir. Kaynakların çelişkili ifadeleri elbette başlı başına bir sorgulama konusudur, ancak daha da önemlisi, yukarıda da belirtildiği gibi, üç olayı Şeyh Bedreddin önderliğinde eş zamanlı ve koordineli bir olay olarak yansıtan bazı kaynaklar daha sonraki tarihçilerin yaklaşımlarını da belirlemiş, söz konusu anlayış veya tespit sorgulanmayarak Cumhuriyetin ilk yıllarında da devam etmiştir. Bu tutum, tarihi olayları kurgusal mitlere, liderlerini de mitik figürlere dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmada, kaynaklar titizlikle incelenecek, olaylar ve kahramanları masal unsurlarından arındırılarak, tarihte ne olduysa o ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Börklüce Mustafa, Torlak Kemal, Şeyh Bedreddin

Börklüce MustafaOsmanlı DevletiOsmanlı tarihi+3
Bilal Güneş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

XVII. yüzyılda yazılan Osmanlı hac seyahatnâmelerinin tarih yazımı açısından değerlendirilmesi

Bu tez, düzenli bir organizasyon olarak yüzyıllardır sürdürülen dolayısıyla da hakkında çok doküman bulunan hac ile ilgili yazılan "hac seyahatnâmeleri" hakkındadır. XVII. yüzyıla ait eserler tarihsel perspektifle ele alınmıştır. Osmanlı hac seyahatnâmelerinin, Osmanlı siyasi, sosyal, dini ve kültürel hayatına dair veri kaynağı niteliğinde olup olmadığı konunun ana eksenini oluşturmaktadır. Şimdiye kadar tarih yazıcılığı açısından görece ihmal edilen hac seyahatnâmeleri tespit edilen ortak paydalardan hareketle tematik başlıklar altında tartışılmıştır. XVI.-XIX. yüzyıllar arasında yazılan tespit edebildiğimiz kadar esere ulaşarak bir Osmanlı dönemi bibliyografya çalışması ortaya koyarak, özet bilgilere excel tablosunda yer verilmiştir.

17. yüzyılHacHaremeyn+7
Amine Çelik
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Kadı Sicillerine göre 17. yüzyılın ikinci yarısında Galata'da sosyal ve ekonomik yaşam

Galata, tarihi boyunca ve özellikle Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde oldukça önemli bir konumdaydı. Bu önemli konumunu barındırdığı birbirinden farklı etnik, dini, kültürel unsurları bir araya getiren yapısına borçludur. Bu kozmopolitlik bölgeye farklı bir statü kazandırmış, seyyah ve elçilerin uğrak yeri haline getirmiştir. Bölgenin ticari faaliyetlerin işlek olması da bu yapıyı güçlendirmiştir. Ticarete elverişli konumdaki limanı sayesinde tüccarlar da sıklıkla bölgede bulunmuş ve mozaiği tamamlayan bir parça haline gelmişlerdir. Bu çalışmada 17.yüzyılın ikinci yarısına ait Osmanlı Galata'sı incelenmeye çalışılmış, dönemin sosyokültürel hayatı hem idari bir merkez olan payitahtta hem de bu bölge özelinde incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın merkez bölgesinin Galata olarak seçilmesi, gayrimüslim-Müslüman ilişkilerinin iç içe geçtiği bir özellikte olması sebebiyle birlikte ortak yaşamın sürdürülebilirliği ve karşılıklı sosyoekonomik ilişkilerin aydınlatılması konusunda örnek alınabilecek bir bölge olması ve devletin de gayrimüslimlere karşı olan duruşunun anlaşılmasında önemli bir konumda olmasıdır. Bu çeşitliliğin incelenebilir kılınmasını sağlayan ana kaynaklar ise Şer'iyye Sicilleridir. Şer'iyye sicilleri içerisinde barındırdığı bilgiler sayesinde oldukça önemli konumdadır. Dönemin sosyo ekonomik hayatının günümüze aktarılmasını sağlamışlardır.

17. yüzyılEkonomiEkonomik hayat+7
Tutku Korucu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Câmi'û't-Tevârîh-i Hasanî adlı Farsça eserin Moğollar ile ilgili kısmının tahlil-tenkid ve değerlendirmesi

Biz bu tezimizde; kısaca tarih biliminden, İranlı asıllı tarihçi ve şair İbn Şehâb'ın ve onun 857/1453'de tamamlamış olduğu, tarihi eseri olan Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî bir kısmından bahsettik. Önsöz bölümünde; içeriği dair genel bilgiler verdik. Giriş bölümünde; Tarih bilimin Ortaya çıkışından ve Ortaçağda İslam dünyasındaki gelişiminden kısaca bahsettik. Tezimizi iki bölüme ayırdık. Birinci bölümde; İbn Şehâb'ın yaşamına ve eserlerine dair bilgi verdik. Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî hem içerik bakımından önemli ve kullanışlı, hem de üslup bakımından anlaşılır, ve sade eserdir ve bu eser ile ilgili ayrıntılı bilgi verdik. İkinci bölümde ise; altıncı bölümün yedinci kısmında eserin Moğollar ile ilgili çevirisini yaptık. Anlaşılması güç olan ifadeleri daha rahat anlayabilmeniz için o kısımları; çeşitli kaynaklarla açıklamaya çalıştık. Nihayet anladık ki: Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî, genel bir tarih olarak tarih bilimine dair konulardan bahsetse de; siyasi, kültürel, sosyal ve tarihi bilgiler veren değerli bir eserdir. Câmi'u't-tevârîh-i Hasenî, tarih bilimi açısından 15. Yüzyılın yazılan eserlerin içinde önemli bir yeri vardır. İbn Şehâb, İslam tarihinin Timurlu dönemin saygın bilim adamlarından bir tanesidir.

15. yüzyılCami-üt TevarihFarsça+5
Mohsen Leisi
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bosna Hersek'in Avusturya Macaristan tarafından ilhakı (1908)

Balkanlarda önemli bir konumu olan Bosna-Hersek, 19. Yüzyılının ikinci yarısında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun hedefi olmuş ve 1875 Bosna-Hersek isyanıyla birlikte bir doğu sorunu olarak Avrupa siyasetine yansımıştır. 19. yüzyılın siyasi grupları arasında kendine yer bulamayan ve değişen siyasi dengelere ayak uyduramayan Osmanlı Devleti, 1878 Berlin Antlaşması ile Balkanlar'daki topraklarının çoğunu kaybetmiş ve Bosna'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar çoğunluğu Müslüman olan Hersek, Berlin Kongresi'nin 25. Maddesi uyarınca Avusturya-Macaristan ordularınca işgal edilmiş ve nihayetinde 1908 yılında ise ilhak edilerek Balkanlarda bir krize sebep olmuştur. Avusturya Macaristan ilhakı kendini sözde saldırılara karşı koruduğu bir eylem olarak değerlendirmiştir. İlhak olayı hem Bosna-Hersek topraklarında hem de Osmanlı topraklarında tepkiye yol açmıştır. Osmanlı topraklarında Avusturya'ya karşı boykotaja yol açmıştır. Bosna-Hersek'te ise ilhak farklı görüşlerle karşılanmıştır. İlhak'ı Bosna-Hersek'te yaşayan Sırplar ve Müslümanlar protesto ederken, Hırvatlar bu durumu memnuniyetle karşılamışlardır. Ayrıca Bosna-Hersek'teki milliyetçi gençlik de ilhakı protesto etmiştir. Bosna-Hersek topraklarında yaşanan İlhak krizi Dünya Savaşı'nın fitilini ateşleyecek ve 20. Yüzyılda Dünya ve Balkanlardaki gelişmeleri şekillendirecektir. Avusturya-Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak etmesi üzerine Bosna Aydınları Mebusan Meclisine Layihalar sunmuşlardır. Tezimizde ilk kez kullanılan ve günümüz Türkçesine çevrilen bu Layihalarda; Avusturya Macaristan Devleti'nin Bosna Hersek üzerindeki emelleri konu alınmıştır. 400 seneden beri Bosna Hersek'in Osmanlı toprağı olduğunu ve Bosnalıların sınır bekçiliği yaparak kutsal bir görev yaptıkları ifade edilmiştir. Her üç layihada da özetle Bosna-Hersek'in Osmanlı kültürü ile yoğrulmuş olduğu ifade edilmiştir. Bundan dolayı Bosna-Hersek'in Avusturya Macaristan Devletine terk edilmemesi gerektiği üzerinde önemle durulmuştur ve Avusturya'nın Bosna'yı ilhakına olan tepkiler dile getirilmiştir. Bu layihalar Bosna-Hersek İlhak krizini ayrıntılandırması açısından önemli olmuştur. Bosna-Hersek'in ilhakı Osmanlı İmparatorluğu'nu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu birçok açıdan etkilemiş ve Avrupa'da siyasi ittifakların oluşmasına yol açmıştır. Bu, Birinci Dünya Savaşı'na giden yolda siyasi durumun gözden geçirilmesine ve yeni siyasi hiziplerin oluşmasına yol açtı. Bu nedenle Bosna-Hersek'in ilhakı hem Osmanlı hem de Avrupa tarihinde önemli bir yer tutar. Dolayısıyla Bosna'nın 1878'de Avusturya-Macaristan tarafından işgali ve ilhaka giden sürecin incelenmesi önemlidir. Bu çalışma, Bosna-Hersek İsyanının yol açtığı Bosna krizinin ardından, Bosna-Hersek'in, 1877-1878 Berlin Antlaşması'nın 25'nci maddesi uyarınca Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgalini, Bosna-Hersek kaynaklarına, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak ve özellikle Boşnak aydınların kaleme aldığı üç layihaya vurgu yaparak 1908'de oldubitti ile gerçekleşen Bosna'nın ilhakını analitik bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Ömer Akkaş
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sovyet basınına göre 1962 Küba (Füze) krizi (Pravda, İzvestia, Mariyskaya Pravda)

II. Dünya Savaşı sonucunda yaşanan devletlerarası mücadeleler, savaşlar, siyasal çatışmalar dünya düzeninin değişmesine neden olmuştur. 1945 sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olmak üzere iki süper güç etrafında Doğu ve Batı blokları olarak iki kutuplu bir dünya ortaya çıkmıştır. ABD ve SSCB önderliğinde oluşan bu kutuplaşma, dünyayı yok olmanın eşiğine kadar sürüklemiştir. İki süper gücün birbirleriyle ve etki alanları içindeki ülkeler üzerinden yürüttüğü politik, askeri ve ekonomik mücadelenin adı Soğuk Savaş olarak adlandırılmıştır. Soğuk Savaş yıllarında dünyadaki siyasal sistem, askeri ve ekonomik alanlar büyük bir yapısal değişimle karşı karşıya gelerek, süper güçlerin nükleer rekabete doğru ilerlemesine neden olmuş ve dünyayı nükleer felaketin eşiğine kadar getirmiştir. İki süper gücün Soğuk Savaş yıllarında sürdürdükleri rekabetin askeri boyutu, 1962 yılının Ekim ayında dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmiştir. ABD'ye yakın Küba'nın uzaktaki SSCB ile işbirliği yapması ve SSCB'nin Küba topraklarına nükleer başlıklı füzeler yerleştirme girişimi ABD'nin uluslararası politikasında değişikliğe gitmesine yol açmıştır. Küba lideri Fidel Castro'nun SSCB'ye yakınlaşması sonucunda ABD, Castro'yu devirmek amacıyla çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. ABD'nin Castro'ya karşı politika izlemesi, Castro'nun SSCB'ye daha fazla yakınlaşmasına ve nükleer savaş tehlikesinin doğmasına neden olmuştur.1962 yılında yaşanan Küba Füze Krizi, barışçıl bir uzlaşma ile sona ererek, uluslararası ilişkilerde yumuşama dönemini başlatmıştır. İki kutuplu dünyada, Soğuk Savaş'ın şiddetlendiği dönemde ABD ve SSCB'nin liderleri Kennedy ve Kruşçev, nükleer bir savaşa doğru sürüklenmeyi göze alamamış ve rasyonel davranarak olası bir felaketin önüne geçmişlerdir. Nükleer savaş ihtimali, iki ülkenin de kamuoyunda ciddi bir felaket olarak değerlendirilmiştir. 1962 Küba Füze Krizi'nin başlangıcından uzlaşma aşamasına kadar yaşanan tüm gelişmeler, yayın organları aracılığıyla başta ABD ve SSCB olmak üzere bütün dünya kamuoyuna aktarılmıştır. Bu çalışmada 1962 yılının Ekim ayında yaşanan Küba Füze Krizi'nin ortaya çıkışı, dünyanın nükleer bir savaşın eşiğine gelişi ve uzlaşma sürecinin SSCB basınınca nasıl ele alındığı ve Sovyet kamuoyuna nasıl aktarıldığı üzerine odaklanılmıştır.

Ogulsona Orazova
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Amerikan misyoner okullarından "Suriye Protestan Koleji" (1866-1920)

Misyonerler, Osmanlı sınırları içinde Hristiyanlığı yaymak için birçok teşkilat kurmuştur. Bu teşkilatlardan biri American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM)'dir. Buna bağlı olarak çalışan misyonerler Suriye'de 1820'den itibaren eğitim, sağlık, Evanjelik vaaz verme ve basın-yayın çalışmalarını aralıksız sürdürmüştür. Eğitim çalışmaları kapsamında bölgede kurulan ilk misyoner okulu 1824'te kurulmuş olup, ilkokul seviyesinde eğitim veren, sayıları hızla artan birçok okul açmışlardır. Zamanla ihtiyaçları karşılayamadığı düşünülen bu okulların devamı mahiyetinde, Suriye Protestan Koleji (SPC) ya da Arapça adıyla "El-Medresetü'l-Külliyetü's-Suriyetü'l-İnciliyye" 3 Aralık 1866'da ruhsatsız olarak açılmıştır. Misyonerler, bölgeyi daha anlaşılır kılmak için misyon ve istasyonlara bölmüşlerdir. Kolej'in dahil olduğu Suriye-Filistin misyonu, 1870'te ABCFM ile koordineli çalışan Presbyterian Board of Commissioners for Foreign Missions (BFMPC) devredilmiştir. Hristiyan ideallerini modern görüşlerle birleştireceğini, ileri bir Batılı eğitim sağlayacağını iddia eden SPC'de, kuruluş aşamasında Colligeate, Tıp, Eczacılık; daha ilerleyen yıllarda ise Hazırlık, Diş Hekimliği, Hemşirelik, Ticaret bölümü ile İncil Arkeolojisi ve Filoloji bölümleri açılmıştır. Osmanlı Devleti Kolej'e karşı temkinli davranmış özellikle Tıp ve Eczacılık öğrencilerinin mezuniyet sınavlarının Mekteb-i Tibbiye-i Şahane eğitmenlerince İstanbul'da yapılmasını istemiştir. Kolej mezunlarının bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapıya etki ettiği iddia edilmiştir. Kolej "medenileştirme misyonu" çerçevesinde yürüttüğünü iddia ettiği eğitimi, bölgenin öncülerini yetiştirme misyonuyla yürütmüştür. Fakat Protestan ahlaka bağlı olarak verdiği eğitimden hiç ödün vermemiş, öğrencileri buna uygun zorunlu uygulamalara tabi tutmuştur. Bu uygulamaların yarattığı etkiyle Kolej'de zaman zaman sorunlar yaşanmıştır. Bölgede birçok ilkin yaşanmasına vesile olduğu iddia edilen Kolej'de basın-yayın faaliyetleri ile dikkat çekmiştir. Kurumun Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Hükümeti ile tıbbi misyon çerçevesinde yapılan çalışmalarda etkin olarak yer aldığı, hükümetle olumlu ilişkiler yürüterek savaş boyunca iki hafta dışında hep açık kaldığı anlaşılmaktadır. Kolej'den birçok doktor, eczacı, diş hekimi, öğretmen, mühendis, hukukçu ve din adamı yetişmiştir. Kurumun, bölgenin geleceği için toplanan konferansta Danışmanlık Heyeti'nde de temsilci bulundurmuştur. Kolej, I. Dünya Savaşı sonrasında manda sınırlarında kalmış, 1920'de adını Beyrut Amerikan Üniversitesi olarak değiştirmiştir.

Çiğdem Duman Süner
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin İran'daki meşrutiyet hareketine yönelik siyasi yaklaşımı (1906-1911)

İran devrim tarihinde önemli bir dönüm noktası olan ve 1906-1911 yılları arasında yaşanan meşrutiyet düzeni, sadece İran'da değil aynı zamanda Osmanlı Devleti'nde de büyük bir etki uyandırdı. Bu nedenle süreç içerisinde Osmanlı Devleti tarafından politik, askeri, diplomatik, toplumsal ve ideolojik temelleri bulunan bir siyaset geliştirildi. Siyasal yaklaşımın oluşumunda İran'daki gelişmelerin yanı sıra Osmanlı Devleti'nde ortaya çıkan olaylar da belirleyici oldu. Dolayısıyla II. Meşrutiyet'in ilanı, İran'daki meşrutiyet hareketine yönelik Osmanlı siyasetinde bir dönüm noktası oldu. Böylece II. Meşrutiyet öncesi ve sonrasında farklılaşan iki farklı siyasal tutum gelişti. Siyaset düşüncesinin şekillenmesinde İran'daki gelişmelerin yol açtığı çekinceler ve buna bağlı olarak ortaya çıkan pragmatik beklentiler bulunuyordu. Öte yandan İngiltere ve Rusya'nın İran'ı işgal sahalarına bölmeleri, 1908 yılı sonrasında Osmanlı siyasetini belirleyen en önemli meselelerden biri haline geldi. Bu çalışmada İran'daki meşrutiyet sürecinde yaşanan olayların Osmanlı Devleti'nin İran Meşrutiyet Hareketine dayalı siyasetine etkisi ve bu faktörlerden beslenen Osmanlı Devlet siyaseti incelenmiştir. Çalışmanın zamansal kapsamı 1906-1911 yıllarıyla sınırlanmıştır. Konu çerçevesi de Osmanlı Devleti'nin İran'daki meşrutiyet hareketi özelinde oluşturduğu siyaseti olarak belirlenmiştir.

Murat Sorgu
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akşam Gazetesi gözüyle II. Dünya Savaşı'nda Türkiye (1939-1942)

1939-1945 yılları arasında altı yıl devam eden İkinci Dünya Savaşı, asrın felaketi olarak nitelendirilmiştir. Bütün dünya ülkelerini ve insanlarını etkilemekle beraber; atmış milyona yakın insanın ölümüne, geri kalanların ise yurtsuz, evsiz kalmasına sebebiyet vermiştir. Dünya, Adolf Hitler gibi bir insanın tek başına neleri yapabileceğine şahit olmuştur. Ayrıca ırkçılık kapsamında yapılan olağandışı katliamlar, esaret hayatı, bitmek bilmeyen acılar yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşı Türkiye'yi de derinden etkilemiştir. Savaşa dahil olmayan Türkiye maddi ve manevi büyük kayıplar vermiştir. Savaşa katılmamak adına yoğun çaba sarf edilmiştir. Uygulanan dış politika ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na son veren antlaşmalar; kalıcı barışı sağlamadığı gibi, daha büyük felaketin sorumlusu oldu. Siyasi istikrarsızlık, belirsizlik beraberin de ekonomik bunalımı tetikledi. Almanya ve müttefikleri yeni yaşam alanı adı altında, ülkelerini ve vatandaşlarını savaşa sürükleyip, akabinde tüm dünyayı etkileyen büyük hasara yol açmışlardır. Umarım dünya bir daha böyle bir savaşı yaşamaz. Anahtar Kelimeler: İkinci Dünya Savaşı, Türkiye, Hitler

Emine Serpil Çapan
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Venedik hâkimiyetinde Girit Adası (1204-1453)

421 yılında Padova'dan gönderilen Romalı consullar tarafından kurulan ve bulunduğu zorlu coğrafi şartlardan Bizans İmparatorluğu'na ilk zamanlarda bağlılığını sürdürüp imtiyazlar alarak 900'lü yıllardan itibaren bir deniz imparatorluğu olma yolunda önemli yol kat eden Venedik Cumhuriyeti 1204 yılında gerçekleşen Haçlı Seferi'nden sonra baş kolonisi olacak olan Girit Adası'nı ele geçirmiştir. Venedik Cumhuriyeti, Girit Adası'nı satın alma yoluyla ele geçirdikten sonra 1211 yılından itibaren başkentten kendi soylu vatandaşlarını adaya yerleşmeleri için göndermiş ve adada kendi idari sistemleri olan sestiere sistemini uygulamaya başlamıştır. Sestiere sisteminin yanı sıra Venedik Cumhuriyeti başkentte olduğu gibi adaya bir duka ve consiglieri olarak bilinen iki yardımcı atamıştır. 1211 yılından sonra da bu ada Kandiye veya Girit Dukalığı şeklinde de bilinmeye başlanmıştır. Fakat altılı sistem adıyla bilinen bu sistem uygulanmaya başladıktan neredeyse hemen sonra özellikle adadaki yerli Ortodoks soylu Rum ailelerin isyanları görülmüş ve bu isyanlar Venedik egemenliğinin sonuna kadar devam etmiştir. Dolayısıyla Venedik Cumhuriyeti'nin Girit Adası'na yerleşme süreci çoğu zaman zorlu olmuştur. Venedik Cumhuriyeti bu isyanlarla mücadele etmek zorunda kalmasına rağmen Girit Adası'nda görevliler de dahil siyasi, askeri, ticari ve sosyo-ekonomik konularda başkentte var olan hemen her şeyi bir şekilde uygulayarak Doğu Akdeniz ve Avrupa'nın diğer yerleriyle iletişimini bu ada üzerinden sürdürmüştür. Bir giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmada ilk olarak Venedik Cumhuriyeti'nin Girit Adası'ndaki siyasi, idari ve askeri sisteminin yanı sıra adada meydana gelen isyanlar ve adadaki Venedikli memurlar ele alınmıştır. İkinci kısım tamamen Girit Dukalığının diğer devlet ve beyliklerle siyasi ve askeri ilişkilerine ayrılmıştır. Son bölümde ise genel olarak adadaki sosyo-ekonomik yapının verilmesi amaçlanmıştır.

Emre Kaymakçı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid Döneminde Adana Vilayeti'nde eğitim kurumları ve faaliyetleri (1876 -1909)

Bu çalışma Sultan II. Abdülhamid'in saltanatı esnasında Adana vilayetinde bulunan eğitim kurumları ve bu kurumların faaliyetlerini ele almaktadır. Çukurova bölgesine Türklerin ve Müslümanların yerleştiği ilk anlardan itibaren Türk-İslâm kültürünün etkisi görülmektedir. Ramazanoğullarının bölgede hâkim olmasından itibaren mektep-medrese gibi eğitim kurumlarının varlığına rastlanılmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında da bu kurumlar artarak devam etmiştir. XIX. yüzyılda ise modernleşme ile birlikte eski usûl mekteplerin yanında yeni usûlde eğitim-öğretim veren kurumlar, başta başkent olmakla birlikte taşraya da yapılmıştır. Adana vilayeti de bunlardan nasibini almıştır. Osmanlı Devleti'nin zor dönemlerinde 33 yıl hükümdarlık yapan II. Abdülhamid eğitimle ilgili meseleleri devletin imkanları dahilinde hiçbir zaman aksatmamıştır. Adana vilayetinin sancaklarından Adana, Mersin, İçil, Cebel-i Bereket, Kozan sancak ve bu sancakların kazalarına birçok kademeden eğitim kurumu yapılmıştır. Sıbyan mekteplerinin yerine iptidai mektepler, ortaokul seviyesinde rüşdiyeler ve idadi vb. gibi modern eğitim-öğretim kurumlarına bu bölgede de rastlanılmaktadır. Ayrıca civarda bulunan ıslahhâne Adana Hamidiye Sanayi Mektebine çevrilerek mesleki yönde çalışmalar yapılmıştır. Yabancılar ve gayrimüslimler tarafından yapılan eğitim-öğretim kurumlarında da artış gerçekleşmiştir. Bu çalışma 1876-1909 yılları arası Adana vilayetinde eğitim-öğretim kurumları ve faaliyetleri hakkında alana katkı yapmayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Adana Vilayeti, Eğitim-Öğretim, Mektep, İptidai, Rüşdiye, İdadi, Medrese

Ali Köşker
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00