Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Anabilim Dalı

Eczacılık Meslek Bilimleri Anabilim Dalı

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

7

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

7 Tez
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nar (Punica Granatum l.) meyve kabuklarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisinde değerlendirilmesi

Nar ağacı (Punica granatum L.) 2-5 metre uzunluğuna yükselebilen çalımsı, uzun ömürlü bir ağaç türüdür. Türkiye, narın anavatanı sınırları içindedir ve yetiştiriciliği için uygun özelliklere sahiptir. Ülkemizde Hicaznar (Hicaz Narı), Fellahyemez, Lefan, Katırbaşılı, Ernar, Katırbaşılı, Ekşi Göknar, Erdemli Aşınar, Ekşilik gibi nar çeşitleri bulunmaktadır. Nar meyvesi, besin değerlerinin yanında sağlık açısından pek çok yararı bulunmaktadır. Bu sebeple fonksiyonel gıda kategorisinde değerlendirilmektedir. Meyvesinin kabuk kısımları, sağlık açısından faydalı olduğu düşünülen fenolik maddeler yönünden zengindir. Bu çalışmada ülkemizin doğal florasında bulunan Punica granatum L. meyve kabuklarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisindeki kullanım olanaklarının aydınlatılması amaçlanmıştır. Endüstri ölçekli üretim yapılmadan önce laboratuvar ölçekli ekstreler hazırlanmış ve bu ekstrelerde total fenolik, total flavonoid ve HPLC (Yüksek basınçlı sıvı kromatografisi) analizleri yapılmıştır. Folin-Ciocalteu yöntemi üzerinden yapılan total fenolik madde miktarı en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü % 70 (g/g) etil alkoldür. Alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi üzerinden yapılan total flavonoit madde miktarı açısından en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü %40 (g/g) etil alkoldür. Major etkin madde olan elajik asit açısından en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü %50 (g/g) etil alkoldür. Ön çalışmalardan elde edilen sonuçlar doğrultusunda endüstriyel üretim için %50 (g/g) etil alkol çözeltisi ekstraksiyon çözücüsü olarak kabul edilmiştir. Nar kabukları alkol ve suyla eşit oranda ve ayrı ayrı ekstre edilerek verim artırılması amaçlanmıştır. Nar meyve kabuğu meyvenin yaklaşık olarak % 40-50'sine karşılık gelmektedir. Endüstride narın işlenmesi sonucu yoğun fenolik içeren bu kısımlar sıklıkla atılmakta veya hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Elde edilen sonuçlar ve literatür taramaları ile bu çalışmamız narın işlenmesi sonucu atılan kısımlarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisine geri kazandırılma ve gelecekteki kullanım olanakları konusunda ışık tutmuştur. Ayrıca ülkemizde doğal olarak yetişen nar meyvesi ilaç adayı moleküllerin elde edilmesinde potansiyel kaynak olarak görülebilir.

Bitki özütüFenolik bileşiklerGıda endüstrisi+7
Melike Nur Akbaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meyan kökünün dişi sıçan üreme fonksiyonu üzerine muhtemel etkileri

Çalışmamızda, dişi sıçanlarda geleneksel yöntemlerle hazırlanmış meyan kökü şerbetinin, östrus döngüsü, uterus dokusu ve overler üzerinde muhtemel etkisi araştırıldı. Bu amaçla dişi wistar albino sıçanlar Kontrol veya Meyan Kökü grupları olmak üzere 2 ana gruba ayrıldı ve her bir grupta proöstrus/ östrus ve diöstrus/ metöstrus alt grupları değerlendirildi. Deney hayvanları 7 günlük bir protokol süresince metabolik kafeslere yerleştirildi. 1. Gruba ( kontrol grubu) içme suyu 2. Gruba ise meyan kökü şerbeti verildi. Daha sonra deney hayvanları sevofluran ile anestezi altında servikal dislokasyon ile öldürülerek kan örneklerinden FSH, LH, östrojen hormonlarınının ve overlerin meyan kökü varlığında değişimleri incelendi. Ayrıca uterus dokuları izole edilerek Krebs solüsyonu içeren izole organ banyolarına asıldı. Her iki grubun spontan veya oksitosin ile oluşturulan kasılma cevaplarının amplitüdüne ve eğri altında kalan alanına (EAA) bakıldı. Deneylerde evrelerine göre kontrol grubu ve meyan kökü verilmiş sıçanların östrojen düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmazken, FSH ve LH düzeylerinin bütün evrelerde anlamlı bir şekilde arttığı görülmüştür. İzole edilmiş uterus dokularında spontan kasılmaların ve oksitosin ile oluşturulan fazik kasılmaların ampitüdleri ve eğri altında kalan alanları meyan kökü varlığında anlamlı olarak azalmıştır. Ayrıca meyan kökünün oositler üzerindeki etkisine bakıldığında corpus luteum sayısında meyan kökü almış proöstrus/ östrus evresinde olan sıçanlarda kontrole göre anlamlı bir azalma görülürken. primer folikül ve antral folikül meyan kökü almış diöstrus/ metöstrus evresinde olan sıçanlarda anlamlı bir şekilde artmıştır. Bulgular geleneksel olarak hazırlanmış meyan kökü şerbetinin; LH ve FSH üzerinde artırıcı etkisininin ovulasyon ile ilişkili olabileceğini ve ayrıca uterus dokusunun kasılma cevaplarının amplitüd ve EAA'sını azaltarak tonus üzerinde etkili olabileceğini göstermiştir.

Merve Kocaoğlu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fare korpus kavernosum düz kasında endojen nitrik oksit ve endojen hidrojen sülfür gevşeme yanıtlarında kalsiyuma duyarlı reseptörlerin rolü

Erektil fonksiyon, korpus kavernozum düz kasının gevşemesine bağlıdır ve bu süreçte endojen olarak salınan gazotransmitterler olan nitrik oksit (NO) ve hidrojen sülfür (H2S) kilit rol oynar. NO-cGMP yolağı ereksiyonun ana mekanizması olarak kabul edilirken, H2S'ün de potent bir vazodilatör olduğu bilinmektedir. Sistemik kalsiyum homeostazında rolü bilinen CaSR'nin, vasküler tonusu düzenlediği gösterilmiş olsada, korpus kavernozumdaki varlığı ve NO ile H2S sinyal yolakları üzerindeki modülatör etkisi henüz aydınlatılmamıştır. Bu tezimizde, izole fare korpus kavernozum dokusunda CaSR-aracılı gevşeme yanıtlarında L-sistein/H2S yolağının olası katkısının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, fenilefrin ile kastırılmış izole fare mesane dokusuna CaSR aktivasyonu için Calindol kümülatif olarak uygulandı. Ayrıca, izole fare korpus kavernozum dokusunda endojen H2S gevşeme yanıtlarına CaSR'lerin olası katkısı araştırıldı. Fenilefrin ile kastırılan izole fare korpus kavernosum dokularına, H2S substratı L-sistein (10-6-10-2M) uygulandı. L-sistein konsantrasyona bağlı gevşeme yanıtı oluşturdu. Kümülatif L-sistein gevşeme yanıtlarında, PAG ve L-NA varlığında inhibisyon gözlemlendi. Calhex-231 uygulanması, L-sistein gevşeme yanıtlarında azalmaya neden oldu. Sonuç olarak Calhex-231 ve L-NA varlığında, CSE-aracılı endojen H2S gevşeme yanıtlarının azalması ve CSE enzim inhibitörü varlığında, CaSR-aracılı gevşeme yanıtının azalması endojen ve CBS enzim inhibitörlerinin CaSR-aracılı endojen H2S ve CaSR'ler arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu ve bu ilişkide NO'nun katkısının ihmal edilemeyecek düzeyde olduğunu düşündürmektedir

Görkem Polat Özarslan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Helichrysum armenium subsp. araxinum üzerine farmakognozik araştırmalar

Bu çalışmada, Helichrysum armenium subspecies araxinum'un toprak üstü kısmından hazırlanan n-hekzan, etil asetat ve etanol ekstrelerinin 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) ve 2,2'-azino-bis (3-etilbenzotiyazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikal süpürücü aktiviteleri, tirozinaz ve elastaz enzim inhibisyonları ile insan glioblastoma multiforme (U87-MG) ve insan nöroblastoma (SH-SY5Y) hücre hatlarına toksik etkileri incelenmiş ve bu aktiviteler ile ekstrelerin kimyasal profilleri arasındaki korelasyon araştırılmıştır. Ekstreler bitkisel materyalin iki kez 24 saat maserasyona bırakılmasıyla hazırlanmıştır. % 50'nin üzerinde enzim inhibisyonu gösteren ekstrelerin yarı-maksimal inhibitör konsantrasyonu (IC₅₀) değerleri hesaplanmıştır. Ekstrelerin sitotoksik etkileri 100, 50, 25 ve 12.5 μg/mL konsantrasyonlarda, 24, 48 ve 72 saatlik inkübasyon sonrası 3-(4,5-dimetiltiyazol-2-il)-2,5 difenil tetrazolyum bromür (MTT) testi ile belirlenmiştir. Ekstrelerin kimyasal içeriği Ultra yüksek performanslı sıvı kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi (UHPLC-MS/MS) yöntemiyle 56 standart bileşik üzerinden analiz edilmiştir. Bileşiklerin enzim afiniteleri in silico olarak AutoDock 4.2 yazılımı ile değerlendirilmiştir. Etanol ekstresi (329.60 ± 0.45 mg TE/g DW) ABTS radikaline karşı, etil asetat ekstresi ise (694.11 ± 1.98 mg TEAC/g) DPPH radikaline karşı en yüksek süpürücü etki göstermiştir. Tirozinaz enzimi üzerine en yüksek inhibisyon IC₅₀ = 156 ± 3.97 μg/mL değeri ile etil asetat ekstresinde, en düşük inhibisyon ise IC₅₀ = 280 ± 2.94 μg/mL değeri ile etanol ekstresinde tespit edilmiştir. Ekstreler, elastaz enzimi üzerine anlamlı bir inhibisyon oluşturmamıştır. Tüm ekstreler 100 ve 50 μg/mL konsantrasyonlarda U87-MG hücre canlılığını tüm inkübasyon sürelerinde % 50'nin üzerinde inhibe ederken, 25 μg/mL konsantrasyonda n-hekzan ekstresi 24 saatlik inkübasyonda (% 92.1), etil asetat ekstresi ise 48 ve 72 saatlik inkübasyonlarda (sırasıyla % 71.3 ve % 85.5) daha yüksek inhibisyon göstermiştir. Etanol ekstresi, tüm inkübasyon sürelerinde SH-SY5Y hücrelerine belirgin inhibisyon göstermiştir. Ekstrelerde belirlenen ana bileşikler, akasetin, kinik asit, astragalin, klorojenik asit, apigenin, naringenin ve luteolindir. Akasetin tüm ekstrelerde yüksek miktarda bulunmuş olup en fazla etil asetat ekstresinde (25.774 ± 0.41 mg/g) tespit edilmiştir. Docking çalışmaları, akasetinin tirozinaz enzimini IC₅₀ = 27.81 μM değerinde inhibe ettiğini göstermiştir. Bu çalışma ile söz konusu taksonun tirozinaz ve elastaz enzimleri ve U87-MG ile SH-SY5Y hücre hatları üzerine inhibisyon etkileri ilk kez belirlenmiştir. Bitkinin zengin kimyasal profili ve terapötik potansiyeli, kozmetik ve tıbbi doğal hammadde kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Dilara Urgan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan glioblastoma multiforme hücre hattında TFB-TBOA ile modifiye yeşil hidrotermal sentez CE2O3 nanopartiküllerin antiproliferatif ve moleküler yolaklarının araştırılması

; Glioblastoma multiforme (GBM), en sık görülen kötü huylu primer beyin tümörüdür ve genellikle ölümle sonuçlandığı bildirilmiştir. Multimodal tedavi yaklaşımı; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir. Bu tedavi yaklaşımı ile sağ kalım süresi iki yıla kadar uzatılabilir. Sağ kalım süresi multidisipliner bir yaklaşımla kısa bir süre uzatılabilse de GBM için kesin bir tedavi bulunamamıştır. TFB-TBOA, sinir sisteminde önemli bir rol oynayan glutamat taşıyıcılarını bloke eden güçlü bir bileşiktir. Daha basit bir ifadeyle, beyindeki belirli proteinlerin (glutamat taşıyıcıları) çalışmasını engelleyerek sinir iletişimini etkiler. Glutamat, beyindeki en yaygın uyarıcı nörotransmiterdir. Sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlar. Ancak aşırı glutamat, nöronlara zarar verebilir ve çeşitli nörolojik hastalıklara yol açabilir. TFB-TBOA, özellikle glial hücrelerde bulunan glutamat taşıyıcılarını hedef alır. Bu taşıyıcılar, sinaptik boşluğa salınan fazla glutamatı temizleyerek nöronları korur. TFB-TBOA bu taşıyıcıları bloke ederek, sinaptik boşlukta glutamat seviyesini yükseltir. Glutamat seviyesinin yükselmesi ile ekzotoksisite oluşur. Çevre dostu, düşük enerji tüketimi, yüksek saflık, homojenite, biyolojik uyumluluğu ve nanoparçacık olması hasebiyle hidrotermal yeşil seryum oksit hücre ile penetrasyonunu artırmayı hedefledik Bu tezin amacı TFB-TBOA ile Modifiye Yeşil Hidrotermal Sentez Ce2O3 Nanopartiküllerin GBM hücrelerine penetrasyonunu arttırarak U-87 mg hücre hattındaki sitotoksik etkisi ve hangi moleküler yolaklar üzerinde etki ettiğini araştırmaktır.

İrfan Can
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hiperglisemi tedavisinde potansiyel yeni pirazol halkası içeren bisiklik yapıda moleküllerin sentezi

Diyabeti tedavi etmek için çok sayıda ilaç geliştirilmiştir. Pirazol türevlerinin güçlü antidiyabetik ajanlar olduğuna litratürde yer verilmiştir. Çoğunlukla, pirimidinle kaynaşmış heterohalkaların, özellikle α-glukosidaz ve/veya α-amilaz gibi diyabetle ilişkili etkili enzim inhibitörleri oldukları gösterilmiştir. α-amilaz ve α-glukosidaz gibi nişastayı glikoza parçalayan enzimler, kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesi için hayati öneme sahiptir. α-amilaz ve α-glukosidaz inhibitörleri bu süreci geciktirerek emilen glikoz miktarını azaltır. Tedavide kullanılan bazı ilaçların hipoglisemi, kilo alımı, gastrointestinal stres gibi olaylara sebep oldukları ve kanser riski taşıdıkları belirtilmiştir. Bu sebeple yeni ilaçların tasarımı önem kazanmıştır. Literatürde pirazol halkasının biyolojik etki potansiyellerinden ve pirazol halkası içeren bisiklik yapıların hiperglisemik potansiyellerinden bahseden çalışmalar olmakla beraber pirazolopirazinon yapısını içeren moleküllerle ilgili araştırmanın yer almadığı görülmekte olup, proje kapsamında sentezlenecek moleküllerin ve ilgili aktivite çalışmalarının bu araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu tez çalışması kapsamında da öncelikle pirazol halkası içeren yeni bisiklik yapıdaki pirazolopirazinon halka sisteminin tasarımı, literatürden farklı bir yöntem ile yeni türevlerinin sentez, saflaştırma ve karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Sentezlenen türevlerin hiperglisemi tedavi edebilme potansiyelinin araştırılması maksadıyla alfa amilaz enzimi üzerindeki inhibisyonları ölçülmüştür. Sentezi yapılan 9 yeni bileşiğin kontrol inhibitörü olan Akarboz ile kıyaslandığında 5, 10, 20 ve 40 μM konsantrasyonlarda a-amilaz aktivitesini istatistiksel açıdan anlamlı oranda azaltmadığı tespit edilmiştir.

Behiye Ateş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

UCPH 101'in seryum oksit ile hidrotermal sentezin glioblastoma multiforme üstündeki anti kanser moleküler yolaklarının araştırılması

Glioblastoma multiforme, yetişkinlerde en sık rastlanan malign primer beyin tümörüdür ve oldukça agresif bir seyir göstererek genellikle ölümcül sonuçlarla ilişkilendirilir. Günümüzde cerrahi rezeksiyon, radyoterapi ve temozolomid temelli kemoterapilerle yürütülen multimodal tedavi yaklaşımlarına rağmen, ortalama sağkalım süresi 12–15 ay arasında değişmekte olup tam tedavi henüz geliştirilemedi. GBM'nin invazif doğası, kan beyin bariyerini yeteri kadar aşamaması yan etkileri, yeteri kadar hedefe spesifik olamaması ve tedaviye karşı geliştirdiği direnç mekanizmaları, alternatif tedavi stratejilerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Glutamat taşıyıcısı EAAT1'in selektif inhibitörü olan UCPH 101 ile yeşil hidrotermal sentez yöntemiyle elde edilmiş biyouyumlu seryum oksit (Ce₂O₃) nanoparçacıklarının sinerjik etkileri araştırıldı. Söz konusu nanoparçacıkların, hücre membran geçirgenliğini artırarak UCPH 101'in Seryum oksite bağlanarak glioblastoma multiforme hücrelerine penetrasyonunu ve antineoplastik etkinliğini yükseltmesi hedeflendi. Bu tez çalışmasında U87-MG hücre hattı üzerinde gerçekleştirilmiş olup, uygulanan bileşiklerin TALİ sitometresi ile apoptotik, nekrotik ve canlı hücrelerin oranları, floreasan boyama teknikleriyle hücre içi oksidatif stres, canlı hücre sayısı ve apoptotik yapıların görsel olarak tespiti, Real-Time PCR ile gen ekspresyon düzeylerinde apoptotik yolaklar, hipoksi anjiyogenez yolakları, sitokin sinyaller ve antioksidan savunma sinyali yolakları araştırıldı Sonuç olarak aday ilaç molekülümüzün 79 μM dozu, temozolomid IC50 değeri 450 μM ile karşılaştırıldığında; gravimetrik etki gücünün daha yüksek olduğu, gen ekspresyon düzeylerinde antioksidan savunma mekanizmalarını, apoptotik yolakları ile genel olarak sitokin sinyal yolaklarını daha potent bir şekilde indüklediği ve anjiyogenez ve hipoksi yolaklarını ise potent bir şekilde suprese ettiği ortaya konuldu.

Zehra Dicle Eren
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00