
2.473
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Fârâbî ve Sühreverdî'de kötülük sorunu ve ilâhî adalet
Bu çalışma, İslam düşünce dünyasının iki önemli felsefe geleneğini temsil eden Fârâbî ile Sühreverdî'nin kötülük sorunu ve ilâhî adalet konusuna dair yaklaşımlarını ele almaktadır. Fârâbî, sudûr nazariyesi bağlamında varlık âlemindeki eksiklik-noksanlık-zıtlık gibi durumlardan kaynaklı kötülüğü değerlendirerek, onun varlığını iyiliğin yokluğuna göre izah etmekte; ilâhî adaleti her bir varlığın liyakatleri ölçüsünde paylarını alacak şekilde yetkinleşmesine bağlamaktadır. Nûr metafiziğine dayandıracak şekilde bir varlık anlayışına sahip olan Sühreverdî, kötülüğü, nûrun yokluğu olarak ifade etmekte; ilâhî adaletin ise varlıkların ilâhî nûra yakın olmalarıyla gerçekleştiğini beyan etmektedir. Fârâbî bunu nedensel bağlamda akıl ile açıklarken; Sühreverdî, keşf ve iç aydınlanma üzerinden nûr- zulmet ilişkisi bağlamında açıklamaya çalışmaktadır. Her iki filozof da varlık âleminde hiçbir çarpıklığın olmadığını, her şeyin aslında bir liyakat ve yetkinlik üzere ilâhî adaletle gerçekleştiğini vurgulayarak ahlâkî iyilik ve kötülüğe dikkat çekmektedirler. İslam düşüncesinde birbirinden farklı iki ekolün temsilcileri olan Fârâbî ile Sühreverdî'nin bu konuya dair özgün yorumlarının yanı sıra; bu sorunun felsefe ve kelam tarihinde tartışılıyor olması, çıkan tartışmalarla beraber her bir farklı görüşün çeşitlilik olarak literatüre katkısı çalışmanın önemini arttırmaktadır. Amacımız, bir Meşşâî, bir de İşrâkî ekol temsilcisi olan önemli iki filozofun kurmuş oldukları sistem içerisinde kötülük sorunu ile ilâhî adalete dair bakış açılarını ele alarak, benzer ve farklı yönleri üzerinden mukayeseye dayalı bir çözümleme yapmaktır.
Dini epistemolojide akıl eleştirisi: Soren Kierkegaard örneği
Çalışmamızın amacı, din felsefesinin problem alanlarından biri olan dini epistemoloji problemini incelemek ve Soren Kierkegaard özelinde problemi tartışmaktır. Soren Kierkegaard Aydınlanma düşüncesinin getirmiş olduğu nesnelliği eleştirip öznelliğin önemine dikkat çekerek varoluşçu felsefeyi kurmuş ve kendinden sonra gelen filozofları bu anlamda etkilemiştir. Çalışmamız, giriş bölümü ve ayrıca üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmamızın temel problemi, alt problemleri, amacı, konusu, önemi, araştırmaya temel olan tanımlara ve Kierkegaard'ın hayatı ile eserlerine yer verilmiştir. Birinci bölümde; dini epistemolojinin anahtar kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde; rasyonellik iddiası ve modern batı düşüncesi ve dini epistemolojide tarihsel yaklaşımlar incelenmiştir. Dönemin bazı filozoflarının görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Kierkegaard'ın kilise eleştirisi ve akıl eleştirisi incelenmiştir. Kierkegaard'ın akıl eleştirisi Hegel'e yapmış olduğu eleştiriler ile öznellik- nesnellik problemi üzerinden ele alınmış; Korku ve Titreme kitabının konusunu oluşturan kurban ritüeli dini epistemoloji bağlamında tartışılmıştır. Sonuç bölümünde dini epistemoloji probleminin günümüzde de geçerli bir problem olduğu sonucuna ulaşılmış ve Soren Kierkegaard'ın düşünceleri ve eleştirileri etraflıca değerlendirilmiştir.
Aliya İzzetbegoviç'in siyaset felsefesi
Çalışmamızın amacı, Bosna-Hersek gibi farklı milliyetlerin ve dinî unsurların bir arada yaşadığı çok kültürlü bir coğrafyada, Boşnakların bağımsız bir cumhuriyet kurma idealini gerçekleştiren Müslüman bir devlet adamı olan Aliya İzzetbegoviç'in siyaset felsefesini ortaya koymaktır. Çalışmamızda, İzzetbegoviç'in demokratik ve sivil cumhuriyet inancı ile ortaya koyduğu ve kendi ahlak anlayışı çerçevesinde temellendirdiği siyaset felsefesi, günümüzün faydacı siyaset yaklaşımlarına karşı alternatif bir siyaset paradigması olarak sunulmuştur.
Philosophy of mind in Ibn Sina
The aim of our study is to expose the ideas of Ibn Sina, who has left his effects on the Middle Ages with his thoughts, on the subject of mind which is still being dealt in order to give meaning in today's world. Ibn Sina managed to develop a unique system on this subject by being affected both his predecessor philosophers and his religion in which he believes. Our study consists of introduction and two main sections. In the introduction part of our study, apart from the main information such as the subject, the purpose, the method, etc. the nature of the mind, philosophy of mind as a philosophy discipline and the philosophers from whom Ibn Sina was affected or the philosophers who were influential in that period, were told about their views on the philosophy of mind. In the first chapter, after giving a general information about the mind-body relationship of the philosophers from whom Ibn Sina was influenced, the powers of human soul, mind and the powers of mind were explained. In the second part of our study, the function of mind is explained by the basic concepts given in the first chapter. In this respect, according to Ibn Sina, the structure of the mind and mind, the process of formation of knowledge in the mind and the mind's connection with active mind, the ideas about the revival of Ibn Sina in the after the death of the body were evaluated. Our study resulted in the evaluation of Ibn Sina's philosophy of mind in the conclusion part.
Lise öğrencilerindeki akademik başarı ve sınav kaygısı ile manevi danışmanlık ve rehberlik ilişkisi
Bu araştırmanın amacı manevi danışmanlık ve rehberlikle öğrencilerin akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın deney grubu ve kontrol grubu, Uşak ilinde lise düzeyinde öğrenim gören araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden öğrenciler içerisinden yansız atamayla seçilen 20 öğrenci ile oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Westside Sınav Kaygısı Ölçeği(Westside Test Anxiety Scale, WTAS) kullanılmıştır. Bu ölçek Driscoll tarafından 2007 yılında geliştirilmiştir. Ölçeğin Türkçe formunun oluşturulması ve güvenirlik çalışmaları Totan ve Yavuz(2009) tarafından yapılmıştır. Totan ve Yavuz(2009) tarafından yapılan çalışma sonucunda, ölçek öğrencilerin sınav kaygısı düzeyini ölçmede geçerlilik ve güvenirlik katsayısı yüksek bir ölçme aracı olarak değerlendirilmiştir. Öntest olarak Westside Sınav Kaygısı Ölçeği(Westside Test Anxiety Scale, WTAS) uygulandıktan sonra yapılandırılmış 9 oturumdan oluşan manevi danışmanlık ve rehberlik uygulaması yapılmıştır. Son oturumda son test uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun sınav kaygısı ölçeği ön testlerinden ve son testlerinden almış oldukları puanların anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere T testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda manevi danışmanlık ve rehberlik ile öğrencilerin sınav kaygısı arasında negatif, akademik başarıları arasında ise pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür.
Ahlâki kavramlar üzerinden bir kıyaslama Immanuel kant ve Ahmet Hamdi Akseki örneği
Ahlâk, sosyal bir varlık olan insanın, toplum içinde birey olarak nasıl davranması gerektiğini belirlemeye çalışan veya tartışan, araştıran bir bilimdir. Ahlâk, insanın diğer insanlar ve diğer varlıklarla ilişkisinde, ideal olan davranış normuna yönlendirir. Ahlâk insanın yol haritasıdır ve insanın eyleminin ilkesidir. Ahlâkın tarihi, insanlık tarihiyle eşit bir tarihtir, çünkü ahlâkın hem konusu hem aktörü hem de muhatabı insandır. İlk insandan beri ahlâkilik ve ahlâk anlayışları bulunmaktadır. Bütün dinler ahlâk öğretisi tayin etmiştir. Bununla beraber filozoflar da ahlâk üzerine düşünmüşler ve eserler ortaya koymuşlardır. Bazı filozoflar ahlâkı dinden bağımsız olarak ele alırken bazı filozoflar ise ahlâkı dinle ilişkilendirmişlerdir. Bu çalışma, aydınlanma döneminin büyük filozofu Immanuel Kant ile son yüzyılın en önemli İslam âlimlerinden Ahmet Hamdi Akseki'nin ahlâk kavramlarını kıyaslama çalışmasıdır. Immanuel Kant ahlâk konusunda kurucu bir filozoftur. Felsefe tarihindeki ahlâk sistemlerini reddederek, yeni bir ahlâk anlayışı ortaya koymuş, ahlâkta insanı, kesinliği ve evrenselliği önceleyen ödev ahlâkını önermiştir. Ahmet Hamdi Akseki ise İslam ahlâkının yegâne ahlâk sistemi olduğuna inanmakla beraber, felsefe tarihindeki ahlâk ekollerini de inceleyerek, hepsi hakkında önemli bir kritik yapmıştır. İncelediği filozoflar içinde Immanuel Kant da bulunmaktadır ve Kant'ı diğer filozoflara göre daha çok takdir etmektedir. Bu iki büyük düşünce insanının ahlâk nazariyeleri içinde, ödev, yükümlülük, özgürlük, sorumluluk, niyet ve vicdan konuları önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmadaki kıyaslama bu kavramlar çerçevesindedir. Anahtar Kelimeler: Immanuel Kant, Ahmet Hamdi Akseki, Ahlâk, Ödev, Yükümlülük, Sorumluluk, Özgürlük, Niyet, Vicdan, Ahlâk Felsefesi
Carl Sagan'a göre din-bilim ilişkisi
Din ile bilim arasındaki ilişki Galileo'nun meşhur mektubundan bugünün öncü düşünürlerine kadar uzanmaktadır. Din ile bilim ilişkisinin seyrini bilimsel gelişmeler oldukça etkilemiştir. Bunun yanında Ian Barbour'un da ifade ettiği gibi din ile bilim arasındaki ilişkiyi en çok etkileyen bilimsel materyalizm ve dini literalizmdir. Din ve bilim ilişkisi temelde dört yaklaşımdan oluşmaktadır. Bunlar çatışmacı yaklaşım, bağımsızlık yaklaşımı, uzlaşmacı yaklaşım ve dinselleştirmedir. Günümüzde bu yaklaşımların bir tanesini tercih edip diğerlerinin görmezden gelinmesi şeklindeki indirgemeci yaklaşımın benimsenmesini uygun görmemekteyiz. Popüler bilim adamlarından biri olan Carl Sagan, dinsel anlatıların önemine saygı duyan bir bilim adamıdır. Kutsal metinler hakkındaki ansiklopedik bilgisiyle, tartışmalarda çoğunlukla muhatabını şaşırtan bir bilgindir. Onun amacı halkın bilimsel girişimlerin farkında olmasını sağlamak ve kuşkucu yaklaşımı kullanmanın, kanıt aramanın önemini tüm insanlara duyurmaya çalışmaktır. Sagan, dini konularda sadece bilimsel yöntemi kullanmayarak kendi felsefi yorumlarını da dile getirmektedir. Kanıtların sorgulamadan bir dini inanca sahip olunmasını eleştirmektedir. Sagan, eserlerinde ısrarla kuşkucu yaklaşımın önemine dikkat çekerek Tanrı'nın varlığı gibi konularda bu yöntemi tercih etmiştir. Sagan, birçok kitabında din-bilim ilişkisine değinmiştir. Sagan, din ile bilimi tek başına yetinemeyecek alanlar olarak görerek, aralarında çatışmadan ziyade uzlaşma olması gerektiğini savunmaktadır.
Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı
Araştırmamızda Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı üzerine incelemeler yapılmıştır. Öncelikle kişilik ile ilgili tanımlara, kavramlara değinilmiş, kişiliği etkileyen faktörler üzerinde durulmuştur. Kişilik kuramları araştırılmış ve kişilik tipleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda din ve dindarlık kavramları açıklanmış, dindarlık türleri ve dindarlığın boyutları üzerinde durulmuş, çalışmanın teorik çerçevesi çizilmiştir. Hz. Aişe'nin hayatı incelenirken nesebi, doğumu, yetiştiği aile ortamı, çocukluk yılları, gençliği, evliliği, aile ve sosyal hayatı üzerinde durulmuştur. Hz. Aişe'nin kişiliği ve karakteri incelenmiş, siyasi ve tarihi kimliği de ele alınmıştır. Yine Hz. Aişe'nin dindarlığı ve dini eğitimi araştırılmış, yaptığı ilmi çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Hz. Aişe'nin kişiliğinin ve dindarlığının örnekliği vurgulanmıştır. Çalışmamızın sonunda ise Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Dindarlık eğilimleri ve kişilik özellikleri arasındaki bağa değinilmiş, din ile kişilik arasında karşılıklı bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. Bireyin dini tutum ve davranışlarındaki tutarlılığın kişilik özelliklerini etkilediği, aynı zamanda kişilik özelliklerinin de dini tutum ve davranışlarını etkilediği görülmüştür.
Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığı
İslâmiyet'in doğuşundan günümüze kadar gelen süreç incelendiğinde, İslâm dininin temellerinin atıldığı Hz. Peygamber(s.a.v.) dönemi ve dört halife dönemi dikkat çekmektedir. İslâm devletinin geniş coğrafyalara ulaştığı, sistemli ve kurumsal bir yapıya büründüğü, birçok yeniliğin hayata geçirildiği Hz. Ömer(r.a.)'in halifeliği dönemi önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Hz. Peygamber(s.a.v.) döneminden sonra başlayan dört raşit halife dönemi içerisinde, uygulamalarıyla ve adalet olgusunu en yüksek seviyelere ulaştıran, önemli ve yenilikçi faaliyetlerin gerçekleşmesini sağlayan Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığını psikolojik bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Zira o, kişilik yapısı ve ortaya koyduğu dindarlık modeliyle günümüz dindarlarına örnek olabileceği gibi aynı zamanda adaletiyle tanınmış bir lider ve yönetici olarak da özellikle insanların adalete susadığı bir dönemde Müslüman yöneticilere rol model olabilecek müstesna bir şahsiyettir. Çalışma giriş kısmından sonra üç bölüm halinde hazırlanmış ve sonuç kısmıyla tamamlanmıştır. Giriş kısmında problem durumu, araştırmanın amacı, önemi ve yönteminden bahsedildikten sonra konu ilgili çalışmalardan örnekler verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, kişilik ve kişilikle ilgili kavramlar, kişiliği etkileyen faktörler, kişilik kuramları ve tiplerinden bahsedilmiştir. Yine birinci bölümün devamında dindarlık ve dindarlık modellerinden bahsedilmiş ve dini kişilikten ve dini yaşantının kişilik üzerindeki etkisinden söz edilmiştir. İkinci bölümde Hz. Ömer'in hayatı, doğumu ve çocukluk döneminden itibaren ele alınarak, gençlik dönemi, Müslüman oluşu, halifelik öncesi ve sonrası dönemi ve son olarak vefatı incelenmiştir. Bu bölümde ilk dönem İslâm tarihi eserleri günümüzde yapılan çalışmalar ile beraber incelenmiştir. Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir dönemindeki aktif rol aldığı olaylardan söz edilmiştir. Halifelik dönemindeki önemli olaylar, fetihler, aldığı kararlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığı incelenmiştir. Onun kişiliğine etkisi olan hususlar başlıklar halinde ele alınarak yaşadığı toplumun kültürünün, fiziki özelliklerinin, mizacının kişiliği üzerindeki etkileri incelenmiştir.. Bunun yanı sıra nasıl bir kişilik sahibi olduğunu gösteren olaylar, sözleri yaşantısı ele alınmıştır. İnanç yapısı ve Allah(c.c.) korkusunun onun kişiliğini nasıl etkilediği incelenmiştir Ayrıca ahlaki özellikleri, dindarlığındaki tutarlılığı, ibadetlere verdiği önem ve getirdiği yenilikler, tefsir, hadis ve fıkıh ilmi anlayışı ve bu ilimlere katkılarından bahsedilmiştir. Sonuç kısmında ise yapılan çalışma ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Hz. Ömer'in kişiliğinde, dinin etkilerinden bahsedilmiş, kişilik oluşumunda dinin rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kişilik ve dindarlık arasındaki ilişkinin varlığından ve bu ilişkinin Hz. Ömer'in hayatındaki etkilerinden söz edilmiştir.
İranlı göçmenlerin din değiştirmesinde etkili olan sosyal ve psikolojik faktörler: İzmir örneği
Bu çalışma İzmir'de yaşayan din değiştirmiş İranlı göçmenlerin din değiştirmesinde etkili olan sosyal ve psikolojik faktörlerin neler olduğunun incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada genel anlamda din değiştirmenin altında yatan sosyal ve psikolojik etkenler ortaya çıkarılmıştır. Özelde ise İzmir'e göç eden İranlıların din değiştirme eyleminden önceki yaşamları, din değiştirme ve din değiştirme sonrası yaşamış oldukları süreçler psikolojik ve sosyal boyutları ile üç aşamada ele alınmıştır. Ayrıca din değiştirme sırasında, öncesinde ve sonrasında yaşanan durumlar ve bunların çözümüne yönelik din psikolojisi, din sosyolojisi, din eğitimi vb. alanlarda yapılan çalışmalara katkı sağlamak amaçlı yapılan bir çalışmadır. Araştırmada veriler, İzmir'de yaşayan ve kartopu örneklemi ile ulaşılan 6 İranlı göçmenle derinlemesine mülakat yapılarak elde edilmiştir. Veriler toplanırken ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Daha sonra toplanan veriler yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Bireylerin din değiştirmelerinde birçok psikososyal faktör etkili olmaktadır. Görüşülen bireylerin din değiştirmesinde İran'da siyasi ve dini ortamın etkisi görülmektedir. Bununla birlikte başta ekonomik olmak üzere çeşitli mahrumiyetler içindeki göçmenlere Hristiyan misyonerlerin gösterdikleri yakın ilginin de din değiştirmede etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Din değiştirme, Dini değişim, İranlı göçmenler, Hristyanlık, Misyonerlik
Gürcistan Yahudileri
Kafkasya bölgesinin bir parçası olan Gürcistan‟da yaşayan Yahudilerin bu topraklardaki dini varlıkları, yaşamları, sosyo-kültürel etkileşimleri ve nüfuzları araştırılırken farklı dönemlerde yaşayanbir çok bilim insanlarınınzamana ve zemine göre farklı fikirlerine ve incelemelerinede değinilmiştir. Gürcistan Yahudilerinin Gürcistan topraklarına geldikleri ilk dönem hakkında araştırmacılar farklı fikirlere sahiptirler. Araştırmacılardan bazıları Yahudilerin atalarından bir kısmının, M.Ö. 722‟de yaşanan Asur sürgünü ile birlikte Gürcistan‟a göç ettiğini düşünmektedir. Birtakım araştırmacılar ise Gürcistan Yahudileri‟nin Babil Sürgünü ile bu topraklara göç ettiğinden bahsetmektedir. Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler SSCB döneminde birçok sürgün ve politik yaptırımlar yaşamışlardır. Köle olarak alınıp satılmak da bunlara dâhildir. Gürcistan‟ın bağımsızlığından ve kendilerine sunulan yeni haklardan sonra sosyal hayata çok çabuk adapte olmuş, kendi işçi sendikaları ve benzeri yapılar kurmuş, kendi cemaatlerine iş imkânı sunacak iş sahaları geliştirmişlerdir. Bu zaman zarfında kendilerine yapılan dini baskılara karşı direnmiş ve dinlerini de değiştirmemişlerdir. Bu çalışmada Gürcistan Yahudileri hakkında yapılmış araştırmalar, arşiv belgelerindeki bilgiler, gazete haberleri, yapılan alan araştırmaları akademik yöntemlere göre değerlendirilmiştir. Günümüzde Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler, Gürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefaradlar, Aşkenazlar ve Habad Cemaati olmak üzere beş ayrı grup olarak varlıklarını sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, G//ürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefarad, Aşkenaz, Habad.
Lise öğrencilerinin dini eğilimleri (Uşak Spor Lisesi örneği)
İnsanoğlunun hayatına baktığımız zaman daima bir gelişim ve değişim içinde olduğunu ve insanın çok yönlü bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Bilimsel çalışmalar bu değişim ve gelişimi göz önüne alarak ana hatlarıyla insan hayatını bebeklik, ilk çocukluk, son çocukluk, ilk ergenlik, son ergenlik, ilk yetişkinlik, orta yaş ve yaşlılık olmak üzere 8 bölüme ayırmıştır. Bu tasnif her dönemi kendi içinde değerlendirmeyi, dönem içerisinde yaşanılan sorunlara cevaplar vermeyi kolaylaştırmıştır. İnsanoğlu çok yönlü bir yapıya sahip oluşundan dolayı hayatın her alanıyla etkileşim içerisindedir. Bu alanlardan biri de hiç şüphesiz dindir. Tarihi veriler bize göstermektedir ki bireysel olarak inanmamayı tercih edenler bir yana inançsız bir topluma rastlanmamıştır. Öyle ki Göbeklitepe'de yapılan çalışmalar bize insanoğlunun avcı toplayıcı olduğu zaman diliminde daha kendilerine konut yapmadan evvel tapınak yaptıklarını gösterir. Peki, inançsız bir topluma rastlanmazken özellikle son yüzyılda dünyada neler yaşandı ki ateizm, deizm, agnostisizm gibi farklı izmlere eğilim artış gösterdi? Yapılan bilimsel çalışmalar bir dini kabul ediş ya da reddediş sürecinin özellikle anlam arayışının yoğunluk kazandığı ergenlik döneminde yaşandığını bizlere göstermektedir. Bizi de bu çalışmaya sevk eden neden özellikle günümüz Türkiye'sinde Müslüman ailelerin çocuklarında deizm, agnostisizm, ateizm gibi felsefi akımların etkili olmaya başlamasıdır. Gençlerin dinden uzaklaşmasında etkili olan sebeplerin neler olduğunu bizzat gençlerle konuşarak din psikolojisi açısından cevaplar bulduğumuz takdirde gerek ailelere gerek din öğreticilerine din eğitimi açısından bir perspektif kazandıracağımızı düşünüyoruz. Konu ile ilgili yapılan çalışmalara baktığımız zaman Spor Lisesi özelinde bir çalışma olmadığını gördük. Din eğitiminden ziyade spor derslerinin ağırlıkta olduğu bu okul türlerinde gençlerin dini eğilimlerini araştırmanın din psikolojisi literatüre faydalı olacağını umuyoruz. Tez çalışmamızda teorik kısımda yöntem olarak literatür tarama metodu, uygulamalı kısımda ise ampirik metot, nitel (derinlemesine mülakat) araştırma tekniği kullanılarak öğrencilerin görüş ve düşüncelerine erişilmiştir. Elde edilen veriler neticesinde Uşak Spor Lisesi öğrencilerinin farklı izmlere yönelmesindeki başlıca sebepler olumsuz aile tutumları, akran zorbalığı, olumsuz cemaat ve tarikat yaşantısı, hayal kırıklığı ve bilgi yetersizliği olarak saptanmış ve çeşitli çözüm yolları önerilmiştir.
J.P. Sartre düşüncesinde insan ve kendini aldatma
İnsanın gerçekte ne'liğine dair soruşturmalar her çağda farklı formlarda önemini korumuştur. Antropoloji, psikoloji, nörobilim gibi farklı disiplinlerle desteklenen insan gerçekliği, sanat ve felsefenin de başat meselesidir. Bilhassa XX. y.y.'da insanlık dışı uygulamalara şahit olan filozoflar ve sanat ehilleri, olanlara kayıtsız kalmamıştır. Bu dönemin etkin düşünürü Jean Paul Sartre da düşünsel serüveninin yoğunluğunu insanı anlamaya ayırarak imtiyazlı yerini almıştır. Sartre, insanı ontolojik temelde değerlendirmekle birlikte gerektiğinde antropoloji, psikoloji gibi disiplinlerden yararlanmıştır. Buna ek olarak sanata önem veren düşünür, roman ve tiyatrolarında felsefesinin anlaşılırlığını artırmıştır. Ancak Sartre'ın felsefesinin tümünün anlaşılması olanaklı değildir. Şu halde bazı fikirleri, gerek meseleyi açıkça ifade etmemesinden gerek görme engeli sebebiyle kimi eserlerini çalakalem yazmasından dolayı araştırmacılar tarafından tartışma konusudur. Bu üzerinde tartışılan konulardan birisi de onun "mauvaise foi" olarak adlandırdığı "kendini aldatma" tutumudur. Sartre, ben'liğe dair kavrayışı bilinci ön planda tutarak; özgürlük, sorumluluk, bunaltı, başkalarıyla ilişkiler çerçevesinde değerlendirir. Bu nosyonlar içerisindeyken insanın ben'liğine yönelik keşiflerinde, ağırlığını taşıyamadığı durumlarda kendini aldatmaya nasıl başvurduğunu anlatır. Bununla birlikte kendini aldatma halindeyken bilincin rollerini açımlar. Anahtar Kelimeler: İnsan gerçekliği, Bilinç, Hiçleme, İç Daralması, Mauvaise Foi
Veli görüşlerine göre 4 -6 yaş kur'an kurslarında verilen eğitimin öğrencilerin aile ortamındaki davranışlarına etkisi
Gelişimin her alanında olduğu gibi dini ve ahlaki gelişimde de kalıtımsal özelliklerin yanında etkileşim çevresine ait özellikler belirleyici rol oynamaktadır. Bireylerin, çevrenin etkisine en açık oldukları dönem ise okul öncesi dönemdir. Bireylerin bu dönemde dini gelişimlerini destekleyecek bir çevrede yaşamaları son derece önemlidir. Son çeyrek yüzyılda geleneksel aile yapısından hızla uzaklaşılması, bireylerin okul öncesi dönemde dini ve ahlaki gelişimlerini destekleyici nitelikte bir aile ortamından büyük ölçüde yoksun kalmaları sonucunu doğurmuştur. Çocuklarına yeterli ve nitelikli bir din eğitim hizmeti vermekte yetersiz kalan ve bundan rahatsızlık duyan ebeveynler söz konusu eksikliği gidermek üzere güvenilir bir kaynak arayışına girmişlerdir. Diyanet İşleri Başkanlığı, 4-6 yaş Kur'an kurslarını faaliyete geçirerek ebeveynlerin bu arayışlarına cevap vermek istemiştir. Bu kursların söz konusu arayışa ne ölçüde cevap verdiği, bilimsel araştırmalara konu edilmesi gereken çok önemli bir meseledir. Bu çalışma, 4-6 yaş Kur'an kurslarında verilen eğitimin, çocukların aile ortamındaki davranışlarına etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Görüşmeler çocuğu Uşak il merkezinde faaliyet yürüten 4-6 yaş Kur'an kurslarında eğitim gören 25 anneyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sürecinde elde edilen verilerden, 4-6 yaş Kur'an kurslarında verilen eğitimin, çocukların aile fertleriyle olan ilişkilerine, tertip/düzen, adab/nezaket ve ibadet kapsamındaki davranışlarına, özgüven kazanmalarına ve sosyalleşmelerine çok büyük ölçüde olumlu yansıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca 4-6 yaş Kur'an kurslarında verilen eğitimin sınırlı da olsa çocukların teknolojik araçları bilinçli ve amacına uygun şekilde kullanmaya başlamalarına katkı sağladığı anlaşılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler, 4-6 yaş Kur'an kurslarında görev yapmakta olan öğreticilerin, velilerle daha yakın iş birliği yapmalarının önemini ortaya koymuştur
İsmet Özel'in millet ve toplum anlayışı
İsmet Özel`in millet ve toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, Türklük'le ilgili görüşlerine müracaat etmek gerekmektedir. İsmet Özel, Türklük ve İslâm'ı birbirinden ayrılmaz iki kavram olarak görmektedir. Ona göre, Anadolu'nun Türk yurdu olmasından sonra Türk kimliği tam anlamıyla oluşmuştur. Türkler'in müslüman olması ile başlayan, Anadolu'nun yurt edinilmesiyle oluşan Türk kimliği, Anadolu topraklarında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Kişi ancak mümin vasfıyla Türklüğünü arttırabilir. Türklüğün ortaya çıkması, yaratıcı tarafından gönderilen, doğru yola ulaştırıcı bilginin anlaşılması ve içselleştirilmesiyledir. Bu nedenle, İsmet Özel, Türklüğü aklî bir faaliyet olarak da görmektedir. Akıl olmadan müslümanlık ve Türklük anlaşılmaz. Türklük akıl ile birlikte üretken olmayı ve etkin olmayı gerektirir. Ayrıca, İsmet Özel'in toplum hakkındaki görüşlerini anlayabilmek için, modernizm ve Batı medeniyeti hakkındaki görüşlerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İsmet Özel'e göre, kapitalizmin Türk toplumuna olan etkisi, onun öz kimliğinden uzaklaşmasına ve yozlaşmasına neden olmuştur. Batı'da ortaya çıkan gelişmeler Türk toplumunun inançlarına muhaliftir. Batı'nın değerleri Türk toplumu için örnek olacak değerler değil; aksine, uzaklaşılması gereken değerlerdir. O'na göre, dinî ve manevî değerlerin etkisiyle bir araya gelen insanların oluşturduğu bir toplum geçmişte olduğu gibi gelecekte de daha etkin bir rol üstlenecektir.
Aile ve dini rehberlik bürosuna yöneltilen aileye yönelik sorulara sosyolojik bakış: Ordu örneği
Bu çalışma, Ordu Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'na yöneltilen aileye ilişkin soruların sosyolojik açıdan incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmada, Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan izin alınarak DHYS veri sistemine 2017-2021 yılları arasında girilen 547 soru analiz edilmiştir. Bu soruların ise 155'i değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmanın içeriğiyle ilgili bilgileri içeren giriş kısmı, ikinci bölümde ise ailenin tanımı, sosyolojik teorilerin aileye yaklaşımı, dini rehberlik kavramı, Diyanet İşleri Başkanlığı Aile ve Dini Rehberlik Büroları ve araştırma yapılan Ordu ili hakkında kavramsal bir çerçeve sunulmuştur. Üçüncü bölümde, Ordu Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'nun tanıtımı yapılmış ve büroya başvuranların cinsiyet, yaş, medeni hal, eğitim, meslek gibi özellikleri ile görüşme biçimi ve sayısı hakkındaki veriler sunulmuştur. Dördüncü bölümde ise Ordu Müftülüğü Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'na yöneltilen aileyle ilgili soruların betimsel model, doküman inceleme ve içerik analizi yöntemi ile sosyolojik analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, bürolara ağırlıklı olarak aile, evlilik/nikah ve boşanma olmak üzere genç, çocuk, sağlık ve sosyal durumlar konularında sorular gelmekte ve bu sorular yerel düzeyde aile yaşamının durumunu yansıtmaktadır.
Ergenlerde dindarlık, suçluluk ve kontrol odağı ilişkisi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde dindarlık, suçluluk ve kontrol odağı arasındaki ilişkiyi bazı bağımsız değişkenler açısından incelemek ve aralarındaki ilişkiyi açıklamaktır. Araştırmaya Trabzon' un değişik ilçelerinde 2023/2024 yıllarında eğitim gören tesadüfi örneklem ile seçilen 217 kız (%54.3), 183 erkek (%45.8) toplamda 400 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin dindarlık seviyelerini ölçmek için "Ok: Dini Tutum Ölçeği", Suçluluk seviyelerini ölçmek için "Suçluluk Ölçeği" ve kontrol odaklarını belirlemek için "Kontrol Odağı Ölçeği" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS İstatistik SPSS-27 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenlerin grup ortalamalarındaki farklılıkları görebilmek için 2 gruplu değişkenlerde Bağımsız Örneklem t-test, 3 ve daha fazla gruplu değişkenlerde Oneway ANOVA Analizi uygulanmıştır. Ölçeklerin birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü tespit edebilmek için pearson korelasyon analizi uygulanmıştır.
17. yüzyıl düşüncesinde Tanrı ve zaman ilişkisi: Leibniz ve Newton örneği
Bu çalışma, Newton ve Leibniz özelinde uzay ve zaman metafiziğinin Tanrı ile ilişkisini düşünürlerin hem kendi metinleri açısından hem de muhalifleriyle tartışmaları açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, her iki filozofun da olabildiğince kendi kaynakları analiz edilmeye çabalanmış, ayrıca her iki filozofun ortak bir çalışması olarak "Correspondence" adlı mektuplaşma fikirlerin anlaşılmasında belirleyici bir unsur olarak esas alınmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Newton'ın uzay zaman metafiziği dört altbölüm altında incelenmektedir. İlk altbölümde Aristoteles'ten Kartezyen varsayıma dek doğa yahut kozmos düşüncesinde gerçekleşen değişimin kısa bir özeti verilmekte, ardından Newton'ın Kartezyen uzay konseptine karşı olarak öne sürdüğü kendi fikri ele alınmaktadır. İkinci altbölümde, Newton'ın düşüncesinde uzay zamanın mahiyeti soruşturulmaktadır. Üçüncü altbölümde uzay zamanın mahiyetine bağlı olarak, evrende sürekliliğin nasıl gerçekleştiğine dair Newtoncı açıklama modeli incelenmektedir. Dördüncü ve son altbölümde doğa düşüncesi ve form kavramı arasındaki bağın Newton'da nasıl ilahi iradeciliği doğurduğu ve bunun beraberinde gelen eleştirileri düşünürün nasıl karşıladığı sunulmaktadır. Leibniz'in uzay zaman metafiziğini oluşturan ikinci bölüm ise üç altbölümden oluşmaktadır. Birinci altbölümde, Leibniz'in fizikten metafiziğe zorunlu geçişinin gereklilikleri ve çağındaki doğa düşüncelerini telakki etme biçimleri ele alınmaktadır. İkinci altbölümde filozofun uzay zamanın doğasını var oluşun ötesine nasıl taşıdığı ve bunun beraberinde doğa düşüncesinde süreklilik problemini nasıl değerlendirdiği muhalifleri üzerinden incelenmektedir. Üçüncü ve son altbölümde form kavramının doğa düşüncesine girmesi ile birlikte Leibniz'de ilahi akılcılığın nasıl belirginleştiği analiz edilmektedir.
Bafra'da dini hayat
Bu çalışmanın amacı günümüz modern dünya algısı içinde Bafra'nın dini hayatını incelemek ve geleneksel dokusunu ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede araştırmamız, teorik ve pratik olarak iki farklı şekilde çalışılmıştır. Teorik açıdan, din-toplum ilişkisi ve ilgili kavramlar irdelenmiş, ardından araştırma yapılacak bölgenin kısaca tanıtımı yapılmış ve bölgedeki dini hayatı etkileyen unsurlar hakkında bilgi verilmiştir. Pratik açıdan, saha çalışmamızda elde ettiğimiz veriler analiz edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeliyle tasarlanmıştır. Çalışmamızın evrenini, Bafra merkez, köy ve gecekondularında yaşayan 18 yaş üstü bireyler oluşturmaktadır. Araştırma verileri basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen katılımcılardan elde edilmiştir. Örneklem grubu %54,9'u erkek (n=220), %45,1'i (n=181) bayan olmak üzere 401 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, nicel veriler elde etmek için, Dini Hayat ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları, Dini Hayatla, sosyo-demografik değişkenlerden Cinsiyet, Yaş, Medeni durum, Eğitim durumu, Uygulama yapılan yer, Meslek durumu, Dini eğitim aldıkları yer, Dini kimlik durumu arasında ilişkisel ve yordayıcı verilerin olduğu, Gelir durumuna göre herhangi bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Modernizm etkisi altında bulunan bölgede, geleneksel dokunun korunduğu yönündeki temel hipotezimiz konusunda Dinin inanç, ibadet ve sosyal boyutunda yüksek, Dinin ahlak boyutunda normları benimseme oranının düşük olduğu tespit edilmiştir.
Sanata yönelik ilgi ile psikolojik iyi oluş ve maneviyat arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı sanata yönelik ilgisi ile psikolojik iyi oluş, dindarlık ve maneviyat arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çerçevede çalışma iki ana bölümden oluşarak ilk bölümde konu başlıkları ve alt yapısı hakkında bilgi verilmiş devamında ise elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2023/2024 eğitim öğretim yılı Gümüşhane ve Ordu Üniversitesinde aktif öğrenim gören 18-50 yaş aralığındaki İlahiyat Fakültesi öğrencilerini kapsamaktadır. Çalışmanın örneklemini tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen %33,1 erkek, (n=132), %66,9 kadın (n=267) olmak üzere toplam 399 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada, Sanat İlgisi Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Maneviyat Ölçeği ve İçsel Dini Motivasyon Ölçeğinden oluşan anket formları kullanılmıştır. Örneklemden elde edilen formların istatistiksel analizi SPSS 25.0 istatistiksel paket programı kullanılarak incelenmiştir. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları tespit edebilmek için iki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-test analizi uygulanmıştır. Üç ve daha fazla gruplu değişkenlerde One-Way ANOVA analizi, ölçeklerin birbirleri arasındaki ilişkinin yönünü ve yordayıcılığını tespit edebilmek için pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularında (a) sosyo-demografik değişkenlerle sanata yönelik ilgi ve alt boyutları arasında duygu-algı eksenli sanat ilgisi alt boyutu haricinde anlamlı düzeyde farklılaşma olmadığı; (b) sanata yönelik ilgi ile psikolojik iyi oluş, dindarlık, maneviyat ve (c) dindarlık ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu görülmektedir. Sanat ilgisinin duygu-algı ve davranış alt boyutu ile dindarlık arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Diğer taraftan dindarlığın sanata yönelik ilgi ve psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu; ayrıca sanata yönelik ilginin psikolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Sanat Yönelik İlgi, Psikolojik İyi Oluş, Din, Dindarlık, Maneviyat.
Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları
Mormonluk veya diğer adıyla Mormonizm, Mesih İsa'nın Son Gün Azizleri Kilisesi (The Church of Jesus Christ of Later-day Saints) mensuplarınca peygamber olarak kabul edilen Joseph Smith (ö. 1844) tarafından oluşturulmuş yeni dini hareketlerden birisidir. Bu hareketin mensupları Smith tarafından kendilerine tercüme edilerek verilmiş olan Mormon Kitabını kutsal kitap kabul ettikleri için tarihsel süreç içerisinde Mormonlar olarak adlandırılmışlardır. Mormonizm hareketi 19. yüzyılda Amerika'da ortaya çıktığında pek çok köktenci Hristiyan grup bu harekete muhalif olmuş ve bu araştırmada da incelendiği üzere bu hareketin gelişimi çalkantılı süreçlerden geçmiştir. Kendilerini gerçek Hristiyanlığı ihya eden bir hareket olarak tanımlayan Mormonlara göre Hristiyanlığın bütün ekolleri yanlış yoldadır. Tüm ekoller yanlış yolda olduğu için Hristiyanlığın ihyası gerekmektedir. Bu amaçla seçilmiş olan Joseph Smith, Tanrı tarafından görevlendirilmiştir. Gerçek Hristiyanlığın tesis edilmesi için Tanrı, Smith'e Mormon Kitabı'nı bir melek aracılığıyla göndermiştir. Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes takip edildiğinde gerçek Hristiyanlık yeniden tesis edilecek ve kurtuluş mümkün olacaktır. Mormonların kendilerini bir ihya hareketi olarak görmeleri, onları Hristiyanlığın kutsal kitabına karşı cephe almalarını değil, aksine kendi kutsal kitaplarıyla aynı derecede kutsal saymalarını gerektirmiştir. Bu önemli husus çalışmamıza konu olmuş ve bu iki kitap arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırmanın temel konusu Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişikidir. Her iki kutsal kitap arasındaki ilişkiden yola çıkılarak Mormon Kitabı'nın geçirdiği değişim sürecinin izlerini saptamayı amaçlayan bu çalışma ile bu kitabın doğuşuna ilham olan kaynaklar araştırılırken diğer taraftan da 19. yüzyılda Protestan Amerika'nın yeni dini hareketlere neden olan sosyolojik zemini açıklanmaya çalışılmıştır. Bu anlamda özelde Mormon Kitabı'na esin olduğu düşünülen Kitab-ı Mukaddes ve dönemin diğer eserleri açıklanırken daha genelde Mormonizmin ve buna benzer dini hareketlerin sosyokültürel arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna göre araştırmamızın ana problemi Mormon Kitabı ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişkidir. Araştırmanın temel amacı ise Mormon Kitabı'nın kökenlerinin neler olduğunu tespit etmektir. Böylece 19. Yüzyıl Amerikasında neşet eden yeni dini hareketlerin Kitab-ı Mukaddes ile ilişkisini tartışmaya açmaktır. Bu çerçevede araştırma boyunca öncelikle Mormon Kitabı'nın esin kaynağı olduğu düşünülen bazı edebi eserlerle ilişkisi irdelenmiştir. Ardından Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları ele alınmıştır. Bu anlamda araştırmanın sınırlarını Mormon Kitabı'nın esinlenmiş olduğu iddia edilen edebi eserler ve özellikle Kitab-ı Mukaddes belirlemektedir.
Öğretmenlerde bireysel ve sosyal sorumluluk, mesleki tükenmişlik ve dindarlık ilişkisi
Bu araştırmanın amacı öğretmenlerde bireysel ve sosyal sorumluluk, mesleki tükenmişlik ve dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma iki temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmada ele alınan kavramlar hakkında teorik ve kuramsal çerçeve sunulmuş; ikinci bölümde ise elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu şekilde konunun teorik temelleriyle pratik sonuçları arasındaki bağlantı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışma nicel bir araştırma olarak tasarlanmış ve ilişkisel tarama yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın evreni 2023/2024 eğitim öğretim yılı Ağrı İl Milli Eğitim ve ona bağlı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görev yapan 20-51 ve üzeri tüm öğretmenleri kapsamaktadır. Araştırma örneklemini tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen %63,2 kadın (n=249), %36,8 erkek (n=145) olmak üzere 394 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Ölçeği, Mesleki Yorgunluk/ Tükenmişlik/Toparlanma (OFER) Ölçeği, Dindarlık Ölçeği ve katılımcıların sosyo-demografik bilgilerini kapsayan anket tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları belirlemek için iki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-testi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla gruba sahip değişkenler için ise One-Way ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları kapsamında (a) sosyo-demografik değişkenlerle bireysel ve sosyal sorumluluk, (b) bireysel ve sosyal sorumluluk ile mesleki tükenmişlik, (c) bireysel ve sosyal sorumluluk ile dindarlık alt boyutları arasında ilişkiler olduğu; (d) mesleki tükenmişlik ile dindarlık alt boyutları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır.
Prens Sabahattin'in siyaset felsefesi
Prens Sabahattin, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde etkili olan bir düşünür, yazar ve siyasetçidir. Siyasi düşünceleri, Osmanlı'nın modernleşme sürecinde önemli bir yer tutmuş ve dönemin siyasi tartışmalarına yön vermiştir. Prens Sabahattin, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı durmuş ve onların siyasi anlayışını eleştirmiştir. Ona göre, İttihat ve Terakki'nin tekçi ve merkeziyetçi politikaları, Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik ve dini çeşitliliğini göz ardı ederek birlik ve beraberlik ilkesine zarar vermiştir. Prens Sabahattin, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısını korumayı ve imparatorluğun tüm unsurlarını bir arada tutmayı savunmuştur. Ona göre, imparatorluk içindeki farklı topluluklar arasında eşitlik ve adaletin sağlanması, güçlü bir Osmanlı kimliğinin oluşmasına yardımcı olacaktır. Prens Sabahattin, hukukun üstünlüğünü ve anayasal düzeni savunmuştur. Ona göre, devletin sınırları belirleyen bir anayasaya ihtiyacı vardır ve devlet, hukukun üstünlüğü ilkesiyle yönetilmelidir. Adaletin sağlanması ve herkesin eşit şekilde hukuki koruma altında olması, toplumsal düzenin temelini oluşturur. Prens Sabahattin, ekonomik gelişmeyi ve refahı önemseyen bir düşünceye sahiptir. Modern tarım, sanayi ve ticaretin geliştirilmesiyle birlikte toplumsal refahın artacağına inanmıştır. Ekonomik kalkınmanın sağlanması, toplumun genel refahını yükseltecek ve insanların yaşam kalitesini artıracaktır.
Ordu ili Fatsa ilçesi Oluklu Mahallesi halk inanışları
Din, hayatı kuşatan, belirli kural, emir ve yasakları bulunan, sınırları bazen esnek bazen sert bir şekilde çizilmiş öğretiler bütününe denilmektedir. Halk inançları bu öğretilerin bireysel ve toplumsal hayata taşınan yönünü ifade etmektedir. Bunlar, gelenek içerisinde inanan bireyler sayısınca faklı şekillerde bulunmaktadır. Dinin anlaşılma ve yaşanma şekilleri olan halk inanışlarının bazıları geçmişte yaşandığı haline benzer şekilde bozulmadan, bazıları ise çeşitli etkenlerle yeni bir şekle dönüşerek günümüze ulaşmıştır. Ordu yöresine geçmişte yerleşen Türkler önceki milletlerin kültürel ve dinî miraslarıyla Geleneksel Türk Dini ve kültürüne özgü birtakım inanış ve uygulamaları İslam'ın içinde günümüze taşımışlardır. Çalışmayla, halk inanış ve uygulamalarının Oluklu Mahallesi'ndeki yaşanma şekillerinin tespiti amaçlanmıştır. Kültürün manevi bir unsuru ve dinin algılanış biçimi olan halk inanışlarının kayıt altına alınması birçok sözlü kültür varlığını korumak demektir. Günümüzde baskın yabancı kültürlerin etkisiyle kaybolmaya yüz tutmuş bazı gelenek ve görenekler gibi çoğu halk inanışının uygulanması da terk edilmiştir. Bu nedenle, çoğu halk inanışı gelecek nesillere aktarılamama ve kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu çalışmada mahallede yaşamakta olan halk inanışlarının aynı âkıbete uğramasına mani olmak için kayıt altına alınıp sonraki nesillere aktarılması amaçlanmıştır. Araştırmayla mahallede yaşanan halk inanış ve uygulamalarındaki geleneksel Türk inanışlarının ve İslam'ın izleri ortaya konulacaktır. Mahalledeki geçiş dönemleriyle ilgili halk inanış ve uygulamalarını tespit etmenin Dinler Tarihi alanına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Lise öğrencilerinin din algısı üzerinde sosyal medyanın rolü (Ordu/ Altınordu örneği)
Teknolojik gelişmeler, internet ve sosyal medya toplumun bütün unsurlarını yapısal bir dönüşüme uğratmıştır. Bu dönüşüm sadece iletişim süreçlerini etkilemekle kalmamış küresel kültürün taşıyıcısı olan sosyal medya, davranışlarımızdan tüketim alışkanlıklarımıza hayatımızın her alanının değişmesine neden olmuştur. Günümüzde sosyal medya kamuoyu oluşturma kitlelere hitap etme ve algıları yönlendirmede çok etkili bir güç haline gelmiştir. Bu sebeple sosyal medyanın gençlerin din algısı üzerinde etkileri çalışmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Amacımız ise; sosyal medyada yer alan dini içeriklerin gençlerin dini duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Nitel yöntemi tercih ettiğimiz araştırmamızda literatür taraması ve yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal bir çerçeve oluşturulmuş sosyal medya, din ve gençlik konuları ele alınmıştır. Saha çalışmamızda ise Ordu/Altınordu'da lisede eğitim öğretim gören 14-18 yaşlarında bulunan lise öğrencileriyle görüşmeler yapılmıştır. Araştırmamızın sonucunda sosyal medyanın gençlerin inanç, ibadet, ahlak ve davranışları üzerinde çok önemli bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal medyada yer alan filmler ve videolar; dinî kurum, kişi ve sembolleri yanlış kullanarak olumsuz bir din algısı oluşmasına neden olduğu tespit edilmiştir.
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi ve İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin gözlemlerine göre gençlerin deizm algısına sosyolojik bir yaklaşım (Fatsa örneği)
Aydınlanma sonrası Batı'nın yöneldiği materyalist felsefe, teknik ilerlemelerle birlikte insanlığın hayat algısını ve yaşam tarzını değiştirmiştir. Aklın doğrunun mutlak kaynağı ve maddenin tek gerçeklik olduğu görüşü üzerine temellenen sekülerizm kısa zamanda, özellikle internet ağı üzerinden kitle iletişim araçlarının kullanımının artması ile batı dışındaki toplumları da etkilemiştir. Bu etkilerden biri, deizm yahut deist düşüncenin hassaten gençler arasında yayılmasıdır. Bu meyanda deizmin hem tarihi menşei üzerine hem de sosyal anlamda etkileri üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Bu araştırma, lise düzeyinde öğrencilerin deizme olan ilgi ve algılarını, İslâm dışı felsefî akımlara yönelim düzeyini, bu yönelimin hangi sosyokültürel etmenlere bağlı olarak geliştiğini tespit etmeyi amaçlamıştır. Gençlerin deizm ile ilgili sorularını doğrudan yansıtacakları Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenleri ile İmam Hatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin tecrübe ve görüşlerinden istifade edilmiş ve öğrencilerin inanç noktasında ilgi, alaka ve yönelimleri tespit edilmiştir. Çalışmamızın bir boyutu, deizmin kavramsal çerçevesini ve lise öğrencilerinin içinde bulunduğu ergenlik evresinin psikososyal gelişim özelliklerini kapsayacak literatür taraması yoluyla elde edilen verilerin derleme çalışmasından oluşmaktadır. Saha çalışması yaptığımız diğer boyutta Fatsa'da görev yapan yirmi Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni ve meslek dersleri öğretmeni ile nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış mülakat formu aracıyla görüşme yapılmıştır. Toplanan veriler betimsel analiz ile yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Katılımcı öğretmenlerle yaptığımız görüşmeler, Fatsa özelinde deist yahut deizme ilgi duyan lise öğrencisinin çok az olduğunu ortaya koymaktadır. İslâm inanç sistemine yönelik öğrenciler tarafından sorulan soruların mahiyeti ve sıklığı ise gidilen okul türüne göre değişkenlik arz etmektedir. Ancak öğrencilerin inanç içerikli sorular sormaları, onların İslâm dışı akımlara yönelimi olduğunu ortaya koymaktan ziyade, içinde bulundukları gelişim aşamasının ve aktif oldukları medya ağlarında karşılaştıkları içeriklerin bir neticesidir.
Dua psikolojisi: Bireylerin dua etme motivasyonlarına yönelik psikolojik bir araştırma
Bu araştırma kendisini dindar olarak algılayan bireylerin dua motivasyonlarını, dua içeriklerini ve duanın psiko-sosyal yaşam üzerindeki etkisini irdelemektedir. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde duanın manevi ve psikolojik özellikleri teorik düzlemde ele alınmış; ikinci bölümde ise konu ile ilgili bir alan araştırması yapılmıştır. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırmanın teorik kısmında kuramsal çerçeve sunularak şekil ve içerik bakımından dua çeşitleri, dinlerde dua, dua psikolojisi konuları ele alınmıştır. Yapılan nitel araştırma neticesinde farklı yaş, eğitim, meslek ve cinsiyete sahip 25 kişiye yapılandırılmış mülakat uygulanmış, katılımcıların dua ile ilgili deneyim, duygu ve düşünceleri temalar halinde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların dua etme sıklığı, duanın psikolojik etkisi, duanın dine ve Tanrı'ya yönelik oluşturduğu duygular, şifa kaynağı olarak dua, dua içerikleri ve dini yükleme biçimleri ve duanın yapılış şekli temaları altında tespit edilmiştir. Araştırma neticesinde dua etmenin psikolojik düzlemde katılımcıları iyi hissettirdiği, genel olarak olumlu etkilediği görülmüştür. Yaşam içerisinde karşılaşılan maddi ve manevi sıkıntıların aşılmasında duanın doğal bir başa çıkma aracı olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda ezbere dayalı ve anlamı bilmeden yapılan dualar yerine, bireyin kendi duygu ve düşünceleriyle ifade ettiği duaların daha etkili olduğu ve daha fazla farkındalık oluşturduğu tespit edilmiştir.
Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kötülük problemi (Gazzâlî-İbn Rüşd örneği)
Bu çalışma, İslam düşüncesinde derin izler bırakmış iki önemli filozof olan Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün nedensellik teorilerini ve bu teorilerin kötülük problemine yansımalarını analitik bir yöntemle incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, felsefe tarihinin önemli tartışmaları arasında yerini alan nedensellik ilkesinin epistemolojik ve ontolojik temelleri irdelenmiş; akabinde Gazzâlî'nin nedensellik anlayışı ve Aristotelesci nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler, daha sonra da İbn Rüşd'ün bu eleştiriler doğrultusunda Aristotelesci nedensellik anlayışını savunması ele alınmış ve mukayeseli bir analize tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Gazzâlî, tabiatta a priori nedensellik bağı bulunduğu fikrini reddederek, sebep-sonuç ilişkisinin ancak ilahî iradenin sürekli yaratımıyla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Buna karşılık İbn Rüşd, nedenselliğin empirik ve akli verilerle temellendirilebileceğini iddia etmekte ve doğadaki düzenliliğin zorunlu bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. İkinci bölümde ise kötülük problemi felsefi ve kelâmî tartışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. "Kötülüğün mahiyeti ve kaynağı" sorusuna dair geliştirilen argümanlar ekseninde, Gazzâlî'nin kötülüğü âdem (yokluk) kavramıyla açıklayan ve ilahî kudretin mutlaklığını merkeze alan teolojik yaklaşımı ile İbn Rüşd'ün kötülüğü kozmolojik düzenin kaçınılmaz bir bileşeni olarak yorumlayan teodise anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki düşünürün, Tanrı'nın adaleti ve hikmeti ile âlemdeki kötülük olgusunu uzlaştırmak için geliştirdikleri teoriler, varlık, nedensellik ve ahlak arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik ve kötülük problemi arasındaki bağı ontolojik ve teolojik düzlemde sorgulayarak, İslam felsefesindeki Tanrı-âlem-insan üçgenine dair temel gerilim alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün felsefî sistemleri üzerinden yapılan bu analiz, yalnızca klasik bir tartışmanın yeniden değerlendirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çağdaş metafizik ve teodise tartışmaları için de yeni perspektifler sunmaktadır.
Sovyet Rusya sonrası dönemde buhara Yahudileri: Dinler tarihi açısından bir inceleme
Türkistan coğrafyası çok eski devirden itibaren birçok farklı inancı göğsünde barındırmıştır. Çift yönlü bir etkileşimin olduğu bu coğrafya tarih boyunca dinî çoğulculuk noktasında mümtaz bir örnek olmuştur. Buhara Yahudileri İran üzerinden İpek yolu vasıtasıyla Orta Asya'ya yayılmışlardır. Bölgeyi ziyaret eden seyyahlar Buhara bölgesinde yoğun olarak yaşayan bu Yahudilere Buhara Yahudileri ismini vermiştir. Buna ek olarak Orta Asya Yahudileri, Türkistan Yahudileri gibi isimlendirmelerde kullanılmaktadır. Farklı yönetimler altında yaşayan bu Yahudiler zaman içinde küçük gruplar hâlinde başka yerlere göç etseler de son olarak Sovyet yönetiminin yıkılmasıyla Özbekistan'da kalan Yahudiler kitleler hâlinde Amerika ve İsrail başta olmak üzere farklı yerlere göç etmişlerdir. Bu çalışmayla Buhara Yahudilerinin günümüzdeki durumlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma da Göç eden Buhara Yahudilerinin günümüzdeki durumları nelerdir? Buhara'dan göç etmeyen Buhara Yahudileri ne yapmaktadırlar? Gittikleri bölgeye uyum sağlayabilmişler midir? Buhara Yahudi kültürü devam etmekte midir? gibi sorulara cevap bulmaya çalışılmıştır. Göç eden Buhara Yahudileri Çalışmada ilk olarak göç öncesi Özbekistan'da Buhara Yahudileri hakkında bilgi verilmiştir. Göç süreciyle beraber Buhara Yahudilerinin göç etme sebepleri ele alınmıştır. Daha sonra Buhara Yahudilerinin göç ettikten sonraki durumları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece göç eden Buhara Yahudilerinin gittikleri yerlere Özbek kültürünü taşıdıkları ve Özbekistan ile bağlarını koparmadıkları ortaya konulacaktır. Her yıl düzenli olarak Özbekistan'ı ziyaret eden Buhara Yahudilerinin günümüzdeki siyasî, sosyal, dinî ve ekonomik durumlarının tespiti ile Dinler Tarihi alanına katkı sağlanılacağı düşünülmektedir.
Sally Jane Priesand ve Laura Geller örnekliğinde reformist Yahudilik
Reformist Yahudilikte kadının konumu bağlamında kadınların dinî ve toplumsal konumundaki değişimi amaçlanmaktadır. Özellikle kadınların ibadet, hahamlık ve cemaat yaşamlarındaki rollerinin değişimi açıklanmıştır. Araştırmada Reformist Yahudiliğin tarihsel gelişimi ve sürecin kadınlar üzerindeki etkileri ele alınırken, geleneksel Yahudilikle ve kadın liderler kendi içerisinde karşılaştırmalı bir yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın kapsamında tarihsel belgelerin analizine, Reformist cemaatin ritüellerine yer verilmiştir. Kadınların haham olan atanmaları, sinagogda aktif rol almaları, erkekler ile eşit ve özgür haklara sahip olmaları Reformist hareketin kadınlara sunduğu somut örnekleri barındırmaktadır. Araştırmada Reformist Yahudilikle ilgili doküman incelemesiyle elde edilen verilerin işlenmesinde deskriptif bir metod kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları, Reformist Yahudiliğin kadın-erkek eşitliğini savunduğunu ve teolojik doğrultuda da gelişim gösterdiğini sunmaktadır. Araştırmanın sonucunda kadınların geleneksel Yahudiliğin ötesinde, Reformist Yahudilikle birlikte dinî liderlik ve toplumsal alandaki ön plana çıkışına ulaşılmıştır. Bununla birlikte Yahudi toplumunda yaşanan değişimin ve gelişimin gösterilmesi amaçlanmıştır. Reformist Yahudilikte kadınların konumuna ilişkin bu araştırma aynı zamanda moderleşme süreçlerinin toplumsal etkisini de göstermektedir. Kadınların toplumda liderlik yapması yalnızca dinî bir değişiklik değildir, bu toplumun normlarının da yeniden şekil aldığını göstermektedir. Kadınların eşitlik ve özgürlük ilkesi bağlamında çıkılan bu süreçte günümüzde asimile olmaya yüz tutmuş bir Yahudilik görülüyor denilebilir. Teolojik ve sosyal değişimin başlaması toplumdaki tüm dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda bugün Reformist Yahudiliğin cinsiyetsizleşmeyi de desteklediğini söylemek mümkündür. Bu çalışmayla birlikte Geleneksel Yahudiliğin yerini Reformist Yahudiliğe bırakarak Yahudilikte yeni bir ideolojinin ortaya çıkmasının sunulmasıyla Dinler Tarihi alanına katkı sunacağı düşünülmektedir.
Deprem bölgesindeki gönüllülerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinin ardından gönüllü olarak afet bölgesine giden bireylerin ikincil travmatik stres düzeyleri ile dini başa çıkma tutumları ve içsel dini motivasyonları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma kapsamında deprem bölgesine yardım amacıyla giden 243 gönüllü bireye ulaşılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline uygun bir şekilde tasarlanan araştırmada kişisel bilgi formu, ikincil travmatik stres ölçeği, dini başa çıkma ölçeği ve içsel dini motivasyon ölçeği kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken Bağımsız Örneklemler t-test, Pearson Korelasyon Analizi ile Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların orta düzeyde ikincil travmatik stres yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların ikincil travmatik stres düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, daha önce büyük bir depreme maruz kalma, gönüllülük sürecinde depreme maruz kalma ve afet yaşanmış bölgelerde daha önce gönüllü olarak bulunmuş olma değişkenleri arasında farklılaşma olmadığı görülmüştür. İkincil travmatik stres düzeyleri ile olumsuz dini başa çıkma arasında korelasyon düzeyinde pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon analizinde ise olumsuz dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. Olumlu dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki bulunmadığı; fakat çoklu doğrusal regresyon analizinde olumlu dini başa çıkmanın ikincil travmatik stresi pozitif şekilde yordadığı görülmüştür. İçsel dini motivasyon ile ikincil travmatik stres arasında bir ilişki olmadığı; diğer taraftan çoklu doğrusal regresyon analizinde negatif yordayıcılığa sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın en dikkat çeken bulgusu ise içsel dini motivasyonun, olumsuz dini başa çıkma ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkiyi zayıflatarak koruyucu bir etki göstermesi olmuştur. Sonuç olarak deprem bölgesinde görev yapan gönüllülerin ikincil travmatik stres ile baş etmede dini inancın doğal bir başa çıkma aracı olarak süreç içerisinde yer aldığı ifade edilebilir.
Depremzedelerde psikolojik dayanıklılık, umut ve dini başa çıkma ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, depremzedelerde psikolojik dayanıklılık ile dini başa çıkma arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde psikolojik dayanıklılık, dini başa çıkma ve afet psikolojisi literatürüne ilişkin kuramsal çerçeveye yer verilmiş; ikinci bölümde ise elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 18 yaş üstü bireyler oluşturmakta; örneklem grubunu ise tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 243 kadın (%51,4) ve 230 erkek (%48,6) olmak üzere toplam 473 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Dini Başa Çıkma Ölçeği ve Umut Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik paket programı ile çözümlenmiştir. İki gruplu değişkenlerde bağımsız örneklem T-testi, üç ve daha fazla gruplu değişkenlerde One-Way ANOVA analizi uygulanmıştır. Ayrıca ölçekler arasındaki ilişkinin yönünü ve yordayıcılığını belirlemek amacıyla pearson korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularında (a) sosyo-demografik değişkenlerle psikolojik dayanıklılık, dini başa çıkma ve umut düzeyleri arasında farklılaşma bulunduğu, (b) psikolojik dayanıklılık ile dini başa çıkma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu, (c) umut düzeyinin hem psikolojik dayanıklılığı hem de dini başa çıkmayı destekleyici ve yordayıcı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular, afet sonrası süreçte dini başa çıkma ve umut değişkenlerinin bireylerin psikolojik dayanıklılıklarını güçlendiren temel faktörler olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Afet Psikolojisi, Deprem, Dini Başa Çıkma, Psikolojik Dayanıklılık, Umut.
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığı ve dindarlık ilişkisi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde sosyal medya bağımlılığı ile dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda çalışma iki başlık altında yürütülmüştür. İlk bölümde konu başlıkları tek tek incelenmiş ve değerlendirilmiş, ikinci bölümde elde edilen verilerin analizinden ulaşılan bulgular sunulmuş ve tartışılmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri 2023-2024 yılları içerisinde tüm Türkiye'de aktif olarak öğrenim hayatına devam eden 13-18 yaş aralığındaki ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerinden toplanmıştır. Çalışmanın grubunu tesadüfi örnekle yöntemi ile seçilen 242 erkek (%57,5) ve 179 kız (%42,5) olmak üzere toplam 421kişi oluşturmaktadır. Çalışmada, Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Dindarlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Değişkenlerin puan ortalamalarındaki farklılıkları tespit edebilmek için iki gruplu değişkenlerden bağımsız örneklemlere t-Test analizi uygulanmıştır. Üç veya daha fazla gruba sahip değişkenler için ise One-way ANOVA testi yapılmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları kapsamında sosyal medya bağımlılığı ile dindarlık arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Yalçın Koç'a göre dilin sınırları
Bu çalışmanın konusu, Yalçın Koç'un dil organonu, idrakin keyfiyeti ve bilincin bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerindeki gelişimine ilişkin yorum ve değerlendirmeleridir. Bu doğrultuda, çalışmamızda düşüncenin konusu kılınan nesnelerin zihin vasatındaki kurulma aşamalarından bahsedilmiş ve dilin nasıl bir fonksiyon icra ettiği bir takım benzetmelere başvurularak ele alınmıştır. Yalçın Koç'a göre insan, rasyonalite yetisi vasıtasıyla, başta bizzat kendisi olmak üzere hiçbir nesnenin hakikatini kavrayamamaktadır. Mahiyeti gereği nesne ve niteliğini birbirinden ayırıp, bunları zihinde soyut temsillere dönüştüren rasyonalite yetisi gerçek bir kendilik idrakini mümkün olmaktan çıkartmaktadır. Bu nedenle Yalçın Koç, merkeze cevher olarak rasyonalite yerine "psukhe"yi koymakta ve rasyonaliteyi "psukhe"nin insanın yetişkinlik evresindeki bir yetisi olarak kabul etmektedir. Buna göre insanın psukhe marifetiyle kendisini hem idrak eden hem idrak edilen olarak tecrübe etmesi, ancak dış dünyanın duyumsanmadığı bebeklik döneminde sahip olunan saf bir bilinçle mümkündür. Yalçın Koç insanın bebeklik dönemindeki sözkonusu kendilik idrakini "theoria" olarak adlandırmakta ve "theo-logia"nın gayesini de dil ve düşüncenin esaslarını ve sınırlarını araştırma etkinliği olarak belirlemektedir. Buna bağlı olarak "theo-logia", aşkın bir sahaya ait nesne ve kavramların hangi bakış açısıyla ve nasıl bir dil ve mantık tasavvuru çerçevesinde yorumlanabileceğiyle ilgili kıstasları belirlememizi sağlar. "Theo-logia" kavramını "nazariyata dair fikriyat" olarak tanımlayan Koç'a göre, nazariyatın ve fikriyatın bazı temel ölçütleri bulunmaktadır. Çalışmamızda bahsedilen sözkonusu ölçütlerin esas alınması herhangi bir düşüncenin nazariyat alanına mı yoksa fikriyat alanına mı ait olduğunun tespit edilmesini kolaylaştırabilir. Dilin bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerindeki yapısına dikkat çekmek için "dil arkhitektoniği" kavramını kullanan Yalçın Koç, sözkonusu dönemlerde doğal olarak edinilen her dil katının belli bir bilinç düzeyine, yani, insanın kendisini ve dünyayı idrak etme biçimine karşılık geldiğinin altını çizer. Bu bağlamda dil ile özne arasında varoluşsal bir bağın kurulduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada dil, düşünce ve özne arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve dilin ontolojik boyutu ve sınırları Yalçın Koç'un düşünceleri üzerinden tasvir edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Dil Arkhitektoniği, Theologia, Aşkın, Theatron, İdrak, Temsil
İbn Sînâ'da (ö. 428/1037) tümeller sorunu ve mâhiyet ilişkisi
Bir varlık filozofu olarak İbn Sînâ varlık-mâhiyet teorisiyle beraber kendinden sonra gelecek olan tüm düşünürlerin felsefî, kelamî ve tasavvufî sistemlerine etki etmiştir. Bu çalışmada mutlak mâhiyetin tabiî tümel ile olan özdeşliği ispat edilerek bu özdeşliğin Ortaçağ'da büyük bir sorun olarak addedilen tümeller sorununun İbn Sînâ tarafından yapılmış çözümlerindeki etkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışma İbn Sînâ'da mâhiyet itibarları ve tümel sınıflandırmaları üzerine kurulmuştur. Ayrıca tümel ve mâhiyet ilişkisinde aklî tümelin, tümellik arazı açısından zihinde mâhiyetin özdeşi olması sebebiyle zihinde mâhiyet-dış dünyada mâhiyet özdeşliğinde aklî tümelinde zikredilebileceği savunulmaktadır. Neticede zihnî varlık demek dış dünyada mâhiyet olan muhakkak mâhiyetin zihinde mâhiyete yani mücerret mâhiyete özdeş olması anlamına gelmektedir.
Dindarlık, bilişsel esneklik ve öfke kontrolü ilişkisi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, bireylerin hayatında önemli bir yeri olan dindarlık, bilişsel esneklik ve öfke kontrolü arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Araştırmanın örneklem grubunu, 2022- 2023 eğitim öğretim yılında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi'nin farklı fakültelerinde öğrenim gören 339 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmamızda dindarlık ile ilgili verilerin toplanmasında "Dini Hayat Ölçeği" (DHÖ), bilişsel esneklik ile ilgili bilgilerin toplanmasında Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE), öfke kontrolü ile ilgili verilerin toplanmasında ise "Çok Boyutlu Öfke Ölçeği"(ÇBÖÖ) kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmamızda dindarlık ile bilişsel esneklik arasında pozitif yönlü, anlamlı ve düşük derecede bir ilişki olduğu, katılıcıların dindarlık puanları arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı tespit edilmiştir. Dindarlık ile kişiler arası öfke ölçeği ve intikam alt boyutu arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkinin olduğu; dindarlık puanları yükseldikçe örneklemin kişiler arası öfke puanlarının düştüğü, yani öfke kontrollerinin yükseldiği tespit edilmiştir. Dindarlığın ve boyutlarının bağımsız değişken, bilişsel esneklik ve kişiler arası öfke boyutlarının bağımlı değişken olarak girdiği regresyon analizde ise dindarlığın bilişsel esnekliği anlamlı düzeyde yordadığı, fakat kişiler arası öfke kontrolünü yordamadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Bilişsel Esneklik, Öfke Kontrolü.
X ve Z kuşaklarının din algısı: Kadınhanı merkez örneği
Bu araştırmada, X ve Z Kuşaklarının din algılarındaki benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi, aynı zamanda sınırlı sayıda sunulan kuşak ve din etkileşimi çalışmalarına yönelik ek bir katkı sunulması hedeflenmiştir. Bundan dolayı araştırmanın evrenini X ve Z Kuşakları oluşturmaktadır. Konya Kadınhanı ilçesindeki Anadolu Lisesi, Anadolu İmam Hatip Lisesi, Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde eğitim gören Z Kuşağı öğrencileri, ayrıca bu öğrencilerin X Kuşağı olan anne babaları ve Z Kuşağı kardeşleri örnekleme dahil edilmiştir. Örneklem büyüklüğü 1132 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada, nitel veri toplama yöntemlerinden, literatür taraması olarak adlandırılan "belgesel gözlem/tarama" yöntemiyle, nicel veri toplama aracı olan "anket" yöntemi kullanılmıştır. Ankette 85 soru yer alırken, katılımcıların demografik ve sosyokültürel profillerinin yanı sıra dini algı düzeyleri de ortaya konulmaya çalışılmış ve anket sonuçlarının SPSS programıyla ki-kare analizi yapılarak, elde edilen bulgular grafiklerle sunulmuştur. X ve Z kuşağı katılımcıların dini inanç düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dini yaşayış şeklinin X kuşağında yüksek, Z kuşağında ise düşük olduğu tespit edilmiş ve iki kuşak arasındaki farklılıklar ile bu farklılıklara neden olan faktörlerin ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: X Kuşağı, Z Kuşağı, Din, Din Algısı, Kuşak Çatışması.
Kilise tarihinde Avignon papaları
Hıristiyanlığın Katolik mezhebinde Vatikan merkez olarak kabul edilmektedir. Bunun sebebi İsa Mesih'in Matta 16:18'deki "Sen Petrus'sun ve ben Kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım" cümlesidir. Latincede kaya anlamına gelen Petrus, aynı zamanda Havarilerin lideri ve İsa Mesih'e en yakın olan kişidir. Petrus, M. 64'de Roma'da idam edilerek hayatını kaybetmiş ve oraya defnedilmiştir. İncillerde yer alan bu ibare sebebiyle Katolikler merkezlerini Kutsal şehir olarak kabul ettikleri Roma'ya inşa etmişlerdir. Ancak XIV. yy'da Kilise, Fransa'nın Avignon şehrine taşınmıştır. Katolik Kilisesinin Roma'yı terk edip Avignon'a taşınmasının ardından koyu Katolikler tarafından bu döneme "Hıristiyanlığın Babil Sürgünü" denilmiştir. İki bölümden oluşan bu çalışmamızda, öncelikle Avignon şehri tanıtılmış ardından papaların şehre taşınmasından sonra vuku bulan olaylar aktarılarak, Kilisenin Avignon'a neden taşındığı, bu dönemde yaşanan olaylar nelerdi ve bu döneme neden sürgün denildiği gibi sorulara yanıt aranmıştır. Çalışmada literatür taraması yapılarak, çoğunluğu Fransızca olan kaynaklar kullanılmış ve tasviri bir metot benimsenmiştir. Avignon'da ikamet eden yedi Papanın dönemleri, farklı alt başlıklar altında ele alınarak her birinin kendi döneminde gerçekleşen önemli olaylar ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avignon, Avignon Papalığı, Hıristiyanlığın Babil Sürgünü, Katoliklerin ikinci başkenti
Elisha Ben Abuyah örneğinde Yahudilikte küfür
Bu tez çalışmasında, Elisha ben Abuyah örneği üzerinden Yahudilikte küfür konusu incelenmektedir. Elisha ben Abuyah örneği ile Yahudi toplumunda önemli bir tartışma ve konuşma noktalarından biri olarak kabul edilen küfür konusu; dinî, etik ve felsefî boyutları ile ele alınmaya çalışılmıştır. Tez, Elisha ben Abuyah'ın küfür eylemlerini ve bu eylemlerin dinî düşünceye etkisini incelemeyi hedeflemektedir. Tez çalışmasında Elisha ben Abuyah'ın hayatı ve öğretisi genel bir biçimde sunularak küfür kabul edilen fiilleri ele alınmış ve bunun neticesinde bahsedilen eylemlerin Yahudi toplumunda nasıl algılandığı incelenmiştir. Dinî toplum içinde önemli bir mesele olan Yahudilikte "küfür" algısı ciddi bir günah olarak kabul edilmiş ve Tanrı'ya yahut dinî değerlere karşı saygısızlık ya da hakaret etme anlamına karşılık gelmiştir. Genellikle ağır bir suç olarak kabul edilen küfür olgusunun, dinî inançların muhafaza edilmesini ve toplumsal normların sürdürülmesini tehdit eden bir eylem olarak algılanması neticesinde ciddi cezalarla önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu suçun karşılığı toplumun dinî otoriteleri veya mahkemeleri tarafından ele alınmış ve dinî yasaların uygulanması ile cezalandırılmıştır. Elisha ben Abuyah, Yahudilikte küfür algısı konusunda önemli bir örnek olarak kabul edilmiştir. Elisha ben Abuyah başlangıçta dindar bir bilge olarak tanınmış ancak zamanla Yahudi inançlarından sapmış olarak kabul edilmenin ardından toplumdan ihraç edilmiştir. Elisha'nın söylemleri ve eylemleri Yahudi toplumunda ciddi bir tepkiye sebebiyet vermiş ve dinî düşüncede tartışmalara yol açmıştır. Küfürün toplum üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayan Elisha ben Abuyah'ın eylemleri, Yahudi toplumunun temel inançlarına ve değerlerine bir tehdit olarak kabul edilmenin yanı sıra inanç sisteminde saygı, ahlak ve dinî değerlere bağlılığın önemini anlamaya katkı sağlamıştır.
İlahiyat fakültesi öğrencilerinin sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği algıları üzerine bir inceleme
Hayatın her alanına yönelik sözü olan din ile insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim günümüzde yeni bir mecra ile karşı karşıyadır. Teknoloji ve kitle iletişim araçları eğitim süreçlerini ve eğitimin öznesi olan insanı doğrudan ve dolaylı yollarla etkileyebilmektedir. Özellikle bireylerin beslendiği epistemik kaynaklar, enformasyonun bolluğu ve başıboş dolaşıma girmesi din eğitimi süreçleri açısından da incelenmesi gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Gelişen internet teknolojisinin bireylere sağladığı etkileşim imkanı beraberinde sosyal medya fenomenlerini de getirmiştir. Geçmişte "kanaat önderi" olarak öne çıkan bireyler bulunurken günümüzde fenomenler tanınırlık ve etki anlamında önemli bir yere sahip olabilmektedir. Yine öğretmenlerin formal alanda sahip oldukları alan, bireyin hayatında fenomenlerden daha az yer edinebilmektedir. Bu çalışmanın amacı yüksek din eğitimi veren kurumlar olan ilahiyat fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği algılarını ölçmek olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda kişisel bilgi formunda bulunan değişkenlerin sosyal medya fenomenlerini kanaat önderliği noktasında takip etme motivasyonlarına yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 2021-2022 eğitim öğretim yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesinde öğrenim görmekte olan 466 öğrenci katılmıştır. Hazırlıktan 4. sınıf düzeyine kadar her kademeden, %30 ve %100 Arapça eğitim gören 1. ve 2. öğretim öğrenciler çalışmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Katılımcılara "Takipçiler nezdinde sosyal medya fenomenleri kanaat önderliği ölçeği" uygulanmıştır. Verilen cevaplar demografik değişkenlere yönelik elde edilen bilgilerle analiz edilerek veriler toplanmıştır Katılımcıların verdikleri cevaplar SPSS 27. paket programı ile analiz edilmiştir. Belirlenen problem ve alt problemlere yönelik yüzde, frekans, standart sapma ve aritmetik ortalama değerlerine ulaşılmıştır. Veriler karşılaştırılırken iki grup arasında t-testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (One-way ANOVA) analizleri kullanılmıştır. Ortaya çıkan anlamlı farklılıkta ileri analizler için Post-hoc Tukey testine başvurulmuştur. Analiz sonuçlarına göre ilahiyat fakültesi öğrencileri sosyal medya fenomenlerini daha çok eğlence ve iletişim boyutlarında kanaat önderliği motivasyonlarıyla takip etme eğilimindedir. Ayrıca dini paylaşımda bulunan fenomenlere dini paylaşımda bulunmayanlara oranla daha fazla kanaat önderliği rolü yüklenmektedir. İlahiyat fakültesi öğrencilerinin bilgi, güven, yakınlık, taklit, iletişim ve eğlence boyutlarında sosyal medya fenomenlerine karşı kanaat önderliği noktasında olumlu düşüncelere sahip oldukları da elde edilen bulgular arasındadır.
Avusturya'da dinler ve dini hak ve özgürlüklerin tarihçesi
Avusturya, Avrupa ülkeleri içerisinde dini hak ve özgürlüklerin tasarrufu açısından üzerinde çalışma yapmaya değer bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülke, tarihi boyunca çok uluslu bir imparatorluk olması münasebetiyle, farklı etnik gruplar ve inançlarla bir arada yaşama kültürünü geliştirmiştir. Dolayısıyla Avusturya'nın tarihi, din ve mezhep savaşları ve otorite ile din arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. Katolik mezhebinin hâkim ve güçlü olduğu ülkede söz konusu mücadeleler neticesinde farklı mezhepler ve inanç toplulukları ortaya çıkmıştır. Günümüzde ülkede Hıristiyanlık, İslâmiyet, Yahudilik olmak üzere üç temel din ve bunlara bağlı farklı inanç toplulukları, mezhepler hâkimdir. Adı geçen inançlara ait kiliseler, cemaat ve topluluklara ait kurumlar, sadece dini değil birçok alanda faaliyet göstermektedir. Avusturya farklı dönemlerde bünyesi dahilindeki din, mezhep ve inanç topluluklarına dini hak ve özgürlükler tanıma adına onları yasalarıyla desteklemiştir. Ülkede hâkim olan din Hıristiyanlık iken ikinci sırada İslamiyet yer almaktadır. Avusturya, İslâmiyet'i Avrupa'da resmen tanıyan ilk ülkedir. Ancak 2015 yılı itibari ile İslâm, çıkartılan yeni yasa ile bir yandan ülke ile uyumlanmaya çalışırken, aynı zamanda kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Böylece yeni İslâm kanunu, İslâmofobi'nin ülkede kurumsallaştırılmasının yasal dayanağı haline gelmiştir.
Öğretmenlerde anlam arayışı, mesleki doyum ve dindarlık ilişkisi (Konya örneği)
Öğretmenlerde anlam arayışı, mesleki doyum ve dindarlık ilişkisini Konya örneği üzerinden inceleyen araştırmamız, cinsiyet, yaş, branş, mesleki kıdem yılı, okul türü, istihdam durumu, hayatın çoğunun geçtiği yer, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama durumu gibi demografik değişkenlerin mesleki doyum üzerine etkisini, yaşamda anlam ve dindarlık arasındaki ilişkinin yönünü ve derecesini bilimsel olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemi, Konya ili merkez ilçelerinde görev yapan 383 öğretmenden oluşmaktadır. Katılımcılar tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilmiş olup, "Kişisel Bilgi Formu", "Yaşamda Anlam Ölçeği", "Mesleki Doyum Ölçeği" ve "Dindarlık Ölçeği"nden oluşan anket verilerine online olarak katılım sağlamışlardır. Veriler SPSS programında analiz edilmiştir ve araştırma sonucunda katılımcıların; Yaşamda anlam ve alt boyut puanları; yaş, mesleki kıdem, istihdam durumu, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Cinsiyet, branş, okul türü ve hayatın çoğunun geçtiği değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Mesleki doyum ve alt boyut puanlarında: cinsiyet, mesleki doyum ve gelişme isteği alt boyutunda anlamlı farklılık göstermiştir. Yaş, mesleki doyum, niteliklere uygunluk ve gelişme isteği alt boyutlarında anlamlı bir farklılık göstermiştir. Branş, niteliklere uygunluk ve mesleki doyum puanlarında anlamlı farklılık göstermiştir. Mesleki kıdem, gelişme isteği ve mesleki doyum puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Okul türü, istihdam durumu, hayatın çoğunun nerede geçtiği, medeni durum ve çocuk sahibi olma/olmama değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Dindarlık ve alt boyut puanları; cinsiyet değişeninde dindarlık toplam puanı ve inanç alt boyutunda anlamlı bir farklılık oluşturmuştur. Yaş ve istihdam durumu değişkenleri inanç ve davranış alt boyutunda anlamlı bir farklılık göstermiştir. Kıdem ve medeni durum değişkenleri davranış alt boyutunda anlamlı bir farklılık göstermiştir. Branş değişkeninde davranış, bilgi alt boyut ve dindarlık toplam puanında anlamlı bir farklılık göstermiştir. Çocuk sahibi olma/olmama değişkenine göre bilgi alt boyutunda anlamlı farklılık göstermiştir. Okul türü ve hayatın çoğunun nerede geçtiği değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Öğretmenlerin; Yaşamda Anlam ile Mesleki Doyum, Yaşamda Anlam ile Dindarlık, Mesleki Doyum ile Dindarlık değişkenleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlam, Anlam Arayışı, Meslek, Mesleki Doyum, Din, Dindarlık, Öğretmen, Eğitim
Thomas Hobbes'ta ahlak - siyaset
Bu çalışmada Thomas Hobbes'un genel felsefesinde ahlak ve siyasete dair görüşleri incelenmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Hobbes'un hayatı, eserleri ve felsefesi hakkında kısa bilgiler verdik. Birinci bölümde Hobbes'un insan doğası, doğa durumu ve doğa yasaları hakkındaki görüşlerine yer verdik. İkinci bölümde siyaset felsefesini sözleşme kavramı çerçevesinde inceledik. Üçüncü bölümde ise Hobbes'un ahlak anlayışını, ahlakın kaynakları ve ahlaki ilkeleri merkeze alarak ortaya koymaya çalıştık.
Gazilerin karşılaştığı sorunlar ve manevi danışmanlık ihtiyaçları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, orduda görev almış ve vatan savunması sırasında fiziksel, psikolojik ve manevi olarak yaralanmış gazilerin karşılaşmış oldukları sorunları inceleyerek, bu sorunlar çerçevesinde onların manevi danışmanlık ihtiyaçlarının tespit edilmesini ve bu ihtiyaçlara yönelik çözüm önerilerine ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın yöntemi nitel araştırmadır, çalışma grubu 16 malul, 11 muharip ve 3 yara işareti taşıyan personel olmak üzere toplam 30 gaziden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, elde edilen veriler betimsel analizine tabi tutulmuştur. Çalışmada dört üst tema belirlenmiştir. Bu temalar; gazilerin travma sürecinde yaşadıkları bedensel ve psikolojik sorunlar, gaziler için hayatın anlamı, gazilerin travma sonrası sağladıkları destek kaynakları ile başa çıkma uygulamaları ve gazilerin ihtiyaç duyduğu manevi danışmanlıktır. Elde edilen bulgulara göre; gazilerin yaşadıkları travma sebebiyle fiziksel çeşitli sağlık sorunları yaşadıkları, travmaya bağlı psikolojik sağlık sorunları ile mücadele ettikleri, yaşamış oldukları anlam kaybına bağlı manevi sorunlar yaşadıkları izlenmiştir. Gazilerin yaşadıklarını anlamlandırmak ve hayatlarına tekrar bağlanmak için hayatta anlam bulmaya çalıştıkları, travma sürecinde farklı kaynaklardan manevi destek alma eğilimleri olduğu ve verileceği takdirde manevi danışmanlık uygulamalarından faydalanacakları ve bu yönde çeşitli beklentileri olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında; gazilere verilecek manevi danışmanlığın Varoluşsal Yaklaşım içinde anlam temelli ve bütünsel bir şekilde yapılmasının fayda sağlayacağı ve gazilere yönelik manevi danışmanlığın bilişsel, fiziksel, psikolojik, sosyal ve dini inanç merkezli olarak yapılması önerilmiştir.
Göç ve din: Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler örneği
Suriye savaşı sonrasında binlerce Suriyeli göçmenin Türkiye'ye sığınması ile göç konusu ve bunun Türkiye'ye etkileri gündeme gelmiştir. Bu araştırma, savaşın başladığı 2011 yılından itibaren Türkiye'ye göç eden Suriyeli sığınmacıları kapsamaktadır. Suriye'den ülke içerisine yapılan göçler çok geniş bir alanı kapsadığı için konu alanı "Niğde kent merkezinde yaşayan Suriyeli mülteciler" olarak sınırlandırılmıştır. Çalışmanın asıl amacı, Suriyeli mültecilerin göç öncesi dini inanç ve tutumlarının zorunlu göç sonrası herhangi bir değişime uğrayıp uğramadığını tespit etmektir. Doğru tespitlerde bulunmak için yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi tercih edilerek katılımcılarla doğrudan görüşme yapılmıştır. Bazı katılımcıların yeterli Türkçe bilmemesinden dolayı Arapça-Türkçe olarak tercüman desteği alınmıştır. Araştırmada Suriyeli sığınmacılara hem Suriye'deki hem de Türkiye'deki dini ve gündelik yaşamlarına dair sorular yöneltilmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'de köyde yaşayan ama göç sonrası kent merkezine yerleşen katılımcıların kent deneyimleri incelenmiştir. Son olarak katılımcılara, Suriye'ye geri dönmek isteyip istemedikleri sorulmuştur. Buna göre belli şarlar doğrultusunda gideceklerini söyleyen Suriyeli sığınmacıların öne sürdükleri şartların kısa vadede çözüme kavuşması imkânsız görünmektedir. Bunun yanı sıra katılımcıların demografik bilgileri cinsiyet, yaş, eğitim, dil, medeni durumları not edilerek çok yönlü tahliller yapılmıştır. Yirmi üç kadın ve yedi erkek olarak toplamda otuz kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda katılımcıların Suriye'deki dini yaşam ve tutumları ile zorunlu göç sonrası Türkiye'deki dini yaşam ve tutum arasında değişimler olduğu tespit edilmiştir. Değişimin daha çok dinin pratik yönünde olduğu dikkat çekmektedir. Türkiye'de büyüyen göç neslinin ise bir yere ait olmama duygusu içerisinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın göç ve din konulu literatüre küçük de olsa bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Hristiyan misyon hareketleri ve sömürgecilik dönemi
Sömürgecilik, bir toplumun bir bölgede ortaya koyduğu maddi ve manevi birikimlere yapılan saldırıdır. Sömürülen halkların sosyal, siyasi ve dini hakları kısıtlanmıştır. Tarih, sömürge ülkelerinde yaşayan yerli halkların bir kısmının köleleştirildiğine bir kısmının da feci şekilde katledildiğine tanık olmuştur. İşgalci güçler sömürge ülkelerinde iskân politikası uygulayarak sömürge ülkelerinde yaşayan yerli halkları asimile etmişlerdir. Sömürgecilik tarihi Eski Yunan ve Roma'ya kadar uzanır. Çin, Babürlü Hanedanlığı ve Japonya İmparatorluğu erken dönemlerde sömürgecilik yapmıştır. Müslümanlar ise sömürgecilik faaliyeti yürütmeden yayılma politikası izlemişlerdir. Bu anlayış ile Müslümanların hâkim olduğu topraklar Yeni Çağ'da Asya, Afrika, İber Yarımadası ve Batı Avrupa'ya ulaşmıştır. Sömürgecilik, XVI. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda çok ileri boyutlara ulaşmıştır. Bu dönemde özellikle Katolik ve Protestan devletler, keşif ve sömürgecilik yoluyla Hristiyanlığı yaymışlardır. Kâşifler misyoner gruplarla birlikte hareket etmişlerdir. XVI. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Fransiskenler, Dominikenler ve Cizvitler sömürge bölgelerinde misyonerlik yapmışlardır. Bu gruplar Katolik sömürgeci devletlerden olan Fransa, İspanya ve Portekiz'in sömürgelerinde görev yapmışlardır. Yine bu yüzyıllarda Protestan sömürgeci devletlerden İngiltere ve Hollanda'nın sömürge bölgelerinde Protestanlığı yaymak için teşkilatlar kurulmuştur. Fransiskenler, Dominikenler, Cizvitler ve Protestan misyoner gruplar gittikleri sömürge ve misyon ülkelerinde eğitim kurumları, kilise ve şapeller açmışlardır. Sömürgeciliğe ve misyonerliğe maruz kalan yerli halkların farklı tutumları olmuştur. Dinlerini değiştiren yerliler olduğu gibi dinlerini değiştirmeyen yerliler de olmuştur. Bazı yerliler ise Hristiyanlığı kendi dinleriyle sentezleyerek kabul etmiştir. Anahtar Kelimeler: Sömürge, Misyonerlik, Katolik, Protestan, Fransiskenler, Cizvitler, Dominikenler.
İmam Hatip lisesi öğrencilerinin eğitim yaşantıları hakkında öğretmen ve öğrenci görüşleri: Kuşaklar arası bir araştırma
Nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji (olgu bilimi) deseni kullanılan "İmam Hatip Lisesi Öğrencilerinin Eğitim Yaşantıları Hakkında Öğretmen ve Öğrenci Görüşleri: Kuşaklar Arası Bir Araştırma" başlıklı çalışmanın amacı, kuşak farklarının din eğitimi alanındaki eğitime nasıl yansıdığını sorgulamak ve Z kuşağı ile karşı karşıya kalan eğitimcilerin din eğitimi alanında ne gibi değişikliklere gitmesi gerektiği ile ilgili öneriler sunmaktır. Araştırmanın kuramsal kısmının oluşturulması için öncelikle kuşaklarla ilgili yurtiçi ve yurtdışı çalışmalar taranmış ve değerlendirilmiştir. Daha sonra Konya ilinde, imam hatip lisesi okuyan 16 öğrenci ve 8 öğretmenle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucu ortaya çıkan veriler içerik ve betimsel analiz teknikleri ile analiz edilmiştir. Ayrıntılı biçimde tanımlanan ve sunulan bulgular, teorik bilgilerle desteklenerek değerlendirilmiş ve kuşak farklarının eğitime yansıyan sorunlarına cevap aranmaya çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın problemi, amacı ve önemi, sınırlılıkları ve tanımlarına yer verilmiş, birinci bölümde kuşak kavramının kuramsal temelleri, farklılıkları ve çatışmalarının işlevsel yönü incelenmiş, ikinci bölümde araştırmanın yöntemi incelenmiş, üçüncü bölümde araştırma bulguları yorum ve tartışma ele alınmış, sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Din Eğitimi, İmam Hatip Lisesi, Meslek Dersleri, X-Y-Z Kuşağı, Öğretmen ve Öğrenci.
G.E.M. Anscombe'un ahlak anlayışı: Ahlaki eylemin oluşturulması
Bu çalışmada bir bütün olarak Anscombe'un ahlak felsefesi ele alınmış olup, buradan hareketle onun mevcut ahlak teorileri hakkındaki tespit, eleştiri ve tavsiyeleri incelenmiştir. Anscombe, ahlak felsefesi alanındaki başlıca çalışması sayılan "Modern Ahlak Felsefesi" adlı makalesini 1958'de yayımlamıştır. Anscombe'un makalesi, kadim gelenekten kopan ahlak teorilerinin modern çağın sorunlarıyla baş edemediği iddiası etrafında örgütlenir ve üç ana tez sunar: Ahlak alanında psikoloji felsefesi üzerinden ilerlemek gerekir; ahlaki yükümlülük meselesi 'ödev', 'gerekir', 'doğru' ve 'yanlış' gibi kavramlarla hâlledilemez; ahlaki eylemi sadece sonuçlarına göre değerlendiren filozoflar arasında hiçbir fark yoktur. Birinci bölümde Anscombe'un ilk tezine, yani 'ahlak alanında psikoloji felsefesi üzerinden ilerlemek gerekir' düşüncesine yer verildi. Bu çerçevede Anscombe'un niyet kavramına merkezlenen eylem felsefesi tartışmaya açıldı ve söz konusu anlayışı tarif eden eylem, benlik, birinci şahıs, pratik bilgi, pratik akıl ve pratik çıkarım kavramları açıklığa kavuşturulmaya çalışıldı. İkinci bölümde Anscombe'un diğer iki tezi birlikte ele alındı. Bu bölümde Anscombe'un 'ahlaki yükümlülük meselesi 'ödev', 'gerekir', 'doğru' ve 'yanlış' gibi kavramlarla hâlledilemez' ve 'ahlaki eylemi sadece sonuçlarına göre değerlendiren filozoflar arasında hiçbir fark yoktur' şeklinde ifade ettiği tezlerin ne anlama geldiği tartışıldı. Böylece bu iddiaların kadim ve modern ahlak teorileriyle bağlantıları, 'sonuççuluğun' anlamı, en nihayetinde tüm bu terimlerden ne anlaşılması gerektiği üzerinde duruldu. Sonuç olarak Anscombe'a göre çağımızın problemlerine cevap verebilecek işlevsel bir ahlak teorisine ancak psikoloji üzerinden erişilebilir. Dahası ödev, yasa, ahlaki gerekir gibi kadim ahlak tasavvurumuzun kalıntıları olan kavramlarla ahlak problemi çözülemez çünkü bunlar modern dönemin sorunlarına cevap veremez. Ahlaki eylemi salt sonuçlarına göre yargılayan filozoflar/teoriler eylemin kast edilen ve öngörülen sonuçları arasında bir ayrım yaparak, ahlaki sorumluluk meselesini açıklığa kavuşturamamışlardır.
Armincilik ve Hıristiyan teolojisindeki yeri
Jacob Arminius, 16. yüzyılda Hollanda'da Kalvinciliğin yükselişe geçtiği dönemde yaşamış Protestan bir ilahiyatçıdır. Kalvinciliğin kader, insan iradesi, lütuf, kefaret ve korunmuşluk konularındaki fikirlerini eleştirmiştir. Onun takipçileri olan Remonstrantlar tarafından beş maddede toplanan Arminius'un itiraz noktaları, 1618 Dort Sinodu'nda reddedilmiştir. Fakat Armincilik önce İngiltere'de ve sonrasında göçlerle Amerika'ya taşınmıştır. Armincilik, Reform teolojisinde önemli bir kırılma noktası olmuştur. Armincilik, aşırı Kalvinciliğin tamamen yadsıdığı ve kurtuluşta işlevi olmadığını iddia ettiği insan iradesine kurtuluşta pay verir ve lütuf ile irade arasında Pelagiusçuluğa düşmeden bir denge teolojisi kurmaya çalışır. Bu özelliğiyle Amerika'da Püritenlerle yükselen Kalvinciliğin karşısında zamanla özellikle John Wesley ve Metodistlerin gayretleriyle yaygınlık kazanmıştır. Amerika'da birçok Protestan cemaat, Kalvinciliğin koşulsuz seçim, sınırlı kefaret, reddedilemez lütuf, insanın tamamen bozulmuşluğu ve imanlıların sonuna kadar korunması şeklindeki görüşlerinden ziyade Arminciliğin evrensel kefarete, koşullu seçime, lütfun reddedilebilirliğine, insan iradesinin kurtuluştaki payına ve dinden dönmenin mümkünlüğüne dayanan görüşlerini esas almıştır. Bu çalışmada Reform teolojisinden farklı bir yol izleyen teolojik görüş olarak Armincilik incelenecektir. İlk olarak Arminius'a gelmeden önce Hıristiyan teolojisi içerisinde kader tartışmaları üzerine bilgi verilecektir. Daha sonra Arminius'un teolojik görüşleri ve Kalvinciliğe olan itiraz noktaları ile bu konuda getirdiği deliller ele alınacaktır. Ardından Arminciliğin İngiltere'de ve Amerika'da nasıl yayıldığı üzerinde durulacak, daha sonra Remonstrantlardan günümüze kadar Armincilerle Kalvinciler arasında geçen tartışmalar hakkında bilgi verilecektir. Son olarak Arminius'un ve Arminciliğin Protestan teolojisindeki yeri ve önemi hakkında varılan sonuçlara ve hükümlere yer verilecektir.
Sömürgecilik, din ve öteki: İspanyol sömürgeciliği örneği
Bu tez çalışması, "Sömürgecilik, Din ve Öteki: İspanyol Sömürgeciliği Örneği" başlığıyla İspanyol sömürgeciliği özelinde din ve sömürgecilik ilişkisini ele almaktadır. Araştırmada sömürgecilik ve din olgusunun kavramsal analizi ve tarihsel arka planı, sömürgecilikte dinin Kutsal Şemsiye olarak bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılması, sömürgecilik ve dinin kesişimi olarak Öteki-ötekileştirme, tarihsel bağlamda İspanya sömürgeciliği din ilişkisi olmak üzere üç başlıkta incelenmiştir. Öncelikle sömürgecilik, din, Öteki, şiddet, iktidar ve meşrulaştırmayı anlamak adına teorik tartışmalarla bu kavramlar analiz edilerek sömürgecilik ve Öteki ilişkisi tartışılmaktadır. Sonrasında Latin Amerika'daki İspanyol sömürgeciliği ve din ilişkisinin tarihsel süreci derinlikli olarak irdelenmektedir. Burada İspanyol Krallığı ve Roma Katolik Kilisesi'nin Latin Amerika'da ortaklaşarak sömürgeciliği, köleliği meşrulaştırması ve kurumsallaştırmasına yönelik dinin Kutsal Şemsiye olarak kullanılmasına dair politikalar ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Sömürgecilik ve din ilişkisinde bilhassa bu süreçte rıza üretim amacıyla dinin araçsallaştırılması ve bu şekilde sömürgeciliğin kurumsallaşmasının öğrenilmesine katkı sağladığına yönelik çıkarımlar aktarılmıştır. Ayrıca bu meşrulaştırma ve kurumsallaşma araçlarından birisi olan encomienda ekonomik sistemi, plantasyonların işleyişi de ele alınmış, konu farklı argümanlar ile söylemler üzerinden değerlendirilmiştir. Dolayısıyla İspanyol sömürgeciliğinde asıl amaç, Katolik Hristiyan anlayışının yayılması mı yoksa ekonomik, kültürel ve ekolojik sömürü için dinin araçsal olarak kullanılması mıdır ve sömürgeci, hangi araçlarla sömürgeliyi ötekileştirerek ona uyguladığı şiddeti meşrulaştırmaktadır sorularına bu çalışma özelinde cevap aranmaktadır. Bu sorulara cevap ararken ortaya çıkan bulgulara bakıldığında; İspanyol sömürgeciliğinin kurumsallaşmasında ve toplumsal rızanın üretilmesinde din, ideolojik aygıt olarak kullanılmıştır. Dinin ideolojik bir aygıt olarak kullanılmasında, Roma Katolik Kilisesi ve birçok Hristiyan tarikat mensubu misyonerler bu sömürgeciliğin meşrulaştırılmasında başat aktör oldukları anlaşılmaktadır. Diğer taraftan din, hem İspanyol sömürgeciliğinin kurumsallaşması ve meşrulaştırılması hem de İspanyolların Latin Amerika halklarına uyguladıkları soykırımı da içine alan şiddet politikalarının görünmezliğini sağlayan, dışardan gelen eleştirilere karşı da bir koruma sağlayan kutsal bir şemsiye anlayışıyla araçsallaştırılmıştır. Bununla birlikte modernitenin oryantalist bir bakışı esas alan Avrupa merkezli bilgi üretim biçiminin ürünleri olan sanat, tiyatro, edebiyat ve tarih yazım pratiğiyle İspanyolların Latin Amerika'nın işgali ve sömürüsü "keşif", Yerli halkı "medenileştirme" tezi adı altında asimilasyonun meşrulaştırdığı görülmektedir. Ayrıca bu araştırmada dinin sadece sömürgeci politikaların meşrulaştırılmasında araçsallaştırılması bağlamında değil hem Latin Amerika'nın özgürleşme sürecinde hem de sonrasında dinin özgürleştirme için bir motivasyon aracı olabileceği tartışılmaktadır.