Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Anabilim Dalı

İktisat Anabilim Dalı

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

4.972

Arşivlenen Tez

9

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Şanghay işbirliği örgütü üyeleri'nin küresel rekabet yapısı: Karşılaştırmalı analiz

Çalışmada, Türkiye ve Şanghay İşbirliği Örgütü Üyeleri'nin 2000 ile 2016 yılları arasında, Balassa Endeksi, Vollrath Endeksi (Nispi İhracat Avantajı, Nispi İthalat Avantajı, Nispi Ticaret Avantajı, Açıklanmış Rekabet Gücü), Net Ticaret Endeksi, İhracat-İthalat Oranı Endeksi, İhracat Benzerlik Endeksi kullanılarak rekabet güçlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. SITC Rev. 3, 2 haneli ürün grubu analizi yapılarak elde edilen endeks değerleri ile ülkelerin hangi ürün gruplarında hangi ölçüde rekabet gücünün bulunduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan endeks değerleri birbirleriyle paralellik göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Rusya ve Kazakistan'ın petrol ve petrol ürünleri, doğal gaz, ham gübre ve madenler, Kırgızistan'ın parasal olmayan altın, Çin'in el çantası, giyim eşyası, büro ve otomatik makineler, Türkiye ve Pakistan'ın tekstil, giyim eşyası, Hindistan'ın ise et ve et ürünleri, deniz ürünleri ve tekstil ürün gruplarında yüksek seviyede rekabet gücüne sahip olduğu göze çarpmaktadır. Çalışmada gerek Şanghay ülkelerinin gerekse Türkiye'nin faktör yoğunluğu bazında rekabet gücü analizleri söz konusu ülkelerin ağırlıklı olarak emek ve hammadde yoğun ürünlerde üstünlüklerinin olduğunu göstermektedir. Çin'in belli başlı inovatif ürün ihracat üstünlüğü dışında Şanghay ülkeleri ve Türkiye'nin katma değeri yüksek ürünlerin ihracatında rekabet gücü bulunmamaktadır. Son yıllarda küresel bazda giderek önemi artan Şanghay İşbirliği Örgütü, Türkiye'de de Avrupa Birliği'ne alternatif olarak sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu bağlamda, çalışmada hem ürün hem de faktör yoğunluğu bazında rekabet gücü analizleri sonucunda Türkiye için sözü edilen örgütün Avrupa Birliği'ne alternatif olamayacağı, sadece Avrupa Birliği'nin tamamlayıcısı olabileceği söylenebilir.

Karşılaştırmalı analizRekabetTürkiye+2
Elif Tuğçe Bozduman
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta ve Doğu Avrupa Birliği geçiş ekonomilerinde bankacılık sektörünün karlılığının belirleyicileri: Bir panel regresyon analizi

Finansal gelişme günümüzde ekonomik büyümenin önemli bileşenlerinden birisi haline gelmiştir. Özellikle yükselen piyasa ekonomileri ve gelişmekte olan ülkelerde bankacılık sektörü, finans sektörünün lokomotifi durumundadır. Bu nedenle bankacılık sektörünün etkin ve sağlıklı bir şekilde çalışması, tüm ekonomik birimler için çok önemlidir. Bu çalışmada panel regresyon analizini kullanarak 1998-2015 döneminde içsel ve dışsal etkenlerin Orta ve Doğu Avrupa Birliği ülkelerinde bankacılık sektörünün karlılığı üzerindeki etkisini analiz etmiştir. Çalışma sonucunda banka sermayesi, ekonomik büyüme ile finansal gelişmenin bankacılık sektörü karlılığını pozitif etkilediği, banka büyüklüğü, takipteki krediler ve bankacılık sektörü yoğunlaşma oranının bankacılık sektörü karlılığını negatif etkilediği belirlenmiştir.

Avrupa BirliğiBankacılık sektörüBankalar+5
Sevgi Özsezer
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerine ihracatı'nın çekim modeli bağlamında analizi: 1996-2016 dönemi

Türkiye'nin ihracatında son yıllarda dikkate değer bir artış olması sebebiyle bu çalışmada Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ihracat hacminin Çekim modeli bağlamında analizi hedeflenmiştir. Bu model ismini Newton'un ''yerçekimi kanunundan" almıştır. Literatürde çekim modeli, uluslararası ticari ilişkilerde, ülkeler arasındaki coğrafi uzaklıkla ve ülkelerin ekonomik büyüklükleriyle ilişkili olduğunu gösteren bir modeldir. Çekim modeli çift taraflı ticaret akımlarını analiz etmekte ampirik başarısı sebebiyle tercih edilmektedir. Bu çalışmada çekim modelinin teorik yapısına, dış ticaretteki kullanımına, matematiksel gösterimine ve Türkiye'nin ihracatı üzerinde uygulamasına yer verilmektedir. Türkiye'nin ihracatıyla ilgili bu çalışmada GSYH, mesafe, nüfus, Gümrük Birliği gibi değişkenlerin literatürdeki yerlerine değinilmiştir. Söz konusu değişkenlere ait 28 ülke ve 1996-2016 yıllarını kapsayan 21 veri seti kullanılmıştır. Çalışmada yer alan bağımlı değişken Türkiye'nin ihracatı olarak belirlenmiştir. Kullanılan bağımsız değişkenler ise Avrupa Birliği ülkelerinin GSYH' ları, nüfusları, partner ülkelerin başkentlerinin Ankara'ya uzaklıklarıdır. Son olarak modele Gümrük Birliği ve denize kıyı olma kukla değişkenleri eklenmiştir. Tahmin sonucunda, modelde yer alan değişkenlerin Türkiye'nin ihracatındaki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Bulgulara göre tahmin sonuçlarında Türkiye'nin ihracatını GSYH, mesafe ve Gümrük Birliği değişkenleri olumlu etkilerken, nüfus ve denize kıyı olma değişkenlerinin olumsuz etkilediği tespit edilmiştir.

Avrupa BirliğiTürkiyeUluslararası ticaret+2
Ömür Çakır
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğitimin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: Azerbaycan örneği

Ekonomik büyümenin başlıca bileşenlerinden birisi de beşeri sermayedir. Eğitim, beşeri sermayenin geliştirilmesinde önemli bir etkendir. Bu çalışmada, iki aşamalı Engle Granger (1987) eşbütünleşme analizi kullanılarak 1990-2015 döneminde Azerbaycan'da eğitimin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda eğitimin ekonomik kalkınma üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

AzerbaycanBeşeri sermayeEkonomi+4
Khayala Javanshırlı
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de üniversiteleşme hareketinin genç işsizliği üzerine etkileri

İşsizlik sorunu gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde acil çözüm önerileri gerektiren en önemli yapısal ekonomik problemlerden biridir. Toplumun tüm kesimlerini derinden etkilemenin yanında; küresel ölçekte işgücü içinde en yüksek işsizlik oranı gençler arasında görülmektedir ve genç işsizliği oranı giderek yükselme eğilimindedir. Dünyanın genç nüfus oranı en yüksek ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de son yıllarda baş döndürücü bir üniversiteleşme hareketi gerçekleşmiştir. 2000'li yılların başında izlenen "her ilde en az bir devlet üniversitesi kurulması" politikası çerçevesinde çok sayıda yeni üniversite açılmış, mevcutların fakülte sayıları ve kontenjanları önemli ölçüde artırılmıştır. Bu süreçte yükseköğretim mezunu gençlerin sayıları hızla artarken yeterli istihdam imkânı yaratılamamış, özelikle yükseköğretim mezunu gençler arasında işsizlik oranı giderek artmıştır. Türkiye'de eğitim seviyesinin yükselmesinin, gençlerde işsizlik riskini azaltması ve ücretlerin yükselmesinde katkı sağlayamaması, eğitim harcamalarının ve yükseköğretim sisteminin etkinliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Türkiye'nin dünya ekonomisinde arzuladığı yere ulaşabilmesi ancak beşeri sermayesi yüksek gençleri istihdam edebilmesi ile mümkündür. Bu çalışmada Türkiye'de üniversiteleşme hareketi ve genç işsizliği sorunu değişik boyutları ile ele alınmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümde işsizlikle ilgili terminoloji ve kavramsal çerçeve sunulmuştur. İkinci bölümde eğitimin fonksiyonları ve Türkiye'de üniversiteleşme hareketi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de genç işsizliği sorunu, eğitim seviyesi ve diğer demografik değişkenlere göre seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Sonuç kısmında, genç işsizliği ile mücadelede etkili olabilecek çözüm önerilerine özellikle bu sorunla mücadelede eğitimin etkinliğini artıracak önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İşsizlik, Genç İşsizliği, Üniversiteleşme Hareketi, Yükseköğretim

GençlerYükseköğretimÜniversiteler+2
Nezahat Dönüm
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uşak ekonomisinin gelişim sürecinde tekstil ve dericilik sektörlerinin rolü

Tekstil ve dericilik sektörleri Türkiye ekonomisine önemli çıktı ve istihdam katkısı sağlayan, dış ticarette hatırı sayılır yer tutan iki önemli sektördür. Bu iki sektör, tarihsel süreçte ve günümüzde önemli ticari yol güzergâhları üzerinde bulunan Uşak İli ekonomisinde başlıca ekonomik faaliyet alanlarından olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'de ve Uşak İlinde tekstil ve dericilik sektörlerinin yıllar itibariyle gelişimi ve sorunları incelenerek çözüm önerileri sunulmuştur. Tekstil ve dericilik sektörleri son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte giderek sermaye yoğun üretime kaymaya başlamışsa da halen ağırlıklı olarak emek yoğun üretim teknolojisi kullanılan ve bu nedenle ciddi istihdam sağlayan sektörlerdir. Bu yönüyle bu iki sektörün gelişmesi, gerek kentte gerekse Türkiye'de giderek yükselen işsizlik sorunu ile mücadele için önem arz etmektedir. Günümüzde her iki sektörün çözüm bekleyen ciddi sorunları mevcuttur. Tekstil ve dericilik sektörleri, kayıt dışı üretim ve istihdam, üretim teknolojisi, hammadde temini ve kalitesi, enerji ve işçilik ücretleri, reklam ve pazarlama, finansman, dış ticaret, ar-ge çalışmaları ve teşvik politikaları ile ilgili konularda önemli sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların uzun vadeli bir bakış açısıyla, kalıcı olarak çözüme kavuşturulması Türkiye ekonomisi ve bu sektörlerde önemli pay sahibi olan Uşak ekonomisi için ciddi getiriler sağlayacaktır. Uşak İlinin tarihsel süreçten gelen bilgi birikimi ve deneyimi ile rekabet üstünlüğüne sahip olduğu bu sektörlerde yeniden öne çıkması kentin yıldızını parlatacak ve kenti cazibe merkezi haline getirecektir.

DericilikEkonomiEkonomik büyüme+6
Murat Gür
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yemen ve diğer MENA ülkeleri'nin ihracat rekabet güçlerinin karşılaştırmalı analizi

Çalışmada Yemen ve MENA Ülkeleri'nin 2000 ile 2016 yılları arasında, Balassa ve Lafay İndeksi kullanılarak dış rekabet güçlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. SITC Rev. 3, 2 haneli ürün grubu analizi yapılarak elde edilen indeks değerleri ile ülkelerin hangi ürün gruplarında hangi ölçüde rekabet gücünün bulunduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar, kullanılan iki göstergenin değerlerinin birbirine yakın olduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Bahryen'in petrol,gübreler ve demir ihtiva etmeyen madenler, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Petrol ve herhangi bir sınıflandırmaya tabi olmayan özel işlemler ve mallar, Cezayir'in taş kömürü, petro, doğal gaz, balıklar ve diğer deniz ürünleri, meyve ve sebze, gübreler, hayvansal sıvı, inorganik kimyasal ürünler ve giyim eşyası ve bunların aksesuarları, İran'ın petrol, İsrail'ın gübreler ve diğer metal olmayan eşyalar, Katar'ın petrol, doğal gaz ve gübreler, Kuveyt'in petrol, Lübnan'ın meyve ve sebzeler, şeker, tütün, metal cevheri, gübreler, diğer metal olmayan eşyalar ve altın olmayan, Mısır'ın meyve ve sebzeler, dokuma elyafı, gübreler ve madenler ve doğal gaz, Yemen, Umman ve Suudi Arabistan'ın petrol ve doğal gaz, Tunus'un inorganik kimyasal ve gübreler, Ürdün'ün ise canlı hayvanlar, meyve ve sebzeler, tütün, Gübreler, İşlenmiş sıvı, katı yağlar; mumlar, İnorganik kimyasal ve Kağıt gruplarında yüksek seviyede rekabet gücüne sahip olduğu göze çarpmaktadır. Çalışmada gerek MENA ülkelerinin gerekse Yemen'in faktör yoğunluğu bazında rekabet gücü analizleri söz konusu ülkelerin ağırlıklı olarak emek ve hammadde yoğun ürünlerde üstünlüklerinin olduğunu göstermektedir. MENA ülkeleri ve Yemen'in katma değeri yüksek ürünlerin ihracatında ağırlıklı olarak rekabet gücü bulunmamaktadır.

Kuzey AfrikaKuzey Afrika ülkeleriRekabet+5
Abdualaziz Aclan Ahmed Saeed
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin 2007-2017 dönemi dış borcunun ekonomik büyüme ve enflasyon üzerindeki etkileri

Gelir ve tasarruf düzeyi yetersiz olan gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmalarını sağlamak için dış borçlanmaya başvurmaktadırlar. Ekonomik büyüme gelişmekte olan ülkelerde, yurtiçi tasarrufların yatırım seviyesinin ulaşamaması, bilgi ve teknolojideki yetersizlik, ödemeler dengesi açığı gibi nedenlerden dolayı istenen seviyede gerçekleşememekte ve kalkınmanın finansmanı için sık sık dış borçlanmaya gidilmektedir. Yatırımların finansmanı için gerek duyulan milli tasarrufların yetersiz olması yabancı kaynak kullanımını mecburen ortaya çıkarmaktadır. Literatürde büyüme ve dış borçlanma arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik farklı yaklaşımlar mevcuttur. Literatürdeki bu yaklaşımlara göre ekonomik büyüme ve dış borçlanma arasında genellikle negatif yönlü ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen dış borçlar aktif olarak değerlendirildiklerinde yatırımları, büyümeyi ve kalkınmayı hız vermektedirler. Ancak sağlanan dış borçların üretken ve verim sağlayan bölümlerde kullanılmaması, ödenmesi gereken oranın ulusal gelir artışından fazla olmasından dolayı borç alınması gibi nedenler dış borç yükünü çoğaltarak ülkenin refah düzeyini azaltmaktadır. Türkiye'de 1980 yılından bu yana dış ticarette serbestleşme ve ekonominin dışa açık olması dış ekonomik ilişkilerde uygulanmaktadır. 24 Ocak 1980 yılında kararla Türkiye'nin dış borçlanmasında ithal ikamesi terk edilerek yerine dışa dönük sanayileşme politikası getirilerek yapısal değişim yaşanmıştır. iv Bu çalışmada Türkiye'de dış borçlanmanın tarihsel süreci incelenmiş ve dış borç, ekonomik büyüme ve enflasyon ilişkisi Türkiye ekonomisi verileri ile irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Borç, Ekonomik Büyüme, Enflasyon

BorçlarBüyümeDış borçlanma+3
Raziye Bartal
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Krizler eşliğinde Türk bankacılık sektörünün yapısal analizi

Bankacılık krizleri finansal sisteme olan güvenin yitirilmesi dolayısıyla tasarruf sahiplerinin mevduat bakiyelerini geri çekmek için bankalara hücum etmeleri neticesinde oluşmakta;bankaların iflasları ile sonuçlanmaktadır.Tarihsel süreç içerisinde ilk olarak Osmanlı döneminde İstanbul Bankası'nın tasfiyesi ile başlayan bankacılık krizleri; 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, II. Dünya Savaşı ve 1958 krizinin etkileri ile 1930-1980 döneminde de devam etmiştir. 1980'li yıllarda gerekli yapısal düzenlemeler gerçekleştirilmeden başlayan finansal serbestleşme, ekonomik sorunların temelini oluşturmuştur. 1990'lı yıllarda, enflasyon, cari açık, borçlanma miktarı, faiz oranları ve döviz kurlarında meydana gelen artış, 1994 ve Kasım 2000 krizlerinin nedenleri arasında yer almıştır. Her 2 kriz sonrasında uygulanan istikrar programları da yeterince etkili olamamıştır. Şubat 2001 döneminde, bankaların döviz talebi ile ortaya çıkan likidite krizi, kısa sürede finansal krize dönüşmüştür. Kriz sonrasında, ekonomi üzerindeki tahribatın onarılması amacıyla Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP) yürürlüğe konulmuştur. GEGP ile birlikte ülke ekonomisi ve Türk bankacılık sektörü 2002 sonrasında hızlı bir iyileşme sürecine girmiştir. Türk bankacılık sektörü, yeniden yapılandırmanın olumlu etkileri ile 2008 Küresel krizi karşısında da güçlü durabilmeyi başarmıştır. Bazı yıllarda, bir kısım bankacılık göstergelerinde küçük ölçekli sapmalar yaşanmakla birlikte sektörün istikrarlı gelişimi, 2010 yılı sonrasında da devam etmiştir.

Bankacılık sektörüEkolojik krizKriz+3
Nurcihan Akşehirli
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Finansal okuryazarlık ve bireysel tasarruf davranışları: Ankara ili örneği

20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden başlayarak gelişimini hızlandıran teknoloji ve küreselleşme ile beraber finansallaşma süreci de hız kazanmıştır. Finansal piyasaların çeşitlenmesi ve kapsamının genişlemesi neticesinde, bu alanı iyi kullanabilecek bilgili, davranış ve tutumunu finansal açıdan iyi yöneten bireylerin var olması, bireyin kendi ekonomisi ve aynı zamanda toplum ekonomisi açısından önemli hale gelmiştir. Yatırım ve tasarruf araçlarını bilip, bunları iyi yorumlayan birey alacağı tasarruf kararlarıyla piyasanın şekillenmesine etkide bulunacaktır. Ayrıca, ülke ekonomilerinin gelişip, sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için de bireysel anlamdaki tasarrufların katkısına ihtiyaç duyulduğu yadsınamaz bir gerçektir. Finansal bilgi, tutum, davranışlar ve ayrıca demografik bazı özelliklerin, bireylerin tasarruf etme kararlarında ne denli etkisi olduğu bu noktada önemlidir. Finansal okuryazarlık, bireysel tasarruflara güçlü bir tesirde bulunuyorsa, uygun politika araçlarıyla ve eğitim kanallarıyla bu yönde bir gelişim amaçlanacaktır. Bu kapsamda, çalışmamızdaki temel amaç Türkiye'nin başkenti olan Ankara'da yaşayan vatandaşların demografik özellikleriyle beraber, finansal okuryazarlık bileşenleri olan finansal bilgi, finansal davranış, tutum seviyelerini tespit etmek ayrıca ölçümü yapılan bu faktörlerin, kişilerin sergiledikleri tasarruf davranışları ve kararları üzerinde etkisinin olup olmadığının sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, Ankara'da yaşayan 760 vatandaşa anket uygulaması yapılmış sonuçlar SPSS programında test edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, Ankara ilinde yaşayan vatandaşlar yüksek düzeyde finansal okuryazardır. Bireylerin anket sorularına verdikleri cevaplara göre finansal açıdan bilgi seviyesi ile tasarruf davranışı ve bazı demografik özelliklerarasında ilişkinin anlamlı olduğu ortaya çıkmıştır. Finansal okuryazarlık düzeyi en yüksek segmentte yüksek lisans/doktora mezunu, 25-30 yaş arasında yer alan 1 çocuğu olan insanlar yer almaktadır. Finansal bilgi düzeyi düşük olan, ilköğretim mezunu, evli ve çocuğu olan segmentte yer alan bireyler ise, tasarruf davranışına daha çok önem vermektedir. Buna göre, yüksek finansal bilgi seviyesine sahip kişilerin tasarruf davranışı sergileme konusunda eğitime ihtiyaç duyduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AnkaraFinansal okuryazarlıkHanehalkı tasarruf tercihleri+2
Özgür Öcal
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekonomik güvenlik bağlamında Türkiye ile G7 ülkelerinin karşılaştırmalı bir analizi

Günümüzde bir devletin gücü, ilk aşamada ekonomik güç olarak ortaya çıkmaktadır. Yeterli ekonomik güce sahip olan bir devlet, milli güvenliğini, siyasal bağımsızlığını sağlayacak imkânı yaratabilmektedir. Ekonomik gücünü kaybeden, gerekli ekonomik güce sahip olmayan toplumlar, günümüz dünyasında milli güvenliklerini sağlamada ciddi problemler ile karşılaşmaktadırlar. Ekonomik güvenlik, bir devletin güvenliğini ve bütünlüğünü oluşturan en temel unsurlardan olup ulusal güvenlik stratejisinin bir parçasıdır. Dünya üzerindeki ulusal güvenlik kavramının soğuk savaşın bitişinden sonra ekonomik güvenliğe kaydığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve G7 ülkelerinin ekonomik yapısından kaynaklı ekonomik verilerin 10 yıllık süreçte karşılaştırılarak içinde bulunduğu tehdit ve riskleri belirlemektir. Çalışmanın sonunda elde edilen verilen doğrultusunda ekonomik yönden kuvvetli ülkelerin oluşturduğu G7 topluluğu, ekonomik göstergeler açısından ülkemizden güçlü durumdadır ve ülkemiz ekonomi güvenliği açısından tehdit altındadır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik güvenlik+5
Hakime Özkür
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İhracat çeşitlendirmesinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: BRICS-T örneği

Yükselen ekonomilerin dış ticaret önderliğinde büyümesiyle ilgili dünyada çok detaylı çalışmalar bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda ihracatın büyümeyi artırdığı birçok bilim uzmanı tarafından kanıtlanmıştır. İhracat artışının rakamlarla ifade edilmesinin yanında niteliğiyle de büyümeyi artıracağına yönelik çalışmalarda son zamanlarda ekonomi bilimcilerin ilgi alanı olmaktadır.Bu çerçevede BRICS ülkeleri ve Türkiye'nin ihracatta ürün çeşitlendirmesi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin tespit edilmesi için 1990-2018 zaman dilimi kapsayan veriler baz alınarak,Dumitrus-Hurlinpanel nedensellik testi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu çalışmada ele alınan değişkenler; bağımlı değişken olarak kişi başı büyüme oranı(GDP per capita, growth), ihracat çeşitlendirme endeksi ( exportdiversifictionendexs ) ve ticari açıklık (tradeopenners ) 'dır.Elde edilen bulgularla, ihracatta ürün çeşitliliği BRICS ülke ekonomisini uzun dönemli ekonomik büyüme üzerine etkisi istatistiki açıdan önemli yere sahip olacak sonucuna ulaşılmıştır.Yapılan analiz sonucunda ticari açıklık değişkeninden Kişi başı büyüme oranına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi, GDP değişkeninden ihracat çeşitlendirmesi değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi ve ticari açıklık değişkeninden ihracat çeşitlendirmesi değişkenine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

BRICS-TBüyümeEkonomik büyüme+5
Tuba Yücel
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Finansal piyasalardaki gelişmenin ekonomik büyüme üzerine etkisi: Gürcistan örneği

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından finansal piyasaların gelişimi ve ekonomik büyüme ilişkisi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle Gürcistan`da finansal piyasalardaki gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz edebilmek için Breitung & Candelon (2006) frekans alan nedensellik testi ve Pesaran vd. tarafından 2001 yılında geliştirilen ARDL eş bütünleşme testlerinden yararlanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, değişkenler arasında uzun dönemli ilişki tespit edilmiştir. Nedensellik test sonuçlarına göre, ekonomik büyüme ve finansal gelişme endeksleri arasında uzun dönemli nedensellik ilişkisinin varlığı belirlenmiştir. Nedensellik ilişkisinin yönü ise ekonomik büyümenin finansal piyasalarda verimliliğe pozitif etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Eş bütünleşme analiz sonuçlarına göre ise, uzun vadede finansal gelişmenin ekonomik büyümeyi olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiFinansal gelişme+3
Rakhshada Murshudova
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizmin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi: Sahra Altı Afrika ülkeleri örneği

Turizm, küreselleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ülkeler açısından önemli bir gelir kaynağı ve ihracat kalemi haline gelmiştir. Turizm sektörünün gelişmesiyle birlikte çok sayıda araştırmacı sektörün sosyokültürel, ekonomik ve çevresel etkileri üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmada ikinci nesil eş bütünleşme testi ile nedensellik testi kullanılarak 2002-2016 döneminde Sahra Altı Afrika ülkelerinde terörizm ile ticari serbestleşmenin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kısa dönemde terörizm, ticari serbestleşme ve turizmin gelişim arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi tespit edilmemiştir. Uzun dönemde ise terörizm ve ticari serbestleşmenin turizm üzerindeki etkisi ülkeler arasında farklılık göstermektedir.

NedensellikSahraaltı AfrikaSerbest ticaret+4
Tuğba Betül Özav
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Güney Kore'nin katma değer bazında uluslararası rekabet ve uzmanlaşma analizi

Bu araştırmada Türkiye'nin ve Güney Kore'nin dış ticaret rekabet ve uzmanlaşma düzeylerinin sektörel bazda ölçülmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, söz konusu ülkelerin küresel rekabet ve uzmanlaşma düzeylerinin ortaya koyulabilmesi amacıyla birbirini destekleyici ürün teknoloji sınıflandırmaları olan SITC ve ISIC sınıflandırmaları kullanılmıştır. SITC sınıflandırması ile ülkelerin karşılaştırmalı avantaj ve dezavantajlarının faktör donanımı (emek, hammadde, sermaye, AR-GE) bazında ortaya koyulması amaçlanmıştır. ISIC sınıflandırması ile de ülkelerin rekabet üstünlüğüne sahip olduğu ürünlerin donanımındaki teknoloji düzeylerinin hesaplanabilmesi amaçlanmıştır. Yapılan hesaplamalar ve analizler sonucunda ise ülkelerin hangi endüstrilerde ve ürün gruplarında daha fazla katma değer yaratmış olduğu ve hangilerinde daha yüksek rekabet gücüne sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Türkiye ve Güney Kore'ye ait çalışmada gerek birbirinden farklı fakat birbirini destekleyici endeksler kullanılarak, iki ülkenin mikro bazda (sekteröl) rekabet yapısının ve uzmanlaşma düzeyinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu perspektifte, araştırmada ülkelerin sektörel rekabet ve uzmanlaşma düzeylerinin ölçülebilmesi amacıyla Lafay, Michaely, Ticaret Dengesine Katkıyı Ölçen Açıklanmış RCA katsayısı ve Ticaret Tamamalayıcılık endeksleri kullanılmıştır. SITC sınıflandırması kapsamında yapılan analizler, Türkiye'nin ağırlıklı olarak emek ve sermaye yoğun ürün gruplarının ihracatında rekabet avantajına sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye'nin ihracat rekabet gücü özellikle emek yoğun ürün grupları ekseninde gerçekleşmektedir. Türkiye'nin rekabet avantajına sahip olduğu emek yoğun ürünlerde yüksek bir katma değerden söz edilemez. Daha yüksek kâr marjına sahip ancak daha fazla AR-GE yatırımı isteyen ürün ya da ürün gruplarında ise Türkiye'nin küresel çapta rekabet düzeyinin yüksek olmadığı ortaya çıkmaktadır. Güney Kore ise ağırlıklı olarak rekabet gücü nispeten daha yüksek AR-GE bazlı ve sermaye yoğun ürünlerin ihracatında uzmanlaşmış ve rekabet avantajı sağlamıştır. Ayrıca, Güney Kore'nin katma değeri yüksek ürün gruplarındaki küresel rekabet gücü yıllar itibariyle yükselmektedir. ISIC sınıflandırması kapsamında yapılan analizler de SITC analizlerini destekler niteliktedir. Keza Türkiye düşük ve düşük orta ürün gruplarının ihracatında uzmanlaşmıştır. Güney Kore ise görece daha yüksek inovasyon ve AR-GE düzeyini içeren teknoloji gruplarında uzmanlaşmıştır. Analiz sonuçları değerlendirildiğinde, Türkiye ve Güney Kore'nin ihracatındaki katma değer donanımındaki farklılıklar belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Güney Kore, Türkiye'ye göre nispeten daha yüksek katma değerli ürünleri barındıran endüstrilerde uzmanlaşmış ve rekabet gücü elde etmiştir. Dolayısıyla Güney Kore, Türkiye'ye göre daha yüksek teknolojili bir üretim ve ihracat donanımına sahiptir.

Güney KoreKatma değerRekabet+5
Huri Gül Aybudak
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları 1980'li yıllardan itibaren artmaya başlamış ve özellikle gelişmekte olan ülkeler ile yükselen piyasa ekonomileri için önemli bir yatırım ve teknoloji transfer kaynağı olmuştur. Birçok ülke doğrudan yabancı sermaye girişlerinin olumlu ekonomik etkilerini dikkate alarak kurumsal ve ekonomik araçları kullanarak doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada ikinci nesil eşbütünleşme testi ve nedensellik analizi kullanılarak 1996-2018 döneminde 11 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi örnekleminde doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik büyümenin çevre üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasından anlamlı bir nedensellik etkileşimi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca uzun dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı, ancak ekonomik büyümenin çevreyi olumsuz etkilediği belirlenmiştir.

Avrupa BirliğiDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik büyüme+6
Seher Uysal
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kayıt dışı ekonomi: Ekonomik etkileri ve vergi ahlakı boyutu

Kayıt dışı ekonomi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğunda vergi gelirlerinde önemli kayıplara yol açtığı için ekonomik bir sorun olarak görülmektedir. Dolayısıyla ülkeler bu vergi geliri kayıplarını önlemek amacıyla çeşitli çalışmalar yürütmektedirler. Ayrıca, kayıt dışı ekonomiye sebep olan faktörler çeşitli yaklaşımlara göre de açıklanmaktadır. Bu yaklaşımların ortak özelliği kayıt dışı ekonominin sebeplerini vergi oranlarının yüksek olması ve denetimlerin yetersizliği gibi ekonomik ve idari faktörlere bağlamalarıdır. Kayıt dışı ekonominin sadece ekonomik ve idari faktörlerle açıklanamaması, son zamanlarda kayıt dışı ekonominin sosyal ve psikolojik olarak pek çok açıdan incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda çalışmanın amacı, kayıt dışı ekonominin sosyal ve psikolojik yönlerini vergi ahlakı boyutu çerçevesinde incelemektir. Bu amaçla, kayıt dışı ekonomi ve vergi ahlakı arasındaki ilişki 27 ülke için 1999-2014 dönemi, 43 ülke için 2005-2014 dönemi ve 30 ülke için 2010-2014 dönemi olarak üç ayrı ülke grubu ve üç ayrı dönem için Spearman Sıra Korelasyonu yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, 27 ülke ve 43 ülke için yapılan analizlere göre, kayıt dışı ekonomi ve vergi ahlakı arasında anlamlı bir korelasyon ilişkisine rastlanmamıştır. Ayrıca, 30 ülke için kayıt dışı ekonomi ve vergi ahlakı arasında orta düzeyde pozitif bir korelasyon ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.

Ekonomik etkiKayıt dışı ekonomiVergi ahlakı
Rauf Munis
Şırnak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

The role of agglomeration economies and spatial spillovers on provincial export performance of Turkey

Global trade had a substantial surge in the first two decades of the 21st century. This increase is led by large urban centers and their hinterlands, and thus agglomeration economies and spatial spillovers become central to the sub-national geographic dimension of the increased global trade. The share of international trade in Turkish GDP has also been growing substantially since the early 2000s. This increase, however, has been highly heterogeneous across provinces. Using a spatial finite mixture model, this dissertation examines this spatial heterogeneity by estimating the determinants of the provincial export performance focusing on spatial spillovers, urbanization and localization economies. The results indicate that both agglomeration economies and spatial spillovers are significantly associated with the provincial export performance under the assumption of homogenous subpopulations. These associations are, however, different across provinces. Low-performing provinces have negative spatial spillovers from their neighbors and benefit from urbanization economies, while high-performing provinces have positive spatial spillovers and benefit from localization economies. These findings indicate that low-performing provinces are negatively affected by the expansion in the exports of neighboring provinces but benefit from the expansion and diversity in their local economies. High-performing provinces, in contrast, benefit from the increased exports in their neighborhoods and from increased concentration of the manufacturing activities in their local economy.

Urban sprawlSpatial distributionPerformance+6
Tayyar Doğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of labour market integration of foreign-born population in Turkey: A cohort analysis

This thesis examines foreign-born people's integration into the labour market of Turkey. With this aim, it tests the Immigrant Assimilation Hypothesis validation in Turkey. The main research question is, "Are immigrants in Turkey able to grow their labour market outcomes more rapid than natives?". Therefore, identifying the take-over point and the wage gap are related goals of this thesis. Another critical research question is, "Is assimilation ratio differentiated among immigrant cohorts by migration year?". In short, this study also analyses cohort effects on immigrants' labour market assimilation. For this purpose, Household Labour Force Surveys conducted by TurkStat are used between 2009-2020. Firstly, immigrants' assimilation is assessed by graphs in the descriptive analysis part. Then, regressions analyses are utilised to evaluate the differences in labour force participation and employment statuses for immigrants and natives by using the logistic regression method. Finally, it estimated regression models by using the ordinary least squares method to analyse the wage gap for immigrants and natives. The main results of the cross-sectional approach are that immigrants' earnings are equalised in 20-25 years after migration, which is also the take-over point, against natives. The wage gap for newly entered immigrants is equal to 20 per cent by this analysis. According to pooled cross-sectional studies, the recent cohort that arrived between 2012-2020 earns 30 per cent lower than natives. On the contrary, the best-earning cohort that arrived between 1980-1989 is 14 per cent higher than natives. In other words, the wage gap also differs among immigrant cohorts. Besides, earlier cohorts are more advantageous in terms of labour force participation and employment statuses. Consequently, the labour market integration of immigrants occurs with spending years in Turkey, and also cohort effect differentiates the economic integration of immigrants.

IntegrationEmigrantsHousehold labour survey+7
Egemen Can Toker
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Capital flow management policies: A panel data analysis for developing countries

The Global Financial Crisis has signaled that the growing magnitude and volatility in financial flows increasingly complicates ensuring macroeconomic and financial stability in developing countries. With the renewed attention on a better understanding of which appropriate policy tools help policymakers to provide stability, the recent literature has started to advocate the use of capital flow management policies, in particular, capital controls. Given these recent developments in the literature and the policy environment, this thesis seeks to answer two questions: (i) what are the impacts of capital controls on the size and volatility of gross inflows and outflows, and (ii) does the level of a country's financial development affect the efficacy of capital controls? Based on a new dataset for capital controls developed by Fernandez et al. (2016) for a sample of 44 developing countries over the period 1998-2017, this study builds its empirical analysis on linear and nonlinear panel estimation procedures. The results show that the impact of capital controls differs across the volume of gross inflows and outflows suggesting increases in restrictions on outflows significantly reduce the volume of gross outflows. But there is no significant impact of capital controls on the gross inflows. Also, capital controls seem not to influence the volatility of gross inflows and outflows. Considering the panel threshold regressions, the results indicate that once a country surpasses a certain financial development threshold, higher levels of capital controls on inflows lead to lower gross inflow while there is no significant threshold for the size of gross outflows and volatility of the gross flows.

Economic stabilityFinancial stabilityMacroeconomy+6
Büşra Kuzucu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The structure of the food supply chain in Turkey from the perspective of food regime and examining the market roles of modern period food regime actors in the framework of Competition Law

The aim of this thesis is to reveal the structure of the food supply chain in Turkey from the perspective of food regime theory and to examine the effects of modern period food regime actors on the chain, food sector and ultimately consumer welfare within the framework of competition law. In this context, the unilateral actions of the undertakings that own the trademark, the actions and practices of the producers in the market within the framework of the agreements between the undertakings, the buyer power and unfair commercial practices and the concentration control were discussed in the context of some decisions of the Turkish Competition Board. In this framework, the consequences of the modern period food regime and the changes in the roles of the actors in the food supply chain for the food sector were analyzed within the framework of competition law. As a result, in the light of the findings and evaluations made within the scope of the thesis, it was revealed that the actors added to the supply chain with the modern period food regime or whose current position in this chain has changed can adversely affect the functioning of the food supply chain with anti-competitive actions and practices. Moreover, it was concluded that the price increases observed in the food sector may be due to the deterioration of the functioning of the supply chain, and this may be due to the anti-competitive actions and practices of multinational companies, retailers operating in an organized manner, and other supply chain members increasing in number with the modern period food regime.

Food companiesFood regimesFood supply+4
Fatma Abaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Determinants of fiscal space: An empirical analysis for OECD countries

The concept of fiscal space, which has gained importance especially after the 2008 global crisis, can be broadly defined as a budgetary possibility that provides resources to a government for a targeted purpose without negatively affecting the sustainable financial position of the government. Fiscal space is mostly associated with the concepts of fiscal sustainability and debt sustainability in the literature and generally discussed in terms of creation methods, measurement methods, and its relationship with other policies. The main objective of this study is to empirically reveal the impacts of the determinants of fiscal space and to present policy recommendations within this framework. For the empirical analysis, two different fiscal space indicators are calculated within the de facto fiscal space approach put forward by Aizenman and Jinjarak (2010) and the debt limit-based approach of Ostry et al. (2010). Accordingly, this study analyzes the impacts of selected macroeconomic, institutional, political and global variables (determinants of fiscal space) on the calculated fiscal space indicators by using panel data techniques for 27 OECD countries in between 1999 and 2020. Our findings suggest that in addition to macroeconomic variables, institutional and political variables also have significant impact on fiscal space. On the other hand, global variables do not have direct impact on fiscal space but have an indirect impact by characterizing the global environment in terms of global liquidity.

Financial riskFinancial sustainabilityPublic debts+6
Okan Aslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimEN

Linking green complexity to financial development: Cross country, regional and firm level analyses

Productive capabilities and its role on economic growth and development have attracted a lot of attention among researchers and policy makers since the introduction of the concept of "economic complexity index". Another dimension of economic complexity which is "green complexity", has recently gained increasing attention as climate change challenges intensify and countries around the world lay out ambitious agenda for moving towards a green economy. Building on economic complexity literature, Mealy and Teytelboym (2020) introduced a novel concept "green complexity" to measure the green capabilities of countries. Acknowledging that green economic complexity is the amount of knowledge materialized in a country's green productive structure, financial development could be an important determinant of green complexity and play a key role at enhancing competitiveness of green products in export markets. In this regard, the main motivation of this study is to analyse how financial development affects green production capabilities and green complexity at cross-country level and province level for Turkey and how financial vulnerability affects green complexity of Turkish firms. Results point out a positive impact of financial development on green complexity for developing countries as well as for Turkish provinces. A rise in financial vulnerability adversely impacts green complexity of Turkish firms. Overall, the results of the study suggest that financial development should be one of the priorities of policy makers to enhance green production capabilities of economic units. In addition, financial soundness is critical for firms to channel their resources to innovation and R&D for enhancing product sophistication.

Economic policiesEconomic developmentEconomic complexity+4
Pınar Yaşar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de iller ve bölgelerarası mali yakınsamanın mekansal analizi

Son yıllarda politika yapıcıların temel kaygısı, farklı bölgeleri veya ülkeleri benzer bir ekonomik kalkınma düzeyine getirme girişimine odaklanmıştır. Bu nedenle araştırmalar yakınsama politikalarının sadece kişi başı gelire değil aynı zamanda diğer değişkenlere de dayalı olarak değerlendirilmesine dayanmaktadır. Genel olarak neoklasik büyüme teorisinin bir sonucu olduğu düşünülen yakınsama aslında büyüme literatürünün etrafında geliştiği merkezi bir konudur. Bu tezde, gelir yakınsaması ile birlikte Türkiye'de bölgesel maliye politikaları arasındaki yakınsamanın varlığı Solow Büyüme Modeli çerçevesinde araştırılmıştır. Modelden yola çıkarak, ekonomiler arasında gelir yakınsaması mevcut olduğunda vergi gelirlerinin ve kamu harcamalarının da yakınsayacağını varsaymak makul bir hipotez gibi görünmektedir. Ayrıca, geleneksel gelir büyümesi modellerinde mekansal bağımlılık bulunduğundan yerel maliye politikasındaki büyümenin iller arasında da mekansal olarak ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple, il bazında uygulanan maliye politikalarının panel veri modeli ve mekansal panel veri modelleri (SAR, SEM, SAC, SDM) ile analiz edilmesiyle mekansal etkileşimin yakınsamaya etkisi ortaya çıkarılmıştır. Mekansal olmayan modellere göre kişi başı gelir, vergi ve kamu harcaması değişkenleri 2006-2020 dönemi için 81 il bazında koşullu yakınsama sergilemektedir. Mutlak yakınsama olgusuna sadece kişi başı gelir ve vergi gelirinde rastlanmıştır. Mekansal panel modellerinin sonuçları ise söz konusu dönemde sadece kişi başı gelir ve kamu harcaması değişkenleri için mekansal etkileşimin olduğunu göstermektedir. Kamu harcamaları ve vergilerin yakınsama ve büyümeye etkisi, hem mekansal hem de mekansal olmayan modeller yardımıyla da irdelenmiştir. Her iki değişkenin de söz konusu dönemde büyüme ve yakınsamaya katkısı olduğu tespit edilmiştir.

EkonometriEkonomik büyümeKamu ekonomisi+3
Kemal Buğra Yamanoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ekonomisinde teknolojik gelişmenin gelir dağılımı üzerinde etkisi: Bir zaman serisi analizi

Teknoloji insanlık tarihi boyunca ilgi çekici konulardan birisi olmuştur. Teknolojinin ekonomik katılım içerisindeki yeri toplumlarca araştırılıp incelenmiştir. Sağladığı değişiklik ve yenilikler sayesinde sistem içerisinde birçok faktörü etkilemektedir. Bu çalışma da ise teknolojik gelişmenin gelir dağılımı üzerinde nasıl bir etkide bulunacağı araştırılmaktadır. Teknolojinin emek ve sermaye faktörlerinde yarattığı verimlilik artışının bu kesimler arasında yine nasıl bir dağılıma sebep olduğu ilgi çeken bir noktadır. Bu çalışmanın amacı teknolojik gelişmeyi simgeleyen unsurların faktörel olarak nitelendirilen emek ve sermaye unsurları üzerinde ne çeşit bir etki bırakacağı zaman serisi olan Granger nedensellik testi sayesinde ölçülmektedir. 1998-2021 tarihleri arası, emeğin milli gelirden aldığı pay, sermayenin milli gelirden aldığı pay, sermaye ve emeğin oranlanmasının milli gelirden aldığı pay, Ar-Ge, Patent oranları ve milli gelirdeki büyüme oranları verileri kullanılmıştır. Değişkenlerin durağan olup olmamaları Birim kök testiyle analiz edilmiş ve birinci fark düzeyinde durağanlık sağlamışlardır. Bir dönem gecikme düzeyi belirlenmiş olup Johansen eşbütünleme testi yapılmıştır. Değişkenler arası eşbütümleşme sağlanmış olup son aşamada Granger nedensellik testi uygulanmış ve bütün değişkenler arasında nedensellik bağına rastlanamamıştır.

Ayşe Karabıyık
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yaş ve cinsiyet işsizlik histerisi için önemli mi? Dalgacık tabanlı birim kök testlerinden kanıtlar

Çalışmanın temel amacı Türkiye ekonomisinde meydana gelen şokların işsizlik üzerinde histeri etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla işsizlik histeri sınamasında 2005-2023 aylık dönem verileri kullanılarak genel (toplam) işsizlik, kadın işsizlik, erkek işsizlik, genç işsizlik, genç kadın işsizlik, genç erkek işsizlik, yetişkin işsizlik, yetişkin kadın işsizlik ve yetişkin erkek işsizlik oranlarıyla inceleme yapılmıştır. İşsizlik oranlarının orijinal değerleriyle birlikte dalgacık (wavelet) dönüşümleri yapılarak kısa, orta ve uzun dönem bileşenleri için histeri etkisi araştırılmaktadır. Çalışmada önce serilerin doğrusal olup olmadığı ve yapısal kırılmaların anlamlılığı test edilmiştir. Doğrusal olan ve yapısal kırılmaların anlamlı olduğu serilerde Fourier Genelleştirilmiş Dickey-Fuller (FADF) birim kök test analizi, doğrusal olmayan ve anlamlı yapısal kırılmaların olduğu seriler için Fourier Kapetanios-Shin-Snelltest (FKSS) birim kök test analizi yapılmıştır. Değişkenlerde anlamlı yapısal kırılmaların olmaması durumunda doğrusal olan serilere Genelleştirilmiş Dickey-Fuller (ADF), doğrusal olmayan serilere ise Kapetanios-Shin-Snell test (KSS) birim kök test analiziyle işsizlik histerisi sınaması yapılmıştır. Elde edilen sonuca göre işsizlik serilerinin orijinal hallerinde kadın işsizlik, genç işsizlik, genç kadın işsizlik, yetişkin işsizlik ve yetişkin erkek işsizlik değişkenlerinde işsizlik histerisi saptanmıştır. Dalgacık dönüşümden elde edilen, kısa dönem bileşenlerinde sadece yetişkin erkek işsizlik oranında histerinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Orta dönem bileşenlerine yönelik yapılan analizlerde işsizlik histerisi hipotezi herhangi bir işsizlik oranı için geçerli değildir. Uzun dönemde genel işsizlik, kadın işsizlik, erkek işsizlik, genç kadın işsizlik ve genç erkek işsizlik oranlarında işsizlik histerisi tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirilerek çalışmada politik ve iktisadi çıkarımlar yapılarak çalışma sonuçlandırılmıştır.

Tuba Çat
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de çalışan bireylerdeki maddi yoksunluğun belirleyicileri: Mikro veri analizi

Maddi yoksunluk, yaşanılan ülkenin ekonomik şartlarına göre temel ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanamaması ve arzu edilen yaşam koşullarından uzak kalınması olarak değerlendirilir. Bu doğrultuda, çalışan bireylerin maddi yoksunluklarının diğerlerine kıyasla daha az olduğu düşünülebilir fakat çalışan bireylerdeki maddi yoksunluk riski de oldukça yüksektir. Sebepleri ve belirleyicileri araştırılarak çalışan bireylerdeki maddi yoksunluğa sebep olan faktörler tespit edilip, riskler azaltılabilir. Bu bağlamda çalışmada TÜİK 2013-2018 ve 2022 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması mikro veri setleri kullanılarak. Türkiye'de çalışan bireylerdeki maddi yoksunluk olgusu çok yönlü olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın ilk fazında çalışanların sosyo-ekonomik, demografik ve çevresel faktörlerinin maddi yoksunlukta ayrıştırıcı bir etkisinin olup olmadığına odaklanılmıştır. İkinci fazda çalışılan sektörlere, üçüncü fazda ise mesleklere ve çalışılan pozisyonlara odaklanılarak maddi yoksunluk yaşama olasılığında sektörel ve mesleki bir ayrışmanın olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan logit ve marjinal etkiler analizler sonuçları, Türkiye'de çalışan bireylerin maddi yoksunluk yaşama olasılıklarının yaş, cinsiyet, medeni hal, eğitim, sağlık durumu ve gelir gibi sosyo-ekonomik ve demografik faktörler özelinde ayrıştığını ve bunlar arasında eğitimin en belirleyici faktör olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanında çalışma, imalat ve inşaat sektöründe çalışmanın diğerlerine kıyasla maddi yoksunluk yaşama olasılığını arttırdığını, sağlık ve eğitim sektöründe çalışmanın ise azalttığını göstermiştir. Son fazda yapılan analizler ise çalışılan işteki pozisyonun ve mesleğin maddi yoksunluktaki ayrıştırıcı etkisini ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları ayrıca, pandemi ve son dönem ekonomik görünümün çalışan maddi yoksunluğunda etkili olduğunu göstermiştir. Çalışmanın sonucunda, üç fazda incelenen çalışan maddi yoksunluğuna ilişkin analiz sonuçları tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.

Tülin Turgut
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enformel sektörde çalışan kadın yoksulluğu: Ordu ve Giresun illeri örnekleri

Yoksulluk dünya genelinde birçok ülke için bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme, neoliberal politikalar, esnek işgücü piyasaları bu sorunu pekiştiren faktörlerden birkaçıdır. Yoksulluk insan hayatını etkileyen ve yaşam standardını düşüren bir olgudur. Birleşmiş Milletlerin Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi 2023 raporuna göre, 110 ülkedeki 1,1 milyar insanın 824 ila 991 milyonu yeterli sağlık hizmetinden, barınmadan veya yakacak ihtiyacından yoksundurlar. Bu yoksul insanların yarıdan fazlası beslenme, elektrik ya da eğitim süresinden mahrumdurlar. Aynı zamanda yoksul insanların beşte ikisinden daha fazlası şiddetli yoksulluk yaşamaktadırlar. Bu veriler ışığında yoksulluğun tek değil çok boyutlu yaşandığını ve birçok insanın yaşamını doğrudan etkilediğini ve aynı zamanda yeterli tedbirlerin alınmadığı takdirde nesilden nesile aktarılabileceği görülmektedir. Yoksulluk içerisinde yaşayan dezavantajlı gruplardan birisini de kadınlar oluşturmaktadır. Kadın yoksulluğunu toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ataerkil kültür, küreselleşme, neoliberal politikalar, enformel işgücü piyasaları gibi çok çeşitli faktörler etkilemektedir. Bu faktörler, kadınların işgücü piyasalarına çıkmalarında engel oluşturmaktadırlar. Bu tez çalışması, enformel sektörde çalışan kadın yoksulluğuna odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Ünye ve Giresun gibi Anadolu'nun küçük kasaba kentlerinde yaşayan ve enformel sektörde çalışan kadınların yoksulluk deneyimlerinin ve yoksullukla baş etme stratejilerini anlayabilmektir. Araştırma hem özel alan hem de kamusal alanda kadınların yaşadıkları yoksulluğu tek boyutlu değil çok boyutlu şekilde ele almaktır. Bu nedenle kadınların yaşadıkları yoksulluk eğitim durumlarından, evlilik yaşına, ataerkil (erkek egemen) kültürel algılara, ne şekilde evlendiklerine, dayanışma ağlarına, enformel piyasalara, yapılan göçlere, neoliberal politikalara dek uzanacak birçok tema seçilerek gereken analizler ve derinlemesine görüşmeler yapılarak anlaşılmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda Ordu'nun Ünye ilçesinden ve Giresun ilinden elli iki (52) kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler literatür bilgisiyle harmanlanmaya çalışılmıştır. Kadınların tecrübelerine dayanarak yoksulluğun yalnızca ekonomik nedenlerden kaynaklanmadığı, buna neden olan birçok faktörün olduğu görülmüştür.

Fatma Öztürk
Ordu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zaman-değişen okun katsayısı ve belirleyenleri

İşsizlik oranı ile büyüme arasındaki ödünleme ilişkisini ortaya koyan Okun (1962)Yasası, toplam talep yetersizliğini ve ekonomideki atıl kapasitenin varlığını işsizliğin temel nedeni olarak görür. Literatürde işsizlik-büyüme ilişkisinin (Okun katsayısının), çeşitli ekonomik ve sosyo-kültürel faktörlerle, beklenmeyen olaylarla, krizler ve şokların etkisiyle zaman içinde değiştiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu durumun ülkeler arasında ve zamana bağlı olarak üretim, verimlilik ve işgücü piyasasının özellikleri gibi birçok nedenden ortaya çıkabileceği öne sürülmektedir. Okun katsayısının zaman-değişen (time-varying) yapısını belirlemek üzere literatürde, hareketli pencere en küçük kareler regresyon (rolling regression), pürüzsüz zaman-değişen parametre (smooth time-varying parameter), Bayesyen (bayesian) analizi, Markov rejim değişim (markov-switching) gibi çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bu tezde Okun katsayısının zaman-değişen yapısını irdelemek üzere farklı bir ampirik methodoloji, çok değişkenli otoregresif koşullu değişen varyans-dinamik koşullu korelasyon (DCC-GARCH) modeli, önerilmektedir. Bu amaç doğrultusunda DCC-GARCH yönteminin kullanılmasının bir avantajı, yöntemin hem işsizlik hem de büyüme serilerinin maruz kaldığı şokların kalıcı (persistent) olabileceğini ve varyanslarının zamana bağlı değişebileceğini dikkate almasıdır. Yöntem aynı zamanda, işsizlik ve büyüme ilişkisinde zaman-bağımlı volatiliteyi ve söz konusu volatiliteden kaynaklı sapmaları göz önüne almaktadır. Bu amaçla tezin ilk aşamasında, örneklemdeki gelişmiş ve gelişmekte olan 45 ülkenin her biri için 1990:1-2017:4 yıllarına ait çeyrek dönemlik büyüme ve işsizlik serilerine DCC-GARCH(1,1) modeli uygulanmıştır. Bunun sonucunda büyüme ve işsizlik oranının koşullu varyansları ve ikisi arasındaki koşullu korelasyon katsayısı tahmin edilmiş ve buradan hareketle her bir ülke için zaman-değişen Okun katsayısı elde edilmiştir. Tezin ikinci aşamasında ise Okun katsayısını etkileyen faktörler, parametre heterojenliğine izin veren ve yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil heterojen panel veri modelleri ile incelenmiştir. Bu amaçla ortak korelasyonlu etkiler ortalama grup (CCEMG) modeli tahmin edilmiş ve verimlilik şoklarının zaman-değişen Okun katsayısını açıklamada anlamlı ve literatüre yakın sonuçlar ürettiği görülmüştür.

Okun YasasıPanel veri modelleriZamanla değişen parametre modelleri
Bilge Pekçağlayan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

R&D volatility and firm growth: The case of manufacturing firms in Turkey

The aim of this study is to investigate the impact of R&D volatility on firm growth in the Turkish manufacturing industry. Our empirical analysis covers the period 2006-2015 and mainly relies on "The R&D Activities Survey in Business Enterprises Sector Micro Dataset" collected from TURKSTAT. As R&D and non-R&D firms are not randomly selected in our dataset, to overcome the possible selection problem we use Heckman's two-stage procedure for sample selection. Our results show that R&D volatility which is an indicator of proactive R&D management significantly improves the performance of the firm growth with more pronounced effects at the upper end of the size distribution. Tangible and intangible asset volatility has been observed as a complementary element regarding this positive relationship between R&D volatility and growth, particularly for larger firms.

Research-developmentFirm sizeFirm performance+3
Ebru Burcu Yardımcı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Economic growth, health and foreign direct investment: An empirical investigation for turkey

This study aims to investigate the effect of foreign direct investment (FDI) on health for the period of 1975-2018 in Turkey by utilizing a health production function approach. Life expectancy at birth which is the dependent variable in the study is used as a proxy for the average health status of Turkish citizens. FDI is defined as the ratio of foreign direct investment to GDP. The other independent variables are (1) the real GDP per capita aimed to represent country's average standards of living and (2) the number of students per teacher at tertiary education which is used to proxy the education quality. Other factors expected to affect the life expectancy in the study include (1) the trade openness (ratio of the sum of exports and imports to GDP) which measures the openness of a country to international trade and (2) the health expenditures per capita to reflect the level of health spending in the country. The Fully Modified OLS (FMOLS) by Phillips and Hansen (1990) to provide optimal estimates of cointegrating relationship is preferred as the estimation method since it allows for endogeneity of explanatory variables. Moreover, the estimation analysis is also enriched by the results of Canonical Cointegrating Regression (CCR) and Stock-Watson Dynamic OLS (DOLS) regressions. The findings of the study point out that foreign direct investment inflows reduce life expectancy in Turkey. Moreover, the results demonstrate that in order to increase life expectancy by one month in Turkey, the FDI / GDP ratio is required to decrease by 31%, the real GDP per capita to increase by 2.41%, the number of students per teacher to decrease by 8.2%, health expenditure per capita to increase by 1.76% and the trade / GDP ratio to increase by 4.7%. Keywords Foreign Direct Investment, economic growth, health, life expectancy, FMOLS, health production function.

Foreign direct investmentsLife expectancy at birthEconomic growth+4
Seda Kutluer
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Capital flow surges and volatility

Recent decades have witnessed a substantial rise in international financial transactions and capital flows to developing countries. This dissertation examines mainly the surge and volatility aspects of capital flows. The first chapter offers a distinctive methodology, the generalized supremum augmented Dickey Fuller (GSADF), to detect capital flow surges based on right-tailed unit root tests. Commonly used to identify asset price bubbles, GSADF method proposed by Phillips et al. (2015) provides two main advantages: it can diagnose multiple surges in a series and distinguish the behaviour of explosiveness from volatility. Exploiting the technical and conceptual similarities in the formations of asset price bubbles and capital flow surges, we perform the GSADF procedure to net capital flows data of 43 developing countries. As a result, we identified 727 individual surges, 130 separate surge episodes, and 4 global capital flow waves over the periods of 1995–2017. The second chapter explores the factors triggering capital flow surges by employing Fernandez-Val and Weidner (2016) bias-adjusted fixed effects probit model. The results show that although global factors and regional contagion play some role, domestic factors are more dominant in the surge occurrences in developing countries. The third chapter focuses on measuring and modelling time-varying volatility of capital flows by using panel GARCH (DPD-CCV) model developed by Cermeño and Grier (2006) that takes into account cross-sectional dependency and provides significant efficiency gains. Using panel data from 16 emerging market economies over the 1995-2019 period, we show that the magnitude and the volatility of net capital flows to emerging markets are predominantly driven by global push factors. However, these results seem to vary with respect to the categories of capital flows such as FDI, portfolio investments, other credit flows.

Price movementGARCH modelVolatility+1
Ahmet İhsan Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Nonlinear dynamics between investor sentiment and stock movements: Evidence from Borsa Istanbul

The aim of this study is to examine nonlinear dynamics between both rational and irrational components of investor sentiment and stock market movements. In order to provide a proper explanation about total investor sentiment, we decompose its irrational and rational components. We examine the nonlinear dynamics between irrational and rational components of investor sentiment, stock market returns and volatility of the BIST 100 Index utilizing threshold regression models. Our findings reveal that (i) in both low and high return states, rational investor sentiment positively impact the stock market returns, (ii) the rational sentiment have more impact in the high return state than that of the low return state, (iii) in the high volatility state, rational investor sentiment negatively impact the stock market volatility. Results suggest that optimistic environment originating from the rational component positively affects the stock market returns where the investors' positive expectations shape the economic environment by decreasing the uncertainty and the volatility of stock market.

Stock exchangeStock exchange indexİstanbul Stock Exchange+5
Aslıhan Gül
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The estimation of burden of chronic diseases in Turkey

Chronic diseases are increasing overtime in the world and its treatments can be more not only risky but also costly. However, patients with chronic diseases should learn how to live with it. In that sense, managing the disease for all parties is becoming more crucial. The raise in the prevalence of chronic diseases has increased the demand for healthcare services, and in this direction, a large increase has been observed in the health expenditures of the countries. Circulatory, respiratory and endocrine diseases are three important chronic diseases that causes of high morbidity, premature mortality and disability in Turkey. This study confirms that the current burden of these NCDs is significant, and it will rise in the future due to aging of the population and unhealthy lifestyle. This growing burden of disease will create significant pressure on Turkey's healthcare system in the form of indirect healthcare costs; loss of productivity and rise in the absenteeism and presenteeism. This study represented for the first-time indirect cost by monetary value of potential years of lost (MVYLL) estimation approach of circulatory, respiratory and endocrine diseases in Turkey by using the data which is obtained from Republic of Turkey Ministry of Health and Turkish Statistical Institute.

Burden of diseasesChronic diseaseHealth economics+3
Burak Balık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Electricity demand forecasting methods used in Turkey and their effects on investments in electricity sector

Electrical energy is one of the most critical elements for accessing applications that are related to modern life. Due to the nature of electricity as a commodity that cannot be stored on a large scale, demand management should be handled with particular care. For this reason, realistic demand forecastings must guide investment decisions. This is also an essential element for the balance of payments and investment planning. Thus, electricity investments are also essential to determine accurately associated with unsaturated electricity demand in Turkey. Furthermore, many tools and materials used in the electricity sector are requiring high technology imported goods. Besides, the fuels used in electricity generation and the planning of the power plants that use these fuels affect all economic activity. As a result, planning is the most important factor for power plants. For this purpose, some energy models and forecasting methods have been developed for use in many countries worldwide. Some of these models and methods have also been used in Turkey, but high rate deviations have been observed up to 85% in long-term official forecastings. Even though rapid developments of computer and software technology ensure to enhance forecasting accuracy in many countries, such a deviation ratio is an unacceptable subject in Turkey. In this thesis, as a common and high forecast accuracy rate, the ARIMA Model and Artificial Neural Networks (ANN) have been used for future 10-year demand forecasting in Turkey. These forecasting results have been compared with the actual amounts and official forecasting. Then, the relationship between these results and power plant investments in Turkey has been discussed. Accordingly, it is analyzed that existing investments and future investments can meet the electricity demand. Finally, the proposals for investment in Turkey in the international developments and practical guidance and solutions have been introduced.

ARIMA modelsElectricityElectrical energy+7
Ertan Taşkıran
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme

Kadınların uzun yıllar süren mücadeleleri sonucunda yasal ve fiili durum kazanımları ve ekonomik büyüme temelli başlayan kalkınma çalışmalarının merkezine insanı alması sonucunda kadınlara yönelik politika ve hizmetler, hem yaygınlaşmış hem de farklı farklı biçimlerde ortaya konulmuştur. Tüm bu gelişmelerin, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda başarısız olduğu, özellikle uluslararası raporlar ve göstergelerle ortaya konulunca, toplumsal cinsiyet eşitliği bakışının tüm plan, program, politika ve belgelere, her düzeyde ve aşamada yerleştirilmesi anlamına gelen toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması yaklaşımı gelişmiştir. Bu yaklaşımın en önemli araçlarından biri de, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme (TCDB)'dir. Katılımcı bütçe yaklaşımının bir yöntemi olan TCDB'nin, uzun yıllardır farklı ülke ve bölgelerde, daha yakın zamanlarda başlamasına rağmen Türkiye'de yerel, bölgesel ve az sayıda da olsa ulusal düzeyde uygulama örneklerine rastlanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, yerel yönetimlerden belediyeler düzeyinde ana akımlaştırmanın aracı olarak TCDB'nin uygulanabilirliği, İzmir Belediyelerinde nicel ve nitel araştırma yöntemleri kullanılarak feminist bakışla analiz edilmiştir. Stratejik Planlama çalışması yürütmüş belediyelerin planları, toplumsal cinsiyete duyarlılığı bakımından içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Belediyelere yönelik uygulanan anket ile belediyelerde karar alıcıların toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı araştırılmıştır. Bu kapsamdaki Urla Belediyesi, 2016 yılı bütçesini TCDB aracını kullanarak hazırladığından, bu belediyedeki karar alıcılarla derinlemesine görüşme yöntemi kullanılarak toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalık düzeyleri, TCDB'ye yaklaşımları ve bu süreçteki deneyimleri değerlendirilmiştir.

BütçelemeBütçeleme sistemleriKatılımcı bütçeleme+4
Derya Altun
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğrudan yabancı yatırımların ekonomik büyümeye etkisi: Türkiye uygulaması

Bu tezde 1996-2018 yılları arasında Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların ekonomik büyümeye etkileri incelenmektedir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, doğrudan yabancı yatırımların tanımı ve öneminden bahsedilip yabancı yatırım belirleyicilerine yer verilmektedir. Doğrudan yabancı yatırımları açıklamaya yönelik teorik yaklaşımlarla birlikte büyüme teorileri dahilinde ekonomik büyümenin dinamikleri anlatılmaktadır. İkinci bölümde, ilk olarak dünyada doğrudan yabancı yatırımların gelişimine yönelik göstergeler bazında analiz yapılmaktadır. Yabancı yatırımlara yönelik izlenen politikalar dönemler itibariyle ele alınarak Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım göstergeleri üzerinden bir değerlendirme yapılmaktadır. Üçüncü bölümde ise yöntem, veri seti ve ekonometrik model ile ilgili bilgiler verilmektedir. Çalışmada kullanılan model tahmin edilerek tahmin sonuçları değerlendirilmektedir. Çalışmanın amacı, ilgili yıllarda doğrudan yabancı yatırımların ekonomik büyümeye etkilerinin sorgulanmasıdır. Çalışmada En Küçük Kareler (EKK) Yöntemi ile zaman serisi analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; gayri safi sabit sermaye yatırımları ve doğrudan yabancı yatırım çıkışlarının ekonomik büyümeye etkisi anlamlı sonuçlar vermekte, doğrudan yabancı yatırım girişleri ve işgücüne katılım oranının ekonomik büyüme üzerindeki sonuçları ise anlamsız sonuçlar vermektedir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırımlar, Ekonomik Büyüme, Zaman Serisi Analizi

BüyümeDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik büyüme+3
Yeliz Yıldızhan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eğitim kalitesi ve ekonomik büyüme: Türkiye üzerine bir uygulama

Tezde, eğitim kalitesi ile ekonomik büyüme ilişkisi ve eğitim kalitesinin belirleyicileri ekonometrik yöntemlerle analiz edilmiştir. İlk olarak söz konusu alanda literatür taraması yapılmış ve analiz öncesinde Türk eğitim sisteminin yapısı incelenmiştir. İlk modelde Türkiye'de 1501 liseyi kapsayan bir analizle ortaöğretimde eğitim kalitesinin belirleyicileri araştırılmıştır. Okul türünün, öğretmen kalitesinin, okulun araştırma ve sosyal imkanlarının ve yerleşim yerinin eğitim başarısında en önemli unsurlar olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Sonrasında 81 ili kapsayan iki farklı eğitim kalite endeksi oluşturulmuştur. Beşeri sermaye göstergesi olarak eğitim kalite endeksi kullanılmış ve il bazlı kişi başı gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada mekânsal bir etki beklendiği için çalışma mekânsal ekonometrik analiz yöntemleriyle de tahmin edilmiştir. Sonuçlar Türkiye'de ekonomik büyümenin eğitim kalitesiyle ilişkili olduğunu ve mekânsal etkinin bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Ekonomik büyümeEğitim ekonomisiEğitim kalitesi+2
Gökçe Atlıhan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk bankacılık sektörünün değişen yapısı: 2001 öncesi ve sonrası dönemlerin karşılaştırmalı analizi

Bu tezde, endüstriyel organizasyon yaklaşımı kullanılarak 1990-2000 ve 2001-2014 olmak üzere iki dönem için Türk Bankacılık Sektörünün piyasa yapısı farklı yöntemlerle (CR yoğunlaşma, HHI, HKI, U endeksi, Lerner Endeksi, Düzeltilmiş Lerner Endeksi, Panzar Rosse H istatistiği, Lojistik regresyon ve oyun teorisi) analiz edilmektedir. Ayrıca, 2001 yılında Türk Bankacılık Sektörü odaklı ortaya çıkmış olan bankacılık krizinin, piyasa yapısı üzerinde bir değişime neden olup olmadığı, yapılan iki dönem analizi ile ortaya koyulmaktadır. Bu çerçevede öncelikle birleşme eylemi ile sektöre giriş yapan bankaların, piyasa yapısına ve rekabet düzeyine olan etkisi araştırılmaktadır. Bu çerçevede yapısalcı ve yapısal olmayan yaklaşımlarla piyasanın yoğunlaşma oranı ve rekabet yapısı ortaya koyulmaktadır. Yapılan analizler, 2001 yılından önce beklentilerin aksine yüksek rekabetin yaşanmamış olduğunu ve rekabetin daha çok küçük bankalar arasında yaşandığını ortaya koymaktadır. 2001 yılından sonra ise sektörün rekabet yapısında, 2001 yılından önceye göre büyük değişimin yaşanmadığı; ancak 2001 yılından sonra büyük bankaların kendi aralarında rekabete başladıkları görülmektedir. İlaveten, analizlere eklenmiş olan birleşme değişkeninin piyasa yapısı ve rekabet analizlerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Tezin bir diğer amacı, piyasa yapısı üzerinde etki gücü yüksek olan piyasaya giriş değişkeninin belirleyicilerini 2001 öncesi ve sonrası için tespit etmektedir. Bu kapsamda elde edilen sonuçlar, 2001 yılından önce bankaların karlılık ve maliyet gibi banka özelinde değişkenlere dikkat ettiğini; 2001 yılından sonra ise makro ekonomik gelişmelerden daha fazla etkilendiğini ortaya koymaktadır. Çalışma son olarak, 2001 yılından sonra kendi aralarında rekabet eden büyük ölçekli bankaların, rekabet yapılarını ortaya koymak için oyun teorisi yaklaşımından faydalanmaktadır. Bu çerçevede dinamik oyunlardan yararlanılmakta; dokuz bankanın toplam şube sayısında meydana gelen artışa karşılık diğer bir bankanın tepkisinin ne olacağı ortaya koyulmaktadır. Sonuçlar, ekonomik büyüme beklentilerine göre bankaların farklı stratejiler geliştirebildiklerini, çoğu bankanın şube açma veya kapatma üzerinden stratejik planlama yapabildiğini göstermektedir.

Banka birleşmeleriBankacılık sektörüBankalar+4
Gülçin Gürel Günal
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de sağlık hizmetleri kullanımında cepten yapılan harcamaların finansal yükü ve farklı harcama grupları üzerindeki etkileri

Türkiye'de son dönemde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler, sosyal ve ekonomik politika alanının önemli tartışma konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, en kapsamlı reform süreci ise 2003 yılında uygulamaya konulan "Sağlıkta Dönüşüm Programı" (SDP) ile gündeme gelmiş ve sağlık politikaları dinamik bir sürece girmiştir. SDP'yle sağlık hizmetlerine yönelik çeşitli iyileşme hedeflerinin yanında, genel sağlık sigortası kapsamının genişletilmesi ve yoksul kesimlerin sigorta kapsamına dahil edilerek onların mali yönden korunmaları hedeflenmiştir. Diğer taraftan, pasif özelleştirme anlamına gelen, özel sağlık kurumlarından sözleşmeler yoluyla hizmet alımlarının da özendirilmesi yaygınlaşmıştır. Ayrıca sağlık hizmetleri için ek gelir elde etmek, gereksiz talebi önlemek ve böylece harcamaları sınırlamak amacıyla kullanıcı katkıları, son yıllarda başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de sağlık hizmetlerinin sunumunda kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, sağlık hizmetleri sunumunda iyileşmeler hedeflenirken, bu iyileşmelerden fayda sağlayan ekonomik gruplar arasında refahın nasıl dağıtıldığı sorusu sağlık finansmanı ve hakkaniyet açısından önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, 2002-2016 TÜİK Hanehalkı Bütçe Anketi (HBA) mikro verilerini kullanarak, hanehalklarının cepten yaptıkları sağlık harcamalarının ekonomik etkilerini SDP dönemi kapsamında araştırmaktır. Cepten yapılan harcamaların ekonomik etkilerinin incelenmesinde, sağlık ekonomisi literatüründe kullanılan "katastrofik harcama" düzeylerine odaklanılmış ve geleneksel yaklaşımın yanında farklı sosyoekonomik gruplar için katastrofik oranlar belirlenmiştir. Böylece önceki çalışmalardan farklı olarak; farklı sosyoekonomik gruplar için daha detaylı analizler yapılmıştır. Çalışmada ayrıca cepten yapılan sağlık harcamalarının mali yükünde etkili olası risk faktörleri incelenmiş, bununla birlikte seçim yanlılığı sorununu da dikkate alan Heckman Seçim modeliyle analizler genişletilmiştir. Genel olarak analiz sonuçlarına göre, cepten yapılan sağlık harcamalarının katastrofik yükü ılımlı bir azalma göstermiş olsa da yoksul gruplarının riskleri hala yüksektir ve harcamaların mali yükündeki risk, hastane hizmetleri alan hanehalkları arasında artmaktadır.

FinansmanSağlık ekonomisiSağlık finansmanı+2
Gökçe Manavkat
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fonksiyonel gelir dağılımı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ücret çekişli büyüme yaklaşımı ile analizi

Türkiye ekonomisinde fonksiyonel gelir dağılımı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki özellikle son yıllarda giderek artan biçimde tartışılmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi ücret çekişli büyüme yaklaşımına dayalı olarak tasarruflar dolanımıyla incelemektir. Çalışmada Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesinde güncel ekonometrik yöntem kullanılmaktadır. Türkiye'de hane halklarına ait veriler ile uzun dönem etkilerin incelenmesinde ARDL Sınır Testi ile tahmin gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda ARDL yönteminin özelliği olarak modelde yer alan değişkenler arasında eşbütünleşme olup olmadığı tahmin edilmektedir. Böylece tasarruflar dolanımıyla fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki tahmin edilebilmektedir. Çalışmanın uzun dönem analizinde kısıtlı veri seti ile analiz yapabilmesi özelliğinden dolayı ARDL modeli tahmin yöntemi kullanılmaktadır. Bu model ile işgücü ve girişimci tasarruflarının ekonomik büyümeyi temsilen gayri safi sabit sermaye oranı ile arasındaki uzun dönem ilişkisi incelenmektedir. Çalışmada elde edilen bulgular uzun dönemde işgücü tasarruflarının Türkiye ekonomisinde sermaye birikimi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra girişimci kesimin tasarrufları ise sermaye birikimi negatif yönde etkilemektedir.

Ekonomik büyümeFonksiyonel gelir dağılımıGelir dağılımı+2
Ahmet Eren Yıldırım
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Optimal kamu borç yönetimi: Mikro ve makro yaklaşım

Kamu borç yönetimi, belirili bir zamanda ve belirli bir risk düzeyinde kamu borçlanma maliyetlerini minimize eden bir strateji oluşturma sürecidir. Etkin bir şekilde yönetilen kamu borcu, ülkede ekonomik istikrarın sağlanmasında rol oynayan önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle optimal bir kamu borç yönetimi, kamu borcunun sürdürülebilirliğinin sağlayan kamu borç portföyünün oluşturulmasını, borç sürdürülebilirliğini etkileyen makro ekonomik faktörlerin ortaya konulmasını gerekli kılmaktadır. Bu noktadan harketle tezin iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlar, kamu borç yönetimini hem mikro hem de makro yaklaşım çerçevesinde incelemektir. Kamu borç yönetiminin mikro yaklaşım çerçevesinde incelendiği bölümde, 2005:01-2017:12 dönemi için ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde Türkiye'de optimal kamu borç portföyünün nasıl oluşturulması gerektiğini belirlemeyi amaçladım. Bu kapsamda kamu borçlanma araçlarına ve kamu borçlanma maliyetlerine ilişkin riskler ortaya konulmuş, daha sonra ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde belirli bir risk düzeyinde borçlanma maliyetlerini minimize eden optimal kamu borç portföyleri oluşturulmuştur. Yapılan analiz sonucunda, ülke risk priminin yüksek ve düşük olduğu dönemlerde değişken faizli borçlanma senetlerinin riskinin yüksek olduğu; buna karşın, sabit faizli ve enflasyon endeksli iç borçlanma senetlerine ilişkin risklerin ise düşük olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, ülke risk priminin yüksek olduğu rejimde kamu borcunun optimal bir şekilde yönetilebilmesi için vade oranının kısaltılmasını, portföy içinde sabit faizli iç borçlanma senetlerinin oranını arttırmasınıve değişken faizli borçlanma senetlerinin payının azaltılmasını; ülke risk priminin düşük olduğu dönemlerde ise vade oranının uzatılması, sabit faizli ve TUFE endeksli senetlerin payının arttırılmasını ve değişken faizli borçlanma senetlerinin payının azaltılması gerektiğini göstermektedir. Kamu borç yönetiminin makro yaklaşım çerçevesinde incelendiği bölümde, 1994:Q1-2017Q4 dönemi için Türkiye'de kamu borcunun sürdürülebilirliğini ve kamu borcunun sürdürülebilirliğinin yüksek ve düşük olduğu rejimlerde makro ekonomik faktörlerin kamu borç sürdürülebilirliğini nasıl etkilediğini ortaya koymayı, Türkiye için optimal kamu borç düzeyini ve optimal kamu borç düzeyini elde edebilmek amacıyla temel ekonomik değişkenlere ilişkin oranların ne olması gerektiğini belirlemeyi amaçladım. Analiz sonucunda, Türkiye'de kamu borcunun sürdürülebilir bir yapı sergilemesine karşın, ekonomik kriz ve seçim dönemlerinde kamu borcunun sürdürülebilirliğinin azaldığı görülmüştür. Ayrıca Türkiye'de optimal kamu borç stoku/GSYH oranının %47.23; bu optimal oranı elde edebilmek için ise enflasyon oranının %11.3'ün altında, ekonomik büyüme oranının %5.89'un üzerinde ve politika faiz oranını temsilen kullanılan interbank faiz oranının ise %16.85'in altında olması gerektiği bulunmuştur. Kamu borcunun sürdürülebilir bir yapıda olduğu rejimde, dışa açıklık oranı, enflasyon oranı, vergi oranlarının bütçe içindeki payı ve bütçe dengesi kamu borcunun sürdürülebilirliğini pozitif yönde etkilerken, ekonomik ve politik risk negatif olarak etkilemektedir. Kamu borcunun sürdürülemez bir yapı sergilediği rejimde, ekonomik büyüme oranı ve dışa açıklık oranı kamu borcunun sürdürülebilirliği üzerinde pozitif etkiye sahipken, enflasyon oranı, politik risk ve dolar kurundaki oynaklık ise negatif etkiye sahiptir.

Borçlanma yönetimiBorçlarDış borçlanma+2
Elif Erer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karşılanmamış faiz oranı paritesi teorisi kapsamında ara kazanç ticareti (Carry Trade): Türkiye, BRICS, İngiltere ve ABD arasında karşılaştırmalı analiz

Bu tezde, Türkiye, BRICS, İngiltere ve ABD ülkelerinde gerçekleşen carry trade faaliyetinin temel belirleyicileri ve carry trade faaliyetlerinde meydana gelen ani bir çözülmenin söz konusu ülkelerin finansal ve makroekonomik değişkenleri üzerindeki etkileri, faiz oranları farkının ve küresel risk algısının yüksek ve düşük olduğu dönemler için incelenmiştir. Bu amaçla, ekonominin eşik değişkeninin değerine bağlı olarak farklı rejimlere ayrılmasına izin veren TVAR yönteminden yararlanılmıştır. Tezin sonucunda elde edilen bulgulara göre, faiz oranları farkının yüksek olduğu dönemde, carry trade faaliyetinin temel belirleyicilerinin Türkiye için faiz oranları farkı, BRICS ülkeleri için faiz oranları farkı, döviz kuru belirsizliği ve ülkelerin risk primi, gelişmiş ülkeler için faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkı olduğu; faiz oranları farkının düşük olduğu dönemde ise Türkiye ve BRICS ülkeleri için faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkının carry tarde faaliyetini arttırıcı, döviz kuru belirsizliği ve ülke riskinin ise azaltıcı birer unsur olduğu, gelişmiş ülkeler için ise, faiz oranları farkının carry trade faaliyetinin arkasındaki temel unsur olduğu tespit edilmiştir. Küresel risk algısının yüksek olduğu dönemde, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde faiz oranları farkının carry trade faaliyetini arttırıcı bir unsur olduğu, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon oranları farkının carry trade faaliyetini arttırıcı, döviz kuru belirsizliği ve ülke riskinin ise azaltıcı birer unsur olduğunu; küresel risk algısının düşük olduğu dönemde ise, gelişmekte olan ülkelerde faiz oranları farkı, enflasyon oranları farkı ve döviz kuru belirsizliği değişkenlerinin carry tarde faaliyetini arttırıcı, ülke riskinin azaltıcı etkilere sahip olduğu, gelişmiş ülkeler açısından ise carry trade faaliyetinin arkasındaki temel unsurun faiz oranları farkı olduğu görülmüştür. Carry trade pozisyonundaki ani bir çözülmenin finansal ve makroekonomik değişkenler üzerindeki etkilerine bakıldığında, faiz oranları farkının yüksek olduğu dönemde carry trade pozisyonunun ani bir şekilde tersine dönmesi durumunda Türkiye'de, diğer gelişmekte olan ülkelerin aksine, sadece faiz oranları farkı genişlediği belirlenmiştir. Bununla birlikte, BRICS ülkelerinde faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkının daraldığı, döviz kuru getirisi ve hisse senedi getirisinin azaldığı görülmüştür. Gelişmiş ülkelerde ise faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirisi ve hisse senedi getirisinin yükseldiği tespit edilmiştir. Faiz oranları farkının düşük olduğu dönemde ise, gelişmekte olan ülkelerde genel olarak, döviz kuru getirisini ve hisse senedi getirisini azalttığı, Türkiye ve Hindistan'da faiz oranları farkını genişletmesine, Rusya ve Güney Afrika'da ise faiz oranları farkının daralmasına yol açtığı; gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirileri ve hisse senedi endeks getirileri yükseldiği, bununla birlikte, İngiltere'de enflasyon oranları farkı daralırken, ABD'de genişlediği sonucuna ulaşılmıştır. Küresel risk algısının yüksek olduğu dönemde, faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirilerinin azaldığı, enflasyon oranları farkının daraldığı, gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirileri ve hisse senedi piyasaları getirilerinin yükseldiği görülmüştür. Küresel risk algısının düşük olduğu dönemde ise Türkiye ve Rusya'da faiz oranları farkının daraldığı, Brezilya ve Güney Afrika'da ise genişlediği, enflasyon oranları farkının daraldığı, döviz kuru getirileri ve hisse senedi getirilerinin ise azaldığı; gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının ve döviz kuru getirilerinin arttığı, İngiltere'de hisse senedi getirisi azalırken, ABD'de hisse senedi getirisi yükseldiği sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriBRICSCarry trade+7
Deniz Erer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel ekonomik kriz ve Avrupa borç krizinin Türkiye hisse senedi piyasası üzerindeki etkileri: Olay çalışması yaklaşımı

Dünya, son yirmi yılda iki önemli ekonomik krizle karşılaşmıştır. Bunlardan biri küresel ekonomik kriz, diğeri ve daha güncel olanı ise Avrupa borç krizidir. Her iki ekonomik kriz de dünyadaki ülkeler üzerinde geniş bir dramatik etki yaratmıştır. Bu dramatik etki, hisse senedi piyasalarında yaşanan düşüş, iflaslar, işsizliğin artması, yaşam koşullarının zorlaşması ile örneklenebilir. Bu çalışmanın ana amacı birbirini takip eden iki ekonomik krizin Borsa İstanbul'u nasıl etkilediğini araştırmak ve kriz dönemlerinde piyasanın etkinliğini analiz etmektir. Bu amaçla, BIST'in küresel ekonomik kriz ve Avrupa borç krizi haberlerine olan duyarlılığı, olay çalışması yöntemiyle tahmin edilmiştir. Bu çalışmada yirmi yedi ekonomik, politik ve sosyal haber, olay olarak kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler 2000 - 2017 yılları arasındaki BIST100 (XU100), BIST Mali (XUMAL), BIST Sınai (XUSIN) ve BIST Hizmetler (XUHIZ) endekslerinin günlük kapanış fiyatlarıdır. Çalışma sonucunda her iki kriz döneminde de anlamlı negatif anormal ve kümülatif anormal getirilere rastlanmıştır, ancak bunlar küresel finansal kriz döneminde miktar olarak daha fazladır. Bu nedenle küresel ekonomik krizin Borsa İstanbul üzerinde Avrupa borç krizinden daha fazla negatif etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu kriz dönemlerinde piyasadan anlamlı kümülatif anormal ve anormal getiriler elde edilmesi nedeniyle piyasanın etkin olmadığı sonucuna varılmıştır.

Anormal getiriAvrupaAvrupa Birliği+7
Dilek Köroğlu
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa Birliği 15 ülkeleri ve Türkiye için emeğin gelir payının incelenmesi

Dünya genelinde emeğin gelir payı 1980 yılından beri bir azalma eğilimi içerisindedir ve bu azalışın nedenleri üzerinde ise hala bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu azalışın nedenleri üzerine çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Fakat, bildiğimiz kadarıyla, yapılan çalışmalarda Avrupa Birliği gibi entegrasyonun yüksek olduğu ülkeler için mekânsal etkileşimlerin göz ardı edildiği görülmektedir. Ayrıca, Türkiye için de makro dinamiklerin emek gelir payı üzerinde etkisinin incelenmediği görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı da, AB-15 ülkelerinde ülke ve bölge düzeyinde mekânsal etkileşimin emek gelir payı üzerindeki etkisini incelemek ve Türkiye'nin emek gelir payının makro dinamikleri araştırmaktır. Çalışma sonucunda edilen bulgulara göre, emeğin gelir payı AB-15 ülkeleri ve Türkiye'de zaman içerisinde azalma eğilimindedir. AB-15 ülkelerinde küreselleşme ve entegrasyon sürecinin emek gelir payı üzerindeki etkisi negatiftir. Ayrıca, AB-15 ülkelerinde mekânsal etkileşimin emeğin gelir payı üzerindeki etkisi negatif olup, Tek Piyasa Programı ile bu negatif etkide artış gözlenmiştir. Ayrıca, toplam faktör verimliliği, sermaye çıktı oranı ve dışa açıklığın emek gelir payı üzerindeki etkisi de negatiftir. Bununla birlikte, AB-15 ülkelerinde bölgesel düzeyde, tarım ve sanayi sektör paylarının emek gelir payı üzerindeki etkisi negatifken, hizmet sektörünün payının etkisi pozitiftir. Sanayi ve hizmet sektöründe ülkeler arası etkileşim negatifken, tarım sektöründe pozitiftir. Ayrıca Türkiye'de ekonomik büyümenin ve enflasyonun emek gelir payı üzerindeki etkisinin negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Avrupa BirliğiBütünleşmeEmek+3
Orkun Çelik
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin Halk Cumhuriyetinin Bir Kuşak Bir Yol Projesinin orta koridor ülkeleri üzerine etkileri

Ekonomik Koridorlar, özünde ticaret bazlı yatırımların yapıldığı ve ülkelerin birbirleri ile ilişkilerinin güçlenmesini sağladığı işbirliği olarak görülmektedir. Bu kapsamda 1992 yılında Büyük Mekong Bölgesi'nde oluşturulan ilk ekonomik koridorların, günümüze kadar geçen 20 yıl içerisinde bölgede bulunan ülkelerin ekonomik gelişimlerine katkı sağladığı görülmüştür. Günümüzde ise Çin Halk Cumhuriyeti'nin vizyonu olarak düşünülen Kuşak Yol Projesi, içinde barındırdığı 6 kara koridoru ile ekonomik anlamda üye ülkelerine katkı sağlamayı vaadetmektedir. Yüzyıllar boyu tarihi ipek yolu ile medeniyetin doğu-batı yönünde ilerlemesini sağlayan, ticaretin ve ülkeler arası bağın kurulmasında öncü olan Çin Halk Cumhuriyeti, sanayi devriminin etkisiyle daldığı derin uykudan, 1978 yılında Deng Xiao Ping'in uyguladığı reformist ve dışa açık politikalar sonucunda uyanmaya başlamıştır. 1990'lar itibariyle Neo-Liberal ekonomiye geçiş politikalarında başarılı olan ve 2000'li yıllara gelindiğinde üretim merkezi haline gelen Çin, 2008 krizine kadar çift haneli büyüme rakamlarına ulaşmış ve böylece dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelmiştir. 2008-2011 yılları arasında ise ekonomik büyümede dalgalanmalar yaşayan Çin, Kuşak Yol Projesini ortaya çıkarmıştır. Proje, dünyada ekonomik anlamda büyük bir potansiyel ve aynı zamanda belirli başlı tehditleri beraberinde getirmektedir. Türkiye tarafından ilan edilen Orta Koridor Girişimi'nde yer alan ülkeler OBOR Projesinden genel anlamda olumlu etkilenmektedirler. Orta Koridor ülkelerinin gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamaları ve bölgede istikrar sorununun çözülebilmesi halinde projenin Orta Koridor ülkeleri için olumlu etkilerinin artması beklenmektedir. Buna karşın Orta Asya devletlerinin Çin devleti'ne ekonomik bağımlıklarının arttığı ve Borç diplomasisi tehdidi olarak bilinen bu duruma karşı önleyici adımlar atılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Orta Asya ülkelerinin, Kuşak Yol Projesi sayesinde altyapı sorunlarının çözülmeye başlandığı, bölge ülkelerinin ticarette doğal kaynak ihracatına bağımlılıklarının azalması konusunda projenin önemli bir fırsat sunduğu, ülkelerin birbirleri ile ticari bağların kuvvetlendiği ve bağımsızlıklarını yakın zamanda kazanmış olan devletlerin Rusya hegemonyasından kurtulması bakımından da proje önemlidir. Güney Kafkasya ülkelerinin, özellikle transit geçişten elde edebilecekleri gelir bakımından ve ihracatlarında ekonomik çeşitlilik yaratabilmek konusunda projeyi değerli gördükleri, Türkiye'nin ise Asya-Avrupa arasında köprü görevi görme ve dolayısıyla merkez ülkelerden olabilme potansiyeli, Proje ile birlikte transit geçişten elde edilebilecek potansiyel gelir, Türkiye'ye gelen yabancı yatırımların artışı, doğu ülkeleri ile ticaret hacmiminin artışı ve Çin devleti ile ikili ticarette Türkiyr aleyhine gerçekleşen ticaret dengesini lehine çevirmesi için fırsat olması nedenleri ile projenin ülke için değerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Koray Kemanlı
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarımsal desteklemelerin çiftçi kararlarına etkisi: Mersin ili örneği

Türkiye'de tarım sektörü gıda ve sanayi için gerekli hammaddeleri üretmesi, istihdam yaratması, ihracattaki payı ve ulusal gelire katkısı nedeniyle son derece önemlidir. Bu bağlamda ekonomik, sosyal ve ekolojik yönleriyle bütün kesimleri yakından ilgilendirmektedir. Tarım sektörü, diğer sektörleri de etkilemekte olup tarımsal üretimdeki artışlar diğer sektörlerdeki büyümeyi de kolaylaştırmakta ve bu durum tarımı, stratejik sektör haline getirmektedir. Tarım sektöründe verimliliğin ve rekabet gücünün artırılması, gıda güvencesi ve güvenilirliğinin sağlanması, doğal kaynakların ve tarımsal faaliyetin sürdürülebilirliği ve tarımsal kalkınmanın sağlanmasında çiftçinin kararlarını belirleyen/etkileyen faktörlerin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Çiftçiler kişisel ve psikolojik özelliklerinin yanında üretim karar sürecinde amaçlarına ve finansal kaynaklarına bağlı olarak farklı davranış ve tepki göstermektedirler. Kişisel tutum ve davranış farklılıkları, tarım politikalarından her zaman beklenen sonuçlar alınamamasına neden olmakta ve bu farklılıklar tarım sektörünün geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda; bu çalışmada Türkiye'deki tarımsal üretimde çiftçi kararlarını etkileyen faktörlerin belirlenerek çiftçilerin sosyo-ekonomik özellikleri de dikkate alınarak tarımsal üretimin çiftçi karar ve davranışlarından nasıl etkilediğinin ortaya konulması, Mersin ilinin ve ilçelerinin tarımsal potansiyelini ve buradaki çiftçilerin kararlarında özellikle destekleme politikalarının önemi ve destek araçlarının üretici davranışlarını olumlu yönde etkilemesi için öneriler getirmek amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini 2020 yılında Mersin il sınırları içinde tarımsal üretim faaliyetinde bulunan çiftçiler oluşturmuştur. 297 çiftçi ile görüşülmüş ve elde edilen veriler çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Verilerin Khi-Kare analizi ve model geliştirilerek Ordinal Lojistik Regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmada, çiftçiler sosyo-ekonomik açıdan incelendiğinde; çiftçilerin yaklaşık yarısının (%50,8) ilkokul mezunu olduğu, sahip olunan tarım işletmelerinin %94,6'sının küçük ölçekli işletmelerden oluştuğu, çiftçilerin yaklaşık yarısının (%48,2) sosyal güvenceye sahip olduğu belirlenmiştir. Çiftçilerin üretim kararlarını etkileyen en önemli faktörlerin ise; girdi ve ürün destekleri (%38,7) ve doğal koşullar (%37,6) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tarımsal desteklemelerin çiftçi kararlarında önemli bir yeri olsa da bütçedeki payının ise yıllar itibariyle değişmediği görülmüştür.

Şifa Özkan
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapitalizmin ekolojik krizi: Toplumsal bir alternatif olarak büyümeme

Çoklu kriz çağının insanlığın karşısına çıkarttığı en ciddi sınavlardan biri de kuşkusuz dünya ekolojisinde oluşan tahribattır. Gerek tersinmez bir süreç olması gerekse de uygarlığın sonunu getirme potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, ekolojik krize dair acil çözümlerin harekete geçirilmesi önem arz etmektedir. 2000'li yılların başında ekolojik hareketler içerisinde öne çıkmaya başlayan Büyümeme hareketi, günümüzde gittikçe artan bir şekilde teorik alanda da hacim kaplamaktadır. Bu çalışmada Büyümeme teorisinin gelişimi 3 ayrı faz içerisinde ele alınmıştır. 1970'li yıllarda başlayan ve 1990'ların sonuna kadar olan süreç dağınık düşüncelerin günümüze aktarıldığı bir toplumsal fikir olarak belirme sürecini ifade eder. 2000 ve 2008 yılları arasında gelişen yeni toplumsal hareketlerle beraber bu faz hareket odaklı bir yapıya evrilmiştir. 2008 sonrası dönem ise Büyümemenin teorik bir atılım yaptığı ve fikirlerin tutarlı bir bütüne doğru yol aldığı süreci ifade etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, ana akım teorilerin ekolojik krizi anlarken dışsal bir problem olarak görme eğilimine karşı, sorunu içsel ve ilişkisel olarak anlamanın yollarını gösterecek ontolojik ve epistemolojik konumumuzun koordinatları ortaya koyulmuştur. İkinci bölümde ise ekolojik krize toplumsal bir yanıt olarak Büyümeme teorisinin bir fikir olarak başladığı serüvenine nasıl teori olarak devam ettiği tarihsel süreçte anlaşılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Büyümeme yaklaşımının büyüme karşıtlığı konusundaki tavrının, büyümeyi kapitalizmden farklı bir fenomen olarak ele alması nedeniyle ürettiği sorunlar yeniden ele alınarak, hem kapitalist meta üretimi hem de neoliberal öznellik üretimi bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Büyümeme teorisi ve kapitalist toplumsal ilişkiler arasında bağların tekrar araştırılmasının olanakları ve çözüm yolları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekolojik Kriz, Büyümeme, Büyüme Toplumu, Marksist Büyümeme

Rasim Yurttaş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de COVID-19 pandemisinin sektörel etkileri

Dünya var oluşundan bu yana tarihte pek çok salgın hastalıklarla karşı karşıya kalmıştır. Küreselleşmenin artmasıyla beraber bu salgın hastalıklar hızlı bir biçimde yayılmıştır. Salgınların etkileri sosyal, ekonomik ve politik olmak üzere çok boyutlu etkileri söz konusudur. Kimi ülkeler bu etkileri daha derinden hissederken, kimi ülkelerde ise hafif hissedilmiştir. Salgın hastalıkları kontrol edebilmek gayesiyle her ülke kendi koşulları doğrultusunda pek çok önlem uygulamış ve bu salgınların etkisini en az seviyeye indirgenmeye çalışılmıştır. Covid-19 pandemisinde Türkiye'de ilk vaka 2020 yılının Mart ayında görülmüştür. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ekonomik, sosyal ve toplumsal alanlarda birtakım önlemler uygulanmıştır. Zamanla bu önlemlerde değişiklik olmuş ve aşılamanın çoğalmasıyla beraber aşamalı olarak normalleşmeye geçilmeye başlanmıştır. Covid-19 sağlık krizinin sebep olduğu ekonomik kayıplar sonucunda Türkiye ekonomisinde de bazı dalgalanmalar ortaya çıkmıştır. Bu dalgalanmaların etkisi ise her kesimde kendisini göstermiştir. Ve küresel ekonominin daralmasına yol açmış, böylelikle kriz dönemine adım atılmıştır. Bu çalışma geçmişten bugüne insanoğlunun karşılaştığı salgın hastalıkların neler olduğunu ve hastalıkların ekonomi üzerindeki tesirini, Covid-19'un küresel ekonomik etkilerini açıkladıktan sonra, Türk ekonomisine etkilerini sektörel bir bakış açısıyla ortaya koymayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Salgın Hastalıklar, Pandemi, Salgın Hastalıkların Ekonomik Etkisi

Büşra Atalay
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte kripto para

Kripto para birimleri gelişen teknolojinin ve ekonomik krizlerin yarattığı sebepler dolaysıyla 2008 yılında Bitcoin ile başlayan finansal bir akımdır. Kendi bünyesi içerisinde merkezi bir yapıya bağımlı olmadan merkeziyetsiz dağıtık bir yapı ve blok zinciri adı verilen sistemleri kriptografik şifrelemeleri kullanarak, kullanıcılarına oldukça güvenli, şeffaf ve hızlı bir hizmet sunmayı amaçlayan birbirinden farklı teknolojileri barındıran çok sayıda farklı kripto para birimidir. En bilinen kripto para birimi Bitcoin olmasına rağmen günümüzde binlerce farklı kripto para, token kullanılmaktadır. Kripto para birimlerinin günümüzde çok fazla sektörde kullanılıyor olması ve kripto para sistemleri altında gelişen, şifreleme, blok zinciri ve akıllı sözleşmeler gibi hayatımızı kolaylaştıran yapıların gündelik hayatımıza girişi kripto paraların ve bağlı alt sistemlerin yasal düzenlemeler ile hukuki bir alt yapıya kavuşturulmasını da bir gereklilik haline getirmiştir. Çalışmanın amacı, paranın icadından günümüze kadar geçen süre içerisindeki gelişmelerini ve paraya yüklenen işlevleri incelerken, kripto paraların ortaya çıkışının sebeplerini ele alıp kripto para teknolojilerinin ülke bazında, toplum bazında ve ekonomi bazında yarattığı etkileri incelemektir. Çalışmanın sonucunda kripto para sistemlerinin ve kripto para sistemleri altında gelişen çeşitli teknolojilerin gelecekteki durumlarına dair tahminler yürütülmüştür.

Burak Mustafa Birer
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00