
591
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
BSA (bovine serum albumin) modifiye grafen oksit nanopartikülleri ile sensör geliştirilmesi
Bu çalışmada, biyolojik açıdan önemli bir molekül olan protaminin tayini amacıyla grafen oksit (GO) tabanlı bir sensör sistemi geliştirildi. Çalışma üç aşamalı bir plan çerçevesinde yürütüldü. İlk aşamada, GO sentezi düşük maliyetli ve uygulanması kolay bir yöntem olan Modifiye Hummers yöntemi ile gerçekleştirildi. Yüzeyinde karboksilik asit ucu bulunan GO molekülünde uygun kimyasal reaksiyonlarla karboksilik asit ucu açil klorüre dönüştürüldü (COCl-GO). İkinci aşamada, Grafen oksitin A1 (COOH-GO) ve A2 (COCl-GO)'in biyolojik ortamlarda daha kararlı, biyouyumlu ve işlevsel hale getirilmesi amacıyla tıbbi uygulamalarda yaygın olarak kullanılan Sığır Serumu Albümini (BSA) ile yüzey modifikasyonu yapıldı. GO'nun BSA ile modifikasyonu sonucunda elde edilen A3 (BSA-COCl-GO) ve A4 (BSA-COOH-GO) FT-IR, FE-SEM, FESEM-EDS, XRD ve TEM gibi ileri karakterizasyon teknikleriyle analiz edildi. XRD analizleri sonucunda (BSA-COCl-GO)NP ortalama kristal boyutu 33.776 nm olarak belirlendi. Üçüncü aşamada ise sentezlenen BSA-COCl-GO nanoparçacıkları, floresans spektroskopisi temelli bir sensör sisteminde kullanıldı ve cerrahi uygulamalarda yaygın olarak kullanılan protamin molekülünün tayini gerçekleştirildi. Geliştirilen sistemin kantitatif tespit limiti 380 ng/mL olarak hesaplandı. Ayrıca sensörün pH 7–10 aralığında ve 293–303oK (20–30°C) sıcaklıklarda optimum performans gösterdiği belirlendi. Metal iyonu etkileşimleri açısından değerlendirildiğinde, sistemin özellikle Fe+2, Fe+3 ve Zn+2 iyonlarından etkilendiği gözlendi. Sensörün tersinirlik özelliği, protaminin antidotu olan heparin kullanılarak test edildi ve sistemin çoklu kullanıma uygun olduğu ortaya konuldu. Ayrıca elde edilen nanoyapıların antimikrobiyal özellikleri de incelendi. Altı farklı mikroorganizma üzerinde yapılan testler sonucunda, GO ve BSA-COCl-GO nanopartiküllerin antibakteriyel ve antifungal aktivitesinin sınırlı düzeyde olduğu görüldü. Sonuç olarak, bu çalışmada BSA ile modifiye edilen GO nanoparçacıklarının, floresans spektroskopisi kullanılarak protamin tayininde etkin bir şekilde uygulanabileceği gösterildi.
Yarı kurak kentlerin iklim değişikliği süreci için kentsel yeşil alan stratejileri; Siirt örneği
İklim değişikliği, özellikle yarı kurak bölgelerde kentsel yeşil alanların sürdürülebilirliğini tehdit eden önemli bir süreçtir. Bu çalışma, Siirt kent merkezinde iklim değişikliğinin kentsel yeşil alanlara etkilerini analiz ederek, bu alanların ekolojik sağlığını ve sürdürülebilirliğini destekleyecek stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma dört aşamalı olarak yürütülmüştür. Birinci aşamada araştırma alanının tanımlanmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiş, ikinci aşmada iklim değişikliği ve yeşil alan analizleri yapılmıştır. Yerel halkın mekansal aidiyetlerinin, yeşil alan ve iklim değişikliğine ilişkin görüşlerinin belirlendiği üçüncü aşamadan sonra, son aşamada Siirt kent merkezi örneğinde yeşil alan stratejileri belirlenmmiştir. İklim değişikliğine ilişkin eğilimler, 1947-2022 dönemine ait sıcaklık ve yağış verilerinin RClimDex yazılımı ile analizi sonucunda ortaya konmuştur. Kentsel yayılma, uydu görüntüleri ve SAVI (Toprak Ayarlı Vejetasyon İndeksi) yöntemiyle değerlendirilmiş; yeşil alanların erişilebilirlik ve yeterliliği, kişi başına düşen aktif yeşil alan hesabı ArcGIS yazılımı kullanılarak 500 metre erişilebilirlik analiziyle incelenmiştir. Yeşil alanlarda bulunan bitkiler, bitki performans testleri ile analiz edilmiş, yerel halkın mekânsal aidiyeti ve yeşil alanlara ilişkin algıları ise anket çalışmalarıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Siirt'te iklim değişikliğine bağlı olarak sıcaklıkların arttığını, kentsel yayılmanın yeşil alanların erişilebilirliği ve yeterliliği üzerinde olumsuz etkiler yarattığını göstermiştir. Çalışmada, kentsel yeşil alanların planlanması ve yönetimine yönelik strateji önerileri geliştirilmiş ve yerel halkın bu süreçlere katılımının önemi vurgulanmıştır. Sonuç olarak, bu tez, yarı kurak bölgelerdeki kentler için iklim değişikliğine uyum sağlamada kentsel yeşil alanların rolünü ortaya koyan bir çerçeve sunmakta ve literatüre özgün bir katkı sağlamaktadır.
BaBr2-Ba(H2PO2)2-H2O üçlü su-tuz sisteminin çözünürlük, iletkenlik, yoğunluk ve faz dengelerinin oda sıcaklığında incelenmesi
Bu tez çalışmasında; fizikokimyasal analiz yöntemleri kullanılarak; Ba2+/ Br⁻, (H2PO2)- // H2O dörtlü karşılıklı su-tuz sisteminde yer alan BaBr2-Ba(H2PO2)2-H2O üçlü sisteminin oda sıcaklığındaki yoğunluk, çözünürlük, iletkenlik ve faz dengeleri araştırılmıştır. BaBr2-Ba(H2PO2)2-H2O üçlü su-tuz sistemde ötonik noktaya varıncaya kadar bileşim-özellik oranları belirlenmiştir. BaBr2-Ba(H2PO2)2-H2O üçlü sistemin basit ötonik sistem türüne ait olduğu ve ötonik noktanın bileşimi (% kütle olarak) %22.54 BaBr2, %5.91 Ba(H2PO2)2, %71.55 H2O olduğu saptanmıştır. Sistemin bu ötonik noktasında sıvı faz ile BaBr2.H2O ve Ba(H2PO2)2.H2O kristalhidratlarının dengede olduğu tespit edilmiştir.
Farklı bölgelerde yetiştirilen patates bitkisi üzerine ekolojinin etkisi
Bu tez çalışmasında, 2024 yılında Van'ın Saray, Diyarbakır'ın Bismil ve Ergani ilçelerinde yetiştiriciliği yapılan Jelly patates bitkisinde, farklı ekolojilerin verim ve fizyolojik parametrelere olan etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yetiştiricilik sırasında DAP (Diamonyum Fosfat), %46 azot, amonyum sülfat, humic asit, süper fosforik asit, kalsiyum sülfat, potasyum peroksit, mikro element uygulanmıştır. Bitkinin yumru sayısı, yumru boyu, yaprak sayısı, bitki boyu, yaprak alanı, bitki başına verim, dekar başına verim, yumru eni ve yumru ağırlığı gibi parametreler incelenmiştir. Genel olarak hem lokasyonlar arası hemde gözlemler arası farklılıkların istatistiksel olarak önemli olduğu gözlemlenmiştir (p<0.05). Yapılan ölçümler sonucunda en yüksek yumru boyu 10.36 cm ile Van'ın Saray ilçesinde ölçülürken, en düşük yumru boyu ise Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde 7.40 cm olarak ölçülmüştür. Yumru eninde en yüksek değer 9.06 cm ile Bismil lokasyonunda görülürken, en düşük değer ise 6.06 cm ile Ergani lokasyonunda görülmüştür. Yumru ağırlığında ise en yüksek değer 123.30 g ile Bismil ilçesinde belirlenirken en düşük yumru ağırlığı Van lokasyonunda 83.70 g olarak tespit edilmiştir. Bitkideki yaprak sayıları, en fazla Bismil lokasyonunda 76.00 adet/bitki olarak belirlenirken, en düşük yaprak sayısı ise 70.00 adet/ bitki ile Saray ilçesinde belirlenmiştir. Yaprak alanı en fazla 3.57 cm2 ile Bismil bölgesinde yetiştirilen patateslerde görülürken en az yaprak alanı ise 2.93 cm2 ile Ergani bölgesinde görülmüştür. Bitki boyu en fazla 60.00 cm ile Bismil ekolojisinde üretilen bitkilerde ölçülürken, en düşük bitki boyu ise 48.00 cm ile Saray ilçesinde ölçülmüştür. Yine benzer şekilde Bitki başına verimde, en yüksek verim 1277.10 gr ile Bismil ilçesinde elde edilirken, en düşük verim ise 911.20 gr Saray bölgesinde elde edilmiştir. Dekara verim ise 6.39 ton ile Bismil bölgesinde en yüksek verime ulaşılmıştır. En düşük dekara verim ise 4.56 ton ile Saray bölgesinde elde edilmiştir. Ayrıca çalışma sonucunda Ergani ve Bismil bölgelerinin iklimi, Saray bölgesine göre daha sıcak olması ve toprak yapısının daha iyi olması, verimi ve yumru büyüklüğüne etkisini de arttırdığı görülmektedir. Dolayısıyla patates yetiştiriciliğinde sıcaklığın verim ve kalite üzerinde olumlu yönde etki ettiği sonucuna varılmıştır.
Kent kimliği bağlamında zihinsel haritalama yöntemi ile mekânsal kendileme analizi: Van Edremit ilçesi örneği
Bu araştırma, Van'ın köklü yerleşim alanlarından Edremit ilçesinde son yıllarda hızla değişen konut tipolojilerinin, mekân üretim biçimleri, kullanıcı deneyimleri ve kent kimliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Geleneksel, düşük yoğunluklu ve geçirgen konut dokusunun, giderek yüksek sınırlarla çevrili, izole ve tek tip kapalı yerleşimlere dönüşmesi; yalnızca fiziksel çevrede değil, aynı zamanda yaşam tarzlarında, sosyal ilişkilerde ve kültürel temsillerde de köklü değişimlere yol açmaktadır. Çalışma, bireyin yaşadığı çevreyi sahiplenme, dönüştürme ve kişiselleştirme biçimlerini ifade eden "mekânsal kendileme" kavramı çerçevesinde, kullanıcıların çevreleriyle kurdukları bağları ve sınır inşa etme pratiklerini irdelemektedir. Özellikle yeni yerleşim alanlarında gözlenen sınır yapıları, mekânı yalnızca fiziksel bir düzenleme olmaktan çıkararak, ideolojik ve ayrıştırıcı bir unsur hâline getirmekte; bu durum kentsel kimliği zayıflatmaktadır. Araştırmanın temel sorusu şu şekilde ifade edilmiştir: "Van'ın Edremit ilçesinde değişen konut tipolojileri, bireylerin mekânsal kendileme pratiklerini ve kent kimliği algılarını nasıl dönüştürmektedir?" Yöntem olarak zihinsel haritalama, derinlemesine görüşme ve yerinde gözlem teknikleri birlikte kullanılmış; geleneksel ve yeni konut alanlarından toplam 20 katılımcıdan elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Zihinsel haritalama yöntemi, katılımcıların çevre algılarını ve kentle kurdukları ilişkileri ortaya koymak amacıyla tercih edilmiş ve Lynch'in kent imgeleri kuramı çerçevesinde yorumlanmıştır. Bulgular, mekânsal kendileme pratiklerinin yalnızca konutun fiziksel özelliklerinden değil; toplumsal statü, kültürel geçmiş ve çevresel etkileşim gibi unsurlardan da etkilendiğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Edremit'teki kentsel dönüşüm sürecinin, bireylerin mekânsal aidiyetlerini ve kentle kurdukları ilişkileri dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Geleneksel yerleşimlerde geçirgen sınırlar ve kamusal karşılaşma alanları aidiyeti güçlendirirken; kapalı yerleşkelerdeki yüksek ve geçirimsiz sınırlar, sosyal etkileşimi sınırlamakta ve ortak kentsel hafızayı zayıflatmaktadır. Bu bağlamda, kent planlama süreçlerinde kullanıcı odaklı ve aidiyeti destekleyen yaklaşımların geliştirilmesi, kentsel kimliğin korunması açısından önem taşımaktadır.
Bilgisayarlı görme ve derin öğrenme ile süt sığırlarında biyometrik marker tabanlı kimlik doğrulama ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi
Bu tez çalışması, süt sığırlarında otomatik kimlik tespiti, takibi ve yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için bilgisayarlı görme ve derin öğrenme teknolojilerini kullanan entegre bir sistem geliştirmeyi amaçlamıştır. Çalışma, farklı morfolojik özelliklere sahip üç sığır ırkını (Holstein, Simental ve Montofon) kapsayarak, biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinin performansını değerlendirmiştir. Çalışmada veriler, üç farklı konumda yerleştirilmiş yüksek çözünürlüklü kameralar aracılığıyla toplanmıştır ve bunlar sırasıyla: sırt görüntüleri için üstten ve yüz tespiti için sağım ünitesine girerken ve yemlik alanından alınan görüntülerdir. Sistem, YOLOv8 mimarisini kullanarak gerçek zamanlı nesne tespiti ve segmentasyon gerçekleştirmiş, ardından bireysel kimlik doğrulama ve yemlik alanı takibi için yüz tespiti yapmıştır. Seçilen ırklar Simmental (n=9), Montafon (n=4) ve Holstein (n=5) baş olmak üzere toplam 18 süt sığırı üzerinde 2 günlük bir veri toplama süreci planlanmıştır. Çalışmanın özgün değeri, mevcut sistemlerin sınırlılıklarını aşarak üç temel yenilik sunmasından kaynaklanmaktadır. İlk olarak farklı sığır ırklarında biyometrik kimlik doğrulama, ikincisi yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi analizinin tek bir sistemde entegrasyonu ve son olarak da gerçek zamanlı video akışında çalışabilen pratik bir çözüm sunulmasıdır. Geliştirilen sistemin, süt sığırcılığında hassas hayvancılık uygulamalarının yaygınlaşmasına katkı sağlaması, hayvan refahının iyileştirilmesi ve çiftlik verimliliğinin artırılması konularında pratik çözümler sunmuştur. Yapılan bu çalışmada, süt sığırlarının sırt görüntülerinden bireysel kimlik tespiti için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. En düşük model olan YOLOv8n, 0.92 hassasiyet ve 0.95 F1 skoru ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8s ve YOLOv8m modeller 0.91 hassasiyet ve 0.94 F1 skoru ile benzer performans sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (≈1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrularken, veri seti dengesizliğinden kaynaklanan sınırlı sayıda sınıflar arası karışma tespit edilmiştir. Özellikle YOLOv8n modelinin, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı kimlik tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Süt sığırlarının yüz tespitine dayalı yemlik alanı takibi için geliştirilen YOLOv8 tabanlı derin öğrenme modellerinin (nano, small ve medium) performansları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Modeller arasındaki karşılaştırmalı analiz, mimari karmaşıklığın artmasının temel performans metrikleri üzerinde kayda değer bir iyileşme sağlamadığını ortaya koymuştur. YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri 0.99 hassasiyet ve 0.99 F1 skor benzerlikleri ile öne çıkarken, daha karmaşık mimariye sahip YOLOv8m modeli 0.91 hassasiyet ve 0.99 F1 skor performansı sergilemiştir. Normalize edilmiş karmaşıklık matrislerinde gözlemlenen yüksek diyagonal değerler (1.00), modellerin sınıflandırma başarısını doğrulamaktadır. Özellikle YOLOv8n ve YOLOv8s modelleri, karmaşık mimarilere kıyasla çok daha düşük hesaplama maliyeti sunması ve benzer tespit performansı göstermesi, gerçek zamanlı süt sığırı beslenme davranışı tespiti uygulamaları için optimum performans-maliyet dengesi açısından öne çıkmaktadır. Hassasiyet ve duyarlılık değerleri incelendiğinde en iyi model YOLOv8s olarak öne çıkmaktadır. Elde edilen bulgular, hayvancılık sektöründe yapay zekâ ve bilgisayarlı görme teknolojilerinin kullanımına yönelik yeni perspektifler sağlayacaktır.
Tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarına etkileri
Tekstil sektörü, dünyanın en eski ve en büyük endüstrilerinden biri olup, milyonlarca insanı istihdam eden ve küresel ekonomiye önemli katkılarda bulunan bir alandır. Bununla birlikte, tekstil üretim süreci yoğun fiziksel iş gücü, kimyasal maddelerle temas ve mekanik tehlikeler gibi pek çok riski barındırmaktadır. Bu durum, sektörde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) konusunu kritik bir öneme taşımaktadır. Çalışanların güvenliğinin sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi, yalnızca çalışan refahını artırmakla kalmaz, aynı zamanda üretkenlik, kalite ve iş gücü verimliliğini de olumlu yönde etkiler. İş kazaları, tekstil sektöründe ciddi bir problem olarak varlığını sürdürmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki tekstil işletmelerinde, güvenlik önlemlerinin yeterince benimsenmemesi ve İSG kültürünün zayıf olması, iş kazalarının sıklığını ve şiddetini artırmaktadır. Kazaların önlenmesinde, yalnızca teknik güvenlik tedbirleri değil, aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği kültürünün işletme genelinde güçlü bir şekilde yerleşmesi büyük bir rol oynamaktadır. İSG kültürü, çalışanların iş güvenliğine yönelik algılarını, davranışlarını ve bu konudaki farkındalıklarını şekillendiren bir kavramdır. Bu çalışmanın amacı, tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarına etkilerini incelemektir. İSG kültürünün yerleşik olduğu işletmelerde, çalışanların iş kazası yaşama olasılıklarının daha düşük olduğu varsayılmaktadır. Bu çerçevede, İSG kültürünün güçlü olduğu işletmelerde iş kazası oranlarının azalacağı, işçilerin güvenlik kurallarına daha fazla uyum göstereceği ve güvenli iş ortamının sağlanacağı hipotezi araştırılacaktır. Bu bağlamda, tekstil sektöründeki iş kazalarının nedenleri, İSG kültürünün iş yerlerinde nasıl geliştirildiği ve bu kültürün iş kazalarını azaltma üzerindeki etkisi ele alınacaktır. Çalışmanın kapsamı, tekstil sektöründe faaliyet gösteren çeşitli işletmelerde gerçekleştirilecek anket ve mülakatlar yoluyla veri toplamaya dayanmaktadır. Çalışmada, iş kazalarının önlenmesi açısından İSG kültürünün etkinliği değerlendirilecek ve bu kültürün nasıl güçlendirilebileceğine dair öneriler sunulacaktır. Ancak çalışmanın sınırlılıkları arasında, sektördeki farklı işletme büyüklüklerinin ve coğrafi bölgelerin İSG uygulamaları üzerindeki etkisi gibi faktörler bulunmaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması, tekstil sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iş kazalarının önlenmesindeki önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Güçlü bir İSG kültürünün, iş kazalarını azaltmadaki rolü ve bu kültürün geliştirilmesine yönelik stratejiler, çalışmanın temel odak noktalarını oluşturmaktadır.
Kampüs genelinde yer alan su kaynaklarının hidrojeokimyasal evrim süreçleri, yeraltı suyu kalitesi ve yeraltı suyunun insan sağlığı açısından kanserojen olmayan risk değerlendirmesi (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi-Zeve Yerleşkesi)
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) kampüsünü de kapsayan çalışma alanında, içme suyu örnekleri kampüs kaynaklarından; yeraltı ve sulama suyu örnekleri ise Karasu ve Morali Deresi Alt Havzalarındaki sondaj kuyularından temin edilmiştir. Çalışmanın amacı, bölgedeki yeraltı ve yüzey sularının hidrojeokimyasal özelliklerini ve kalite durumunu değerlendirmektir. Su örnekleri fiziko-kimyasal açıdan analiz edilerek WHO (2011) ve TSE-266 (2005) standartlarıyla karşılaştırılmıştır. Yeraltı suyu sıcaklıkları 3.70-14.60 °C, pH değerleri ise 6.96-8.96 aralığında ölçülmüş; yüzey sularının hafif alkali karakterde olduğu belirlenmiştir. Redoks potansiyeli değerleri, yeraltı sularının çoğunlukla indirgen koşullarda olduğunu ve As, Fe ve Mn gibi redoksa duyarlı elementlerin mobilitesini etkilediğini göstermiştir. Elektriksel iletkenlik ve TDS değerleri Morali Deresi Alt Havzası'nda daha yüksektir. Sular genel olarak orta sertlikte olup, Ca²⁺-Na⁺ baskın katyonlar ve HCO₃⁻-SO₄²⁻ baskın anyonlarla temsil edilmektedir. Piper diyagramı sonuçları, su kimyasının silikat ve karbonat çözünmesi, iyon değişimi ve buharlaşma süreçleriyle kontrol edildiğini ortaya koymuştur. Karasu Deresi'nde Ca-HCO₃, Morali Deresi'nde ise Ca-HCO₃-SO₄ tipi sular baskındır. EWQI analizleri, yeraltı sularının büyük çoğunluğunun içme suyu açısından "iyi" veya "mükemmel" kalitede olduğunu göstermiştir. Sulama suyu değerlendirmeleri, suların genel olarak sulamaya uygun olduğunu; ancak Morali Deresi sularında yüksek TDS ve buharlaşmaya bağlı sınırlamalar bulunduğunu ortaya koymuştur. Yeraltı sularında arsenik konsantrasyonları 0.011-0.122 mg/L arasında değişmiş ve tüm örnekler içme suyu standartlarını aşmıştır. Yüksek As seviyeleri düşük redoks potansiyelli, hafif alkali alüvyon ve eski akarsu-göl çökelleriyle ilişkilidir. Eh–pH diyagramları, yeraltı suyu örneklerinin tamamının As (V) türünün baskın olduğunu göstermiştir. Sağlık risk analizleri, arsenik kaynaklı risklerin özellikle çocuklarda daha yük-sek olduğunu ve kurak dönemde arttığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, çalışma alanındaki yeraltı suları yüksek arsenik içeriği ve baskın As (V) türü nedeniyle ciddi çevresel ve halk sağlığı riski taşımaktadır. Arsenik kirliliğinin izlenmesi ve etkili arıtım stratejile-rinin geliştirilmesi bölgesel su güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.
Schaefer popülasyon modelinin koşullu ulam kararlılığı
Popa ve Ark. (2018), belirli bir eşiğin altındaki bozulmalar için, kesin ve bozulmuş modellerin çözümleri arasındaki farkı bozulmanın büyüklüğüyle doğrusal olarak ölçekleyen bir tahmin elde ederek, lojistik denklem için koşullu Ulam kararlılığı tanımladılar. Klasik Ulam kararlılık tanımında, bozulma parametresi 𝜀 > 0 için düşük değerli bir koşul bulunmamaktadır. Aksine, koşullu Ulam kararlılıkta kesin ve bozulmuş modellerin çözümleri arasındaki fark, [0, ∞) aralığında belli bir eşik değerden küçük olacak şekilde tahmin edilebilmekte, yani bu aralığın tamamında 𝜀 > 0 için düşük değerli bir koşul bulunabilmektedir. Bu tez çalışmasında, sürdürülebilir bir balık hasadı yönetimi için oluşturulmuş olan Schaeffer modelinin koşullu Ulam kararlılığı analiz edilmiştir. Bu yolla, öngörülemeyen balık kayıplarının modelin dinamikleri üzerinde etkisi balık stoku ve balık kaybı için sınırlar belirlenmek suretiyle gösterilmiştir. Elde edilen sonuçlar, örnek ve simülasyonlarla desteklenmiştir.
Termal kamera görüntüleri ile nesne ve insan tespiti sistemi
Günümüzde bilgisayarlı görü ve derin öğrenme tabanlı nesne tespiti teknolojileri, özellikle güvenlik, arama-kurtarma ve savunma gibi kritik uygulama alanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak RGB görüntüler kullanan geleneksel sistemler, düşük ışık, sis, duman ve toz gibi zorlu çevresel koşullarda performanslarını büyük ölçüde kaybetmektedir. Bu bağlamda, termal görüntüleme sistemleri; çevresel ışık bağımlılığını ortadan kaldırarak düşük görüş koşullarında dahi nesne tespiti yapılmasına olanak tanımaktadır. Bu tez çalışmasında, termal kamera verileri kullanılarak insan ve uzuv (baş ve kol) tespiti yapılabilen, derin öğrenme temelli bir nesne tanıma sistemi geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında YOLOv10 mimarisinin farklı versiyonları (m, b, l) kullanılarak toplam dokuz model eğitilmiş, ayrıca öneri tabanlı bir yöntem olan Faster R-CNN mimarisi ile karşılaştırmalı analiz gerçekleştirilmiştir. Roboflow platformu üzerinde özel olarak oluşturulan, etiketlenmiş termal görüntü veri seti kullanılmış; görüntü işleme sürecinde çeşitli veri artırma ve ön işleme teknikleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, YOLOv10 mimarisinin özellikle hız ve doğruluk dengesi açısından oldukça başarılı olduğunu, optimize edilmiş model konfigürasyonlarıyla termal görüntü verisi üzerinde yüksek doğruluk oranları sağladığını göstermiştir. Ayrıca, önerilen sistemin gerçek zamanlı uygulamalar için uygunluğu ve uzuv seviyesinde tespit kapasitesi, bu çalışmanın özgün katkıları arasında yer almaktadır.