82
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İsmail Hakkı Tonguç`un Türk eğitim sistemi üzerine görüşleri
Köy enstitülerinin ülkemizin eğitim tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Bu eğitimanlayışının hayata geçmesinde Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün dünya görüşübelirleyici olmuştur. Eğer onlar başka görüşlere sahip olsaydılar, bugün bu konudanbahsedilemezdi. 1930'lu yıllarda ülke nüfusunun % 80'i köylerde yaşıyor tarım vehayvancılıkla geçiniyordu. Ayrıca yerleşim yerleri dağınıktı ve bu yerlerin çoğunun nüfusu400 kişiden azdı. Halkın büyük çoğunluğu ilköğretimden dahi yoksundu. Bununla birliktemevcut öğretmenler hem nitelik olarak, hem de sayıca yetersizdi. Ülkemizin üretimi tarımadayalıydı ve bu üretimi artıracak eğitimli insan yoktu.İsmail Hakkı Tonguç, fikir ve eylemleriyle kurduğu enstitülerde bu olumsuzkoşulların değişmesi için köyün şartlarına uyacak yeni tip öğretmenler yetiştiriyordu. Yenitip köy öğretmenleri zirai bilgilere sahip, genel bilgileri ile mesleki seviyeleri üstün ve heryönüyle köye yararlı insanlar olarak mezun oluyordu. Bu yetilere sahip öğretmenleri vebunların yanı sıra köye gerekli diğer iş unsurlarını yetiştirmeye hazırlanırken köyleringenel durumlarını, sağlık ve ekonomik şartlarını, içinde bulundukları doğanın koşullarını,halkını, meşgul oldukları işleri ve bu işleri yapmak için kullandıkları tekniği göz önündebulunduruluyorduBu bakımdan enstitülerinde özgürlüğe, yaratıcılığa olanak tanınmıştı. Yönetici,öğretmen ve öğrencilerin güler yüzlü bir sıkıdüzen içinde yan yana, el ele çalışmaları,birlikte eğlenip gülmeleri, eğitimimize yeni bir boyut, demokrat bir yaşama biçimigetirmişti. Öğrencilerin yetki ve sorumlulukları paylaştığı, etkin olarak yönetime katıldığı,eylem özgürlüğünün olduğu, büyük küçük demeden, eleştiri ve özeleştirinin de yeri olduğubir eğitim ortamı yaratılmıştı.Enstitülerinde verilen eğitim çağın koşullarına göre yapılandırılmış, ezberciliktenkurtulmuş, laik bir eğitimdi. Öğrencinin daha etkin olduğu, yaratıcılığını ortaya çıkardığı,tarım ve teknik derslerin yapıldığı, üretime yönelik iş eğitimi anlayışı getiriliyordu. Bueğitim anlayışıyla çocuklar geleceğin sosyal, siyasal ve ekonomik koşullarına hazırlıklıolarak yetiştiriliyordu. Bununla birlikte, öğrencilerin birer meslek sahibi olması; üretiminartması, bunun sonunda da halkın siyasal ve sosyal olarak toplumdaki etkin yerinialmasıydı. Yalnızca okuma yazma sorunu değildi.Anahtar Sözcük: İ. Hakkı Tonguç'un Eğitim Düşüncesi.
Erken aydınlanan birey Atatürk
I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı İmparatorluğu için kapanış tarihi olan 18 Ekim 1918,aslında Mondros Mütarekesi ile yeni bir cephenin açılışı olmuştur. Bu cephe Millû Kurtuluşmücadelesinin yapıldığı alan olmak yanında, hakikatte Mustafa Kemal gibi bir liderin dedoğumunu hazırlamıştır. 16 Mayıs 1919 ise, liderlik kariyerinin başlangıç tarihidir. O, moderndünyanın yetiştirdiği ?erken aydınlanmış birey? olarak, toplumu ve kendisini takip edenleriçin dönüştürücü bir lider olmayı, gönüllü olarak seçmiştir. Geleneksel toplumun yeniliğekarşı olan atalet halindeki zihin ve kültür temelini, modernitenin gerekleri doğrultusundaevirme yolunu seçmiştir. Bunun için, her biri birer radikal sosyal mühendislik çalışması olandevrimlerini gerçekleştirmiştir. Onun için, bireysel özgürlük çok önemlidir. Bunu sağlayanise, vicdan, akıl ve farklı kaynaklardan beslenen aklın ortaya çıkardığı fikirlerin özgürlüğünüsağlayan, düşünce özgürlüğüdür. Laik modern eğitim ile bunu kalıcı kılmak istemiştir.Kullandığı yöntemlerden ziyade, ulaşmak istediği bu sonuç ve ideal, onun büyüklüğünü tasviretmektedir.Anahtar sözcükler: Cemaat, ?erken aydınlanmış birey?, modernite, zihniyet, düşünceözgürlüğü, karizmatik lider, dönüştürücü lider, ?millû sır?, diktatör, demokrasi, Büyük MilletMeclisi, devrimler, Mondros Mütarekesi, Sultan Vahideddin, risk, laik eğitim, yaşam sitili.
Normandiya çıkarması D-Day 6 Haziran 1944
ÖZET6 Haziran 1944 yılında Amerikalı ve İngiliz askerler Operation Overlord'u hareketegeçirmek için tarihteki en muhteşem çıkarma harekatını sergilediler. Normandiya Harekatı,İkinci Dünya Savaşı'nın en kararlı batı savaşıydı. Avrupa'nın Müttefiklerce işgaliydi,Harekat 6 Haziran 1944 gece yarısından tam on beş dakika sonra başladı. Bu daima D-Dayolarak hatırlanacak günün ilk saatiydi. Bu anda özellikle Amerikan 101. ve 82. Havaİndirme Tümeni'nden seçilmiş kişiler Normandiya üzerine indi. Beş dakika sonra daİngiliz 6. Hava İndirme Tümeni bu noktanın elli mil uzağına uçaklardan atladılar.Müttefik Hava İndirme Tümenleri Normandiya savaş alanının sınırlarınıbelirlediler. Onların arasında ve Fransız sahili boyunca beş işgal sahili bulunmaktaydı:Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword. Günün ilk ışıklarından önce karanlıkta paraşütçülerNormandiya'nın çalılıkları ile mücadele ederlerken muhteşem donanma bu sahillereyaklaşmaya başladı. İki binden fazla asker, denizci ve sahil koruma görevlisi taşıyanyaklaşık beş bin gemi vardı. Sabah 6.30'ta işgalin ilk dalgasında asıl deniz ve havabombardımanı olmadan önce birkaç bin kişi su içerisinde güçlükle sahile doğru ilerliyordu.Bugün, biz anlıyoruz ki, 6 Haziran 1944'te ilk Müttefik askeri sahile ayak basmadan önceRuslar Almanların en iyi ordularını yenmiş, yaklaşık iki milyon kişiyi öldürerek batısavaşına kararlı bir yardımda bulunmuşlardır. Alman askerlerinin Kanal sahilinisavunmadaki kötü kalitesi hakkında bir çok şey yazıldı. Ancak, bu aynı kişiler her yerdeMüttefik'lerin D-Day amaçlarını elde etmesini engellemişler ve Amerikalıları Omahasahilinde yenilginin eşiğine getirmişlerdir.Bundan sonraki olaylar sadece askeri bir tarihten ibaret değildir. Bu insanlığın birolayıdır: Müttefik kuvvetlerin savaştıkları düşmanın ve D-Day'in kanlı karmaşası içindekendini bulan sivillerin olayıdır. Savaşın başladığı gün Hitler'in dünyayı kuşatan çılgın vedelice tavrını da sona erdirmiştir.XII
İkinci Dünya Savaşı Atlantik Deniz muharebelerinde denizaltının rolü
Almanya, ?kinci Dünya Savası süresice Suüstü Harbinden ziyade denizaltıyapımına ağırlık vermistir. Harp basladığında Almanya'nın elinde etkin durumda 57denizaltı vardı. Harbin ilk yılı içinde, Alman tersanelerinde 100 adet, ikinci yılında ise 200adet denizaltı insa edilmisti. 1943 yılı basında Almanların elindeki denizaltı sayısı 68 adedi?talyanlarda olmak üzere 485'in üzerindeydi.1939?45 yılları arasındaki 68 aylık mücadele sonunda, ?ngiliz, müttefik ve tarafsızolmak üzere batan 21 milyon ton tutarındaki 4786 gemiden 2775 tanesi denizaltılartarafından imha edilmisti. Denizaltıların sağladıkları bu hasılatta harbin aylık kayıportalaması 40 adetti.Ancak müttefik donanmasının teknolojik alandaki ivmeli çalısmaları Denizaltılarınsonunu hazırlamıstır. Radar ve sonarın bulunması Denizaltıların eskisi kadar sürpriz birsilah olarak kullanılamamasına sebebiyet vermistir. Bu da tezimizin önemli tespitlerindenolup, savas süresince 781'in üzerinde Alman, 85'in üzerinde ?talyan denizaltısı imhaedilmistir. Aylık ortalama 13 adettir.Bütün harp boyunca, Atlantik içinde ve bu okyanusu kateden rotalarda, ?ngilizkontrolü altındaki konvoylarda 75.000 ticaret gemisine refakat gayreti tahsis edilmis, bukonvoyların içinden 574 gemi denizaltı hücumları sonucunda batırılmıstır. Konvoygemilerinden her 131 tanesi varıs limanına salimen intikal ederken 1 tanesi denizaltıhücumları ile batırılmıstır.?kinci Dünya Savası süresince denizaltı kendini kanıtladı. Denizaltı gemisi savastansonra denizaltı silahı olarak kabul gördü. Stratejik bir silah oldu. Balistik füzelerin ortayaçıkmasından sonra ise dünyada aranan en önemli silah haline geldi.
Anadolu Ajansı (1920-1922)
Bu tez çalışmasında Kurtuluş Savaşı süreci içerisinde 6 Nisan 1920'de kurulan AnadoluAjansının 1920-1922 yılları arasındaki faaliyetlerine değinilmiştir. 1920-1922 yıllarıAnadolu'da cephelerde savaşların devam ettiği kritik bir süreçtir. Tez çalışmamızda amaç,radyonun televizyonun ya da diğer kitle iletişim araçlarının yaygın bir biçimde kullanılmadığıbu süreçte kurulan ve Türkiye tarihi içerisinde kendisine özel bir yer edinen, ilk ulusal haberajansı olan Anadolu Ajansının, Kurtuluş Savaşı'nın bu kritik dönemi içerisinde yürüttüğüfaaliyetleriyle, iç ve dış kamuoyunda üstelendiği rolün önemini ortaya koymaktır.Anadolu'da Milli Mücadelenin başladığı bu süreçte, İstanbul basınının bu mücadeleyekarşı iki farklı yaklaşım tarzından bahsedebiliriz. İçlerinde Akşam, Vakit, Tasvir-i Efkar, YeniGün gibi gazeteler, her türlü baskı, sansür ve sindirmeye karşı Anadolu'daki UlusalBağımsızlık Mücadelesinin yanında yer alırken, aralarında Peyam-ı Sabah, Alemdar gibigazetelerin bulunduğu grup ise başından beri Anadolu'daki Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi'nekarşı durmuş, ellerinden gelen tüm güçle Milli Mücadele'ye saldırmışlardır.Anadolu'da Milli Mücadele'den yana olan yerel basının yanında, Ulusal BağımsızlıkMücadelesini tek ve güçlü bir kanaldan hem tüm yurda, hem de dünyaya duyurmak amacıylaulusal bir haber ajansına ihtiyaç duyulmuştur. 6 Nisan 1920'de kurulan Anadolu Ajansıaracılığıyla halk, Milli Mücadele Hareketi lehinde aydınlatılıp, bilinçlendirilirken, aynızamanda tehdit ve tehlikelere karşı uyarılmış, Ulusal Bağımsızlık Savaşının tüm gelişmelerihalka en doğru şekliyle ulaştırılmaya çalışılmış, hem iç hem de dış kamuoyuna yürütülenmücadelenin sesi duyurulmuştur.Anadolu Ajansı, eldeki imkanlar çerçevesinde faaliyetlerini devam ettirmiş, ancaközellikle Ajans bültenlerinin dağıtımıyla ilgili başlayan bir dizi teknik sorunu aşmak amacıyla7 Haziran 1920'de Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesine dahil olmuştur. AnadoluAjansı faaliyetlerinin daha kurumsal bir biçimde yürütülebilmesi için 25 Aralık 1920'deDışişleri Bakanlığına, yine aynı değişiklikle iç basınla ilgili işlerde doğrudan İçişleriBakanlığına bağlanmıştır. Anadolu Ajansının yeniden düzenlenmesi 1 Mart 1925'te olur.Buna göre Ajans, Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğünden ayrılarak, devletin %49hissedarı olduğu bağımsız bir anonim ortaklık şekline dönüştürülmüştür.
"T.B.M.M. I. ve II. Dönem Edebiyatçı Milletvekilleri"
T.B.M.M. I. DÖNEM EDEBİYATÇI MİLLETVEKİLLERİ Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinin atıldığı en önemli gelişme şüphesiz I.TBMM'nin açılması ve Kurucu Meclis görevini üstlenmesidir. 16 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u resmen işgali, Meclis-i Mebusan'ın çalışmalarını doğrudan etkilemiş ve sonucunda meclisin dağılmasına yol açmıştır. Bu gelişmeler, I.TBMM'nin açılmasını hızlandırmıştır. Millî Mücadele döneminin bir parçası olan TBMM'nin açılışı kurulacak olan Yeni Türkiye Cumhuriyeti için ilk adım olmuş, ilke ve inkılapların karar ve uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Olağanüstü yetkilere sahip olan ve Kurucu Meclis niteliği taşıyan I.TBMM birçok fikir akımını ve farklı görüşlerdeki mebusları bünyesinde barındırmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde ilerleyen bu süreçte Meclis'in açılış sürecini değerlendirecek, genel özelliklerinden kısaca bahsedecek, aynı zamanda Atatürk'ün edebiyat ile ilişkisini "Atatürk ve şiir", "Atatürk ve hitabet" başlıkları ile inceleyeceğiz. Milli Mücadele döneminde tüm halk seferber olarak mücadeleye katılmış zafere giden yolda önemli rol oynamıştır. Dönemin aydınları farklı fikirleri savunmalarının yanı sıra güçlü kalemleri ile Milli Mücadeleye özellikle basın yayın organları aracılığıyla destek vermiş, Türk halkının sesi olmuşlardır. Milli Mücadele döneminde edebiyatçılar, Türk milletinin milli bilincini ve ruhunu ayakta tutmak için önemli bir rol oynamışlardır. Ayrıca Milli Mücadele Dönemi edebiyatçılarımız, bu amaca ulaşmak için şiir, roman, hikaye, tiyatro, deneme ve anı gibi farklı türlerde eserler yazmışlardır. Bu eserlerde, milli mücadelenin kahramanları, düşmanın zulümleri, halkın çektiği sıkıntılar ve milli mücadelenin zaferi gibi konular işlenmiştir. Milli Mücadele Dönemi edebiyatı, Türk edebiyatının en önemli dönemleri arasında yer almıştır. Dönemin edebiyatçı isimleri sadece edebiyat sahnesinde değil aynı zamanda I. TBMM'de de yer almış Cumhuriyet tarihimize de isimlerini yazdırmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda yer alan bu isimlerden kısaca bahsedecek meclis çalışmalarını değerlendireceğiz. Anahtar Kelimeler: I.TBMM, Milli Mücadele, Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Celal Nuri İleri, Yunus Nadi Abalıoğlu, A. Besim Atalay, Hasan Basri Çantay
Türk-Rus Savaşlarında Ahıska Kalesinin jeopolitik ve stratejik önemi
Rus baskıları ve zulümleri sonucu vatanlarını bırakarak göç etmek zorunda kalan Ahıskalı Türklerin trajik hikâyesi, siyasi, ekonomik ve kültürel faaliyetleri ve bölgenin jeopolitik önemi hakkında sözlü ve yazılı pek çok çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların bilgi ve kaynaklar bakımından yetersiz oluşu, bu konuda derinlemesine akademik bir çalışma yapmak gerektiği düşüncesini doğurmuştur. Bölgeyle ilgili, Rusya'nın Kafkasya'da uyguladığı yayılma politikası, Ahıska Türklerinin tarihi, zorunlu göçe maruz kalmaları, Ahıskalı Türklerden boşalan yerlere Ermenilerin yerleştirilmesi, Türkiye'nin doğusunda kurulmak istenen "Batı Ermenistan" veya "Türkiye Ermenistan'ı (Turetskaya Armenia)" devleti ve 1944 sürgünün altında yatan sebepler derinlemesine incelenmesi gereken belli başlı konulardır. Coğrafi konumundan dolayı Ermenistan, Gürcistan ve Rusya için her zaman önemini korumuş olan Ahıska Bölgesi, sınıra yakın olması sebebiyle Türkiye için de çok önemlidir. Ahıska Bölgesinde yaşayan Türkler sınırın diğer tarafında kalması hasebiyle her fırsatta anavatan olarak gördükleri Türkiye'ye bağlanmak istemişler ama başarılı olamamışlardır. Bu çalışmada IV. İvan döneminden başlayarak Osmanlı-Rus savaşlarında Ahıska Kalesi'nin jeopolitik ve stratejik önemi, Rusya'nın Kafkasya'daki siyasi faaliyetleri ve Ahıska Bölgesinden yapılan göçlerin sebepleri ele alınmıştır. Ayrıca Rusya'nın Kafkasya'da yaşayan Türk halklarını hâkimiyet altına almak için yaptığı askerî ve siyasi faaliyetler ve izlediği yol değerlendirilmiştir. Kısaca bu çalışmada 1944 yılında gerçekleşen Ahıska Sürgünüyle sonuçlanan Rusya'nın Kafkasya siyasetinin arka planına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Osmanlı-Rus Savaşları, Gürcistan, Ahıska
Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanları ve çalışmaları
Milli mücadele dönemi Türk tarihimizin en zor en sancılı dönemlerinden biri olmuştur. Ülkenin kurtarılması için topyekûn bir savaşın içinde bulunan milletimizin, tek derdi bu amansız çetrefil zamanın içinde ülkenin geleceğini tesis etmeye çalışmak olmuştur. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla başlayan milli mücadele dönemi Cumhuriyetin ilanıyla birlikte noktalanmıştır. Mustafa Kemal'in Samsun'dan başlayıp Ankara'ya kadar süren yolculuğun akabinde I.TBMM açılmış ve kurucu meclis görevini üstlenmiştir. Akabinde kurulan İcra Vekilleri Heyeti içerinde Maarif Vekaleti kurulmuştur. Yaklaşık 4 yıl süren milli mücadele döneminde eğitim namına bir şeyler yapmak çok kolay olmadı. Önceliğin yurdu düşman işgalinden kurtarmak olduğu dönemde Rıza Nur, Hamdullah Suphi, Mehmet Vehbi ve İsmail Safa Beyler bu görevi ifa etmeye çalıştılar. Hepsinin eğitime bakış açısı farklı olsa da ortak menfaat milletin bekası için en faydalı olanı yapmaya çalışmak olmuştur. Bu dönemin eğitime dair en öne çıkan gelişmeleri Maarif Kongresi ve Birinci Heyet-i İlmiye toplantısı olmuştur. Milli mücadele döneminden sonra Cumhuriyetin ilanından sonra eğitim çalışmalarına ara verilmeden devam edilmiştir. Cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra Tevhid-i Tedrisat kanununun yayımlanması eğitim çalışmalarına ara verilmeden süreceğini göstermiştir. Cumhuriyet döneminde de birbirinden önemli Maarif Vekilleri göreve gelmiştir. Bunların içerisinde en önemli vekiller Vasıf Çınar ve Mustafa Necati olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim adına yapılan inkılapların etkisi sadece o günde bırakmamış günümüze kadar etkisi devam etmektedir. Bu çalışmamızın gayesi Atatürk döneminde görev yapmış olan Milli Eğitim Bakanlarının ülkenin kuruluşunda görev yapan kişiler olarak memleketin temel yapı taşı olan eğitimi tesis ederken ne gibi düşünce ve fikir dünyası içinde olduklarını anlamaya çalışmak olmuştur. Bu fikirlerini ifade ederken çalışmalarına ve faaliyetlerine ne kadar yansıtabildiklerini anlamaya çalışacağız. Dönemin Milli Eğitim Bakanları aldıkları kararlarla da aslında bugünün eğitim anlayışını oluşturmuşlardır. Eğitime yaptıkları katkıları göz önüne koyarak bu çalışmadan istifade edecek olanların geçmişle bugünün kıyaslamasını yaparak eğitimimizin nereden nereye geldiğini görmeleri arzusundayız. Eğitim bir toplumun çekirdeğidir her şeyidir. Bir binayı ayakta tutan kolonlarıdır. Bu kolonlar temelden ne kadar sağlamsa ülkenin eğitimde, kültürde, sanatta, sporda, ekonomide o derece güçlü ve sağlam ilerlemektedir. Ülkemizin eğitimi umuyoruz ki günden güne daha da iyi seviyelere gelecektir. Temennimiz o ki biz de aydınlık geleceğe ve bizden sonraki nesillere iyi bir gelecek bırakırız. Anahtar Kelimeler: Maarif, Eğitim, Bakanlar, Milli Mücadele, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Cumhuriyet, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Esat Sagay, TBMM, Saffet Arıkan, Düşünce, Halk
Mütareke dönemi tarımın genel görünümü
Tarım, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren ekonominin en önemli geliri içinde yer almıştır. Toprakların genişlemesiyle, tarım giderek önem kazanmış hatta geçim kaynaklarının birçoğu ziraat üzerine kurulmuştur. Ancak dünyada değişen dengeler ve Avrupa'da gerçekleşen birtakım hadiseler sonucu farklı sanayi dalları ortaya çıkmış ve yeni iş kollarını da beraberinde getirmiştir. Büyük devletlerin çoğu sanayi üzerinden zenginleşirken Osmanlı Devleti ziraat alanında ilkel metotları bırakamamış ve çağın gerisinde kalmıştır. Devletin son zamanlarında yaşanan büyük savaşlar sonucunda kaybedilen toprak parçaları ülkenin ekonomisini sarsmış ve pek çok insan geçim kaynaklarını kaybetmiştir. Birinci Dünya Harbi esnasında tarımsal gıdaların teminini çok zor gerçekleştiren Osmanlı Devleti, savaş bitiminde hem gıda sorunu hem de ekonomik sıkıntılar ile baş başa kalmıştır. Ağır şartlar içeren Mondros Mütarekesi imzalanmış durumun iyiye gitmesini bekleyen halk bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştır. Mütareke Dönemi'nde tarım git gide azalmış başlayan işgaller ile köylü ve çiftçiler tarlalarını süremez hale gelmiştir. Halkın önemli bir kısmı açlık sıkıntısıyla karşılaşmış ve Kurtuluş mücadelesi vermeyi bu zor şartlar altında kabul etmişlerdir. Tarım alanında Ankara Hükümeti yetkilerini kullanmış Mütareke Dönemi'nde İstanbul Hükümeti'nin yapamadığını yaparak hem işgallere karşı direnmiş hem de halkı tarıma yönlendirerek ulusun kurtulması amacıyla ipleri eline almıştır. Anahtar Kelimeler: Mütareke Dönemi, Tarım, Birinci Dünya Harbi, Ekonomi, Ziraat.
Ulus ve Zafer gazetelerinde Kore Savaşı
BM, Kore Savaşı için 27 Haziran 1950'de üye devletlerden Kore Cumhuriyetine destekte bulunmalarını istemiştir. Türkiye ise 25 Temmuz'da Kore'ye 4500 asker göndereceğini duyurmuştur. Bu karar yazılı basınının kendi görüşü doğrultusunda çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Zafer gazetesinde iktidarın BM'ye karşı sorumluluk duyduğu, kararın BM'ye saygınlık kazandıracağı ayrıca Sovyet Rusya karşısında yalnız kalmamak ve NATO'nun caydırıcı etkisinin de alınan kararda etkili olduğuna değinilmiştir. Kore Savaşı'nın üçüncü dünya savaşının sebebi olabileceği fakat Sovyetlerin güçlü bir direnişle karşılaşmasıyla bu durumun gerçekleşmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca modern savaş tekniklerini öğrenen askerlerin ülkelerinde güvenliğin sağlanmasında etkili olacakları, Türkiye'yi Afrika ülkesi olarak bilenlerin bu yanlışlarından döndüğü ve ülkeyi artık güçlü gördükleri, hükûmetin kanunlara uygun hareket ettiği, Kore meselesinin mecliste konuşulduğu ve vekillerin alkışlarıyla onay verdikleri belirtilmiştir. Vatan görevinin ülke toprağından ibaret olmadığı 4500 askerin yokluğunun orduda bir eksiklik yaratmayacağı görüşü savunulmuştur. Kore meselesinde diğer bir bakış açısını sunan yayında Ulus gazetesidir. Gazete, üye devletlerin verecekleri desteği kendilerinin karar vermesinin barışı zorlaştırabileceği ayrıca ülke güvenliği düşünülmezse savunma noktasında yetersiz kalınabileceği, üyelerden bazıları destek konusunda özverili davranırken, bazılarının da çıkarlarını ön planda tuttuğunu, savaşın üçüncü dünya savaşının sebebi olabileceği, gerekirse de atom bombasının kullanılabileceğini belirtmiştir. Türkiye'nin BM'nin kararına destek vermesi, ülkenin tanıtımına hizmet edilmiş olması olumlu karşılanırken, güvenlik noktasında eksikliklerin göz ardı edilmesi, verilecek desteğin şekli ve miktarına meclise danışılmadan karar verilmesi, muhalefetin görüşünün sorulmaması, ülke tehdit altındayken asker desteğinde bulunulması, T.C. Anayasasına ve BM Antlaşmasına aykırı davranılması eleştirilmiştir. BM'ye destek olunması savunulmuş fakat yardımın şekli ve alınış tarzı kabul görmeyerek iktidarın "Meclissiz iş görme siyaseti" eleştirilmiştir.