Yıldız Technical University
Departman

Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yıldız Technical University

205

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran ve nükleer silahlanma politikası

Nükleer silahlar ilk kez 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın bitirilmesi için kullanılmış, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş ve halen devletlerin güvenlik politikalarında önemini korumaktadır. Öte yandan, bu silahlara sahip olmanın meşruiyeti de dünyada başlı başına bir tartışma konusudur. Nükleer yayılmanın gerek dikey ve gerekse yatay boyutlarıyla devam etmesi ve devlet-dışı aktörlerin de bu silahlara sahip olmaya çalışması, uluslararası barış ve istikrarın korunmasında bu tür silahların kontrolünü ve nükleer yayılmanın önlenmesi çabalarını önemli kılmaktadır.Bu bağlamda İran gibi stratejik öneme sahip orta ölçekli bölgesel güçlerin nükleer silahlanma çabasında olması kuşkusuz Ortadoğu'daki güç dengesini ve güvenlik denklemlerini alt üst edici bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. İran, nükleer güç olduğu takdirde Ortadoğu'daki gücünü ve nüfuzunu dramatik olarak arttırırken bölgede var olan nükleer silahlanma yarışına ivme kazandıracaktır. Diğer yandan bölgedeki [bu arada İran'ın] nükleerleşme çabaları askeri müdahaleyle önlendiği takdirde bölgede uzun yıllar sürecek istikrarsızlıklar ve insani trajediler ortaya çıkacak ve dünyadaki Müslüman [Doğu]-Hıristiyan [Batı] gerginliği tırmanacaktır.Türkiye ise İran'ın bu çabalarından en ciddi olarak etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. İran'ın nükleer güç olması Türkiye'yi askeri güvenlik bakımından yeni önlemler almaya yönelteceği gibi siyasal, ekonomik ve çevresel sorunlarla da yüzleştirecektir. Öte yandan ABD'nin [veya bir bölge ülkesinin] İran'ın nükleerleşme çabalarına yönelik olası bir müdahalesi de Türkiye için farklı düzlemlerde sorunlar doğurabilecek bir seçenek olacaktır.Anahtar Kelimeler: İran, Ortadoğu, Nükleer Silahlanma, Nükleer Yayılma, Nükleer Yayılmanın Önlenmesi, Nükleer Güçler, Soğuk Savaş, Nükleer Terörizm, Türkiye

Nükleer silahlarOrta DoğuOrta Doğu politikası+4
Evren İşbilen
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir siyasal program olarak yönetişimi anlamak

İlk kez 1989 yılında Dünya Bankası'nın Sahraaltı Afrika ile ilgili bir raporunda güncel anlamıyla zikredilen yönetişim, neoliberal dönemde artan bir hızla yaygınlaşmıştır. Terimin ilk elde uyandırdığı birlikte yönetim, çok aktörlülük ve katılımcılık gibi olumlu izlenimler, kavramın kabulünü de aynı süratle kolaylaştırmıştır. Kavramı ortaya atanlar ve kavramın savunucuları da, yönetişimin müzakere, diyalog ve uzlaşı temelinde yeni türden bir yönetsel biçimi ifade ettiğini savunmaktadırlar. Ancak, tanımlanmış aktörler ve öngörülen işleyiş mekanizmasıyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi temelinde bir yaklaşımı ifade eden yönetişimin bu iddiaları, ciddi bir biçimde irdelenmeye muhtaçtır. İşte, bu çalışmada, belli iddialar eşliğinde sunulan yönetişimin, bu iddialarının geçerliliği sorgulanarak, kavramın eleştirel bir gözle anlamaya çalışılması amaçlanmıştır.Yönetişimi anlamak için öncelikle yönetişim kavramının ortaya çıkış süreci ele alınmıştır. Bu amaçla dünya kapitalist sisteminin refah devleti dönemi ve neoliberal dönemine anahatlarıyla değinilmiştir. Ardından yönetişim kavramı; korporatizm, iktisadi alanla siyasal alanın ayrıştırılması, devlet ve demokrasi olmak üzere dört analiz aletiyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece, yönetişimi anlama noktasında deskriptif olmanın ötesinde var olan tartışma alanlarına katkı sunularak ya da yeni tartışma alanları açmaya çalışılarak özgün bir yaklaşım geliştirilmesi hedeflenmiştir.Çalışmamızda varılan sonuçlara göre yönetişim, dünya kapitalist sisteminden azade bir biçimde ele alınamaz. Bir başka deyişle yönetişim ile kapitalist sistem ve neoliberalizm arasında varoluşsal bir bağ bulunmaktadır. Yönetişim, sermaye birikimi sürecinin aksamadan sürdürülebilirliğinin sağlanması amacına uygun bir biçimde, belli türden mistifikasyonlar temelinde ortaya atılmış siyasal bir program adıdır.

Mehmet Nuri Durmaz
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de insan hakları rejiminin Avrupalılaşması: 1999- 2010

İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası örgütlerin sayısının hızla artması ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde bu örgütlerle devletler arasındaki etkileşimin yoğunlaşması ile birlikte uluslararası örgütlerin etkinliğinin arttığı görülmektedir. Aynı doğrultuda, Avrupa temelli örgütlerin bölge içindeki ve dışındaki ülkelerle daha kapsamlı bir işbirliği geliştirdiği dikkati çekmektedir. Bu süreç içerisinde Avrupa bütünleşme sürecinde yaşanan değişikliklerin klasik bütünleşme kuramları tarafından yeterince açıklanamaması sonucunda yeni bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duyulduğu ve böylelikle Avrupalılaşma kavramsallaştırılmasının son zamanlarda literatürde önemli yer edindiği gözlemlenmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmanın kavramsal çerçevesini Avrupalılaşma kavramı oluşturmaktadır. Türkiye?nin Avrupalılaşmasına ilişkin literatür, çoğunlukla bu kavramsallaştırmayı tek bir örgüte, Avrupa Birliği?ne, indirgeyerek açıklamaya çalışmaktadır. Bu çalışma ise Türkiye?nin insan hakları alanında Avrupalılaşmasını incelerken pan-Avrupa insan hakları rejimini bir bütün olarak ele almakta ve Türkiye?nin bu pan- Avrupa örgütleriyle etkileşimini araştırmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada Avrupa insan hakları rejimi içerisindeki örgütlerin Türkiye?nin insan hakları rejimini şekillendirmede normatif anlamda etkili olduğu ancak real politik bağlamında Avrupalılaşma etkisinin yeterince etkili olmadığı varsayımı ileri sürülmektedir.

Gökçe Yiğit
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batılı kaynaklarda El Kaide ve Londra bombalamaları

Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından dünyada bir ideolojik boşluk ortaya çıkmıştır. Bu süreçte özellikle ABD ve Batı'da El Kaide tarafından gerçekleştirilen eylemler çerçevesinde Siyasal İslam konusu yaygın olarak tartışılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte yapılan tartışmalarda bilgi eksikliği ya da önyargılardan kaynaklanan ciddi eksiklikler ve yanlışlıklar olduğu göze çarpmaktadır. Tez'de El Kaide'nin siyasal programı ve eylem stratejisi incelenmiştir. Bu bağlama tez İslam dinine ilişkin fikirlerin El Kaide tarafından nasıl manipule edildiğini ele almaktadır. Tezde 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD ve Batılı akademik ve düşünce kuruluşlarının terör, El Kaide ve Siyasal İslam kavramlarına bakışının yansıtılması da amaçlanmıştır. Tez'de Siyasal İslamın tarihçesi ve gelişimi ile El Kaide ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Zengin bir tarihe sahip Siyasal İslam modern bir siyasi akımdır. El Kaide ise Siyasal İslamın dışında, başlı başına radikal bir ideolojidir. Siyasal İslam ile El Kaide ve terörizm arasında bağ kurulması doğru değildir. ii Bu bir uluslararası ilişkiler tezidir. Konu incelenirken Batılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Dolayısıyla okuyucuya ABD ve Batı'da konuya nasıl yaklaşıldığı konusunda bilgi aktarılmaktadır. Tez'de El Kaide eylemlerinin özelliklerini daha iyi anlamak amacıyla 2005 Londra Bombalamaları örnek olay olarak incelenmektedir. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Siyasal İslamın Kökenleri, bu bağlamda Selefizm, Vahabizm ve Suudi Arabistan, Mevlana Mevdudi, Müslüman Kardeşler Örgütü-Hasan El Benna ve Seyyid Kutub, İkinci Bölümde Siyasal İslamın Temel Kavramları, bu bağlamda Ümmet kavramı ve İslamda Cihad Anlayışı, Üçüncü Bölümde El Kaide'nin Kuruluşu ve Özellikleri, Dördüncü Bölümde ise Londra Bombalamaları'nın arka planı, ortaya çıkışı, eylemcilerin kimlileri ve eylemin sonuçları ele alınmaktadır. Tez'in sonunda El Kaide'nin taşıdığı özellikler ile hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek, ancak uluslararası siyaset, ekonomi ve sosyo-kültürel alanlardaki dengesizlikler giderilmediği sürece varlığını hissettirecek ütopik bir ideoloji olduğu belirtilmektedir. Anahtar Kelimeler : 1. Köktendincilik 2. Siyasal İslam 3. El Kaide 4. Londra Bombalamaları 5. Cihad

Erdeniz Şen
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afganistan'da devlet inşası sürecinde savaş ağaları ile işbirliği

2001'de Afganistan'da başlatılan devlet inşa sürecinde gelinen aşamada birçok alanda bazı ilerlemeler gerçekleşmesine rağmen, Afgan devletinin meşruiyet ve otoritesinin tesisi ile güvenliğin tam olarak sağlanamaması temel sorun olarak devam etmektedir. Bu kapsamda tezin amacı, Afganistan devlet inşası sürecinde yerel aktörler olarak savaş ağaları ile yapılan işbirliğinin olumsuz etkilerini belirlemek; devletlerin başarısızlığı, savaş ağaları ve devlet inşasıyla ilgili kuramsal yaklaşımlara katkı yapmaktır.Bu tezin temel varsayımı şu şekilde tespit edilmiştir.?Afgan savaş ağaları ile yapılan işbirliği; kısa vadede devlet inşasının politik boyutunun kısmen gerçekleştirilmesi ve Afgan yönetiminin tesisine yardımcı olmuştur. Ancak bu işbirliği orta ve uzun vadede meşru ve ülkenin tamamına egemen bir yönetimin oluşturulmasını engellemekte, kalıcı bir güvenliğin ve otoritenin sağlanmasını sekteye uğratmaktadır.?Tez; teorik olarak başarısız devletler ve devlet inşası, Afganistan'da devletin çökmesi, 2001 sonrası devlet inşası ve devlet inşasında savaş ağalarının rolü olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.Savaş ağaları ile işbirliğinin Afgan devletinin meşruiyeti ile otorite ve güvenliğin sağlanmasına olumsuz etikleri; 2001-2011 dönemini ve Afganistan genelini kapsayacak şekilde incelenmiş; 2001 önceki döneme konunun tarihsel arka planını aydınlatmak için sınırlı bir şekilde başvurulmuştur. Tezin hazırlanmasında akademik kaynaklara ilaveten uzman uluslararası kuruluşların raporlarından istifade edilmiştir. Araştırma ve inceleme sonuçları, savaş ağalarıyla işbirliğinin meşruiyet, otorite ve güvenlik alanlarında önemli olumsuzluklara neden olduğunu göstermektedir. Bunlar;-2002 yılından itibaren genel asayişin bozulmasına katkı,-Olağanüstü ve Anayasal Büyük Meclis toplantıları, 2004 ve 2009 başkanlık seçimleri ile 2005 ve 2010 parlamento seçimlerine baskı, kuvvet kullanma ve hile yoluyla zarar verme,-Demokratik reformların uygulanmasına direnç gösterme,-Merkezi devletin meşruiyet ve otoritesi aleyhine kendi yerel beyliklerini devam ettirme,-Savaş ağaları arası çatışmaların devamı,-Silahsızlandırma, terhis etme ve topluma kazandırma programlarını engelleme,-Yasa dışı silahlı grupların dağıtılmasına direnç gösterme,- Afgan güvenlik kuvvetlerinin teşkilini engelleme,-Uyuşturucu ile mücadele ve yargı reformuna zarar verme şeklinde özetlenmektedir.Anahtar Sözcükler1.Başarısız devlet2.Devlet inşası3.Afganistan4.Savaş ağası5.Meşruiyet

AfganistanAfganistan SavaşıDevlet+4
Oktay Bingöl
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-İran ilişkilerinde dinin rolü

16. asrın başlarında ilk resmi Şii devlet kimliği ile ortaya çıkan Safevi devleti ile Osmanlı devleti arasında ki ilişkiler daima çatışmaya sahne olmuştur. 1923 Türkiye cumhuriyeti ve İran'da Pehlevi rejimi kurulduğunda ilişkiler tamamen iyileşmeye başlamış ve tüm problemler ortadan kalkmıştır. Bu dönem mezhep faktörü ikili ilişkilerde önemini kaybetmiştir. İran'da İslami devrimiyle beraber iki ülkenin siyasi sistem farkından oluşan güvensizlik ilişkileri tekrar olumsuz etkilemiştir. Türkiye'de iktidara yükselen muhafazakâr İslami partilerle 1996'dan günümüze ilişkiler daima yükselme eğilimi göstermiştir. Bu dönem ilişkiler dinin, Osmanlı döneminin tersine yakınlaştırıcı bir faktör olduğuna delalet etmektedir. Osmanlı dönemi ve İran İslam devrimi sonrası ikili ilişkilerde din ve bölgesel etkenler ilişkileri bölge dışı etkenlere göre daha fazla etkilemiştir. Pehlevi döneminde iki devletin dış politikası Batı ekseninde ve küresel denge politikası çerçevesinde şekillenmişse günümüzde Türkiye ve İran'ın dış politikaları bölgeye dönük denge politikası izleme stratejisi esasında görünmektedir. İki devletin ikili ilişkilerinde din faktörü daima dolaylı veya dolaysız şekilde etkili olmuştur.

DinDin politikasıTürk-İran ilişkileri+5
Mahmoud Safari
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'nın Güvenlik ve Savunma Politikasında Türkiye'nin yeri

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, uluslararası sistemde yaşanan değişime bağlı olarak ortaya çıkan yeni tehditler sebebiyle, güvenlik algı ve olgusuna uyum sağlayabilecek yeni bir güvenlik sistemi, Avrupa'da zorunlu hale gelmiştir. Avrupa Birliği (AB), bu mimaride başı çekerek, muhtelif sebeplerle kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir savunma mekanizması kurma yönünde girişimlerde bulunmuş; buna yönelik olarak da, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nı (AGSP) gündemine almıştır. Bu tez çalışması da, AGSP'nin oluşumuna kadar söz konusu olan tarihsel yapıyı inceleyerek, buna yönelik olarak AGSP'nin başarısını ve başarı potansiyelini ortaya koymaya çalışacak ve bu süreç ve potansiyelde, Türkiye'nin yerinin ne olduğunu/olması gerektiğini irdeleyecektir.Özellikle günümüz itibariyle söz konusu olan gelişmeler de, Türkiye'nin Avrupa güvenlik sistemindeki konumunda ve ulusal güvenlik politikalarında etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Türkiye de, AB bütünleşmesinin dışında kalmamak ve ulusal güvenliği açısından bir kayba uğramamak adına, AGSP ile kurumsal bağlar kurmak istemindedir. Çalışmamızda da bu anlamda, antlaşmalar/görüşmeler/müzakereler temel alınarak, Türkiye'nin AGSP'ye ilişkin çekincelerinin ve katkılarının neler olabileceği üzerinde anlatımlarda ve değerlendirmelerde bulunulacaktır.Anahtar Sözcükler1. Güvenlik kavramı2. Avrupa Birliği (AB)3. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP)4. NATO5. Türkiye

Avrupa Güvenlik ve Savunma PolitikalarıGüvenlikGüvenlik politikaları+2
Mehmet Kara
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de dini motifli terör

Terörizm, son yıllarda kazandığı ivmeyle, özellikle de 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de İkiz Kulelere yapılan saldırılar sonrasında, dünyanın en çok konuştuğu ve tartıştığı olayların başında gelmektedir.Radikal İslami hareketlerin ideolojik kökleri 18.ve 19. yüzyıllardaki ?İslami uyanış? hareketlerinde yatmaktadır. Bu hareket 20. yüzyılın ilk yarısında ?İslami kaynaklara dönüş? olarak adlandırılmaktadır. Hareketin önde gelen lider ve ideologları Ebul Ala El Mevdudi, Hasan El-Benna ve Seyyid Kutub'dur. Hareketin amacı İslam dünyasında siyasal ve entelektüel alanda köklü değişiklikler yapmaktır. Bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için Kuran'dan referans aldıkları bazı kavramları kullanmışlardır. Bu arada dini metinlerin ulema ve dini liderler tarafından yanlış kullanılması ve siyasal amaçlar için dini metinlerin yanlış yorumlanması terörist faaliyetlerde etkili olmuştur. Bu nedenle bazı dini metinlerin modern dünyadaki sosyal değişimlerden dolayı modern şartlara uygun olarak yeniden yorumlanması gerekmektedir. Çünkü din ile terör arasında ilişki kurulmasına karşılık din özellikle de İslamiyet terörün kaynağı değildir. Terörün temel sebebi toplumdaki siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlardır.Bu çalışmanın amacı dini motifli terörü besleyen temel nedenleri ortaya koymak ve bu nedenlerin terör örgütleri tarafından nasıl suiistimal edildiğini tespit etmektir. Çalışma yapılırken militanların düşünce yapısını net olarak görebilmek için büyük oranda dini grupların ve cihatçı ideologların yayınlarından istifade edilmiştir.Bu çalışmada özetle şu sonuçlara varıldı: Dünyadaki gerginlikler iyi analiz edilmeli ve adil çözümler üretilmelidir. Toplumlarda uzlaşmaya kapalı gruplar kamuoyu gündeminden düşürülmelidir. Samimi dindarlarla, dini terör unsuru bir araç olarak kullananlar ayrı tutulmalıdır.Selefi-Vahabi ideoloji çerçevesinde, İslam'ın katı bir yorumu üzerine inşa edilmiş El Kaide ve Hizbullah Terör Örgütleri'ni anlatmaya çalıştık. Bir sonraki bölümde ise dini motifli bir terör örgütü olarak El Kaide incelenmiştir.Tezin ilk bölümünde, terör ve terörizm kavramları tanımlanarak, devlet terörizmi, devlet destekli terörizm ve uluslararası terörizm hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Bir sonraki bölümde ise dini motifli terörizm kapsamında İslam, İslamcılık ve fundamentalizm kavramları açıklanmış, El-Kaide üyeleri tarafından benimsenen Selefi-Vahhabi ideoloji analiz edilerek, bu ideolojinin gelişimine katkıda bulunan ideologların görüşlerine değinilmiştir.Hedefini gerçekleştirme yolunda Kuran referanslı olan cihat, hüküm, halife, hizb, mülk, küfür, şura, itaat, şeriat, tevhit, ümmet, daru'l Islam, daru'l harb gibi kavramları kullanmaktadırlar.

DinDini motiflerDini çatışmalar+7
Osman Tunahan Berk
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Malta-Avrupa Birliği ilişkileri

Malta, İngiltere'den 1964 yılında ayrılarak bağımsızlığını kazanmıştır. Bağımsız olmasıyla beraber ekonomik olarak İngiltere'ye olan bağımlılığından vazgeçmek zorunda kalmış ve Ekonomisini toparlamak için herhangi bir ittifaka üye olmasının zorunlu olduğunu farketmiştir. 1970 yılında Malta ile AET arasındaki ilişkilerde Ortaklık Antlaşması ile başlamıştır. 40 yıl boyunca süren ilişkiler sonunda 2004 yılında da Malta, AB üyesi olmuştur. Malta'nın tam 40 yıl üye olmayı beklemesinin arkasındaki en önemli neden Malta'nın sahip olduğu iki partili sistemdir. Muhafazakar Parti, AB yanlısı politikalar takip etmiş ve iktidara geldiği yıllarda AB üyelik başvurularını aktif etmeye çalışmıştır. İşçi Partisi AB karşıtı politikalar takip etmiştir. İşçi Partisi, Muhafazakar Partiden sonra iktidarı her devralmasında üyelik başvurularını askıya almıştır. Malta, AB'ye üyelik başvurularında çeşitli sorunlarla karşılaşmıştır. Malta'nın AB üyeliği deneyimi diğer AB üyesi ülkelere benzememektedir. Malta'nın AB üyeliği başvurularında Malta Avrupalı ve Akdenizli kimliğini bir avantaj olarak kullanmıştır. Malta'nın AB'den birçok ayrıcalık kazanması da bu özelliği sayesinde olmuştur.

Avrupa BirliğiMaltaUluslararası ilişkiler+1
Özlem Zerrin Keyvan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası sistemin yapısı ve işleyişine kendi bilinci ve öteki algılaması üzerinden farklı bir yaklaşım

Uluslararası sistemin yapısını ve işleyişini belirleyen temel unsur öteki algılamasıdır. Öteki algılamasını ve ötekiye karşı yaklaşımı şekillendiren ise kendi bilincidir. Ötekinin karşısında yer alan ve onunla devamlı çatışma hâlinde olan kendi bilinci, zihniyet (zihnin işleyişine yön veren unsurlar) tarafından oluşturulur ki, bu zihniyet sadece aklî (pozitif) bilgiye değil, aynı zamanda tecrübeye (gelenek) ve inanca da dayanır. Kendi bilinci, öteki algılamasını inşa ederken kendi niteliklerini de büyük ölçüde ötekiye göre yapılandırmaktadır.Uluslararası sistemdeki kendi-öteki çatışmasının karşılığı Batı-Doğu çatışmasıdır. Batı zaten aynı isimle bir medeniyeti ifade ederken onun ötekisi olan Doğu bu hâliyle bir kendi bilincine karşılık gelmez. Doğu'dan kasıt, bir kendi bilinci oluşturmasından beri İnanç'tır. Bizim çalışmamız temelde Batı'nın öteki algılaması üzerine olduğu için, bu çalışmanın perspektifine göre kendi Batı ve öteki İnanç'tır. Uluslararası sistemin işleyişi kendi-öteki çatışması esasında devam ederken, Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve Batı üst birimi içerisindeki iki diğerinin rekabet ettiği dönemde öteki değişmediği hâlde, diğerinin öteki olarak sunulması sebebiyle rayından sapmıştır. Bu rekabetin sona ermesi ile birlikte, sistem tekrar rayına oturmuş ve Batı üst biriminin temsilcisi ABD kendi, henüz temsil kabiliyetinden yoksun olsa da İnanç öteki olmak üzere, kendi-öteki çatışması yeniden beliginleşmiştir.Genel hatları bu şekilde çizilebilecek tezimizin ispatına yönelik çalışmamızın birinci bölümünde evvelâ bir kavramsal çerçeve dâhilinde ?kendi-diğeri-öteki? kavramsallaştırması izah edilmektedir. Daha sonra, Batı perspektifinden bakıldığı için kendi olan Batı üst birimin bileşenleri ve ardından genel hatlarıyla ve kırılma noktalarından hareketle kendi-öteki çatışmasının (uluslararası sistemin) tarihî seyri anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise, ilk olarak Soğuk Savaş döneminin kendi-diğeri (birbirlerine göre diğeri-diğeri) rekabetine dayalı bir sistemden sapma olduğunu ileri sürdüğümüz yaklaşım ortaya koyulmakta ve son olarak da bu sapmanın akabinde sistemin nasıl tekrar kendi-öteki çatıması temelindeki rayına girdiği açıklanmaktadır.

KendilikUluslararası sistemZihniyet+1
Muhammet Savaş Kafkasyalı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00