Yozgat Bozok University
Anabilim Dalı

Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Yozgat Bozok University

103

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Üriner inkontinansı olan kadınlarda sağlığı geliştirme modeline dayalı eğitim ve danışmanlık programının benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisi

Araştırma bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında ve üriner inkontinansı olan kadınlarda 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test paralel desende randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan, menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında; ikinci aşaması üriner inkontinansı olan kadınlarda Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasına Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş 1042 kadın dahil edilmiştir. Birinci aşamada veriler; 18 Ocak 2021-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, 'Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Soru Formu', 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu' ve 'İnkontinans Şiddet İndeksi' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasına birinci aşamada örneklem seçim kriterlerini sağladığı belirlenen 46 kadın ile devam edilmiştir. Ön-test tamamlandıktan sonra 46 kadın tabakalı blok randomizasyon ile üriner inkontinans şiddetine (hafif, orta) göre tabakalanarak müdahale ve kontrol gruplarına (M:23, K:23) atanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler; 24 Eylül 2021-13 Ocak 2022 tarihleri arasında, 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu', 'İnkontinans Şiddet İndeksi', 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Bilgi Formu', 'Benlik Saygısı Alt Ölçeği', 'Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu', 'İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Öz-Etkililik/Yeterlik Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre hazırlanan 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Eğitim ve Danışmanlık Programı' uygulanmıştır. Müdahale grubuna üç aylık süreç boyunca eğitim programından bir, iki ve üç ay sonra 3 ev ziyareti ve eğitim programından, birinci ve ikinci ev ziyaretinden 15 gün sonra olmak üzere 3 kez telefon görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamış; müdahale grubu ile eş zamanlı olarak veri toplama formları uygulanmıştır. Araştırmanın her iki aşamasında da formlar ve ölçekleri kadınlar kendileri doldurmuş ve bu sürede kadınlara rehberlik edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk Testi, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tekrarlı Ölçümler Anova Testi, Ki-kare Bağımsızlık Testi, Fisher'in Kesin Testi, Cochran-Q Testi, Mann-Whitney U Testi, McNemar Testi, Friedman Testi ve Marjinal Homojenlik Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında kadınların %32,9'unda üriner inkontinans belirlenmiş ve yaşın, üriner sistem enfeksiyonunun tekrarlaması üriner inkontinans riskini artırırken; eğitim düzeyinin artmasının inkontinans riskini azalttığı bulunmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında; müdahale grubundaki kadınların eğitimden bir ay ve üç ay sonra üriner inkontinans sıklık, miktar ve şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu; eğitimden bir ay ve üç ay sonra müdahale grubundaki kadınların cinsel doyumu ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre verilen eğitim ve danışmanlık programı kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, miktarı, şiddeti, cinsel doyum ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Bu doğrultuda, üriner inkontinans açısından riskli kadınlarda sorun ortaya çıkmadan risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, sorun yaşayan kadınlarda ise sorunun erken dönemde belirlenerek davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, önlenme ve risklerin azaltılmasına yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Benlik saygısıCinsel doyumHasta eğitimi+4
Esra Bükecik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerine perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı çevrimiçi verilen iletişim eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, ihtiyaç analizi sonucunda geliştirilen perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracının unsurlarını içeren ve hemşirelik öğrencilerine çevrimiçi verilen iletişim eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla karma desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın randomize kontrollü bölümünün örneklemini, 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı güz döneminde Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi dördüncü sınıfta öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 80 son sınıf hemşirelik öğrencisi (müdahale grubu n=40, kontrol grubu n=40) oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan öğrencilere perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracının unsurlarını içeren, çevrimiçi ve toplam iki oturumdan oluşan iki saatlik bir eğitim verilmiştir. Kontrol grubu öğrencilerine herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın nitel boyutunun örneklemi müdahale grubunda yer alan toplam 24 öğrenci oluşturmuştur. Her grupta altı öğrenci olacak şekilde toplam dört odak grup görüşmesi yapılmıştır. Araştırma verileri; Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri ile İlgili Veri Toplama Formu, Sağlık Profesyonelleri Arasında Etkili İletişim Kurma Becerisi Değerlendirme Formu, Sağlık Profesyonelleri Arasında Etkili İletişim Kurma Becerisi Öz Değerlendirme Formu ve Yarı Yapılandırılmış Odak Grup Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Niceliksel verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, T-testi ve Kendall Tau-b korelasyon analizi kullanılmıştır. Niteliksel verilerin değerlendirilmesinde tematik içerik analizi kullanılmıştır. Müdahale grubunda yer alan öğrencilerin eğitim sonunda etkili iletişim kurma becerisi (p<0,001) ve etkili iletişim kurma becerisi öz değerlendirme (p<0,001) puan ortalamalarında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin eğitim programına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan odak grup görüşmelerinde ortaya çıkan kodlar; öğretici olması, etkili ve etkisiz iletişim örnekleri görme fırsatı tanıması, farkındalık kazandırması, gözlem yoluyla kendini değerlendirme fırsatı sunması, yaşayarak öğrenme deneyimi sunması, anlaşılır olması, akılda kalıcı olması, program içeriğinin pekiştirici olması ve özgüven artışı vb. şeklindedir. Bu araştırmada perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracı unsurlarını içeren iletişim eğitim programının, öğrencilere etkili iletişim becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğu belirlenmiştir. Perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye yönelik hemşirelik öğrencilerine verilecek eğitim programlarına LISTEN②ME iletişim aracı unsurlarının entegre edilmesi önerilmektedir.

Hasta güvenliğiHemşirelerHemşirelik+6
Sevda Yıldırım Hamurcu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

İnfertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısı ölçeği'nin geliştirilmesi

Araştırma; infertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısının belirlenmesine yönelik bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması, iki aşamada yürütülmüştür. Birinci aşamada; nitel araştırma yöntemi ile gözlem ve derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak ölçek madde havuzu oluşturulmuştur. Nitel veriler; Aralık- Haziran 2020 tarihleri arasında, "Yarı Yapılandırılmış Gözlem Formu" ve "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlar İçin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi ve Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. İkinci aşamada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin" geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Nicel veriler, Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve araştırma kapsamında geliştirilen "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği" ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. Ön uygulama için ölçek formu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Ünitesi'nde tedavi görmekte olan 30 gönüllü kadına uygulanmıştır. Ön uygulama sonrası son şekli verilen ölçek ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde tedavi görmekte olan 150 kadından veri toplanmış ve bu verilere açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu oluşan ölçek ile 150 kadından tekrar veri toplanmış ve ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 37 maddeli ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçeğin güvenirlik kanıtını artırmak üzere 70 kişilik yeni bir çalışma grubuna 3 hafta arayla ölçek iki kez uygulanmıştır. Faktör analizi sonrası maddelerin faktör yüklerinin 0,30 ile 0,87 arasında olduğu ve ölçeğin toplam varyansın %45,188'ini açıklayan özdeğeri 1,00'in üzerinde olan tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi bulgularına göre; ölçeğin tek faktörlü yapısının geçerli ve model-veri uyumunun yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin madde toplam puan korelasyonlarının 0,339 ile 0,809 arasında değiştiği, ölçeğin toplam Cronbach's alfa katsayısının 0,949 olduğu ve bu değerlerin iç tutarlılık için yüksek güvenirlikte olduğu bulunmuştur. Test-tekrar test sonuçlarına göre; İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin zamana karşı değişmediği görülmüştür. Sonuç olarak; ölçeğin, infertilite tanısı alan kadınların mahremiyet algısının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, kadın, mahremiyet, ölçek, geçerlilik, güvenilirlik

AlgıGüvenilirlik ve geçerlilikKadınlar+4
İlknur Atasever
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jinekolojik kanser hastaları ve bakım verenlerinde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umuda etkisinin aktör partner karşılıklı bağımlılık modeli ile incelenmesi

Bu araştırma, jinekolojik kanser hastaları ve bakım verenlerinde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umuda etkisinin Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APKBM) ile incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte gerçekleştirilen araştırma iki üniversite hastanesinin jinekolojik onkoloji kliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 107 jinekolojik kanser hastası ve bakım vereni dahil edilmiştir. Araştırma verileri Jinekolojik Kanser Hastası ve Bakım Veren-Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Connor-Davıdson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Spearman korelasyon analizi ve APKBM kullanılmıştır. Araştırmaya katılan jinekolojik kanser hastalarının yaş ortalaması 57,98 ± 11,43 yıl, bakım verenlerin yaş ortalaması ise 40,83±14,53 'dir. Araştırmaya katılan jinekolojik kanser hastalarının %52,3'ü over kanseri ve %63,6 'sı III. evredir. Araştırmada bakım verenlerin %56,1 'i hastanın kız kardeşidir. Araştırma sonuçlarına göre; jinekolojik kanser hastası ve bakım verenlerinin sırasıyla Spiritüel İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalamasının 126,46 ± 18,77 ve 120,94 ± 21,64; Connor Davıdson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puan ortalamasının 75,51 ± 20,78 ve 75,07±17,07; Sürekli Umut Ölçeği toplam puan ortalamasının 49,81±7,82 ve 50,82±9,48 olduğu saptanmıştır. Araştırmada jinekolojik kanser hastalarının maneviyatının psikolojik sağlamlık ile pozitif yönlü, yüksek düzeyde (r= 0,706; p=0,001) ve umut ile pozitif yönlü, orta düzeyde ilişkisi (r= 0,656; p=0,001) olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin maneviyatının ise psikolojik sağlamlık ile pozitif yönlü, yüksek düzeyde ilişkisi olduğu (r= 0,715; p=0,001) ve umut ile pozitif yönlü, orta düzeyde ilişkisi olduğu saptanmıştır (r= 0,675; p=0,001). APKBM'e göre jinekolojik kanser hastalarında maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umut üzerindeki aktör etkilerinin olduğu (sırasıyla; B=0,918 p<0,001; B=0,350 p<0,001 ) ancak partner etkilerinin olmadığı (sırasıyla; B=0,118 p<0,052; B=-0,012 p=0,810); benzer şekilde bakım verenlerde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umut üzerindeki aktör etkilerinin olduğu (sırasıyla; B=0,435 p<0,001; B=0,246 p<0,001 ) ancak partner etkilerinin olmadığı (sırasıyla; B=-0,150 p<0,052; B=0,073 p=0,157) ortaya çıkarılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda maneviyatın hem hasta hem de bakım verenler için umudu ve psikolojik sağlamlığı arttıran önemli bir kaynak olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanser hastalarına bakım veren hemşirelerin hasta ve bakım verenlerinin maneviyat, umut ve psikolojik sağlamlık düzeylerini değerlendirmesi ve bakıma maneviyat temelli müdahaleleri dahil etmeleri önerilmektedir.

Bakım verenlerBakım verme yüküJinekoloji+6
Tülay Yıldız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi

Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla parelel desenli randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Polikliniği'nde 22.06.2018-02.01.2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini girişim grubunda 44, kontrol grubunda 44 olmak üzere toplam 88 kişi oluşturmuştur. Araştırmada vaka kayıpları olduğu için girişim grubunda 34, kontrol grubunda 35 kişi olmak üzere toplam 69 kişi ile araştırma tamamlanmıştır. Girişim grubunda yer alan kadınlar 8 hafta boyunca otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması yapmış, kontrol grubundaki kadınlar ise hastanede yürütülen poliklinik bakımını almıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Özellikler Formu, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Vazomotor Semptom ve Uygulama Takip Günlüğü kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları kadınlara ilk görüşme sırasında, kadınlar araştırmaya dahil edildikten sonraki 4. ve 8. haftalarda uygulanmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Gruplar arası farkın belirlenmesinde bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İki bağımsız kategorik değişken arasındaki ilişki ki kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımlı gruplar arasındaki değişkenler tekrarlı ölçümlerde anova testi ve karma desenli anova testi ile karşılaştırılmıştır. Araştırmada girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında vazomotor semptom sıklık, süre ve şiddetinin azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında menopoza özgü yaşam kalitesinin vazomotor, psikososyal ve fiziksel alanlarında yaşam kalitesinin arttığı (p<0,05), cinsel alanda ise yaşam kalitesinin değişmediği bulunmuştur (p>0,05). Araştırmada otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptomların sıklık, süre ve şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesinin vazomotor, fiziksel ve psikososyal alanlarında iyileşme sağladığı belirlenmiştir. Postmenopozal dönemdeki kadınlara otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması vazomotor semptomların kontrolü ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Otojenik gevşeme egzersizi, vazomotor semptom kontrolü, postmenopozal dönem, yaşam kalitesi, hemşirelik

Belirti ve semptomlarEgzersizGevşeme tedavisi+7
Aylin Güneş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınların serviks kanseri taramasına ilişkin tutumları ile kanser bilgi yükü ve kanser kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Tanımlayıcı tipte tasarlanan bu araştırma kadınların serviks kanseri taramasına ilişkin tutumları ile kanser bilgi yükü ve kanser kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma Kasım 2022 – Mayıs 2023 tarihleri arasında Kayseri Şehir Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Poliklinikleri 'ne başvuran 340 kadınla yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu", "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği", "Kanser Bilgi Yükü Ölçeği", ve "Kanser Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, spearman korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyutları toplam puan ortalamaları incelendiğinde; duyarlılık için 2,47 ±2.39, önemseme için 22,68 ± 6,00, pap smear yarar ve motivasyon için 32,18 ±5,85, sağlık motivasyonu için 9,50 ± 2,65, pap smear engeller alt ölçeği için 35,79 ±10,08'dir. Kadınların kanser bilgi yükü ölçeği toplam puan ortalaması 18,66 ±4,10, kanser kaygı ölçeği puan ortalaması 15,83±5,02'dir. Araştırmada kadınların bazı tanıtıcı özelliklerine göre Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyutlarından aldıkları toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında; eğitim düzeyi (p=0.001) ve rahim ağzı kanseri ve taraması hakkında eğitim alma durumuna (p=0.040) göre pap smear yarar ve motivasyon alt boyutu; eğitim düzeyi (p=0.001), pap smear yaptırma (p=0.001) ve rahim ağzı kanseri ve taraması hakkında eğitim alma durumuna (p=0.001) göre pap smear engeller alt boyutu puan ortalamaları arasında fark olduğu belirlendi. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeğinin alt boyutlarına göre; Kanser Kaygı Ölçeği 'nin pap smear engeller boyutu hariç diğer alt boyutlar üzerinde anlamlı etkisi (p<0.05); Kanser Bilgi Yükü Ölçeği'nin ise sadece pap smear engeller boyutunda anlamlı etkisi vardı (p<0.05). Kanser kaygı düzeyindeki bir birimlik artışın; duyarlılık düzeyinde 0.158, önemseme düzeyinde 0.449, pap smear yarar ve motivasyon düzeyinde 0.159, sağlık motivasyonu düzeyinde 0.059 kat artışa yol açtığı saptandı. Kanser bilgi yükü düzeyindeki bir birimlik artışın pap smear engeller düzeyinde 1.140 kat artışa yol açtığı belirlendi. Kaygı düzeyi arttıkça tarama yaptırma düzeyinin arttığı tespit edildi. Kanser bilgi yükü arttıkça engel boyutu artmakta dolayısıyla tarama düzeyinin ise azaldığı belirlendi. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda, hemşirelerin kadınların serviks kanseri farkındalığını ve pap smear testi yaptırma davranışlarını arttıracak müdahaleler planlarken kanser kaygısını ve kanser bilgi yükünü dikkate alması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler; Pap smear, Serviks Kanseri, Kanser bilgi yükü, Kanser kaygısı, Hemşirelik, Kanser Taraması

AnksiyeteBilgi düzeyiKadınlar+6
Nurşen Özkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konfor, ağrı, süt miktarı ve emzirme başarısına etkisi

Amaç: Araştırma sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konfor, ağrı, süt miktarı ve emzirme başarısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tek kör randomize son test kontrol gruplu çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, müdahale ve kontrol gruplarının her birinde 39 kadın olmak üzere toplam 78 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Kasım 2023-Mart 2024 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde toplanmıştır. Müdahale grubundaki anneler sezaryan sonrası serviste, elektrikli battaniye ile ısıtılmış yatağa alınmıştır. Veriler 4., 12. ve 24. saatlerde Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ), Visüel Analog Skala (VAS), Yetersiz Süt Algısı Ölçeği, Bristol Emzirme Değerlendirme Aracı (BEDA), Fizyolojik Parametreler İzlem Formu ve Bağırsak Hareketleri İzlem Formu ile toplanmıştır. 10. Gün Bebeğin Aldığı Anne Sütü Miktarını Değerlendirmek İçin Bir Araç (İMDAT) formu doldurulmuştur. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, parametrik testler, non-parametrik testler, t testi, Mann Whitney U analizi, varyans analizi, normal dağılmayan ölçümlerde Friedman analzi kullanılmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol gruplarında, 12. saatte DSKÖ puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). 4., 12. ve 24. saatlerde müdahale ve kontrol grubunda, annelerin VAS ağrı puan ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. 4., 12., ve 24. saatlerde müdahale ve kontrol grupları arasındaki BEDA puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). 10. gün müdahale grubunun İMDAT puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. 4. saatte müdahale ve kontrol grubunun ateş ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Müdahale grubunda bağırsak hareketleri duyulma zamanı ve gaz çıkarma zamanının daha kısa olduğu saptanmıştır. Yetersiz süt algısı ölçeği puan ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuçlar: Sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konforu etkilemediği, ağrıyı azalttığı, süt miktarını artırdığı ve emzirme başarısını artırdığı, buna bağlı olarak ilk 24 saatteki yenidoğan kilo kaybını azalttığı, bağırsak sesi duyulma zamanı ve rektal gaz çıkarma süresini kısalttığı saptanmıştır. Fizyolojik parametrelerde Sistolik Basınç (SB), Diyastolik Basınç (DB) ve nabız üzerine etkisinin olmadığı, oksijen satürasyonunu müdahale grubunda 12. ve 24. saatlerde artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sezaryen, elektrikli battaniye, konfor, ağrı, hemşirelik, emzirme

Tuba Çıtak
Ordu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının doğum korkusuna, doğumda öz-yeterliliğe ve doğum şekline etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının doğum korkusuna, doğumda öz-yeterliliğe ve doğum şekline etkisini değerlendirmek amacıyla iki gruplu paralel randomize kontrollü çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Nevşehir Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde Ağustos 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında, araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan 73 primipar gebe (müdahale:37, kontrol:36) ile yürütülmüştür. Örnekleme alınan primipar gebeler tabakalı blok randomizasyon yöntemine göre müdahale ve kontrol grubuna atanmıştır. Müdahale grubunda yer alan 37 gebeye haftada bir kez olmak üzere toplam dört oturumda bireysel olarak "Doğum Korkusuna Yönelik Motivasyonel Görüşme Yöntemine Dayalı Eğitim Programı" uygulanmış, kontrol grubundaki 36 gebeye ise rutin hastane uygulamalarının dışında herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgiler Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A ve B Versiyonu, Doğum Eyleminde Öz-yeterlilik Ölçeği Kısa Versiyonu (DÖYÖ) ve Doğum Eylemi Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, yüzdelik, ki-kare testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, tekrarlı ölçümlerde ANOVA testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki gebelerin eğitim sonrası ve 37-40. gebelik haftası W-DEQ A versiyonu puan ortalamalarının eğitim öncesi puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Her iki grupta yer alan gebelerin eğitim öncesi W-DEQ A versiyonu puan ortalamaları benzerken (p>0,05), müdahale grubundaki gebelerin 37-40. gebelik haftasında W-DEQ A versiyonu puan ortalamalarının kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Müdahale grubundaki gebelerin W-DEQ B versiyonu puan ortalamaları, kontrol grubundakilerin puan ortalamalarına göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubundaki gebelerin 37-40. gebelik haftasında DÖYÖ toplam, sonuç beklentisi ve yeterlilik beklentisi alt boyutları puan ortancalarının kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Müdahale ve kontrol grupları arasında doğum şekilleri bakımından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak; primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının gebelerin doğum korkularını azalttığı ve doğumda öz-yeterliliklerini artırdığı saptanırken, doğum şekillerine etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda; doğum öncesi dönemde doğum korkusunu azaltmak ve doğumda öz-yeterliliği artırmak için planlanan hemşirelik bakımı içerisine doğum korkusuna yönelik motivasyonel görüşme yöntemine dayalı eğitim programının entegre edilmesi önerilmektedir.

Doğum korkusuGebelikHasta eğitimi+2
Pelin Calpbinici
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postmenopoz dönemdeki kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisi

Araştırma, postmenopoz birinci yılda olan kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla; ön test-son test randomize kontrollü müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Araştırmaya, bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin menopoz polikliniğine başvuran, postmenopozal birinci yılda olan ve dahil edilme kriterlerine uyan 60 kadın (M=30, K=30) alınmıştır. Her iki grupta da birer kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle araştırma 58 kadınla (M=29, K=29) tamamlanmıştır. Kadınlar öncelikle Kadın Cinsel İşlev Ölçeği kesme noktasına (26,55) göre 26,6 ve üstü, 26,5 ve altı olarak tabakalandırılmıştır ve bu iki grup daha sonra randomize olarak müdahale ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Veriler 07 Eylül 2020–26 Mart 2021 tarihleri arasında Tanıtıcı Bilgiler Formu, Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği, Evlilikte Uyum Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın Versiyonu ile toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu ve ölçeklerin bulunduğu formlar kadınlara verilerek kendi öz değerlendirmelerine göre doldurmaları istenmiş ve bu süre zarfında kadınların yanında bulunulmuştur. Müdahale grubuna PLISSIT modeli doğrultusunda hazırlanmış üç hafta süreyle, haftada bir gün ve yaklaşık bir saat süren cinsel danışmanlık verilmiştir. Danışmanlık oturumlarının tamamlanmasından 12 hafta sonra danışmanlığın etkinliği değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlarla müdahale grubundaki kadınların danışmanlık oturumlarının başlaması ve son değerlendirme zamanı ile uyumlu olacak şekilde iki kez görüşme yapılmış ve veri toplama formları uygulanmıştır. Kontrol grubundaki kadınlardan isteyenlere son test sonrasında danışmanlık hizmeti verilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde, tanımlayıcı istatistikler, Fisher Exact Testi, Pearson Chi Squara testi, t-testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların bireysel özellikleri ve Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların başlangıçtaki Cinsel İşlev Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Evlilikte Uyum Ölçeği puanları benzerdi (p>0,05). Müdahale grubundaki kadınların cinsel işlev, evlilikte uyum ve cinsel yaşam kalitesi puan ortalamaları görüşmeler sonunda anlamlı düzeyde artmıştı (p<0,05). Danışmanlıktan sonraki üçüncü ayda müdahale ve kontrol grubunun Evlilikte Uyum Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), Cinsel İşlev Ölçeği ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Bulgular doğrultusunda, postmenopozal dönemde verilen sağlık bakım hizmetleri kapsamına PLISSIT Modeline dayalı cinsel danışmanlığın entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Postmenopozal dönem, cinsel danışmanlık, PLISSIT modeli, hemşirelik bakımı

Cinsel danışmanlıkCinsel işlevlerCinsel yaşam+6
Ayşe Sevim Akbay Kısa
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi

Bu araştırma, bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi doğumhanesine doğum yapmak üzere başvuran 62 vajinal ve 62 sezaryen ile doğum yapmış kadın alınmıştır. Veriler; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Optimalite İndeksi-Türkiye (Oİ-TR) Vaka Rapor Formu", "Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (DAMDÖ) (Normal Doğum)" ve Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (Sezaryen Doğum)" kullanılarak toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu; hasta dosyası ve hastane bilgi sisteminde yer alan veriler, anne ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen veriler ve doğumhanede çalışan sağlık personeli ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Anneler taburcu edilmeden önce doğum şekline göre DAMDÖ'yü doldurmuştur. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, minimum ve maksimum değerler, ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; tüm kadınların perinatal özgeçmiş indeksi (PÖİ) skorunun %87,61 ve optimalite indeks (Oİ) skorunun %79,11; vajinal doğum yapan kadınların PÖİ skorunun %90,16 ve Oİ skorunun %76,11; sezaryen ile doğum yapan kadınların ise PÖİ skorunun %85,07 ve Oİ skorunun %82,12 olduğu belirlenmiştir. Doğum şekline göre DAMDÖ puanları incelendiğinde, hem vajinal hem de sezaryen ile doğum yapan annelerin doğumdan memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Vajinal ve sezaryen ile doğum yapan kadınların total Oİ skorları ile DAMDÖ toplam puanları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kanıt temelli perinatal uygulamaların kullanılması ve kullanımının yaygınlaştırması için kurum kültürünün oluşturulması, rehberlerin geliştirilmesi ve yenilikçi eğitim yöntemlerinin kullanılarak sağlık personelinin kanıta dayalı bilgi ve becerilerine arttırmaya yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmektedir.

AnnelerDoğumHasta memnuniyeti+3
Ayçin Çifçi
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Jinekolojik kanserle ilişkili lenfödemin önlenmesinde egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının lenfödem gelişimi, alt ekstremite fonksiyonel durum, yaşam kalitesi ve sosyal görünüş kaygısına etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü çalışma

ÖZET Akın Işık, R., Jinekolojik Kanserle İlişkili Lenfödemin Önlenmesinde Egzersiz ve Basit Lenfatik Drenaj Uygulamalarının Lenfödem Gelişimi, Alt Ekstremite Fonksiyonel Durum, Yaşam Kalitesi ve Sosyal Görünüş Kaygısına Etkisinin Değerlendirilmesi: Randomize Kontrollü Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma, jinekolojik kanserle ilişkili lenfödemin önlenmesinde egzsersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının lenfödem gelişimi, alt ekstremite fonksiyonel durumu, yaşam kalitesi ve sosyal görünüş kaygısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test son test kontrollü deneysel tipte tasarlanmıştır. Çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Kliniğinde jinekolojik kanser tanısı alan kadınlar dahil edilmiştir. Kadınlar yaş ve beden kitle indeksi özelliklerine göre tabakalandırılıp bloklara ayrılarak randomize edilmiş ve 4 farklı gruba ayrılmıştır. Müdahale gruplarında egzersiz (n=17), basit lenfatik drenaj (n=17) ve her iki uygulama bir arada uygulanmıştır (n=17), kontrol (n=18) grubuna ise hastanelerde uygulanan rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Veriler 01.08.2017-31.12.2018 tarihleri arasında, veri toplama formu, lenfödem ilişkin bilgi formu, alt ekstremite çevre ölçümü formu, alt ekstremite fonksiyonel skalası (LEFS), SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ve sosyal görünüş kaygısı ölçeği kullanılarak preoperatif ve postoperatif 3. ayda toplanmıştır. Elde edilen veriler sayı, yüzde, ortlama, standart sapma, ki-kare, Kruskall Wallis, Wilcoxon ve kolerasyon testleri ile değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınların %38.9'unda alt ekstremite lenfödem geliştiği saptanmıştır. Egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamaları ile jinekolojik cerrahi geçiren kadınlarda alt ekstremite lenfödem gelişimini önlediği, yaşam kalitesini arttırdığı, sosyal görünüş kaygısını azalttığı ve kadınların fonksiyonel durumunu arttırdığı saptanmıştır (p<0.05). Egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının jinekolojik kanser cerrahisi geçiren kadınlarda alt ekstremite lenfödem gelişiminin önlenmesi, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sosyal görünüş kaygısının azaltılması, fonksiyonel durumun arttırılmasında güvenli bir şekilde kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Jinekolojik Kanser, Alt Ekstremite Lenfödem, Hemşirelik, Yaşam Kalitesi

Alt ekstremiteAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+6
Rabiye Akın Işık
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Benign jinekolojik abdominal operasyon sonrası uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Benign jinekolojik abdominal cerrahi operasyonlar kadını psikolojik, fizyolojik ve sosyoekonomik yönden etkilemektedir ve sonrasında kadınlar ağrı, anksiyete, enfeksiyon, memnuniyetsizlik gibi iyileşmesini olumsuz etkileyecek durumlar yaşayabilmektedirler. Bu araştırma benign jinekolojik abdominal operasyondan sonra uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G*Power Ver. 3.1.9.2 programı ile hesaplanmıştır. Kadınlar gruplara randomizasyon planına göre atanmıştır. Kinezyo bantlama grubunda 33, nefes egzersizi grubunda 33, kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta 33 ve kontrol grubunda 33 kadın olmak üzere örneklem seçim kriterlerine uygun 132 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma, Haziran 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, kişisel bilgiler formu, postoperatif izlem ve taburculuk risk değerlendirme formu ve Görsel Analog Skala aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortalama, ortanca, "bağımsız örneklem t testi", "Mann Whitney U testi", "eşleştirilmiş t testi", "iki yönlü karma ANOVA", "Kruskal-Wallis varyans analizi" ve "tek ve çok değişkenli regresyon analizi" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kadınların ağrı düzeyinde kontrol grubunda ortalama %64,2±7,2 oranında azalma olmuştur. Tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama grubunda ağrı düzeyinde azalma oranı %75,1±6,5 iken, nefes egzersizi grubunda oranın %60,8±82,2 olduğu görülmüştür. Postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama ve nefes egzersizinin birlikte uygulandığı gruptaki ağrı düzeyinde azalma oranı ise %69,6±9,2 olarak belirlenmiştir. Tüm gruplarda ağrı düzeyindeki değişim oranı istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Kinezyo bantlama yönteminin tek başına uygulandığı grupta kadınların ağrısının daha yüksek oranla azaldığı saptanmıştır (p<0,05). Kinezyo bantlama uygulanan gruplarda kontrol ve nefes egzersizi gruplarına göre gaz-gaita çıkış saati ve yara yeri iyileşmesi açısından da istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, benign jinekolojik abdominal operasyonlardan sonra ağrı yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara yeri iyileşmesinde uygulanan kinezyo bantlama yöntemi tek başına en etkili nonfarmakolojik yöntemdir. Bu nedenle çalışma sonuçlarımıza göre kinezyo bantlamanın, ağrının yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara iyileşmesinin hızlandırılmasında hemşirelik alanına katkı sağlayabileceği ve bu alanlarda güvenli bir nonfarmakolojik yöntem olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benign jinekolojik değişimler, postoperatif ağrı, kinezyo bantlama, nefes egzersizi, hemşirelik

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-abdominal+6
Sakine Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Estetik cerrahi olan kadınların toplumsal cinsiyet rol tutumları ile fonksiyonel olmayan tutumlarının belirlenmesi

Bu araştırma, estetik cerrahiye olan kadınların toplumsal cinsiyet rollerinin ve fonksiyonel olmayan tutumlarının belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'na estetik cerrahi olan 140 kadınla Ankara ilinde 21 Mayıs-31 Aralık 2018 tarihlerinde yürütülmüştür. Veri toplamada, Tanıtıcı Özellikler Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği kullanılmıştır. Örnekleme alınan kadınların yaş ortalamasının 32,57±11,42 ve %53,57'sinin üniversite ve üzeri eğitime sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların çoğunluğunun sonradan ortaya çıkan bir nedenden dolayı estetik amacıyla kendi kararları ile hastaneye başvurduğu belirlenmiştir. Kadınların %64,29'unu bu durum nedeniyle günlük yaşamlarının etkilendiğini ifade etmiştir. Kadınların %68,73'ünün dışarıdan gelen tepkilerin alay/gülme şeklinde olduğunu belirtmiştir. Çalışmada kadınların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 167,68±18,58 ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği puan ortalaması 203,54±33,46'dır. Eğitim düzeyi yükseldikçe toplumsal cinsiyet rolü bağlamında daha eşitlikçi bir tutum sergilendiği belirlenmiştir. Ayrıca hastaneye estetik amaçlı başvuran kadınların hastalık nedeniyle başvuran kadınlara göre daha eşitlikçi tutumunda oldukları saptanmıştır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ile Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Eşitlikçi bir tutuma sahip kadınların özellikle onaylanma ihtiyacı hissettikleri ve mükemmeliyetçi bir tutum edindikleri görülmüştür. Kadınların estetik cerrahiye başvuru sürecinde farklı faktörlerden etkilendikleri ve fonksiyonel olmayan inançlara sahip olabilecekleri görülmüştür. Bu nedenle estetik cerrahi nedeni ile başvuran kadınların preoperatif süreç boyunca biyopsikososyal yönden kapsamlı bir değerlendirme ve hemşirelik bakımı önerilmektedir.

Cerrahi-plastikCinsel kimlikCinsiyet rolleri+3
Özlem Göksu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi

Bu araştırma, bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 02 Ocak - 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 253 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Hemşirelerin Araştırma Sonuçlarını Kullanımında Engeller Ölçeği (HASKEÖ)" ve "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ)" kullanılmıştır. Veri toplama araçlarının tamamı, hemşire ve ebeler tarafından doldurulmuştur. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, birinci ve üçüncü çeyreklikler, Pearsonkorelasyon ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; ebe ve hemşirelerin araştırma sonuçlarını kullanma ile ilgili ilk üç engelinin sırasıyla "işyerinde araştırmaları okumak için yeterli zaman yoktur"(%96,5), "iş yerinde yeni fikirleri uygulamak için yeterli zaman yoktur" (%89,7) ve "hemşirelik uygulamaları için yeterli imkan yoktur" (%87,7) olduğu belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin HASKEÖ puan ortalamasının 1,98±0,71; KDHYTÖ puan ortalamasının ise 50,26±7,75 olduğu belirlenmiştir.HASKEÖ ve KDHYTÖ toplam puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir (ρ=0.523,p<0.001). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kurum yöneticilerinin, kanıta dayalı uygulamaların kullanımını arttırmak amacıyla hemşire ve ebelerin araştırma bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik bilimsel etkinliklere katılımlarını sağlaması, hemşire ve ebeleri araştırma yapma ve sonuçlarını kullanma konusunda teşvik etmesi ve bilimsel etkinliklere katılımları için daha fazla destek ve zaman sağlaması önerilmektedir.

Ebe hemşirelerEbelerHemşireler+4
Şeyda Arslanhan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi

Doğum sonu dönem anne ve babaların fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin yaşandığı önemli bir geçiş dönemidir. Doğum sonu dönemdeki anne ve babaların değişikliklerden kaynaklı yeni yaşam koşullarına ve rollerine uyum sağlamaya çalışmaları güvenlik hissini ve durumluk kaygıyı etkilemektedir. Bu çalışma, doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Konya il merkezinde bulunan bir hastanede doğum yapmış, doğum sonu dönemdeki 88 anne ve 88 babadan oluşmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anneler için anket formu, babalar için anket formu, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği, Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U, Kruskall Wallis H, Pearson Korelasyon analizi, Sperman's rho korelasyon analizi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Doğum sonu anne ve babaların %43,2'sinin eğitim durumu ilköğretim mezunudur. Annelerin %35,2'nin ilk gebeliği ve %64,8'inin gebeliği planlı bir gebeliktir. Annelerin Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Babaların Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Anne ve babaların güvenlik hisleri arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenmiştir (p< .001). Anne ve babaların durumluk kaygıları arasında da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenirken (p.<001), güvenlik hisleri ve durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmuştur (p< .001). Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,779, p < ,001). Babaların doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerinin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,466, p < ,005). Annelerin güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerindeki varyansın %52,4'ünü açıkladığı ve babaların güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerinin %24,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç olarak, doğum sonu dönem anne ve babaların güvenlik hissi düzeyleri ile durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum sonu dönemde hemşirelerin bakım sürecinde ve eğitimlerinde uyguladıkları güvenlik hissi ve durumluk kaygı taramalarının arttırılması ve taramalar sonucunda durumun değerlendirilmesi ve bakımın aile merkezli planlanması önerilebilir.

Ana-babaAnnelerBabalar+4
Zehranur Kapkap
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu semptomları ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu semptomları ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Analitik ve kesitsel tipteki bu araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniği gebe polikliniğine başvuran, en az 12 haftalık, önceki gebeliğinde komplikasyonu olan 301 gebe ile 04.10.2021-03.10.2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler Gebe Tanıtıcı Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi Sivil Versiyonu (PTSBSL-SV) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan gebelerin ortanca yaşı 29,0 (18,0-44,0) bulunmuştur. Gebelerin %57,8'inin ilkokul mezunu olduğu, %73,8'inin herhangi bir işte çalışmadığı, %72,4'ününde gelirin gidere denk olduğu, %83,7'sinin çekirdek aile tipi yapısında, %91,4'üne eşinin destek olduğu saptanmıştır. Gebelerin %59,8'inin 28 hafta ve üzeri gebelik haftasında olduğu, %40,9'unun toplam dört ve üzeri gebeliği olduğu, %66,4'ünün düşük yaptığı, %68,8'inin gebeliğinin planlı olduğu, %58,5'inin doğum öncesi bakım aldığı tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan gebelerin PTSBSL-SV'den aldıkları toplam puanın 28,6±10,4 olduğu ve alt boyut puan ortalamalarının sırasıyla yeniden yaşamanın 7,7±4,5, kaçınmanın 11,0±4,2, aşırı uyarılmışlığın 10,0±3,9 olduğu belirlenmiştir. ÇBASDÖ'den alınan toplam puan ortalamasının 64,4±16,1, aile alt boyut puan ortalamasının 25,2±4,8, arkadaş alt boyut ortalamasının 19,1±8,3, özel bir insandır alt boyut ortalamasının 20,1±7,7 olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda Gebelerin PTSBSL-SV toplam puanı ile ÇBASDÖ toplam puanı arasında negatif yönde düşük düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (eşin destek olma durumu) ve obstetrik özellikleri (gebeliğe bağlı bir sorun yaşama durumu ve doğum öncesi bakım alma durumu) ile PTSBSL-SV puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (yaş, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, eşin destek olma durumu) ile ÇBASDÖ puanları arasında anlamlı ilişki saptanmışken, obstetrik özellikleri ile ÇBASDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin negatif yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık profesyonellerinin doğum öncesi izlemlerde önceki gebeliğinde komplikasyonlu olan gebelerin PTSB ve sosyal destek düzeylerini belirlemeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelik Komplikasyonları, Posttravmatik Stres Bozukluğu, Sosyal Destek.

Melis Ekici
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Görme engelli kadınlarda menstrual hijyen yönetimi

Görme duyusu menstrual hijyenin doğru yönetimi için önemlidir. Hemşirelerin, görme engelli kadınların menstrual hijyenlerine ilişkin uygulamalarını bilmesi, onlara verecekleri eğitim ve sağlıklarının korunması açısından önemlidir. Bu araştırma, görme engelli kadınların menstrual hijyen yönetimlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Altı Nokta Körler Derneği'nin yayınladığı Kibele Dergisi'ne abone 522 görme engelli kadın oluşturmuştur. Örneklem, evreni bilinen örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, dergiye üye olan 187 görme engelli kadınla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler soru formu kullanılarak telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan görme engelli kadınların %61,5'inin menstrual hijyen yönetimi konusunda bilgi aldıkları ve bu bilginin en çok anneden ve okuldan alındığı saptanmıştır. Menstruasyon döneminde katılımcıların %95,7'sinin hijyenik ped kullandığı, %52,4'ünün pedini günde 4'den az değiştirdiği, %25,1'inin tuvaletten önce ve sonra ellerini yıkadığı, %43,9'unun genital bölge temizliğini yanlış yaptığı ve %33,2'sinin banyo yapmadığı bulunmuştur. Kadınların %52,9'unun menstrual hijyen yönetimi konusunda destek aldığı, destek alınan konular arasında materyal temini, kıyafetlerin kanla bulaş durumu ve adetin başlangıç/bitişine karar vermenin yer aldığı, desteğin en çok annelerden alındığı belirlenmiştir. Görme engelli kadınların menstruasyonun başlangıcına kanın kokusunu fark ederek, bitişine ise menstruasyonun süresini takip ederek karar verdikleri saptanmıştır. Kadınların %36,4'ü menstruasyon döneminin günlük yaşantısında değişikliğe neden olduğunu ve %51,5'i menstruasyon döneminde koyu renk kıyafet giymeyi tercih ettiğini belirtmiştir. Kadınların %34,8'i çevresindeki kişilerin, menstruasyon dönemine ilişkin sorular sorduğunu, bunların %60'ı soru sorulmasının kendisini rahatsız ettiğini/hoşlanmadığını söylemiştir. Araştırmada görme engelli kadınların, menstruasyon dönemindeki hijyen uygulamalarının istendik düzeyde olmadığı, menstruasyonun başlama ve bitişini anlamada farklı belirteçler kullandığı, yaklaşık yarısının bu dönemi bağımsız yönetemediği ve menstruasyon döneminin bazı kadınların sosyal yaşantılarını etkilediği belirlenmiştir. Hemşireler ve diğer sağlık çalışanları görme engelli kadınların menstrual hijyen uygulamalarının iyileştirilmesi ve periyodlarını bağımsız yönetebilmeleri için engellerine uygun, eğitim materyalleri geliştirmeli, planlanmış eğitimler vermeli ve araştırmalar yapmalıdır.

GörmeGörme engellilerGöz+5
Tuğba Dündar
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlara verilen eğitimin kadınların genital hijyen davranışlarına ve sağlık okuryazarlığına etkisi

Bu araştırma; evli kadınlara verilen genital hijyen eğitimin kadınların genital hijyen davranışlarına ve sağlık okuryazarlığına etkisini incelemek amacıyla yapılmış ön test- son test deneysel bir müdahale çalışmasıdır. Çalışma, Aralık 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Pamuklar Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmaya kriterleri karşılayan 18-49 yaş arasında 120 kadın dahil edilmiştir. Müdahale grubuna girişim olarak genital hijyen eğitimi verilmiş, kontrol grubuna ise standart izlem yapılmıştır. Verilerin toplanmasında eğitim öncesinde "Veri Toplama Formu", "Genital Hijyen Davranışları Ölçeği" ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Eğitim sonrası 1. ayda ise "Genital Hijyen Davranışları Ölçeği" ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile veriler toplanmıştır. Normal dağılım gösteren veriler için iki bağımsız grup arasında sürekli nicel verilerin karşılaştırılmasında t-testi uygulanmıştır. Grup içi ölçümlerin kıyaslanmasında ise bağımlı gruplar t-testi tercih edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen nicel değişkenlerin grup içi karşılaştırmalarında Wilcoxon Signed-Ranks testi, ilişkisel analiz için Pearson korelasyon testi kullanılmış, tüm analizler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Genital hijyen eğitimi alan grubunun Genital Hijyen Davranışları Ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ön test – son test puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda müdahale grubunun Genital Hijyen Davranışları Ölçeği puanı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Kadınlara verilen genital hijyen eğitiminin kadınların genital hijyen davranışları üzerinde önemli bir etkisinin olduğuna ve sağlık okuryazarlığı üzerinde de bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

Genital hijyenSağlık eğitimiSağlık okuryazarlığı
Şeydanur Bulut
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hiperemezis gravidarum tanısı almanın gebelerin gebeliği kabulüne ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Gebelerin % 0.3-2'sinde çok daha ağır bir klinik tablo olan hiperemezis gravidarum (HG) görülür. HG olan kadınların gebelik kabulü güçleşmekte ve yaşam kalitesi olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma HG tanısı alan ve almayan gebelerin gebeliği kabulü ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Temmuz 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Lokman Hekim Ankara Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği ve Kadın Doğum/Nisaiye servisinde yapılmıştır. Veri toplama araçları; tanıtıcı soru formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme Aracı, PKDÖ alt boyutu Gebeliğin Kabulü, WHOQOL – BREF – TR Kısa Formu ile toplanmıştır. Bulgular değerlendirilirken IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Grupların sosyo-demografik ve obstetrik özellikler açısından benzerlik gösterdikleri belirlenmiştir. HG olan kadınların gebelikte bulantı-kusma skorları 3 ile 15 arasında değişmekte olup, ortalaması 11,10±2,12'dir. HG olan gebelerin bulantı-kusmanın başladığı gebelik haftaları ortalaması 4,77±0,79'dur. HG olmayan gebelerin gebeliğin kabulü puanları 14 ile 54 arasında değişmekte olup ortalaması 35,67±6,89'dur. HG olan ise gebeliğin kabulü puanları 27 ile 56 arasında değişmekte olup, ortalaması 50,16±6,30'dur. HG olan gebelerin fiziksel alan puanlarının 8 ile 13,71 arasında değişmekte olup, ortalamasının 10,42±1,20 olduğu; psikolojik alan puanlarının 8 ile 14,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,19±1,37 olduğu; sosyal ilişkiler puanları 4 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,28±1,88 olduğu; çevre-TR puanları 8,44 ile 15,11 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,90±1,24 olduğu saptandı. HG olmayan gebelerin fiziksel alan puanlarının 9,14 ile 16 arasında değişmekte olup, ortalamasının 12,04±1,05 olduğu; psikolojik alan puanlarının 9,33 ile 16,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,66±1,32 olduğu; sosyal ilişkiler puanlarının 6,67 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,83±1,76 olduğu; çevre TR puanlarının 9,33 ile 15,56 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,45±1,14 olduğu saptandı. Bu çalışmada, HG yaşayan gebelerin gebelik kabulü HG olmayanlardan daha düşük bulunmuştur. HG olan gebelerin yaşam kalitelerinin HG olmayan gebelere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda HG'nin gebelik kabulü ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, Gebeliğin kabulü, Yaşam kalitesi

BulantıGebelikHiperemesis gravidarum+3
Tuğba Tahta
Yozgat Bozok University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin hatalı tıbbi uygulama yapma durumları ve hatalı tıbbi uygulama nedenlerinin önemine ilişkin görüşleri

ÖZETSağlık alanında her geçen gün büyüyen bir problem olarak karşımıza çıkan HTU'lar, hasta bakımında önemli görevler üstlenen hemşire ve ebeler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu nedenle araştırmamız kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin karşılaştıkları HTU'ların belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara il sınırları içinde yer alan toplam dokuz hastanenin kadın doğum kliniklerinde çalışan 365 hemşire ve ebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. SPSS 15.0 paket programında; tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde), Ki-kare testleri ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.Çalışmamızda hemşire ve ebelerin %14.2'sinin HTU yaptığı, %65.4'ünün HTU sonrası bildirimde bulunduğu ve HTU sonrası hiçbir hastanın zarar görmediği belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin en sık yaptıkları HTU'lar; ilaç uygulama hatası (%54.5), iletişim hatası (%18.3) ve izlem hatası (%16.8) olarak belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin %47.4'ü HTU'ların kişisel nedenlerden ve %32.2'si kurumsal nedenlerden kaynaklandığını düşünmektedir. Hemşire ve ebeler HTU'lara neden olabilecek faktörlerin HTU'ya etkisine ilişkin görüşlerini; dikkatsizlik (%98.6), ihmal (%98.6), sağlık çalışanı sayısının yetersizliği (%96.5) ve aşırı iş yükü (%96.5) olarak önemli/çok önemli şeklinde ifade etmişlerdir. Hemşire ve ebelerin yaş, meslekte çalışma yılı, bakım verdikleri hasta sayısı ile HTU yapma durumları arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda mesleki deneyimi az olan hemşire ve ebelerin HTU konusunda hizmetiçi eğitimlerle desteklenmesi ve hemşire/ebe sayısının arttırılması önerilmiştir.Anahtar kelimeler: Hatalı tıbbi uygulama, hemşire, ebe.

DoğumEbe hemşirelerEbeler+4
Meltem Öztunç
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebelikte bulantı kusma annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişki

Bu araştırma gebelikte bulantı kusma, annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın örneklemini İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniğine başvuran 300 gebe oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak; Tanıtıcı bilgi formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme aracı ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin annelik rolünün kabulü ve gebelik kabulü alt ölçekleri kullanılmıştır. Veriler gönüllü kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak doldurulmuştur.Verilerin analizinde bulantı kusma, gebeliğe uyum ve annelik rolünün kabulü arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizi kullanılmıştır.Araştırmadaki gebelerin yaş ortalaması 26.6 +/-4.7 olarak bulunmuştur ( min:18, max:44). Gebelikte Bulantı Kusma Aracı puan ortalamaları 5.3, Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Gebelik Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları 21.8, Annelik Rolü Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları ise 21.6 olarak bulunmuştur. Bulantı kusma ile gebelik kabulü arasında pozitif yönlü anlamlı zayıf bir ilişki bulunmuştur, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün azaldığı saptanmıştır. Bulantı kusmayla annelik rolü kabulü arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç olarak, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün de azaldığı bulunmuştur. Hemşireler bulantı kusma ve gebelik kabulünü tanımlayıp bakımı planlamalıdırlar.Anahtar Kelimeler : Gebelikte bulantı kusma, gebelik kabulü, annelik rolü

AnnelerBulantıGebelik+2
Elmas Mutlugüneş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Watson'ın bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik girişimlerinin infertil kadınların, infertiliteden etkilenme durumlarına, öz-yeterlik ve uyum düzeylerine etkisinin incelenmesi

Amaç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğini test etmek, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertil kadınların infertilite öz-yeterliliğine, uyum düzeylerine ve infertiliteden etkilenme düzeylerine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırma, metodolojik ve deneysel bölümlerden oluşmaktadır. Metodolojik olarak; İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik-güvenirlik çalışması 120 infertil kadın ile yapılmıştır. Deneysel aşama; 52 deney ve 53 kontrol olmak üzere 105 infertil kadınla, öntest-sontest izleme modeli kullanılarak, randomize kontrollü çalışmayla yapılmıştır. Veriler, kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışma, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakım programına temellendirilmiştir. Veriler t-testi, ki-kare, Intention To Treat analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin cronbach alfa değerleri sırasıyla 0.78 ve 0.77 olarak bulunmuştur. Randomize kontrollü çalışma sonunda deney ve kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme, öz-yeterlik ve uyum düzeyleri arasında fark olduğu saptanmıştır. Girişim sonrası kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme puanlarında az oranda bir artış olurken (p:0.31), deney grubu kadınların puanlarında istatistiksel olarak önemli bir düşüş olduğu saptanmıştır (p:0.000). Ayrıca, deney grubunun posttest infertilite etkilenme ve uyum puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur.Sonuç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği, geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıdır. Watson'ın İnsan Bakım Kuramına dayalı hemşirelik girişimlerinin, infertilite tedavisi gören infertil kadınların infertiliteden olumsuz etkilenmelerini azalttığı, öz-yeterlik ve uyum düzeylerini artırdığı kanıtlanmıştır.Anahtar Sözcükler: İnfertilite, Hemşirelik Bakımı, İnfertilite Öz-yeterlik Ölçeği, İnfertilite Uyum Ölçeği, Watson'ın İnsan Bakım Kuramı

Adaptasyon-psikolojikHemşire-hasta ilişkileriHemşirelik bakımı+4
İlkay Arslan Özkan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tilburg gebelik distress ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç:?Tilburg Gebelik Distress Ölçeği' ni (Tilburg Pregnancy Distress) Türkçe'ye uyarlamak üzere geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Temmuz - Eylül 2012 tarihleri arasında gebe polikliniğine gelen, sağlıklı, gebeliğe bağlı komplikasyonu olmayan 214 gebe oluşturmuştur. Veriler; gebelere yönelik sosyo demografik bilgi formu ve Tilburg Gebelik Distress Ölçeği (Tilburg Pregnancy Distress) ile toplanmıştır. Bu ölçek; 2 ana alt boyuttan 4'lü likert tipine göre geliştirilmiş bir ölçektir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı/yüzde analizi, cronbach ? analizi, korelasyon analizi, yarıya bölme analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, kullanılmıştır.Bulgular: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkçe versiyonu'nun iç tutarlılık güvenirlik katsayısı .70, olumsuz duygulanım alt boyutu cronbach alfa değeri .66, sosyal(eş katılım) alt boyutu cronbach alfa değeri .71, alt boyut madde puanları-alt boyut toplam puanları arasındaki korelasyon katsayıları .20-.73 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı (KMO) .718, Barlett testi sonucu X2= 571,981 p=0.000'dır. Doğrulayıcı faktör analizine göre, ölçeğin model uyum indeksleri ?2(102, N=214)=159.15, RMSEA=0.051, GFI=0.91, CFI=0.92 ve NNFI= 0.90 olarak saptanmıştır.Sonuç ve Öneriler: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkiye'de gebelerin distresslerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Bu ölçek, gebelik döneminde yaşanan psikososyal sorunların saptanmasını sağlaması nedeniyle önemli bir ölçektir. Gebe izlemi yapan ebe ve doğum hemşirelerinin gebe kadınlara verecekleri bakımları planlamasında yol gösterici olarak kullanılması önerilmektedir.

EbelikFetal tehlikeGebelik+4
Merve Ertuğrul
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Watson'ın insan bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların, anksiyete, baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisi

Amaç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların tedavi sürecinde ve tedavinin başarısızlıkla sonuçlandığı infertil kadınlarda, anksiyete, stresle baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisini incelemektir.Yöntem: Deneysel, ön test-son test düzeni kullanılarak yapılan, prospektif, tek körlü, randomize kontrollü bir çalışmadır. Özel bir hastanenin tüp bebek merkezinde yürütülmüştür. Girişim grubuna, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Girişim grubunda 45, kontrol grubunda 41 olmak üzere toplam 86 kadın araştırmaya alınmıştır. Bu grubun içinden girişim grubundan 32, kontrol grubundan 36 kişinin tedavisi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Veriler kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, Spielberger'in Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Watson İyileştirme Süreçlerine Göre Hasta Memnuniyeti Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi t- testi, ki-kare, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile yapılmıştır.Bulgular: Girişimin grubunun kontrol grubuna göre, infertilite tedavi sürecindeki kadınların anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Bu gruptaki kadınların içinden girişim grubundaki infertilite tedavisi başarısızlıkla sonuçlanan kadınların da, kontrol grubuna göre, anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır.Sonuç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavi sürecinde ve tedavi başarısızlıkla sonuçlandığında kadınların, anksiyete, infertilite etkilenmelerinde azalma ve etkili stresle baş etme yöntemlerini kullanmalarında artış saptanmıştır.

AnksiyeteHasta bakımıHemşirelik bakımı+4
Yeter Durgun Ozan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü, G power programında evreni bilinmeyen modele göre kolerasyon=0.2, α=0.01 ve power (1-β) = 0.95 güç ile belirlenen 452 gebe oluşturmaktadır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben Ölçeği (AOBÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) formlarıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans Analizi, Pearson korelasyon, Mann Whitney U testi ve lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaşı 29.25±4.88, gebelik haftası 29.20±5.95, gebelik sayısı; 1.88±1.05 evlilik süresi 5.21±4.29 ortalama değerdedir. Gebelerin anne olarak ben (annelik rolü algısı) ölçeği toplam puan ortalaması 60.64±8.48; evlilikte uyum toplam puan ortalaması ise 46.04±8.51 saptanmıştır. Gebelerin evliliğinin uyumlu olma oranı %70.4 uyumsuz olma oranı %29.6'tir. Gebelerin evlilikte uyum ölçeği puan ortalaması ile anne olarak ben ölçeği toplam puan arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (r= 0.288, p=0,000). Gebelerin anne olarak ben ölçeğindeki her "bir birimlik" artışın, evlilik uyumunu 1.044 kat artırdığı saptanmıştır. Gebelikte evliliğin uyumlu olma durumu; gebelik boyunca kendi ruh sağlığının "iyi" düzeyde algılayanlarda 3.88 kat, kayınvalide, kayınpeder desteğini "iyi" algılayanlarda 2.66 kat daha fazla saptanmıştır (sırasıyla OR= 3.88, p= 0.036; OR= 2.66, p= 0.015). Sonuç olarak; bu çalışmada gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Gebelerin annelik rolü algısının ve evlilik uyumunun artırılması için ebe ve hemşireler; aile danışmanlığı, evlilik danışmanlığı, prekonsepsiyonel ve antenatal bakım gibi üreme sağlığı hizmetlerini kadın ve eşi ile birlikte, zamanında ve nitelikli sunması gerekmektedir.

AileAnnelerAnnelik+5
Güleser Ada
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçları

Doğumun fizyolojik olduğu fikrinin azaldığı günümüzde, gebelik hizmetlerinin standartını kanıta dayalı olarak yükseltmeyi, perineal komplikasyonları önlemeyi ve maliyeti azaltmayı hedefleyen Anne Dostu Hastane Programı oluşturulmuştur. Çalışmamızda anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırmamızda, Trabzon SBÜ Kanuni EAH Numune Kampüsü doğum salonunda Ocak-Nisan 2019 tarihleri arasında doğum yapan 176 kadın ADOHU grubunda, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında doğum yapan 180 kadın ADHU grubunda yer aldı. Çalışmamızın verileri, "Veri Toplama Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme ve sürekli gözlem teknikleri ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler Ki-Kare, t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson Ki-Kare, Fisher's ve Fisher's Exact analizleri kullanıldı. Çalışmamızdaki kadınların yaş ortalaması 28.6±5.25 yıldır. ADHU grubunda vajinal muayene sıklığı (4.98±1.79 kez), dilatasyon 4 cm olmadan doğumu hızlandırıcı müdahale yapılma (%11.7), lavman (%1.1), oral sıvı gıda kısıtlaması (%14.4), fundal basınç (%11.1), epizyotomi (%46.1), doğum sonu ek uterotonik (%48.3), yenidoğanda yumuşak doku travması (%36.7) oranlarının ADOHU grubundan daha az olduğu görüldü (p<0.05). Yine ADHU grubunda servis tanıtılma (%76.7), 1. evre (%93.3), 2. evre (%99.4), 2. evrenin süresi (%97.8), 3. evre (%97.2) ve postpartum dönemle ilgili bilgilendirme durumları (%92.2), nonfarmakolojik yöntem kullanma (%98.9), erken ten tene teması sağlama (%98.3), ebe tarafından uygulamalı emzirme desteği sağlama (%81.1) ve doğumun gerçekleştiği hastaneden memnun kalma (%98.3) oranları ile emzirmeyi erken başlatma (0.39±3.28 dk), erken postpartum dönemde abdominal uterin tonus değerlendirme (2.46±0.88 kez), yaşam bulguları takibi (2.21±1.14 kez), vajinal kanama-fundal yükseklik kontrolü (2.47±0.87 kez) sıklıklarının ADOHU grubundan daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, Anne Dostu Hastane Programı'nın bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamaları artırma, desteklenmeyen uygulamaları azaltmada ve anne-bebek sonuçlarını iyileştirmede etkili olduğu saptandı.

Aile dostu uygulamalarAnnelerDoğum+4
Sinem Bahar
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisi

Araştırma annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma 12 Ocak 2021- 21 Ocak 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde yaşayan, doğum sonrası ilk 3 ila 6 ay arasında olan annelerle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, güç analizi ile belirlenen 604 anne oluşturmaktadır. Veriler; Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği (EÖYÖ) ve Doğum Sonrası Destek Ölçeği (DSDÖ) formları ile online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Annelerin yaşı 30.97±4.78, doğum sayısı 1.60±0.70, çocuk sayısı 1.61±0.70 ve doğum sonrası süresi (ay) 4.80±1.14'tür. Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması 35.20±10.4 saptanmıştır. DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun puan ortalaması 153.21±50.24, "alınan destek" boyutunun ise 125.17±45.81 düzeyinde belirlenmiş olup ihtiyacın öneminin alınan destekten daha fazla olduğu saptanmıştır. DSDÖ'nin boyutları kesme noktasına göre; destek ihtiyacını annelerin %55'i "çok önemli", %32.6'sı "önemsiz" , alınan desteği %42.9'u "çok fazla", %31.3'ü "desteğim yok" şeklinde olduğu belirlenmiştir. Annelerin EÖYÖ puan ortalaması düzeyi ile; DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutu düzeyi ve her bir alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun, ebeveyn öz yeterliği toplam puanı üzerinde açıklayıcı etkisi %7.4 saptanmıştır. EÖYÖ düzeyi ile DSDÖ'nin "alınan destek" boyutu düzeyi arasında ilişki saptanmamış (p>0.05), ancak "duygusal destek" alt boyutu ile negatif yönde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada annelerin ebeveynlik öz yeterliği ile doğum sonrası desteğe ihtiyacın önemi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hemşirelerin postpartum dönemde, annelerin ebeveynlik öz yeterliği ve sosyal destek düzeylerini rutin olarak değerlendirmeleri, risk grubunda olanların erken tanılanması ve sosyal desteğini artırması ebeveyn öz yeterliğinin ve postpartum bakım kalitesinin artmasına katkı sağlayacaktır.

AnnelerHemşirelikPostpartum dönem+2
Elif Ertemoğlu
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğumdan sonraki ilk 1 yılda kadınlar doğum deneyimlerini nasıl hatırlıyor?

Bu çalışma, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (HNEAH) Aralık 2020 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği, Servisi, Aile Planlaması Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ve Servisine başvuran 280 kadın ile doğumdan sonraki ilk bir yılda kadınların doğum deneyimlerini nasıl hatırladıklarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" (KBF), "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği" (TDAÖ) ve "Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği" (DHHÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum değerler, Spearman korelasyon ve Lineer regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29.25 ± 4.81 yıldır. Kadınların travmatik doğum algı düzeyi puan ortalaması 62.24±29.34, doğum hafızası ve hatırlama ölçeği puan ortalaması 74.45±19.78 puandır. Kadınların TDAÖ ile duygusal hafıza, ambivalan duygusal hafıza, hafızanın merkezliği, tutarlılık, tekrar yaşama ve DHHÖ toplam puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu saptandı (p<0.01). Kadınların %78.90 doğumlarını olumlu hatırladığı ve en son doğumundan memnuniyet puan ortalaması 7.83±2.33'tür. Bu duruma doğum süresince sağlık profesyonellerinin yeterli destek sağlaması (%76.80), güler yüzlü, ilgili ve bilgili olması (%70.70) ve kendilerine yeterli zamanı ayırmış olmasının (%64.60) etkili olduğu saptandı. Kadınların doğum hafızaları üzerinde yaşın, travmatik doğum algısı üzerinde ise evli olma, son doğum deneyimini olumsuz hatırlama, eğitim durumu, kendisi ve bebeği için endişelenme durumu ve postpartum dönemin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, kadınların orta düzeyde travmatik doğum algısına ve olumsuz doğum hafızasına sahip olduğu saptandı. Buna rağmen çoğunluğun doğumlarını olumlu hatırladığı, doğum deneyimlerinden memnun olduğu ve bu duruma sağlık profesyonellerinin tutum ve davranışlarının etkili olduğu saptandı.

AlgıBellekDeneyim+3
Hasret Nur Durum
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vajinal doğum sırasında yaşanan korkunun laktasyona, bebeğin emme davranışlarına ve ilk emzirme sonuçlarına etkisi

Amaç:Vajinal doğum sırasında yaşanan korkunun laktasyona, bebeğin emme davranışlarına ve ilk emzirme sonuçlarına etkisinin incelenmesidir. .Yöntem: Tanımlayıcı tipte yapılan çalışma; Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede doğum yapan 102 anne örnekleme alınmıştır. Veri toplamak amacıyla tanıtıcı bilgi formu, doğum sürecini değerlendirme formu, doğum korkusu ölçeği, laktasyonu, bebeğin emme davranışını ve ilk emzirme sonuçlarının değerlendirildiği formlar kullanılmıştır. Veriler, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, bağımlı gruplarda t testi, Kruskal Wallis H analizi, Mann Whitney U analizi, ve Spearmen korelasyon ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Vajinal doğumun aktif fazında annelerin korkuları latent faza göre daha yüksek bulunmuştur (73.84; 47.16; p=0.000). Aktif fazda korkusu yüksek olan annelerin, bebeklerinin memeye yerleşme sürelerinin daha uzun olduğu (p=0.001), bebeklerinin memeyi aramadığı (p=0.000), areolayı tam kavramadığı (p=0.000), memeyi tutma davranışında başarısız olduğu (p=0.000), bebekleri ile göz temasının olmadığı, bebeklerini daha sınırlı ve gevşek tuttuğu (p=0,001), yutma hareketlerinin yavaş olduğu (p=0.001), emdikten sonra bebeklerin ve annelerin daha huzursuz olduğu (p=0.000), emzirmeye ilişkin yaşanan sorunun arttığı (p=0.000), emzirirken annenin daha gergin durduğu (p=0.000), saptanmıştır. Sonuç: Doğum sırasında özellikle aktif fazda yaşanan korku anne bebek arasındaki en güçlü bağ olan emzirmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda gebelik süresince ve doğum sırasında anneye hemşirelik bakımı verilerek annenin korkuları azaltılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Vajinal doğum, korku, emzirme.

AnksiyeteBebek-yenidoğmuşBebekler+5
Asuman Tatarlar
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Preterm erken membran rüptürü olan gebelerde meleis'in geçiş teorisine göre yapılandırılmış farkındalık programının anneliğe geçiş sürecine etkisi

Bu araştırmanın amacı preterm erken membran rüptürü olan gebelerde Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılan farkındalık programının anneliğe geçiş sürecine etkisini belirlemektir. Araştırma vaka-kontrol müdahale çalışmasıdır. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın doğum kliniğine Preterm erken membran rüptürü tanısı (PEMR) ile başvuran gebeler araştırmanın örneklem grubuna alınmıştır. Çalışma 30 deney ve 30 kontrol olmak üzere 60 gebe öntest-sontest izleme modeli kullanılarak, Aralık 2012-Haziran 2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Deney grubunda Meleis'in Geçiş Teorisine temellenen Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programı'nın etkisi değerlendirilmiş, kontrol grubuna rutin klinik bakım verilmiştir. Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programı kapsamında, deney grubundaki gebelere preterm erken membran rüptürü, emzirme ve bebek bakımı konusunda eğitimler verilmiş, bebek maketi ile rol prova ettirilmiş, sessizliği dinleme egzersizi, beden tarama meditasyonu ve uzanma meditasyonu uygulatılmış, relaksasyon müziklerinin ve farkındalık egzersizlerinin önceden kaydedildiği bir MP3 çalar verilmiş ve egzersizleri kendi kendilerine uygulamaları istenmiş, şimdiki ana odaklanarak içlerinde bulundukları anneliğe geçiş deneyiminin eşsizliğini fark etmelerine teşvik edilmiştir. Araştırma verileri Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin "gebeliğin kabulü", "annelik rolünün kabulü", "anneliğe hazır oluş" ve "eşi ile ilişkisinin durumu" alt boyutları, Maternal Bağlanma Ölçeği ve Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği aracılığıyla toplanmış ve hastaların hastane kayıtlarından doğum haftası kaydedilmiştir. Sonuç olarak, farkındalık temelli bütünleştirici bakım uygulanan deney grubunda gebeliğin kabulü, annelik rolünün kabulü, doğuma hazır oluşluk düzeyi, eş ile ilişkiler artmıştır. Girişim öncesinde anneliğin kabulü ve doğuma hazır oluşluk düzeylerinde girişim sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Meleis'in Geçiş Teorisi çerçevesinde şekillendirilen Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programına katılan annelerin bebeğe bağlanma düzeylerinin postpartum birinci ayda daha fazla olduğu, dördüncü ayda ise deney ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda birinci ay izlemlerde deney grubunun annelik rolü konusundaki farkındalık ve annelik rolünde yeterlilik düzeyi artarken, dördüncü ayda deney ve kontrol gurubu arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamaktadır. Farkındalık temelli hemşirelik girişimleri uygulanan deney grubunun doğum haftası 36.6±0.6 iken, kontrol grubunun 36.2±0.7 olarak belirlenmiştir. Girişim grubunun gebeliği kontrol grubuna göre 4 gün daha devam etmiştir, ancak aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.

AnnelerBebek bakımıEmzirme+4
Öznur Körükcü
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Jinekolojik kanseri olan kadınlarda watson'ın insan bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının semptom yönetimi, umudu destekleme ve yaşamda anlam bulmaya etkisinin incelenmesi

Amaç: Jinekolojik kanser tanısı alan kadına Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımının kemoterapi semptomlarına, umut ve yaşamda anlam bulma düzeylerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışma nicel ve nitel yaklaşımın birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırmadır. Nicel aşama, 26 girişim, 26 kontrol olmak üzere 52 jinekolojik kanser tanısı alan kadınla randomize kontrollü olarak yürütülmüştür. Müdahale grubuna beş hafta süre ile Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımı verilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği, Herth Umut Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve nonparametrik testler kullanılmıştır. Nitel aşama, girişim grubundaki 15 kadınla bireysel derinlemesine görüşme yöntemiyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yürütülmüştür. Nitel veriler içerik analizine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Nicel veriler incelendiğinde, müdahale sonunda girişim grubundaki kadınlarda bazı kemoterapi semptomlarının sıklığının, şiddetinin ve rahatsızlık derecesinin, kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı saptanmıştır. Ayrıca girişim grubundaki kadınların Herth Umut Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği toplam puan ortalamaları, kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p<0.05). Nitel verilerin analizi sonucunda "varoluşsal kaygı", "denge arayışı", "eylemde olma:umutla umutsuzluk arasında", otantik varoluş" ve "otantik bakım" olmak üzere beş kategori, "yaşayan bilir", "sorgulama", "değişim", "yeniden yapılanma", baş etme", "öğretiler-kazanımlar", "umduğumuz: kalpten bakım", "bulduğumuz: kalpten bakım" olmak üzere sekiz ana tema ortaya çıkmıştır. Sonuç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımının kadınların kemoterapi semptomlarından bazılarını yönetmelerini sağladığı, umut ve yaşamda anlam düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Kadınların kanser tanısıyla birlikte varoluşsal kaygı deneyimleyerek otantik bir varoluşa geçişleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: jinekolojik tümörler, kemoterapi, umut, hemşirelik, hemşirelik teorisi

Genital neoplazmlar-kadınHemşirelik bakımıKadınlar+7
Gamze Teskereci
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırmanın amacı gebelerin yaşadığı doğum korkusunun düzeyini belirlemek üzere Klaas ve Barbro Wijma tarafından geliştirilmiş olan Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonunu Türkçe'ye uyarlayarak geçerlik ve güvenirliğini belirmektir.Araştırmanın örneklem grubu, gebeliğinin 28-40. haftasında olan 660 sağlıklı gebeden oluşmaktadır. Gebelerle 4 Şubat-24 Ekim 2008 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (220), Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (220) ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi (220) kadın doğum polikliniklerinin bekleme salonlarında görüşülerek ölçek uygulanmıştır.W-DEQ Ölçeği A versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla iki yöntem kullanılmıştır. Bunlar, iç tutarlılık güvenirlik katsayısı ve split half yöntemidir. Hem cronbach alfa (0.89) hem de split half değeri (0.90) ölçeğin güvenilir olduğunu gösteren 0.70 değerinin üzerindedir. Nullipar ve multiparların güvenirlik katsayıları arasında bir fark yoktur.Ölçeğin yapı geçerliğini belirlemek üzere bilinen grup yöntemi kullanılmıştır. Doğum korkusuna farklı tepkiler vereceği tahmin edilen nulliparlar ve multiparlar arasında independent sample t-test yapılmıştır. Ayrıca W-DEQ' nün eş zaman geçerliğini belirlemek üzere Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Depresyon, Stres, Anksiyete Ölçeği (DASÖ) ve Endişe Şiddeti Ölçeği (EŞÖ) kullanılmıştır. Hem nulliparlar, hem de multiparlar için Pearson Korelasyon Katsayısına bakılmıştır. Tüm ölçekler ile W-DEQ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür.Sonuç olarak, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A versiyonunun Türkçe formunun gebelerin yaşadığı doğum korkusu düzeyini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Bundan sonra yapılacak araştırmalar için, W-DEQ' nun farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Doğum korkusu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği, geçerlik, güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlikHemşirelik
Hikmet Öznur Körükcü
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlk gebeliğini yaşayan kadınların gebeliğe ilişkin beklentileri

Gebelikte beklentilerin belirlenmesi gebelikteki duygusal durumun değerlendirilmesinde, gebelik sırasında ve sonrasında yaşanabilecek olası duygusal sorunların tespitinde, gebenin gereksinimi olan hemşirelik bakımının planlanmasında ve gebenin etkin prenatal bakımı almasında etkilidir. Özellikle ilk gebeliklerde kadının beklentileri gebeliğe ve anneliğe bakışını etkilemektedir.Bu araştırmanın amacı ilk gebeliğini yaşayan kadınların gebeliğe ilişkin beklentilerini belirlemektir. Araştırmanın örneklem grubu, gebeliğinin 20-28. haftasında olan 387 sağlıklı gebeden oluşmaktadır. Gebelerle 01 Nisan -30 Ekim 2008 tarihleri arasında, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (n=83), Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (n=151) ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi (n=153), kadın doğum polikliniklerinin bekleme salonlarında görüşülerek soru formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistiksel metodlar, Pearson Ki-kare testi (x²) ve Lojistik Regresyon analizi yapılarak değerlendirilmiştir.Yapılan Pearson Ki-Kare analizleri sonucunda, erken yaşta gebe kalan, eğitim seviyesi düşük olan, sosyal güvencesi olmayan ve aylık gelir miktarı 1000 TL'nin altında olan gebelerin beklentilerinin olumsuz yönde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanısıra; gebeliğin planlı olması, bebeğin istenmesi, eşin gebeliği istemesi, gebeliği süresince duygusal ve fiziksel yönden destek alması gebelik beklentilerini olumlu yönde etkilemektedir. Gebelikle ilgili beklentileri olumlu olan kadınların prenatal bakım alma, gebelikle ilgili testleri yaptırma, spontan vajinal doğumu seçme oranları artarken, yaşadıkları doğum korkuları azalmaktadır. Gebelik beklentileri olumsuz olan kadınların, gebelikteki duygusal durumlarının da olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Yapılan Lojistik Regresyon Analizinde ise, anne yaşının artmasının, gebeliğin planlı olmasının, gebelikte cinsel yaşamın etkilenmemesinin, doğum korkusu yaşanmamasının gebelik beklentilerini pozitif ve anlamlı yönde etkilediği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: İlk Gebelik, Gebelik Beklentisi, Gebelikteki Duygusal Durum, Hemşirelik

GebelikHemşirelik araştırmaları
Nebiye Tekin
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4-12 aylık bebeği olan babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımı arasındaki ilişki

Araştırma, 4-12 aylık bebeği olan babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kalitatif ve kantitatif yöntem birlikte kullanılarak kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini 2 ve 11 no'lu sağlık ocaklarına bağlı mahallelerde oturan ve 4-12 aylık sağlıklı bebeği olan 260 baba oluşturmuştur. Araştırmada babalara sosyo-demografik soru formu (Ek 4), ?Babaların Bebek Bakımına Katılım Soru Formu? (Ek 5), ? Babalık Rolü Algı Ölçeği? (Ek 6) uygulanmış ve babalık algılarını ve bebek bakımına katılımlarını etkileyen faktörleri belirlemek üzere Bireysel Derinlemesine Görüşme Formu (BDG) (Ek 7) yapılmıştır.Araştırmada sayı ve yüzde, ikili gruplarda Bağımsız Gözlemler Arası T Testi (Independent Samples T Testi), ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA), gruplar arasındaki istatistiksel anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığının belirlenmesinde ise En Küçük Fark Testi kullanılmış, Babaların, Bebek Bakımına Katılımları ile Babalık Algıları arasındaki ilişkiyi saptamak üzere korelasyon analizi yapılmıştır. BDG verilerinin değerlendirilmesinde ise İçerik Analizi Yöntemi kullanılmıştır.Araştırma verilerine göre babaların bebek bakımına katılım düzeyleri ortalamanın biraz üstündedir (ortalama=3.01). Babalar bebeklerinin fiziksel bakımına en az (ortalama=2.49), ilgi ve oyun aktivitelerine ise en yüksek katılım (ortalama=3.93) gösterdiklerini belirtmişlerdir. Babaların Babalık Rolü Algı Ölçeği'nden aldıkları puanlar da ortalamanın üzerinde olup (ortalama=3.71), babalık algılarının olumlu olduğunu göstermektedir. Babaların yaşadıkları sağlık ocağı bölgesi, eğitim durumu, işi, doğdukları yer, eşlerinin eğitim durumu ve işi, sahip olunan çocuk sayısı ve bebeğe ayrılan zaman babaların bebek bakımına katılımları ve babalık rolü algıları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı değişkenler olarak saptanmıştır (p<0.05). Babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımı arasında pozitif yönde (r=0.732) ve güçlü (p=0.01) bir ilişki olduğu belirlenmiştir.BDG'lerden elde edilen verilerin içerik analizi sonucunda babaların; ilgili olanları ?iyi? baba, ilgisiz olanları ise ?kötü? baba olarak niteledikleri, çoğunun babalık için kendilerine model aldıkları herhangi bir kişinin olmadığı, yaygın olarak eşlerinin işi olduğunda, istediklerinde ve hafta sonu bebeklerinin bakımına katıldıkları ve bebek baktıkları için çevreden gelen tepkileri önemsemedikleri, en fazla bez değiştirirken zorlandıkları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Babalık rolü, babalık algısı, bebek bakımı, anne sağlığı, hemşirelik

Bebek bakımıHemşirelik
Şirin Kuruçırak
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebelikte bulantı kusma, evlilik uyumu ve eş ilişkisi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma gebelerde bulantı kusma, evlilik uyumu ve eş ilişkisi arasındaki ilişkiyi incelemek üzere yapılmıştır.Araştırma evrenini İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Obstetri polikliniklerinde muayene olan gebeler oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, 20-24. gebelik haftasında, bulantı kusma dışında bir sorunu olmayan, evli, en az okuryazar olan ve Haziran-Eylül 2010 tarihleri arası polikliniğe başvurup, araştırmaya katılmayı kabul eden 400 gebe alınmıştır.Veriler toplanırken, Bireysel Bilgi Formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin Eşi ile İlişkisinin Durumu Alt Ölçeği olmak üzere dört form kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzde hesaplamaları ile evlilik uyumu, eşle ilişki ile bulantı kusma puanı arasındaki ilişkinin saptanabilmesi için Pearson Momentler Korelasyon Analizi kullanılmıştır.Araştırma kapsamındaki gebelerin, Gebelikte Bulantı Kusma Aracı puan ortalamaları 6.1, Evlilikte Uyum Ölçeği puan ortalamaları 44.01, Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Eşle İlişki Alt Ölçeği puan ortalamaları ise 17.56 olarak bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi neticesinde ise gebelikte bulantı kusma ile evlilik uyumu arasında zayıf, ters yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r =-0.320, p=0.00) bulunurken, gebelikte bulantı kusma ile eş ilişkisi arasında istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki (r = 0.081, p= 0.106) olduğu saptanmıştır. Araştırmada evlilik uyum puanları ile eş ilişkisi puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere yapılan analiz sonucunda da evlilik uyumu ile eş ilişkisi arasında orta kuvvette, ters yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r =-0.677, p= 0.00) olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak, evlilik uyumu arttıkça gebelikte bulantı kusma şiddetinin azaldığı, evlilik uyumunun gebelikte bulantı kusmayla ilişkili olduğu söylenebilmektedir. Bu doğrultuda hemşirelerin çocuk sahibi olmaya karar veren çiftlerin evlilik uyumlarını değerlendirmeleri, evlilik uyumu düşük olan çiftlerin hangi alanlarda sorun yaşadıkları belirlenerek soruna yönelik danışmanlık hizmetleri verilmesi ve evlilik danışmanlığı alabilecekleri kişi ve kuruluşlara yönlendirilmeleri önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Gebelikte bulantı kusma, evlilik uyumu, eş ilişkisi.

BulantıEvlilikGebelik+3
Didem Yekenkunrul
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğum eyleminde öz-yeterlilik ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu arastırmanın amacı, gebelerin dogum eyleminde öz-yeterlilik seviyelerinibelirlemek amacı ile Lowe tarafından 1993 yılında gelistirilen, Dogum Eyleminde ÖzyeterlilikÖlçegi'nin; Ip ve arkadasları tarafından kısaltılarak gelistirilmis olan DogumEyleminde Öz-yeterlilik Ölçegi-Kısa Formunun (CBSEI-C32'nin) Türkçe' ye uyarlanarakgeçerlik ve güvenirlik düzeyini belirlemektir.Arastırmanın örneklem grubu, gebeliginin 26-40. haftasında olan 640 gebedenolusmaktadır. Veriler, 1 Ekim-31 Aralık 2010 tarihleri arasında Antalya Atatürk DevletHastanesi (320) ve Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (320) kadın dogum polikliniklerininbekleme salonlarında gebeler ile görüsülerek elde edilmistir.CBSEI-C32 Ölçegi kısa formunun güvenirligini degerlendirmek amacıyla iç tutarlılıkgüvenirlik katsayısı ve madde toplam korelasyon yöntemi kullanılmıstır. Cronbach alfa(0.906) ölçegin güvenilir oldugunu gösteren 0.70 degerinin üzerindedir. Primipar vemultiparların güvenirlik katsayıları arasında bir fark yoktur. Ölçegin geçerligini belirlemekiçin kapsam geçerligi, iç ölçüt geçerlik ve yapı geçerligi ile degerlendirilmistir.Sonuç olarak, Dogum Eyleminde Öz-yeterlilik Ölçegi'nin Türkçe formunun gebelerindogum eyleminde öz-yeterlilik seviyesini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç oldugusaptanmıstır. Bundan sonra dogum eyleminde öz-yeterlilik ile ilgili yapılacak arastırmalariçin, farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardakigeçerlik ve güvenirliginin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Dogum eylemi, öz-yeterlilik, dogum eyleminde özyeterlilik ölçegi, geçerlik, güvenirlik, hemsirelik

DoğumGeçerlikGüvenlik+3
Yeliz Ersoy
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
10
DoktoraAçık ErişimTR

Roy adaptasyon modeline dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisi

Giriş: Bulantı kusma (BK) gebe kadınların çoğunluğunda görülen bir durumdur. Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisini gösteren çalışmaya rastlanmamıştır.Amaç: Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisini belirlenmek amacıyla yapılmıştır.Metod: Araştırmada girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup vardır. Her iki grupta 31 kişi bulunmaktadır. Girişim grubundaki gebelere Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) göre hazırlanmış danışmanlık ve broşür verilmiş olup, kontrol grubuna sadece broşür verilmiştir. Her iki grupta veriler yüz yüze görüşme ve haftalık telefon görüşmesi ile toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı veri formu, Lederman'nın Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin ?gebeliğin Kabulü? alt ölçeği, Bulantı Kusma Ölçüm Aracı, beslenme izlem formu ve bazı davranışları değerlendirmeye yönelik VAS ile toplanmıştır.Bulgular: Danışmanlığın hafif ve orta şiddetteki BK'da etkili olduğu, fakat şiddetli BK'da etkili olmadığı belirlenmiştir. Girişim grubunda BK süresinin kontrol grubuna göre daha kısa olduğu, protein ağırlıklı gıda alma miktarının daha fazla olduğu, BK'ları ile baş edebilme oranlarının daha yüksek olduğu, önerilen bazı beslenme ve yaşam stili değişliklerini daha fazla uyguladıkları, gebeliği kabullerinin daha yüksek olduğu, BK'nın bebeğine zarar vereceği endişesinin daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca karbonhidrat ağırlıklı gıda alımı ve BK'nın kendi sağlığına zarar vereceği endişesinde gruplar arasında fark bulunmamıştır.Sonuç: RAM'ne dayalı verilen danışmanlığın gebelikte bulantı kusmada etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları Roy'un ?bir uyum alanında yer alan bir davranış diğer uyum alanları için uyaran olur.? önermesi doğrulanmıştır. Ayrıca modelde yer almayan, ?herhangi bir uyum alanında yer alan bir davranışın, yine o uyum alanında yer alan bir başka davranış için uyaran olabileceği ? sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Gebelikte Bulantı Kusma, Roy Adaptasyon Modeli, Danışmanlık, Hemşirelik.

BulantıDanışmanlık hizmetleriGebelik+3
Gözde Gökçe İsbir
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgilerini etkileyen etmenler

Amaç: Bu çalışma çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgilerini ve bilgilerini etkileyen etmenleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Metod: Çalışmanın verileri Haziran-Eylül 2010 tarihleri arasında toplanmıştır. Ev dışında herhangi bir işte çalışan, doğumdan sonra ilk bir yıl içinde işe geri dönmeyi planlayan, son trimesterda (28-40 hafta arası), sağlıklı 260 gebe araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veri toplamada, gebelerin sosyodemografik özellikleri ve emzirmeye ilişkin bilgilerini saptamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen iki ayrı form kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, t testi, kruskall-wallis analizi kullanılmıştır.Bulgular: Gebelerin tüm sorulardan aldıkları bilgi puan ortalaması 6.03 ± 2.99'dur. Gebelerin en az bildikleri sorular; bir memeyi boşaltmak için ne kadar süre sağılması gerektiği (% 21.9) ve sütün saklanma koşullarının neler (% 27.2) olduğudur. En çok bildikleri sorular ise; anne sütünün hangi yöntemle sağılacağı (% 87.3) ve sağılan sütün saklanacağı kabın özelliğidir (% 80). Çalıştıkları kurumda emzirme hizmeti verilen, üniversite ve lisansüstü mezunu olan, işyerinde sütünü sağan/emziren biriyle çalışan, emzirme eğitimi alan ve bu eğitim içeriğinde çalışırken emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgi bulunan, emzirme deneyimi olan ve kamu sektöründe çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur.Sonuç: Tüm bu sonuçlar çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmek için yeterince bilgiye sahip olmadığını ve işyeri koşulları uygun olanların, bilgi puanlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Çalışan kadınların, doğum sonrası çalışma yaşamlarında emzirmeyi sürdürebilmeleri için, antenatal dönemde aldıkları emzirme eğitiminin içeriğinde, sütün sağılma ve saklanma koşulları hakkında bilgilendirilmeleri önemlidir.Anahtar kelimeler: ?emzirme?, ?emzirme eğitimi?, ?çalışan gebeler?

Anne sütüAnnelerEmzirme+1
Gülşah Karancı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdeniz Bölgesi huzurevlerinde yaşayan kadınlarda üriner inkontinans ve yaşam kalitesi

Üriner inkontinans, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve tıbbi olduğu kadar sosyal yönü de olan, kadınları farklı şekillerde etkileyebilen çok boyutlu bir problemdir. Bu çalışma Akdeniz Bölgesinde yer alan huzurevlerinde yaşayan kadınlarda üriner inkontinansın yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Akdeniz Bölgesinde yer alan Antalya Büyükşehir Belediyesi Huzurevi, Özel Asmalı Konak Huzurevi, Adana Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Adana Seyhan Belediyesi Huzurevi, Osmaniye Özden Huzurevi, Hatay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Kahraman Maraş Huzurevi, Mersin Erdemli Huzurevi ve Burdur Belediyesi Berberoğlu Vakfı Huzurevi'nde yaşayan ve üriner inkontinansı olan 95 kadın üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın verileri, üriner inkontinansı olan yaşlıların sosyodemografik özelliklerini içeren anket formu, hastaların yaşam kalitesini değerlendirmek amacı ile "Üriner İnkontinanslı Hasta Yaşam Kalitesi Ölçeği", günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede bağımlılık durumunu değerlendirmek için " Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi " ve üriner inkontinansın tipinin belirlenmesinde "Uluslararası İnkontinansta Konsültasyon Kısa Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, frekanslar gibi tanımlayıcı istatistiklerle, iki ortalama arası farkın bağımsızlık testi ( student t testi), Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi testi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 20 paket programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık düzeyi için alfa değeri 0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya 65-92 yaşları arasında toplam 95 kadın dahil edilmiş olup bu kadınların yaş ortalaması 77.26 ± 7.70 olarak tespit edilmiştir. Huzurevlerinde yaşayan kadınların %66.3' ü üriner inkontinansı bir sağlık sorunu olarak görmemekte ve % 65.3'ü bu şikayetten dolayı herhangi bir sağlık kurumuna başvurmamıştır. İdrar kaçırmanın bir sağlık sorunu olmadığını düşünenlerin yaşam kalitesi istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha yüksektir (p = 0.000). Akciğer hastalıklarından herhangi birine sahip olan kadınların yaşam kalitesi olmayanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha düşüktür (p = 0.017). Diyabeti olan kadınların yaşam kalitesi diyabeti olmayanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha düşüktür (p=0.011). Huzurevlerinde yaşayan kadınlarda % 31.7 ile mikst tip üriner inkontinans en sık görülen üriner inkontinans tipi olarak bulunmuştur. I-QOL ölçeğinin "davranışların sınırlandırılması","sosyal izolasyon" ve "psikososyal etkilenme" alt boyutları puan ortalamalarına göre en fazla nokturnal inkontinansı olan kadınların yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiştir. I-QOL ölçeğinin geneline ait puan ortalamalarına göre en fazla nokturnal inkontinansı olan kadınların yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiştir. Bunu sırasıyla stres, mikst, urge ve total inkontinans izlemektedir. Anahtar Kelimeler: Üriner İnkontinans, Huzurevi, Yaşam Kalitesi, Yaşlılık, Akdeniz Bölgesi.

Üriner inkontinans
Sinem Göral
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Histerektomiye ilişkin kadın ve eşlerinin bilgi ve düşünceleri

Araştırmanın amacı histerektomiye ilişkin kadın ve eşlerinin bilgi ve düşüncelerini belirlemek, histerektomi ile ilgili danışmanlık yapan sağlık profesyonellerinin kullanacağı danışmanlık rehberlerine bilgi birikimi sağlamaktır. Araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ile Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde histerektomi ameliyatı olacak 215 kadın ve 179 eş ile kesitsel olarak Ekim 2016-Nisan 2017 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 18,0 programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 49,31±7,33, eşlerinin yaş ortalaması ise 52,77±6,24'dir. Kadınların %63,3'ünün eğitim durumunun okuryazar/ilkokul olduğu , %73'ünün çalışmadığı, %39,1'nin en fazla ilçede yaşadığı, %69,3'nün geliri giderine eşit olduğu ve %62,8'nin menopozda olmadığı belirlenmiştir. Eşlerinin %43,6'sının eğitim durumunun okuryazar/ilkokul olduğu, %30,2'si işçi olduğu, %34,6'sının en fazla il ve %34,6'sının köyde yaşadığı saptanmıştır. Kadınların %86'sının, eşlerinin ise %93,3'ünün ameliyat sırasında hangi organların alınacağını, kadınların %66,5'i, eşlerinin %62'si uterusun görevini kısmen bildiği, kadınların %26'sı, eşlerinin %28,5'i ameliyat sonrası ağır işlerden kaçınma süresini bildiği, kadınların %26,5'inin, eşlerin %25,1'nin ameliyat sonrası cinsel ilişkiden kaçınma süresini bildiği görülmüştür. Kadınların %69,8'i, eşlerin %69,3'ü ameliyat hakkında bilgi aldığını, kadınların %76,4'ü, eşlerin %60,5'i alınan bilginin yeterli olduğunu ve kadınların %50,3'ü, eşlerinin %61'i doktordan bilgi aldıklarını ifade etmiştir. Kadınların çoğunluğu için (%30,4) en önemli kadınlık organı olarak uterus, eşlerinin çoğunluğu için ise (%27,5) vajina olduğu belirlenmiştir. Kadınların histerektomiye ilişkin olumlu ve olumsuz düşüncelerinin olduğu saptanmıştır. Yaş grubu daha düşük olan ve geliri giderine eşit/fazla olan kadınların histerektomiye ilişkin bilgilerinin daha iyi olduğu görülmüştür. Eğitim seviyesi yüksek olan, en uzun süre ilde yaşayan ve memur/işçi olan eşlerin histerektomiye ilişkin bilgilere daha çok doğru cevap verdikleri saptanmıştır. Yaş grubu daha küçük olan kadın ve eşleri için cinselliğin daha önemli olduğu fakat eşlerin cinsellik önem ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda histerektomi hakkında kadın ve eşlerinin bilgi ve düşüncelerinin değişiklik gösterdiği görülmüştür. Eşlerin bilgi durumlarının kadınlara oranla az da olsa daha iyi olduğu görülmektedir. Sağlık personellerinin özellikle hastayla daha fazla zaman geçiren hemşirelerin kadın ve eşlerine histerektomiye ilişkin bilgi vermesi, yanlış bilinen bilgilerin düzeltmesi açısından son derece önemlidir. Kadınların histerektomiye ilişkin olumlu düşünceleri daha fazla olsa da olumsuz düşünceleri de azımsanmayacak düzeyde olduğu görülmüştür. Kadın ve eşlerinin düşünceleri değerlendirilmeli ve olumsuz düşünceleri azaltılmalıdır. Histerektomiye ilişkin bilgi ve düşünceleri inceleyen daha fazla çalışma yapılmalıdır.

BilgiEvli çiftlerHemşirelik+4
Belma Toptaş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın ilinde gebelikte yaşanan sağlık sorunları ve yaşam kalitesi ile ilişkisi.

Araştırma Aydın ilinde gebelikte yaşanan sağlık sorunları ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi amacı ile kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Kasım 2009- Mayıs 2010 tarihlerinde Aydın il merkezi kentsel bölgede ikamet eden, gebeliğinin üçüncü trimestrinde olan, olasılıksız örnekleme yöntemi ile belirlenen 607 gebe alınmıştır.Araştırmanın verileri gebelerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı anket formu, Sağlık Bakanlığı Risk Değerlendirme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma kapsamındaki gebelerin yaş ortalaması 27,42±5,04 idi. Gebelerin %99,8'i gebelikleri süresince herhangi bir sağlık sorunu yaşadıklarını, en fazla görülme sıklığına göre; sık idrara çıkma (%81,0), bulantı ve kusma (%66,1), mide yanması (%58,4) ve sırt ağrısı (%53,7) yaşadıklarını bildirmişlerdir. Gebelerin %16,1'inin yüksek depresyon riskinde olduğu, %14,8'inin sağlık sorunu nedeniyle hastaneye yattığı, %84,8'inin en az bir risk faktörü taşıdığı, %13,8'inin gebelikten önce cinsel sorunu bulunduğu ve %80,1'inin gebelik döneminde cinsel yaşamlarında değişiklik olduğunu saptanmıştır.Çoklu regresyon analizi sonucu, gebelikte yüksek depresyon riskinde olma, gebelik döneminde sağlık sorunu nedeni ile hastaneye yatma, sahip olunan yüksek risk sayısı, gebelikten önce cinsel sorunu olma ve gebelik süresince cinsel yaşamda değişiklik yaşama ile gebelerin yaşam kaliteleri arasında negatif ilişkinin olduğunu göstermiştir.Bu sonuçlara göre, doğum öncesi bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda gebelerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin göz önünde bulundurulması ile anne ve bebek sağlığının gelişimine katkı oluşturulabilir.Anahtar kelimeler: Doğum öncesi bakım, gebelik, sağlık sorunları, yaşam kalitesi.

GebelikYaşam kalitesi
Gülsün Özçelik
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

15-49 yaş grubu kadınlarda premenstrual sendrom görülme sıklığı

Kadın sağlığı
Ayfer Pınar
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınların menopozal yakınmaları ve başetme yöntemlerinin incelenmesi

Araştırma, Aydın ili Merkez 9 Nolu Sağlık Ocağı bölgesindeki kadınlarda görülen menopozal yakınmalarla, bu yakınmalarda kullandıkları başetme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada veriler, Aydın il sınırlarında bulunan Merkez 9 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde oturan menopoz dönemindeki kadınlar için hazırlanmış ?Soru Formu? ve ?Menopozal Yakınmaları Tarama Listesi? aracılığıyla yüz yüze görüşülerek 17 Eylül 2007- 31 Aralık 2007 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini Merkez 9 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde oturan araştırma kriterlerine uygun olan, basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen menopoz dönemindeki 132 kadın oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü evrendeki birey sayısının bilindiği durumlarda kullanılan formül ile hesaplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Kadınların yaş ortalaması 48.98 ± 3.87 olarak hesaplanmıştır. Eğitim durumları incelendiğinde %41.7'sinin ilkokul, %23.5'inin lise, %18.2'sinin üniversite ve üzeri düzeyde eğitim aldıkları belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %87.9'unun evli, %50'sinin çalıştığı, %78.8'inin gelir durumunun yeterli olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan kadınların %68.9'unun menopoz dönemine yönelik bilgi aldığı, bilgi alan kadınların bu bilgileri %42.9'unun doktordan aldığı, %56.8'inin menopoz dönemini olumlu algıladığı, %43.2'sinin ise menopoz dönemini olumsuz algıladığı saptanmıştır.Kadınların menopozal dönemde en sık yaşadıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; sıcak basması-gece terlemesi (%72.7), sinirlilik-gerginlik (%71.2), uykusuzluk-yorgunluk (%68.9) olduğu, endişe yaşadıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; çarpıntı (%19.0), sinirlilik-gerginlik (%14.9), sıcak basması-gece terlemesi (%8.3) olduğu, öneri aldıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; kas-eklem ağrıları (%49.4), çarpıntı (%35.7), baş ağrısı-baş dönmesi (%34.8) olduğu belirlenmiştir.Kadınların yakınmalar karşısında çeşitli başetme yöntemleri kullandıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin ve ebelerin menopozal dönemdeki kadınlara menopoza yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Menopoz, menopozal yakınmalar, başetme yöntemleri.

Menopoz
Nesrin Oğurlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

0-6 aylik bebeği olan annelerin anne sütünü artırmaya yönelik geleneksel uygulamaları

Araştırma 0-6 aylık bebeği olan annelerin anne sütünü artırmaya yönelik geleneksel uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır.Çalışma, Kütahya ili belediye sınırları içindeki 1-14 No'lu Merkez Sağlık Ocakları'nda gerçekleştirilmiştir. Örneklemi 216 anne oluşturmuştur.Veriler araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formuyla toplanmıştır. Verilerin toplanabilmesi için Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü'nden resmi izin ve Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik onay alınmış, anneler araştırma hakkında bilgilendirilmiş ve yazılı onamları alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından annelerin evlerinde ziyaret edilmesi ve yüz yüze görüşme sırasında soru-cevap yöntemiyle toplanmıştır. Veriler 01.07.2008-20.07.2008 tarihlerinde toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ile Ki-kare, Exact Ki-kare ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştırYaş ortalaması 26.85±4.87 olan annelerin %53.2'si ilkokul mezunu, %89.4'ü ev hanımı ve %45.8'i yetersiz gelirlidirAnnelerin %90.3'ü bebeklerini ilk 30 dakikada emzirmiştir. Annelerin %75'i bebeklerini ilk altı ayda sadece anne sütüyle beslemeyi düşünmelerine rağmen, %65'i bunu gerçekleştirebilmiştir. Annelerin %72.7'si sütlerinin yeterli olduğunu düşünmektedir ve bunların %68.8'inin bebekleri yeterli ağırlıktadır. Annelerin %77.8'i emzirme konusunda eğitim almamıştır. Annelerin %19.9'u sütlerini artırmak için hiçbir uygulama yapmamış, çok azı (%9.2) modern uygulama, çoğu geleneksel (%47.9) ve geleneksel+modern (%42.7) uygulamaları yapmışlardır. En çok su (%62), süt (%24.1), tatlı (%20.8), incir (%18.1), soğan (%17.6), meyve-meyve suyu (%16.2), rezene çayı (%14.8) ve sebze-yeşilliğin (%13.9) sütü arttırdığına inanılmaktadır.Anne sütünü artırmaya yönelik uygulamaları annelerin yaşı, çalışma durumu, gelir durumu, yaşayan çocuk sayısı, besleme şekli, sütlerinin yeterliliğine ilişkin düşünceleri ile emzirme anne sütünü artırıcı önlemler/uygulamalar konusunda eğitim alma durumu, bebeğin yaşı ve anne sütüyle beslemeyi düşündükleri süre etkilemektedir (p<0.05).Anahtar kelimeler: Doğum sonrası dönem, emzirme, anne sütü, geleneksel uygulamalar.

Anne sütüAnnelerBebek-yenidoğmuş+6
Mine Gökduman
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken postpartum dönemde meme başı ağrısı ve çatlaklarının önlenmesinde anne sütü ve zeytinyağının etkisi

Araştırma erken postpartum dönemde meme başı ağrısı ve çatlaklarının önlenmesinde anne sütü ve zeytinyağının etkisini karşılaştırmak amacıyla müdahale çalışması olarak yapılmıştır.Araştırma, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve BSK Anka Hastanesi Doğum-Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yapılmıştır. Örneklemi 13'ü anne sütü, 13'ü zeytinyağı ve 13'ü kontrol grubu olmak üzere 39 anne oluşturmuştur.Veriler, araştırmacı tarafından soru formu 1, 2, 3, izlem formu, emzirme gözlem formu ve Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak hastanede ve/veya ev ziyareti sırasında yüzyüze görüşme yöntemi ve annelerin öz bildirimleri ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Exact Ki-kare, Kruskal Wallis Anova, Friedman ve McNemar testi ile değerlendirilmiştir.Anne sütü grubu ilk 4 gün (%61.5-%92.3), zeytinyağı grubu 2-5. gün (%69.2-%76.9), kontrol grubu 4-8. günlerde (%69.2-%84.6) meme başı ağrısı yaşamıştır. Ağrı en fazla emzirme başlangıcı ve sırasında yaşanmış (p<0.05) ve en az şiddette deney grubunda belirtilmiştir (p<0.05). Yaşanan ağrıda anne sütü ilk güne göre 9 ve 10. günde, zeytinyağı 2-5. günlerde, kontrol grubunun uygulamaları ise 4-8. günlerde etkili olmuştur (p<0.05).Meme başı çatlağı anne sütü ve kontrol grubunda (%92.3), zeytinyağı grubuna göre (%69.2) daha fazla görülmüştür. Uygulamalar anne sütü grubunda 2-5 ve kontrol grubunda 2-7. günlerde farklılık yaratmış (p<0.05), zeytinyağı grubunda ise yaratmamıştır (p>0.05). Uygulamalar en fazla anne sütü (6-12 kez) ve zeytinyağı (3-10 kez), en az kontrol grubunda (5-8 kez) yapılmıştır (p<0.05). Anne sütü grubunun hepsi, zeytinyağı ve kontrol grubunun %84.6'sı uygulamalardan memnundur.Sonuç olarak, meme başı ağrısı ve çatlağının önlenmesinde anne sütü, zeytinyağı ve özellikle kontrol grubunun yaptığı uygulamalara göre daha etkilidir.Anahtar kelimeler: Meme başı ağrısı ve çatlağı, emzirme, anne sütü, zeytinyağı.

Anne sütüAğrıEmzirme+5
Fadime Kirlek
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gençlerin acil kontrasepsiyon yöntemlerine ilişkin bilgi uygulama ve hizmet gereksinimleri

Bu çalışma Adnan Menderes Üniversitesi fakülte ve yüksekokullarının son sınıflarında okuyan öğrencilerin acil kontrasepsiyon yöntemlerini kullanma durumları ile bu yöntemlere ilişkin bilgi ve hizmet ihtiyaçlarını belirlenmek amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini, fakülte ve yüksekokuların son sınıflarında okuyan öğrencilerden 2009-2010 bahar yarıyılında kayıt yaptıran, 1291 öğrenci oluşturmuştur. Veriler soru formu ile toplanmış, verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve ki kare testi kullanılmıştır.Öğrencilerin %88,2'si 20-24 yaş grubunda, %52,2'si kız ve %98,1'i bekardır. Öğrencilerin %58,2'si sigara, alkol ya da bağımlılık yapıcı maddeleri kullanmakta ve %56,3'ü arkadaşlarıyla birlikte evde kalmaktadır. Öğrencilerin ancak %6'sı acil kontrasepsiyon yöntemleri ve kulanım süresiyle ilgili doğru bilgiye sahiptir. Bu öğrencilerin %43,8'i acil kontrasepsiyon yöntemleriyle ilgili bilgiyi arkadaşlarından edinmiştir. Öğrencilerin %37,9'unun cinsel deneyimi vardır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %6,9'unun gebelik deneyimi olmuş, bunların ise %73,5'i gebeliğini kürtajla sonlandırmıştır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %45,6'sının devam eden düzenli bir cinsel yaşantısı bulunmaktadır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %10,6'sı acil kontrasepsiyon yöntemlerini daha önce kullandığını belirtmiştir. Öğrencilerin %58,5'i acil kontrasepsiyon yöntemleri hakkında bilgi almak istediğini, bunların %75,8'i ise bu bilgiyi sağlık çalışanından bilgi almak istediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %79,3'ü cinsel sağlık/üreme sağlığı konularında danışmanlık ve hizmet veren bir birimin kurulmasını, %68,8'i de bu birimin ADÜ-GENÇ bünyesinde yer almasını istemektedir.Araştırma sonuçlarına göre, kısa bir süre sonra mezun olacak olan Adnan Menderes Üniversitesi fakülte ve yüksekokullarının son sınıflarında okuyan öğrencilerin acil kontrasepsiyon yöntemleri ve üreme sağlığı bilgileri yetersizdir. Acil kontrasepsiyon konusunda bilgilerinin yetersiz olduğunun ve bilgi, danışmanlık ve hizmet gereksinimlerinin farkında olan öğrenciler büyük bir oranda acil kontrasepsiyon bilgi/hizmet ve danışmanlık almak istemekte, bu bilgiyi en çok ADÜ-GENÇ'te kurulacak bir birimden ve sağlık personelinden almak istemektedir.Çalışma sonuçlarına göre; üniversitemizde gençlerin acil kontrasepsiyon ve cinsel sağlık/üreme sağlığı konularındaki sağlık düzeylerinin yükseltilmesi için eğitim ve hizmete yönelik planlama ve uygulamalar yapılmalı, bir birim kurulmalıdır. Klinisyen ve akademisyen hemşireler, yapılacak eğitim, hizmet ve danışmanlıkta; planlama, organize etme, yürütme ve değerlendirmede etkin bir şekilde görev ve sorumluluk almalıdırlar.Anahtar Kelimeler: Acil kontrasepsiyon, gençler, istenmeyen gebelik, üniversite öğrencisi, üreme sağlığı.

Doğum kontrolüGebelik-istenmeyenGençler+4
Hilal Şanlı Çolakoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normal Doğum Eyleminde Dikey Pozisyonların Kullanılması Konusunda Ebelerin Görüş ve Uygulamaları

Normal doğum eyleminde dikey pozisyonların kullanılması konusunda ebelerin görüş ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılan araştırmaya, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü?ne bağlı dokuz devlet hastanesinin doğum salonunda çalışan ve evreni oluşturan 89 ebe dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile Eylül-Kasım 2011 tarihlerinde ebelerin öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Veriler, Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare ve Kruskall Wallis-H analizleri ile değerlendirilmiştir. Ebelerin yaş ortalaması 37,9±5,074?tür ve %67,4?ü ön lisans mezunu, %83,1?i evli ve %60,7?si 1-10 yıldır doğum salonunda çalışmaktadır. Ebelerin %58,4?ü travayda aynı anda bir-iki gebe izlemekte ve normal doğumların %88,8?ini kendileri yaptırmakta, uygulamalarında sıklıkla hekim tavsiyelerinden (%78,7) yararlanmaktadırlar. Ebelerin %40,4?ü doğum eyleminin I., %14,6?sı II. evresinde kullanılan dikey pozisyonları bilmektedir ve %96,6?sı dikey pozisyonların kullanımı konusunda eğitim almamıştır. Ebelerin %85,4?ü I. evrede gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmesi gerektiğini, %75,3?ü serbest pozisyona izin verdiğini, %67,5?i olumlu etkisi olduğunu; II. evrede ise %71,9?u gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmemesi gerektiğini veya bilmediğini ve %86,5?i serbest pozisyona izin vermediğini belirtmişlerdir. Ebelerin tamamı I. evrede dikey pozisyonları uygun bulmakta ve kullanmakta, II. evrede ise %95,5?i uygun bulmakta ve %82?si kullanmaktadır. Ebelerin tümü doğumları litotomi pozisyonunda yaptırmakta ve uygun bulmaktadırlar. Birinci evrede ebelerin %92,1?i dikey pozisyonların kullanımını desteklemekte, %64?ü doğum salonlarını uygun bulmakta, buna karşın II. evrede %70,8?i dikey pozisyonların kullanımını desteklememekte, %95,5?i doğum salonlarını uygun bulmamakta ve %81,7?si doğum salonlarının fiziki koşullarının düzeltilmesini istemektedir. İkinci evrede dikey pozisyonların uygun bulunmasını doğum şekline karar veren kişi, kullanılmasını ise ebelerin çalıştıkları birimde uygulanan doğum şekli, ebelerin gebelere serbest hareket etme, yürüme özgürlüğü verilmesini isteme ve izin verme durumu ile I. evrede dikey pozisyonlar hakkında bilgi sahibi olma durumu etkilemiştir (p<0,05). Sonuç olarak; doğumun I. ve II. evresinde kullanılan dikey pozisyonların bazılarını ebelerin bildikleri ve eğitim almak istedikleri, dikey pozisyonları II. evreden çok I. evre için uygun buldukları ve kullandıkları, tümünün doğumlar için litotomi pozisyonunu uygun bulduğu ve kullandığı, doğumda dikey pozisyonların kullanımı ile ilgili olumlu görüşe sahip olmakla ve kullanımını desteklemekle birlikte, dikey pozisyonların kullanılması için doğum salonlarının koşullarını uygun bulmadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Doğum eylemi, dikey pozisyonlar, ebe, görüş ve uygulamalar.

Doğal doğumVajinal doğum
Nurten Kırcan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde plıssıt modelin etkinliği

Bu çalışma doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel sorunlarının çözümünde PLISSIT modelin etkinliğini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu düzende yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Antalya Kepez 17 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve 18 Nolu Kültür Aile Sağlığı Merkezi?ne bağlı bölgelerde yaşayan, doğum sonrası 3-12 ay arasında bulunan 640 kadın arasından sistematik örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 123 (çalışma=61; kontrol=62) kişi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen ve iki bölümden oluşan kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF (Arizona Sexual Experiences Scale) ve CYKÖ-KF (Sexual Quality of Life Questionnaire) kullanılmıştır. Her iki gruptaki kadınlara ilk ev ziyaretinde kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Bu ziyarette çalışma grubundaki kadınlara kontrol grubundakilerden farklı olarak üç oturumda PLISSIT model girişim planı uygulanarak cinsel problemler tespit edilip, çözümlenmeye çalışılmıştır. İlk ev ziyaretinden 1 ay sonra ikinci ev ziyareti gerçekleştirilmiş ve her iki gruba da ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi, ki-kare testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon Signed Ranks testi kullanılmıştır. PLISSIT Model girişim planı uygulama öncesi dönemde, istatistiksel olarak benzer şekilde, çalışma grubundaki kadınların %77,0?ının ve kontrol grubundakilerin %71,0?ının ACYÖ-KF?na göre 12 puan ve üzerinde olduğu ve cinsel problem yaşadıkları belirlenmiştir. PLISSIT Model girişim planı uygulama sonrasında ise, ACYÖ-KF?na göre çalışma grubundaki kadınların (%60,7) kontrol grubundakilere göre (%77,4) daha az oranda cinsel problem yaşadıkları ve yapılan istatistiksel değerlendirmede de bu farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde PLISSIT model girişim planının uygulanması ile cinsel problemlerin azaldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, cinsel problemler, PLISSIT model, hemşire, hemşirelik bakımı.

Cinsel birleşmeCinsel bozukluklarCinsellik+5
Fatma Yörük
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnfertilite sorunu yaşayan çiftlerde cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Durumu ve Yaşam Kalitesinin İncelenmesi. Bu araştırma infertilite sorunu yaşayan çiftlerde infertilitenin, cinsel işlev durumu ve yaşam kaliteleri üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile Adnan Menderes Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve Üroloji Polikliniği?ne 07.06.2011-31.01.2012 tarihleri arasında başvuran 52 kadın ve 55 erkekten oluşturmuştur. Veriler literatür taranarak geliştirilen soru formu, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, WHOQOL-BREF Yaşam kalitesi ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon testi, T testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan infertil kadınların yaş ortalaması 28,21?6,45, infertil erkeklerin yaş ortalaması 32,3?5,96 olarak bulunmuştur. İnfertil kadınların çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,69?5,41 yıl, herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri 2,21?1,70 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil erkeklerin çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,81?5,34 yıl, infertiliteye bağlı herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri ortalama 2,38?1,82 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların %38,5'i infertilite nedeninin bilinmediğini, %28,8'i infertilitenin kendilerinden kaynaklandığını belirtmiştir. İnfertil erkeklerin %34,5'i infertilite nedeninin kendilerinden kaynaklandığını, %30,9'u infertilite nedeninin bilinmediğini belirtmiştir İnfertil kadın ve erkeklerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesi puanlarına bakıldığında infertil kadınların %82,7'sinde, infertil erkeklerin ise %49,1'inde cinsel işlev bozukluğu görülmektedir İnfertil kadınların cinsel işlev durumu infertil erkeklere göre daha düşük olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların ACYÖ puanı ile erkeklerin ACYÖ puanları arasındaki fark (p<0,05) anlamlı bulunmaktadır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı ile erkeklerin yaşam kalitesi puanı arasındaki fark (p>0,05) anlamlı bulunmamıştır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı infertil erkeklere göre daha düşük bulunmuştur. infertil kadınların ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı (p>0,05) bir ilişki bulunmamıştır. İnfertil erkeklerin ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir ilişki bulunmaktadır. İnfertil erkeklerin cinsel işlev bozukluğu arttıkça yaşam kalitesi azalmaktadır. Çiftlerin çoğu için, infertilite büyük bir yaşam krizidir. İnfertilitenin, çiftlerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesini etkileyen bir sorun olduğu görülmektedir. İnfertilite sürecinde hemşireler, bütüncül bir yaklaşımla çiftlerin durumlarını değerlendirmeli, sorun ve gereksinimlerini belirlemeli, çiftlerin cinsel işlevlerini ve yaşam kalitesini yükseltmede profesyonel bir rol almalıdır. Hem infertilite hem de cinsel fonksiyon bozukluğu ve yaşam kalitesi yönünden hastaların en uygun şekilde yönetiminde daha fazla araştırma gerekmektedir Anahtar kelimeler; infertilite, cinsel işlev durumu, yaşam kalitesi

Cinsel birleşmeCinsel bozukluklarCinsellik+4
Özlem Algül
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık personelinin annelik hüznü ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamaları

Araştırma, sağlık personelinin AH ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Aydın'ın Söke ilçesindeki 1. basamak ve 2. basamak sağlık kurumlarının kadın doğum ve çocuk kliniklerinde çalışan sağlık personelinde gerçekleştirilmiştir. Örneklem 125 katılımcıdan oluşmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile resmi izinler, etik kurul onayları ve gönüllülerin sözlü-yazılı onamları alınarak ve katılımcıların öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Bilgi soruları, literatüre göre doğru (1 puan) ve yanlış (0 puan) şeklinde gruplanarak 45 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Veriler Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney-U testi ile değerlendirilmiştir. Tüm analizlerde P< 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Yaş ortalaması 39.78±7.31 ve meslekte çalışma süreleri 17.40±7.81 yıl olan katılımcıların %81.6'sı kadın ve %44.8'i lisans mezunudur. AH'yi bildiğini (%56) ve mesleki eğitimden edindiğini (%67.1) belirten katılımcıların %70.0'i orta düzeyde AH bilgisine sahiptir. Örneklemin %76'sı AH eğitimi istemektedir. Katılımcıların %66.4'ü AH'yi bir sağlık sorunu olarak görmekte, %63.6'sı anneye yardımcı olmayı önemsemekte ve %80.0'i sağlık personelinin eğitilmesi gerektiğini düşünmektedir. katılımcıların %45.6'sı AH ile karşılaşmış, bunlar sürecin normal/geçici olduğunu açıklamış (%77.2), eş ve aile desteği (%61.4) ile annenin duygularının ifadesini (%56.1) sağlamış, ancak bu konuda kendilerini yetersiz (%79.2) görmüşlerdir. TSM ve çocuk kliniklerinde çalışanlar ile hemşire/ebelerin bilgi ve uygulamaları yetersizdir (p<0.005). Araştırma sonucunda, sağlık personelinin AH konusunda olumlu tutuma sahip olmakla birlikte, bilgi ve uygulamalarının yetersiz olduğu ve bunun kurumsal, mesleki ve bireysel çeşitli faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Annelere hizmet veren tüm sağlık personelinin mezuniyet öncesi ve sonrası planlı ve sürekli eğitimlerle desteklenmesi, farkındalıklarını artırmaya yönelik kurumsal ve yasal düzenlemelerin yapılması önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık personeli, annelik hüznü, bilgi, tutum, davranış.

AnnelerAydın-SökeBilgi+7
Serap Türkyılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00