Yozgat Bozok University
Enstitü

Sosyal Bilimler Enstitüsü

Yozgat Bozok University

191

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdağmadeni ve çevresi halk kültürü

Bu çalışmada, Akdağmadeni ilçesinin köylerinde yaşatılan folklor unsurlarının araştırılması, günümüzle eski arasındaki farklılıkları belirlenmesi ve değerlendirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu tez, giriş kısmıyla birlikte altı bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında ilçeyle ilgili genel bilgiler ve köylerin listesi verilmiştir. Birinci bölümde geçiş dönemi inançları verilmiştir. İkinci bölümde bayram, tören ve kutlamaları, üçüncü bölümde halk mutfağı, dördüncü bölümde oyun ve eğlence, beşinci bölümde anonim halk edebiyatı ürünleri, altıncı bölümde de bölgedeki lakaplar ele alınmıştır. Bu çalışmadaki amaç, Akdağmadeni köylerinde kaybolan halk kültürünü, inanışlarını, kayıt altında tutmak ve bu vesileyle gelecek kuşaklara elde edilen verileri aktarmaktır. Altı bölümlük bu çalışma yapılırken her bölümde, sözlü ve yazılı kaynaklardan edinilen teknik bilgilere uyularak kaynaklar verilmiştir. Daha sonra belli bir düzen içerisinde ana ve alt başlıklar haline getirilen konulara, derlenen bilgiler eklenmiştir. Son değişimler ve değerlendirmeler yapılıp bir disiplin haline getirilmiştir.

Geçiş dönemiHalk edebiyatıHalk inançları+5
Sabri Ülker
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bibliothèque Nationale de France 1624 numaralı şiir mecmûası (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Türk dili ve edebiyatı, tarihin karanlık devirlerinden günümüze kökler salarak, binlerce yıldır Türk milletinin zihin ve gönül dünyalarını beslemiş, nesiller arasında kimi zaman sözlü kimi zaman da yazılı ürünlerle köprüler kurarak etkileşim sağlamıştır. Bu etkileşim, bazen bir şiir bazen de bir şiirin bestelenmesiyle ortaya çıkan şarkılarla sağlanmıştır. Ülkemizde ve dünyanın çeşitli kütüphanelerinde bilim, kültür ve sanat dünyamızı aydınlatan birçok elyazması eserin mevcûdiyeti ehillerince maruftur. Hiç şüphesiz mecmûalar da bu eserlerin önemli bir bölümünü oluşturur. Çalıştığımız mecmûa, Bibliothèque Nationale de France 1624 numarada kayıtlı şiir mecmûasının 40a ila 110a varaklarıdır. Mecmûanın mürettibi belli değildir. Eksik beyitli ve aslından farklı yazılmış şiirlerle beraber, farklı şairlerin şiirlerine ve şarkı türü örneklerine de bol miktarda rastlanmaktadır. Şairi belli olmayan şiirler de vardır. Çalışmanın ilk bölümünde mecmûa hakkında genel bilgilere, ikinci bölümünde transkripsiyonlu metne ve son bölümünde de sonuç ve sözlük kısımlarına yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Klâsik Türk Edebiyatı, Mecmûa, Şiir, Şarkı, Transkripsiyonlu Metin

Divan şiiriKlasik Türk edebiyatıŞairler+3
Yusuf Ersin
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marka değerinin finansal modellerle ölçülmesi ve ölçülen marka değerinin TMS 38 maddi olmayan duran varlıklar standardına göre muhasebeleştirilmesi

Dünya ticaretinin küresel bir boyut kazanması ile birlikte son yıllarda ticari faaliyetlerde birçok gelişme meydana gelmiştir. Yaşanan gelişmelerle birlikte şirketlerin markaları da büyük önem kazanmıştır. Markaların önem kazanmasıyla birlikte şirketlerin mali tablolarında raporlanabilmesi amacıyla marka değerlemesi gereksinimi giderek artmıştır. Markaların alınıp satılmaya başlanması, şirket birleşmelerine konu olması, marka değerinin nasıl hesaplanacağı konusundaki belirsizlikleri gündeme taşımıştır. Bu bağlamda marka değerinin nasıl hesaplanacağı hususunda bir takım modeller geliştirilmiştir. Önceden geliştirilen bu modellerin her birinin kendine özgü hesaplama teknikleri ve birbirinden farklı parametreleri bulunmaktadır. İlgili literatür incelenerek her modelin pozitif ve negatif yönleri belirlenmiştir. Şirketlerin marka değerlerini mali tablolarında göstermeleri kendilerine avantaj sağlamaktadır. Aktif varlıkların gücünü artıran marka değerleri, şirketlerin bilançolarında maddi olmayan duran varlıklar içerisinde yer alarak kimi zaman duran varlıklardan daha fazla değere sahip olabilmektedir. Şirketlerin varlık değerini hayli artıran marka değerleri Türkiye Muhasebe Standartları gereğince sadece satın alma ya da birleşme söz konusu olduğu durumlarda şirketlerin mali tablolarında gösterilebilmektedir. Şirketlerin kendi bünyelerinde yarattıkları marka değerinin mali tablolarda gösterilmesine Türkiye Muhasebe Standartları izin vermemektedir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada, marka kavramının her geçen gün öneminin daha fazla arttığını vurgulayarak, marka değerlemesinin finansal olarak nasıl hesaplanacağı ve hesaplanan marka değerinin mali tablolarda nasıl gösterilebileceğini ifade etmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda ulusal ve uluslararası arenada marka değerlemesi için kullanılan modeller ifade edilerek bu modellerin pozitif ve negatif yönleri belirtilmiştir. Marka değerlemesi için birden fazla model olmasından dolayı bu modeller içerisinden Dünyada ve Türkiye'de en çok kullanılan, verileri elde etme ve sayısal sonuçlar verebilmesi açısından da tercih edilen, Hirose Modeli ve Sermaye Piyasalarını Esas Alan Marka Değerleme Modeli kullanılmıştır. Gıda ve haberleşme sektöründe olmak üzere ayrı sektörlerde faaliyet gösteren iki şirketin marka değerlemesi uygulaması yapılmıştır. Uygulamada, gıda sektöründe faaliyet gösteren Ülker Bisküvi Sanayi AŞ ile haberleşme sektöründe faaliyet gösteren Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ'ye ait veriler kullanılmıştır. Veriler Kamu Aydınlatma Platformu'ndan (KAP) elde edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda hesaplanan marka değerlerinin şirketlerin mali tablolarında hangi şartlarda ve nasıl gösterilebileceği ifade edilmiştir.

Duran varlıklarFinansal modellerGıda sektörü+7
Orhan Keskin
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alemdar ve Tasvir-i Efkâr Gazetelerinin başmuharrirlerinin gözünden mütareke dönemi (30 ekim 1918-16 mart 1920)

Bu çalışma esas olarak, tam bir asır öncesinde iki köşe yazarının kendi gazetelerinde günlük olarak yazdıkları makalelere dayanmaktadır. Gazetelerin isimleri, Alemdar ve Tasvir-i Efkâr'dır. İki gazetenin kuruluşu daha önceki tarihlere rastlamaktadır. Bu çalışmada temel alınan tarih aralığı Tasvir-i Efkâr için 30 Ekim 1918-16 Mart 1920; Alemdar için ise 15 Aralık 1918-16 Mart 1920'dir. Söz konusu tarih aralığında Tasvir-i Efkâr'ın köşe yazarı gazeteci bir aileden gelen Velid Ebüzziya; Alemdar'ın köşe yazarı ise Refi' Cevad'dır. Çalışma, I. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasını ele aldığı için yakın geçmişteki olaylar onların görüş alanının tam içindedir. Dolayısıyla hem günlük meseleler hem de devam eden problemlerin kaynağı olarak gördükleri acı geçmiş onların köşelerinde birarada yer almıştır. Mondros Mütarekesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenik çıktığı bir savaşın sonucunda imzalanmıştır. I. Dünya savaşında Osmanlı devleti siyasî, sosyal, ekonomik ve daha birçok açıdan tarihindeki en zor günleri tecrübe etmiştir. Doğal olarak bütün sıkıntılar mütarekenin imzası ile de son bulmamıştır. Bunların yanına bir de belki en önemlisi olan memleketin geleceğiyle ilgili kaygılar eklenmiştir. Bütün olumsuzluklara rağmen elde kalan yerlerde bir gelecek umudu büsbütün yok olmuş değildir. Yazarlar bu karmaşık ruh hâlini neredeyse her günkü yazılarında fazlasıyla yansıtmışlardır. İzmir'in işgalinden sonra ülkenin geleceğiyle ilgili son derece farklı bir döneme girilmiştir. Yunan işgali, özellikle Anadolu'da milli uyanışı tetiklemiştir. O her zaman milleti ön plana çıkarsa da, bu hareketin lideri Mustafa Kemal Paşa olmuştur. Adı geçen iki yazar en çok bu mesele üzerinde birbiri ile karşı karşıya gelmişlerdir. İşte bu çalışma, yukarıdaki meselelerle ilgili Refi' Cevad ve Velid Ebüzziya'nın görüşlerini ortaya koyma çabasının bir ürünüdür.

Alemdar gazetesiBasın tarihiGazeteler+3
Dilek Demirci Tural
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vasiyetle ilgili rivayetlerin değerlendirilmesi -Sahih-i Buharî özelinde-

İslam literatüründe Kur'an-ı Kerim'den sonra en önemli kitap kabul edilen Sahih-i Buhâri, kendi dönemi ve kendisinden sonraki dönemlerde Müslümanlara dinî alanda ışık tutmuştur. Sahîh-i Buhâri'nin diğer hadis kitaplarından daha güvenilir kabul edilmesinin sebebi, müellifinin sened ve metinlerin tespitinde gösterdiği titizliktir. Bu nedenledir ki üzerinde çok fazla şerh ve inceleme yapılmış; yapılmaya da devam edilmektedir. Sahih'in tamamı ve belli bölümleri incelemeye tabi tutulmuş ve üzerinde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak bizim tespit ettiğimiz kadarıyla, müstakil olarak vasiyet konusu üzerinde, diğer konulara nispeten çok fazla çalışılmamıştır. Bu nedenle Sahîh-i Buhâri'nin vasiyet bölümünün incelenmesini kararlaştırdık. Günümüzde vasiyet konusu tam olarak bilinmemektedir. Vasiyet konusundaki hadis çalışmaları diğer konulara göre geride kalmış, istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Konumuzu Sahih-i Buharî özelinde yapmamızın sebebi ise Sahih-i Buhâri'nin Kur'an-ı Kerim'den sonra en güvenilir kaynak olması ve içinde vasiyet konusu ile ilgili yeterince rivayetin bulunmasıdır. Bu çalışma giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve önemi üzerinde durulmuştur. Onu takip eden birinci bölümde; Buhâri'nin hayatı, ilmi kişiliği anlatılmış; Sahih-i Buharî hakkında bilgi verilmiştir. Aynı zamanda 'vasiyet' kelimesinin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde; vasiyet bölümünün bâb başlıkları, senedlerin incelenmesi, râvi şeceresi, âli-nâzil isnad ve konu bakımından hadisler değerlendirmeye alınmıştır. Üçüncü bölümde ise önce Kütüb-i Sitte'nin diğer müellifleri hakkında kısa bilgiler verilmiş daha sonra vasiyet bölümleri karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise genel değerlendirme yapılmıştır.

Kütüb-i SitteRivayetlerSahih-i Buhari+2
Dursun Aykut
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Karadeniz bölgesi'ne ait Türkülerde Türk yaşam tarzı

Sözlü kültür ürünü olan türküler, insanla ve insanı oluşturan tüm değerlerle iç içedir. Toplumun kültür kodlarını barındıran türküler, içerisinde sembolik bir dile sahiptir. Çalışmada TRT Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi 1. 2. ve 3. ciltler taranarak Karadeniz Bölgesi'nde ortak olduğu ifade edilen 9 ve Orta Karadeniz Bölgesi illeri olan Samsun, Amasya, Çorum, Tokat ve Ordu'ya ait 266 olmak üzere toplam 275 türkü kültürel bağlamda incelenmiş, kültürel ögelerin türkülere işlenişi ve kültürün aktarımının nasıl sağlandığı irdelenmiştir. Çalışma yapılan konuyla ilgili olarak gerekli literatür taraması yapılmış, kaynaklar analiz edilip yorumlanmış ve elde edilen bulgular neticesinde çalışma 13 bölüm halinde hazırlanarak tamamlanmıştır. Tezin amacı, TRT repertuarında bulunan, Orta Karadeniz Bölgesi'ne ait türküleri bir çatı altında toplayan ve türkülerde yer alan, Türk yaşam tarzlarını ortaya koyan herhangi bir çalışma bu zamana kadar gerçekleştirilmediğinden bu yöndeki eksikliği gidermek olmuştur. Yapılan çalışma ile bölgeden tespit edilmiş olan türkülerdeki kültürel ögeler incelenip ortaya koyulduğu gibi bölge halkının yaşayış tarzı ve biçiminin nasıl olduğuna da ışık tutulmuştur. Bu çalışma ile bölgenin kültürel zenginliğinin türkülere ne ölçüde yansımış olduğu ve kültürel aktarımın türküler yoluyla sözlü kültür çerçevesinde nasıl gerçekleşmiş olduğu tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sözlü kültür, Türkü, müzik, Türk Halk Müziği, Orta Karadeniz Bölgesi Türküleri.

Halk müziğiKaradeniz bölgesiKültürel ögeler+5
Ayşenur Evci
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Abdülhamid Dönemi Bosna-Hersekli devlet adamları

Osmanlı Devleti'nde 1879-1909 yılları arasında görev yapmış memurların biyografilerinden oluşan Sicill-i Ahvâl Kayıtları, biyografi yazımı için önemli kaynak durumundadır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Sicill-i Ahvâl Komisyonu'nun kuruluş tarihi olan 1879 yılından önce Osmanlı Devleti'nde memurların sicillerinin resmi olarak tutulmadığı görülmektedir. Sicill-i Ahvâl Kayıtları ile memurlar hakkında birçok bilgiye ulaşmanın yanında, devletin malî, idarî, ekonomik, sosyal ve eğitim gibi birçok alanlarında önemli verilere ulaşılabilmektedir. Bu çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan ve Sicill-i Ahvâl Defterlerinde kayıtlı olan, II. Abdülhamid döneminde Osmanlı bürokrasisinde görev almış Bosna-Hersekli 171 memurun biyografileri incelenmiş ve bu inceleme sonucunda bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu kayıtların incelenmesi sonucunda Bosna-Hersekli memurların adı, baba adı, doğum yeri ve tarihi, eğitim durumu, bildiği lisanlar, bulunduğu memuriyetler ve aldığı maaşlar, göreve başlama yaşı, aldığı ödüller ve cezalar gibi birçok bilgiye ulaşılmıştır. Elde edilen bu bilgiler Bosna-Hersek tarihi ile ilgili araştırma yapacak kişiler için kaynak niteliği taşıyacaktır.

Abdülhamid IIBiyografiBosna-Hersek+5
Dilek Akdemir
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1923-1960 yılları arası hükümet ve siyasal parti programlarında tarım

Osmanlı Devleti'nin tarıma dayalı ekonomisi; özellikle Osmanlı-Rus savaşından sonra yaşanan büyük göç dalgası ve Balkan, I. Dünya Savaşları ve Milli Mücadele süreciyle istikrarsız ve sürdürülemez bir üretimsiz döneme girmiştir. Savaşın getirdiği zorlu şartlar ve göç, Anadolu topraklarında hem işgücünü azalmasına hem de üretimin düşmesine sebep olmuştur. Bu sebeple Cumhuriyet'in kuruluş döneminde Atatürk, kırsal kalkınmaya öncelik vermiş, Anadolu'nun köylülerin üretici hale dönüşmesi ve modern tarım teknikleriyle tanışarak güçlendirilmesiyle kalkınmasını planlamıştır. Bu sebeple bu dönem tarımsal ve tarıma dayalı sanayi planlarını uygulama konulduğu bir dönem olarak görülmektedir. İsmet İnönü' dönemi ise II. Dünya Savaşı'nın getirdiği olumsuz ekonomik koşulların kendini hissettirdiği bir dönem olmuştur. Uzun yıllar boyunca savaşa girme ihtimaline karşı desteklenen ordu mühimmat ve asker giderleri ağır vergilerin uygulanmasına sebep olmuş, Varlık Vergisi ve Milli Korunma Kanunu gibi vergilerin getirilmesi toplumda özellikle üretici köylü kesimde sıkıntılara sebep olmuştur. İnönü dönemi bu sebeple her ne kadar kuruluş dönemi alınan kalkınma modelinin uygulanmasını siyasal parti programlarında belirtmiş ise de uygulamada ağır vergiler üreticilerin daha fakirleşmesine tarımda verimin düşmesine sebep olmuştur. Adnan Menderes dönemi ise dış politikanın getirdiği sükûnetin ülkenin tarım politikasına da yansıdığı bir dönem olmuştur. Menderes döneminde vergilerde hafifletme ve tarım politikasında modern tekniklere geçiş ve makineleşme sürecinin başlatıldığı görülmektedir. Çiftçinin desteklendiği ve sulama politikalarının güçlendirildiği bu dönemde köylü çiftçiye destek politikasının siyasal parti politikalarında da yer bulduğu görülmüştür. Bu çalışma da Türkiye Cumhuriyeti'nin bu üç önemli döneminin hükümet ve siyasal parti programlarında tarım politikası incelenmiştir. Birinci bölümde yeni devletin kırsal kalkınma politikasının temelleri incelenirken ikinci bölümde dış ve iç siyasal koşuların getirdiği zorlukların tarım politikasına etkisi incelenmiştir. Adnan Menderes döneminde ise tarımda makineleşme ve sulama ağırlıklı politikanın hükümet ve siyasal parti programlarında işlenişi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Balkan, I. Dünya Savaşları, Milli Mücadele, Atatürk, İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı, Adnan Menderes.

Hükümet programlarıSiyasi parti programlarıTarım+2
Ümit Yurtoğlu
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The concept of freedom of existentialist philosophers

Existentialism, one of the present day philosophy movements, was indeed born as a reaction to traditional philosophy currents. As a refutation to the Cartesian philosophy, strict lines of rationalist thought, abstract philosophy and Aristotelian metaphysics, it attaches importance to the absolute existence of human and centering on human. It bases existence on freedom, voices the human as a free creature, is impressed from human's life philosophy, proposes the art of understanding and give importance to phenomenological approaches. Existentialist philosophy is considered as a philosophy lack of system and as a stream advocating that the existence precedes the spirit. The pioneers of existentialist philosophers are presented on a very wide scale and like Soren Kierkegaard, Martin Heidegger, Karl Jaspers, Gabriel Marcel, Jean-Paul Sartre, Albert Camus, Merleau Ponty, Martin Buber, Paul Tillich and Simone de Beauvoir do not exhibit a routine approach to the philosophy. While some of these philosophers known as existentialists, exhibit an atheist approach, some give importance to the religious experiences. Furthermore while some of them put forwards individualism, the some care about the social dimension and communication of human with others. Existentialist philosophers stand out with their historicitical, phenomenological, hermeneutical individualist and feministic methods and approaches. Existentialist philosophers stand out with their philosophical dialectics as well as their skills in literature, poetry, art, theater, music and writings. Human centered existentialist philosophers remark that human being is not there as the object but at the very inside of the world. They emphasize the subjectivity of the human and give importance to where Dasein stands in the analysis of existence. They develop the concept of humanism of existence, by considering the humans' search for meaninig. Defending that the core of humanism of existence is composed of freedom, the existentialist philosophers refuses determinist approaches giving a special importance to the freedom of choice and care about the design of humanity. They deal the concept of freedom with an emotion of responsibility rather than a random sense of freedom. Although they deny universal laws, rigid moral rules and hierarchy of norms, they did not move very away from ethical patterns. They propose a life based on ethical patterns, the presence of ethical codes and that people create their own rules. They develop an ontology based on freedom and specially a phenomenological theory of ontology. Although the atheist existentialists deny the existence of God, the existentialist philosophers caring about the religious experiences, set a network of relations between the freedom and belief. They thought that the belief rescues the individual from the dependence upon the material, material world and some worldly passions. Existentialist philosophers remark the relation with the others, and justify that our freedom may only be limited with the freedom of others.

Religious philosophyExistentialismFreedom+1
Ahsen Şeyma Özköse
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köy enstitülü romancılarla köy enstitülü olmayan romancıların öğretmen olgusuna bakış açılarının karşılaştırılması (1950-1960)

Bu çalışmada, köy enstitülerinden mezun olmuş yazarlarla, enstitülü olmayan yazarların 1950–1960 yılları arasında öğretmeni konu edinen romanlarındaki öğretmen olgusu tespit edilmeye çalışılmıştır. Köy enstitülerinin genel yapısı ve öğretim programlarından hareketle, köy enstitülü yazarların yetiştikleri eğitim öğretim süreci çalışmada temel alınmıştır. Köy enstitülerinde yetişen yazarların öğretmen olgusuna bakışlarıyla; köy enstitülü olmayan yazarların, öğretmen olgusuna bakışlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya konu edinilen romanların, tespit edilmesinden sonra; enstitülü yazarlara ait üç roman (Bizim Köy, Köye Gidenler, Sarı Traktör) ile enstitülü olmayan yazarlara ait üç romanın (Karapürçek, Havada Bulut Yok, Alinin Biri) metinleri üzerinden çözümleme yapılmış, elde edilen çıkarımlardan hareketle, romanlardaki öğretmen olguları konusunda genellemeye gidilmiştir. Köy enstitülü yazarlarla, enstitülü olmayan yazarların romanlarındaki öğretmenlerin; idealist, sosyal ve aydın öğretmen olguları açısından benzer özelliklere sahip oldukları, yetiştikleri ortam, hayat görüşleri ve toplumsal değerlere yaklaşım bakımından ise farklılıklar taşıdıkları tespit edilmiştir. Enstitülü öğretmenlerin, köy ve köylüyle bütünleşebilmede enstitülü olmayan öğretmenlere göre daha başarılı oldukları; ancak köylünün manevi değerleriyle örtüşebilme hususunda enstitülü olmayan öğretmenlere göre başarısız oldukları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Köy enstitüleri, Öğretmen olgusu, Öğretmen romanları

Köy enstitüleriRomanTürk romanı+4
Serhan Atabey
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00