Theses supervised by Doç. Dr. İsmail Demirezen
11 theses · İstanbul University
Türkiye'deki LGBT literatüründe din ve dindar algısı: Bir gömülü teori çalışması
Bu çalışmada, Türkiye'deki LGBT literatüründe genel bağlamda ve daha özelde Din ve LGBT ilişkisi bağlamında din ve dindar algıları konu edilmiştir. Araştırmada, ülkedeki ilk ve en uzun soluklu LGBT dergisi olan Kaos GL Dergisi'nin 1994-2018 yılları arasında yayınlanan 163 sayısı örneklem olarak belirlenmiştir. Gömülü Teori türlerinden Yapılandırmacı Desen'in uygulandığı bu araştırma, üzerinde kodlama ve temalandırma adımlarını gerçekleştirdiğimiz nitel veri analizi programının dijital zemini ve zengin görselleştirmelerinden faydalanılarak hazırlanmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'deki LGBT literatüründe genel bağlamda ve daha özelde Din ve LGBT ilişkisi bağlamında din ve dindar algısının büyük ölçüde negatif algı yüklü olduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede, toplamda 598 adet negatif algı, 58 adet ise pozitif algı yüklü kodlama gerçekleştirilmiştir. Diğer bir ifadeyle ilgili metinlerde yer alan din ve dindar algısına yönelik pozitif algı yüklü kodlamaların on katından daha fazla oranda gerçekleşen kodlama sayısı negatif algı yüklü olarak kayda geçmiştir. Ayrıca ilgili literatürde -dönemlere göre farklılaşmakla birlikte- metin üretimi açısından; okur mektupları/yazıları, çeviri metinler ve bu metinler üzerine bina edilen yerel metinler ve de söyleşi yazılarının ön plana çıktığı; metin içeriği açısından ise, ilk iki dönemde din ile eşcinselliğin bağdaşamaz olduğu fikri ve dine/dindara karşı olumsuz bir yaklaşım söz konusu iken, son dönemde "İslam içinden yeni bir okuma ile" din ve eşcinsellik arasında bir yakınlaşma ihdas etmeye dönük olumlayıcı bir söylem geliştirildiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: LGBT, LGBT literatürü, Gömülü Teori, din algısı, dindar algısı
Milliyetçiliğin Türk lisanı üzerindeki tesiri: Kamus-u Türki ve Lehçe-i Osmanî üzerinden analizi
Çalışma modern milliyetçiliği dil bağlamında ele almaktadır. Bu yüzden İhtilal sonrası dünyaya yayılan milliyetçiliğin Osmanlı Devletini ilk siyasi olarak nasıl etkilediği ele alınmıştır. Daha sonra ise bu toplumsal değişim iki sözlük karşılaştırılarak dil üzerinden analiz edilmiştir.
Üniversite gençliğinde dini bireyselleşme
Bu çalışmanın ilk amacı "İslam'da bireyselleşme" olgusunu kuramsal açıdan tespit etmektir. Bu kapsamda İslam toplumlarının fikri ve pratik koşullarına odaklanılmış ve bu koşullar içinde dinin bireyselleşmesi kavramsallaştırılmaya çalışılmıştır. İkinci amacı ise formel din eğitiminin bu bireyselleşme üzerinde etkili olup olmadığını sorgulamaktır. Bu kapsamda üniversite gençliği üzerinde uygulama yapılmıştır. Konunun önemi öncelikle kavramsal çerçevenin özgünlüğünde sonra da bu çerçevenin özgün bir uygulamayla denenmesinden gelmektedir. Bu çalışmada İslam dini açısından üç tür bireyselleşme tipi tespit edilmektedir. Birincisi bu çalışmada "Modern Selefi Bireyselleşmesi" olarak adlandırılmaktadır. Bir tür "zayıf bireyselleşme" olarak nitelenebilecek bu tip; mezhepsel bağlılıkları, bilimin hiyerarşik üretimini ve bunların ürettiği tüm geleneksel unsurları reddeder. Doğrudan dini metinlere ve İslam toplumunun ilk dönem örneklerine bağlanmayı öngörür. Tüm bunları bireysel bir çabayla yapmayı önerir. Bu tipteki "zayıf"lık, bireyselleşmeyi özünde değil formunda taşıyor olmasıdır. İkincisi "Modernist Bireyselleşme" olarak adlandırılmıştır. Bu tip bireyselleşmede "modern selefi"lerin reddettiği tüm unsurlar reddedilir fakat buna ilk dönem uygulamaları da eklenerek Kur'an metni birey aklıyla baş başa bırakılır. Bu yaklaşımda tüm dini bilgi bu günün koşullarında Kur'an metninden yola çıkarak insan aklıyla üretilir. Üçüncüsü ise hakikatin yatay konumlandığı ve dinde sınırsız bir "çoklu" hakikat üretimine izin veren, doğru yanlış ayrımı yapmadan herkesin dinini ve dinsel görüşünü kabul eden "Postmodernist Bireyselleşme"dir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümü literatür taraması ve kavram tanımlamalarına ayrılmıştır. İkinci bölümü kolektif dinin mahiyetini ele almakta ve bundan yola çıkarak bireysel dini anlayışın kökenini tespit etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda çalışma hiyerarşik yapıların doğasını incelemekte ve maddi, manevi ve kronolojik (geleneksel) olmak üzere üç tür hiyerarşik yapı tespit etmektedir. Bireyselleşme olgusu bu hiyerarşik yapıların dağılması üzerinden işlenmektedir. Bu çalışma birey üzerindeki hiyerarşik (aracılı) yapı azaldıkça bireyselleşmenin arttığını savunmaktadır. Bu tespitler aynı zamanda tezin kuramsal bakış açısını da belirlemektedir. Üçüncü bölüm İslam'da bireyselleşmenin ele alındığı en kapsamlı bölümdür. Dördüncü bölüm ise uygulama aşamasına ayrılmıştır. Bu araştırmada tanımlanan bireyselleşme tipolojileri özgün bir anket formuyla uygulamaya tabii tutulmuş ve İlahiyat Fakültesi öğrencileriyle Fen Edebiyat Fakültesi öğrencileri arasında kıyaslama yapılmıştır. Buna göre panoramik bir bakışla Fen Edebiyat öğrencilerinin postmodernist bireyselleşme eğiliminde oldukları İlahiyat öğrencilerininse geleneksel ile Modern Selefi kategorisi arasında konumlandıkları tespit edilmiştir. Araştırmada, İslam dini özelinde, alınan formel dini eğitimin dinde bireyselleşme üzerinde oldukça etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam, Bireyselleşme, Din, Hiyerarşik Yapılar, Din Eğitimi
Suriyeli sığınmacıların topluma entegrasyonunda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın rolü: Küçükçekmece örneği
Bu çalışma, dini ve resmi bir kurum olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Suriyeli sı- ğınmacıları topluma entegre etmedeki rolünü tartışmaktadır. Toplumun bütün kesim- lerine din hizmeti sağlamayı amaçlayan bir kurum olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Suriyeli sığınmacıların toplumuna uyumuna yönelik olarak neler yapmaktadır, yapılan faaliyetler entegrasyona hizmet etmekte mi, yoksa yerel halk ile göçmen halkın kutup- laşmasını daha derinleştirip, izolasyonu daha da güçlendirmektedir? Bu sorular etra- fında şekillenen bu çalışma, kendilerine din hizmeti ve din eğitimi verilen toplam 33 Suriyeli katılımcı ile yapılan yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ve 50 adet din gö- revlisi ile yapılan yapılandırılmış mülakat tekniği birlikte kullanılmıştır. Aynı za- manda İstanbul ve Türkiye genelinde yapılmakta olan çalışmaları tespit etmek adına Suriyeli sığınmacılarla ilgili İstanbul genelinde ve Küçükçekmece özelinde yapılan çalıştay ve toplantılara katılımcı gözlemci olarak iştirak edilmiştir. Çalışma entegras- yon kavramını esas alarak, din eğitim ve hizmeti alan Suriyeli sığınmacılar yönüyle uyumu, Suriyeli sığınmacılara hizmet vermekte olan din görevlilerinin de Suriyelilere bakış ve algılarını ölçerek sığınmacıları kabulünü iki taraflı şekilde değerlendirmekte- dir. Yapılan saha verileri, görüşme ve mülakatlar sonucunda Diyanet İşleri Başkan- lığı'nın yerel toplum ile göçmen halk arasında bir köprü vazifesi gördüğü, onların top- luma entegre olmasını kolaylaştıracak faaliyetler icra ettikleri görülmüştür. Camii ve Kur'an kurslarından din hizmeti ve din eğitimi alanların hem rahatladıkları, hem sos- yalleştikleri, hem de kendi dil ve kültüründen uzaklaşma kaygılarını bir nebze attıkları sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de kültürel üretim alanı ve din ile ilişkisi: 1923-1980
Bu çalışma, Türkiye'de sanatçı ve sanat ürünü etrafında oluşan sembolik ilişkisel ağlarla şekillenmiş kültürel üretim alanı ile din arasındaki ilişkiyi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan 1980 yılına kadar geçen süre içerisinde tarihsel sosyolojik bir perspektifle incelemeyi hedeflemektedir. Cumhuriyetin ilanı ile takip edilen modernleşme ve Batılılaşma çizgisi, devlet ile din arasında Osmanlı'dan miras kalan ilişkilerin yeniden düzenlenmesine yol açmıştır. Buna bağlı olarak devlet eliyle toplumun çağdaşlaştırılması için takip edilen kültür politikaları neticesinde, Batı sanatlarının ve estetik anlayışının hakim olduğu yeni bir kültür ortamı inşa edilmiştir. Kültür politikalarının modernleşme için elzem olarak görülmesi sebebiyle takip edilen bu yol, Türkiye'de uzun yıllar kültür/medeniyet, sanat için sanat/toplum için sanat, çağdaş sanat/geleneksel sanat, yerellik/evrensellik gibi ikilikler üzerinden tartışmaların yaşanmasına yol açmıştır. Bu çalışmanın hedefi, devlet politikaları ile Batılı sanatların alana hakim olması, din ve geleneğin ise çağdaşlaşmanın karşısına konulması sonucunda kültürel üretim alanı ile din arasında Türkiye'ye has bir biçimde nasıl bir ilişkinin ortaya çıktığını incelemektir. Çalışma birbiriyle bağlantılı üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm toplumsal uzam içinde yüzeysel ilişkilerin altına gömülü olarak bulunan kültürel üretim alanının bilimsel bir araştırma nesnesi olarak inşa edilme sürecidir. Bu noktada öncelikle alanın geçmiş devlet geleneği ile bağlarını kopararak çağdaş bir ulus devlet kimliği ile ortaya çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra inkılaplar ile alanın yeni bir bağlamda ortaya çıkması incelenmiştir. Ardından çok partili dönemde ilk hareket noktasının etkisi altında, alanın siyasetten bağımsızlık kazanarak kendi iç yapısı ve doksasını oluşturma süreci incelenmiştir. Son bölümde ise, kültürel alanın toplumsal uzamda otonom bir alan olarak din ile ilişkisine çok boyutlu olarak bakılmıştır. Bu süreçler incelenirken alanda özellikle mazi ile alakalı görülerek Türk-İslam sanatlarının ve dini konuların alandan uzaklaştırıldığı görülmüştür. Yine alanın dine karşı mesafeli bir yerde durduğu ayrıca dindar/muhafazakar sanatçının alanda temsiliyetinin zayıf olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma kültürel üretim süreçlerinin ortaya çıkardığı toplumsal ilişkilerin Türkiye'ye has özelliklerini ve alanın din ile olan münasebetini inceleyerek sanat ve din sosyolojisi yaklaşımlarını kullanan disiplinler arası bir araştırma olmayı amaçlamış, alanın din ile kurduğu ilişkiyi sorgulayarak yeni bir bakış açısı getirmek ve alana katkı sağlamayı hedeflemiştir.
Biyoiktidar ve mahremiyet (1980 sonrası Türkiye'sinde kamusal alan ve başörtüsü sorunu)
Yüzyıllar boyunca iktidarın odağında olan beden modern dönemde iktidarın disipline eden, kontrol altına alan, yeniden şekillendiren pratikleri altında bir yönetim sahasına dönüşmüştür. Bu çalışmanın amacı, biyoiktidarın bedeni temel alan bu pratiklerinin bireyin mahremiyet hakkı ve endişesi ekseninde değerlendirilmesi ve Türkiye özelinde 1980 sonrası başörtüsü yasağı üzerinden beden, iktidar mahremiyet meselesinin ele alınmasıdır. Foucault'nun ve Agamben'in çalışmaları temel alınarak oluşturulan ilk kısım biyoiktidarın hayat alanlarını parçalaması ve bu parçalanmışlık içerisinde tek tek her bedeni kendi siyaset nesnesi haline dönüştürmesini konu etmektedir. Hayatı özel ve kamusal olarak ikiye ayıran ve bu sayede her iki alanın da siyasetin konusu haline dönüştürüldüğü yaşam alanları özel ve kamuda bedeni iktidarın siyaset alanına dönüştürmüş ve onun hayatın bütünlüğünde muhafaza edilen mahremiyet hakkını yerinden etmiştir. Buradan hareketle, üçüncü başlık altında mahremiyetin özel alanla özdeşleştirildiği modern algıya karşılık bedenle başlayarak bütün hayat alanlarına ve kişilerin pratiklerine yayılan bütün bir hayatta korunan mahremiyet bahsi yürütülmektedir. Bunun en açık örneği sadece dini bir sembol yahut giyinme eylemi olarak değil bedeni ve dolayısıyla mahrem olanı kamusal alanda muhafaza eden bir örtünme hali olarak başörtüsüdür. Buna karşılık 1980 sonrası Türkiye'de yaşanan başörtüsü yasağı tek tek her bedene ulaşarak onu normalize etmeyi, pratikleri üzerinde hâkimiyet sağlamayı amaçlayan biyopolitik zihnin ürünüdür. Çalışmanın örneklem kısmında 1980 sonrası Türkiye'sinde toplumun yasakla karşılaşmasından çözüm arayışlarına ve başörtülü kadının tekrar toplumda yer bulması sürecine yer verilmiştir. Kaynak taramasının yanı sıra, medyada yer alan haberlere, kamuda başörtüsü yasağı sürecini işleyen çalışmalara yer verilmiştir.
Din değiştirme ve kimliğin yeniden inşası: Singapur'daki Çinli mühtediler örneği
Din, bir insanın hayatındaki en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilir. Bununla birlikte, din kimliğin şekillenmesinde yadsınamaz bir rol oynar. İnsanlar hayatın farklı aşamalarından geçerek, kendi dünya görüşleriyle uyumlu olan düşünce ve inanç arayışına girerler. Yıllar boyunca insanlar entelektüel, duygusal, deneysel, mistik, yeniden uyanışçı ve cebri nedenlere dayanarak dinlerini değiştirmiştir. Bu çalışmanın amacı, Singapur'daki Çinli mühtediler arasında dinsel dönüşümün önde gelen nedenlerini araştırmaktır. Bu çalışma aynı zamanda yukarıda belirtilen grubun karşılaştığı kimlik sorunlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Güneydoğu Asya'da İslam esasen Malay etnik kökeniyle ilişkilendirilir. Bu nedenle Çinlilerin İslam'a girmesi bir tabu olarak kabul edilmiştir. Nitel bir analiz yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışma, 30 katılımcıyı derinlemesine görüşme yoluyla analiz etmiştir. Bu yöntem araştırmacının dinsel dönüşüm olgusunu daha iyi anlamasına yardımcı olarak iki temel bulguyu ortaya çıkarmıştır: 1) Singapurluların İslam'ı tercih etmelerindeki en etkili nedenin evlilik olduğu düşünülse de, deneklerimizin ihtidalarında entelektüel nedenlerin daha ağır bastığı gözlemlenmiştir ve 2) Din değiştirme nedenlerine bakılmaksızın, katılımcılarımızın İslam'a girdikten sonra bir kimlik krizi yaşama eğiliminde olduğu görülmüştür.
Emevi Devleti'nde iktidar ve muhalefetin dini söylem analizi
Emevi Devleti Dönemi (661/750), Hz. Peygamber ve Dört Halife Dönemi'nden farklılaşan uygulamaların olduğu, günümüzde de etkilerinin sürdüğü ve İslam tarihini şekillendiren birçok ayrışmanın ve mezheplerin doğduğu son derece kritik bir dönemdir. Emevi Devleti'nde iktidarın da muhalefetin de kendi taraftarlarını bir arada tutmak, motive etmek ve gerektiğinde güç haline dönüştürmek için dini söylemlere ihtiyaç duyduğunu görmekteyiz. Taraflar bu söylemlerle, belirli görüşleri konuşulabilir hale getirirken; bazılarını konuşması imkansız hale getirmektedirler. Tezin birinci bölümünde, dini söylemi ve söylemin amaçlarını sosyolojik olarak inceledik. İkinci bölümde, Emevi Devleti öncesi ve Emevi Devleti'ndeki siyasi olaylarını söylem analizi için arka plan oluşturacak şekilde özetledik. Üçüncü bölümde, Emevi Devleti Dönemi'ndeki dini söylemleri; İmamet- Hilafet Söylemleri, İman- Küfür Söylemleri, Kader- İrade söylemleri, Fitne- Zulüm Söylemleri olmak üzere dört ana başlıkta ve iktidar-muhalefet cephesi şeklinde analiz ettik. Sonuç olarak; bu dönemde, iktidar ve muhalefetin, dini söylemleri yoğun biçimde kendi görüşlerini desteklemek için kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları sonucuna vardık. Bu dini söylemler; bazen ayetlerin ve hadis rivayetlerinin yorumlanması, bazen sloganlaştırılan ve dini görünüme bürünen söylemler şeklinde olmuştur. Daha öncesinde veya dönem sonrasında gündem olmayan konular, belirli şartlar içerisinde gündem olmuştur. Bu tezde, bu oluşum şartlarını, Emevi Devleti'ndeki iktidar ve muhalefet cephesinin dini söylem analizini yaparak inceledik.
Türkiye'de dini bilginin üretimi: Medrese ve ilahiyatlar
İki farklı kontekste sahip kurumlar olarak medrese ve ilahiyatlar, modern ve gelenekselcilik, çağdaş veya klasik perspektif bağlamında zaman zaman tartışmalara konu olabilmektedir. Söz konusu tartışmalara katkı sunmak ve medreselerle ilahiyatlar arasındaki farkı sistematik bir şekilde ortaya koymak bu çalışmanın çıkış noktalarından birisidir. Bu bağlamda söz konusu iki kurumun sağlıklı bir şekilde karşılaştırılması, bilgi sosyolojisinin bilgiye ilişkin projeksiyonlarının da kullanılmasını gerektirmektedir. Nihayetinde bilgi sosyolojisi, bilginin hem zamansal hem de mekânsal olduğuna yönelik temel bir argümanla hareket etmektedir. Bu çerçevede medrese ve ilahiyatların karşılaştırılması kaçınılmaz olarak mekâna ve zamana işaret etmektedir. Mekâna işaret etmektedir; çünkü ikisi de farklı kontekstlere sahip kurumlar olarak bilginin farklı bir pencereden yapılandırıldığı sınırlara sahiptir. Zamana işaret etmektedir; çünkü medreseler günümüz Türkiye'sinde aktif olarak varlıklarını sürdürseler de kökleri yaklaşık 14 asırlık geçmişe dayanmaktadır. Oysa zamansal olarak ilahiyatlar yaklaşık altmış yıllık bir geçmişe dayanır ve güncel olarak modern eğitim paradigmasını yansıtır. Bu açıdan günümüz Türkiye'sindeki medreselerle ilahiyatları bilgi sosyolojisinin perspektifi ışığında, seçilen konular bağlamında karşılaştırmak, günümüz Türkiye'sinde dinsel bilgi üreten kurumlarla ilgili tartışmalara katkı sunacaktır.
Modern dönem cihad anlayışının radikalleşmesinde devlet etkisi: Mısır örneği
İslam'ın önemli kavramlarından biri olan cihad Peygamberimiz döneminde bir varoluş, hayatta kalma, savunma olarak değerlendirilebilecekken modern dönemlere gelindiğinde kavram terör örgütleri tarafından eylemlerini meşrulaştırmak amacıyla kullanılır olmuştur. Terör örgütleri, sözde cihad yapma adına cinayetler işlemekte, katliamlar yapmakta, sivil- masum ayırt edilmeden toplu imha silahlarıyla eylemler gerçekleştirmektedir. Allah yolunda mücadele etme anlamına gelen cihadın peygamberimiz dönemindeki anlaşılma biçiminden günümüz terör örgütleri tarafından anlaşılmasına kadar geçirdiği süreç oldukça çarpıcıdır. Çalışmamız, bu süreçte önemli bir aşama olarak karşımıza çıkan İhvan'ın kendi içindeki dönüşümüne ve cihadın bu dönüşüm sürecinde yeniden biçimlenmesine odaklanmaktadır. 1960- 1970'li yıllara denk gelen dönemde İhvan içinden Mısır devleti ile girdiği mücadele sonucu radikal örgütler çıkmış ve cihad bu radikalleşme sürecinde yeniden anlamlandırılmaya tabi tutularak radikalleşmiştir. Oluşan yeni biçimlenmede kanaatimizce devlet belirleyici bir rol oynamıştır. Bu nedenle çalışmamızda, Mısır'ı merkeze alarak devlet etkisinin, kavramın anlaşılması üzerinde oluşturduğu radikalleşme incelenmiştir.
Dini sosyalleşmede internet ve sosyal medya etkisi
Doğduğu andan itibaren, etrafındaki insanlara muhtaç bir varlık olan insan, zaman içerisinde kendine özgü davranışları öğrenerek hem bireysel hem de toplumsal varlığını gerçekleştirir. Bir toplumsal grubun ya da topluluğun normlarını, törelerini, değerlerini ve inançlarını edindikleri, öğrendikleri ve kültürel olarak aktardıkları sürece verilen addır sosyalleşme ve bu kapsamda eğitimle eş anlamlıdır. Dinin kendi yapısal niteliği gereği, sosyalleşmeye rengini vermesi durumu olarak adlandırılabilecek dinsel sosyalleşme, hem bireyin dinî kural, değer ve pratikleri öğrenmesinde, hem de genel olarak sosyalleşme sürecine dâhil olmasında etkili olur. Dinsel sosyalleşme; dinde sosyalleşme, din ile sosyalleşme, sosyalleşme sürecinde dinî hayat, toplumun dinini öğrenme ve yaşama süreci ve de dindarlaşma gibi ifadelerde karşılığını bulan bir terimdir. Bu çalışmada din ve sosyalleşme kavramlarının, internet ve sosyal medya bağlamında anlaşılması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyalleşme, Din, Dini Sosyalleşme, Sosyal Medya ve Din