Dr. Öğr. Üyesi Yücel Yılmaz danışmanlığındaki tezler

12 tez · İstanbul Gelişim University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalıp kalmama durumlarına göre benlik saygı ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmada; üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalıp kalmama durumlarına göre benlik saygı ve anksiyete düzeylerinin incelenmesini amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modelinde yapılan araştırmada üniversite öğrencilerinin demografik bilgilerine ulaşmak amacıyla Sosyo-Demografik Formu, Flört Şiddeti Tutum Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile elde edilmiştir. Çalışmanın verilerini toplamak için Türkiye'de üniversite okuyan 18-25 yaş arası 357 üniversite öğrencisine anket uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, IBM SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonunda üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalma durumları ile anksiyete düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olduğu, flört şiddetine maruz kaldığını ifade eden öğrencilerin anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu, öğrencilerin flört şiddetine maruz kalma durumları ile benlik saygısı düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olduğu ve benlik saygısı ve anksiyete puanları arasında düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteBenlik saygısıDuygusal şiddet+4
Tuğçe Nur Durgun
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve çift uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubuna göre incelenmesi

Giriş: Sebebi açıklanamayan infertilite, tıbben gebeliği engelleyici hiçbir sebep bulunamamasına karşın çiftin bir sene boyunca korunmasız şekilde cinsel ilişki yaşadığı halde, gebeliğin oluşmama durumudur. İnfertilite, çocuklukta oluşan bağlanma stilleri ile yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çocuklukta oluşan bağlanma stillerinin ise etkisi yetişkinlikte de sürmektedir. Bu durumun evlilik uyumu ile bağlantılı olacağı düşünülmektedir. Evlilik, erkeğin ve kadının karşılıklı anlaşma kurarak birlikte yaşamak amacıyla oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu sosyal kurum ortak bir yaşamı paylaşmayı, bir çocuk dünyaya getirmeyi, yaşamın güzellik ve güçlüklerini beraber paylaşmayı içermektedir. İnfertil çiftler evliliğin bir gereği ve beklentisi olan ebeveynlik rolünü üstlenememektedirler. Bireylerin yaşadıkları bu zorlu ve sancılı süreç çiftler arasında ulaşılmış olan dengeyi bozabilmekle birlikte çift uyumu için risk faktörü taşıyabilmektedir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Sebebi Açıklanamayan İnfertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin kontrol grubuna göre incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Sebebi açıklanamayan infertilite tanısı almış 80 kadın (deney grubu) 80 kontrol grubu ile gerçekleştirilmiştir. Ölçekler ve formlar katılımcılara yüz yüze verilerek doldurulmuştur. Bulgular: Yapılan araştırmada açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve çift uyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören ve güvenli bağlanmaya sahip olan kadınların çift uyumu düzeylerinin güvenli bağlanmaya sahip olmayan kadınlara göre karşılaştırılmasında yalnızca çift doyum mutluluğu alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. "Çiftlerin bağlılığı", "çiftlerin ortak kararı", "duygulanım ifadesi" alt boyutlarında ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören ve güvenli bağlanıma sahip kadınların çift uyumu düzeylerinin kontrol grubuna göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Duygulanım ifadesi boyutunda istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların çift uyumu düzeylerinin kontrol grubuna göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriEvlilik uyumu+4
Duygu Çavaş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı COVID-19 Pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çin'in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını insanların gündelik hayatlarına belirsizlik ile girmiştir. Nasıl bulaştığını ve tedavisinin ne olduğunun bilinmediği bu virüs baştan itibaren ciddi ölümlere sebep olmuş ve tüm dünyada insanları tedirgin etmiştir. Bu araştırma 600 üniversite öğrencisine online anket olarak uygulanmıştır. Anketlerden eksik dolduranlar çıkartıldığında 574 kişinin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bu araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda çoklu doğrusal regresyon analizine göre; aylık gelir düzeyinin yüksek olması psikolojik iyi oluşu olumlu yönde yordarken geçmiş psikolojik rahatsızlık öyküsü olması olumsuz yönde yordadığı ortaya konulmuştur. ''Psikolojik İyi Oluş'' ve ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeğinin'' alt boyutu toplam puanlar arasındaki korelasyonlar incelendiğinde sadece engelleyici kaygı ile olumsuz yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. ''Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği'' toplam puanları karşılaştırıldığında kadınların erkeklere göre anlamlı oranda yüksek puanlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Alkol kullanmayanların puanları kullananlara göre anlamlı yüksek olduğu bulunmuştur. ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" toplam puanları karşılaştırıldığında sigara kullanmayan insanların ölçek puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak ilaç kullanan insanların puanlarının da anlamlı oranda yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" toplam puanları karşılaştırıldığında; cinsiyet ve kardeş sayısına göre gruplar arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kadınlar erkeklerden, kardeş sayısı 1 olanlar kardeşi olmayanlardan daha yüksek puan aldıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcıların "Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği" ve "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" alt boyut ve toplam puanları arasındaki korelasyonlar incelendiğinde; tüm puanlar arasında olumlu yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Katılımcıların "Psikolojik İyi Oluş" toplam puanı ile "Koronavirüs 19 Fobisi" alt boyut ve toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ortaya çıkmıştır.

Belirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19Pandemiler+2
Damla Şimşek
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konuşma bozukluğu tanısı ile özel eğitim alan 2 ila 6 yaş çocuklarının anne ve babalarının öz yeterlilik düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, "gecikmiş dil ve konuşma bozukluğu" tanısı almış çocukların anne ve babalarının öz yeterlilik düzeylerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında ebeveynlerin öz yeterlilik algılarının ve algılanan sosyal destek düzeylerinin, sosyoekonomik düzey, yaş, çocuk sayısı ve eğitim düzeyi değişkenleri bakımından anlamlı düzeyde farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu "konuşma bozukluğu" tanısı almış çocukların anne ve babalarından oluşmaktadır. Araştırmaya, 189'u (%47.8) kadın ve 206'sı (%52.2) erkek olmak üzere toplam 395 ebeveyn katılım göstermiştir. Araştırma kapsamında, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak ebeveynlerin demografik bilgilerini elde etmek için "Kişisel Bilgi Formu"ndan yararlanılmıştır. Bununla birlikte "Ebeveyn Öz-Yeterliliği Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Ebeveynlerin ebeveyn öz yeterliliği düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasında olan ilişkinin değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen analizde ebeveynlerin öz yeterlilik algısı ile algılanan sosyal destek (r=.65; p<.01), aile kaynaklı sosyal destek (r=.59; p<.01), arkadaş kaynaklı sosyal destek (r=.48; p<.01) ve özel biri kaynaklı sosyal destek (r=.59; p<.01) puanları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.

Algılanan sosyal destekEbeveynlerKonuşma bozuklukları+7
Nursena Keleş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evli bireylerdeki evlilik uyumu ile özgecilik ve empatik eğilim arasındaki ilişkinin incelenmesi

Evlilik toplumun en küçük yapı birimi olan ailenin temellerinin atıldığı bir kurum olarak hem psikolojik hem sosyolojik önemde bir kavramdır. Evlilik içinde çiftlerin birbirleri ile uyumu ve evlilikten aldıkları doyum da belirleyici faktörlerdir. Empatik tutumlar ve özgeci davranışlar bireyin psikolojik iyilik haline yaptıkları katkılarla evlilik içinde önemli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı evli bireylerin evlilik uyumu düzeyleri ile özgeci davranışlar ve empati tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve etkili olduğu düşünülen değişkenlerin araştırılmasıdır. Yapılan çalışmada içinde sosyodemografik bilgi formu, Evlilik Uyumu Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği ve Özgecilik Ölçeği'nin olduğu anket formu uygulanmıştır. Yapılan çalışmaya 210 erkek ve 214 kadın olmak üzere toplam 424 kişi katılmıştır. Araştırmacı tarafından belirlenen demografik değişkenlere göre katılımcıların evlilik uyumu, empati ve özgecilik düzeylerinin anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Evlilik uyumu ile empatik eğilim ve özgecilik arasında pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca empatik eğilim ve yakınlık duygusundan kaynaklı özgeci davranışlar evlilik uyumunu anlamlı şekilde yordamaktadır. Elde edilen bulgular çiftler arası uyumu ve evlilik kalitesinin anlaşılmasında alanyazına güncel bilgiler sunmaktadır. Gerek çiftler gerek uzmanlar için de faydalı bulgular içermektedir.

EmpatiEmpatik eğilimEvli çiftler+3
Emre Akbıyık
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş: Hayvan destekli tedaviler, herhangi bir kronik hastalığa sahip veya psikolojik açıdan sorunlar yaşayan kişilerde hayat standardını yükseltmek ve hatta kişiyi iyileştirmek amacıyla ana tedavinin yanında kullanılan alternatif bir yöntemdir. Yaygın gelişimsel bozukluklar, çeşitli kanserler, alzheimer, demans gibi hastalıkların yanı sıra, özellikle yalnızlık duygusunun tetiklediği anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sıkıntılarda kullanılan hayvan destekli terapilerin son derece başarılı olduğu görülmektedir. Hayvan destekli terapiler özellikle gelişmiş ülkelerde üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Ülkemizde ise bu konu son yıllarda akademik çevrenin ilgisini çekmekle birlikte, yapılan derleme çalışmaları yerini yavaş yavaş deneysel çalışmalara bırakmaya başlamıştır. Amaç: Bu çalışma, hayvan destekli tedavi alanında deneysel bir çalışma olma niteliğine sahiptir. Araştırmanın amacı; evcil hayvan sahibi olan bireyler ile olmayan bireylerin bağlanma stilleri ve algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bununla birlikte evcil hayvan sahibi olan bireyler ile olmayan bireylerinin algılanan stres düzeyleri ve bağlanma stilleri cinsiyetleri, birlikte yaşadığı kişi ya da kişiler, eğitim düzeyleri ve gelir düzeylerinden oluşan sosyo-demografik özellikler açısından da karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Ayrıca iki örneklem grubu bazı demografik özellikler açısından da incelenmiştir. Bu modelde, iki veya daha fazla değişkenin aralarındaki ilişkileri ölçmek amaçlanmış olup, sadece evcil hayvan sahiplerine evcil hayvanlara bağlanma ölçeği verilmiş, bireylerin evcil hayvanlara bağlanma düzeyleri de belirlenen değişkenler açısından incelenmiştir. Evcil hayvan sahibi olan ve olmayan bireylerin bağlanma stilleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmanın örneklemini sosyal medya platformlarını kullanan 900 kişi oluşturmuş olup, çalışma 18-65 yaş aralığındaki bireyler ile sınırlandırılmıştır. Pandemi durumundan dolayı yüz yüze anket dağıtılmamış olup, veriler internet ortamı üzerinden 'Google Docs' hizmeti aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda evcil hayvan sahibi olan bireylerin algılanan stres düzeylerinin daha düşük, korkulu bağlanma puanlarının ise daha yüksek olduğu bulunmuştur. Güvenli bağlanma, kayıtsız bağlanma ve saplantılı bağlanma puanlarının evcil hayvan sahibi olup, olmama durumuna göre farklılaşmadığı görülmüştür. Bununla birlikte evcil hayvan sahibi olan bireylerin, evcil hayvanlarına genel bağlanma düzeyleri ile korkulu bağlanma ve saplantılı bağlanma arasında pozitif yönde, güvenli bağlanma arasında ise negatif yönde; hayvan hakları ile saplantılı bağlanma ve korkulu bağlanma arasında pozitif yönde; insan yerine koyma ile ise korkulu bağlanma arasında pozitif yönde, algılanan stres arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişkinin bulunduğu görülmüştür. Sonuç: Evcil hayvan sahibi bireylerin algılanan stres düzeyleri, bağlanma stilleri, olmayan bireylere göre farklılaşmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, algılanan stres düzeyinin evcil hayvan sahibi olan bireylerde daha düşük olduğu istatistiksel açıdan ortaya çıkmaktadır. Ayrıca evcil hayvan sahibi bireylerin evcil hayvanına bağlanma düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle üzerinde çalışılması ve hayvan destekli terapiler açısından incelenmesi çok önemlidir. Anahtar sözcükler: Evcil hayvanlar, Hayvan Destekli Tedavi, İnsan-Hayvan Etkileşimi, Algılanan Stres, Bağlanma Stili

BağlanmaBağlanma stilleriEvcil hayvanlar+5
Dilay Güngörmüş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Down sendromlu ergen çocuk sahibi olan ailelerin cinsiyete bağlı olarak anksiyete, depresyon, baş etme yöntemleri ve yaşam kalitesi bakımından incelenmesi

Bu araştırmanın amacı down sendromlu ergen çocuk sahibi olan ailelerin çocukların cinsiyete bağlı olarak anksiyete, depresyon, baş etme yöntemleri ve yaşam kalitesi bakımından incelenmesidir. Araştırma kapsamında down sendromlu ergen çocuk sahibi olan ailelerin, anksiyete, depresyon, baş etme yöntemleri ve yaşam kalitesi düzeylerinin cinsiyet, yaş, çocuk sayısı ve eğitim düzeyi değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, Türkiye Down Sendromu Derneğine kayıtlı olan 184 ebeveyn oluşturmaktadır. Bu ebeveynlerin 92 tanesinin Down Sendromlu kız çocuğu (%50) bulunurken 92 tanesinin ise Down Sendromlu erkek çocuğu (%50) bulunmaktadır. Araştırma genel tarama modellerinden, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler beş bölümden oluşan veri formu ile toplanmıştır. Birinci bölümde "Kişisel Bilgi Formu", ikinci bölümde "Beck Anksiyete Ölçeği", üçüncü bölümde "Beck Depresyon Ölçeği", dördüncü bölümde "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği", beşinci bölümde ise "Yaşam Doyumu Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma sonucunda kız ve erkek down sendromlu çocuğa sahip olan ebeveynlerin anskiyete ve yaşam kalitesi değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken; kız çocuğa sahip olan ebeveynlerin istatistiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek depresyon bildirdikleri görülmüştür. Bununla birlikte erkek çocuğa sahip olan ebeveynlerin, kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşımı daha fazla kullandıkları görülmüştür.

AnksiyeteBaşa çıkmaCinsiyet+7
Sedanur Korkmaz
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde çevrimiçi oyun ve sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin öz yeterlik ve riskli davranışlar bakımından incelenmesi

Teknolojinin ilerlemesiyle beraber internet kullanımı beklenilen sınırların çok ötesinde bir artış göstermiştir. Günümüzde teknolojinin içine doğan ve hali hazırda ergenlik döneminde olan çocuklar arasında internet kullanımının ne denli sık ve yaygın olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle çevrimiçi oyun ve sosyal medya ergenler arasında sıkça kullanıldığı bilinen internet bağlantılarıdır ve bağımlısı olan genç sayısının giderek arttığı gözlemlenmektedir. İnternet bağımlılığının neden olduğu düşünülen birçok faktörden söz edilebilir. Yapılan bu araştırmanın amacı 14-17 yaş arasındaki belirli bir grup ergende çevrimiçi oyun ve sosyal medya bağımlılığı düzeyini belirlemek ve belirlenen bağımlılık düzeyi ile ergenlik döneminde önemli rol oynayan riskli davranışlar ve öz yeterlik düzeyleri arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu incelemektir. Çalışmanın örneklemi, İstanbul ilinde bulunan bir Anadolu Lisesinde öğrenim gören 14-17 yaş arasındaki 80 ergenden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan gönüllü katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Çevrimiçi Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Çocuklar için Öz-Yeterlik Ölçeği, Riskli Davranışlar Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlara göre; çevrimiçi oyun bağımlılığı ile sosyal medya bağımlılığı arasında istatistiksel olarak pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin çevrimiçi oyun bağımlılıkları artarken sosyal medya bağımlılıklarının da arttığı sonucu elde edilmiştir. Benzer şekilde öğrenciler arasında çevrimiçi oyun ve sosyal medya bağımlılık düzeyleri arttıkça riskli davranış düzeylerinin de arttığı sonucu elde edilmiştir. Öte yandan karşıt bir biçimde çevrimiçi oyun ve sosyal medya bağımlılıkları arttıkça öz yeterliliğin ise düştüğü saptanmıştır.

BağımlılıkErgenlerLise öğrencileri+7
Hasna Nur Aşçı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerde suçluluk-utanç düzeyi, yılmazlık ve evlilik doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çocuk ebeveynler için hem neşe hem de mutluluk kaynağıdır. Çocuğun dünyaya gelişi yeni umutlar ve hayaller anlamına gelmektedir. Çocuğun dünyaya gelişi ebeveynler için birçok yeniliği ve aile içi ilişkilerde değişikliği beraberinde getirir. Buna bağlı olarak özel gereksinime sahip olmayan çocuğun varlığı bile aile için olumlu özelliklerinin yanında birtakım güçlükleri beraberinde getirmekteyken özel gereksinimli çocuğa sahip olmak hem anneler hem de babaları psikolojik açıdan etkilemekte, yılmazlık algılarını ve çift ilişkilerinde evlilikten aldıkları doyumu da etkiledği bilinmektedir. Ebeveynler için özel gereksinime uyum süreci oldukça zorlayıcı bir süreç olabilmekte ve bu nedenle suçluluk- utanç gibi problemler yaşayabilmektedirler. Suçluluğa bağlı olarak ebeveynlerin yılmazlık düzeyleri zayıflamakta, buna bağlı diğer bir etken olan evlilik doyumunda da azalmalar görülebilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin yaşadıkları suçluluk- utanç düzeylerinin, buna bağlı olarak yılmazlık düzeylerinin nasıl yordadığının ve bu etkenlerin evlilik doyumunu nasıl etkilediğinin saptanmasıdır. Bununla beraber ebeveynlerin, anne baba olma durumu, yaş, eğitim, özel gereksinimli çocuk sayısı gibi değişkenler açısında da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili, Arnavutköy ilçesi sınırları içerisinde yaşayan, en az bir tane özel gereksinimli çocuğa sahip olan 322 ebeveynden ( Anne=235, Baba=87) oluşmaktadır. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Suçluluk- Utanç Ölçeği, Aile Yılmazlık Ölçeği ve Evlilik Yaşamı (Doyumu) Ölçekleri kullanılarak toplanmıştır. Yapılan çalışmada ebeveynlerin, anne ya da baba olma durumlarına göre incelendiğinde babaların annelere kıyasla daha yılmaz ve mücadeleci ve yaşama bağlı hissetikleri söylenebilir. Yaş değişkenine göre bakıldığında ebeveynlerin yaşlarının artması ile evlilik doyumlarının arttığı aynı zamanda daha yılmaz, mücadeleci, öz yetkinliğe sahip yaşama bağlı olduklarını aynı zamanda yaşları arttıkça suçluluk duygusu hissetmedikleri ancak özel gereksinimli çocuğa sahip olmalarından dolayı utanç duydukları söylenebilir. Ebeveynlerin eğitim düzeyi arttıkça da evlilikten aldıkları doyum artış göstermekte ve kendilerini daha yılmaz algılamaktadırlar. Bu etkenlere bağlı olarak da kendileri daha az suçlu ve utanç içinde hissetmektedirler. Özel gereksinimli çocuk sayısı arttıkça ebeveylerin evlilikten aldıkları doyumda azalma olduğu saptanmış olup, daha fazla suçluluk yaşamaktadırlar. Diğer bir ifadeyle kendilerini daha az yılmaz olarak ifade etmişlerdir. Ebeveynlerin hafif düzeyde yetersizliği olan çocuklara sahip olmaları onların evlilik doyumları ile yılmazlık algıları alt boyutu olan kontrol düzeyini arttırdığı, orta ve ağır düzeyde çocuğa sahip olan ebeveynlerin suçluluk ve utanç düzeylerinin arttığı söylenebilir. Suçluluk-utanç ile evlilik doyumu puanları arasında orta seviyede ve negatif ilişki, yılmazlık ve suçluluk arasında orta seviyede ve negatif iken yılmazlık ve evlilik doyumu arasında pozitif bir ilişki vardır. Son sorumuz olan yordam sorusunda çoklu regresyon analizine göre de yılmazlık düzeyi pozitif olarak yordarken, suçluluk-utanç düzeyi ise negatif yordamaktadır. Bu bağlamda ebeveynlerin evlilik doyumları arttıkça daha yılmaz oldukları yılmazlık düzeyleri arttıkça da daha az suçlu hissetikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Aile içi ilişkilerEbeveynlerEvlilik doyumu+5
Bircan Şahin
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerde savunma mekanizmaları ve erken dönem uyum bozucu şemaların incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, genç yetişkinlerin kullandıkları psikolojik savunma mekanizmaları ve erken dönem uyum bozucu şemaların incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmada veri toplamak amacıyla katılımcılara Savunma Biçimleri Testi 40 maddelik form (SBT-40), Young Şema Ölçeği 90 maddelik form (YŞÖ-KF3) ve araştırmacı tarafından bu çalışma için oluşturulan kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırmada istatistiksel değerlendirme "SPSS 24.0 for Windows" programı kullanılarak yapılmış ve yorumlanmıştır. Araştırmaya 18-35 yaş aralığında 448 kişi katılmış olup ölçekler ağırlıklı olarak çevrimiçi olmak üzere çevrimiçi ve yüz yüze uygulanmıştır. Araştırma sonuçları ve sınırlılıkları ilgili literatür göz önünde bulundurularak tartışılmıştır. Bulgular: Erken dönem uyum bozucu şemalardan duygusal yoksunluk alt boyutu cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir, kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Karamsarlık ve onay arayıcılık da anlamlı bir farklılık göstermiştir ve erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Savunma mekanizmalarından yalıtma, otistik fantezi, disosiyasyon cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir ve kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Yüceltme, mizah, değersizleştirme ve bedenselleştirme de cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir ve erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. 18-21 yaş arası genç yetişkinlerde duygusal yoksunluk, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duyguları bastırma, kusurluluk ve dayanıksızlık şemaları daha fazla görülürken yansıtma ve otistik fantezi savunma mekanizmaları da aynı yaş aralığında daha yüksek bulunmuştur. Bekarlarda erken dönem uyum bozucu şema alt boyutlarından duygusal yoksunluk ve ayrıcalıklık/yetersiz öz denetim daha yüksek bulunurken savunma mekanizmaları alt boyutlarından otistik fantezi de benzer şekilde daha yüksek bulunmuştur. Lise ve altı eğitim düzeyindeki bireylerde duygusal yoksunluk, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, kusurluluk, tehditler karşısında dayanıksızlık şemaları daha fazla görülürken yüceltme, yansıtma ve yalıtma savunma mekanizmaları da aynı eğitim düzeyinde yüksek bulunmuştur. Aynı zamanda duygusal yoksunluk şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; başarısızlık şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; karamsarlık şeması ile nevrotik savunma mekanizmaları boyutları arasında; sosyal izolasyon/güvensizlik şemaları ile immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; duyguları bastırma şeması ile olgun ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; onay arayıcılık şeması ile olgun, nevrotik immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; iç içe geçme şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim şemaları ile olgun, nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; kendini feda şeması ile olgun, nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; terk edilme şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; cezalandırılma şeması ile olgun, nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; kusurluluk şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında; tehditler karşısında dayanıksızlık şeması ile nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında ve yüksek standartlar şeması ile olgun, nevrotik ve immatür savunma mekanizmaları boyutları arasında pozitif bir ilişki vardır.

Erken dönem uyum bozucu şemalarGenç yetişkinlerSavunma mekanizmaları+1
Çağla Altınok
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul gelişim üniversitesi öğrencileri arasında sosyal medya kullanımının beden algısı ve olası ortoreksiya nervoza ile ilişkisi

Birçok tanım ve kavramla birlikte anılan sosyal medya kavramı, bugünkü dünyayı derinden etkileyen oluşumların başında gelmekte ve bireylerin gündelik alışkanlıklarından, beğenilerinden, sosyal ilişkilerinden, iş yaşamlarına kadar birçok konuda etkinlik göstermektedir. Bunun sonucunda daha önce varolmayan birçok yeni kavram, sorun ve oluşum ortaya çıkmıştır. Bu çalışma sosyal medya kullanımının beden algısı ve olası ortoreksiya ile olan ilişkisini incelemeye yönelik yapılmıştır. Araştırmanın evrenini rastegele seçilmiş 148 Gelişim Üniversitesi öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilerin 'gönüllü' katılımlarının esas alındığı bu çalışmada öğrencilere onam formuyla birlikte bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmaya yönelik ilişkiyi ölçmek için bireylere Orto-11 Ölçeği, Bergen Sosyal Medya Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği, Vücut Algısı Ölçeği ve etkileşimlerini anlamak için sosyodemografik formda sosyal medyayla ilgili sorular yöneltilmiştir. Örneklemden elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analize alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; araştırmaya katılan kişilerin yüzde 50 'inin kadın, yüzde 50'inin erkek olduğu, yüzde 71.6'ının 18-22 yaş arasında, yüzde 21.6 'ının 23- 27 yaş arasında olduğu, yüzde 5.4 'ünün 28- 32, yüzde ,7 'nin 33-37 yaş aralığında olduğu ve geriye kalan katılımcıların da 38 yaş ve üstündeki katılımcılar olduğu saptanmıştır. Ortoreksiya ve sosyal medyanın zayıf bir ilişkisi olduğu, beden algısının ise ortorektik eğilimleri yordamadağı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte cinsiyet faktörünün ON için bir farklılaştırma oluşturmadığı görülmüştür. Bunlara ek olarak sağlık anksiyetesi ve sosyal medya kullanımı arasında zayıf da olsa bir ilişki bulunmuştur.

BağımlılıkBeden imajıOrtoreksiya nervoza+3
İlknur Kardaş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geç ergenlik döneminde ebeveyn tutumları ile yaşam doyumu ve öz şefkat arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, geç ergenlik döneminde anne baba tutumlarının öz şefkat ve yaşam doyumu ile ilişkisini incelemeye yönelik yapılmış, ilişkisel tarama modelinde, betimsel bir araştırmadır. Araştırma evrenini 2020-2021 yılları arasında özel ve devlet üniversitelerinin çeşitli fakülte ve bölümlerde lisans öğrenimi gören 18-24 yaş arası öğrencilerden oluşurken; örneklemini ise evrenden seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiş 'gönüllülük bilgilendirme metni' aracılığı ile öğrencilerin gönüllü katılımları esas alınmış 415 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmadaki veriler, Ebeveyn Tutum Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Örneklemden elde edilen veriler SPSS 24 istatistik paket programına girilerek araştırmanın tüm istatistiksel çözümlemeleri bu program yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin sonuçlarına göre, ebeveyn tutumunun alt boyutlarından olan demokratik tutum ile öz şefkat ve yaşam doyumu değişkenleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sosyodemografik değişkenlerden ailenin gelir düzeyi ile yaşam doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca yapılan t-testine göre Yaşam Doyumu Ölçeği puanlarının medeni durum değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Ayrıca arkadaşlık ilişkileri ile yaşam doyumu arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Yapılan Çoklu Doğrusal Regresyon analizinin sonuçlarına göre ise Ana Baba Tutum Ölçeği Puanlarının Öz Şefkat Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanlarını pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir.

Ana-baba tutumuErgenlikGeç ergenlik+5
Güneş Altun
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00

Diğer danışmanlar