Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Özlem Bulantekin Düzalan
12 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
Hemşirelerde merhamet yorgunluğunun bakım davranışlarına etkisi
Giriş: Hemşirelik bakım odaklı bir disiplindir. Merhamet kavramı ise bu disiplin içinde yer alan en önemli noktalardan biridir. Amaç: Bu çalışma, hemşirelerde merhamet yorgunluğunun bakım davranışlarına etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örnekleminin 252 hemşire oluşturdu. Veriler kişisel bilgi Formu, Bakım Davranışları Ölçeği (BADÖ-24) ve Merhamet Yorgunluğu Ölçeği Kısa Form (MY-KÖ) ile yüz yüze toplandı. Verilerin analizinde, sayı, yüzde, ortalama, t-testi, korelasyon ve Kruskall-Wallis H testleri kullanılmıştır Bulgular: BADÖ-24 toplam puan ortalaması 5,11±0,86, MY-KÖ toplam puan ortalaması 47,47±19,95 olarak bulundu. Yaş, şuan bulunduğu klinikte çalışma süresi ve hemşirelik mesleğindeki toplam çalışma süresi değerleri ile BADÖ-24 toplam puan ortalamaları ve tüm alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönlü zayıf bir anlamlılık bulundu (p<0,05). Bulunduğu klinikte çalışma süresi ile mesleki tükenmişlik alt boyut ve MY-KÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönlü zayıf bir anlamlılık bulundu (p<0,05). BADÖ-24 ve MY-KÖ ölçekleri arasında tüm alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasında negatif yönlü zayıf bir korelasyon bulundu (p<0,05). Sonuç:Çalışmamızda hemşirelerin BADÖ-24 ve MY-KÖ toplam puanlarına göre orta düzeyde bakım davranışları ve orta düzeyde merhamet yorgunlukları olduğu görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda; hemşirelerde bakım davranışlarını, merhamet yorgunluğunu etkileyen hastaneyle ve hemşirelerin çalışma koşullarıyla ilişkili faktörlerin yasal düzenlemelerle çözüme kavuşturulması önerilir.
Irak'ta diyabetli hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş: Diyabet görülme sıklığı giderek artan kronik hastalıklardan biri olup; hastanın genel sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde etkilemektedir. Amaç: Bu çalışma, Tip 2 diyabet hastalarında yaşam kalitesinin değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini 150 hasta oluşturmuştur. Veriler Sosyo-demografik veri formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde, sayı, yüzde, ortalama, t-testi, korelasyon ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Bulgular: WHOQOL-BREF toplam puan ortalaması 12.03±1,60 olarak bulundu. Cinsiyete göre; bedensel alan alt boyut puanı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek, bekar olanlarda sosyal alan ve ruhsal alt boyut puanlarının evli olanlara göre daha yüksek, çocuk sahibi olma durumuna göre çocuğu olmayanlarda sosyal alan alt boyut puanları çocuğu olanlara göre daha yüksek, memur ve serbest mesleği olanlara diğer meslek gruplarına göre sosyal alan alt boyut puanı hariç diğer alt boyutlar ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, lise ve lisans mezunu olanlarda diğer eğitim durumlarına göre tüm alt boyut ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, diyabet yaşı 1-5 yıl arasında olanların diğerlerine göre bedensel alt boyut ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, birinci derecede yakınlarında diyabet varlığı olanlarda çevresel ve sosyal alt boyut ortalamalarının daha düşük ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda hastaların yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Hastaların diyabete ilişkin öz bakım yönetiminin sağlanması, komplikasyonların önlenmesi ve klinik sonuçlarının iyileştirilmesine gereksinim olduğu sonucuna varılmıştır.
Evaluation of healthy lifestyle among nurses in Nassiriya teaching hospital, iraq
Introduction: Health is one of the phenomena that have an important place in the lives of individuals. Health within the framework of the definition of the World Health Organization; is not merely the absence of disease or infirmity, but a state of complete physical, mental and social well-being. If it is a healthy lifestyle; It is explained as a person's ability to control all factors affecting his or her health status and to choose and organize situations suitable for his/her own health status in order to perform daily activities. A healthy lifestyle should support not only staying away from diseases but also exhibiting behaviors that increase well-being throughout life. Nurses have the feature of being role models with the way of life they continue due to their professional responsibilities and social roles. In some studies conducted with nurses, it has been determined that the total score of the healthy lifestyle behaviors (HLB) scale is at a moderate level. Objective: The aim of this study is to evaluate the healthy lifestyle behaviors of nurses at Nasiriyah Teaching Hospital in Iraq. Method: A cross-sectional and descriptive study was conducted. It was held at Nasiriyah Teaching Hospital for about six months, between 12 December 2021 to 12 May 2022. It is a non-probability random sample and the total number of nurses in the hospital research sample is 800. The sample size was determined as 260 according to the 95% and 50% confidence intervals. Data were collected with the socio-demographic data form and HLS-II. With the study to be carried out at Nasiriyah Training Hospital, 10 hearing-impaired nurses and 3 nurses on annual maternity leave were excluded from the study. Results: The mean total score of the nurses from the Healthy Lifestyle Scale was 131.54±1.60, the lowest physical activity was 18.36±4.52, and the highest spiritual development sub-dimension score was 24.48±4.38.The physical activity sub-dimension score averages of male nurses are higher than the females, the stress management scores of the bachelor's graduate nurses are higher than the others, the physical activity sub-dimension scores of married nurses are higher than those of singles, the physical activity scores of nurses who work 8 hours are higher than nurses who work 16 hours, and statistically significant (p<0.05). Conclusion: In this study, it was found that the healthy lifestyle behaviors of the working nurses were moderate. In order to examine healthy lifestyle behaviors and the factors that affect these behaviors, it is recommended to conduct studies involving a larger sample.
Assessment of medication adherence in individuals with chronic diseases
Objective: Chronic disease is defined as long-term conditions which occur due to a combination of many causes, cannot be treated, and require regular treatment, care and lifestyle changes. Chronic diseases require long-term drug use in terms of reducing morbidity and mortality. Medication adherence refers to all the decisions about prescribing the patient's drugs, starting, continuing and discontinuing them, and applying the recommendations received in this process. This may be a process that complicates the individual's daily life activities. Therefore, the aim of this study is to assess the medication adherence in individuals with chronic diseases. Method: This is a descriptive and cross-sectional study. The population of the study consisted of patients receiving treatment at Al-Nasiriyah Teaching Hospital in Dhi-Qar City, Iraq. Data were collected between December 2021 and May 2022. 208 patients were included in the study. Data were collected through face-to-face interview method using a socio-demographic questionnaire and General Medication Adherence Scale (GMAS). SPSS Statistics (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 software was used to assess the data. Percentage, total score calculation, t-test and ANOVA were used. Results: The study findings revealed that 73.6% of the participants were over the age of 46, 57.2% were female, 74.5% were married, 27.4% were illiterate, 54.8% were unemployed, 78.8% were living in the city, 66.3% had an additional chronic disease, and the most common additional chronic disease was hypertension with a rate of 32.2%. The scores of the scale's subscales were found to be 10.15±4.57 for Patient Behavior related Non-Adherence, 8.79±2.73 for additional disease and pill burden, 4.13±1.79 for cost-related non-adherence, and total scale score was 23.07±7.70, respectively. The cost-related non-adherence subscale scores of those under the age of 45 were lower. Scores of additional disease and pill burden subscale and cost-related non-adherence subscale and total scores of GMAS were lower and statistically significant in married ones compared to the others, in illiterate ones than their literate counterparts, in employed ones than their unemployed counterparts (p<0.05). All subscale and total scores of those living in rural areas were lower than the scores of those living in urban areas, and the additional disease and pill burden and GMAS total mean score were lower and statistically significant in those who had additional chronic diseases compared to those who did not(p<0.05). Conclusion: Nurses should regularly organize education programs at certain time intervals for patients who use drugs regularly and should raise their awareness about use of their drugs. Nurses should especially arrange the treatment plan of elderly individuals in a way to prevent the negative effects that may occur as a result of the use of multiple medications.
Kolorektal kanser tanılı hastalarda hastalık algısının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kolorektal kanser tanısı almış hastalarda hastalık algısının yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın evrenini bir eğitim araştırma hastanesi Genel Cerrahi Servisinde tedavi gören hastalar oluşturdu. Veriler 23.02.2022- 23.02.2023 tarihleri arasında 200 bireyden toplandı. Veriler, Sosyo-demografik özellikleri içeren bilgi formu, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) ve Yaşam Kalitesi Endeksi Kanser Uyarlaması- III (QOL-CV) formları kullanılarak toplandı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS 26 programı kullanılarak yapıldı. Yüzdelik, frekans, Mann Whitney U , Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Speraman korelasyon testleri ile değerlendirildi. Hastalık Algısı Total Yaşam Kalitesi Puanı üzerindeki etkisini belirlemek için çok değişkenli regresyon analizi yapıldı. KHAÖ puan ortalamasının 41,55±2,54, Total Yaşam Kalitesi Puanının ortalamasının 19,25±2,08 olduğu belirlendi. Sağlık ve Hareketlilik boyutu ve aile boyutunda katılımcıların cinsiyetlerine, üniversite/Lisansüstü mezunların ilkokul, ortaokul ve lise mezunlarına göre istatistiksel anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Duygusal Hastalık Algısı boyutu ve Hastalık Algısı Puanında katılımcıların çalışma durumlarına göre anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Gelir durumuna göre Bilişsel Hastalık Algısı boyutu, KHAÖ toplam Puanı, Sağlık ve Hareketlilik boyutu, Sosyal ve Ekonomi boyutu, Aile boyutu ve Total Yaşam Kalitesi Puanında katılımcıların anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Yaş değişkeni ile Sosyal ve Ekonomi alt boyutu ve Total Yaşam Kalitesi Puanı ile arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlendi (p<0,05). KHAÖ ve Yaşam Kalitesi Endeksi Kanser Uyarlaması- III ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p>0,05). Hastalık algısının yaşam kalitesini etkilemediği daha çok sosyodemografik özelliklerin yaşam kalitesini etkilediği görüldü. Bu nedenle hemşirelerin hastaya bakım verirken yaşam kalitesini etkileyen sosyodemografik faktörleri göz önünde bulundurması önerilir.
Kronik hastalığa sahip bireylerin sağlık okuryazarlık, ilaca uyum ve inançlarının incelenmesi
Bu çalışma, kronik hastalığa sahip bireylerin sağlık okuryazarlık, ilaca uyum ve inançlarının incelenmesi amacıyla, Çankırı Devlet Hastanesi, dahili kliniklerde yatan ya da başvuru yapan kronik hastalığa sahip 250 hasta ile yapılan, tanımlayıcı/kesitsel tipte bir araştırmadır. Görüşmeler; sosyo-demografik özellikleri içeren bilgi formu, Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOY), İlaç Uyumunu Bildirim Ölçeği (İUBÖ) ve İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi (İHİA) sorularıyla Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında yüz yüze görüşmeler ile yapıldı. Değerlendirmede yüzdelik, frekans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Speraman korelasyon testleriyle değerlendirildi. Çalışmada İUBÖ ile SOY ölçek alt boyutları olan bilgiye erişim, anlama, değer biçme/değerlendirme, uygulama ve SOY ölçek toplam puanları arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişki bulundu. SOY ölçek puanı ile İHİA alt boyutları olan Genel aşırı kullanım ve Genel zarar puanları arasında anlamlı ve pozitif yönde, Spesifik gereklilik ve Spesifik endişe puanları arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişki görüldü. İUBÖ ile Genel aşırı kullanım ve zarar alt boyut puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Spesifik gereklilik ve endişe alt boyut puanları arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulundu. Bu çalışma sağlık okuryazarlık düzeyi arttıkça ilaçların gerekliliğini fakat ilaca uyumun azaldığını ortaya koymuştur. Hemşire ve sağlık profesyonelleri tarafından sağlık okuryazarlık düzeyini etkileyen faktörler göz önüne alınarak hastaların eğitimlerinin bu faktörlere öncelik verilerek bireylerin ilaç hakkındaki inanç ve uyumları geliştirilebilir.
Mülteci ve Türk yoğun bakım hastalarının hastalık algısı ve konfor düzeylerinin değerlendirilmesi
Yoğun bakımda yatan mülteci ve Türk kişilerin bulundukları duygusal durumla baş etmeleri, hastalığı kendi başlarına yönetmeleri, kontrol etmeleri, problemleri çözme becerileri, hastalık algıları değerlendirilmeli ve bu etkenlerin genel konfor düzeylerine etkileri araştırılmalıdır. Bu çalışmada yoğun bakım ünitelerinde yatan Türk ve mülteci hastaların hastalık algılarının ve konfor düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan çalışmanın evrenini 240 yoğun bakım hastası oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Tanılama Formu, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) ve Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu (GKÖ-KF) ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, minimum-maximum, Spearman korelasyon, Mann-Whitney U testi ve Kruskall Wallis H Testi analizi kullanıldı. KHAÖ toplam puan ortalaması 37,45±7,14, GKÖ-KF toplam puan ortalaması 99,88±13,23 olarak bulundu. KHAÖ toplam puanları ile GKÖ-KF toplam puanları arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki olduğu bulundu (p<0,05, r= -0,724). Çalışmamızda KHAÖ toplam puanı arttıkça GKÖ toplam puanının azaldığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşireler ve sağlık ekibi tarafından Türk ve mülteci bireylere yönelik hastalık algısı ve konfor düzeylerini etkileyen faktörlerin daha kapsamlı değerlendirilmesi ve bilimsel çalışmaların arttırılması önerilir.
Yoğun bakım hastalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının bakım sonrasında ağrı ve konfor düzeyine etkisi
Bu çalışmanın amacı yoğun bakımda tedavi gören hastalarda hemşirelik bakımı öncesi uygulanan sanal gerçeklik uygulamasının ağrı ve konfor düzeyine etkisini belirlemektir.Araştrıma bir üniversite hastanesinin İç Hastalıkları Yoğun Bakım biriminde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini iç hastalıkları biriminde yatmakta olan, 18-65 yaş arası olan, bilinci açık GKS'si 10 ve üzeri olan, duyma ve görme engeli olmayan, mekanik ventilasyon desteği bulunmayan hastalar oluşturdu. Araştırmaya randomizasyon yöntemiyle seçilen 30 deney grubu 30 kontrol grubu olmak üzere toplamda 60 hasta katılmıştır. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Tanılama Formu, Visual Analog Scale-Pain (VAS-P) ve Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu (GKÖ-KF) ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Deney grubuna hemşirelik bakımı öncesinde sanal gerçeklik gözlüğü ile rahatlatıcı videolar izletildi. Bakımdan 24 saat sonra ağrı düzeyi ve genel konfor düzeyi değerlendirildi. Toplanan veriler analizinde yüzdelik, t testi, Mann Whitney u, Spearman Korelasyon analizi kullanıldı.Hastaların sanal gerçeklik gözlüğü memnuniyeti 1 ila 10 arası değerlendirildi 9,15 olarak bulundu. Ağrı düzeyi 1 ila 10 olarak değerlendirildi. Deney grubu ile kontrol grubu arasında bakımdan 24 saat sonrasında VAS, GKÖ-KF toplam puanları ve sorunların üstesinden gelme alt boyut puanları arasında anlamlılık bulundu (p<0,05).Sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması sonrası hastaların ağrı düzeyinin azaldığı ve konfor düzeyinin arttığı saptandı. Hemşirelerin bağımsız profesyonel rollerine güvenli bir şekilde dahil edebilecekleri, farmakolojik olmayan yaklaşım olan sanal gerçeklik müdahalesini yoğun bakım ortamında hastalarına güvenle uygulamaları önerilir.
Ameliyathane ve yoğun bakımda çalışan sağlık personelinin kardiyovasküler hastalık risk durumlarının ve sağlık anksiyetesinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, ameliyathane ve yoğun bakımda çalışan sağlık personelinin kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi durumunun ve sağlık anksiyetesinin değerlendirilmesidir. Araştırma, Ankara'da bir Eğitim Araştırma Hastanesi'nde en az 1 yıl Ameliyathane ya da Yoğun bakımda çalışmış/çalışmaya devam eden sağlık çalışanları üzerinde yapıldı. Veriler Temmuz-Aralık 2022 tarihleri arasında toplandı. Araştırmamızın örneklemini 195 kişi oluşturdu. Araştırma için sosyo demografik özellikleri içeren veri formu, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (KARRIF-BD) ve Sağlık Anksiyetesi ölçeği (SAÖ) ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizi olarak t-testi, Mann Whitney Utesti, ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı, değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson ve Spearman korelasyon testleri ile değerlendirildi. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların KARRİF-BD ölçek toplam puan ortalaması 23,15±2,56 ve SAÖ puan ortalaması 18,55±8.52 olarak saptandı. Bu puan ortalamalarına göre katılmcıların önemli düzeyde kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgisine sahip oldukları, orta düzeyde de sağlık anksiyetesine sahip oldukları belirlenmiştir. Katılımcıların yaşları ile KARRİF-BD Ölçeği puanı (r=0,164) arasında pozitif yönlü anlamlı (p<0,05) ve Sağlık Anksiyetesi Ölçeği (r=-0,161) puanı arasında negatif yönlü anlamlı (p<0,05) ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Kadınların erkeklere göre, geliri giderinden fazla olanların gelir giderden az olanlara göre SAÖ toplam puanları daha yüksek ve anlamlı bulundu. Bu bilgiler çerçevesinde sağlık personelinde kardiyovasküler ve sağlık anksiyetesi risk faktörlerinin belirlenip, risk faktörleri açısından taramalar yapılması, kardiyovasküler hastalıklar açısından sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür. Sosyal eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik uygulamalar ön plana çıkarılması gerekmektedir.
Determination of nurses' knowledge levels on hepatitis c infection
Hepatitis C Virus (HCV) infection continues to be a worldwide health problem. It is associated with many serious symptoms and complications, including acute and chronic hepatitis, cirrhosis, hepatocellular carcinoma (HCC), and liver failure (Bianco et al., 2013).Objective: In this study, it was aimed to evaluate the knowledge level of nurses about Hepatitis C infection. This is a descriptive and cross-sectional study conducted in Hospitals in the Southern provinces of Iraq. Quantitative research was used in the design of the study. The sample selection was not made and 124 nurses who agreed to participate in the study were included in the study. Questions consisting of socio-demographic data were asked to the nurses to evaluate their level of knowledge on Hepatitis C infection. The data were collected using face-to-face questioning technique. Evaluation was made with percentage analysis. It was observed that the majority of the participants were 60.5% male, 51.6% were 21-25 years old. According to the education level, 39.5% and 22.6% of the sample were nursing high school graduates, 29% of the them had 6-10 years of experience in hospitals, and 75.0% had 1-5 years of experience in hemodialysis units. 71.8% of the nurses stated that Hepatitis C infection was liver disease, 44.4% did not know that the disease was transmitted by blood and organ transplantation, 70.2% did not know the use of protective equipment for blood or fluid contamination, 66.9% knew that patients with hepatitis C infection should use a separate dialysis machine, 50% did not know that non-disposable materials should be disinfected, 49.2% did not know that training programs should be organized for physicians and nurses about hepatitis C infection, and again 55.6% the patients did not know that a training program should be given to the patients as well. It was observed that the knowledge level of the nurses was at medium level. It is recommended that nurses should receive regular training programs for Hepatitis C infection at certain periods. Key Words: Hepatitis C infection , Nurse, Nursing management
Quality of life for patients with thalassemia in al- nasiriyah city
Thalassemia is part of a group of genetic diseases called hemoglobinopathy, which harms the normal production of the alpha and beta globin chains, which make up hemoglobin. In Latin America and the Caribbean, the incidence of thalassemia is heterogeneous. Health professionals face the care of thalassemia patients who have reached adulthood, due to advancing knowledge about the disease and the effects of treatments. Lifelong treatments for thalassemia major include the regular blood transfusions associated with iron chelate therapy. Although palliative, implementing repeated blood transfusion therapy enables patients to develop normally and improve their quality of life, until reaching the age of adulthood. this study determines the assessment of the quality of life and the level of the social support provided to thalassemia patients In AL Nasiriyah, Iraq 2021, and it is a descriptive study. As a non-experimental design, the sample was conducted using non-probability intentional data type with 200 patients, the questionnaire was used on the subject of social support provided to patients, and the quality of life. SPSS version 25 program was used to develop databases and statistical tables. Regarding the quality of life of thalassemia patients, out of 200 patients (41.5%) obtained a high quality of life while (58%) of the sample obtained a low quality of life in relation to social support, (46.15%) received social support, while (53.84%) did not receive social support. If the patient's lifestyle and his coexistence with the disease do not change, a high quality of life will not be achieved for him, and this, in turn, will lead to a deterioration in the quality of life of these patients. The social support provided by family and friends must also be increased in order to improve patients' quality of life. Key Words: Life quality, With thalassemia (Mediterranean anemia), patients, Transfusion-Therapy
Akut koroner sendrom geçiren hastalarda risk faktörlerinin belirlenmesi
Background: Although coronary atherosclerosis mostly causes coronary artery disease (CAD), occlusive lesions and atherosclerotic plaques in coronary vessels can cause acute ischemia in the myocardium. All of the ischemic conditions that develop in a short time and threaten the myocardial tissue are defined as acute coronary syndrome (ACS). The risk of sudden death and myocardial necrosis is high in acute coronary syndrome. The most effective way to reduce this risk is to identify risk factors and control them before ACS develops. If individuals at risk of ACS are identified and their risk factors are controlled, fatal and non-fatal exposure to ischemic events can also be avoided. Thus, mortality rates of individuals and society due to cardiovascular diseases can be reduced. Objective: The aim of this study is to determine the risk factors in patients with acute coronary syndrome. Method: This is a descriptive and cross-sectional study. Quantitative research was used in the design of the study. A non probability (Accidental sample) of 220 patients who agreed to participate in the study were included in the study. The period of sample collection is from Dec. 2nd , 2021 to Oct.1st ,2022. The data were collected face to face with a sociodemographic .In the analysis of the data, frequncy, percentage, mean, standard deviation, bar chart and chi-square tests were used. The study instrument consists of three parts: Part 1 Demographic Data, Part 2 Clinical Data and Part 3 Laboratory Examinations. Results: The mean age of the participants was 59.97± 11.24 (female 58.5±10.23, male 60.7±11.15), 65% male, 78.2% married, 46.8% self-employed, 65.5% living in the urban. In addition, 24.5% had both HT and DM diagnoses, 56.4% had stent and balloon application, 83.6% were under treatment, 42.3% smoked, 92.7% not used alcohol, 57.7% was found to have a family history of cardiovascular disease. From the laboratory values, BMI 25-29.9 47.7%, Ejection Fraction (EF)52.7% with 41-55%, HDL<42 mg/dl 54.5%, Total cholesterol<200 mg/dl 57.3%, Triglyceride >131 mg/dl It was found to be 81.4%, LDL<130 mg/dl 65.5%. A statistically significant difference was found between sociodemographic characteristics, marital status, education level and monthly income, previous diagnosis status and BMI (p<0.05). Conclusion: In our study, it was found that patients who had ACS had CAD risk factors (having systemic diseases, smoking, dyslipidemia, high body mass index). Routine screening of individuals in the community for CAD and the risk of having ACS, and planning projects and trainings to increase the awareness of CAD and ACS in the community can be recommended.