Theses supervised by Prof. Dr. Ayça Açıkalın Akpınar

10 theses · Çukurova University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şok ve/veya organ yetmezliği gelişen zehirlenmeli hastaların prospektif analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı şok ve organ yetmezliği gibi mortalitesi yüksek zehirlenmeli hastaların prospektif olarak incelenerek, literatüre tanı, tedavi, klinik seyir ve sonuçlarla ilgili değerli verileri kazandırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmamız yerel etik kurul tarafından onay alındıktan sonra, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim dalında Eylül 2015-Ocak 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya; ciddi zehirlenmeler nedeni ile Acil Tıp Anabilim dalına başvuran şoku veya akut organ yetmezliği olan, çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü ardışık 89 hasta kabul edilmiştir. Hastaların demoğrafik özelliklerinin yanı sıra, aldıkları ilaç veye maddelerin tipi, alım şekli, dozu ayrıntılı olarak sorgulanarak kaydedildi. Hastaların acil tedavisi ve yatışı sırasında şok veya akut organ yetmezliği gelişme zamanı, akut organ yetmezliğinin tipi, zehirlenmenin tedavisi, kullanılan antidotlar ve ekstrakorporeal metotların tipi ayrıntılı bir şekilde kaydedildi. Zehirlenme şiddetini belirlemek için zehirlenme güvenlik endeksi kullanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmeleri için SPSS v.23,0 programı kullanıldı. Çalışmaya alınan hastaların sonlanım şekli raporlandı. Bulgular: Çalışmaya şok ve akut organ yetmezliği olan toplam 89 hasta dahil edildi. Hastaların 72 (%80,9)'si erkek, 17 (% 19,1)'si kadındı. Hastaların yaş ortalaması ortalaması 49,1 (19-90) iken, kadın hastaların yaş ortalaması 42,7 (19-90), erkek hastalar ise 50,6 (19-90) olarak bulundu. Akut organ yetmezliği ve şok tablosu olan hastalarımızın aldığı ajanlar sorgulandığında; 51 hastanın metil alkol, 12 hastanın kardiyovasküler ajan (KKB, BB, ARB), 6 hastanın alüminyum fosfit, 4 hastanın karbonmonoksit, 4 hastanın mantar maruziyeti olduğu görülmektedir Çalışmaya alınan 89 hastanın, ortalama yatış süreleri 6,29 (1-50) gün olarak bulundu. Zehirlenme şikayeti sonrası exitus olan hastaların ortalama yatış süresi ise 7,60 (1-50) gün olarak bulundu. Acil servise başvuran 89 hastadan 30'u exitus olurken 52'u ise taburcu olmuştur. Ekstrakorporeal tedavi metodları uygulanan hastalarda mortalitenin düşük, acil servise başvurduğunda hipotansiyona bağlı şoku olan hastalarda mortalitenin yüksek olduğu tespit edildi. Laboratuvar bulguları incelendiğinde wbc, laktat, baz açığı, potasyum yüksekliği olan ve kan Ph'ı, bikarbonat düşük olan zehirlenme hastalarında mortalitenin yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Mortalitesi yüksek zehirlenme hastalarında vakit kaybetmeden zehirlenmenin tipini şeklini belirleyerek, gerekli antidot tedavi ve ekstrakorporeal metodları uygulamak sağkalım oranlarını arttırabilir. Akut organ yetmezliği ve şok yapan zehirlenmeler arasında metil alkol ve alimunyim fosfit zehirlenmelerinin tüm tedavilere rağmen halen mortaliteleri yüksektir. Acil hekimleri zehirlenme şiddetini belirlerken zehirlenme güvenlik endeksine ek olarak çalışmamızda mortalite yüsekliğinde anlamlı bulunan 1. saatte hipotansiyon tespit edilen, lökosit değeri, baz açığı, laktat yüksekliğinin ve kan Ph'ı, bikarbonat düşüklüğünü prognostik kriter olarak kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil, Şok, Akut Organ Yetmezliği, Zehirlenme, Laktat, Baz Açığı.

LaktatlarProspektif çalışmalarZehirlenmeler+3
Faysal Tekin
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dirençli başağrısı olan hastalarda optik sinir çapı ve NSE değerlerinin prospektif analizi

Amaç: Tez çalışmamızda acil tıp kliniklerine sıklıkla başvurusu olan dirençli baş ağrılı hastalarda, klasik tanısal çalışmaların yanı sıra, nöron hasarı ve kafa içi basınç artışı bulgularının, ultrasonografik optik sinir çapı ölçümü ve plazmada NSE ile değerlendirilerek, hastaların acil servis yönetimini, taburculuk ya da hospitalizasyon kararını kolaylaştırmaya yönelik veriler elde etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi yerel etik kurul tarafından onay alındıktan sonra, Aralık 2017 - Haziran 2020 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmamıza acil servise dirençli başağrısı nedeniyle başvuran, 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Acil servise başvuru anında bilinen dirençli başağrısı yaratabilecek, santral sinir sistemi hastalığı (Bilinen intrakranial kitle, bilinen psödotümör serebri vb.) olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Başağrısı sekonder nedenlerinin araştırılmasında kullanılan tetkik ve görüntülemelerinin yanı sıra, hastanın intrakranial basınç artışını değerlendirmek için yatak başı USG ile optik sinir çapına bakıldı. Nöron hasarı tespiti için plazmada nöron spesifik enolaz değerlendirildi. Hastaların, tanısı, yatış süreleri, ve sonlanım şekilleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmamıza 33'ü erkek 33'ü kadın toplam 66 hasta alındı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 43,05±17,06 bulundu. Dirençli baş ağrısının primer ve sekonder nedenleri araştırıldı. Hastaların 45(%68,2)'inde sekonder neden saptandı. Ultrasonografik optik sinir çapı değerlendirildiğinde, hastaların 17 (% 25,8)'sinin sağ, 21 (% 31,8)'inin ise sol optik sinir çapının 5 mm'in üstünde olduğu belirlendi. Sol optik sinir çapı artışıyla; NSE, laktat, AST, WBC değerleri yüksekliği arasında pozitif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Optik sinir çapı 5 mm ve üzerinde olan hastaların, yatış süresinin anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır. Yatış kararı verilen hastaların NSE değerleri taburcu olan hastalara göre anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç: Dirençli baş ağrısı ile gelen hastalarda hayati tehlike yaratabilecek sekonder nedenlerin tanınması önemlidir. Ultrasonografik optik sinir çapı ölçümüyle intrakranial basınç artışı tespit edilebilir. Nöron hasarını değerlendirmede plazma NSE düzeylerinin artışı yol gösterici olabilir.

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıMigren hastalıkları+2
Naciye Orçan
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hızlı seri entübasyon yapılan hastalarda postentübasyon doğrulama ve hemodinamik cevabın değerlendirilmesi

Amaç: Günümüzde, acil servislere çok sayıda kritik hasta başvurmakta olup, hastaların ilk değerlendirmesinde havayolu güvenliğini sağlamak önceliğimizdir. Yetersiz oksijenasyon ve ventilasyonu olan birçok hastaya acil servislerde acil tıp hekimleri tarafından endotrakeal entübasyon prosedürleri uygulanmaktadır. Endotrakeal entübasyon uygulamasını yaparken, hastaya sniffing pozisyonu verilmesinin, işlemi kolaylaştırabileceği bildirilmiştir. Endotrakeal entübasyonda indüksiyon ajanı olarak midazolam, diazepam, ketamin, propofol vs gibi birçok ilaç kullanılmaktadır. Bu ilaçların hipotansiyon, apne, bradikardi gibi birçok komplikasyonları mevcuttur. Ayrıca endotrakeal entübasyon işleminin de çeşitli komplikasyonları mevcuttur. Bu komplikasyonlar diş hasarı ve basit aritmilerden başlayıp, özefageal entübasyon sonrası aspirasyon, hatta kardiyak arreste kadar giden ciddi komplikasyonlar olarak görülmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirmek için endotrakeal entübasyonun erken doğrulanması ve hastanın postentübasyon hemodinamik cevabının değerlendirilmesi gerekmektedir. Günümüzde endotrakeal entübasyon doğrulanmasında kabul görmüş yöntemlerin dışında yeni bir yöntem olarak yatakbaşı transtrakeal ultrasonografi de acil servislerde ve yoğun bakımlarda kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmada, acil serviste entübasyon gerçekleştirilen hastalarda, hastaya verilen sniffing pozisyonunun başarısını, entübasyon yerinin en kısa zamanda doğrulanmasında yatakbaşı transtrakeal ultrasonografinin yerini ve hızlı seri entübasyonda kullanılan ilaçların ve prosedürlerin hemodinamik cevaba etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel, prospektif bir klinik araştırma olarak planlanıp, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı ile 8 Mart 2019 - 30 Haziran 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Belirtilen zaman diliminde Erişkin Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve endotrakeal entübasyon işlemi uygulanan 18 yaş ve üzeri 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Acil servise daha önceden entübe edilmiş olarak getirilen hastalar ve 18 yaşından küçük hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların sosyodemografik verileri, hayati bulguları, laboratuvar bulguları, çalışma parametre ve işlem verileri ve işlemi gerçekleştiren araştırma görevlileriyle ilgili veriler daha önceden hazırlanan çalışma föyüne kaydedildi. Araştırma verileri "SPSS for Windows 23.0 (SPSS Inc, Chicago, IL)" aracılığıyla bilgisayar ortamına yüklendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 50 hasta alındı. Tüm hastaların yaş ortalaması 67,1±16,92 yıl ve hastaların % 56,0'ı (n=28) erkekti. Çalışmada en sık endotrakeal entübasyon sebepleri % 62,0 ile GKS düşüklüğü ve % 60,0 ile hipoksik solunum yetmezliği bulunması idi. Hastaların acil servise en sık başvuru sebebi % 48,0 ile nefes darlığıydı. Hasta grupları arasında sosyodemografik veriler açısından istatiksel anlamlı farklılık yoktu. Çalışmaya dahil edilen olgularda hekimlerin entübasyon doğrulama sürelerinin ortalama 22,34±41,96 sn olduğu saptandı. Çalışmaya alınan olgularda entübasyon öncesi sniffing pozisyonu verilip verilmemesinin, entübasyon deneme sayısı ve başarılı entübasyon süresi üzerinde istatiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olmadığı görüldü (p:0,621; p:0,858). İndüksiyon ajanı olarak "Midazolam + Fentanil" kullanılan hastalarda sistolik tansiyon (p<0,001) ve diastolik tansiyon (p=0,002) değerleri entübasyon sonrasında entübasyon öncesine göre istatiksel anlamlı oranda daha düşük bulundu (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda, indüksiyon ajanı olarak kullanılan "Midazolam+Fentanil" kombinasyonun, diğer gruplara göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde sistolik ve diastolik kan basıncını düşürdüğü görülmüştür. Ayrıca hastalara entübasyon öncesinde Sniffing pozsiyonu verilip verilmemesinin entübasyon başarısı ve entübasyon deneme sayısına etkisinin olmayabileceği tespit edilmiştir. Hekimlerin kıdem yılı arttıkça, transtrakeal USG ile beraber birden çok doğrulama metodunu kullandığı görülmüş ve transtrakeal USG doğrulama süresinin kısalığının, hastaların sonlanımını iyileştireceği kanısına varılmıştır. Fakat daha fazla sayıda hasta ile yapılacak çalışmalarla, transtrakeal USG tekniğinin endotrakeal entübasyonun doğrulanmasındaki etkinliği ve kullanılan indüksiyon ajanlarının hemodinamik cevaba etkileri daha net ortaya koyulabilir. Anahtar Kelimeler: HSE, entübasyon, indüksiyon, hızlı seri entübasyon, ultrasonografi, transtrakeal USG

Acil servis-hastaneAcil tıpEntübasyon+3
Anıl Aydın
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelik ve postpartum dönemde akut kritik şikayetle acil servise başvuran hastaların prospektif analizi

Gebelik ve Postpartum Dönemde Akut Kritik Şikayetle Acil Servise Başvuran Hastaların Prospektif Analizi Amaç: Çalışmamız kapsamında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisine kritik şikayetle başvuran gebelerin demografik ve klinik bilgilerini derlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda Mart 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan onay alınarak prospektif olarak yapılmıştır. Çalışmaya, kliniğimize akut kritik şikayetlerle başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 74 gebe dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında veriler, hastalardan anamnez alınarak, ilgili bölümlere yapılan konsültasyon notları değerlendirilerek, Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) tanı kodları incelenerek ve laboratuvar sonuçları kaydedilerek elde edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda 74 gebenin verileri derlenmiştir. Gebelerin ortalama yaşı 30,4 yıl olarak saptanmıştır. Gebelerin özgeçmişine bakıldığında toplam 9 gebede hipertansiyon, astım ve epilepsi hastalıkları tespit edilmiştir. Kritik şikayetle başvuran gebeler arasında en büyük grubu 3. Trimester döneminde bulunan gebeler oluşturmaktadır. Başvuru sırasında ortalama gebelik haftası 30,8 olarak saptanmıştır. Gebelerin başvuru şikayetleri incelendiğinde en fazla şikayetin vajinal kanama (n=21, %28.4 ) olduğu görülmüştür. Gebelere mevcut başvuruları sırasında en fazla konulan tanı ise preeklampsi olmuştur (%23). Acil Servis başvurusu sırasında en fazla konsültasyon istenen klinik Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğidir. Gebelerin 70'i Kadın Hastalıkları ve Doğum servisine yatırılmıştır. Gebelerin 44'ü Acil Servis başvuru ve sonrasındaki yatış sürecinde doğum yapmıştır ve ortalama doğum haftası 33 olarak tespit edilmiştir. Doğan bebeklerin 6'sı ölü doğum, 15'i sağlıklı doğum olarak gerçeklemiş olup 23'ü Yenidoğan Yoğun Bakıma yatırılmıştır. Ölü doğan bebeklerin ortalama doğum haftası 25,35±6.18 olarak saptanmıştır. Gebelerden alınan hemogram ve biyokimya örneklerinin sonuçları ile bebeğin son durumu karşılaştırıldığında ölü doğum yapan gebelerin kan HCO3 değeri diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük olarak bulunmuştur. (p<0.05) Beyaz küre değerinin ise ölü doğum yapan gebelerde, diğer gruplara göre anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda acil servise kritik şikayetle başvuran gebelerin, en sık başvuru nedeninin vajinal kanama olduğu tespit edilmiştir. Bebek ve anne sağlığı açısından bu hastalara hızlı kadın doğum konsültasyonu yapılmalıdır. Gebelerin yapılan rutin tetkiklerinin yanı sıra, özellikle venöz kan gazında, sodyum bikarbonat değerinin ölü doğum yapan anneler de anlamlı düşük bulunması, hekimler açısından uyarıcı bir parametre olarak düşünülebilir. Aynı zamanda ölü doğum yapan gebelerde saptanan venöz kan gazında sodyum bikarbonat düşüklüğü, ağır fetal distresin bir labaratuvar göstergesi olabilir mi sorusunu akla getirmektedir. Sonuç olarak, bu konuda yapılacak daha kapsamlı çalışmalar ile elde edilecek veriler, bölgemizde sık görülen hastalık profilllerinin de belirlenerek anne ve bebek sağlığının iyileşmesine katkıda bulunacaktır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Doğum, Epidemiyoloji, Gebelik, Kritik

Acil servis-hastaneAcil tıpDoğum+4
Serkan Arıcan
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acilde şok tanısı alan hastalarda, doku perfüzyon parametrelerinin ve laktat klirensinin erken şok tedavisindeki prognostik önemi

Amaç: Acil serviste etiyolojik neden ne olursa olsun şoklu hastanın tedaviye yanıtının değerlendirilmesi oldukça önem arz eder. Bu nedenle, acil serviste şok tanısı alan hastalarda, doku perfüzyon parametrelerinin ve özellikle laktat klirensinin, prognostik önemi ve kısa dönem mortalite ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Etik Kurulundan onay alındıktan sonra, Ocak 2020 – Ocak 2022 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda prospektif olarak gerçekleştirildi. Acil serviste farklı etiyolojik nedenlere sahip, 18 yaş üstü şok tanısı almış 91 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların; yaş, cinsiyet, şikayetleri, vital bulguları, mevcut hastalıkları, ultrasonografik verileri, laboratuvar değerleri ve perfüzyon parametreleri kayıt altına alınarak, laktat klirensi hesaplandı. Hastaların sonlanımı, hastaneye yatışı, acil serviste ilk 24 saatte gelişen mortalite ve 15., 30. gün mortalite değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %54,9'u (n=50) erkek cinsiyette olup ortalama yaş 60,8±19 yıl olarak saptandı. Hastaların %65,9'u (n=60) septik şok, %13,2'si (n=12) kardiyojenik şok, %7,7'si (n=7) hemorajik şok, %6,6'sı (n=6) hipovolemik şok, %4,4'ü (n=4) zehirlenmeye bağlı şok, %1,1'i (n=1) sürrenal yetmezliğe bağlı şok ve %1,1'i (n=1) ise anaflaktik şok hastası idi. COVID-19 pozitif olan hastaların oranı %13,2 (n=12) idi. Hastaların %72,5'inin (n=66) yoğun bakıma ve %11'inin (n=10) ise servislere yatırıldığı görüldü. Ortalama yatış süresi 8±6,1 gün idi. Şok tanısı konulan hastaların ilk 24 saat içindeki mortalitesi %5,5 (n=5), 15 gün içindeki mortalitesi %39,6 (n=36) ve 30 gün içindeki mortalitesi ise %47,3 (n=43) idi. Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile geliş vital bulguları arasındaki ilişki incelendiğinde, ilk başvuru anında, solunum sayısı yüksekliği ve Glasgow koma skoru düşüklüğü saptanan hastaların mortalitesinin yüksek olduğu tespit edildi. (p=0,001). Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında, nötrofil/lenfosit oranı, ALT, AST, LDH, BUN, ferritin, CKMB, troponin, D-Dimer ve proklasitonin değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. (P<0,05, P<0,001 anlamlı olarak kabul edildi.) Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile laktat klirensi arasında yüksek anlamlı ilişki olduğu saptandı. Şok tiplerine göre laktat klirensleri karşılaştırıldığında en düşük laktat klirensinin zehirlenmeye bağlı şok gelişen hastalarda (-%15,9±139,2) gözlendiği saptandı. Septik şokta ve kardiyojenik şokta benzer ortalama laktat klirensi değerlerinin olduğu gözlendi (sırasıyla 17,9±38,9 ve 17,1±28,8). Hastaların diğer perfüzyon parametrelerine bakıldığında, geliş anındaki PH ve HCO3 düşüklüğü, laktat yüksekliği ve baz açığının yüksekliğinin mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi olduğu tespit edildi. Sonuç: Acil serviste şok tanısı alan hastalarda, laktat klirensi hesaplanmasının, tedaviye yanıtın değerlendirilmesini sağlayarak, güçlü bir erken prognoz belirteci olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Laktat klirensi, Mortalite, Perfüzyon parametreleri, Şok

Acil servis-hastaneAcil tıpLaktatlar+4
Murat Bozgüney
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste toplum kökenli pnömoni tanısı alan hastalarda pnömoni skorlama sistemlerinin prognostik değeri

Amaç: Yoğun ve kalabalık acil servislerde kısıtlı zamanda, pnömonili bir hastada, hastalık seyrinin ciddiyetini öngörebilmek oldukça önemlidir. Çalışmamızda, acil servise başvuran pnömonili hastalarda, pnömoni ağırlık skorlamalarını kullanarak, hastaların kısa dönem mortalitesinin ve prognozunun belirlemesinde, klinik pratikte acil serviste kullanılabilecek en kolay ve etkin skorlama sistemini tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 4 Eylül 2020 tarihli 103 sayılı toplantısında onay alındıktan sonra, Eylül 2020 – Ocak 2022 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda prospektif olarak gerçekleştirildi. Acil serviste klinik, fizik muayene, radyolojik, laboratuvar özellikleri ile pnömoni tanısı alan, çalışma için onam veren 18 yaş üzeri hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen 90 hastanın verileri, acil servise başvuru anında alınarak yatış ve sonlanımları takip edilmiştir. Hastaların verileri, vital bulguları, özgeçmişi, ek hastalıkları, hastaya tanısı konulan pnömoninin tipi ve ağırlığı, laboratuar değerleri, mikrobiyolojik etken analizleri, direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi görüntüleme bulguları, CURB – 65, Expanded CURB – 65, SCAP, PSI, SMART COP, SOFA, qSOFA, A – DROP skorları, yatış yapılan ünite, hasta sonlanımı, kısa dönem mortalite verileri (ilk 15/30 gün exitus olma durumu) kaydedildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan 90 hastanın %42,2'si (n=38) kadın, %57,8'si (n=52) erkek olup, yaş ortalamaları 67,19±14,96 yıl olarak bulunmuştur. Tez çalışmamız etkin aşılamanın olmadığı pandemi dönemine denk gelmiş olup, hastalarımızın 75'i PCR pozitif, diğer 15 hasta PCR negatif çıksa da COVID-19 ekarte edilemez. Hastaların pnömoni alanının anatomik yerleşimine bakıldığında 83'ünde (%92,2) interstisyel pnömoni, 7'sinde lober bronkopnömoni olduğu görülmüştür. Klinik tablo incelendiğinde ise atipik pnömoni 84 (%93,3) hastada, tipik pnömoni 6 hastada izlenirken, pnömoni ağırlık durumuna göre ise 67 (%74,4) hastada ağır, 23 hastada hafif pnömoni saptanmıştır. Hastaların yatış verileri değerlendirildiğinde 46'sının (%51,1) servise, 44'ünün yoğun bakıma yatırıldığı görüldü. Hastaların ortalama yatış gün sayısı ise 12,23±8,05 olarak bulundu. Hastaların 14'ü (%15,6) ilk 24 saatte entübe edilmiş olup, bu hastaların 12'si (%85,7) COVID-19 PCR pozitiftir. İlk 24 saatte entübe edilen hastaların tümü ilk 30 günde exitus olduğu tespit edilmiştir. Tüm hastaların mortalite verileri incelendiğinde, çalışmamıza dahil edilen hastaların 44'ünün (%48,9) exitus olduğu görüldü. Hastaların kısa dönem mortalite verileri incelendiğinde ise, 34'ünün (%37,7) ilk 15 gün, 41'inin (%45,5) ilk 30 gün içerisinde, 3'ünün (%3,3) ise ilk 30 günden sonra hastane içi exitus olduğu tespit edilmiştir. Hastaların 46 (%51,1)'sının ise şifa ile taburcu edildiği görülmüştür. Servis ve yoğun bakıma yatırılan hastaların skorlama puanları istatistiksel olarak analiz edildiğinde, hesapladığımız tüm skorlama sistemleri (CURB-65, Expanded CURB-65, PSI, SCAP, SMART-COP, SOFA, qSOFA, A-DROP) yüksek skorlar için yoğun bakıma, düşük skorlar için servise yatışı belirlemek açısından anlamlı bulunmuştur. Hastaların ROC analizlerine göre, 15 günlük mortalitede en yüksek sensitiviteye sahip skorlamanın qSOFA olduğu görülürken, en yüksek spesifiteye sahip skorlamaların ise SOFA ve A-DROP olduğu tespit edilmiştir. Hastaların 30 günlük mortalite için ROC analizlerine bakıldığında, en yüksek sensitiviteye sahip skorlamanın yine qSOFA olduğu görülürken, en yüksek spesifiteye sahip skorlamaların ise, SOFA ile Expanded CURB-65 olduğu saptandı. Sonuç: Çalışmamızda ise acil servise başvuran pnömoni hastalarında, qSOFA'nın 1 puan ve üzerinde olmasının ilk 15 ve ilk 30 günlük mortaliteyi yüksek duyarlılıkla saptadığı görüldü. Bu yüzden laboratuvar parametrelerinden bağımsız, vital bulgular ile hesaplanan qSOFA skorunun, acil serviste hastaların kan sonuçlarını beklemeden mortaliteyi öngörmemiz ve yoğun bakım yatışına karar vermek açısından oldukça etkin olduğu düşünülmüştür. İlk 15 günlük mortalite için A-DROP skoru, SOFA skoru ile eşit olmak üzere yüksek spesifitede bulunmuş olup, A-DROP skorunun kalabalık acil servislerde daha kolay hesaplanır olduğu ve daha etkin kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ayrıca COVID-19 pnömonili hastalarda 'ilk 24 saatte entübasyon ihtiyacının olması' mortalite açısından kötü prognostik faktör olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, Viral Pnömoni, COVID-19, Mortalite, Prognoz

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer hastalıkları+3
Seda Türk Bal
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 enfeksiyonu nedeniyle acil servisten hastaneye yatırılan hastaların, kardiyovasküler sistem değerlendirilmesi ve EKG bulgularının analizi

Amaç: Bu çalışmada amacımız; COVID-19 enfeksiyonu geçiren hastaların elektrokardiyografik değişiklikleri, kardiyak tutulumu, bu tutulumun anatomik bölgeleri, hastalarda kardiyak olayların sıklığı, mevcut aritmilerin görülme insidansı, bu durumların prognoza yansıması, kardiyak hadiselerde kullanılan ilaçların sonlanıma etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne 11 Mart 2020 tarihinden 1 Aralık 2022 tarihleri arasında başvuran COVID-19 vakalarının verileri geriye dönük olarak incelendi. Acil servise COVID-19 semptomlarıyla başvurup, laboratuvar (PCR pozitifliği olan) olarak enfeksiyonu doğrulanan ve sonrasında hastaneye yatışı yapılan hastaların geriye dönük dosyaları incelenerek verileri kaydedildi. Hastaların özellikle gelişinde ve yatışı sırasında EKG bulguları, ekokardiyografik verileri, aritmi gelişip gelişmediği, akut koroner sendrom, perikardit, miyokardit tanısı alıp almadığı, acil invaziv görüntülemeye ihtiyaç duyulup duyulmadığı, acil anjiografi olduysa sonucu, hastaların sonlanım şekli ve yatış durumları değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 70 yıl ve erkek cinsiyet oranı %61,4 iken kadın cinsiyet oranı ise %38,6 idi. Hastaların %70'i acil servise ilk başvuruları sırasında 15 GKS skoruna sahip idi. Deliryum saptanan hastaların oranı ise %18,6 olarak tespit edildi. Ek hastalığı olanların oranı %85,7 olup en sık saptanan ek hastalıklar sırasıyla hipertansiyon (%58,6), koroner arter hastalığı (%52,9) ve diyabetes mellitus (%44,3) idi. EKG sonucunda en sık gözlenen ritim sinüs taşikardisi idi (%60). Sinüs taşikardisinin ardından ise sırasıyla en sık atriyal fibrilasyon gözlenmekteydi (%31,4). Ekokardiyografi uygulanan hastalarda en sık saptanan bulgular %54,3 ile düşük EF ve %45,7 ile normal EF idi. Hastaların %44,3'ünde perikardiyal efüzyon saptandı. Ortalama ejeksiyon fraksiyonu %50,3±11,5 olarak tespit edildi. Hastaların %72,9'u ilgili yoğun bakımlara yatırıldı. Uygulanan tedavi süresi sonunda eksitus oranının %38,6 olduğu saptandı. Ortalama yatış gün sayısı 14,8±9,7 gün idi. Acil servisi başvurusu sırasında hastalardan elde edilen ortanca NEWS 2 skoru 9 iken ortanca VACO indeksi skoru 15,2 olarak saptandı. Hayatını kaybeden ve hayatta kalan hastalar arasında vital bulgular açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlendi (p>0,05). Hayatını kaybeden hastaların acil servise başvuruları sırasında ortalama GKS skorlarının anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p=0,001). Ayrıca hayatta kalan hastaların çoğunlukla bilinci açık olan hastalar olduğu tespit edildi (p=0,005). Deliryum saptanma oranı hayatını kaybeden hastalarda hayatta kalan hastalara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek idi (p=0,012). Ek hastalık mevcudiyeti ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki olmadığı gözlendi (p>0,05). Yalnızca maligniteye sahip hastalarda mortalite oranının daha yüksek olduğu gözlendi (p=0,002). Ek hastalık varlığının yatış sürelerini uzattığı gözlendi (p=0,022). Emboliler arasında ise periferik emboliye sahip hastaların daha uzun süreler hastanede yattığı tespit edildi (p=0,036). Takipleri sırasında hayatlarını kaybeden hastaların acil servise ilk başvuruları sırasında kaydedilen NEWS 2 ve VACO skorları hayatta kalanlara göre yüksek olsa da yalnızca NEWS 2 skorlarındaki yükseklik istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0,008 ve p=0,077). EKG ve EKO bulgularının mortalite ve yatış gün sayıları ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olmadığı tespit edildi (p>0,05). Sonuç: Hastaneye yatış gerektiren COVID-19 hastalarında, EKG ve EKO bulguları ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki saptanamazken, bilinç durumundaki değişiklikler, deliryum, GKS düşüklüğü mortalite ile ilişkili bulunmuştur. COVID-19 nedeniyle acil servise başvuran, hastaneye yatış kararı alınan hastalarda deliryum, GKS düşüklüğü saptanması, kötü prognostik kriter olarak değerlendirilmeli, mortalite belirteci olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, COVID-19, Ekokardiyografi, Elektrokardiyografi, Prognoz

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+4
Battal Barış Özdoğan
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste metil alkol zehirlenmesi tanısı alan hastaların klinik değerlendirilmesi ve zehirlenmeye bağlı ortaya çıkan sekellerin retrospektif analizi

Amaç: Metil alkol zehirlenmeleri ciddi metabolik asidoz, şok ve akut çoklu organ yetmezliği ile seyredebilen ciddi bir klinik durumdur. Metil alkol zehirlenmeleri kalıcı körlük gibi ciddi sekellere yol açabilir, morbiditesi ve mortalitesi yüksektir. Bu çalışmanın amacı MZ'li hastaların retrospektif olarak incelenerek, literatüre tanı, tedavi, sekel oranları ve sonlanımları ile ilgili değerli veriler kazandırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındıktan sonra, 01.01.2015-01.06.2023 tarihleri arasında acil serviste toksik alkol zehirlenmesi tanısı alan hastalar, hastanemiz bilgi yönetim sistemi ve arşiv dosyaları kullanılarak geriye dönük tarandı. Sağlıklı verilerine ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hasta özellikleri, başvuru şikayetleri, başvuru şekli, tanı, tedavi, antidot alma oranları, hemodiyaliz erişimi, laboratuvar ve görüntüleme sonuçları, hastanede yatış süreleri, sonlanım şekilleri ve sekel oranları kaydedilerek istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda verilerine ulaşılabilen toplam 116 hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 48,3±13,5 yıl olup, %94,8'i (110 hasta) erkekti. Hastalarımızın en sık ambulans ile getiriliği (18'i olay yerinden/evden, 72'si başka kurumdan sevk) görüldü. Mortal seyreden hastaların daha sık ambulans ile getirildiği saptandı (p<0.05). MZ'li hastalarda, en sık başvuru şikayetinin bulanık görme ve bilinç bozukluğu olduğu tespit edildi. Yaşayan hastalarda en sık görülen şikayet göz bulguları iken, eksitus olan hastalarda ise, en sık başvuru şikayetinin bilinç bozukluğu olduğu saptandı (p<0,05). Başvuru anındaki vital bulgular değerlendirildiğinde, eksitus olan hastaların, kan basıncı ve satürasyon değerlerinin anlamlı olarak düşük; nabız sayısı ve solunum sayılarının ise anlamlı yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Eksitus olan hastaların laboratuvar sonuçları değerlendirildiğinde, White blood cell (WBC), glukoz, kan üre azotu (BUN), kreatinin, direk bilirübin, laktat dehidrogenaz (LDH), alanin aminoransferaz (AST), aspartat amintransferaz (ALT), sodyum, potasyum, amilaz ve c-reaktif protein (CRP) düzeyleri yaşayan hastalara göre anlamlı olarak yüksek; klor düzeyi ise anlamlı olarak düşük olarak tespit edildi (p<0,05). Eksitus olan hastaların kan gazında ölçülen pH ve HCO3 değerleri anlamlı düşük; baz açığı, anyon gap ve laktat düzeyi ise, yaşayan hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Mortalite üzerinde metil alkol ve etil alkol düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Eksitus olan hastaların Beyin BT'sinde beyin ödemi ve intrakranial kanama sıklığı, anlamlı olarak yüksek saptanırken (p<0,05), Beyin MR'inde beyin ödemi sıklığı anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda, Yaşayan ve eksitus olan hastaların optik sinir kılıf çapları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastalarımızın %33,7'si görme sekeliyle ve %6,2'si ise nörolojik sekelle taburcu edildi. Sonuç: Alkollü herhangi bir içecek sonrası, ani görme bozukluğu (körlük, bulanık görme, çift görme, vb.) sebebiyle AS'ye başvuran bir hastada, özellikle hiperventilasyon, bilinç değişikliği, artmış anyon açıklı ve baz defisitli metabolik asidoz eşlik ediyorsa aksi ispatlanıncaya kadar MZ kabul edilmelidir. Başta kan gazı olmak üzere birçok laboratuvar parametresi ve görüntüleme bulgusu mortalite açısından öngörücüdür. Maalesef her ne kadar erken başvuran hastalar, etkin tedavi edilebilse de, maluliyete yol açabilen görme sekeli ve mortalite oranları halen oldukça yüksektir. Anahtar kelimeler: Metanol zehirlenmesi, acil servis, mortalite

Kürşat Sarıbaş
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akdeniz bölgesinde görülen yılan ısırığı vakalarının 10 yıllık geriye dönük analizi

Amaç: Çalışmamızın amacı, bölgemizde bulunan yılan türlerinin yarattığı zehirlenme kliniğinin şiddeti, kullanılan antivenomun etkinliği ve dozu, hastaların hastanede kalış süresini etkileyen faktörler, kalıcı sekel gelişim oranlarının değerlendirilmesi gibi değerli verileri literatüre kazandırmaktır. Materyal ve metot: Çalışmamız 1 Ocak 2014 - 31 Aralık 2023 (10 yıl) tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Erişkin Acil Servisine yılan ısırması sebebiyle başvuran hastalarda gerçekleştirildi. Hastaların, hastaneye başvuru anındaki demografik (yaş, cinsiyet) verileri, özgeçmiş bilgileri, başvuru şekli, vital parametreleri, zehirlenme evresi, kan değerleri, uygulanan tedaviler, antivenom verilme şekli ve süresi, komplikasyonlar, yatış süreleri, sonlanım şekilleri ve sekel durumları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan hastaların % 67,1'i erkek olup yaş ortalaması 49,8±16,7 yıldır. Hastalarımızın acil servise başvuru anında, % 26,8'inin Evre 0, % 33,9'unun Evre 1, % 28,9'unun Evre 2 ve % 10,4'ünün ise Evre 3 zehirlenme tablosuna sahip olduğu tespit edildi. Çalışmamızda hastaların % 68,1'ine antivenom uygulandığı, toplam antivenom uygulanma dozu ortalamasının 3,4±1,8 vial olduğu saptandı. Tüm hastalarda antivenom uygulama süresinin 30-60 dk olduğu görüldü. Çalışmamızda hastaların % 8,4'ünde antivenoma bağlı alerji geliştiği belirlendi. Alerjik reaksiyon gelişimi olan hastalarda yatış süresi daha uzun ve TDP uygulama sıklığı daha yüksek saptandı (p<0,05). Çalışmamızdaki hastaların hastanede yatış süresinin ortalama 2,0±1,5 gün olduğu tespit edildi. Dış merkezden sevk ile gelen hastaların, geliş zehirlenme evresinin, aldığı antivenom dozunun ve hastanede yatış süresinin istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu görüldü. Isırılma yeri değerlendirildiğinde ise üst ekstremite ve parmak ısırıklarının evresinin daha yüksek olduğu tespit edildi.(p<0,05). Çalışmamızda hastaların hastanede kalış süresinin WBC, PTZ, INR, glukoz, BUN ve d-dimer değerleri ile pozitif; platelet değeri ile negatif korelasyon verdiği saptandı. Hastaların kalıcı sekel durumuna bakıldığında ise, 3 hastada minimal eklem hareketlerinde kısıtlılık, 1 hastada parmak ampütasyonu, 1 hastada kalıcı nörolojik sekel olduğu görüldü. Sonuç: Halen yılan ısırıkları ülkemizde kırsal kesimde oldukça önemli bir sağlık problemidir. Antivenom tedaviye erişim hayat kurtarıcıdır. Sevk ile gelen hastaların yatış süresinin daha uzun, evrelerinin daha yüksek olması erken antivenom tedavi almanın önemini göstermektedir. Üst ekstremite ve parmak ısırıklarının evrelerinin daha yüksek olması nedeniyle bu bölge ısırıkları özellikle kompartman açısından daha ciddi takip gerektirir. Bölgemizde ortalama 4 vial antivenom kullanımının, uygulama süresinin 30-60 dk olmasının, çoğu hastada etkin iyileşme sağladığı, mortalite yokluğu ve sekel oranlarının oldukça düşük olması nedeniyle söylenebilir. Bölgemizde erken etkin tedavi, dinamik takip süreci ile hastaların tamamına yakınının iyileştiği, hayatı tehdit eden antivenom alerjisi sıklığının düşük olduğu, çok nadiren komplike vakalarda plazmaferezin bir tedavi alternatifi olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Yılan ısırmaları, acil servis, antivenom

Emre Biçen
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi acil servisine başvuran mantar zehirlenme olgularının 10 yıllık retrospektif analizi

ÖZET Çukurova Üniversitesi Acil Servisine Başvuran Mantar Zehirlenme Olgularının 10 Yıllık Retrospektif Analizi Amaç: Mantarlar, besin olarak tüketilmelerine rağmen bazı türlerinin toksik etkileri ciddi sağlık sorunlarına hatta ölümlere yol açabilmektedir. Doğadan toplanan mantarların zehirli türlerle kolaylıkla karıştırılabilmesi, halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Tanı süreci genellikle zorlayıcıdır ve standart bir tedavi protokolü henüz bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesi'nde görülen mantar zehirlenmelerine yol açan olası türler, bunların oluşturduğu klinik tablolar ile hastaların demografik ve laboratuvar bulguları incelenerek, bölgesel bir değerlendirme yapılması ve elde edilen verilerle sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alınarak, Ocak 2015- Aralık 2024 yılları arasında hastanemiz acil servisine doğadan toplanan mantar yeme sonrası zehirlenme kliniği ile başvuran 18 yaş üstü hastaların dosyaları taranarak yapılmıştır. Demografik veriler, tüketilen mantar bilgileri, klinik bulgulara göre olası tür tayini, laboratuvar sonuçları, tedavi sırasında kullanılan antidotlar, ekstrakorporeal yöntemler ve ortaya çıkan komplikasyonlar kaydedilmiş; klinik seyir ve hasta sonlanımı ise istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Zehirlenmeye neden olan olası mantar türleri sınıflandırılarak tablo halinde sunulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 218 hastanın yaş ortalaması 46 ± 16 yıl olup, %55,5'i kadındır. Olguların %37,2'si kış mevsiminde başvurmuştur. Başvuruların büyük çoğunluğu Adana ilinden (%88,1) ve özellikle Kozan ilçesinden (%22,0) gerçekleşmiştir. Hastaların %53,2'si doğrudan, %46,8'i başka sağlık kuruluşlarından sevkle acil servise gelmiştir. Semptomların başlangıç süresi ortalama 5,2 saattir. En sık görülen şikayetler bulantı ve kusmadır (%82,1). Tedavide en yaygın uygulama hidrasyon (%99,5) olurken, spesifik antidot olarak N-asetilsistein (%12,8) ve Silibilin (%4,6) kullanılmıştır. Akut karaciğer hasarı gelişen 10 hastaya Silibilin verilmiş ve %90'ında iyileşme sağlandığı görülmüştür. Ortalama hastanede yatış süresi 2,24 gündür. Komplikasyon gelişen hastaların oranı %10,1 olup, en sık sistem tutulumları arasında karaciğer tutulumu (%5,5), nörolojik tutulum (%2,3) ve böbrek tutulumu (%1,4) yer almaktadır. Mortalite oranı %1,4 olarak belirlenmiştir. Yaş ≥65 olanlarda yoğun bakım ihtiyacı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş (p=0,011), 18-45 yaş grubunun ise hastanede kalış süresi diğer gruplara göre daha kısa olmuştur (p=0,014). Ayrıca, sevk edilen hastalarda komplikasyon gelişimi ile anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,001). Ayrıca, bölgemizde ilk kez yapılan olası tür tayini sınıflandırılmasında ciddi toksisitesi olan 18 olgunun büyük çoğunluğunun olası Amatoksin grubuna (%55,5) maruz kalan hastalar olduğu tespit edilmiştir; bu hastalarda organ yetmezliği ve mortalitenin daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Sonuç: Bölgemizde olası tür tayinine göre yapılan sınıflandırmada, ciddi vakaların %55,5'inin Amatoksin içeren mantarlardan kaynaklandığı; ancak zehirlenmelere neden olan mantar türlerinin oldukça geniş bir çeşitliliğe sahip olduğu görülmüştür. Akut karaciğer hasarı ve yetmezliği vakalarında Silibilin antidot olarak tercih edildiği tespit edilmiştir; vaka sayısının az olması nedeniyle istatistiksel analiz yapılamamakla birlikte, iyileşme oranlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle kırsal alanlarda doğadan toplanan mantarların tüketimi yaygın olup, bu durum halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle koruyucu önlemler alınmalı ve toplumsal farkındalık artırılmalıdır. Ayrıca, sağlık çalışanlarının tanı, tedavi ve toksin bilgisi konusunda eğitilmesi hasta yönetimini güçlendirecektir. Anahtar kelimeler: Acil servis, mantar zehirlenmesi, akut toksik hepatit, amatoksin, silibilin

Sevcan Seçinti
Çukurova University
2025
00

Other supervisors