Theses supervised by Prof. Dr. Gürsel Karaca

23 theses · Isparta University of Applied Sciences

Master'sOpen AccessTR

Kekik suyunun topraktaki pythium yoğunluğu ve çökerten hastalığına etkileri

Pythium cinsi; birçok bitkide kök çürüklüğü ve çökerten hastalıklarıyla kayıplara neden olan önemli toprak kökenli bitki patojenlerini içermektedir. Pythium türlerinin mücadelesinde çoğunlukla fungisitler kullanılmaktadır, ancak çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinden dolayı alternatif yöntem ve kimyasallar üzerindeki araştırmalar önem kazanmıştır. Bitkisel ekstrakt veya uçucu yağlar daha güvenli kimyasallar arasındadır. Kekik bitkisi hastalık etmenlerine karşı etkinliği yüksek bileşenler içermektedir. Bu çalışmada, kekik suyunun ülkemizde en virülent türlerden biri olan P. deliense'ye karşı kullanılabilirliği incelenmiştir. Araştırmada, Origanum onites türüne ait kekik suyu; %100, 80, 60, 40, 20, 10 ve 5 oranlarında saf su ile seyreltilerek toprağa uygulanmış, P. deliense'nin topraktaki yoğunluğu ve buna bağlı olarak fasulye bitkilerinde çökerten hastalığı şiddeti üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Uygulamalardan sonra üç günde bir alınan toprak örneklerinde %10'un üzerinde kekik suyu içeren tüm uygulamalar patojen yoğunluğunu önemli seviyede azaltmış, en düşük inokulum yoğunluğu ise daima seyreltilmeden uygulanan kekik suyu ile elde edilmiştir. Uygulamalardan 24 gün sonra kontrol uygulamasında bir gram topraktaki ortalama inokulum yoğunluğu 808.67 iken %100 kekik suyu uygulamasında 367 olarak bulunmuştur. Aynı şekilde, patojen uygulamasında fide çıkış oranı %20 iken, kekik suyunun artan dozlarına bağlı olarak çıkış oranları da artmış ve seyreltilmemiş kekik suyu uygulamasında bu oran %76.67 olarak belirlenmiştir. Hastalık şiddeti değerlendirmelerinde de, sadece patojen inokulasyonu yapılan uygulamada kök ve hipokotil çürüklüğü şiddeti sırasıyla %98 ve %99.33 iken, seyreltilmeden uygulanan kekik suyu çözeltisinde bu oranlar %52.67 ve 46.67 olarak saptanmıştır. Ayrıca kekik suyu uygulaması patojenin bitki gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini de azaltarak sürgün ve kök gelişimini desteklemiştir.

Emine Demirbaş
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya ili domates üretim alanlarında kök ve kök boğazı çürüklüğüne neden olan Phytophthora türlerinin ve bazı domates genotiplerinin önemli türlere karşı reaksiyonlarının belirlenmesi

Bu çalışmada, ülkemiz domates üretiminin yarıdan fazlasının yapıldığı Antalya ilinde, Phytophthora türlerinin neden olduğu kök ve kök boğazı çürüklüğünün yaygınlık ve oranı ile hastalığa neden olan türlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen sürveylerde 170 adet domates serasında inceleme yapılmış, kök ve kök boğazında çürüme, gövdede yanıklık ve kuruma gibi belirtiler gözlenen alanlardan bitki ve toprak örnekleri alınmıştır. Araştırmada hastalığın Antalya ilindeki ortalama yaygınlığı %25.88, hastalık oranı ise %4.87 olarak belirlenmiştir. Demre ve Kepez ilçelerinde incelenen seralarda Phytophthora belirtisi gösteren bitkiye rastlanmazken, Elmalı ilçesi %75 yaygınlık oranı ile hastalığın en yaygın olduğu ilçe olarak belirlenmiştir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerden ve topraktan seçici ortam kullanılarak yapılan izolasyonlarda 84 Phytophthora izolatı elde edilmiştir. Morfolojik özelliklerine ve ITS bölgelerinin baz dizilerine dayanılarak yapılan teşhislerde, 80 izolat P. nicotianae, geriye kalan 4 izolat ise P. capsici olarak belirlenmiştir. Kesilmiş gövde ucu inokulasyonu yöntemi ile yapılan patojenisite testinde, tüm izolatlar domates bitkisinde patojen olarak belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca bazı domates genotiplerinin, en yaygın tür olarak belirlenen P. nicotianae'ya karşı duyarlılıkları incelenmiştir. Çeşit reaksiyon denemesinde, BATEM domates ıslah çalışmalarında kullanılan gen havuzundaki 22 adet domates genotipi (DT-7, DT-9, DT-15, DT-31, DT-50, DT-62, DT-90, DT-233, DT-253, DT-257, DT-284, DT-289, DT-296, DT-630, BH-4, TY-83, TY-84, YS-580, YS-583, FHG-470, A-286, Batem Özçelik) kullanılmıştır. Denemede elde edilen verilerle yapılan istatistiki değerlendirme sonucunda, domates genotiplerinin patojene karşı duyarlılıkları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. DT-9 ve DT-15 genotipleri en duyarlı, A-286 genotipi ise en dayanıklı genotipler olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın ıslah çalışmalarına temel oluşturarak entegre mücadeleye katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

DirençlilikPatojeniteSolanum lycopersicum
Emine Gümrükcü
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ili kiraz bahçelerinde ve soğuk hava depolarında meyve çürüklüğüne neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Tüm tarımsal ürünlerde olduğu gibi kiraz üretiminde de çeşitli hastalıklar ürün ve kalite kayıplarına neden olmaktadır. Hem bahçe hem de depo koşullarında önemli kayıplara neden olan meyve çürüklüğü kirazda görülen en yaygın hastalıklardan biridir. Türkiye'nin önemli meyvecilik merkezlerinden biri olan Isparta ili kiraz üretimi bakımından da ülkemizde dördüncü sırada bulunmaktadır. Bu çalışmada, Isparta ili kiraz bahçelerinde ve hasattan sonra soğuk hava depolarında meyve çürüklüğüne neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Isparta ilinde kiraz üretimi yapılan ilçelerde rastgele seçilen 76 bahçede ve kiraz depolayan 4 soğuk hava deposunda hastalıklı ve sağlıklı meyve örnekleri alınmıştır. Yapılan izolasyonlar sonucunda meyve örneklerinde en yaygın bulunan etmenler sırasıyla; Alternaria alternata, Monilinia laxa, Botrytis cinerea, Penicillium commune olarak belirlenmiştir. Hastalık belirtisi göstermeyen meyvelerdeki latent enfeksiyonlardan ise; A. alternata, Aspergillus sp., B. cinerea, Cladosporium cladosporioides, Fusarium oxysporum ve M. laxa izole edilmiştir. Soğuk hava depolarındaki hastalıklı meyvelerden en yaygın izole edilen etmenler sırasıyla; A. alternata, Trichoderma spp., P. expansum, P. glabrum ve B. cinerea olmuş, sağlıklı görünen meyvelerden ise A. alternata izole edilmiştir. Patojenite denemesinde P. expansum, Rhizopus stolonifer, P. fimorum, B. cinerea ve P. commune en virülent türler olarak belirlenirken, Stemphylium botryosum ve Fusarium lateritium virülensi en düşük türler olmuştur. Bu çalışmada elde edilen Penicillium cinsine ait türlerden P. commune, P. fimorum ve P. steckii ile F. lateritium ve Trichothecium roseum dünyada ve ülkemizde ilk kez kirazda meyve çürüklük etmeni olarak bildirilmektedir. Bunların yanısıra Aspergillus spp., F. oxysporum, Geotrichum candidum, Sclerotinia sclerotiorum, S. botryosum ve Trichoderma spp. ülkemizde ilk kayıt olarak belirlenmiştir.

Bitki hastalıkları
Nuran Karatağ
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Eskişehir ili buğday alanlarındaki patojen ve mikoparazit pythıum türleri ile bunların patojenite ve enzim aktivitelerinin belirlenmesi

Buğday, dünya nüfusunun yaklaşık %35'i için temel besin kaynağıdır ve küresel ekili alanların %32'sinde, 102 ülkede yetiştirilmektedir. Buğdayda kök çürüklüğü etmeni olan Pythium türleri, erken dönemde embriyo ve kök enfeksiyonları oluşturarak verim kayıplarına yol açmakta, bu nedenle dünya çapında önemli toprak kökenli patojenler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Eskişehir ilindeki buğday alanlarından toplanan bitki ve toprak örneklerinden elde edilen Pythium izolatlarının morfolojik ve moleküler yöntemlerle tanıları yapılarak patojeniteleri ve enzim aktiviteleri incelenmiştir. Toprak örneklerinden toplam 219 Pythium izolatı elde edilmiş; bu izolatlar morfolojik özelliklerine göre sadece hif şişkinliği oluşturanlar, düz ve dikenli duvarlı oogonium oluşturanlar olmak üzere üç ana grupta toplanmıştır. Moleküler analizler sonucunda izolatların kesin tanıları yapılmış ve bunların P. heterothallicum, P. oligandrum, P. paroecandrum, P. rhizosaccharum, P. sp. hordeum ve P. ultimum var. ultimum türlerine ait olduğu belirlenmiştir. Bu türlerden özellikle P. heterothallicum ve P. ultimum var. ultimum, patojenite denemelerinde buğday bitkilerinde çimlenme oranını düşürmüş ve şiddetli çökerten hastalığına sebep olmuştur. Buna karşılık düşük ya da orta düzeyde virülense sahip olan P. oligandrum ve P. paroecandrum izolatları mikoparazitik özellik göstermiştir. Enzim analizlerinde ise P. heterothallicum izolatlarında en yüksek selülaz, kitinaz ve β-1,3-glukanaz aktiviteleri belirlenirken, P. ultimum izolatları yüksek poligalakturonaz aktivitesiyle öne çıkmıştır. İkili kültür ve in vivo denemelerde mikoparazit izolatlar, özellikle P. ultimum üzerine engelleyici etki göstermiş; patojenden önce uygulandıklarında çökerten hastalığı şiddetini azaltmıştır. Elde edilen bulgular, mikoparazit Pythium türlerinin biyolojik mücadele etmeni olarak kullanılabilirliğini desteklemekte; ancak bu etmenlerin etkinliklerinin artırılmasına ve pratik tarla koşullarında uygulanabilirliğinin sağlanmasına yönelik daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Biyolojik mücadele
Şehnaz Mertoğlu
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Patlıcanda fungal solgunluk hastalığına karşı bitki gelişimini uyaran kök bakterileri ile Trichoderma türlerinin birlikte kullanım olanaklarının araştırılması

Bu tez çalışmasında, biyolojik mücadele etmenlerinden Trichoderma spp. ve bitki gelişimini teşvik eden kök bakterilerinin (PGPR) tek ve birlikte kullanımlarının; patlıcanda bitki gelişimi, Fusarium oxysporum f. sp. melongenae ile Verticillium dahliae'nin neden olduğu solgunluk hastalık şiddeti ve savunmayla ilişkili enzimler (peroksidaz, polifenol oksidaz, fenilalanine amonyum liyaz ve β-1,3 glukanaz) üzerine etkileri araştırılmıştır. Batı Akdeniz bölgesinde açıkta patlıcan yetiştiriciliği yapılan alanlardan alınan bitki ve toprak örneklerinden 156 bakteri ve 14 Trichoderma izolatı elde edilmiştir. In vitro ikili kültür denemelerinde altı bakteri ve yedi Trichoderma izolatı her iki patojenin gelişimini engellemiştir. Yine aynı yöntemle birlikte gelişimleri incelendiğinde ise birbiri ile uyumlu, iki bakteri (Pseudomonas koreensis ve Bacillus subtilis) ve iki Trichoderma (Trichoderma virens ve T. atroviride) izolatı in vivo denemelerde kullanılmak üzere seçilmiştir. Biyolojik mücadele etmenlerinin patojenlere karşı etkinlikleriyle ilişkili enzimlerin üretimleri de incelenmiştir. Bakteri izolatlarının üçü selülaz, dördü proteaz ve ikisi kitinaz enzim aktivitesi göstermiş ve beşinin siderofor ürettiği belirlenmiştir. Trichoderma izolatlarının enzim değerleri ise; selülaz için 108.861- 116.917 µg/ml, kitinaz için 659.524- 407.143 µg/ml ve β-1,3 glukanaz için 273.382- 291.03 µg/ml olarak ölçülmüştür. In vivo denemeler ise; biyolojik mücadele etmenlerinin tek ve kombinasyon uygulamalarının, patojenlerin neden olduğu solgunluk hastalık şiddetini azaltarak bitki gelişim parametrelerinde ve bitkilerdeki dayanıklılıkla ilişkili enzimlerin aktivitelerinde artışa neden olduğunu göstermiştir.

Melis Bilginturan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Patlıcanda fungal solgunluk hastalığına karşı bitki gelişimini uyaran kök bakterileri ile Trichoderma türlerinin birlikte kullanım olanaklarının araştırılması

Bu tez çalışmasında, biyolojik mücadele etmenlerinden Trichoderma spp. ve bitki gelişimini teşvik eden kök bakterilerinin (PGPR) tek ve birlikte kullanımlarının; patlıcanda bitki gelişimi, Fusarium oxysporum f. sp. melongenae ile Verticillium dahliae'nin neden olduğu solgunluk hastalık şiddeti ve savunmayla ilişkili enzimler (peroksidaz, polifenol oksidaz, fenilalanine amonyum liyaz ve β-1,3 glukanaz) üzerine etkileri araştırılmıştır. Batı Akdeniz bölgesinde açıkta patlıcan yetiştiriciliği yapılan alanlardan alınan bitki ve toprak örneklerinden 156 bakteri ve 14 Trichoderma izolatı elde edilmiştir. In vitro ikili kültür denemelerinde altı bakteri ve yedi Trichoderma izolatı her iki patojenin gelişimini engellemiştir. Yine aynı yöntemle birlikte gelişimleri incelendiğinde ise birbiri ile uyumlu, iki bakteri (Pseudomonas koreensis ve Bacillus subtilis) ve iki Trichoderma (Trichoderma virens ve T. atroviride) izolatı in vivo denemelerde kullanılmak üzere seçilmiştir. Biyolojik mücadele etmenlerinin patojenlere karşı etkinlikleriyle ilişkili enzimlerin üretimleri de incelenmiştir. Bakteri izolatlarının üçü selülaz, dördü proteaz ve ikisi kitinaz enzim aktivitesi göstermiş ve beşinin siderofor ürettiği belirlenmiştir. Trichoderma izolatlarının enzim değerleri ise; selülaz için 108.861- 116.917 µg/ml, kitinaz için 659.524- 407.143 µg/ml ve β-1,3 glukanaz için 273.382- 291.03 µg/ml olarak ölçülmüştür. In vivo denemeler ise; biyolojik mücadele etmenlerinin tek ve kombinasyon uygulamalarının, patojenlerin neden olduğu solgunluk hastalık şiddetini azaltarak bitki gelişim parametrelerinde ve bitkilerdeki dayanıklılıkla ilişkili enzimlerin aktivitelerinde artışa neden olduğunu göstermiştir.

Melis Bilginturan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Patlıcanda fungal solgunluk hastalığına karşı bitki gelişimini uyaran kök bakterileri ile Trichoderma türlerinin birlikte kullanım olanaklarının araştırılması

Bu tez çalışmasında, biyolojik mücadele etmenlerinden Trichoderma spp. ve bitki gelişimini teşvik eden kök bakterilerinin (PGPR) tek ve birlikte kullanımlarının; patlıcanda bitki gelişimi, Fusarium oxysporum f. sp. melongenae ile Verticillium dahliae'nin neden olduğu solgunluk hastalık şiddeti ve savunmayla ilişkili enzimler (peroksidaz, polifenol oksidaz, fenilalanine amonyum liyaz ve β-1,3 glukanaz) üzerine etkileri araştırılmıştır. Batı Akdeniz bölgesinde açıkta patlıcan yetiştiriciliği yapılan alanlardan alınan bitki ve toprak örneklerinden 156 bakteri ve 14 Trichoderma izolatı elde edilmiştir. In vitro ikili kültür denemelerinde altı bakteri ve yedi Trichoderma izolatı her iki patojenin gelişimini engellemiştir. Yine aynı yöntemle birlikte gelişimleri incelendiğinde ise birbiri ile uyumlu, iki bakteri (Pseudomonas koreensis ve Bacillus subtilis) ve iki Trichoderma (Trichoderma virens ve T. atroviride) izolatı in vivo denemelerde kullanılmak üzere seçilmiştir. Biyolojik mücadele etmenlerinin patojenlere karşı etkinlikleriyle ilişkili enzimlerin üretimleri de incelenmiştir. Bakteri izolatlarının üçü selülaz, dördü proteaz ve ikisi kitinaz enzim aktivitesi göstermiş ve beşinin siderofor ürettiği belirlenmiştir. Trichoderma izolatlarının enzim değerleri ise; selülaz için 108.861- 116.917 µg/ml, kitinaz için 659.524- 407.143 µg/ml ve β-1,3 glukanaz için 273.382- 291.03 µg/ml olarak ölçülmüştür. In vivo denemeler ise; biyolojik mücadele etmenlerinin tek ve kombinasyon uygulamalarının, patojenlerin neden olduğu solgunluk hastalık şiddetini azaltarak bitki gelişim parametrelerinde ve bitkilerdeki dayanıklılıkla ilişkili enzimlerin aktivitelerinde artışa neden olduğunu göstermiştir.

Melis Bilginturan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ilinde yetiştirilen buğdaylardaki tohum kaynaklı fungusların belirlenmesi

Bu araştırmada Isparta'da yetiştirilen buğday tohum örneklerinde bulunan tohum kökenli fungusların belirlenmesiamaçlanmıştır. Bu amaçla Isparta'nın buğday yetiştiriciliği yapılan tüm ilçelerinden ekiliş alanlarına göre 8 farklı çeşide ait toplam 30 tohum örneği temin edilmiştir. Tohum örneklerinde bulunan funguslar I.S.T.A. prosedürleri çerçevesinde nemli hücre yöntemi, agar yöntemi, derin dondurma yöntemi, tohum yıkama yöntemi ve embriyo ekstaksiyon yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, ele alınan tohum örneklerinde toplam 15 farklı cinse ait 22 tür belirlenmiştir. İncelenen buğday tohum örneklerinde Nemli hücre, Agar ve Derin dondurma yöntemleri sonucu en sık olarak görülen fungus cinsleri; Alternaria, Cladosporium, Aspergillus ve Nigrospora olarak belirlenmiştir. Ayrıca Botrysporium spp., Curvularia spp., Drechslera spp., Epicoccum nigrum, Fusarium spp., Penicillum spp., Rhizopus stolonifer, Stemphylium herbarum, Sordaria fimicola,Ulocladium atrumve Verticillum sp. fungusları da izole edilmiştir. Derin dondurma yöntemiyle incelenen tohumlarda Yalvaç ilçesinden alınan Gerek-79 çeşidine ait tohum örneğinden daha önce Türkiye'den bildirilmemiş olan Curvularia prasadii fungus türü izole edilmiştir. Tohum yıkama yöntemiyle incelenen 30 adet tohum örneğinde sürmehastalığına neden olan Tilletia caries ustilosporlarının varlığına %43 oranında rastlanılmıştır. Embriyo ekstraksiyon yöntemiyle incelenen buğday tohumu embriyolarında rastık hastalığı etmenine rastlanılmamıştır.

Elif Acar
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ilinde yetiştirilen buğdaylardaki tohum kaynaklı fungusların belirlenmesi

Bu araştırmada Isparta'da yetiştirilen buğday tohum örneklerinde bulunan tohum kökenli fungusların belirlenmesiamaçlanmıştır. Bu amaçla Isparta'nın buğday yetiştiriciliği yapılan tüm ilçelerinden ekiliş alanlarına göre 8 farklı çeşide ait toplam 30 tohum örneği temin edilmiştir. Tohum örneklerinde bulunan funguslar I.S.T.A. prosedürleri çerçevesinde nemli hücre yöntemi, agar yöntemi, derin dondurma yöntemi, tohum yıkama yöntemi ve embriyo ekstaksiyon yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, ele alınan tohum örneklerinde toplam 15 farklı cinse ait 22 tür belirlenmiştir. İncelenen buğday tohum örneklerinde Nemli hücre, Agar ve Derin dondurma yöntemleri sonucu en sık olarak görülen fungus cinsleri; Alternaria, Cladosporium, Aspergillus ve Nigrospora olarak belirlenmiştir. Ayrıca Botrysporium spp., Curvularia spp., Drechslera spp., Epicoccum nigrum, Fusarium spp., Penicillum spp., Rhizopus stolonifer, Stemphylium herbarum, Sordaria fimicola,Ulocladium atrumve Verticillum sp. fungusları da izole edilmiştir. Derin dondurma yöntemiyle incelenen tohumlarda Yalvaç ilçesinden alınan Gerek-79 çeşidine ait tohum örneğinden daha önce Türkiye'den bildirilmemiş olan Curvularia prasadii fungus türü izole edilmiştir. Tohum yıkama yöntemiyle incelenen 30 adet tohum örneğinde sürmehastalığına neden olan Tilletia caries ustilosporlarının varlığına %43 oranında rastlanılmıştır. Embriyo ekstraksiyon yöntemiyle incelenen buğday tohumu embriyolarında rastık hastalığı etmenine rastlanılmamıştır.

Elif Acar
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ilinde yetiştirilen buğdaylardaki tohum kaynaklı fungusların belirlenmesi

Bu araştırmada Isparta'da yetiştirilen buğday tohum örneklerinde bulunan tohum kökenli fungusların belirlenmesiamaçlanmıştır. Bu amaçla Isparta'nın buğday yetiştiriciliği yapılan tüm ilçelerinden ekiliş alanlarına göre 8 farklı çeşide ait toplam 30 tohum örneği temin edilmiştir. Tohum örneklerinde bulunan funguslar I.S.T.A. prosedürleri çerçevesinde nemli hücre yöntemi, agar yöntemi, derin dondurma yöntemi, tohum yıkama yöntemi ve embriyo ekstaksiyon yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, ele alınan tohum örneklerinde toplam 15 farklı cinse ait 22 tür belirlenmiştir. İncelenen buğday tohum örneklerinde Nemli hücre, Agar ve Derin dondurma yöntemleri sonucu en sık olarak görülen fungus cinsleri; Alternaria, Cladosporium, Aspergillus ve Nigrospora olarak belirlenmiştir. Ayrıca Botrysporium spp., Curvularia spp., Drechslera spp., Epicoccum nigrum, Fusarium spp., Penicillum spp., Rhizopus stolonifer, Stemphylium herbarum, Sordaria fimicola,Ulocladium atrumve Verticillum sp. fungusları da izole edilmiştir. Derin dondurma yöntemiyle incelenen tohumlarda Yalvaç ilçesinden alınan Gerek-79 çeşidine ait tohum örneğinden daha önce Türkiye'den bildirilmemiş olan Curvularia prasadii fungus türü izole edilmiştir. Tohum yıkama yöntemiyle incelenen 30 adet tohum örneğinde sürmehastalığına neden olan Tilletia caries ustilosporlarının varlığına %43 oranında rastlanılmıştır. Embriyo ekstraksiyon yöntemiyle incelenen buğday tohumu embriyolarında rastık hastalığı etmenine rastlanılmamıştır.

Elif Acar
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ayçiçeğinde önemli gövde çürüklüğü etmenlerine karşı bazı trichoderma türlerinin etkinliklerinin belirlenmesi

Önemli endüstri bitkilerinden biri olan ayçiçeğinin ekonomik önemi her geçen yıl artmaktadır.Yetiştiriciliğinde en önemli sorunların başında gövde çürüklüğü hastalığı gelmektedir. Bu hastalığa karşı kimyasal mücadele en fazla tercih edilen yöntem olmakla birlikte pestisit kalıntılarının insan sağlığına ve çevreye olan olumsuz etkilerinden dolayı son yıllarda biyolojik mücadelenin önemi artmıştır. Bu çalışmada; ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne neden olan Sclerotinia sclerotiorum, S. minor ve Macrophomina phaseolina'ya karşı, Trichoderma atroviride, T. hamatum, T. harzianum ve T. longibrachiatum'un in vitro ve in vivo etkinlikleri incelenmiştir. In vitro deneme sonuçlarına göre ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne sebep olan üç patojene karşı en etkili antagonist T. atroviride olarak belirlenmiştir. In vivo denemelerde ise, M. phaseolina ve S. minor'a karşı en etkili tür T. longibrachiatum olurken, S. sclerotiorum'a karşı T. harzianum daha etkili bulunmuştur. Uygulamalar bitki gelişim parametreleri açısından değerlendirildiğinde bütün Trichoderma uygulamaları kontrol gruplarına göre parametrelerde artışa neden olmuştur. Toplam fenolik madde miktarlarındada tüm uygulamalarda kontrol grubuna kıyasla artış olduğu gözlenmiştir. Tüm uygulamalarda en yüksek fenolik bileşik değerleri 48. saatte yapılan ölçümlerde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan antagonistlerin üç patojene karşı ayçiçeği bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını harekete geçirebilecekleri saptanmıştır.

Yasemin İstekli Temel
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ayçiçeğinde önemli gövde çürüklüğü etmenlerine karşı bazı trichoderma türlerinin etkinliklerinin belirlenmesi

Önemli endüstri bitkilerinden biri olan ayçiçeğinin ekonomik önemi her geçen yıl artmaktadır.Yetiştiriciliğinde en önemli sorunların başında gövde çürüklüğü hastalığı gelmektedir. Bu hastalığa karşı kimyasal mücadele en fazla tercih edilen yöntem olmakla birlikte pestisit kalıntılarının insan sağlığına ve çevreye olan olumsuz etkilerinden dolayı son yıllarda biyolojik mücadelenin önemi artmıştır. Bu çalışmada; ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne neden olan Sclerotinia sclerotiorum, S. minor ve Macrophomina phaseolina'ya karşı, Trichoderma atroviride, T. hamatum, T. harzianum ve T. longibrachiatum'un in vitro ve in vivo etkinlikleri incelenmiştir. In vitro deneme sonuçlarına göre ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne sebep olan üç patojene karşı en etkili antagonist T. atroviride olarak belirlenmiştir. In vivo denemelerde ise, M. phaseolina ve S. minor'a karşı en etkili tür T. longibrachiatum olurken, S. sclerotiorum'a karşı T. harzianum daha etkili bulunmuştur. Uygulamalar bitki gelişim parametreleri açısından değerlendirildiğinde bütün Trichoderma uygulamaları kontrol gruplarına göre parametrelerde artışa neden olmuştur. Toplam fenolik madde miktarlarındada tüm uygulamalarda kontrol grubuna kıyasla artış olduğu gözlenmiştir. Tüm uygulamalarda en yüksek fenolik bileşik değerleri 48. saatte yapılan ölçümlerde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan antagonistlerin üç patojene karşı ayçiçeği bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını harekete geçirebilecekleri saptanmıştır.

Yasemin İstekli Temel
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ayçiçeğinde önemli gövde çürüklüğü etmenlerine karşı bazı trichoderma türlerinin etkinliklerinin belirlenmesi

Önemli endüstri bitkilerinden biri olan ayçiçeğinin ekonomik önemi her geçen yıl artmaktadır.Yetiştiriciliğinde en önemli sorunların başında gövde çürüklüğü hastalığı gelmektedir. Bu hastalığa karşı kimyasal mücadele en fazla tercih edilen yöntem olmakla birlikte pestisit kalıntılarının insan sağlığına ve çevreye olan olumsuz etkilerinden dolayı son yıllarda biyolojik mücadelenin önemi artmıştır. Bu çalışmada; ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne neden olan Sclerotinia sclerotiorum, S. minor ve Macrophomina phaseolina'ya karşı, Trichoderma atroviride, T. hamatum, T. harzianum ve T. longibrachiatum'un in vitro ve in vivo etkinlikleri incelenmiştir. In vitro deneme sonuçlarına göre ayçiçeğinde gövde çürüklüğüne sebep olan üç patojene karşı en etkili antagonist T. atroviride olarak belirlenmiştir. In vivo denemelerde ise, M. phaseolina ve S. minor'a karşı en etkili tür T. longibrachiatum olurken, S. sclerotiorum'a karşı T. harzianum daha etkili bulunmuştur. Uygulamalar bitki gelişim parametreleri açısından değerlendirildiğinde bütün Trichoderma uygulamaları kontrol gruplarına göre parametrelerde artışa neden olmuştur. Toplam fenolik madde miktarlarındada tüm uygulamalarda kontrol grubuna kıyasla artış olduğu gözlenmiştir. Tüm uygulamalarda en yüksek fenolik bileşik değerleri 48. saatte yapılan ölçümlerde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, kullanılan antagonistlerin üç patojene karşı ayçiçeği bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını harekete geçirebilecekleri saptanmıştır.

Yasemin İstekli Temel
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Biberde kurşuni küf mücadelesinde alternatif uygulamalar

Ülkemizde her geçen yıl biber üretimi ve ihracatı artmaktadır. Örtü altı biber üretiminde Botrytis cinerea'nın neden olduğu kurşuni küf hastalığı ciddi verim ve kalite kayıplarına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, patojen inokulasyonundan önce veya sonra uygulanan kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit, mikrogranül kükürt, Reynoutria spp. ekstraktı gibi alternatif kimyasalların, Kurşuni küf hastalığına karşı etkinlikleri araştırılmıştır. Yapılan saksı denemelerinin sonuçlarına göre Botrytis cinerea patojenine karşı en etkili kimyasal kalsiyum oksit bulunmuştur. Kalsiyum oksit aynı zamanda biber bitkilerinin boy, yaş ağırlık ve gövde çaplarını da artırmıştır. Kimyasal uygulamalarından sonra biber bitkilerinin yapraklarındaki toplam fenolik madde miktarları incelendiğinde; tüm uygulamalarda kontrole göre artış saptanmıştır. Patojen inokulasyonunun yapılmadığı tüm kimyasal uygulamalarında, en yüksek fenolik madde miktarları uygulamalardan 72 saat sonra alınan yaprak örneklerinde belirlenmiştir. Kimyasal uygulaması, patojen inokulasyonundan sonra yapıldığında ise; kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit ve mikrogranül kükürt uygulamalarında en yüksek fenolik madde değerleri uygulamadan 24 saat sonra belirlenirken, hastalıksız kontrol, patojen inokulasyonu yapılan kontrol, Reynoutria spp. ekstraktı ve karşılaştırma ilacı olarak kullanılan Luna uygulanan bitkilerde en yüksek fenolik değerleri uygulamalardan 72 saat sonra elde edilmiştir.Sonuç olarak, uygulanan kimyasalların biber bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını teşvik ettiği söylenebilir.

Ahmet Erdem
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Biberde kurşuni küf mücadelesinde alternatif uygulamalar

Ülkemizde her geçen yıl biber üretimi ve ihracatı artmaktadır. Örtü altı biber üretiminde Botrytis cinerea'nın neden olduğu kurşuni küf hastalığı ciddi verim ve kalite kayıplarına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, patojen inokulasyonundan önce veya sonra uygulanan kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit, mikrogranül kükürt, Reynoutria spp. ekstraktı gibi alternatif kimyasalların, Kurşuni küf hastalığına karşı etkinlikleri araştırılmıştır. Yapılan saksı denemelerinin sonuçlarına göre Botrytis cinerea patojenine karşı en etkili kimyasal kalsiyum oksit bulunmuştur. Kalsiyum oksit aynı zamanda biber bitkilerinin boy, yaş ağırlık ve gövde çaplarını da artırmıştır. Kimyasal uygulamalarından sonra biber bitkilerinin yapraklarındaki toplam fenolik madde miktarları incelendiğinde; tüm uygulamalarda kontrole göre artış saptanmıştır. Patojen inokulasyonunun yapılmadığı tüm kimyasal uygulamalarında, en yüksek fenolik madde miktarları uygulamalardan 72 saat sonra alınan yaprak örneklerinde belirlenmiştir. Kimyasal uygulaması, patojen inokulasyonundan sonra yapıldığında ise; kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit ve mikrogranül kükürt uygulamalarında en yüksek fenolik madde değerleri uygulamadan 24 saat sonra belirlenirken, hastalıksız kontrol, patojen inokulasyonu yapılan kontrol, Reynoutria spp. ekstraktı ve karşılaştırma ilacı olarak kullanılan Luna uygulanan bitkilerde en yüksek fenolik değerleri uygulamalardan 72 saat sonra elde edilmiştir.Sonuç olarak, uygulanan kimyasalların biber bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını teşvik ettiği söylenebilir.

Ahmet Erdem
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Biberde kurşuni küf mücadelesinde alternatif uygulamalar

Ülkemizde her geçen yıl biber üretimi ve ihracatı artmaktadır. Örtü altı biber üretiminde Botrytis cinerea'nın neden olduğu kurşuni küf hastalığı ciddi verim ve kalite kayıplarına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, patojen inokulasyonundan önce veya sonra uygulanan kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit, mikrogranül kükürt, Reynoutria spp. ekstraktı gibi alternatif kimyasalların, Kurşuni küf hastalığına karşı etkinlikleri araştırılmıştır. Yapılan saksı denemelerinin sonuçlarına göre Botrytis cinerea patojenine karşı en etkili kimyasal kalsiyum oksit bulunmuştur. Kalsiyum oksit aynı zamanda biber bitkilerinin boy, yaş ağırlık ve gövde çaplarını da artırmıştır. Kimyasal uygulamalarından sonra biber bitkilerinin yapraklarındaki toplam fenolik madde miktarları incelendiğinde; tüm uygulamalarda kontrole göre artış saptanmıştır. Patojen inokulasyonunun yapılmadığı tüm kimyasal uygulamalarında, en yüksek fenolik madde miktarları uygulamalardan 72 saat sonra alınan yaprak örneklerinde belirlenmiştir. Kimyasal uygulaması, patojen inokulasyonundan sonra yapıldığında ise; kalsiyum oksit, kalsiyum polisülfit ve mikrogranül kükürt uygulamalarında en yüksek fenolik madde değerleri uygulamadan 24 saat sonra belirlenirken, hastalıksız kontrol, patojen inokulasyonu yapılan kontrol, Reynoutria spp. ekstraktı ve karşılaştırma ilacı olarak kullanılan Luna uygulanan bitkilerde en yüksek fenolik değerleri uygulamalardan 72 saat sonra elde edilmiştir.Sonuç olarak, uygulanan kimyasalların biber bitkilerinde dayanıklılık mekanizmalarını teşvik ettiği söylenebilir.

Ahmet Erdem
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde yetiştirilen çileklerde hastalığa neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında Antalya ilinde çilek ekim alanlarında hastalığa neden olan fungal patojenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Antalya ilinde çilek yetiştiriciliğinin yapıldığı 8 ilçede, toplamda 28 farklı serada örnekleme yapılmıştır. Arazi çalışmaları fideler dikildikten yaklaşık iki hafta sonra (Eylül-Ekim) ve hasat dönemi başladığında (Mart-Nisan) olmak üzere iki dönemde yapılmıştır. Seralarda toprak örnekleri yanında, hastalık belirtisi gösteren bitkilerden yaprak ve meyve örnekleri de alınarak laboratuvara getirilmiştir. Bitki ve toprak örneklerinden yapılan izolasyonlar sonucunda 13 fungus türü tespit edilmiştir. Topraktan yapılan izolasyonlarda % 96.43 ile yaygınlık oranı en yüksek fungus türü Rhizoctonia solani olurken, %75 ile Fusarium spp. ve % 35.71 ile Pythium sp. onu izlemiştir. Gliocladium roseum, Alternaria alternata, Aspergillus niger, Penicillium sp., Rhizopus stolonifer, Botrytis cinerea ve Verticillium sp. ise toprak örneklerinde düşük yaygınlık oranıyla bulunan diğer funguslar olmuştur. Yaprak örneklerinde Alternaria alternata % 96.43 oranıyla en yaygın fungus olarak belirlenirken, % 71.43 oranıyla Mycosphaerella fragariae onu izlemiş, Cladosporium cladosporioides'in yaygınlık oranı ise % 3.57 olmuştur. Meyvelerden yapılan izolasyonlarda ise % 85.71 oranıyla Botrytis cinerea en yaygın fungus olarak saptanmış, % 35.71 oranıyla Penicillium sp. ve % 10.71 oranıyla Aspergillus niger çürük meyvelerden izole edilen diğer funguslar olmuştur. Laboratuvar koşullarında yürütülen patojenite denemelerinde tüm funguslar kendilerine özgü belirtileri oluşturmuşlardır. Bu sonuçlara göre; Antalya ilinde yatiştirilen çileklerde A. alternata, M. fragariae ve B. cinerea en önemli patojenler olarak belirlenirken, R. solani, Fusarium spp., Pythium spp., Verticillium spp. gibi bazı toprak kökenli patojenlerin de ciddi kayıplara neden olabileceği ortaya konulmuştur.

AntalyaBitki hastalıklarıBitki koruma+5
Fatma Kaya
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde yetiştirilen çileklerde hastalığa neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında Antalya ilinde çilek ekim alanlarında hastalığa neden olan fungal patojenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Antalya ilinde çilek yetiştiriciliğinin yapıldığı 8 ilçede, toplamda 28 farklı serada örnekleme yapılmıştır. Arazi çalışmaları fideler dikildikten yaklaşık iki hafta sonra (Eylül-Ekim) ve hasat dönemi başladığında (Mart-Nisan) olmak üzere iki dönemde yapılmıştır. Seralarda toprak örnekleri yanında, hastalık belirtisi gösteren bitkilerden yaprak ve meyve örnekleri de alınarak laboratuvara getirilmiştir. Bitki ve toprak örneklerinden yapılan izolasyonlar sonucunda 13 fungus türü tespit edilmiştir. Topraktan yapılan izolasyonlarda % 96.43 ile yaygınlık oranı en yüksek fungus türü Rhizoctonia solani olurken, %75 ile Fusarium spp. ve % 35.71 ile Pythium sp. onu izlemiştir. Gliocladium roseum, Alternaria alternata, Aspergillus niger, Penicillium sp., Rhizopus stolonifer, Botrytis cinerea ve Verticillium sp. ise toprak örneklerinde düşük yaygınlık oranıyla bulunan diğer funguslar olmuştur. Yaprak örneklerinde Alternaria alternata % 96.43 oranıyla en yaygın fungus olarak belirlenirken, % 71.43 oranıyla Mycosphaerella fragariae onu izlemiş, Cladosporium cladosporioides'in yaygınlık oranı ise % 3.57 olmuştur. Meyvelerden yapılan izolasyonlarda ise % 85.71 oranıyla Botrytis cinerea en yaygın fungus olarak saptanmış, % 35.71 oranıyla Penicillium sp. ve % 10.71 oranıyla Aspergillus niger çürük meyvelerden izole edilen diğer funguslar olmuştur. Laboratuvar koşullarında yürütülen patojenite denemelerinde tüm funguslar kendilerine özgü belirtileri oluşturmuşlardır. Bu sonuçlara göre; Antalya ilinde yatiştirilen çileklerde A. alternata, M. fragariae ve B. cinerea en önemli patojenler olarak belirlenirken, R. solani, Fusarium spp., Pythium spp., Verticillium spp. gibi bazı toprak kökenli patojenlerin de ciddi kayıplara neden olabileceği ortaya konulmuştur.

AntalyaBitki hastalıklarıBitki koruma+5
Fatma Kaya
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde yetiştirilen çileklerde hastalığa neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında Antalya ilinde çilek ekim alanlarında hastalığa neden olan fungal patojenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Antalya ilinde çilek yetiştiriciliğinin yapıldığı 8 ilçede, toplamda 28 farklı serada örnekleme yapılmıştır. Arazi çalışmaları fideler dikildikten yaklaşık iki hafta sonra (Eylül-Ekim) ve hasat dönemi başladığında (Mart-Nisan) olmak üzere iki dönemde yapılmıştır. Seralarda toprak örnekleri yanında, hastalık belirtisi gösteren bitkilerden yaprak ve meyve örnekleri de alınarak laboratuvara getirilmiştir. Bitki ve toprak örneklerinden yapılan izolasyonlar sonucunda 13 fungus türü tespit edilmiştir. Topraktan yapılan izolasyonlarda % 96.43 ile yaygınlık oranı en yüksek fungus türü Rhizoctonia solani olurken, %75 ile Fusarium spp. ve % 35.71 ile Pythium sp. onu izlemiştir. Gliocladium roseum, Alternaria alternata, Aspergillus niger, Penicillium sp., Rhizopus stolonifer, Botrytis cinerea ve Verticillium sp. ise toprak örneklerinde düşük yaygınlık oranıyla bulunan diğer funguslar olmuştur. Yaprak örneklerinde Alternaria alternata % 96.43 oranıyla en yaygın fungus olarak belirlenirken, % 71.43 oranıyla Mycosphaerella fragariae onu izlemiş, Cladosporium cladosporioides'in yaygınlık oranı ise % 3.57 olmuştur. Meyvelerden yapılan izolasyonlarda ise % 85.71 oranıyla Botrytis cinerea en yaygın fungus olarak saptanmış, % 35.71 oranıyla Penicillium sp. ve % 10.71 oranıyla Aspergillus niger çürük meyvelerden izole edilen diğer funguslar olmuştur. Laboratuvar koşullarında yürütülen patojenite denemelerinde tüm funguslar kendilerine özgü belirtileri oluşturmuşlardır. Bu sonuçlara göre; Antalya ilinde yatiştirilen çileklerde A. alternata, M. fragariae ve B. cinerea en önemli patojenler olarak belirlenirken, R. solani, Fusarium spp., Pythium spp., Verticillium spp. gibi bazı toprak kökenli patojenlerin de ciddi kayıplara neden olabileceği ortaya konulmuştur.

AntalyaBitki hastalıklarıBitki koruma+5
Fatma Kaya
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya ve Muğla illerinde nar ağaçlarında kök ve kökboğazı çürüklüğüne neden olan phytophthora türlerinin ve bazı nar çeşitlerindeki reaksiyonlarının belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, ülkemiz nar üretiminin yaklaşık %40'ının yapıldığı Antalya ve Muğla illerinde nar ağaçlarında kurumalara neden olan Phytophthora türleri belirlenmiştir. Sürvey çalışmaları toplam 1703 da alanı kapsayan 113 nar bahçesinde yapılmıştır. İncelemeler sırasında belirti gösteren ağaçlardan toplam 51 adet kök, 136 adet toprak örneği alınmıştır. 19'u kök dokularından, 79'u topraktan olmak üzere toplam 98 adet Phytophthora spp. izolatı elde edilmiştir. Phytophthora türleri, morfolojik özelliklerine ve DNA dizilerine dayanılarak teşhis edilmişlerdir. En sık izole edilen türler P. nicotianae (37 izolat) ve P. palmivora (26 izolat) olmuş, onları sırasıyla P. parvispora (14 izolat), P. inundata (6 izolat), P. cryptogea (4 izolat), P. niederhauserii (4 izolat), P. taxon walnut (2 izolat) ve P. rosacearum (1 izolat) izlemiştir. 4 izolatın ise teşhisleri doğrulanamamıştır. P. nicotianae, P. palmivora, P. parvispora ve P. inundata hem köklerden hem de topraktan izole edilirken, diğer türler sadece topraktan elde edilmişlerdir. Hastalık oranı Antalya ili için %4.49, Muğla ili için ise %5.03 olarak belirlenmiştir. Toprak bulaştırma yöntemine göre yapılan patojenisite testinde, tüm izolatlar nar fidanlarında %20-85 arasında değişen oranlarda hastalığa yol açmışlardır. Bu çalışma, P. palmivora dışındaki diğer türlerin nar ağaçlarında kök ve kökboğazı çürüklüğü yaptığına ilişkin dünya genelindeki ilk kayıttır. Çalışmada ayrıca 10 farklı nar çeşidinin, en yaygın türler olarak belirlenen P. nicotianae ve P. palmivora'ya karşı duyarlılıkları araştırılmıştır. Hicaznar, Katırbaşı, Aşınar, Fellahyemez, İzmir 1513, İzmir 23, BATEM Esinnar, BATEM Hicrannar, BATEM Yılmaznar ve BATEM Onurnar çeşitlerinin kullanıldığı deneme, patojenisite testinde olduğu gibi toprak bulaştırma yöntemine göre yapılmıştır. Deneme sonunda tüm çeşitlerin patojenlere duyarlı olduğu ve P. nicotianae'nın P. palmivora'ya göre daha saldırgan olduğu sonucuna varılmıştır.

İlker Kurbetli
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Antalya ve Muğla illerinde nar ağaçlarında kök ve kökboğazı çürüklüğüne neden olan phytophthora türlerinin ve bazı nar çeşitlerindeki reaksiyonlarının belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, ülkemiz nar üretiminin yaklaşık %40'ının yapıldığı Antalya ve Muğla illerinde nar ağaçlarında kurumalara neden olan Phytophthora türleri belirlenmiştir. Sürvey çalışmaları toplam 1703 da alanı kapsayan 113 nar bahçesinde yapılmıştır. İncelemeler sırasında belirti gösteren ağaçlardan toplam 51 adet kök, 136 adet toprak örneği alınmıştır. 19'u kök dokularından, 79'u topraktan olmak üzere toplam 98 adet Phytophthora spp. izolatı elde edilmiştir. Phytophthora türleri, morfolojik özelliklerine ve DNA dizilerine dayanılarak teşhis edilmişlerdir. En sık izole edilen türler P. nicotianae (37 izolat) ve P. palmivora (26 izolat) olmuş, onları sırasıyla P. parvispora (14 izolat), P. inundata (6 izolat), P. cryptogea (4 izolat), P. niederhauserii (4 izolat), P. taxon walnut (2 izolat) ve P. rosacearum (1 izolat) izlemiştir. 4 izolatın ise teşhisleri doğrulanamamıştır. P. nicotianae, P. palmivora, P. parvispora ve P. inundata hem köklerden hem de topraktan izole edilirken, diğer türler sadece topraktan elde edilmişlerdir. Hastalık oranı Antalya ili için %4.49, Muğla ili için ise %5.03 olarak belirlenmiştir. Toprak bulaştırma yöntemine göre yapılan patojenisite testinde, tüm izolatlar nar fidanlarında %20-85 arasında değişen oranlarda hastalığa yol açmışlardır. Bu çalışma, P. palmivora dışındaki diğer türlerin nar ağaçlarında kök ve kökboğazı çürüklüğü yaptığına ilişkin dünya genelindeki ilk kayıttır. Çalışmada ayrıca 10 farklı nar çeşidinin, en yaygın türler olarak belirlenen P. nicotianae ve P. palmivora'ya karşı duyarlılıkları araştırılmıştır. Hicaznar, Katırbaşı, Aşınar, Fellahyemez, İzmir 1513, İzmir 23, BATEM Esinnar, BATEM Hicrannar, BATEM Yılmaznar ve BATEM Onurnar çeşitlerinin kullanıldığı deneme, patojenisite testinde olduğu gibi toprak bulaştırma yöntemine göre yapılmıştır. Deneme sonunda tüm çeşitlerin patojenlere duyarlı olduğu ve P. nicotianae'nın P. palmivora'ya göre daha saldırgan olduğu sonucuna varılmıştır.

İlker Kurbetli
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muğla ili marul alanlarında bulunan yabancı otların ve bunlara karşı kimyasal mücadelede kullanılabilecek herbisitlerin belirlenmesi

Marul (Lactuca sativa L.) Asteraceae familyasına bağlı tek yıllık, geniş yapraklı bir sebzedir. Hastalık ve zararlılar gibi yabancı otlar da verimi olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Yabancı otlar besin, su ve ışık rekabetiyle bitkinin gelişimini engellemekle kalmaz, aynı zamanda zararlılara ve hastalık etmenlerine konukçuluk yaparak da bitkilerde ikincil zarara neden olurlar. Bu çalışmada, Muğla ilinde marul yetiştirilen alanlardaki önemli yabancı otların belirlenmesi amacıyla, 2018 yılı üretim sezonunda Dalaman, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Menteşe, Milas, Seydikemer, Ula ve Yatağan ilçelerindeki 62 marul tarlasında survey çalışması yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Cyperus rotundus, Matricaria chamomilla, Sorghum halepense, Avena sterilis ve Tribulus terrestris % 100 rastlama sıklığı ile ildeki marul alanlarında en yaygın yabancı otlar olarak belirlenmiştir. Bunlar arasında ilk üç yabancı ot yoğunluk ve kaplama alanları bakımından da ilk sıralarda yer almıştır. Bu çalışmada ayrıca söz konusu yabancı otlara karşı kullanılabilecek bir herbisitin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak, marulda ruhsatlı olmayan 915 g/l s-Metolachlor + 45 g/l Benoxacor ve %60 Benfluralin etken maddeli iki herbisitin etkinlikleri, Fethiye ilçesinde bulunan iki farklı alanda, tesadüf blokları deneme deseninde ve üç tekrarlamalı olarak kurulan tarla denemeleri ile belirlenmiştir. Denemeler sonucunda her iki herbisitin de yabancı ot gelişimini yeterince engelleyemediği ve yabancı ot yoğunluklarının istatistik açıdan kontrol parsellerinden farklı olmadığı belirlenmiştir. Herbisitlerin marul bitkilerinin gelişimi üzerinde ise herhangi bir olumsuz etkileri gözlenmemiştir.

HerbisitlerKimyasal etkiKimyasal işlem+4
Arif Demirci
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muğla ili marul alanlarında bulunan yabancı otların ve bunlara karşı kimyasal mücadelede kullanılabilecek herbisitlerin belirlenmesi

Marul (Lactuca sativa L.) Asteraceae familyasına bağlı tek yıllık, geniş yapraklı bir sebzedir. Hastalık ve zararlılar gibi yabancı otlar da verimi olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Yabancı otlar besin, su ve ışık rekabetiyle bitkinin gelişimini engellemekle kalmaz, aynı zamanda zararlılara ve hastalık etmenlerine konukçuluk yaparak da bitkilerde ikincil zarara neden olurlar. Bu çalışmada, Muğla ilinde marul yetiştirilen alanlardaki önemli yabancı otların belirlenmesi amacıyla, 2018 yılı üretim sezonunda Dalaman, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Menteşe, Milas, Seydikemer, Ula ve Yatağan ilçelerindeki 62 marul tarlasında survey çalışması yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Cyperus rotundus, Matricaria chamomilla, Sorghum halepense, Avena sterilis ve Tribulus terrestris % 100 rastlama sıklığı ile ildeki marul alanlarında en yaygın yabancı otlar olarak belirlenmiştir. Bunlar arasında ilk üç yabancı ot yoğunluk ve kaplama alanları bakımından da ilk sıralarda yer almıştır. Bu çalışmada ayrıca söz konusu yabancı otlara karşı kullanılabilecek bir herbisitin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak, marulda ruhsatlı olmayan 915 g/l s-Metolachlor + 45 g/l Benoxacor ve %60 Benfluralin etken maddeli iki herbisitin etkinlikleri, Fethiye ilçesinde bulunan iki farklı alanda, tesadüf blokları deneme deseninde ve üç tekrarlamalı olarak kurulan tarla denemeleri ile belirlenmiştir. Denemeler sonucunda her iki herbisitin de yabancı ot gelişimini yeterince engelleyemediği ve yabancı ot yoğunluklarının istatistik açıdan kontrol parsellerinden farklı olmadığı belirlenmiştir. Herbisitlerin marul bitkilerinin gelişimi üzerinde ise herhangi bir olumsuz etkileri gözlenmemiştir.

HerbisitlerKimyasal etkiKimyasal işlem+4
Arif Demirci
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00

Other supervisors