Theses supervised by Prof. Dr. Kemal İnat

15 theses · Sakarya University

DoctorateOpen AccessTR

ABD'nin grand stratejisinin bölgesel güçlerin güvenlik stratejilerindeki rolü: İran-Suudi Arabistan rekabeti (2010-2020)

Bu çalışma, 2010 sonrası dönemde İran – Suudi Arabistan arasında artan rekabet ve çatışma durumunu incelemektedir. Çalışmanın temel amacı iki ülke arasında yaşanan rekabetin nedenlerini ABD'nin değişen grand stratejisi çerçevesinde ve yapısal realist kuram bağlamında ortaya koymaktır. Bu kapsamda temel olarak şu soruya cevap aranmaktadır: Uluslararası sistem içerisinde tek süper güç konumundaki ülkenin bir bölgeye yönelik değişen grand stratejisi sebebiyle oluşan güç boşluğunda bölgesel aktörler içerisinden herhangi ikisi arasında rekabet ve çatışma neden daha fazla artmaktadır? Bu yaklaşım çerçevesinde çalışma, Ortadoğu'da oluşan bölgesel güç boşluğunun aktörleri güç mücadelesine ittiğini öne sürmektedir. Bu mücadelenin İran ve Suudi Arabistan arasında daha fazla yaşanmasının sebebini ise iki dinamikle açıklamaktadır. Birincisi söz konusu iki ülkenin birbirlerine yönelik tehdit tanımlamaları iken ikincisi ABD'nin grand stratejisinin doğrudan bu ülkeler üzerindeki etkisidir. Bu kapsamda geliştirilen hipotezleri İran ve Suudi Arabistan ilişkileri üzerinden test eden çalışma, bölgesel aktörlerin davranış kalıpları ve güvenlik stratejileriyle alakalı genellenebilir bir çerçeve sunmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriBölgesel güçGrand stratejisi+6
Mustafa Şeyhmus Küpeli
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortadoğu'daki İslâmî hareketlerin siyasal entegrasyonu: Mısır İhvanı, Hizbullah ve Hamas örnekleri

Bu çalışma, Ortadoğu'daki İslâmî hareketlerin siyasal entegrasyonlarını ve kurumsal siyasette üstlendikleri politik pozisyonlarını, Müslüman Kardeşler, Hizbullah ve Hamas vakalarını karşılaştırarak incelemektedir. Toplumsal faaliyet kapasiteleri ve performansları bakımından birbirine benzeyen bu hareketlerin bulundukları ülkelerde üstlendikleri siyasal roller açısından neden farklılaştıkları sorusuna yanıt arayan bu çalışma, süreçte belirleyici olan içsel ve dışsal faktörleri sorunsallaştırmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesini Toplumsal Hareket Teorisi oluşturmaktadır. İslâmî hareketleri 'öteki'nin anlaşılması kapsamında analiz eden kuramsal yaklaşımların aksine, görece 'içeriden' ve bütüncül bir anlama sürecine imkân sunan bu teoriye, mikro, mezo ve makro analiz birimlerinin sentezlenmesi yoluyla, hareketlerin ideolojik, örgütsel ve dışsal/yapısal dinamiklerini birlikte değerlendirmek için başvurulmuştur. Yöntem olarak karşılaştırmalı vaka analizi ve içerik analizinden faydalanılan çalışmada, ideoloji, teşkilatlanma ve otonomi başlıkları altında tematik bir mukayese yapılmıştır. Ayrıca, hareketlerin önde gelen isimleriyle yapılan derinlemesine mülakatlarla da, birincil kaynaklara erişim sorunu telafi edilmeye çalışılmıştır. Tüm bu teorik ve metodolojik yaklaşımlara, hareketlerin değişim dinamiklerine ilişkin ortaya atılan hipotezleri test etmek için müracaat edilmiştir. Çalışmanın bulguları, incelenen İslâmî hareketlerin siyasi rollerindeki ve çıktılarındaki farklılaşmada yapısal faktörlerin oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Devlet/rejim yapısından ekonomik-siyasi özerkliğe kadar bir dizi faktörün, hareketlerin siyasi pozisyonlarına ilişkin kayda değer fırsatlar ve kısıtlamalar yarattığını ortaya koyan çalışma, aynı zamanda ideolojik ve örgütsel dinamiklerin de küçümsenmeyecek derecede belirleyici fonksiyonlara sahip olduğunu bulmuştur. Hareketlerin failliklerine kısmen alan açan bu sonuçlar, İslâmî hareketleri bütüncül perspektiften ele alan yaklaşımların daha güvenilir neticeler ortaya çıkardığını teyit ettiği gibi, gelecek araştırmalarda vakaların çeşitlendirilmesiyle bu hareketlere ilişkin daha genellenebilir çıkarımlara ulaşılabileceğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Hareket Teorisi, Siyasal Entegrasyon, Müslüman Kardeşler, Hizbullah, Hamas

Din sosyolojisiHamas örgütüHizbullah+7
Talha İsmail Duman
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'ın İran politikasında Lockeçu ve Kantçı kültürün yansımaları rekabet, çatışma ve dostluk (1958-2020)

Bu çalışma Irak-İran ilişkilerindeki ani dönüşümleri incelemektedir. Çalışmanın amacı uluslararası sistemin anarşik yapıya sahip olmasının devletler arasında sürekli bir düşmanlık ilişkisi üretmediğini Irak-İran ilişkileri örneği üzerinden açıklamaktır. Bu kapsamda çalışma devletler arasındaki ilişkilerin karşılıklı etkileşim, karşılıklı kimlik atıfları, uluslararası sistemin yapısı, uluslararası normlar, fikirler ve kimlikler gibi pek çok unsurdan etkilendiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada "Irak-İran ilişkilerinde dönüşümler nasıl şekillenmiştir?" ve "İki ülkenin birbirlerine yönelik politikalarını belirleyen faktörler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. Bu cevap arayışı sosyal inşacı uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden Alexander Wendt'in "Anarşi Kültürleri" kavramı içinde kalarak yapılmıştır. Bir başka deyişle anarşi kültürleri kavramı iki ülke arasındaki ilişkilere uyarlanmıştır.

Recep Tayyip Gürler
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal teori çerçevesinde spor-uluslararası ilişkiler ilişkisinin analizi

Günümüzde uluslararası ilişkilerin en önemli konuları arasında sayılan sportif faaliyetler, politik ve ekonomik ilişkilerle birlikte ülkelerarası gündemin başlıca olguları arasında yer almaktadır. Bazı durumlarda iki ülkenin yakınlaşmasına bazı durumlarda ise tam tersine yol açabilen spor karşılaşmaları devletlerin iç ve dış politikalarında önemli bir unsur haline gelmiştir. Öyle ki kimi zaman sporcular resmi anlamda olmasa da yabancı ülkedeki dış politik temsilci konumuna bile gelebilmektedirler. Buradan hareketle bu tez çalışmasında alanın son zamanlardaki teorilerinden olan ve anahtar kavramları küreselleşme, iş birliği, serbest piyasa rekabetçiliği ve özelleştirme gibi olgular olan neoliberal yaklaşımlar ile spor ve uluslararası ilişkiler bağlantısına değinilmiştir. Bunu yaparken başlıca cevap aranan sorular şunlardır: Spor nasıl dış politika aracına dönüşmüştür? Sporun kendi içindeki farklı boyutları ve bunların uluslararası ilişkilere yansıması nasıldır? Küresel çapta spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmanın devletlere ve diğer aktörlere faydaları ve zararları nelerdir? Devletler ve diğer aktörler uluslararası ilişkilerini düzenlerken sporu nasıl ve ne amaçla kullanmaktadır ve bu konu Neoliberalizm argümanları çerçevesinde nasıl açıklanabilir? Başlangıçta teorik ve kavramsal çerçeve kapsamında neoliberal teori ve genel anlamda spor ve uluslararası ilişkiler kavramlarından bahsedilip ikinci bölümde iç ve uluslararası siyasetle sporun ilişkisi ve spor diplomasisi kavramı daha derinden irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise sporun uluslararası ekonomiye etkisi ele alınmış ve sonuç kısmında da elde edilen bilgiler ışığında başlangıçta sorulan sorulara verilen cevaplar ortaya konmuştur. Çalışmada varılan sonuçlar kısaca şu şekildedir: Devletler ve diğer aktörler sporu uluslararası ilişkilerde gücün, imajın ve ekonomik faydanın aracı olarak kullanmaktadırlar. Spor çoğu zaman kültürel bir faaliyet olmasından çok özellikle ekonomik boyutu öne çıkan bir aktivitedir ve spor karar alıcı mekanizmalara, Neoliberal argümanlara paralel olarak belirli bir alan açabilmektedir.

Kenan Çoruh
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kafkasya'da Türkiye-Rusya rekabeti: Karabağ Meselesi örneği

Bölge ile köklü bir geçmişe ve derin bağlara sahip olması nedeniyle Kafkasya'nın Türk dış politikasında müstesna yeri vardır. Ankara'nın bölgede özel önem atfettiği ülkelerden biri Azerbaycan'dır. Bu nedenle Türkiye, Kafkasya politikasını ağırlıklı olarak Azerbaycan ile ilişkileri üzerinden yürütmektedir. Kafkasya'nın kaderini belirleyen gelişme ise şüphesiz ki Ermenistan'ın Azerbaycan'a ait olan Karabağ ve çevresindeki yedi kenti işgali ile başlayan Karabağ Meselesi olmuştur. Bölgede Türkiye ile benzer amaçlara sahip diğer bir ülke ise Rusya'dır. Moskova'nın da bölgede varlığını ve nüfuzunu sürdürme isteği Kafkasya'da Türkiye-Rusya rekabetini doğurmaktadır. Bölgede iki ülke arasındaki rekabetin mihenk taşı ise Karabağ Meselesidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ve Rusya'nın Karabağ Meselesi özelinde cereyan eden rekabetini Neoklasik Realizmin teorik argümanları ışığında incelemektir. Bu bağlamda çalışmada 1991-2021 yılları arasında yaşanan iki Karabağ savaşında ve ara dönemde iki ülke rekabetinin hangi parametreler üzerinden şekillendiği üzerinde durulmaktadır. Neoklasik realistlerin kuramsal önermelerinden hareketle çalışmada iki ülke rekabeti sistemik, birim ve kültürel düzeydeki değişkenler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın sonucunda birinci ve ikinci Karabağ savaşları dönemi ve aradaki yıllarda iki ülke arasında sistematik bir rekabetin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İkili rekabetin odak noktası ise ordu ve siyaset olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanında bazı dönemlerde Türkiye'nin Karabağ Meselesindeki rolünün sınırlayıcı faktörlerinin maddi güç kapasitesi ve sistemik etkenler olduğu görülmektedir. Diğer yandan Türkiye'nin İkinci Karabağ Savaşı'ndaki aktif politikasının uzun soluklu bir hazırlık döneminin ürünü olduğu kanısına varılmaktadır. Bu kapsamda çalışmada Karabağ Meselesinin doğrudan veya dolaylı taraflarının resmi makamlarınca paylaşılan bilgi, belge ve raporların yanı sıra, mezkur aktörlerin liderlerinin ve yöneticilerinin söylemleri de incelenmektedir.

Dağlık KarabağKafkasyaKarabağ+3
Ahmet Turan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Ortadoğu'da Askeri denge (1991-2016)

Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da askerî dengenin hangi parametreler üzerinden değiştiğini araştıran bu tez temel anlamda dört kısma ayrılmıştır. Teorik olarak bölgesel güvenlik kompleksi teorisi bağlamı içerisinde gerçekleşen bu çalışma, güçler dengesi ve askerî denge kavramlarını da teorik bağlama dahil etmektedir. Ortadoğu'da nasıl bir bölgesel güvenlik kompleksi olduğunu açıklamak adına yapılan bu araştırmada, bölgede askerî dengeyi etkileme potansiyeli en yüksek olan beş ülke seçilmiştir. İran, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'den oluşan bu grubun Soğuk Savaş sonrasında ne gibi bir güvenlik değişimi geçirdiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla bu devletlerin 1991-2003 ve 2003-2016 dönemleri içerisinde olmak üzere belirli askerî nicelikleri incelenmiştir. En güçlü bölge devletlerinden oluşan bu grubun, savunma sanayi ve ihracatlarındaki gelişme ve değişimler açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında bu devletlerin ordu yapılanmaları ve sahip oldukları savunma envanterleri de incelenerek iki dönem arasındaki nasıl değişiklikler olduğu incelenmiştir. Bölge devletlerinin kendilerini ne düzeyde güvenli hissettiklerini anlamak içinse savunma harcamaları ve önceliklendirmesi incelenmiştir. Son olarak devletlerin güvenlik postürleri de incelenerek bölge devletleri arasında güncel bir güç mukayesesi yapılmaya çalışılmıştır. Ortadoğu'da güvenlik krizlerinin derinleştiği bir dönemde bölgesel güvenliği anlamaya yönelik bu çalışmanın Türkçe literatüre katkı yapacağı düşünülmüştür.

Askeri yapıBölgesel Güvenlik Kompleksi TeorisiGüvenlik+4
Furkan Halit Yolcu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın hibrit savaş stratejisi ve Suriye örneği

Arap İsyanları olarak adlandırılan sürecin bir parçası olarak ortaya çıkan Suriye İç Savaşı yaşanan süreç ve hala devam eden sonuçları itibariyle son yılların en büyük uluslararası krizlerinden biri halini almıştır. Bir ülkenin iç savaş ortamında dağılmasından da öte Suriye, oluşan yerel grupların, devlet dışı silahlı aktörlerin ve bölgesel ve küresel devletlerin de dahil olmasıyla içinden çıkılamaz bir hale gelmiştir. Yedi yılı aşkın süredir devam eden iç savaş, oluşturduğu tüm insani krizler bir kenara bırakılsa bile, bölgesel ve küresel siyaseti derinden etkileyen bir vaka olarak durmaktadır. Müdahil olan aktörlerin sayısı ve çelişen çıkarları göz önüne alındığında zor bir denklem haline gelen krizi anlamak, krizin geleceği adına da bizlere önemli ipuçları sağlayacaktır. Bu amaçla, krizin en önemli aktörlerinden olan Rusya'nın Suriye iç savaşı özelinde politikalarını çözümlemek ve spesifik olarak askeri stratejisini ortaya koymak bu çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Bunu yaparken de özellikle Ukrayna krizi sonrası yükselen bir tartışma olarak hibrit savaş konsepti ve bu konseptin Rusya'ya uyarlanışı olan Gerasimov Doktrini'nden yararlanılacaktır. Bu çerçevede üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde hibrit savaş konsepti incelenmiştir. İlk olarak hibrit savaşın oluşumu, savaş çalışmaları içerisinde bir düzleme oturtulmaya çalışılmış ve William S. Lind'in savaşın jenerasyonları yaklaşımının doğal bir devamı olarak literatüre yerleştirilmeye odaklanılmıştır. İkinci bölümde Sovyetler Birliği sonrası Rus ordu modernizasyonu, yaşanılan askeri çatışmalar üzerinden anlatılmış ve Gerasimov Doktrini'nin ortaya çıktığı şartlar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Rusya'nın Suriye iç savaşına müdahil olması, fırsatlar tehditler dengesi ile kazanımlar ve maliyetler anlatılmıştır. Ayrıca krize müdahil olmanın Rusya'nın bölgesel müttefiklerle ilişkilerine etkisi incelenmiştir. Son olarak Rusya'nın Suriye'deki askeri stratejisi incelenerek hibrit savaş konseptinin stratejide ne derece etkili olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.

Askeri stratejilerHibrit savaşRusya+2
Ahmet Arda Şensoy
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Suriye iç savaşında İsrail politikası

Rusya'nın Ortadoğu politikasında İsrail önemli yere sahiptir. Rusya'nın İsrail ile ilişkileri İsrail'in kurulması ile başlasa da 1967 yılında iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesilmiş ve 1991'de tekrar kurulmuştur. 2000'li yıllarda Rusya'nın Ortadoğu politikasına ağırlık vermesi ve bölgede var olan İsrail devletinin askeri ve teknik alanlarda ilerlemesi iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli olmuştur. Putin'in iktidara gelmesiyle birlikte Rus dış politikasında İsrail'in önemi daha da artmıştır. 2011'de Ortadoğu'da başlayan Arap isyanlarının Suriye'de bir iç savaşa dönüşmesi ve Rusya'nın Suriye rejimine verdiği yoğun destek Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasını incelemektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Rusya'nın İsrail politikasını belirleyen faktörler araştırılmış, ikinci bölümde bu etkenler doğrultusunda 2010-2015 arası dönemde Rusya-İsrail ilişkileri anlatılmış, üçüncü bölümde ise 2015 sonrası Rusya'nın İsrail politikası incelenmiştir. Bu bağlamda araştırmada Suriye iç savaşının başlangıcından beri Rusya-İsrail ilişkilerindeki gelişmeler izlenmiştir. Çalışma sonucunda Rusya'nın İsrail politikasını şekillendiren faktörler ve bu faktörlerin Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasındaki etkileri ortaya koyulmaktadır.

Orta Doğu politikasıPutin, ViladimirRusya+5
Vugar Savzalıyev
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessDE

Türkische und Deutsche flüchtlingspolitik im Syrien konflikt vor dem hintergrund Bulgarien Türkischer aussiedler und Kurdi-Scher und Bosnischer kriegsflüchtlinge

The Syrian civil war, which has lasted for nine years, has triggered the biggest refu-gee crisis since the Second World War. In addition to Turkey, which took in at least three and a half million Syrian refugees, Germany is also home to a Syrian refugee community of several hundred thousand people. Because of this similar situation and the historical and current mutual importance of Turkey and Germany, this thesis compares the situation of the Syrians in both countries. In the 1990s Turkey had expe-rienced large refugee flows with the Bulgarian-Turkish emigrants and the Kurdish refugees from the Gulf Wars, just as Germany had experienced large flows of refu-gees from the Bosnian war. In order to draw a clearer and broader picture, these his-torical refugee movements are therefore compared as well to identify developments and constants in the respective refugee policies. The work is based primarily on cur-rent research publications and, for current developments in the Syrian context, also on journalistic articles. This work, which is mainly based on the analysis of current research publications and, for current developments in the Syrian context, on newspaper articles, shows the ef-fects of domestic policy and foreign actors as well as factors in the fields of culture, security and economy on the shaping of Turkish and German refugee policy.It is also shown that, due to its direct neighbourhood to hot spots of conflict, the Turkish bor-der protection is much more developed than that of the Federal Republic of Germany, which instead relies on the secured EU's external border and contractual ties. Fur-thermore, it is discussed that for several reasons, Turkish reception and care of differ-ent groups varied, while the German procedure was similar in both analysed precipi-tates.. Furthermore, it is shown that both states have a selective interest in the better educated refugees. The last important point concerns the long-term plans with the refugees. It was shown, that Germany pursued a similar policy with regard to Bosnian and Syrian refugees, while Turkey saw major differences in dealing with Bulgarian-Turkish repatriates and the other refugee flows.

Max Wıttmann
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları

2002 yılından itibaren Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler Türk dış politikasının ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Arap İsyanları sürecinin başlamasıyla birlikte bölge ülkelerinin Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yönelik yaklaşımları farklılık arz etmiştir. Bu farklılığı Körfez ülkeleri arasında da görmek mümkündür. Bu bağlamda Ankara'nın Doha ve Abu Dabi ile ikili ilişkilerini karşılaştırmalı olarak ele almak önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tez çalışmasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları ele alınmıştır. Tezin odaklandığı ana soru ise neden Türkiye ile Katar arasındaki ikili ilişkiler stratejik iş birliği düzeyinde gelişirken Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında ikili ilişkilerde gerilim meydana geldiği üzerindedir. Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları incelenirken bazı parametreler ön plana çıkmıştır. Bu parametreler: ekonomi, ideoloji ve uluslararası sistemdir. Bu çerçevede Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ikili ilişkilerinde hangi parametrenin asıl belirleyici olduğu ele alınmıştır. Bununla birlikte tez çalışmasında nedensellik ilişkisini analiz etmek için süreç takibi yöntemi kullanılmıştır. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri aynı yapısal özelliklere sahip iki Körfez ülkesi olması sebebiyle Türkiye'nin dış politika davranışlarının gözlemlenebildiği en ideal örnekler olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, 2002-2018 arasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikalarında ekonomi ve ideoloji faktörlerinin önemi bulunmasına rağmen asıl belirleyici olanın uluslararası sistem olduğu iddia edilmiştir.

Birleşik Arap EmirlikleriEkonomiKatar+7
Abdullah Erboğa
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok kutuplu iç savaşlarda silahlı grupların güvenlik stratejileri: Saldırgan realist perspektiften Libya örneği

Bu çalışma başarısız devletlerdeki silahlı gruplar arasında yaşanan çatışmaları ve rekabeti incelemektedir. Çalışmanın amacı, silahlı gruplar arasındaki rekabeti açıklayan nedensel mekanizmayı ve aktörlerin davranışlarındaki genel eğilimi açığa çıkarmaktır. Bu bağlamda çalışma şu iki soruya cevap aramaktadır: silahlı gruplar neden güç peşinde koşarlar ve hedeflerine ulaşmak için hangi stratejileri izlerler? Bu sorulara cevap olarak uluslararası sistemin büyük güçleri arasındaki etkileşimden hareketle geliştirilen saldırgan realizmin çatışma ve rekabeti açıklayan mantığını başarısız devletlerdeki silahlı gruplara uyarlamaktadır. Bu yaklaşımdan hareketle çalışma, silahlı grupların etkileşime girdikleri anarşik sistemin onları güç mücadelesine ittiğini ve onları saldırgan stratejiler izlemeye zorladığını iddia etmektedir. Bu ana argümana dair dört farklı hipotez geliştiren ve bunları Libya örneği üzerinden test eden çalışma, silahlı grupların davranışları ve iç savaşların nedenleri hakkında genellenebilir bir perspektif sunmaktadır.

GüvenlikGüvenlik stratejileriLibya+5
Furkan Polat
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sermaye birikiminin ulusal güç unsuru olarak politik etkinliği: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar örneği

Bu araştırma doğal kaynak ihracatı sayesinde büyük miktarda sermaye birikimi sağlayan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'ın bu sermaye gücünün politik etkinliğini incelemektedir. 1970'li yılların ortasından itibaren petrol gelirleri sayesinde önemli bir gelir elde eden Suudi Arabistan ve BAE'nin yanı sıra 2000'li yıllarda doğalgaz ihracatı sayesinde zenginleşen Katar'ın birçok ülkede yatırım yaptıkları bilinmektedir. Buna ek olarak özellikle Suudi Arabistan ve BAE uzun yıllardır Katar ise son yıllarda başta bölge ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye parasal yardım sağlamaktadır. Çalışmada esas olarak 2000'li yıllardan itibaren uluslararası arenada ve özellikle de bölgelerinde nüfuzları artan bu üç ülkenin yükselişinde bu sermaye güçlerinin etkili olup olmadığını konu edinmektedir. Bu doğrultuda tezin iki temel araştırma sorusu bulunmaktadır. İlk olarak bu devletler sermaye güçlerini politik bir araç olarak kullanmakta mıdır? İkinci soru ise yatırım ve yardımlarla diğer ülkelerde değerlendirilen bu sermayenin politik bir etkinliği bulunmakta mıdır? Araştırmada bu sorulara neo-liberal uluslararası ilişkiler teorisinin güç unsurlarına ve ekonomik güç araçlarına dair yaklaşımı esas alınarak cevap aranmaktadır.

Birleşik Arap EmirlikleriKatarMilli güç+5
Abdüssamet Pulat
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Ortadoğu'da kurulan ittifaklar: Suriye, Yemen, Libya örneği (2011-2015)

Soğuk Savaş döneminin rekabet alanlarından biri olan Ortadoğu, 2010 yılında sistemik bir değişime maruz kalmıştır. 25 Aralık 1991'de SSCB'nin dağılmasının ardından gerek küresel sistemi gerekse rekabet alanlarını domine eden ABD, bu tarihten itibaren Ortadoğu'ya yönelik müdahaleci bir strateji izlemiştir. Washington yönetimi 2010 yılına gelindiğinde, mevcut stratejinin doğurduğu bölgesel krizlerin maliyetlerini üstlenmekten uzak duran yeni bir stratejiyi yürürlüğe sokmuştur. Bu değişim, küresel sistemin Ortadoğu'daki devletlerin davranışlarına olan etkisini nispeten zayıflatmış ve bölgesel güç dağılımını ön plana çıkarmıştır. Aktörlerin davranışlarında belirleyici bir unsur olan güç dağılımı, Ortadoğu söz konusu olunca ikiden fazla aktörün kabaca eşit güç kapasitesini ifade eden çok kutuplu bir görünüm sergilemektedir. Çok kutuplu bir sistemde devletlerin davranış kalıplarından biri olan ittifaklar, sistemik bir takım özellikler nedeniyle değişkenlik arz etmektedir. Bu çalışma, Ortadoğu'da 2010 yılında yaşanan sistemik değişimin bir sonucu olarak değişkenlik gösteren ittifakların arında yatan kaygının tespit edilmesini amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için çalışmanın ilk iki bölümünde ittifaklara, devletlerin davranışlarını belirleyen kaygılara, çok kutuplu sistemin devletlerin davranışlarına ve stratejilerine olan etkisine değinilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise öne sürülen argümanlar Suriye, Yemen ve Libya krizi üzerinden test edilmektedir. Bu tahlil gerçekleştirilirken kullanılan kaynaklara dair içerik analizi yapılmaktadır. Analiz sonucunda elde edilen bulgular ise şöyledir; Çok kutuplu sistemde devletler gayr-i resmi ittifaklar kurmaya meyillidirler. Anarşik çok kutuplu sistemde devletler kendilerini ittifaklar kurmaya iten kaygının tüm boyutlarına odaklanmaktadırlar. Devletler sistemik sınırların sunduğu stratejik esneklikten faydalanmaktadırlar. İttifakların kökeninde ideolojik dayanışma değil müşterek kaygı yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: İttifaklar, Tehdit Dengesi, Çok Kutuplu Sistem, Tehdit Algısı

Arap BaharıLibyaOrta Doğu politikası+7
Furkan Polat
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin AK Parti dönemi Filistin ve Hamas politikası

Türkiye Soğuk Savaş boyunca Batı bloğuna bağımlıydı. Bu süreç içinde milli güvenlik kaygıları nedeniyle pasif ve içe dönük bir politika izledi. Çevresindeki sorunlar, çatışmalar ve siyasi gerilimler karşısında içinde bulunduğu blok ile birlikte hareket etti. 2002 yılında Ak Partinin iktidar olmasıyla Türk dış politikasında önemli bir dönüşüm yaşandı. Türkiye, yaşadığı bu değişim sonucu Ortadoğu ülkeleri ve Batı'yla olan ilişkilerini yeniden düzenledi. İzlediği çok boyutlu ve aktif dış politika ile komşuları ile iyi ilişkiler içinde olmaya gayret gösterdi. Komşularla sıfır sorun politikası hedefiyle uyumlu olarak, bölgede yaşanan anlaşmazlıkların giderilmesi hususunda aktif rol oynamaya çalıştı. Çok boyutlu ve çok taraflı bölgesel ilişkiler çerçevesinde bir dış politika yürüten Türkiye, Ortadoğu'nun başlıca meselesi olan İsrail-Filistin çatışmasının çözümü noktasında da girişimlerde bulundu. Denge politikası izleyerek taraflar arasında arabuluculuk rolünü üstlendi. Türkiye'nin genelde Ortadoğu, özelde Filistin meselesine yaklaşımı önemlidir. Çalışmanın esas konusu Ak Parti iktidarının Filistin meselesine bakış açısını anlamaya çalışmaktır. Çalışmayı Ak Parti dönemi ile sınırlı tutmamızın nedeni Türkiye'nin Ak parti iktidarıyla birlikte Filistin - İsrail meselesi ile daha yakından ilgilenmesidir. Ayrıca, çalışma içinde Türkiye'nin Filistin ve Hamas politikalarını etkileyen faktörler ele alınmaya çalışılacaktır. Özellikle Ak Parti döneminde Filistin ve Hamas politikasının nasıl şekillendiğine dikkat çekilecektir.

Adalet ve Kalkınma PartisiFilistinHamas örgütü+4
Fatma Zehra Toçoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Karzai Döneminde Afganistan?İran ilişkileri

11 Eylül 2001 tarihinde Washington ve New York kentlerine gerçekleştirilmiş olan terör saldırılarından sonra ABD'nin başlatmış olduğu askeri harekât ve Taliban rejiminin yıkılmasından sonra başlayan ülkeye istikrar kazandırma, demokrasiyi tesis etmenin hedeflenmesi Afganistan'ın jeo-stratejik önemini artırmıştır.2001 yılından sonra Afganistan yönetiminde meydana gelen gelişmeler, İran ve Afganistan arasındaki ilişkilerini önemli bir konuma taşımıştır. Bu nedenle bu çalışmada ?Karzai Döneminde Afganistan?İran İlişkileri? konusu ele alınmıştır.Çalışmanın amacı, 2001 yılından sonra Afganistan yönetiminde meydana gelen değişmeler ve gelişmelerin ışığında, Afgan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai Döneminde Afganistan ?İran İlişkilerinin incelenmesidir.Bu amaç doğrultusunda hazırlanan çalışmada ilk olarak İran ve Afganistan arasındaki ilişkileri belirleyen faktörler ele alınmıştır. Bu çerçevede tarihi, kültürel, ideolojik, ekonomik, güvenlik ve dış faktörler alt başlıklar halinde ele alınmıştır. Daha sonra, Karzai öncesi dönemde Afganistan-İran ilişkileri tarihsel bir perspektifte ele alınmıştır. Çalışmada son olarak Karzai döneminde Afganistan-İran ilişkileri farklı boyutlar (siyasi, güvenlik, askeri, ekonomik, kültürel) dikkate alınarak irdelenmiştir.Çalışmada, dünya politikasında önemli yere sahip olan Afganistan'ın komşusu İran ile ilişkilerinin nasıl geliştiği, Afganistan ile İran arasındaki ilişkileri belirleyen faktörlerin neler olduğu, Hamid Karzai öncesi ve sonrası dönemde meydana gelen gelişmeler ve bunun Afganistan politikasına nasıl yansıdığı sorularına cevap aranmaya çalışılmıştır.

AfganistanKarzai, HamidUluslararası ilişkiler+1
Jahadkhil Jauhari
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00

Other supervisors