Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Kubat

15 theses · İnönü University

Master'sOpen AccessTR

İtikadî mezheplerin kadın algısı

İnsanın tarih sahnesine çıkmasından itibaren kadın konusu bütün toplumlarda, dinlerde ve mezheplerde tartışma konusu olmuştur. Günümüzde İslâm anlayışına yö neltilen eleştirilerin önemli bir kısmı, dinin kadın üzerinden algılanması ve yorumlan masıyla ilişkilidir. Her mezhebin itikadî ve fıkhî alanlarda kadına dair farklı kabulleri bulunmasına rağmen, bu çoğul yapı çoğu zaman göz ardı edilmekte ve İslâm dini, ka dın konusunda tekil ve indirgemeci bir bakış açısıyla eleştirilmektedir. Günümüzde de devam eden bu eleştiriler, ağırlıklı olarak sosyal hayat ve dinî yorumlar etrafında şe killenmektedir. Bu tezin yazılmasına zemin hazırlayan temel unsur, İslâm dinine atfedilen ve kadın konusunda ortaya çıkan yanlış uygulama ve yorumların tarihsel süreç içerisinde nasıl oluştuğunu ortaya koyma ihtiyacıdır. Bu bağlamda, kadın konusu ilahi dinler, itikadî İslâm mezhepleri ve çağdaş İslâmi akımlar çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışma, İslam düşüncesindeki kadın algısının sadece nasslara (Kur'an ve Sünnet) değil, aynı zamanda müfessir ve kelamcıların içinde bulundukları tarihsel, kültürel ve toplumsal çevreye dayandığını ortaya koymaktadır. Mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları, İslam'ın kadına yönelik yaklaşımının tek tip bir yapıdan ziyade, yorumlanmaya açık ve dinamik bir karakter taşıdığını göstermektedir.

Saniye Levent
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Moonculuk ve Opus Dei tarikatları -benzerlikler ve farklılıklar-

XX. yüzyıla gelindiğinde yaşanan teknolojik ve bilimsel ilerlemelerden din olgusu da etkilenmiştir. Bu ilerlemelerin yanı sıra bu yüzyılda belirgin bir şekilde ortaya çıkan "sekülerizm anlayışı" da bu hareketlerin ortaya çıkışını tetiklemiştir. Genellikle Tanrı tarafından kendisine görev verildiğini iddia eden karizmatik liderlere sahip olan bu hareketler geleneksel dinlere kafa tutmuş, onlardan büsbütün bir kopuş sergilemeden insanlığa yeni bir mesaj ve yeni bir yaşam tarzı sunmaya çalışmıştır. Moonculuk, 1954 yılında Protestan Hıristiyanlık ve Uzak Doğu din ve felsefelerinin (özellikle Ying Yang ve Konfüçyanizm) bir sentezi olarak Güney Kore'de kurulan bir dini akımdır. Akım merkezi daha sonra ABD'ye taşınmıştır. Kaynak olarak kendisine Kitab-ı Mukaddes'i edinse de akımın kurucusu olan Sun Myung Moon, tanrıdan kendisine vahyedildiğini iddia ettiği öğretilerden oluşan Divine Principle( İlahi İlke)'yi ortaya koymuştur. Divine Principle, akımın ana kitabı olmuştur. Akımın temel ilkesi Divine Principle'de de geçtiği gibi bütün insanlığı kapsayan, tek millet ve tek dile dayalı ortak bir kültür oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirmek için akım dünya genelinde çalışmalarını yürütmektedir. Opus Dei, 1928 yılında Josemaria Escriva tarafından Madrid'de kurulan Katolik Kilisesi'ne bağlı şahsi bir piskoposluktur. Opus Dei'nin temel ilkesi bütün Hristiyanları muhatap alarak bütün sosyal sınıflarda bulunan Hristiyanlara kendi inançlarına göre bir hayat tarzı sağlamak ve dindarlaşma olgusunu her kesimde gerçekleştirme olarak ifade edilebilir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde Moonculuğun kuruluşunu; bu akımın inanç esas ve öğretilerini, ikinci bölümde Opus Dei tarikatını ve son bölümde ise verilerin bizlere sunduğu imkân çerçevesinde bu iki dini hareketin benzerlikler ve farklılıklarını ortaya koymaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Moonculuk, Opus Dei, Sun Myung Moon, Josemaria Ecsriva, Hıristiyanlık

Dini akımlarDini hareketlerEcsriva, Josemaria+5
Emrah Sönmez
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlılarda selefî bir hareket: Kadızâdeliler

Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılında yaşamış olan Kadızâde Mehmed Efendi ve selefi perspektife sahip olan Kadızâdeliler Hareketi'ni incelemeyi hedeflemektedir. Etkileri XVII. yüzyıl boyunca devam etmiş olan bu hareket Osmanlı Devleti'ni siyasi, sosyal ve dini açılardan etkilemiştir. Çalışma ile Kadızâdeliler Hareketi'nin ortaya çıkmasına sebep olan ekonomik, siyasi, coğrafi ve dini fikirler incelenmiş; akabinde Kadızâdeliler Hareketi'nin tarihsel süreci ve gelişimi ele alınmıştır. Kadızâdeliler Hareketi'nin lideri konumunda olan şahsiyetler ayrı ayrı incelenerek bu şahsiyetlerin fikrî liderliğinde gündeme getirilen konular irdelenmiştir. Kadızâdeliler Hareketi'nin görüşlerinden, itikadi yorumlarından, tasavvuf ehline olan yaklaşımlarından hareketle Selefi düşünce sistemine ait bir hareket oldukları vurgulanmıştır. Selefiliğin hararetle tartışıldığı günümüz dünyasını göz önüne alırsak bu çalışmanın güncel bir mesele olduğu kendiliğinden anlaşılır. Buradan da hareketle çalışmamızda Kadızâdeliler Hareketi'nin mezhebi aidiyetlerini tespit etmek ve Kadızâdeliler Hareketi'ni Osmanlı Selefiliği olarak ortaya koymak hedeflenmiştir.

Kadızade Mehmed EfendiKadızadelilerMezhepler tarihi+4
İsmail Buğday
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Mezhebî taassubun hadis yorumuna etkisi

Taassub bir düşünce tarzı olmaktan çok bağlanma tarzıyla ilgili bir durumdur. Taassub her mezhep ve zümrede görülebilir. Hz. Peygamber'e ait olmayan sözlerin Hz. Peygamber'e isnad edilmesinin önemli sebeplerinden biri de mezhebî saik ve taassuplardır. Kaynağını dinden alan bir otoriteyi ifade etmesi sebebiyle hadis ve sünnet; idareciler, mezhepler ve çeşitli zümreler tarafından suistimal edilmeye çalışılmıştır. Bazı mezhep mensupları taassubun etkisiyle mezheplerinin görüşlerini hadislerle desteklemeye çalışmışlar ve hadis uydurmaya tevessül etmişlerdir. Bu faaliyetlerin sonuçlarından olarak bazı mezheplerin Hz. Peygamber'in diliyle kötülendiği rivayetler hadis literatüründe yerini almıştır. Mezhebî taassubun etkisiyle hadis uydurma, hadislerde tasarruflarda bulunma veya hadisi mezhebin görüşüne göre yorumlama hadis edebiyatının oluşmasında ve gelişmesinde önemli faktörlerdendir. Mezhebini takviye için hadis uydurma vakıası umumen kabul edilen bir olgudur. Hz. Peygamber'in vefatından sonra siyasî, fikrî ve içtimaî neredeyse her türlü olay, hadislerle de ifadesini bulmuştur. Böylece hadisler fikir tartışmalarının hem en nüfuzlu silahı hem de aynası olmuştur. Hadis edebiyatının ve klasiklerinin oluşumunda ve içeriğinde mezhep etkisi açıktır. II. asrın ortalarında hadis taraftarları ile Ehl-i re'y, kelâmcılar arasında gelişen ve netameli hale dönüşen ihtilaf, III. asrın başında mihne olaylarıyla en şiddetli şekliyle zirveye ulaşmış, bu durum hadis müsannefâtının ve külliyatlarının oluşmasında kuvvetli bir sebep olmuştur. Hadisle ilgili sahaların birer ilim dalı haline gelip gelişmelerinde en büyük amillerden biri de Müslümanlar arasındaki cidal ve münakaşalardır. Hadis çalışmalarında fikrî cereyanların etkisi barizdir. Ehl-i re'y'e karşı reddiye faaliyeti, fıkıhta da hadisi, alternatif olarak ortaya koyma gayreti sistematik hadis tasnifinin başlamasında önemli bir etken olmuştur. Hadis literatürüne ait kitapların ekseriyeti Ehl-i re'y, Mu‛tezile, Cehmiyye, Mürcie ve Havâric mezheplerine karşı reddiye olma özelliği taşırlar. Bu reddiyeci tavırdan dolayı başta Buhârî olmak üzere Kütüb-i sitte, sahih rivayetleri derleme çalışması olmakla birlikte aynı zamanda dönemin tartışma konularını yorumlayıp Ehl-i hadis'in görüşlerini takviye eden, diğer mezhep ve zümrelerin görüşlerini reddeden, oldukça aktüel eserler olma özelliği taşırlar.

Ehl-i hadisHadisKütüb-i Sitte+5
Mehmet Çetinkaya
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tabdullah Azzâm ve cihâdî selefiliğin teşekkül süreci

Selefîlik, İslâmın ilk üç kuşağının inanç alanındaki görüşlerini olduğu gibi muhafaza etmeyi ilke edinen itikâdî/siyâsî nitelikli, İslâmî bir düşünce okuludur. Selefî düşünce, daha çok Ahmed b. Hanbel'in (ö. 241/855) kurucusu olduğu Hanbelî mezhebi içinde varlığını sürdürmüştür. Sünnet odaklı, itikâdî konularda te'vil karşıtı bu damar, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ile birlikte siyâsî iktidara ve düşünsel muhaliflerine karşı sert bir retorik kullanan, siyasal/toplumsal olaylarda insiyatif alarak iktidar ve topluma yön verme çabası içine giren bir ekol kimliğine bürünmüştür. Selefîlik, Muhammed b. Abdilvehhâb (ö. 1206/1792) ile birlikte İbn Teymiyye ve takipçilerinin benimsediği üslubun ötesine geçerek, tekfîr ve şiddeti birer mücâdele, ikna ve tebliğ mekanizması olarak kullanan bir ekol kimliğine bürünmüştür. Afganistan'ın 1979'da Sovyetler tarafından işgal edilmesi üzerine Filistinli bir akademisyen olan Dr. Abdullah Azzâm, (ö. 1989) bölgeye intikâl ederek Mektebu'l-Hıdemât li'l-Mücâhidîn'i (Mücahitlere Hizmet Bürosu) kurmuş ve Üsâme b. Ladin'in (ö. 2011) desteğini de alarak Selefî orijinli on binlerce gönüllünün bölgeye intikâlini sağlamıştır. Kendisini Selefî olarak tanımlayan Azzâm, söz konusu teşkilatın faaliyetleri aracılığıyla Selefîliğin evrildiği son aşama olan Cihâdî Selefîliğin fizikî alt yapısının, cihad hakkında kaleme aldığı eserler aracılığıyla da Cihâdî Selefîliğin fikrî alt yapısının temellerini atmıştır. Arapça bir sıfat terkîbi olan; "السلفية الجهادية/es-Selefiyyetü'l-Cihâdiyye", lugat itibariyle; "Cihatçı Selefîlik" manasına sahiptir. Terim manası ise; akîdevî boyutta Selefî öğretiyi, hareket metodu boyutunda cihad mefhumunu merkeze alan el-Kâide, DÂİŞ ve uzantıları tarafından temsil edilen modern İslâmî akımı ifade etmektedir. Azzâm'ın 1989 yılında öldürülmesinin ardından Üsâme b. Ladin'in Azzâm'ın temelleri attığı fizikî/beşerî alt yapıyı büyük ölçüde devralması sonrasında Cihâdî Selefîlik bir anlamda teşekkül sürecini tamamlamış, bir devleti olmayan ancak çok geniş bir tabanı ve etkinlik alanı olan küresel bir aktöre dönüşmüştür. Bu çalışmamızda Cihâdî Selefîliğin teşekkül sürecini, fikrî arka planını, temel hedef olarak da Azzâm'ın teori ve pratikleri itibariyle Cihâdî Selefîliğin teşekkül sürecinde oynadığı rolü ele almaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Selefîlik, Cihâdî Selefîlik, Cihad, Abdullah Azzâm

Azzam, AbdullahCihadMezhepler+2
Fevzi Çakmak
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fazlurrahman, modernizm ve tarihselcilik

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında İslâm âleminin gerilemeye başlamasıyla beraber Müslüman ilim ve fikir adamları bu kötü gidişatı engellemek amacıyla sosyal, siyasi dini alanlarda birtakım fikirler sundular. Fikir adamlarının bu çabalarının amacı Müslüman toplumun sorunlarını tespit etmek ve çözüme kavuşturmak suretiyle İslâm kurumlarını da eski ihtişamlı günlerine geri döndürmekti. İslâm toplumunu yeniden diriltme hareketlerinin bazıları şahsi olmaktan çıkarak organize hareketlere dönüştü. İşte İslâm modernizmi bu çabaların ürünlerinden biri olarak Müslümanların yaşadığı problemlere dinin ana kaynaklarına dayanarak çözümler bulma teziyle ortaya çıktı. Çağdaş İslâmi akımlardan biri olan modernizmin fikir babası Pakistanlı düşünür Fazlurrahman'dır. Fazlurrahman hem geleneksel hem de modern eğitim almış, İslâm toplumunun meselelerini yakından takip eden ve çözümler bulmaya çalışan yenilikçi bir akademisyendir. İslâm adlı eseriyle dikkatleri üzerine çekmiş, olumlu ve olumsuz eleştirilerin odağı haline gelmiştir. Fazlurrahman İslâm modernizmine giden yolu; ilk ihyacılık, yeni ihyacılık ve klasik modernizm diye üç basamakla anlatmıştır. Bu basamaklardan sonra ise en üst basamak olan ve Fazlurrahman'ın asıl "İslâm modernizmi" diye tanıttığı ve Kur'ân'a yaklaşımları açısından iki kola ayrılan metinselci modernizm ve tarihselci modernizm gelir. Metinselci modernistler Kur'ân âyetlerinin metin manalarının evrensel olduğunu ve güncel olaylara uyarlanabileceğini söylemişlerdir. Tarihselci modernistler ise Kur'ân'daki hükümleri anlayabilmek için mutlaka o tarihi dönemin şartlarını bilmek ve anlamak gerektiğini söylemişlerdir. Fazlurrahman ve fikirleriyle temellendirdiği İslâm modernizmi düşüncesi birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Eleştirilerin özünü İslâm modernizminin sağlam bir fikrî temele dayanmadığı tezi oluşturur. İslâm modernizminin Batı kaynaklı olduğu ve fikirlerini İslâm'ı yıpratmak isteyen çevrelerden aldığı İslâm modernizmine en çok yöneltilen eleştirilerdendir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde Fazlurrahman'ın kısa hayat öyküsü ve fikirleri, ikinci bölümde Batı'da modernizm kavramı ile İslâm modernizmi, üçüncü bölümde İslâm modernizminin iki kolu olan metinselci modernizm ve tarihselci modernizm, dördüncü bölümde ise Fazlurrahman'a, modernizme ve tarihselciliğe yönelik eleştiriler anlatılmıştır. Anahtar kelimeler: Modernizm, Fazlurrahman, İslâm, Tarihselcilik, Kur'ân, Gelenek.

GeleneklerGelenekçilikKur'an-ı Kerim+4
Ceyda Tanrıtanır Akbulut
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hanbeliyye'nin Muattıla tanımlaması

İslâm düşünce tarihinde Cehmiyye ile gündeme gelen Allah'ın sıfatlarını inkâr etme eğilimi, Mu'tezile ile birlikte uç noktaya ulaşmıştır. Selef döneminde karşılaşılmayan bu düşünce biçimi, mezhepler tarafından tepki ile karşılanmıştır. Bu duruma karşı en sert tepkiyi ortaya koyanların başında Hanbelî mezhebi mensupları gelmektedir. Bunun sebebi, mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel'in Mihne olaylarında maruz kaldığı kötü muameledir. Ahmed b. Hanbel ve takipçileri, Allah'ın sıfatlarını inkâr etme düşüncesine karşı çıkmış ve bu yönde büyük bir reddiye geleneği oluşturmuşlardır. Başta Cehmiyye ve Mu'tezile ile kayıtlı olan bu reddiyeler, daha sonra Ehl-i Sünnet kelâmcılarını da içerisine alacak biçimde genişlemiştir. Yalnızca, Allah'ın sıfatlarını inkâr edenler için değil, Allah'ın herhangi bir isim veya sıfatını selef düşüncesinin aksine kabul eden kimseler için de "muattıla" kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, Hanbelî âlimlerin Muattıla ile kimi ve neyi kastettiği üzerinde durulmuş; Hanbelî âlimlerinin başvurdukları ölçütlerin, mahiyet ve kapsamı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Ahmed bin HanbelAllah`ın sıfatlarıCehm bin Safvan+6
Mehmet Aydemir
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı-İran ilişkilerinde Caferiliğin rolü

Caferilik mezhebinin ortaya çıkışı ile ilgili olarak çeşitli tezler ortaya atılmaktadır. Bütün Şii mezheplerde hâkim olan ortak görüşe göre Hz. Ali halifeliğe nass ve tayin ile seçilmiştir ve imam kabul edilen kişiler masumdurlar. Hz. Ali oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile sıralı 9 torunu ihtiva eden on iki kişi imam olarak anılmış ve bu döneme de "imamlar dönemi" olarak adlandırılmıştır. On ikinci imamın kaybolması sonrası başlayan küçük gaybet döneminde (874-941) ilk olarak mezhebin fikrî temelleri atılmış ve mezhep mensupları "İsnâaşeriyye veya İmâmiyye" olarak anılmaya başlanmışlardır. Görevlendirilen dördüncü sefirin vefatı ile beraber küçük gaybet dönemi bitmiş ve büyük gaybet dönemi (941) başlamıştır. Büyük gaybetin başlamasından günümüze kadar Caferilik mezhebi çeşitli gelişmeler kaydetmiştir. Mezhebin yaygın olarak bulunduğu İran topraklarına ve Bağdat'a hâkim olan hânedanların gelişmeler üzerinde ciddi tesirleri olmuştur. Özellikle Safevîler döneminde Ahbarî bir fıkıh anlayışı hâkim olmuştur. Mezhep, Caferilik olarak anılmaya ilk Afşar Hânedanı hükümdarı Nadir Şah dönemi ile başlanmıştır. Afşarlar döneminde mezhep sadece isim değişikliğine gitmemiş aynı zamanda Ahbarî fıkıh anlayışından Usulî fıkıh anlayışına da dönüşüm yaşanmıştır. Bu çalışmanın amacı yaşanan bu dönüşüm aşamasındaki Osmanlı-Afşar ilişkilerini mercek altına almak ve sürece katkılarını irdelemektir. Şöyle ki, Nadir Şah toplumdaki mezhebî dönüşüm arzusunu iyi etüt etmiş, teknik olarak hazırlık yapmış ve bu dönüşümde dış destek almak için Osmanlı Devleti'nin yardımına müracaat etmiştir. Dönüşümden murat edilen en önemli hususlar ise Caferilik'in hak mezhep olarak kabul edilmesi ve Mekke'de rükün verilmesi olmuştur. Yapılan diplomatik müzakerelerde Nadir Şah'ın Caferilik'i dönüştürme projesine istenilen düzeyde siyasi destek çıkmamıştır. Ancak 1743 senesinde Necef'de yapılan ve aralarında Osmanlı Devleti yöneticilerinin de görevlendirdiği Sünnî âlimlerin de katıldığı ilmi istişarelerden Nadir Şah'ın düşüncesine ilmi destek çıkmış ve uzlaşma metni toplam 43 âlim tarafından imzalanmıştır. Yakın tarih âlimlerinin meseleye benzer şekilde açıklamalar yapmaları ve el Ezher şeyhlerinden Mahmûd Şeltût'un 1 Ekim 1958 tarihinde Caferiliğin hak mezhep olduğuna dair fetva vermesi ve akabinde Ezher'de bir Caferî fıkıh kürsüsünün kurulması tartışmanın bir süre daha devam edeceğini gözler önüne sermektedir.

CaferilikDinDin sosyolojisi+5
Melek Şener Erdoğan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmâmiyye Şîa'sında on iki imamın önemi

Şîa, arkadaş-taraftar anlamına gelen bir kelime olup daha sonrasında Hz. Muhammed'in vefat etmesiyle halifelik makamının "nass ve tayin" yoluyla Hz. Ali'nin hakkı olduğunu düşünen ve bu kurumu masum imamların devam ettirdiğini iddia eden grupların ortak adıdır. Genelde Şiîliğin bel kemiğini oluşturan "İmâmet nazariyesi" bu mezhep için önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Nass ve tayin ile günümüze kadar ulaşan imamların sayısını on iki şeklinde sınırlandıran İsnâaşeriyye, kişinin iman etmesini bu on iki imama inanmakla eşdeğer tutmuş hatta inanç sistemini bu husus üzerine inşa ederek fırka için ne denli önemli olduğunu göstermiştir. On iki imam prensibinin önemine vurgu yaptığımız çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmanın kapsamı, araştırmanın amacı ve önemi, araştırmanın yöntemlerine yer verdik. Birinci bölümde; Şiîlik kavramının anlamı, Şiîliğin teşekkül süreci ve Şiî fırkalar hakkında genel bir bilgi verdik. İkinci bölümde; Şiîlik ve bugün Şiîlik dendiği zaman umumiyetle akla gelen İmâmiye fırkasının temel doktrinini oluşturan "imâmet kurumu ve on iki imamın hayatına" yer verdik. Üçüncü bölümde; Şiî ekoller arasında belirgin özellikleri ile ön plana çıkan ve konumuzun ana fırkasını teşkil eden İmâmiye Şîa'sının isimlendirilmesine, teşekkül sürecine, inanç esaslarının neler olduğuna ve on iki imamın önemi konusunda bilgi verdik. Sonuç da, varlığını Hz. Peygamber'den öncesine götürüp imama olan ihtiyaçla beraber yeryüzünün hüccetsiz kalmayacağını aklî ve naklî delillerle ispat etmeye çalışan bu fırkanın kıyamet'e kadar bu sistemin devam edeceğini bunun da on iki imam vesilesiyle gerçekleşeceğini iddia etmiştir. Bu doğrultuda İmâmiyye'nin, Şîa'dan farklı olarak imâmet doktrinine imamların sayısını ve gaybet hususunu eklemiş olduğu neticesine vardık. Anahtar Kelimeler: Şiîlik, Şîa, İmâmiyye, İsnâaşeriyye, On iki imam, Gaybet.

Dinler tarihiMezheplerMezhepler tarihi+4
Hacer Fırat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Temel görüşleri bağlamında İbâdiyye-Mu'tezile ilişkisi

İbâdiyye ve Mu'tezile, Basra şehrinde teşekkül eden iki önemli düşünce ekolüdür. İbâdiyye ve Mu'tezile'nin beslendikleri insan kaynaklarının Basra'daki toplumsal konumu ile şehrin siyasi, sosyo-ekonomik, kültürel ve ilmî atmosferi her iki mezhebin temel konulardaki düşünce ve görüşlerinin sistematik hale gelmesinde başat rol oynamıştır. Basra'nın kendine has şartları nedeniyle dönemin siyasî konuları ve bu konulardan kaynaklı itikadî ve toplumsal meselelerde İbâdiyye ve Mu'tezile'nin görüşleri incelendiğinde ciddi anlamda benzerlikler olduğu hatta bazı konularda aynı görüşleri dile getirdikleri görülecektir. Aynı coğrafyada ve toplumsal-siyasal sorunlar içerisinde oluşan mezheplerin bazı konularda aynı/benzer fikirlere sahip olmaları ya da birbirleri ile görüş alış-verişinde bulunmaları normal karşılanacak bir durumdur. Fakat araştırma konumuz olan her iki mezhep arasında görüş benzerliğinin çokluğu dikkatimizi fazlasıyla üzerine çekmiştir. Bundan ötürü bizde çalışmamızda temel görüşleri bağlamında İbâdiyye-Mu'tezile ilişkisini, bu ilişkinin tezahür şeklini ve yönünü tespit etmeye ayrıca her iki mezhep arasındaki etkileşimi ortaya koymaya çalıştık. İbâdiyye ve Mu'tezile mezhepleri arasındaki ilişkiyi incelemek için siyasî, itikadî ve metodolojik konular bağlamında araştırmalarda bulunduk. Tarihsel süreci de dikkate alarak İbâdiyye ve Mu'tezile'nin görüşlerini mukayeseli olarak ele aldık. Böylelikle her iki ekol arasındaki fikirsel benzerliği ortaya koymaya gayret ettik.

Kur'an-ı KerimMezheplerMutezile+2
Mehmet Hanifi Yoldaş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Din görevlilerinin itikadî mezheplerin temel görüşleri ile ilgili bilgi düzeyleri ve tutumlarının belirlenmesi

Malatya il sınırları içinde görev yapan din görevlilerinin-vâiz, Kur'ân kursu öğreticisi, imam-hatip, müezzin-kayyım- itikâdî mezheplerin temel görüşleri ile ilgili bilgi düzeyleri ve tutumlarının belirlenmesi üzerine yapılmış bir alan araştırmasıdır. Çalışmamızın ilk bölümünde araştırmaya konu olan mezhepler ile İslâm mezhepler tarihi ilgili bazı kavramlar hakkında kısa açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde din konusu, din ile ilgili tarifler, dinî kurumsallaşması, diyanet ileri başkanlığı, din hizmetleri sınıfında görev yapan din görevlileri ile görev alanları ile alakalı bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi veri toplama aracı varsayımlar ve hipotezlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde sahada yapılan anketin bulguları tablolar halinde verilerek tablolar ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. Beşinci bölümde elde edilen bulguların analiz ve yorumları yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar daha önce yapılan araştırmalarla kıyaslanarak benzer ve karşıt noktalara değinilmiştir. Son bölümde araştırma boyunca elde edilen veriler neticesinde ulaşılan sonuçlar ve bir kısım önerilere yer verilmiştir. Araştırmada bu amacı gerçekleştirmek üzere betimsel tarama modeli tercih edilmiştir. Betimleyici tarama modelleri geçmişte, bugün ya da belli bir süreçte var olan olayları, durumları ve olguları ortaya koymaya yönelik yaklaşımlardır. Veri toplama aracı olarak da kişisel bilgi formu, bilgi düzeyi formu ve eğilim formu olmak üzere üç bölüm ile toplamda 71 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Veriler salgın hastalık sebebiyle uygulanan kısıtlamalardan dolayı Google anket uygulaması üzerinden toplanmıştır. Araştırma kapsamında 421 din görevlisi anket formunu doldurmuş, 20 anket formu önergede belirtilen şatlara uygun doldurulmadığından dikkate alınmamıştır. Araştırma sonucunda Din görevlileri itikadî mezheplerin temel görüşleri ile ilgili yeterli kitabi bir bilgiye sahip olmadıkları anlaşılmıştır. Din görevlilerinin eğitim süreçlerinden mezun olup, göreve başladıktan sonra İslâm Mezhepleri Tarihi başta olmak üzere kendi alanları ile ilgili bilgilerini güncelleyecek okumayla ilişkilerinin çok iyi bir durumda olmadığı ortaya çıkmıştır. Din görevlileri üzerine yapılan alan araştırmalarının çoğunda bulduğumuz sonucu destekler mahiyette sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Ayrıca araştırma sonucunda Eş'arî-Şâfiî geleneğe mensup din görevlilerinin bilgi düzeyleri Hanefî-Mâtürîdî geleneğe mensup olan din görevlilerine göre daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak din görevlileri itikadî mezheplerin temel görüşlerine ilişkin yeterli kitabi bilgiye sahip olmadıkları halde mezheplerin eğilimleri konusunda çok sıra dışı olan, bu coğrafyaya ait olmayan, katı ve tekfirci eğilimlere karşı olumlu bir katılım ortaya koymadıkları da görülmüştür. Eğitim düzeyi yükseldikçe bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Aynı şekilde eğitim düzeyi yükseldikçe mezheplerin temel görüşlerine ilişkin daha bilinçli ve bilgiye dayalı eğilimler ortaya konulduğu görülmüştür. Farklı statülerde görev yapan din görevlileri içerisinde vâiz olarak görev yapanların bilgi düzeylerinin din hizmetleri sınıfında görev yapan diğer görevlilere göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Mezhep, Diyanet İşleri Başkanlığı, Din hizmetleri, Vaaz ve irşat, Cami

Bilgi düzeyiDin görevlileriDin hizmetleri+7
Muhammed Emin Altın
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alevîlikte kadına atfedilen değer ve süreç içerisinde değişen kadın rolleri

Alevîlik kurumsallaşmasını Hacı Bektaş Veli ile sağlayan, yedi ozan ve yollarına hizmet eden diğer büyüklerinin deyişleri ile nefes bulan ve kendine has ritüelleri olan sentezi bir inançtır. On asır gibi uzun bir geçmişe sahip olan Alevîliğin tarihi temelleri ve gelişim süreci çok net değildir. Bunun sonucu olarak da farklı bakış açıları ve farklı Alevî uygulamaları ortaya çıkmıştır. Alevî geleneğinde, kendisine İslâm'ı referans alan Sünnî görüşten farklı olarak eski Türklerdeki örf adet ve inanışların da etkisi olduğu bilinmektedir. Bu etki Anadolu Alevîleri'nin İslâmiyet'i kabullerinden sonra da inanç ve kültür hayatına yön vermiştir. Nihayetinde Alevîler, İslâmî kabullerinin yanı sıra eski kültür ve inanışlarını da harmanlayarak öğretilerini oluşturmuşlardır. Öğretilerinin merkezde olduğu geleneksel yapı içinde, merkezden uzak, daha çok kırsal alanlarda varlığını devam ettirmeye çalışan Alevîler için 1950'li yıllar değişim ve dönüşümün başlangıcı olmuştur. Üzerlerinde merkezi otoritenin baskısı olmadan, kendi içerisinde samimi ama dışarıya karşı mesafeli olarak yaşayan Alevîler, kent merkezlerine yaptıkları göçlerle Alevî modernizmine kapı aralamışlardır. Artık Alevî öğretisi ile pratikler arasındaki uyumun izlenebileceği yerler kent merkezleri olmuştur. Özellikle Alevî kadınının, çok da alışık olmadığı kent ortamına uyum süreci, yeni toplum içerisinde ona yüklenen rollerle birlikte erkeğe karşı konumunun ne olduğu merak konusu olmuştur. Çünkü Alevî öğretisi denilince akla gelen konulardan birisi şüphesiz kadının Alevî inancındaki yeridir. Alevî inanç ve deyişlerinde herhangi bir şekilde kadın-erkek ayrımına rastlanmamaktadır. Aksine Alevîlikte 'kadın' söz konusu olduğunda bu eşitsizlik yerini daha makul bir görüşe bırakmaktadır. Alevî öğretisinde ana, bacı ve eş gibi hitaplarla karşımızda duran kadın toplumsal hayatta, bütün canlar karşısında ana, kocasının huzurunda eş ve eşinin haricindekilerle de kardeş olarak kabul edilmektedir. Alevîlikle ilgili kaynaklar irdelendiğinde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğu, kutsal kabul edilen Cem törenindeki hizmetlerin kadınlı erkekli beraber icrâ edildiği görülmektedir. Yine aynı şekilde Alevîlikte tek eşlilik esas olduğu için boşanmanın düşkünlük sebebi olduğu, miras taksiminde kadın erkek arasında ayrım yapılmadığı tespit edilmiştir. Alevîlikteki kadın ve erkeğe dair mevzu bahis olan bu kuralların eski Türk inanışlarıyla olan benzerliği ise gözlerden kaçmamaktadır. Öğretideki kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu iddiası çoğu araştırmacının dikkatini çekmiş, özellikle bu konu feminist araştırmacılar tarafından eleştirel bir bakışla ele alınmıştır. Araştırmalar sonucunda, Alevîlikte kadına verilen bu payenin, inananları arasında zaman, mekân ve kişilere bağlı olarak daralıp genişleyebildiği görülmüştür. Diğer bir sonuç, aslında görünürdeki eşitliğe rağmen Alevî kadınının ataerkil anlayıştan tamamen bağımsız ve her zeminde erkek ile eşit olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Bu açıdan bakıldığında günümüz Alevî topluluklarında önemini koruyan 'dedelik' makamının neredeyse çoğunluğunun erkekler tarafından temsil ediliyor olması, Alevî önderlerine bakıldığında kadınların yok denecek kadar az olması da bu tezleri güçlendirmektedir. Burada dikkat edilmesi ve belki de vazgeçilmesi gereken en önemli husus; ister günlük yaşamda isterse ritüellerinin icrâsında olsun, Alevî kadınını Sünnî kadınla kıyas yaparak, Alevî kadınının modern toplum içerisindeki yerini tayin etme çabalarının doğru olmadığıdır. Bu yöntem, gerçeği yansıtmadığı gibi Alevî kadınının ataerkillikten kaynaklanan sıkıntılarına da deva olmayacaktır. Konuya ışık tutabilmesi için gerek literatür gerekse alan araştırmalarının artması önem arz etmektedir.

AlevilerAlevilikCinsiyet rolleri+4
Dilek Aşcı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Abdülmelik B. Mervan dönemi mezhep hareketleri

Abdülmelik b. Mervan, İslâm Tarihinde derin izler bırakmış olan Emevî devletinin en dikkat çekici yöneticilerinden birisidir. Emevî Devleti'nin dağılma sürecine girdiği bir dönemde yönetime gelerek devleti eski gücüne getirmeyi başararak devletin ikinci kurucusu olmuştur. Abdülmelik b. Mervan yönetime geldiğinde İslâm Dünyasının önemli bir kısmı Abdullah b. Zübeyr'e biat etmişti. Emevîler çok küçük bir alana hâkimdi. Abdülmelik b. Mervan kısa sürede tüm İslâm Dünyasına hâkim olarak devlet kurumlarında önemli yenilikler yapmıştır. Orduyu güçlendirmiş, posta teşkilatını geliştirmiştir. İslâm Tarihinde ilk para bastıran kişi Abdülmelik b. Mervan olmuştur. Divanı Arapçalaştırması ve Kur'an-ı Kerim'in harekelenmesi bu dönemdeki önemli faaliyetlerden bazılarıdır. Abdülmelik b. Mervan dönemi Mezhepler Tarihi açısından da çok önemli bir dönemdir. Bu dönemde mezhepler daha çok siyasî hareket konumundadır. Bu dönemde mezheplerin gelişmiş bir Kelam sistemleri yoktur. Abdülmelik b. Mervan dönemi Mürcie mezhebinin ortaya çıktığı bir dönemdir. Müslümanlar arasında yaşanan savaşlar ve savaşların neticesinde Müslümanların karşı görüşte olanları kâfir ilan etmesine tepki olarak Mürcie mezhebi ortaya çıkmıştır. Abdülmelik b. Mervan dönemi aynı zamanda Hâricilerin fırkalara ayrıldığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde Hâricîler kendi aralarında ciddi görüş ayrılıklarına düşmüş ve bunun neticesinde fırkalara ayrılmıştır. Abdülmelik b. Mervan dönemi Şia açısında sakin bir dönem olmuştur. Önceki yıllarda yaşanan çatışmalar bu dönemde yaşanmamıştır. Bu dönemin sakin geçmesinde Şia'nın önderi konumundaki kişileri barışçı tavrının etkisi büyüktür. Bu dönem kader tartışmalarının yoğun yaşandığı bir dönem olmuştur. Emevî yönetimi icraatlarına yönelik tepkileri azaltmak için olayların Allah'ın takdiri olduğunu iddia etmiştir. Abdülmelik b. Mervan yaklaşık yirmi yıl süren iktidarında yaptıklarıyla İslâm Dünyasında derin izler bırakmış bir devlet adamı olmuştur. Anahtar kelimeler: Emevî, Abdülmelik b. Mervan, Mezhep, Haricîler, Mürcie, Şia.

Abdülmelik B. MervanMezheplerMezhepler tarihi+2
Abdurrahman Göksu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mihne sürecinde Basra ve Bağdat ekollerinin tutumları

Mu'tezile mezhebi İslâm düşünce tarihinin en önemli fikir hareketlerinden biri olup İslâm düşüncesinde derin izler bırakan bir mezheptir. Ortaya çıktığı dönemden itibaren mezhebin ileri gelenleri, İslâm'da akılcı düşünceyi temsil etmiş, ortaya koydukları fikirlerle hem kendi dönemlerinde hem de sonraki dönemlerde ciddi etkiler bırakmışlardır. Mu'tezile, temel ilkelerini "usul-î hamse/beş esas" şeklinde tespit eden, kelâmî, felsefi meseleler üzerinde yoğunlaşan ve bu meselelerin çözümlenmesinde ortaya koyduğu akılcı tavırla dikkat çeken bir mezheptir. Bünyesinde farklı fikirlere sahip birçok renkli sima barındıran Mu'tezile, genelde Basra ve Bağdat ekolleri adı altında ikiye ayrılır. İ'tizâl fikri ilk olarak Basra'da ortaya çıkmasına rağmen zamanla Bişr b. Mu'temir (ö. 210/825) tarafından Bağdat'a taşınmış ve Bağdat ekolü oluşturulmuştur. Mu'tezile'nin tarihinde en önemli dönem ve kırılma noktası kuşkusuz Mihne olaylarıdır. Mihne olayları ile ilgili genel kanaat, Mu'tezile'nin bu süreçte aktif rol aldığı şeklindedir. Elbette bu, aydınlatılması gereken bir düşüncedir. Aslında Mihne sürecinin başlamasında ve sürdürülmesinde aktif rol alanlar Mu'tezile'nin Bağdat ekolüne bağlı âlimlerlerdir. Ayrıca Bağdat ekolünden kimileri ise siyasetten uzak durulması gerektiği fikrindedirler. Basra ekolünden bir takım simalar da o dönemde saray çevresi ile içli dışlı olmuşlarsa da Mihne sürecinde bunların herhangi bir etki ve katkılarından söz edilemez. Her ne kadar Halife Mütevekkil ve sonraki dönemlerde Mihne uygulamalarının faturası hep Mu'tezile'ye çıkarılmışsa da bu tarihi gerçeklerle tam olarak bağdaşmayan bir düşüncedir. Tüm bunlar dikkate alındığında Mihne sürecinde hem Basra hem de Bağdat ekollerinin Mihne uygulamaları, siyasetle münasebetleri ve imâmet konularından birbirilerinden farklı düşündükleri ve takındıkları tavırların da farklı olduğu görülecektir.

Bağdat Dil EkolüDini hareketlerIrak-Basra+7
Mehmet Hanifi Yoldaş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ateizmin İslam düşüncesindeki karşılığı: Dehriyye

Arapçada "mutlak zaman" anlamına gelen dehr kökünden türetilen Dehriyye kavramı, İslâm düşüncesinde ateist ve materyalist eğilimleri nitelemek için kullanılmaktadır. İslâm düşünce tarihi içerisinde Aristo felsefesini temel almış olan Meşşâiyye hareketi veya mistik tecrübeyi temel alan İşrâkiyye hareketi gibi sistemleşmiş bir Dehriyye akımının teşekkül etmemiş oluşu, bu konunun tarihi açıdan ele alınmasını zorlaştırmaktadır. İslâm tarihi içerisinde gelişen ilhâd hareketleri ve aldıkları şiddetli tepkiler Dehriyye kavramı için yapılmış olan tanımları yer yer genişletmiş ve sınırlarını belirsiz kılmıştır. Ayrıca inkâra yol açabileceği düşüncesiyle materyalist olmayan bazı görüşler de dehrî olarak kabul edilmiştir. Kaynaklarda ayırt edici bir Dehriyye tanımından ziyade bir kişiyi veya düşünceyi dehrî saymaya yetecek tanımlar bulunmaktadır. Çalışmamızda bu belirsizliği giderebilmek amacıyla öncelikle ateizm kavramına değinilmiştir. Daha sonra ateizmin tarihi, felsefe dönemlerine uygun biçimde Antik Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Modern Çağ olmak üzere dört başlık altında incelenmiştir. Ateizmi anlattıktan sonra Dehriyye ve dehrî kavramları, İslâm ve Pehlevî literatürlerine göre incelenmiştir. Dehrî kavramının klasik ve modern kaynaklarca nasıl ele alındığı incelenerek dehrî dini grup ve mezhepler tespit edilmiştir. Son olarak tespit edilen dini grup ve mezhepler hakkında, İslâm mezhepleri tarihi ilkelerine uygun olarak bilgiler verilmiş bu grupların Dehriyye ile ilişkilerine değinilmiştir.

AteizmDehriyyeDini gruplar+2
Fatma Zehra Hamamcı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors