Theses supervised by Prof. Tuğrul Emre Feyzoğlu
10 theses · Hacettepe University
Anime karakterlerinin seramik bünyelerde yorumlanması
Sanat çalışma raporunun birinci bölümünde; Animasyon ve animenin tanımı yapılarak anlatılmaktadır. Günümüz çizgi sinemasının başlangıçtan bugüne dek devamlılığının sağlanıyor olması, canlandırma sanatının en önemli görsel unsurlardan biri olduğunun sonucudur. Norman MCLAREN, Winsor MCCAY, Emile COHL'un canlandırma sinemasına yapmış oldukları yenilik ve katkılarından bahsedilen ikinci bölümde; Walt Disney ve karakterlerinin, Conan the Barbarian (Barbar Conan)'ın gelişim süreçleri ele alınmıştır. ''Animasyon ve Çizgi Filmin Türkiye' deki Tarihi Gelişimi'' adlı üçüncü bölümde; Türkiye' deki Animasyon sanatının gelişimine katkıda bulanan sanatçılar ve yapmış oldukları çalışmalar örnekler verilerek araştırılmıştır. ''Seramik/Animasyon ilişkisi ve çalışan sanatçılar'' adlı dördünce bölümde; canlandırma sanatını seramik form ve bünyelerden faydalanarak aktaran sanatçılardan bahsedilmiştir. Kişisel seramik uygulamalarının bulunduğu altıncı bölümde; üç boyutlu seramik figürler ile kullanılan kaidelerde çizgisel devamlılığa yer verilerek anlatılmak istenen yaşamsal döngü ve hikayeler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Animasyon, canlandırma, çizgi, devamlılık-tamamlama, seramik
Zoetrope algısının seramik form ve yüzeylerde yorumlanması
"Zoetrope Algısının Seramik Form ve Yüzeylerde Yorumlanması" isimli çalışmada iki bölüm yer almaktadır. Birinci Bölüm; Zoetrope (Yaşam Tekerleği)'nin tanımı, Zoetropenin nasıl çalıştığı ve Zoetropeye benzer türlerine yer verilmiştir ve Zoetrope (Yaşam Tekerleği)'nin bir parçası olan oyun, oyuncak konularına değinilmiştir. İkinci Bölüm; uygulamalar bölümünde ise, seramikten yapılmış, özgün çalışmalar olan kadın formları ve kadını anlatan nesneler üzerinde deneysel Zoetrope ve Opart'tan izler oluşturulmuştur. Bu konulara ek olarak düzen ve düzensizliğin meydana getirdiği hareketten bahsedilmiştir ve yanılsama kavramı içerisinde, diğer konular olarak yanılsamanın oluşum aşaması yer almaktadır. Yanılsamayı da içinde barındıran, Op-Art ve Kinetik Sanatın birbiriyle olan ilişkisi ve farklı sanatçıların da çalışmalarına yer verilerek anlatılmıştır.
Doğadaki jeolojik oluşumların dokusal özelliklerinin seramik form ve yüzeylerde yorumu
Bu çalışma, evrenin oluşmasıyla başlayan, bugüne kadar gelen süre içerisinde doğada var olan jeolojik yapılaşmalar ve bu yapılaşmalara ait dokuların seramik form ve yüzeylerdeki özgün yorumu konu edinmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, doğada bilinçlenen insanın etrafında görüp sezdiklerini yansıtmaya başlamasıyla doğan sanat kavramı üzerine görüşler sunulmuştur. Ayrıca insan bilincinin dışında doğanın dinamik yapısıyla biçim kazanan yeryüzü şekilleri ve bu şekillenmelere sebep olan etkenler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise, doğanın yüzyıllar içerisindeki değişimiyle birlikte canlı ve cansız varlık türlerindeki farklılaşmaları, doğada var olan dokuları tanıtan kaynaklar ele alınmış, bu alanda seramik, resim, heykel çalışan sanatçıların eserleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümde ise, evrenin oluşumuyla başlayan ve bugüne kadar gelen süre içinde doğada var olan jeolojik yapılaşmalar, bu yapılara ait dokuları konu edinen araştırmalar, gözleme ve düşünsel bir temele dayandırılarak ve plastik plastik bir kaygı da gözetilerek seramik form ve yüzeylerde sanatsal bir dille ifade edilmeye çalışılmıştır.
Fraktal geometri ile sanatsal pratikler
Fraktal'lar, 17. Yüzyıldan beri matematiksel araştırmalara konu olmuştur. Zaman içerisinde insanın doğayı algılama ve ele alış şekli değişiklik göstermeye başlamış, buna bağlı olarak "fraktal" 1980'lere yaklaşırken teori olarak netlik kazanan bir terim olmuştur. Doğa'nın sahip olduğu düzen içerisindeki karmaşayı açıklamaya yarayan Fraktal'lar, teknolojinin gelişimi ile matematiksel bir fikir olmanın yanında bir sanat formu olarak da görülmeye başlamış ve sanat alanında farklı disiplinlere konu olmuştur. Bu çalışma raporunda; doğa ve doğanın geometrik yapısını incelenerek, matematiksel anlatımda ortaya çıkardığı karmaşık fakat bir o kadar da çekici olan bu görsellik sanatsal açıdan ele alınmıştır. Doğadaki bu yapılar referans alınarak özgün seramik formlar ortaya konmuştur. Rapor üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde, Fraktal kavramı, yapısı, özellikleri ve doğa ile ilişkisi örneklerle ele alınmıştır. İkinci Bölümde, insan-doğa, doğa-sanat, sanat-matematik, konuları arasındaki ilişkiler incelenmiş ve örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü Bölümde ise, fraktal yapıların sanatsal yorumları seramik malzemesi özelinde araştırılarak kişisel uygulamalar yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Doğa, fraktal, geometri, sanat, seramik.
Yansıma kavramı üzerinden imgenin oluşumu
Sanat alanında derin bir şekilde irdelenen imge konusu, aslında insanın tüm yaşamsal faaliyetleri içinde farkında olmadan kullandığı bir olgudur. Bu nedenle, bu çalışma kapsamında imge; sadece sanat alanında değil aynı zamanda genel tanımlama ve anlamlandırmalarıyla da incelenmeye çalışılmıştır. Yüzyıllardır yapılmış olan farklı sanat tanımlarına bakıldığında, genel olarak imgenin, bir taklit veya bir benzetim olarak düşünüldüğü ve asıl olanın yansıması olduğu sonucuna varıldığı görülmektedir. O halde imgenin asıl olanın yansıması olması bağlamında, imgeyi tanımlayabilmek amacıyla ''yansıma'' kuramının da araştırılmasına gereksinim duyulmuştur. Bu çalışma raporunu oluşturan araştırmalar kapsamında, imge kavramını işleyen sanatsal faaliyetlerin yanı sıra, bu kapsamda insanın öğrenme sürecinin de önemli bir etken olduğu ortaya çıkmış ve bu süreç de araştırılmıştır. Günlük yaşamın içinden edinilen konuların sanatsal faaliyetlere yansıması, ilgili eserler üzerinde incelenmiş ve imgenin ele alınış biçiminin, özellikle yirminci yüzyılda ne gibi temalara yönelik farklılaştığı belirtilmiştir. Bunlara ek olarak, edinilen bilgilerin farklı açılardan edimleri, fotoğraf, seramik, cam ve karışık malzemeler kullanılarak yorumlanmıştır. Özellikle öğrenme sürecine etki ettiği yansımalar vasıtasıyla oluşturulan imgelerin, günümüze kadar nasıl değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır ki bu da sanat eğitimi alan öğrencilere daha özgün bir toplumsal bilinç kazandırmayı hedefleyebilir.
Ekolojik düşünce üzerinden Whitehead'in süreç kavramının sanatsal pratiklerle ilişkilendirilmesi
Tarihte ekolojik düşünce, tıpkı doğrudan sanat yapma eyleminde bulunmayan fakat onun nüvesini oluşturan primitif komün topluluklarının, doğayla birlikte uyumlu biçimde yaşamasından gelmektedir. Ancak doğaya yapılan yıkıcı müdahaleler, Sanayi Devrimi'nin gerçekleşmesi ve endüstri çağıyla birlikte bu düşünce tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Yine bu dönemlerde evrenin mekaniktistik görüş şekliyle algılanması ve doğaya olan yıkım boyutunun artmasından ötürü ekoloji biyolojiden bağımsız bir bilim olarak adlandırılmıştır. Bilim alanında gerçekleşen bu farkındalık, kendisini farklı alanlarda da göstermiştir. Plastik sanat alanının da etkilendiği bu hareket sonrası bir grup Amerikalı sanatçının Land Art hareketiyle doğa, teknik malzeme olarak tekrar kullanılmış ve ekolojik sanat hareketiyle de doğaya tekrar bir geri dönüş yaşanmıştır. Çalışmanın amacı, Whitehead'in süreç kavramıyla ekolojik düşünce kavramlarının tek bir kesişim noktası altında sanatsal çalışmalara uygulanmasıdır. Yaşamın bizzat kendisinde olan, doğadaki evrilen süreç anlayışı, Whitehead tarafından sistematik bir biçimde tekrar ele alınmıştır. Onun kurucularından biri olduğu süreç felsefesi, birçok disipline ışık tutmuş ve bu felsefeyle farklı bakış açıları geliştirilmiştir. Bu çalışmada Whitehead'in teolojik olarak geliştirdiği süreç kavramının sanat alanında araştırılacak ve uygulanacak olması nedeniyle, çalışmaya özgünlük kazandırması hedeflenmiştir. Çalışmada yararlanılacak teknik ve tematik çözümlemeler ile neticelenen sanat uygulamaları, diğer canlıların da katılımlarıyla süreç üzerinden ekololojik bir yaşam ortamı sunması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Whitehead süreç, ekoloji, kaos, iki kültür, küf, toprak altında 300 gün, eko mankenler.
İslam öncesi Türklerde kullanılan astral simgelerin çağdaş seramik sanatında yorumu
İlkel toplulukların inançları ve sanatları, kendilerini takip eden zamanlarda gelişecek olan kültürlerin, sanat ve inançları dışında, mitolojik oluşumlarına, efsanelerine ve simgesel tasvirlerine kaynaklık etmiştir. Asya, sadece Türkler için değil, uygarlık kurmuş birçok topluluk için, kültürlerin oluşumunu, birbirleriyle etkileşimini ve yayılmalarını sağlayan önemli coğrafi bölgelerden biridir. Araştırmacılar tarafından çeşitli bilgiler verilse de, Türklerin Çin'in kuzey batısında Altay dağları bölgesinden çıktıkları düşünülmektedir. Bu da Türklerin yaşadıkları bölgeden dolayı bozkır kültürü ile özdeşleşmesine sebep olmuştur. Göçebe ya da yarı-göçebe bozkır hayatı yaşayan İslam öncesi Türkler kendilerine has bir kültür oluşturmuşlardır. Bunu hem inanç sistemlerine, hem de sanatlarına yansıtmışlardır. Proto-Türklerden Asya Hunlarına ve daha sonra Göktürk ile Uygurlarla devam eden inanç sistemleri, değişikliklere ve çevresindeki kültürlerden etkilenmesine rağmen büyük oranda temelini korumuş ve çeşitlenmiştir. Bölgede birçok ortak efsane ve mitlerin oluşumuna sebep olan bu çeşitlenme sanat alanında da kendini çeşitli simgesel tasvirlerle göstermiştir. Bu çalışmada, İslam öncesi Türklerin inançları doğrultusunda oluşturdukları hayvan, ağaç, dağ, renk, sayı, mesken gibi unsurlarla ilgili simgelerden bahsedilmektedir. Özellikle gökle ilgili olan Astral simgeler ön planda olacaktır. Çalışmanın son bölümünde, bu simgelerin sanatta kullanılmasına ilişkin örnekler ve seramik uygulamalara yansımasına dair örnekler sunulacaktır.
Günümüz toplumsal hareketlerinin özgün seramik form ve yüzeylere yansıması
Çağlar boyunca sanat çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreç içinde çeşitli faktörlere bağlı olarak fikirsel ve biçimsel olarak değişim göstermiştir. Bu bağlamda toplumsal alanda yaşanan adaletsizliklere bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal hareket kavramı birçok alanda olduğu gibi sanat alanında da çeşitli değişikliklerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Birey olarak toplumsal alanda var olan sanatçının yaşanılan olaylara karşı sanat yoluyla bir duruş sergilemesi olağandır. Değişen toplumla birlikte sanat da kendine yeni bir alan oluşturmuştur. Toplumsal hareketlerin içinde sanatın konumu düşünüldüğünde, süreç öncesinde haber veren bir kimliğe bürünen, süreç içerisinde aktif rol oynayan ve süreç sonunda eleştiren ya da ön plana çıkaran görünüm sergiler. Bu çalışmada evrensel anlamda etkili olmuş bazı toplumsal hareketleri ele alarak bunların sanatçıları nasıl etkiledikleri ve çeşitli sanat dallarına olan etkilerine değinilerek seramik sanatına olan yansımaları detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması
Bu çalışmada yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması ele alınmıştır. Yuva ile ilgili seçilen formlar ve yüzeyler seramiğin ana malzemesi olan kilin de özellikleriyle birleşerek yeniden ve yalın bir biçimde yorumlanmıştır. Tezin birinci bölümünde yuva kavramının sözlük anlamı, genel anlamı ve doğada yuva kavramının anlamsal bütünlüğü, toplumlara ve Türk toplumuna göre yuva algısı açıklanmaya çalışılmış ve bir evin yuva olmasını sağlayan etmenler ifade edilmiştir. İkinci bölümde yuva kavramının sanattaki yeri, seramik sanatında yuva kavramının sanat nesneleriyle olan ilişkileri üzerinde durulmuş ve tarihsel gelişimi, değişimi ve bazı sanatsal alanlarda kullanımı incelenmiştir. Seramik sanatında yuva ifadesi başlığı altında, yuva ve yuvayı temsil eden nesnelerin sanatta var olması ele alınmıştır. Çalışmalara yuva ve seramik sanatı ilişkisini farklı açılardan ele alan yaklaşımlarla anlatılmıştır. Üçüncü bölüm yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması başlığı altında kişisel uygulamalara ayrılmıştır. Kişisel çalışmaların çıkış noktalarından, teknik ve yöntemlerinden bahsedilmiştir.
Seramik sanatında bilinçdışı anlatım
Bilinçdışı kavramının keşfinden günümüze, sanat, psikoloji ve felsefe alanları ile olan yakından ilişkisi ifade edilmiş, edebiyat ve sinemanın yanı sıra, resim ve seramik sanatına da yaratıcı bir yenilik getirdiği gözlenmiştir. Kavramın, Topografik Kişilik Kuramı'nın bir parçası olarak gündeme gelişi, zaman içerisindeki gelişimi, Modern ve Postmodern Sanat üzerinden okunabilmektedir. Bilinçdışının kökleri felsefede Hartmann'dan Nietzsche'ye, Psikolojide ise Freud'dan Lacan'a görüş ve teorileri ile incelenmiştir. 20. Yüzyılda sanat bilinçdışı ile paralellik gösteren bir biçimde değişmeye başlamıştır. Bu değişim önce Romantiklerde, oradan da Dışavurumcu ve Gerçeküstücülere ilerlemiş, sonraları ise Soyut Sanat ve Soyut Dışavurumcuların yapıtlarında, hiçbir estetik gelenekle ilişkilendirilmeyen, bilincin ağırlığından kurtulmuş, bilinçdışı öğeleri temsil etmişlerdir. Modern sanatta bilinçdışı, iç ve dış gerçeklik arasındaki ileri ve geri hareketlerden oluşan geçişlilik ile ilgili olarak görülmektedir. Postmodern Dönemde Donald Kuspit'in 'Sanatın Sonu' çalışmasında 'gerçeküstü kültü'nün, hayal gücünün yok edildiği ve sanatın sonunun geldiğine dair iddialarının, aynı zamanda Jean Boudrillard'ın 'simulakr' ve 'simülasyon' terimleri üzerinden sanatın gerçeğinin altının boşaltıldığı iddiası Çağdaş Sanat yapıtları üzerinden ve özgün seramik uygulamalar ile çözümlenmiştir. Bu noktada Rollo May bilinçdışı yaratıcılık, Hanna Segal'in bilinçdışının olumlanması ve çağdaş sanatta yıkıcılık, Lacan'ın yapısalcı yaklaşımı ve Fallus kavramı, en önemlisi de Freud'un içgüdü kuramı ve narsisist bileşenler ile ilgili çalışmaları, çağdaş sanat yapıtında bilinçdışının oynadığı rollere ışık tutmuşlardır. 1960 sonrası sanat ve estetiğin geçirdiği dönüşüm kapsamında gelişen bir sanat olarak seramik, bu dönüşümden payını almıştır. Bu çalışmada bilinçdışı ifade bakımından ele alınan çağdaş seramik yapıtların ve kişisel seramik uygulamaların, çağdaş sanat düşüncesinden ve sanatın güncelini yakalamaktan uzak olmadığı görülmektedir. Bu yapıtların her biri bilinçdışından kaynaklanan arzuları, yıkıcılığı, şiddeti ve ölüm güdüsünü içlerinde barındırmakta, tuhafın ve tekinsizliğin büyüsünde bir garip estetik ifadeyle bilinçdışının içerimlerini sunmaktadırlar.